mustafaozbag.org

689. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 16 Mayıs 2025 · 58:08

Selamün aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin, hakkı, hak bilip, hakkı yaşayan, hakkı haykıran, batılı, batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, Nerde Müslümanlara zulmediliyorsa, nerde hukuksuz davranılıyorsa, nerde haksız davranılıyorsa, nerde kanını, şanını, şerefini, haysiyetini, namusunu, topraklarını, ayaklar altına alınıyorsa, Cenab-ı Hak hepsinde intikamını alsın,
Rabbim inşallah ümmet-i Muhammed'i bir beraber eylesin, diri eylesin, ümmet-i Muhammed'i yeniden bütün dünyaya hakim eylesin, Amin. Ecmay. Hem çaylarınız için, ben de kahvemi içeyim, hem de kafa dağılsın, varsa soru soracak olan sorsun. Selamun aleyküm efendim. Efendim eee had, haddini bilmek ne demektir? Had eee sınırınca istemek ne demektir efendim?
Haddini bilmek ne demektir? Onu anladım, bir daha bir şey söyledim. Haddince istemek. Haddince istemek. Eyvallah. Haddini bilmek, insanın kendisini bilmesiyle alakalı. Bir kimse nefsini bilirse, nefsini tanırsa, kendini bilirse haddini de bilir. Ama öbür türlü nefsini tanımayan, nefsini bilmeyen kimse haddini de bilmez. Nefsini ne kadar tanıdı, ne kadar bildi, o kadar da haddini bildi. Nefsini, kendisini tanı, nefisi dediği şey, burada insanın kendisiyle alakalı. Buradaki nefis, hani kötülükleri emreden nefis noktasında değil. Buradaki nefis, insanın bütünü. Yani bütün her şeyiyle beraber.
O yüzden, orada haddini bilmek, o kimse kendisini bilmesiyle alakalı. Kendisini ne kadar bildi, o kadar haddini bildi. Öbür türlü, hani normalde herkesin kendince bir haddi, hududu vardır. O kendi, kendisini bilmesiyle alakalıdır. Diğeri neydi? Haddince istemek. Haddince istemek. Öyle böyle olunca, normalde o kimse de kendisini biliyorsa, haddini de biliyor. Haddini bildiği için de, kendisince, haddince istiyor. Hz. Mevlana meslemesinde, sen bir saman çöpüsün, dağı kaldıramazsın ki, isterken diyor, usturuplu iste, edepli iste. O zaman bir kimse kendince, saman çöpü, saman çöpü ise, o zaman onun dağı kaldırması mümkün değil. Ama insanlar bu noktada, kendilerinin neye denk olduğunu, neye layık olduğunu farkında değil. Öyle olunca da, belki de denge olmayan şeyi istiyorlar, layığı olmayan şeyi istiyorlar.
Bu da o kimsenin kendisini bilmemesiyle alakalı. Kendisini bilmiş olsaydı, kendince kendisini neye layık olduğunu bilecekti. Efendim, Yusuf Suresi 23. Ayet-i Kerime, Estağfirullah, evinde bulunduğu kadın onunla birlikte olmak istedi. Kapıları iyice kilitledi. Haydi gel dedi. O da, ben Allah'a sığınırım dedi. Ayet-i Kerime devam ediyor ama izninizle ben buradaki, Arapça tabiri, me'azallah, bütün tefsirlerde, meallerde, sığınma olarak geçiyor. Korkarım demedi, Allah'tan beni cehenneme atar dedi, onu çok seviyorum, yapamam. Sığınmanın kaynağı, mahiyeti ve varmak istediği hedef nedir efendim?
Bu malum, Yusuf Aleyhisselam'ın kısasıyla alakalı. Yusuf Aleyhisselam'ın kısasında, malum o devlet erkanının hanımı, Yusuf'a göz koymuştu. Yusuf'a göz koydu, onu tabiri caizse bir tuzak kurdu. Onu odada, her tarafı kilitledi ve onu sıkıştırdı. Bu manada da, aslında Yusuf Aleyhisselam bir an böyle tam olarak red etmedi onu.
Kıssada asıl ve o kıssada benim en çok hoşuma giden yer, öyle söyleyeyim. O esnada, Yusuf Aleyhisselam bir an meyletti. Bir an meyledince, yine o Yusuf kıssasında başka ayet-i kerimede, delilimizi gördü diyor. O esnada, Yusuf Aleyhisselam'ı gördü. Ve Yusuf Aleyhisselam, dişleriyle parmağını ısırıp, sen ne yapıyorsun manasında Yusuf'u uyardı. Yusuf'u uyarmasıyla, Yusuf ben Allah'a sığınırım dedi. Ama buradaki ilk etapta Yakub'un manevi olarak Cenab-ı Hakk'ın izniyle onu uyarması var. O uyarıyı aldıktan sonra Yusuf Aleyhisselam dedi ki, hani ben ne yapıyorum, Allah'a sığınırım dedi.
Tabi burada şimdi Allah'tan korkarım demedi. Allah'a sığınırım dedi, sığınacağı en önemli, en yüce makama sığındı. Çünkü orada normalde sığınma olunca Cenab-ı Hakk kendisine sığınanları korur, muhafaza eder. Orada o kimse Allah korkusu veya Allah beni cehennemde azap eder. Şundan bundan dolayı değil, direkt Allah'la olan irtibatına alakalı ona sığındı. Ve insanlar genel itibariyle Allah'a sığınırlarsa Allah onları muhafaza eder. Cenab-ı Hakk kendi katından onları korur. Ve Yusuf Aleyhisselam'ı da kendi katından Cenab-ı Hakk korudu. O zaman karşımızda hepimiz nefis taşıyoruz, nefsimizin meyledeceği bir şey çıkabilir. Burada o kimse nefsimizin meyledeceği bir şey önümüze çıktığında Allah'a sığınmak en önemli oradaki vazifedir.
