Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 12 Haziran 2025 · 36:19
Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin, hakkı, hak bilip, hakkı yaşayan ve haykıran, batılı, batıl bilip, batılı karşı cihat eden kullarından eylesin, nerede Ümmet-i Muhammed'i zulmediliyorsa, kanı, namusu, şerefi, haysiyeti, toprakları, haksız ve hukuksuz bir şekilde ayaklar altına alınıyorsa, Cenab-ı Hak hepsinden de intikamını alsın.
Rabbim Ümmet-i Muhammed'i nerede zorluk çıkaran, sıkıntı çıkaran var ise, haksız, hukuksuz davranan var ise, Rabbim inşallah hepsinden de intikamımızı alsın. Ejimay, bir yerde ders yaptıran çavuş abimiz var, ama sizin de başka çavuş abimize, sen de orada ders yaptır. Peki bunu yaparken tavrımız ve tarzımız ne olmalı?
İki tane çavuş var, ikisi de sırayla ders yaptıracak, bunda bir sıkıntı yok. Burası makam, iki yeri değil, normalde iki tane çavuş varsa, ikisi de sırayla anlaşarak ders yaptıracaklar veyahut da birisi diyebilir, sen dersleri yaptır, ben sen olmadan zaman yaptırayım veyahut da kendi aralarında anlaşırlar, bir esma o okutur, bir esma o okutur veyahut da bir hafta o yaptırır, bir hafta o yaptırır. Bunda bir sıkıntı yok. Anda yaşamak nedir? Siz anda mı yaşıyorsunuz? Kudret yurdunda anda mı yaşanacak? Sufi anı yaşar. Bu sufilikte bir edeptir, adaptır, terbiyedir. Yani ne geçmişin karanlığından kaygıya düşer, ne de geleceğin karanlığından kaygıya düşer. Ne geçmiş onu Kur'an ve sünnete tabi olmaktan, Allah'ı sevmekten alıkoyar, ne de gelecek korkusu, kaygısı onu Kur'an ve sünnete tabi olmaktan, Allah'ı sevmekten alıkoyar.
Burada genelde Müslümanları yıkan gelecek kaygısıdır. Yani geçmişle alakalı da insanlar kendi kendilerini psikolojik olarak sararlar. Ben bugün bu günahı işledim, benim bu günahım affolmaz. Veyahut da ben dün şöyle şöyle şöyle hayat yaşıyordum, benim günahım affolmaz veya ben buradan toparlanmam gibisinden. Bu geçmiş kaygısıdır. Bu geçmiş kaygısı, dervişi tabiri caizse Müslümanı içinde kurt gibi yer bitirir. O yüzden Sufi, geçmişine tövbe eder, bir daha o işlere bulaşmaz. Tövbenin hakikati odur. Ve bir de zikrullah halakasına oturduysa, der ki benim geçmişimle alakalı bir işim kalmadı. Sufi, asıl Müslümanları bugün eriyip bitiren en önemli şey genel olarak çoğunluk gelecek kaygısıdır.
Ülkede de bu pompalanır. İslam ülkelerinde bir gelecek kaygısı vardır. Bizim ülkemizde bu daha fazladır. Yani normalde belli bir kesimin altında yaşayanlar, gelecekte nasıl bir hayat kurgulacaklar, bunun kaygısını yaşarlar. Dervişler de bundan etkilenirler. En az etkilenmesi gereken dervişler olmasına rağmen en fazla Müslümanlar ve dervişler etkilenir. Kendince, kendi kendisini bu ticaret yapanlar da daha fazladır. Normalde memurda, amirde çok yoktur. Memur çünkü memurdur, aylık maaşını bilir. Ay sonu geldiğinde maaşımı alacağım der. Ama esnaflarda gelecek kaygısı daha fazladır. Çünkü esnaf kendince düşünür, iş yapamazsam, iş olmazsa, yanlış yere bir mal verirsem, orada para kaptırırsam, çek kaptırırsam, şu şöyle olursa, bu böyle olursa, dükkan kirasını ödeyemezsem, evin kirasını ödeyemezsem, bu gelecek kaygısı şeylerde, esnafta daha fazla olur.
O yüzden derviş anı yaşar. Bu gelecek kaygısı eşler arasında olur. Bu adam beni yarın öbür gün boşar. Bu kadın beni yarın öbür gün boşar. Bu çocuklar beni gelecekte bakmazlar. Yüzüme de bakmazlar. Şöyle de olmaz, böyle de olmaz. Gelecek kaygısı insanı perperişan eder. Şeytanın vesvesesidir. O yüzden derviş anı yaşar. Yani kendince şöyle düşük, kurgular ya insanlar, kendince kurgular. Örnekleyeceğim şimdi. Yarın öbür gün Adnan şunu şöyle yapabilir. Ben şimdiden önlemimi alayım. Gelecek kaygısı bu. Şimdi bizim önceki zakirlerin bir kısmında bunu gördüm ben. Normalde birisine yetki vermiyor. Ona sorumluluk vermiyor. Kendince diyor ki, bu gelecekte zakirlik yapar şimdi bana. Veyahut da bu bir zakir olursa veya zakirlik yapmaya kalkarsa diye gelecek kaygısı güderlerdi kendince.
Ben de diyordum ki, ellemeyin millet hizmet etsin. Herkesi çavuş edin. Koştursun herkes, ne olacak bundan dedim de, birisi bana öle dedi. Dedi Mustafa kardeş, sen dedi Bursa'da herkese çavuşluk veriyorsun. Yarın öbür gün bunlar sana zakirlik yapar dedi. Yetişsinler de şeyhlik yapsınlar dedim ben de. Yani yetişsinler, şeyhlik yapsınlar. Biz de onlara müritlik yaparız. Bizim böyle bir derdimiz yok çünkü. Yani bu yetkiyi kullanmıyor. Bu tarikattaki veya sufi yolunda gelecek kaygısı. Birisi yetişirse benim makamıma oturursa, birisi güzel Kur'an-ı Kerim okursa, o Kur'an-ı Kerim okumasını başkasına verirse. Birisi şunu şöyle yapar da benim tahtım sallanırsa.
Bu dervişlikteki gelecek kaygısıdır. Allah muhafaza eylesin. Aşırı narsist biriyim. Sürekli her konuda kendimi haklı görüyorum. Bu durumda annemi çok üzüyorum. Bana dua eder misiniz? İkimize de Allah yardım etsin. Bende böyle narsist bir kişiliğim var. Hep ben haklıyım. Bende de bu narsizmden var. Bende yok değil. Hatta ben haklılığımı Kur'an'a, sünnete, imamların iştahına hele birisi karşımda haklıyım desin. Ben böyle felsefesini çıkarırım o işin. O yüzden sakın benim karşımda birisi ben haklıyım demezsin. Asıl narsist kişilik burada oturuyor. Tam narsistem. Bu gariplerim çekiyorlar beni 35 yıldan beri. Allah bizi affetsin.
Bu normalde bir kimse hakkı ve hakikati biliyorsa, hakkı ve hakikati söylemesi, hak ve hakikatte direnmesi, hak ve hakikatte inat etmesi cihattır. Ama yok bu hak ve hakikat değil de heva ve hevesinde inat ediyorsa, heva ve hevesinde bu böyle illaki ben haklıyım noktasında duruyorsa o zaman gerçekten cehennemliktir. Bunun içerisinde kibir vardır çünkü.
Bunun içerisinde kibir vardır. O kibir insanı cehenneme götürür. Bu eşler arasında erkeklerde daha fazla görülür genelde. Yani erkek ben haklıyım der böyle, diretir bir şey de. Haklı değildir halbuki narsist kişiliktendir o. Narsist kişiliklerin arkasında özgüvensiz kimlikler vardır, cehalet vardır. Onun başka bir gedi, başka bir açığı vardır.