Yani o kimse Allah'a sığınacak. Normalde şimdi bazı hadis-i şeriflerde mesela yine kullarının ağzından ben Allah'tan korkarım sözü vardır. Ama Yusuf Aleyhisselam'ın sözü burada ben Allah'tan korkarım demiyor. Allah'a sığınırım diyor. Korkunun galebe çalmadığı, muhabbetin, sevginin ve yakınlaşmanın galebe çaldığı bir nokta orası. Allah'u alem. Doğrusunu Allah bilir. Bir soru daha sorabilir miyim? Telefona bakabilir miyim? İzniniz ayet-i kerimeyi bilmiyorum. Bakara Suresi 284. ayet-i kerime efendim. Göklerde ve yerdekilerin hepsi Allah'ındır. İçindekileri açığa vursanız da, gizleseniz de Allah ondan dolayı sizi hesaba çekecektir.
Sonra dilediğini affeder, dilediğini de azap eder. Allah her şeye kadirdir. Buhare'de geçen hadis-i şerifte de ümmetimin içinden geçen duygu ve düşüncelerden dolayı Allah onları sorunlu tutmaz. Hadisin bir başka rivayetinde yine ümmetimin içinden geçen duygu ve düşünceler eğer söze ve fiiliyata geçmezse Allah onları sorunlu tutmaz. Necm suresinde ayet-i kerimenin hangi ayet-i kerime sayısını bilmiyorum üstadım. İn huve illa vahyun yuha. Onun vazifesi sadece kendine vahy edileni vahyetmektir. Vahiyle ters mi düşüyor Peygamber Efendimiz burada? Başka bir ayet-i kerime var. Bu Bakara'daki ayetten başka bir ayet-i kerime daha var. Zaten Hz. Ali Efendimizin meşhur sözüdür ya nasuh ve mesuh meselesini bilmeyen konuşmasın hani ilim konuşmasın der.
Başka bir ayet-i kerimede Cenab-ı Hak bu ayet-i kerime geldikten sonra ashab bir feveran ediyor. O böyle bir feveran edince hani ne olacak bizim halimiz deyince bu hadis-i şerifleri Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor. Sebebin üzülü bu. Ama sonradan bir ayet-i kerime daha geliyor. O ayet-i kerimede de Cenab-ı Hak diyor ki sizin içinizden geçenlerden dolayı Allah sizi hesaba çekmez. Şimdi diyeceksin ki iki tane ayet var. Bunlar tenakuz. Hani birisinde diyor ki Allah sizin içinizden geçenlerden de hesaba çeker. Birisinde diyor ki ayet-i kerime bu da Allah sizin içinizden geçenlerden hesaba çekmez. Bunun bu fakir orta yolunu şöyle buldu. Yani normalde Allah sizin içinizden geçenlerden hesaba çekmez ve hadis-i şerifler avama ait.
Yani bir avam müslümanın içinden geçenlerden hesaba çekilmeyecek. Korkmasın. Fiiliyata dökmediği müddetçe hatta fıkıh kitaplarında geçer. Bir kimse niyet etse, meyhaneye girse, içmeye kalksa, içkiyi de getirse diyor masaya ve oradan geri dönse hem gittiği adım kadar hem de döndüğü adım kadar Allah ona sevap yazar. Çünkü o hani haramdan kendini uzaklaştırdı. Niyet etti, niyet etti, gitti, geri döndü. Hem gidiş adımına hem de dönüş adımına Cenab-ı Hak sevap yazdı. Ben hatta bazen sohbetlerde derim, bundan dolayı sakın ha böyle niyet edip de meyhaneye gideyim ben oradan da sevap kazanayım, oradan geri döneyim yapmayın derim. Şimdi bu bir şey insan haram işleyecek bilinçli bir şekilde haramdan uzaklaşmasıyla alakalı.
Ama öbür ayet-i kerimede hani normalde Allah sizin içinizden geçenlerden hesaba sormaz, bu avama ait. Öbürki has'a ait. Allah sizin içinizden geçenlerden hesaba sorar, bu haslarla alakalı. O içinden geçirmeyecek hiç kötülüğü. Çünkü içinden geçirmesi demek kalple alakalı. Kalbin amelidir. Senin kalbinden hiçbir kötülük geçmemeli. Senin kalbinden kötülük geçmezse kalbin tenvir oldu, temizlendi. Temizlenen bir kalp vücut da temizlendi, akıl da temizlendi. O kimsenin artık asla kötülük düşünmeyecek. Zaten bir kimse kötülük düşünmüyorsa onun kalbini Cenab-ı Hak ihata etmiş. Kötülük düşünmüyor çünkü. Kötülük düşünüyorsa bir kimse ve o kötülüğü icra etmemiş olsa dahi onun kalbi kararır. Kalp karardıkça bir müddet sonra icra eder o kötülüğü.
Şimdi bir kimse kötülük düşünüyor, icra etmedi. Bir daha kötülük düşündü, devamlı kötülük düşünüyor, icra etmiyor. Eyvallah biz ona günah işledi demiyoruz ama onun kalbi kararmaya başladı. Kötü düşündüğünden dolayı, bir müddet sonra o kötülüğü yapar. Çünkü kötülük kalpte onu yer etmeye başladı. Yerine getirmiyor ama yer ediyor. Mesela işte ben şunu gördüğümde şu lafı söyleyeceğim. Gördü, söylemedi. Ama içindeki hırs, kin, nefret devam ediyor. O lafı söyleyecek ona. Onunla bir türlü onu içinden atamıyor. Veyahut da bir haram işleyecek. O haramı kendince niyetlenmiş, o harama gidecek. Bir türlü gitmiyor, bir türlü olmuyor. Ama o haramı işleme onun kalbine oturdu gitmedi. Sonuçta o haramı işler. İşleme ihtimali fazla.
Öyle olunca evet sufiler içlerinden hani kalplerinden kötülük geçirmezler. Kalplerine bir kötülük gelirse hemen Allah'ı zikrederler, tövbe ederler. Kalplerine bir kötülük hayali indiği için. O yüzden bu ayet-i kerimenin, iki ayet-i kerimenin ortasını bu fakir böyle buldu. Doğrusunu Allah bilir. Son bir soru soralım mı? Sor. Neden? Son olsun. Teşekkür ederim. Evlilikteki ölçülerden bir tanesi de denklik. Yanlış bilmiyorsam efendim. Bu denkli, ikili ilişkilerimizde iş ilişkisi, sosyal çevre ilişkisi ve kendi dairemizde sufi, derviş ilişkiler içerisinde ölçü alabilir miyiz ve ölçü almalı mıyız? Yani ölçü alabilir ama kibirliliğe düşmediği müddetçe. Kibirliliğe düşerse sıkıntı.