Başka bir gedi açığını narsistlikten kapatmaya çalışır. Tabiri caizse onun arkasında kocaman bir delik vardır. O kocaman deliği narsistlikten kapatır. Kadınlarda da erkeklerde de vardır bu. Onun böyle tedavi edilmeyecek bir açığı vardır. Narsist kişiliklerin arkasında. Onlar o tedavi edilmeyecek olan açığını başka şeyle, böyle narsizmle kapatırlar. Allah muhafaza eylesin. Oysa Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin terbiyesi farklıdır. Onun terbiyesinde der ki, Haklı olsa dahi bir kimse tartışmayı terk ederse o ehli cennettir der. Haklı olduğu halde tartışmayı terk etti değil mi? Bu sufi aile akıdır. Tartışmayı terk etti. Eşi, çocukları, derviş kardeşleri, arkadaşları.
Öyle ya. Haklı bir konuda. Ama tartışmak istemiyor, geri çekiliyor. Karşısında kafir yok, münafık yok, mürted yok. Karşısında din düşmanı yok. Bunlara karşı ise direnilir. Hak ve hakikati anlatmak için. Hak ve hakikati ezdirmemek için. Ya eşin, eşine karşı neden öyle illaki haklıyım deyip de daha bastıracağım diye uğraşıyorsun? Hani cübbeli diyor ya, kadın ne uğraşıyorsun diyor. Eninde sonunda o haklı olacak diyor. İşin ona düşecek diyor. Tartışma diyor. Doğru bir yöntem. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem bile tartışmamış. Dama çıkmış. Üç gün damda yaşamış. Yani dördüncü gün Hazreti Öbübekür, Ömer, Osman hepsi de geliyorlar. Hani ne yapılması gerekiyorsa yapalım diye.
En son da ayet-i kerime iniyor da eşleri o zaman izaya geliyor. Ey Habibim istersen hepsini de boşa. Allah sana daha yenisini ve daha cedidini verecektir diye. Hazreti Ayşe annemiz de diyor, Allah diyor, Muhammed'i diyor, oldukça fazla sevindiriyor diyor her şeyinle. E şimdi hani eşler arasında gerek yok yani ben haklıyım diye diretmeye. Veyahut da işte çocuk anne babasına diretiyor, anne baba çocuğa diretiyor. Haklı ya illaki. Allah muhafaza eylesin. O yüzden narsizm insanın üzerinde var ise gerçekten psikolojik tedaviye ihtiyacı var o kimsenin. Bakın onun psikolojik, psikolojik tedaviye ihtiyacı var. Yani o eşine karşı, çocuklarına karşı hep o haklı vardır ya böyle despottu eski tabirde bunun adı.
Despot bir kimlik. O hiç hata yapmıyor. Hep haklı. Allah muhafaza eylesin. Allah'ın cemali ve Allah'ın veç'i arasındaki fark nedir? Allah'ın cemaliyle cemalleşmek ne demek? Allah'ı görmek mi demek? Yani normalde fark gören kimse farkta kalmıştır. Fark ehli olmuştur. Biz ben farklı görmüyorum bunların hiçbirisini. Bir kimse farklı görebilir ama benim için farklı yok. Cemalleşmek ne demek? Görmek mi diyor. Normalde Cenab-ı Hakk'ın cemal sıfatına mazhar olmak ya da cemal sıfatında fena olmak ya da cemal sıfatında beka olmak ve hatta cemal sıfatında ehadiyete ulaşmak. Biz bu İsrail'e beddua etmekle yanlış mı yapıyoruz?