Bir kimse buna ölçü alabilir ama Hz. Mevlana'nın ben her mecliste ağladım, her mecliste anlattım demesini de kenara bırakmayalım. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bunu günlük hayatında denkliğe gütseydi hiç kimse onunla konuşamazdı. O denklik gütmedi. O fakirle de konuştu, zenginle de konuştu, cebbar bir kimseyle de konuştu, mülayim bir kimseyle de konuştu. O yüzden onun da sünnet hisseniye göre normalde arkadaş seçimi veya dost seçiminde denklik buradaki söz konusu olmadı. Orada sadece bir kimse arkadaş olacaksa birisiyle denklikten mada takvayı öne tutarsa o ala olur. Yoksa çünkü herkesin ekonomik durumu aynı olmayabilir, herkesin ilmi durumu aynı olmayabilir, mesleki durumu aynı olmayabilir.
Öyle bir şey olunca o zaman normalde toplum içerisinde bir ayrışma olur. Veyahut da bir cemaat düşünün bu cemaat için içerisinde de ayrışma olur. Hani bazı cemaatler veya bazı tarikatlar böyle işte hani farklı düşünüyorlar. İşte belli meslek gruplarını belli yerlerde topluyorlar. Ne bileyim belli ekonomik grupta olanları belli yerlerde topluyorlar. Bu sünnete uygun bir davranış değil. Öyle olunca bir kimse tevazu sahip olacak. Kendince normalde bütün her kesimden arkadaşı dostu olmalı, nasihat edeceği, nasihat alacağı kimseler olmadı. Burada evlilikteki denkliği normal sosyal hayatta aramak çok bir sufi için uygun değil. Evlilikteki denklik de hukukla alakalıdır.
Yani nasıl hukukla alakalıdır? Yani bir kimse örnekliyorum. Bir erkek işte kendinden zengin bir kadına hani talip olma noktasında sıkıntı yaşayabilir. Denkliği değil çünkü. Veyahut da bir erkek örneğin eğitim durumu aynı seviyede değil ama eğitim durumu aynı seviyede olmamasına rağmen mesela işte kendinden daha eğitimli, kendinden daha fazla maaş alan, kendinden daha fazla sosyal hayatı daha düzgün olan bir kadına talip olabiliyor. Bunu normalde evet olabilir mi? Olabilir. Bunda bir aykırılık bir durum var mı? Yok. Ama denklik aranırsa ki Hanefiler bu konuda çok titizler. Denklik aranırsa o denkliği tutmuyor. Veyahut da kadınlar için de geçerli. Mesela bir kadın da bir bayan da hani kendi dengini aramıyor. O hayallerinin prensini bekliyor. Beyaz atlı olacak.
Gelecek pembe pancurlu evleri olacak işte. Öyle bir şey bekliyor. Oysa oradaki o denkliğe uyumayacağına da bakmıyor. O kimsenin denkliğe bakmaması kendini bilmemesiyle alakalı. Aslında denkliğe bakmaması biraz da kibir kokuyor onda. Yani o neden kibir kokuyor? Bu bana layık değil dediğinde orada kibir söz konusu oluyor. O yüzden evlilikteki denklikte de böyle temkinli davranmakta fayda var. Ama bugün için insanlar bunların ne ilmi olarak biliyorlar ne de böyle sohbetle hani bu mevzuları öğreniyorlar. Öyle olmayınca bir bakıyorsun ki işte bir erkek örnekliyorum çok zengin bir ailenin kızına talip oluyor. Veyahut da işte bir kadın işte çok zengin bir erkeğe talip oluyor.
Denkliğine bakmıyor. Veyahut da işte bazen bayanların sohbetinde diyorum bunu. Diyorum hani kadın talip oluyor işte zengin bir yere talip oluyor. İşte bir örnekliyorum bir düğüne gidecek bir toplantıya gidecek. Hani işte oraya gideceği kıyafeti yok veya orada giyeceği ayakkabısı yok. Örnekliyorum işte yani yollarda giyilmeyecek ayakkabıyı bazen ben dışarıda da görüyorum kadınları. Yani o ayakkabı yolda giyilmez benim eski mesleğim ya ayakkabıcılık. O ayakkabı düğün salonunda giyilecek bir ayakkabı ama onu giymiş çarşıda dolaşıyor kadın. Hani bu normalde onun bilmediğinden kaynaklanıyor. Yani o ayakkabının nerede giyileceğini bilmiyor. Yani o öyle olunca o gidiyor mesela işte denkliğini görmüyor.
Veyahut da bir kadın örnekliyorum işte dengi olmayan bir adama kendince aşık oluyor. Onu istiyor onunla evlenmek istiyor. Yani dengi değil onun o hani erkek bu noktada daha farklı bir kulvarda koşuyor. Böyle olunca veyahut da işte bir kimse az önce haddini bilmekle alakalıydı. Kendini bilmiyor haddini bilmiyor olmayacak bir kızı istiyor mesela oğluna veya kendine. Yani olacak bir şey değil olmayacak olan bir şey o böyle bir özgüven orada kibre mi dönüyor. Yoksa böyle bir hani o esnada akletmiyor onu. Normalde kendince dengi değil halbuki o aile olarak da değil hiçbir şey değil örnekliyorum. İşte zaman zaman karşılaşılıyor toplumda da karşılaşır insanlar. İşte örnekliyorum kız evi zengin kız evi oğlana bir damatlık alıyor 30 bin liraya 40 bin liraya 50 bin liraya.
Erkek normalde kıza bir elbise alacak 2 bin liralık 3 bin liralık elbise alacağım diye uğraşıyor. Bu normalde denklik değil. Eziliyor orada. Yani ama kadın talep etse. Mesela ekonomik olarak bakacak olursanız Hz. Hatice annemizle Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ekonomisi denk değil. Değil. Değil. O gün için Hz. Hatice annemiz Mekke'de, Kureyş'te kadınların içerisinde en zengini. Babası yok. Yani vefat etmiş. Annesi vefat etmiş. Bütün mal Hz. Hatice'de. Büyük sermaye eder Hz. Hatice annemiz. Bakın burada Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona talip olmuyor. Hz. Hatice annemiz ona talip oluyor.