İsrail'in bu korkak Müslümanları ortadan kaldırması için dua etsen daha mı iyi olur? Sen tecid-i iman tecid-i nikah tazele bu soruyu soran kimse Allah muhafaza eylesin. Bir kimse böyle bir dua edemez, böyle bir şeyi isteyemez, böyle bir şeyi düşünemez bile. Cehalet bu. Rabbim korusun inşallah. Yakın bir zamanda ev dersleri için isteyen istediğiyle birlikte ders yapabilir ama perşembe ve cumartesi günleri hariç. O günler derviş kardeşler üstadın dersini takip etsinler demiştiniz. Fakat cumartesi akşamı ev dersi yapan kardeşler izninize tabi olarak derslerine devam ediyorlar. E şimdi normalde ben bunu söylüyorum, perşembe ve cumartesi günlerine ders koymayın.
Arkadaşları serbest bırakın diyorum. Bazen normalde kadınlardan, erkeklerden telefon açanlar oluyor. İşte biz başka bir gün toplanamıyoruz. O gün ders yapabilir miyiz, zikir yapabilir miyiz? Şimdi bir kimseye, ben kendi nefsimden söyleyeyim. Yani biz burada toplanıyoruz, zikir yapabilir miyiz? Ben ona yapmayın diyemem. Yani Allah'ın zikrini yasaklayanlardan daha zalim kim olabilir? Ayet-i Kerime. Şimdi bazı şeyleri normalde arkadaşlar, derviş kardeşler veya yeni eski önemlidir. Yani normalde işte ben hani onlar böyle kendilerince böyle bir zikrular yapabilir miyiz? Yapabilirsiniz.
Bunu yasaklamak çünkü o şey değil, hani benim yapabileceğim bir şey değil. Şimdi bir de Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi Hazretleri beni zakirlik noktasında çok serbest bıraktı. Yani eski arkadaşlar şahittir buna. Hiç işimize karışmazdı bizim. Bursa'ya münhasırdı bu. Ve ben bayındırdakan da karışmıyordu. Ben ödemişteyken de karışmıyordu. Ben Bursa'ya götürdü kendisi beni. Bursa'da da karışmıyordu. Veyahut da benim gittiğim yerler vardı. Onlara, oraları da karışmıyordu. Ben oradaysam. Yani ben özgür bir şekilde tabiri caizse zakirlik yaptım. Bana neden bunu böyle yaptın? Böyle enderdir söylediği şeyler.
Yani öyle, o da böyle hani sorgulamak maksadıyla değil, öğrenmek maksadıyla. Hatta bir ara eski arkadaşlar hatırlarlar ben İsmail Hakkı Bursa'yı de hepiniz de çavuşsunuz dedim. Ders yaptırın, koşun, çalışın Allah yolunda bu manada söyledim. Bunu hemen Şeyh Efendi'ye yetiştirmişler. Burada bulunan herkesi çavuş yaptı. Hani olur mu böyle diye. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi Bursa'ya geldiğinde böyle hafif tebessümlü bir şekilde Mustafa Efendi. Oğlum o gece herkesi çavuş etmişsin dedi. Ettim efendim dedim. Ben de saklamıyorum. Çalışsınlar, koştursunlar efendim dedim. Hizmet etsinler dedim. Her mahallede zikrullah olsun. Her evde zikrullah olsun dedim. Alâ oğlum doğru düşünmüşsün dedi.
Şimdi benim icazetim oradan geliyor. Koşun kardeşler. Herkes evini, barkını zikrullahı açsın. Üç kişi, beş kişi, on kişi. Toplayın arkadaşlarınız. Ama yeni böyle dervişleri toplayacağım diye uğraşmayın. Mesela geçenlerde bizim Adnan geldi bayramda. Bizim evde ders yapılmış mı yasaklamışsınız diye. Bir üzüldüm, bir üzüldüm ona ben. Ya ben nasıl bir dersi yasaklarım? Kim benim adımdan böyle yalan söylüyor bunu? Çok üzüldüm. Yani ben Adnan'ın evinde yapılan dersi, zikrullahı yasaklayacağım. Yemin ediyorum çok üzüldüm. Bir de bir kimse bunu böyle söylerken, yani şeyhin ağzında yalan mı söylenir ya? Allah muhafaza eylesin.
Doğru değil bunlar. Ben bazılarının dersini alırım. Dersini aldığım halde derim ki sen zikrullaha devam et. Enderdir benim buraya gelişini yasakladığım insanlar. Bakın enderdir. Bir insanı zikrullah'tan yasaklamak demek, zikrullahı bıraktırmasına sebep olmak demek çok büyük bir facia benim için. Ben o yüzden derim sakın ha birinin zikrine engel olmayın. Birinin buraya gelmesine engel olmayın. Siz bir yanlış davranışta bulunursunuz, adam zikrullaha gelmez. Bunun vebali çok ağır. Veya o kimsenin günahını yüzüne çarpmak, eksikliğini yüzüne çarpmak, onun yüzüne çarparsın sen o esnada. O kendi kendine şöyle düşünür. Ben şimdi akşam oraya gideceğim. Onunla yine yüz yüze kalacağım.
Ben nasıl onun yüzüne bakacağım der. Gelmez derse nefsine uyar. O yüzden sakın ha. Ben bu konuda birisi bana dese ki. Bugün perşembede mi? Burada ders var. Hani sufi adabınca, bizim adabımızca ana dersi var. Bir kimse bana dese ki, biz perşembe günleri toplanacağız, burada ders yapacağız. Kardeş dergan, adabın, aykırı ama siz yapacaksanız yapın derim. Sebep, ben o kimselerinin zikrullarını yasaklayamam. Yok. O yüzden bana da sorarlar. Biz cumartesileri burada toplanıyoruz. Allah mübarek etsin, devam edin kardeşim. Orada bir kişi Allah dese sebep olacaksınız. Yasaklasam ne olacak? Kaç kişi toplanıyor orada? On kişi toplanıyor. E tamam, on kişi toplanıyorlar. On kişi Allah'ı zikrediyorlar.
Gönül arzu eder ki başka gün toplansınlar. Hani ola ki birkaç tanesi, hani der ki ya şeyhin sohbetine gideyim. Veya işte üstadın sohbetini dinleyeyim. E bundan da böyle, onu da oradan ayağını kesmek de vebal. Allah muhafaza eylesin. O yüzden asla ve asla ben normalde hiç kimsenin zikrine engel olmam. Yanlış bir şey olmadığı müddetçe de oradaki zikrullahı iptal etmem. Yani şimdi bu soru böyle gelince Adnan aklıma geldi. Allah razı olsun. O bayramda geldi dedi böyle böyle söylemişler dedi. Çok üzüldüm. Lütfen Allah rızası için. Mesela kız alışverişlerinde hani düğündü, nişandı, istemeydi. Bunlar da benim adımı kullanıyorlar. Ben bilsem de bilmesem de buna alışığım ben yıllardan beri.
Hani geliyor işte bana derler filancanın kızına bakmaya gideceğiz. Gidin bakın Allah muhafaza kesin derim. O öyle demez. Efendinin şeyi var, hükmü var. Hani biz bu kızı alacağız. Halbuki ben de bana derler tamam gidin bakın anlaşın görüşün. Benim bir hükmüm olmaz. Mesela bunu açık açıkça söyleyeyim ben. Ben hiçbir bay bayan arkadaşa bir şeyde hükmetmem. Evlenin demem. Bakın anlaşın, görüşün. Yani birbirinize uyuyorsa evlenin. Bu kadar basit. Allah bizi affetsin. O yüzden zikrullaha da karşı gelemem. Rabbim muhafaza eylesin. Dergahtaki bazı kardeşler sizin ayet hükmünce zikre engel olmamak için izin vermiş olabileceğinizi. Bu sebeple üstadımızın hükmünün geçerli olabileceğini söylüyorlar.