Şimdi eğer ki çok böyle hani hali vakti yerinde bir bayan o zaman gider mesela bir hali vaktinde o kadar yerinde olmayan hani bir erkeğe talip olabilir. Bu sünnete aykırı değil. Yani erkek de ona şunu diyebilir. Benim seni ultra bir şekilde yaşatabilecek durumum yok. Benim mal varlığım bu, hayatım bu. Bunu kabul ediyorsan eyvallah kabul etti evlenilir. Öbür türlü de evlenilir. Yani normalde işte erkek gitti talip oldu bir kıza. Yani bunu da söyledi. Dedi ki benim hiçbir şeyim yok. Bu da olmayacak diye bir şey yok. Ama insanlar bu noktada evlenirlerken denkli hem kültürel olarak hem eğitim olarak hem ekonomik olarak hem dini olarak. Dini olarak da önemli. Hem de dini olarak denkli göz ardı etmemeli.
Yani örnekliyorum işte erkek derviş haftanın üç günü, dört günü, beş günü derse gidiyor. Denklik şimdi onun derse gitmesine müsamakar davranacak, ona seslenmeyecek dengi bir kız lazım. Sebep yani o derviş olursa o kız da veyahut da dervişliği bilirse bilecek adamın haftada üç dört günü dersi var. Eğer bunu bilmezse zaten sıkıntı. Yani adama o zaman telefon nerede kaldın beni burada yalnız mı bıraktın ben korkuyorum. Yani evlenince kadar korkmuyorlar. Evlenince korkuyorlar. Ben korkuyorum, tiril tiril titriyom bak şimdi. Annemi çağırdım, yok babamı çağırdım, yok amcamı çağırdım. Evde onlar şimdi. Sen yoksun. E bu çocuğa bir, iki, üç çocuk bu sefer dengesi bozuluyor.
Aynı şey bir erkek de işte evlenecek. İşte derviş bir kıza talip oluyor. İyi, ona söylüyor evlenmezden önce. Bak benim dersim var, şuyum var, buyum var. İyi, güzel, hatta kimisi de öyle diyor. Kızlar bana aktarıyorlar. Diyorlar ki ben zaten böyle bir şey istiyordum. Ben de derleneyim, toparlanayım. Ben de derse gelirim. Bir evleniyorlar. Kadına diyor ki sen nereye derse gönderiyorsun adama. E şimdi bir de bu tarafı var. Adam diyor ki kadına sen nereye derse gidiyorsun. Ne bu ikide birde ben bu kadar bilmiyordum. Ya sana bu kızcağız söyledi. Hatta kimisine diyorum ki ben. Benle önceden geliyorlardı işte görüşmeye. Diyordum bak bu kızın eğer ki derslerine laf söylersen.
Hani böyle zikirlerine, toplantılardan laf söylersen aranız bozulur. Ona rağmen yine laf söylüyorlar. O zaman dini denklik de lazım. Yani sadece ekonomik denklik, eğitim denklik, kültürel denklik veyahut da bunlar yetmiyor. Dini denklik de lazım. Mesela kültürel denklik denilince bu da farklı anlaşılıyor. Ailelerin kendilerine göre kültürleri var. Aile kültürü. Bunda da denklik lazım. Mesela aile kültürü. Örnekliyorum şimdi. Benim babam işte kayınpederin de hiç ben bir lokma yemek yediğini görmedim. Bayramdan bayrama gider bir kahve içer bayramlaşır kalkar. 15 dakika babamın bayramlaşması. Annemi bırakır orada bir saat verir.
Bir saat sonra gel der. Bir saat sonra annem döner. Bu şimdi bir aile kültürü. Şimdi normalde ben babamdan böyle görmüşüm ya. İşte örnekliyorum. Yani bunu o kimse ben sürdüreceğim dediğinde aile kültürü oluyor. Yani o normalde o aileye o zaman o aile kültürü de denk gelecek. Örnekliyorum. Şimdi bazı örnekliyorum işte. Kız babaları var. Kızını evlendirmiş. Hala daha onların evine karışacağım, damada karışacağım diye uğraşıyor. Her şeyine karışacağım diye uğraşıyor. Bu ama normalde hani aile kültürü. O alışmış aileden karışmaya. Şimdi örnekliyorum. O kıza talip olacak olan kimse kendisine karışılmasına müsaade edecek. Örnekliyorum.
Onun kayınpederi. İşte nereye gidiyorsun? Şuraya. Senin ne işin var orada? Veyahut da adam bir iş yapacak. O işi yapma. Veyahut da bir şey yapacak. Her şeyine karışacak onun. Karışan kayınpederler var. Ben tanıyorum. Aile kültürü ama bu farkında değil. Bunu devam ettiriyor o kimse. Şimdi onunla ondan kız alacak olan kimse bu aile kültürünü kabullenecek şimdi. Yoksa hukuka çıkacak. Yani damat benim gibi başına buyruk birisi. Biri ona bunu sağdan git dese ben inadına soldan da gitmem havadan giderim. Birisi bir şey beni zorlasın yapmam. Örnekliyorum. Kendimden örnekliyorum. Birisi benim işime karışmaya kalksa elini değil kolunu koparırım onu.
Ne karışıyorsun benim işime derim. Sana ne der çıkarım işin içinden. Şimdi örnekliyorum benim bu babamın kültürü. Babamın evine birisi karışacak. Oho söğülmedik yanı kalmaz onun. Veyahut da bize birisi bir şey söyleyecek. Gözünün üstünde kaşın var diyecek. Babam bunu duyacak. Onu söğülmedik yanını bırakmaz. Veyahut birisi anneme karışacak. Mümkün değil bu. Bu aile kültürü mesela ben bazen şimdi çevremdekilere bakıyorum. Bazen işte adam eşine herkes karışıyor adamın eşine. Han diyorum adam bir şey demiyor. Babam da mümkün değil.
Bu bir aile kültürü şimdi örnekliyorum. Yani veyahut da işte babam bize de çok karışmazdı. Bir yere kadardı. Aile kültürü bu. Bu şimdi o kültürler de önemli evlilikte. Şimdi kimse aile kültürünün üstünde Kur'an ve sünnete tabi ise bu harika. O zaman söyleyecek bir laf kalmaz. Ama hani o kendi aile kültürünü Kur'an ve sünnetin içerisine karıştırmaya kalkmasın. Bir de onu yapıyorlar. O yüzden evlilikteki denkliğe eyvallah, sosyal hayattaki denkliğe eyvallah değil. Efendim evlilikte peki kadın ve erkek arasında yaş farkı denklik olarak elini alabilir mi? Yok. O normalde Hz. Ömer 70 kusur yaşındaydı.
Hz. Ali Efendimiz'in kızıyla evlendi. O zaman kızı onun 15-16 yaşlarındaydı. Hatta Hz. Ali Efendimiz'in kızı dedi ki beni bu ihtiyara mı veriyorsun dedi. O yüzden orada yaş söz konusu değil. İslam noktasında yaş öyle söz konusu değil. Ama Hanefilerce kızı zorla evlendirmek yok. Şafilerde velisi, kızım velisi kızı istediği ile evlendirir. Hanefilerde ise böyle bir şey yok. Yani kızın oluru olacak evlilikte. Kız evet derse evlenebilir. Kimle isterse makul noktada. O yüzden yaş söz konusu değil bunda. İkinci soruyla alakalı bir şey sormak istiyordum. Nasif ve mensuh konusunda bu Bakara suresindeki iki ayet nasif ve mensuh olarak değil, muhatabiyet olarak mı el alacağız?
Evet oraya nasuh mesuh olarak da alınabilir ama ben orayı daha doğrusu ben Kur'an'da nasuh ve mesuh meselesi var ama ben bazı ayet-i kerimelerin bu manada hani bu içinden geçenleri sormaz, avhama ait. İçinden geçenleri sormaz Allah. Eyvallah. Avhama ait ama hasla alakalı öyle değil. İçinden geçenleri soran. Yine ilahiyat çevrelerinde tartışılan bir konu. Peygamber Efendimiz bir ayet-i kerimi nesh edebilir mi? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir ayet-i kerimeyi nesh etmemiştir hiç ama ayet-i kerimeye bir açılım getirmiştir. Açıklık getirmiştir. Burayı nesh etmek olarak görürlerse o zaman abeste iştikal etmiş olurlar. İlmin dışına çıkarlar. Velev ki nesh etse dahi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hakkıdır.
Çünkü ne konuştuysa vahyi konuştu. O ayet-i kerimeyi asıl derinlemesine manası bilinmemiştir. Derinlemesine manası bilinmediği için Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o ayet-i kerimeye açılım getirmiştir. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dini yaşayan bir kimsedir. Daha doğrusu yaşayan Kur'andır. Öyle olunca biz Hz. Peygamberden sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden Kur'an'ın tefsirini görürüz. O yüzden sünnet-i seneye itibar etmek, hadis-i şeriflere itibar etmek çok önemlidir. Hz. Peygamber de çünkü Kur'an'ın tefsiri vardır. Ana hatlarıyla. Böyle olunca Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri mesela bir şeyi hani bir ayet-i kerimeyi nesh etmemiştir hiç.
Açılım getirmiştir. Nesh etti dersek bu sefer Allah'la yarışmış oldu, olmadı. O açılımı onlar nesh olarak görüyor. Mesela şimdi söylediğin o ayet-i kerimenin öbürü nesh eden ayet-i kerimeyi biz şimdi söylememiş olsaydık, bilmemiş olsaydık biz diyecektik ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu ayet-i kerimeyi nesh etmiş. Hani Allah sizin içinizden geçenleri hesaba çeker, hadis-i şerifi de diyor ki hesaba çekmez. Bununla da ilgili zaten şey yapıyorlar. Evet ama öbür tarafta ayeti görmüyorlar o zaman. Yani o zaman normalde o öbür taraftaki onu normalde içinden geçenleri sormaz dediği ayet-i kerimeyi görmüyorlar o zaman. Cehaletlerini aşmışlar.
Zır cahil olmuşlar. Yani çünkü o nesih mesuh meselesindeki ayet-i kerimelere baktığımızda o ayet-i kerimeler ümmeti kolaylaştırıcı şeylerdir. Mesela ilk önce şey gider, Allah sizin içinizden geçenlerden hesaba çeker ayeti gelir. Sonra Allah sizin içinizden geçecek olanlardan hesaba çekmez ayeti gelir. Çünkü sahabe o esnada çok üzgün, çok bu konuda tedirgin, bu konuda hani biz bu işin içinden nasıl çıkacağız noktasında.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onların o halini görünce o hadis-i şeritleri söylüyor ama ayet-i kerime sonradan geliyor zaten. Yıllar önce bu konuyla alakalı böyle hani buradan bu fakiri vurmaya kalktılar dedim ki böyle böyle sonraki ayeti ama ilahiyatçılar enteresan bir şey. Sonradan gelen ayeti kerimeyi görmüyorlar. Allah onların cahilliklerini yüzlerine vuruyor. Yani o normalde baksalar halbuki ayeti kerimeyi görecekler.
Belki de görüyorlar biraz kasıtlı yapıyorlar onu. Orada kasıt var. Hani Hz. Peygamber ayeti kerimeyi neshetti. Buna hakkı yok noktasında duruyorlar. Nesh etmeye hakkı yok. Bazı ilahiyatçılar nesh etmeye hakkı var diyorlar. Aslında Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin neshettiği yok. Sadece açılım getiriyor o ayeti kerimeyi. Tefsir ediyor. Buradan ayeti kerimenin manası budur diyor. Ama ümmetin içerisinde ne yazık ki belirli yetiştirilmiş elemanlar var.