Her iki görüşte de niyetlerin halis olduğu bir zıtlık var gibi görünüyor. Ameller niyetlere göredir. Ama ben tekrar söyleyeyim. Ben hiç kimsenin zikrullahını yasaklamam. O yüzden yasaklamadığım için. Kardeşler bana bir. Şimdi mesela birisi telefon açsa. Biz cumartesileri toplanıyoruz. Zikrullah yapıyoruz dese Allah mübarek etsin derim. Tekrar söylüyorum bunu. Bu konuda yasak koymam. Soru 1. Her ne kadar hizmet güzel olsa da dervişin önceliği üstadına hizmet. Üstadının hükmüne itaat değil midir? Evet. Normalde bir kimse ne yaparsa yapsın. Üstadıyla alakalı. Üstadın adaf ve er kanuna. Üstadın hükmüne itaat edecek.
Soru 2. Bir taraf hükmünüze bir taraf izninize tabi oluyor. Doğrusu nedir? İkisi de doğru. Ya normalde şimdi tekrar bu konuda aynı şeyi devam ettireceğim. Benim hükmüm meydanda. Buna rağmen normalde bir kimse bu konuda benden izin istiyorsa ben hayır demem. Alınan izinler sadece kişileri mi bağlar bütün dervişleri mi bağlar? Yok. Normalde o kimse kendince 3-5 arkadaş evde toplanıyorlar herhangi bir bay bayan. Onlar normalde o kimse de evine ders açan kimse telefon açıyor bana. Diyor ki böyle böyle biz burada ondan sonra hani toplanıp ders yapacağız. Arkadaşlar kimisi çalışıyor diyor mesela örnek. Çalışan bayanlar var. Onların gündüz derslerini takip etmeleri zor oluyor.
Bu sefer gece toplanıyorlar. Veyahut da cumartesi pazar toplanıyorlar. Çalışan erkekler var. Onlar hafta içerisinde gidemiyorlar. Bu sefer hafta sonlarında toplanıyorlar. Bunun gibi. Ha bu konuda tekrar söyleyeceğim. Adaf bu ama bir kimse bana telefon açar söylerse ben hayır demem. Gürsü mahallesinde ders yaptırma yetkisi hangi çavuşadır? Edebine hangi çavuşun ders yaptırması uygundur? Oranın ilk çavuşu Murtaza. Murtaza derslere gidiyorsun değil mi oraya? Murtaza orada olduğu müddetçe Murtaza dersi yaptırır orada. Murtaza'nın olmadığı zamanlarda nerede? Çe? Evet. Direğin arkasında kalmış. Murtaza uğranı ilk çavuşu.
İlk göz ağrımız. Çavuş mahalle dersinde dervişleri devrana çıkarabilir mi? Yok. Devran zikri sadece üstada ve halifeye aittir. Kredi kartıyla kurban kesilir mi? Kesilir. Neden kesilmesin? Gusül abdesti almadan önce namaz abdesti almak. Neden sünnet? Sünnet Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri öyle yapmış. Zikirde devrana çıkmanın yararı ve artısı var mıdır? Varsa nedir? Devran ayrı bir zikrullah ritüeli. O yüzden büyük pirefendiler bunu bu zikrullahı böyle yapmışlar. Biz de öyle yapıyoruz. Büyük bir heyecan duyuyorum ben böyle kendimce devranda. O yüzden arkadaşların da devranda heyecan duyduklarını hissediyorum.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki İslam dininden itidat eden erkeği yeniden İslamiyet'e davet edin. Tövbe ederse kabul edin. Etmezse boynunu vurun. İslam dininden ayrılan kadını da yeniden İslamiyet'e davet edin. Kabul eder Müslüman olursa ne güzel. Aksi halde onu cariye olarak esir alın buyurulmuştur. Hadis-i Şerif'in manasını açıklayabilir misiniz? Hadis-i Şerif açık. Normalde çünkü dinden çıkan bir kimse cariye hükmüne girer İslam'da. Kadını öldürmüyor. Erkeği öldürüyor, kadını öldürmüyor. Pozitif ayrımcılık yapıyor. Gerçekten İslam dini normalde pozitif ayrımcıdır kadınlara karşı. Herkes erkeklerin pozitif ayrımcı olduğunu düşünür.