Bu elemanlar hani insanları dinden soğutmak, insanları din üzerinde şüpheye sevk etmekle vazifeli. O yüzden gidip böyle cımbızla çekiyorlar bazı şeyleri ondan sonra. Fakat hani Kur'an daha tam anlaşılabilmiş bir kitap değil. Hani Cenab-ı Hak bunu anlaşılsın diye indirdi. Ama biz anlayamadık daha henüz. Hele belirli çevreler hiç anlayamadı. Onlar da kendilerini anladıklarını iddia ediyorlar. Bağırıyor ya Mehmet okuyan mıydı neydi? Bu Kur'an anlaşılmak için gönderildi. Hani siz neden başka şeylere bakıyorsunuz? Ya anlaşılmak için gönderildiyse bana elifle ammimi söyler misin bana? Hani huruf-u mutakka denilen o ayetleri bana açıkla o zaman anladın sen sen?
E kaldın. E yani normalde demek ki biz anlayamamışız daha. Evet anlaşılmak için gönderildi. Yaşanmak için gönderdi. Biz henüz daha ümmet olarak Kur'an-ı Kerim'i tam anladık, tam yaşadık diyemeyiz. Ama onlar sanki hani Kur'an-ı Kerim anlaşılmak için gönderildi. Sen otur oku başka bir şeye gerek yok anlarsın. O manada diyor. İyi oturduk biz okuduk. Elif, la, mim, dakika bir, gol bir, bakaranın başı. Bana ne anladığını anlat.
Elif'ten kasıt ne? Lam'dan kasıt ne? Mim'den kasıt ne? Bana bunu söyle. Birisi dedi. Sen ne anladın bundan? Elif'ten kasıt Allah dedim. Lam'dan kasıt Muhammed-i Mustafa. Mim'den kasıt da Ümmet-i Muhammed dedim. Hadi ben böyle anladım. Ne diyeceksin sen şimdi buna? Hiç kimse. O diyecek ya böyle olmaz. İyi sen olanını söyle. Sen de olanını söyle. E şimdi normalde anlaşılması için göndermiş Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'i. Ama ümmet henüz daha bunu anlayamamış. Çözememiş. Ya bu gidişle zaten daha da geriye gidiyor. Hiç çözemeyecek. İleri gitmiyor ümmetin ilmi. Dikkat edin. Ümmetin dini ilimi ileriye gitmiyor. Birbirlerinden kes, kopyala, yapıştır yapıyorlar. Yani hepsi de mealci oldu. Çıktı. Ve meallerin yüzde doksan dokuz nokta dokuzu benim nazarımda bakılacak meal değil.
Yani defalarca bir ayet-i kerimeyi dinliyorum. Hani sohbet hazırlarken. Yani oradaki ayet-i kerimedeki mastar kök. Çok bilgi sahibi değilim. Yani oradaki mastar kök farklı bir şey. Onların anlattıkları, söyledikleri, meale aktardıkları farklı bir şey. Hele bu zikirle alakalı hani ayetler işliyorduk ya. Şimdi yaz dönemi geldiği için bir dahaki sonbaharı bekliyorum şimdi. Mesela zikirle alakalı ayetlere baktığınızda yani o kadar böyle hiç alakası olmayan şeyler var. Mealler, mealler var. Hiç alakası olmayan. Yani oradaki ayellerinden gelseler zikri kapatacaklar. Zikir yok diyecekler, çıkacaklar. Yani ayet-i kerime çok açık ya hani namaz sizi kötülüklerden alıkoyar ama Allah'ı zikir en büyük iştir.
Namaz sizi kötülüklerden alıkoyar ama Allah'ı zikir en büyük iştir. Bunu nasıl evireceğiz çevireceğiz diye uğraşıyorlar. Ya namaz söz konusu zaten namazdan ayetten önce namaz sizi kötülüklerden alıkoyar ama Allah'ı zikir en büyük iştir demiş. Ya bunun başka bir çözülümü yok ama hala da bir tanesi demiş ki işte namaz en büyük zikirdir. Ya değil namazı söylemiş zaten veya siz namazlarınızı kıldıktan hemen sonra otururken ayaktayken yanlarınızda üzerine yatarken Allah'ı zikredin. Ya namazı kıldıktan hemen sonra diyor namazdan hemen sonra Allah'ı zikredeceksin diyor ama bunu nasıl evireceğiz çevireceğiz diye uğraşıyorlar. Sebep Allah'ı zikirden insanları uzaklaştıralım şeytan öyle vesvese veriyor onlara.
Direkt şeytanın kayığına binmişler gidiyorlar. Zikirden uzaklaştıracaklar. Bunun gibi o yüzden normalde hani Kur'an-ı Kerim ayetlerini Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yorumu üzerinden hadisler üzerinden gidilse mesele bu kadar çıkmayacak. Problem çıkmayacak yani ama şu anda problem çok var. Efendim Kur'an tam olarak anlaşılamadı ifade buyurdunuz. Biz de iman ediyoruz. Süreyi hatırlamıyorum. Kur'an-ı Ekrem'deki taviri vel rasihur fil ilim. İlimde rasih olanlar, ilimlediğine sahip olanlar mı bunlar anlayabilenler sadece? Onlar da tamamı değil. Gerektiği kadar. Aktarıldığı kadar mı? Vahyedildiği kadar mı? Gerektiği kadar. Ne kadar gerekiyorsa o kadar. Faydasız ilimden Allah'a sığınırız. Hadis-i Şerif Gerektiği kadar.
Daha ileri hani alınca hani Daha ileri seviyede Ashab bunu söylerdi. Onlara da gerekmedi. Tabi'in, teba'i tabi'in bakıyoruz. Onlara da gerektiği kadar verilmiş. Çünkü o Kur'an bu manada başlı başına bir sır. Gerektiği kadar. O zaman kıyamete kadar anlaşılamayacak kesinlikle mi? Zaten Allah Resulü diyor ki Benden önce dinin yarısı yaşandı. Benim zamanımda yüzde yirmi beşi yaşandı. Ahir zamanda da kalan yüzde yirmi beşi yaşanacak. Diyor. Ama ben şuna inanıyorum. Kıyamet kopunca kadar dahi Kur'an-ı Kerim tam olarak anlaşılabilmiş olmayacak. Bu benim kendi inancım.
Biz anlayamayacağız yani. İnsanlar onu tam olarak anlayamayacaklar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ben hani en yüksek derecede anladığına inanıyorum. Bak en yüksek derecede onun anladığına inanıyorum. O da aktarmadı. İfade yapıyordunuz peki gereklilik, zamansal?
Gereklilik toplumsal, zamansal hepsi de var işin içinde. Şimdi ben burada oturayım size Muhyiddin İbn-i Arabi'den melekutla melekut alemindeki ruhaniyetlerin normal zahiri görünebileceğini anlatayım. Zahirle görünen, şehadetteki görünen varlıkların da melekut aleminde farklı bir şekilde görünebileceğini anlatayım. Hadislerle ben bunu donatayım burada şimdi. Çok özür dilerim. Burada kardeşleri küçümsemek için değil. Kaç tanesi, içimizdekilerin kaç tanesi böyle bir hal yaşadı? Bunu anlayabilmesi için. Ben bunu edebiyat olarak anlatılması olarak değil. Anlayabilmesi için kaç tanesi böyle bir hal yaşadı?
Bunlar böyle hani dinin kendi içerisinde geçen şeyler. Şimdi anlatıyoruz değil mi Hadis-i Şerif'te. Diyoruz ki geldi birisi, bak dinin temel sorusu. Geldi bir kimse, dedi ki iman nedir? İslam nedir? Doğru mu? İhsan nedir? Kıyamet ne zaman kopar? Elametleri nelerdir? Bunları sordu mu? Sordu. Allah Resulü o gittikten sonra dedi ki bu soruyu soran kimdi? Bildiniz mi? Sahabe dediler ki Dıhye idi. Allah Resulü de dedi ki sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki o Dıhye değildi Cebrail kardeşimdi. Bir de kardeşim sözü var.
Cebrail kardeşimdi. Siz de dininizi öğretmeye geldi. İyi. Şimdi oradaki sahabeler derinlemesine bütün her şeylerini dine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri indirmiş olduğu dine vakfetmişler. Her şeylerini. Hani tabin diyor ya tebay tabini diyor. Üçüncü kuşağı diyor. İkinci kuşak, üçüncü kuşağı diyor. Birinci kuşak için diyor ki siz onları görseydiniz bunlar deli derdiniz. onlar da sizi görseydin bunlar dinden dönmüşler sizi kılıçtan geçirirdi diyor. Şimdi böyle bir sahabe onu Dıhye olarak gördü. Onu Cebrail aleyhisselam olarak görmedi. Onun Cebrail aleyhisselam olduğunu Hazreti Peygamber Efendimiz söyledi. E şimdi demek ki melekut alemindeki ruhaniyetler insan suretinde görünebiliyor mu?
Evet. Yani biz onları insan suretinde görüyoruz. Ama biz onun gerçek hakikatini görüyor muyuz? Hayır. Aynı şekilde zahirde gördüğünüz kimseler şehadet aleminde bir kimse melekut aleminde farklı bir şeyde görünebilir mi? El cevap görünebilir. Peki. Bunu anlattık çok güzel. Yaşayan kim? Benim ifade etmeye çalıştığım şey bu. Yani biz Kur'an'ı bu noktada anlamaktan uzağız. E şimdi bütün İslam dünyasına bangır bangır bağırdılar mı? Rüyayla amel olmaz diye. Doğru mu? İlahiyatlarda, Diyanetlerde bangır bangır bağırıyorlar değil mi? Rüyayla amel olmaz. Ezan neyle amel ediliyor? Rüyayla. Desene rüyayla amel olmaz de hadi ezanı değiştir.
Veya kapat. Bangır bangır bağırıyorlar değil mi? Rüyayla amel olmaz. Peki. Bedir'le alakalı ayeti kerimede ben size kafirlere az gösterdik, kafirlere de size az gösterdik. Ayette sabit mi? Sabit. Az gösterdik diyor. Az gördüler, yürüdüler savaşmak için. E rüyayla amel ettiler. E Yusuf'un kıssasında rüyayla amel edildi. Bu insanları maneviyattan, manadan uzaklaştırma. Hz. Peygamber de peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzdür sahih rüya dedi. Eee?
Sen dedi, bizim ilahiyatçılar da, Diyanetçiler de bangır bangır bağırıyor. Rüyayla amel olmaz. E hadis-i şerif var. Peygamberliğin 46 cüzünden bir cüz. Ne yapacağız şimdi o zaman? Burada büyük bir oyun var çünkü. Yani buna artık böyle bağırasım geliyor. Bir kısım çevreler insanların dinle bağlarını, maneviyatla bağlarını kesmek için yetiştirilmişler. Perdelemek için yetiştirilmişler. Ben artık ne ilahiyata ne Diyanete inanmak istemiyorum. İnanmak istemiyorum. Acı şeyler bunlar. Yani dıhya suretinde gördüğü iyi, ya ben dıhya suretinde görmek istemiyorum. Bunun bana yolunu kim gösterecek? Ben o göz tembelliğini, o mana tembelliğini yaşamak istemiyorum.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ashabı cinni tayfesini görüyordu bazıları. İyi kardeş, kim görüyor? Şimdi cinni tayfesini görsek biz böyle zahiren, bizim kahşak yerimiz bizim kafeye oynatır bizim insanlarımız. cinni tayfesi deyince aman o çarflilerden bahsetme. Kur'an bahsediyor. Cin suresi de, husisi sure var. İyi, görünür kardeşim. Görünür, konuşulur da, görünür de. Ama normalde şimdi insanları öyle bir halet-i rühiyeye kattılar ki. Yani cin deyince cin çarpılmışa dönüyorlar. Yani sadece gördüğümüz bu alem yok ki. Elhamdülillahi rabbil alemin.
Alemlerin Rabbine hamd ediyoruz. İyi. Kaç alem gördük kardeş? Kaç alem dolaştık? Çok kısa geldiğimiz alemi gördük mü ya? Geldiğimiz alemi gördük mü? Ruhlar alemini gördük mü? Yürü geriye doğru. Hadi sorguyu orada Rabbike normalde ben sizin Rabbiniz değil miyim hitabını aldık mı?