Değil, yani asıl pozitif ayrımcılık İslam'da kadınadır. Birçok hüküm vardır böyle. Hani kadın bu konuda öldürülmez, erkek öldürülür. Bu şeyde de aynı, dinden irtidat edenler için de aynı. Erkekler öldürürler, kadınlar cariye hükmüne girer. Yani normalde öldürülmez yani kadın. Geçmişte yaşadığım bazı diyalogları unutamıyorum. Hakkıma girildiğini düşünüyorum. Gidip konuşmalı mıyım yoksa zamanla önemsizleşmesini mi beklemeliyim? Geçmiş geçmiştir ya. Boş ver, yürü git, anı yaşa. Geçmişe takılma. Allah muhafaza eylesin. Büyük günahtan kurtulmak için ne tavsiye edersiniz? Terk et. Şöyle bir şey, ya bir günah ya, biz şimdi o günahtan kendi kendimize bundan nasıl kurtulacağız diye, kendi kendimize harap ediyoruz.
Ya bunun özel bir şeysi yok. Bıraktım diyeceksin, bıraktın. Bu kadar basit. Ya bu kadar basit mi? Çok basit. Bundan sonra yapmayacağım diyeceksin, bırakacaksın. Bırakamıyorsun, kendine ceza kes. Mesela ben bu günahı işledim de beş bin lira tasattuk edeceğim. İnsanların en çek vurulduğu yer şimdi. Nasıl basbayağı. Yetmedi, gene işledin beş bin liraya bastırdın, işledin on bin lirada. Ya bu zamanda Müslümanların canını acıtan para çünkü. Ha, Cavit Çağlar gibi yapmayın. Yani o normalde zamanın başbakanına yavşak dediydi. Onun para cezası verdiler. Para cezası verince dedi ki, tekrar yavşak diyorum dedi, alın parayı dedi.
Alın, bu para değil mi dedi. Böyle de yapmayın. Sonra o gitti, başbakan da onun elini öptü zaten. Demek ki adam doğru söylemiş. Bir de işin o tarafı var. Hadis-i Şerif'te Allah-u Teala'nın başınıza getirdiği amir ve hükümdarlara itaat etmenizi emrederim buyruluyor. Bu hadisi açıklayabilir misiniz? Başka bir hadis-i Şerif'te de Müslümanların itaat edeceği emir, iman ehli. Kur'an ve sünnete tabi olması gerekiyor. Kur'an ve sünnete tabi olmayan bir emir, Müslümanların emiri kabul edilmiyor. Yani Kur'an'ı kendisine kitap, sünnet ise neydi? Kendisine rehber, Hz. Muhammed-i Mustafa'yı kendisine peygamber olarak, o kimse buna iman edecek, din gününe, ahiret gününe iman edecek, kadere iman edecek, imani meselelere iman edecek ve bununla alakalı amel de edecek.
Böyle olursa o kimse Müslümanların emiri hükmüne giriyor. Eğer böyle değilse o kimse, Müslümanların emiri hükmünde değil. Yani Kur'an ve sünnette hükmederse Müslümanların emiri, Kur'an ve sünnete göre hükmetmezse o Müslümanların emiri sayılmıyor. Aileden sadece babanın kazancı var ise, babanın malı varsa, her aile efradı için her senede bir kurban ve bir atire kesmek lazımdır.
Hadisini nasıl anlamalıyız? Normalde o zaman böyle bir şey var. Eş ve çocukların malı mülkü yok. O zaman Hanefi'ye göre kim zekat veriyor? Baba. Eğer baba da zekata dahil değilse bir kurban kesilecek. O zaman Hane halkına niyet ederekten bir kurban kesilir. Bu da hadiste mevcut. Peygamber Efendimiz şöyle buyurdular. Kimin kesecek kurbanı varsa, zil-i çayının hilale girince kurbanını kesince kadar, saçından ve tırnaklarından hiçbir şey kesmesin. Hadiste tam ne anlatılmak istemiştir? Hanefiler buna çok, bunu böyle uygulamamışlar. Evet, malikiler, hanbeliler bunu uygulamışlar. Kurban kesecek olan kimseler son on gün normalde tırnak kesmemişler.
İşte koltuk ve kasık arası tıraş etmemişler. Saçlarını, sakallarını kesmemişler. Böyle bir bu hadis-i şerife binaen doğru. Böyle bir hadis-i şerif de var. Ama hanefiler bunu hani uygulanma noktasında çok şey yapmamışlar. Sıkı durmamışlar. Bu hadis-i şerife Allah affetsin. Ben çok öncesinden bilirim. Ben de bu hadis-i şerifin üzerine çok sıkı duranlardan değilim. Ondan sonra bir de hani insanın kendince bu zilhiccenin son on günü de olsa başka günler de olsa daha kuvvetli bir sünnet var ise insanlar o kuvvetli sünneti icra etmeye çalışırlar. Mesela benim için daha kuvvetli sünnettir bu. Ben toplum içindeyim.
İnsanlara bir İslam'ı dilimin döncüğünü de anlatmaya çalışıyorum. Bu noktada normalde bir Müslümanın bakımlı olması daha kuvvetli bir sünnet. Saçının, sakalının derli toplu olması. Tırnaklarının kesilip temiz olması. Vücudunun temiz olup gereksiz kokuların olmaması. Çünkü yaz mesela örneğin on gün koltuk altınızı tıraş etmediniz. Örneğin on gün etek tıraşı olmadınız. Yani evlisiniz. İşte bir erkek için veya bir kadın için de bunlar önemli temizlikler. Kuvvetli sünnet bunlar. Bakın kuvvetli sünnet. Mesela en az hiç olmazsa haftada bir gün cumaya koltuk altı ve kasık tıraşını olaraktan cumayı kılmak ve cumaya giderken gusletmek, kokulanmak, temiz elbiseler giymek, temiz bir şekilde cumaya gitmek kuvvetli sünnet.
Şimdi burada ders yapıyoruz. Kuvvetli sünnet. Örnekliyorum. Burada birisinin üzerinde farklı kokular olmaması lazım. Yanı başında o kimse senin kokundan tiksinmemesi lazım. Veya sohbet ediyorsunuz, sarmaşıyorsunuz birisiyle. Siz farklı kokular sizin üzerinizde olmaması lazım. Yani farklı vücut kokuları olmaması lazım. Yani hoş olmayacak vücut kokuları, hoş olmayacak ağız kokusunun olmaması lazım. Yani ekşi ekşi, küflü küflü kokmamak lazım. Bu daha kuvvetli bir sünnet. Okulda hocamız meleklerin hiçbirisinin cinsiyeti yoktur dedi. Dershanedeki hocamız dört büyük melek erkek, kalan tüm melekler kadındır dedi.
Meleklerin hiçbirisinin de cinsiyeti yoktur. O dershanedeki hocaya da Allah hidayet eylesin. Meleklerin üzerinde cinsiyet atfedilmez çünkü. Melekler cinsiyetsizdir. Rabbim bizleri affeyleseyle. Açıldım. Cenab-ı Hakk'a hamdü sena olsun. Duanızla Cenab-ı Hakk'ın merhametiyle, lütfuyla elhamdülillah açıldım. Şimdi sabaha kadar sohbet edebiliriz. Allah'ın izniyle sabaha kadar da ders yapabiliriz. Sonra ne olacak bilemeyiz. O ayrı mesela. Eftali zikr fâle mennehu lâ ilâ illâ illâ. Fatiha mâ salavata.
Hımmâ salli âlâ seyyidina muhammedin ve âlâ âli muhammed. Amin, ecmain, destur.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.