O estantaneyeyi yaşadık mı? Senin ruhun orada evet sen benim Rabbimsin dedi, secde etti. Onu gördük mü? O ruh bizde şimdi. O ruh bizde. Başka oradaki ruh ayrı buradaki ruh ayrı değil. E ne zaman yaratıldı onu da bilmiyoruz. Öyle ya. E şimdi ne diyor ilahiyatçılar bir kısmı? Anne karnına düşünce diyor Cenab-ı Hak onun ruh, o yeni ruh ona üfler. Doğru mu? İlahiyatçılar böyle demiyor mu? E Cenab-ı Hak o zaman çok özür dilerim. Kime dedi ben sizin Rabbiniz değil miyim diye madem ki anne karnına düşünce yaratıyor yeni.
O zaman varlığı yaratırken o zaman ruhlar alemi denilen bir ruh yok o zaman. Ama ayeti kerimede diyor ki oradaki misakınız var, sözünüz var diyor. E şimdi anne karnına düştüğü anda ona Cenab-ı Hak ruhu yeni yarattı. Ona üfledi deyince ruhlar aleminde o zaman Cenab-ı Hak çok özür dilerim ama havaya mı sordu ben sizin Rabbiniz değil miyim diye. Ayeti kerime bir çok ayeti kerime var orada söz verdiniz diye. Bunlar işi akıl sallaştırmak için çığırından çıkarıyorlar. Dini akıl sallaştıracaklar. Sen ruhun varlığını kabul ettiğin anda din akıl sallaşmaz. Sen iman kalb ile tasdiklediğin anda akıl sallaşmaz.
Sen ahiret dediğin anda akıl sallaşmaz din. Ama amaç akıl sallaştırıp bu akıl dışı deyip ayeti kerimelerin büyük bir kısmını yok edecekler. Akıl dışı çünkü amaç o. O yüzden masum bir ilim olarak görmüyorum veya masum bir ilim fantezisi olarak da görmüyorum. Tasarlanmış, ayarlanmış, cımbızla çekilmiş insanların ahiret inancını, ahiret inancını yok ediyorlar.
Birisi de çıkıyor, kabir azabı yok diyor. Öbürki çıkıyor, hani Pavlosvari bir İslam getirmek istiyorlar. Buna zaten siyaset yatkın, iş çevreleri yatkın, dünya çevresi yatkın, buna hepsi de yatkın. Yani çünkü hani Kur'an ve sünnet deyince farklı bir ideoloji çıkıyor ortaya araya. Bakın inanç, inançla alakalı değil sadece bir ideoloji çıkıyor Kur'an sünnet deyince.
Ekonomisi, sosyal hayatı, ondan sonra askeri hayatı, devlet çalışması sistemi komple hayatı içine alan bir ideoloji çıkıyor. Bildiğiniz ideoloji çıkıyor. Bundan sıyrılmak istiyor. İslam dünyası da bundan sıyrılmak istiyor. Yani Müslümanların başındaki hükümetler, krallar, kraliçeler, ne bileyim devlet başkanları, işin siyasetinde olanlar, İslam'ın bu ideolojik yönünü görmek istemiyorlar. Yani sadece namazı kılacaksın, orucu tutacaksın, hatta namazı da vaktin olursa kılacaksın, hatta namaz da salat demektir, salat da övmek demektir.
Sen översen namaz da kılmış olursun, sıkıntı değil. Gece gündüz sen Allah'ı öv, namaz o namaz değil. Bu muhteşem bir savaş var. Ve bizim içimizdeki satılmış alim müsveddeleri, satılmış şeyh müsveddeleri, satılmış siyaset müsveddeleri, bunlara çanak tutuyor. Yani böyle otur, bir ilahiyatçıyı dinle, böyle şeye basıyor, tabiri caizse bam tellerine basıyor olumsuz olarak.
Yani o gençler de tabii bir bakıyor, bir onu söylüyor, bir onu söylüyor, ortasını bulmuyor. Veyahut da onun normalde gerçeğini, hakikatini söylemiyor. İnsanlar dinden soğuyorlar. Bizim gibi üç beş konuşanı da bir iki mahkemeye veriyor zaten. Onu da susturmaya çalışıyor. Uydur kaydır bir yerden bir şey bulacak. Mehmet emir'in uğraşıyor sonra. Çok basit. Yani koca Bursa mültüsü, adam hüsise çıktı, benim hakkımda vaazı nasihat etti, Allah'lık iddia ettiğime dair.
Bitti. Adamlar mahkemeye verdi. Bakın mahkemeye verdi. Neymiş ben Allah'lık iddia etmişim. Bizim Hacı Erkan'ın rüyasından dolayı. Yani adamlar hüsisi bununla alakalı mahkemeye verdiler. Yani sen böyle metafizik meselelerden konuşmayacaksın. Manevi meselelerden konuşmayacaksın. Bunu normalde istediğin kadar hadis söyle, ayet söyle, istediğin kadar istediğini söyle. Ona bakmıyor.
Ben dokuz sayfa şey hazırladım, cevap hazırladım. Mehmet Emin Bey dedi ki bunları yazmazlar oraya dedi. Bir dedi, şeye al, hafıza şeyine, öylesi git dedi. Onlar almazlar onu öyle dedi. Adam bir baktı, ya bunu nasıl yazacağım dedi. Valla nasıl yazacağım. Sen diyor bu soruları nereden bildin diyor bana. Belli hadi bakalım. Dedim yok bunları dedim sen sorunu sor. Biz buradan dedim. Cevaplarını sana aktaracağız.
Dedi ya bunları yazmasak dedi. Yazalım dedim. Hakim de bilgi sahibi olsun dedim. İlahiyat diyanetçiler de bilgi sahibi olsun dedim. Yani normalde kendi bastırdıkları kitaptan haberleri yok. Yani insan, İslam ansiklopedisinden haberi yok bir ilahiyatçının, diyanetçinin. Onların zamanları yok zaten para saymaktan onu hukumaya. Allah bizi affetsin. Eftali zikrfale mennehu. Layla illa illa illa … Fatiha ma salavat.
Allah ümmet salli ala seyyidina muhammedin ve ala al-i muhammed. Amin. Eyviz mühim. Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi