mustafaozbag.org

687. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 1 Mayıs 2025 · 59:47

Gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin, hakkı, hak bilip, hak yolunda koşturan, hakkı haykıran, batılı, batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, Nerede Müslümanlara zulmediliyorsa, nerede Müslümanların kanı, namusu, şerefi, haysiyeti, toprakları çiğneniyorsa, Cenab-ı Hak hepsinde intikamını alsın, İsrail'i ve destekçilerini yerle yeksan eylesin, batırsın, Doğu Türkistan'a yardım eylesin,
Nerede Müslümanlar özgür değilse, Rabbim hepsinin de özgürlüklerini nasip eylesin, Amin. Ejmein. Böyle bir soru. Uçakta VIP kullanmıyorsanız, ne obsesiniz bilet almıyorsanız, havalimanından Bursa'ya otobüsle geliyorsanız, bir mürşidin ölçüsü bu mudur?
Neden? Çakarlı aramayı bilmezsiniz. Estağfurullah. Yani yazan da böyle, sanki çivi yazısı gibi yazmış. Bu normalde kardeş VIP kullanmak için ne oluyor bilmiyorum. Bu senesi de bilmiyorum. Onunla ozuna, havalimanından Bursa'ya otobüsse geliyoruz. Evet, ne var bunda? Neden çakarlı araba binmezsiniz? Ya bize çakarlı araba mı verirler? Müracaat etmeyiz zaten öyle bir şeye de ihtiyaç duymaz. Allah bizi affetsin. Ya benim sizden bizden bir farkım yok ki aslında. Nasıl bir şey? Allah bizi affetsin. Ben öyle çok uçakla oraya buraya gidip gelen bir kimse değilim. Yani normalde işte bir arabayla günübirlik gidip gelemeyeceğim yerlere mecburiyetten uçakla gidip geliyorum.
Ona da bir kulp takarlar şimdi her yere uçakla gidiyor diye. Ama mecbur işte bir Trabzon'a gittim geldim. Bir de Antep'e gittim geldim. Bu önümüzdeki salı değil, bir dahaki salı Antalya'ya gideceğim geleceğim. O yüzden de başka bir şey değil. Ne olacak biniyorum belediye otobüsüne. Havaalanın önünde bırakıyor. Oradan uçağa biniyorum. Dönüşte de tekrar belediye otobüsüne biniyorum. Geliyorum gayet kolay. Binde bir sıkıntı yok. Biz öyle gösterişi, işleri bilmiyoruz. Fukara insanız biz ya. Fukara derken hani böyle maddi anlamda falan değil. Allah bizi affetsin. Ama yani o kadar da devasa bir şeyimiz de yok. Kendi kendimizi yetebiliyoruz o kadar. Şimdi başka yerlere gideceğim.
Şimdi biraz daha aşacağım bir mevzuyu da. Allah bizi affetsin. Herkesin kendince ölçüsü. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi Hazretleri'nin bana bir nasihati var. Nasihati şuydu. Mustafa Efendi oğlum, senin evine gelen dervişler baktığında şunu desinler. Hani bizim evimiz daha buradan güzel. Daha lüks. E şimdi bu bir ölçü. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri asabınla beraber yer içerdi. Onlarla beraber yaşardı. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gösterişten, şatafattan, şatafattan uzaktı. Bizim üstadımız da Abdullah Efendi Hazretleri de öyle gösterişten, şatattan, şatafattan uzak bir insandı.
Öyle asla hani gösterişe kaçacak, şatata, şatafata kaçacak bir şeyi istemezdi, sevmezdi de. Ondan sonra. E bize de ölçü kaldı. Onun o hayatı. O yüzden bizim o konuda bir sıkıntımız yok. şükür hamdolsun. Yani uçağı da mecburiyetten. Ben uçak yolculuğunu çok seven bir kimse değilim. Yani oradaki o böyle prosedürler, oradaki hareketler hiç hoşuma gitmiyor benim.
Yani kibirlilik var orada böyle. Aman çok önemli sanki perdeyi kapatmalar filan böyle. Veyahut da işte bir saat öncesinden havalanında olacaksın. İşte oradan, oruna kimlik göster. Ona kendini arat. Oradan bilmem ne yap. Bir de hani bakıyorum öyle gidip geldiğimde böyle gereksiz koşuşturmalar, gereksiz böyle gösterişler, gereksiz kibirlilikler böyle doldurmuş orayı. Yani sanki havaalanını kullananlar da aynı şekilde. Yani havaalanını kullanıyor, uçuyor. Çok önemli sanki. Oradan o bilet alanlar sanki uçağı satın aldı. Böyle bir tuhaf bir kibirlilik akan bir yer benim nazarımda. Ben hani arabayla gidip gelmek benim için daha özgür. Daha kolay, daha rahat.
İstediğin yerde oturuyorsun, namazını kılıyorsun. Ne bileyim yemeğini yiyorsun, kahvaltını yapıyorsun. Yoruldun, yat arkada, dinlen. Bu benim için daha şey, hoş. Kafana göre git, kafana göre gel. Havaalanı öyle değil ya. Belli saati var, dakikası var. Yetişeceğim diye uğraşıyorsun, koşturuyor. Bunlar da bende stres oluyor. E şimdi yaş geçiyor, şeker de var. Bir şeyi kendini, ben olduğum olası bir şeyi kendi kendime zorunlu kılarsam ondan rahatsız olmam. Kendi kendimi zorunlu kılacağım. Kendi kendimi disiplin edeceğim. Ondan rahatsız olmam. Örtülü. Birisi bana bir şey dayatınca, birisi bana bir disiplin etmeye kalkınca benim teller yanıyor.
Buna alışkın değilim ben. Yani birisi bana böyle hani bir şeyi zorlasa benim canım sıkılıyor ondan. Onu kaldıramıyorum ben. Ben kendi kendimi disiplin etmeliyim. O yüzden kolay kolay bir şeye söz vermem. Hani bunu yapacağım demem. Hani bazen arkadaşlar randevu istiyorlar. Ben de randevu istemeyin diyorum. Açıklıyorum ya. Ben bu sefer kendimi orada bu konuda böyle kendimi orayı zapturapt altına alınmış gibi hissediyorum. Veya işte birine saat verdim. Üçte gel dedim. O üçte gelmezse canım sıkılıyor. Diyom gelmedi. Üçte kapatayım köpengi geçeyim diyorum. Hani ne yapmaya gelmedin üçte. Bunun gibi veyahut da ben işte birisi beni disiplin etmeye kalkınca ona da canım sıkılıyor.
Birisi bir şeyi bana mecbur edince ona da canım sıkılıyor. Yani zaman zaman bunlarla karşılaşıyorum ben. Hadi dervişleri kırmamak, incitmemek için susuyorum mesela. Yani yok kardeş beni serbest bırak ya. Beni özgür bırak. Ben kafama göre takılayım boş ver. Yani ben yolda kalıyorum kalıyorum. Yolda yemek yiyorum yiyorum. Ben böyle kafama göre yaşamak hoşuma gidiyor benim. Ama böyle uçak yolculuğu falan bana hoş değil. Veyahut da işte şimdi ara sıra Cevdet'le gidiyoruz. Ondan sonra ben onun da işine engel oluyorum diye düşünüyorum. Hani diyorum kimsenin işine engel olma Mustafa Özbağ. Kimsenin işine aşine eşine engel olma. Hani herkes severek beni bir yere götürmek ister gelir gider bu konuda bir sıkıntı yok.
Ama ben kendi kendime ondan rahatsız oluyorum. Yani ben böyle garip insan misali yalnız gideyim geleyim. Kendi işimi kendimi göreyim. Benim durumum o. Birilerinin çakarlı arabası varmış. Umrunda değil. Birilerinin 17 trilyon parası varmış. Paylaşamıyorlarmış. Umrunda değil. Birilerinin tapuları varmış. Bir türlü paylaşamıyorlarmış. Umrunda değil. Birilerinin şirketleri varmış. Ondan sonra paylaşamıyorlarmış. Umrunda değil. Veya birilerinin millet cemaati sömürmüş. Umrunda değil. Beni ilgilendirmiyor onlar. Ben Kur'an sünnet dairesinde kendimce yaşamaya çalışıyorum. Arkadaşlara da Kur'an ve sünnet anlatmaya çalışıyorum. O yüzden bir başkalarıyla yarışacak durumda da değilim.
Ben de öyle bir çakarlı arabası olsa utancımdan binemem. Benim öyle bir Allah affetsin durumum yok. Ben normalde Sudan'a, Kabbaşi'ye gidince Kabbaşi bir karşılama yapmış. Yerin dibine toprağa yaracağım içine gireceğim. Utancımdan kafamı kaldıramadım. Kendi kendimi de biliyorum ben. Tabi onların şeyleri bu. Ne o? Kendilerince gelenekleri, görenekleri, örfü, ne bileyim işte bir üstad, bir şeyh öyle karşılanıyormuş. Onlar öyle karşılıyorlar ondan sonra ama ben böyle onlara alışkın değilim. Allah bizi affetsin. Bu kim yazdıysa bu arkadaş. Kinaya yapmış. Edebiyette kinaya yapmak var ya. Bu da onun gibi. Rabbim bizi affetsin inşallah. Ben bütün arkadaşlara da söylüyorum, gene söylüyorum. Gittiğim yerlerde bana bir hizmet yapmayın. Allah razı olsun.
Beni serbest bırakmanız en büyük hizmet bana. Beni bir şeye zorunlu kılmamanız en büyük hizmet. Ben bir şeye zorunlu olmayayım. Böyle arkadaşlar beni yemeğe davet etmesinler. Kalıp yatmak için davet etmesinler. Bunu tevazu noktasında söylemiyorum. Bunun kendi iç dünyam benim. Ben öyle daha mutluyum. Ben gideyim orada zikrullahı yapayım, sohbeti yapayım, ne yapacaksam yapayım. Oradan döneyim, geleyim. Hani Yunus'un hesabı bir garip ölmüş diyenler cesedini üç gün sonra bulurlar. Soğuk su ile yuvalar. Böyle garip bencileyin. Biz böyle ben bir garip olarak bir yaşayayım böyle ben. Ben hayatımdan memnunum. Ben Şeyh Efendi Hazretleri ile de giderken ben yatacak yer aramazdım, yemek yeri aramazdım.
Hiç böyle isterdim ki Cenab-ı Hak beni herkesin gözünden hani ayırsın böyle kimse beni görmesin. Hem de öyle olurdu. Kimsenin aklına gelmezdim ben hani nerede kalacaksın, nerede yatacaksın. Ben giderdim bir benzinliğe çekerdim arabayı orada yatardım. Orada duşumu dalırdım. Yani tekrar Şeyh Efendi arardı sabahleyin. Mustafa Efendi neredesin? Buyurun efendim şuradayım demem. Buyurun efendim. Hadi oğlum gel kahvaltı yapalım. Ben giderim onun kaldığı yerde kahvaltıyı yaparım. Rahat ettim mi gece? Çok rahat ettim efendim. Çok rahat ettim. Duşunu aldın mı? Aldım efendim. Duşumu aldım yer benzinlikte tuvalet. Hiç ben benim şikayetim yok ama. Biz öyle 18 yıl yaşadık onunla.
Ha misafir eden olurdu. O misafir edecek olan da benden sınıf geçmesi lazım. Ben tırıl bir insanım. O zaman misafir olurdum ona. O da kolay kolay değil. Yani bütün Türkiye'yi dolaşmışızdır. Yani iki yerde misafir oldum öyle. Nevşehir'de benim odam vardı. Onun evinde zaten o ayrı. Orayı bile kullanmazdık. Gider gelirdik. Hamdolsun. O yüzden arkadaşlar böyle bunu bir daha söylemekte fayda görüyorum. Allah rızası için. Bana hiçbir hazırlıkta bulunmayın. Nereye gidersem gideyim. Bütün şehirler, iller, kasabalar, köyler hepsi dahil buna. Ben yiyecek, yatacak hiçbir şey lazım değil. Ben hepsi de lazım olanlar arabada var verin.
Ben giderken göçebe insanım. Göçüyorum ben bir yere giderken. Bundan da şikayetçi değilim. O yüzden bütün arkadaşlara lütfen beni herhangi bir şeyde zorlamayın. Ne olursa olsun. Benden söz almaya da çalışmayın. Ben onlardan rahatsız oluyorum. Ben kendi kendime disiplin ediyorum. Benim kendime göre bir, kendime minhasır bir hayatım var. Allah'ın izninden Cenab-ı Hak böyle bu şekilde dimdik bu dünyadan göçüp giderlerden eylesin. Farz namazlarını cemaatte kılmaya gayret gösteriyorum. Farzı kıldıran imamlar tekbir verirken Allah demek yerine Allah'ın ismini Allah diye zikretmek yerine yanlış söylemlerde bulunuyorlar. Farz namazımızın geçerliliği kabul olur mu hakkınızı helal edin.
Bunda belki de bir şive söz konusu olabilir. O namaz kıldıran imam efendiye namazdan sonra bunu beyan edebilirsin. 2007-2008 senesinden beridir sohbette zikrinize dahil olmaya gayret gösteriyorum. İnsanlara Kur'an-ı Sünnet üzeri olan hakikati gösterip anlamakta geçen ömrünüzde çok insana ışık oldunuz. Yıllar öncesi zikrullahta olan coşkunuz hiç değişmedi. Daha da artıyor çok şükür. Sayenizde zikirde ferahlık buluyoruz. O zamanlar saçınız sakalınız simsiyatı hakikat yolunda gerçekleri aykırmaktan hiçbir şey sizi engelleyemedi. Şu anda pamuk bembeyaz bir gül gibi çok şükür başımızdasınız. Allah başımızdan eksik etmesin. Hakkınızı helal edin. Helal olsun da soru yok burada.
Ben de arkasından soru gelecek diye bekliyorum. Kardeş bizim yüzümüze karşı bizi övmeyin ya. Bu da sünnete aykırı değil. Bir de kendi kendimize övdürüyormuş gibi okuduk bunu. Allah razı olsun. Böyle şeyleri buraya yazmayın lütfen. Böyle ben arkasından soru gelecek diye bekledim. Arkasından soru da gelmedi. Bir insanın yüzüne karşı methetmek hoş değil. Sünnet-i Seniyye'ye aykırı. Ama bir kimse birisinin arkasından iyiliğine konuşabilir. Arkasından. Arkasından bir iyilik gördüyse onun iyiliğini konuşabilir. Onun iyiliğini anlatabilir. Derviş kardeşlerinizin arkasından iyiliklerinizi anlatın. Birisinden bir iyilik gördünüz. Onu anlatın. Birisinden bir fayda gördünüz.
Onu anlatın. Bu cömertliğe karşılık olmuş oluyor. Yani bir kimse bir iyilik yaptı. O iyilik yapana karşılık bir iyilik yapamıyorsunuz siz. Ayniyle veya misliyle. Ona cevap veremiyorsanız Hadis-i Şerif'in metni öyle. Onun arkasından onun iyiliğini konuşursanız. İyiliğini dile getirirseniz. Onun size yapmış olduğu iyiliğe iyilikle cevap vermiş olursunuz diyor Hadis-i Şerif'te. O yüzden Allah razı olsun. Böyle bizim yüzümüze karşı methetmeyin. Bunu da lütfen rica ediyorum. Hakkınızı helal edin. O yüzden bunlar sünnet seneye aykırı olan şeyler. Hatta Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri birisi sizin yüzüne karşı methederse bir avuç toprak alıp onun yüzüne atın diyor. Burada toprak yok.
Bir de hepiniz atmam lazım. Şimdi kim olduğu belli değil. Allah bizi affetsin. Ben bir yapı denetim firmasında mühendisim. Yapı sahibinin belediyeye harç ücreti ödeyip bana dekontu vermesi gerekiyor. Ama kendisi belediyeye gelmek istemediği için parayı bana yollayıp benim yatırmamı istiyor. Ben de o parayı kendim kullanıp o ücreti şahsi kredi kartımdan ödeme yaptım. Ama acaba bu şekilde yapmam helal olur mu? Bunda sıkıntı yok. Sen o ödemeyi yaptıysan o ödendiği evrakın da oraya koyuyorsan bir problem yok. Yazılılar bitti. Kısaca bir soru olsa olan varsa inşallah sorabilirim. Aleyküm selam.
Hadisi... Selamun aleyküm. Aleyküm selam. Geçen efendim Gazali'nin Hu zikri, zikirlerin zirvesidir diye paylaştınız. Hadis-i şerifte zikirlerin en faziletlisi tevhid. La ilahe illallah'tır. Buyuruyor. Bu ikisini kıyasladığımızda nasıl bir yol izlemeliyiz? Bu zatların veyahut da bu nefis meratibleri yolunda yürürken veyahut da kalbi meratipler yolunda yürürken her dervişin, her sufinin kendince bir zirve yaptığı bir ism-i şerîf vardır.
Ya o kalbi esması olur ya da nefsin esması olur, önemli değil veyahut da üstadı ona bir isim verir yani esmalardan birisini verir, onu çekmeye başlar. O isim, onun ismi azamıdır. Bu tevhid, la ilahe illallah'tan üstündür manası değildir bu. O şahsa münhasır bir haldir, şahsa münhasır bir zikirdir. Gazali o esnada hu ismi şerefini, hu ismi şerefini hepsinin fevkinde, üstünde görmüş. Bu mualdir. Doğrudur. Çünkü hu ismi şerefi direkt zata mütaliktir. Zata mütalik olunca tevhidi de içine alır.
Tevhid hu esmasını içine alır. Hu esması da tevhidi de içine alır. Çünkü zata mütaliktir. Böyle olunca normalde Gazali o esnada, o haldeken onun için zirve ismi azam ismi hu esmasıdır. O der ki bütün sıfatların, zikirlerin zirvesi hu esması demiştir. Onun hakkıdır. Ama bu hadis-i şerife muhalefet noktasında değildir. Hani zikrin eftali la ilahe illallah'tır. Bu o hadis-i şerife muhalif bir şey olarak algılamayın. Tasavvufta sufi öğretisinde mesela bir kimseye üstadı Allah ismasını çek dedi değil mi? Onun için ismi azam Allah'tır. O aklına geldikçe Allah Allah Allah … Allah'ı zikredecek. O esnada bir perde açıldı ona.
O esnada o perde açılınca bir baktı ki mükevanat komple zerreden küreye her perdede Allah ism-i şerîf var. O kimse dedi ki kendi nefsinde ismi şeriften daha yüce bir ism-i şerîf yok şu anda. Onun hakkıdır. Hallâc-ı Mansûr'un kendi nefsinde enal hak demesi gibi. Onun hakkıdır. Yani böyle denilince tevhidin faziletine bir leke gelmiş değil bu. Hani ibadetlerin normalde zamanına göre faziletleri vardır. Vakit girdiğinde namaz faziletlidir. Vakit girdiğinde haç faziletlidir. Vakit girdiğinde oruç faziletlidir. Vakte göre bunların kendilerince Ramazan ayında deseniz ki en faziletli ibadet ne? Oruç. Desek ki günlük ibadetlerin içerisinde, vakitler içerisinde en faziletli ibadet ne?
Namaz. Desek ki bunların hepsinin fevkinde olan ne? Allah'ı zikir. Hadise sabit. Şimdi bu da onun gibi o esnada o kimse hu ismi şerifini veyahutta hay ismi şerifini veyahutta kayyum ismi şerifini veya kahhar ismi şerifini, nefis meratiplerinin zikirleri çünkü bu. Onlar normalde o esnada onun ismi azamı olur bu. Bu tevhidi daha faziletsiz görmek değil. Meram anlatıldı herhalde. Allah senden de razı olsun. Selamun aleyküm efendim. Aleyküm selamun. Tasavvuf tarikat yoluna insan bazlı mı bakmamız lazım yoksa hizmet bazlı mı bakmamız lazım? Bu oradan öyle bakmak lazım, buradan böyle bakmak lazım değil ki. Din zaten insan üzerinedir. Din birinci derecede Allah insanı önemli kılar.
Geri kalan yoldur. Yollar insanların kemale ermesi içindir. Ama önemli olan insandır. O yüzden benim için birinci derecede insan önemlidir. İnsan önemliyse ona hizmet de önemlidir o zaman. Veyahut da o insanı kemale eldiren yolda da hizmet önemlidir. Hepsi de birbirinin içine bağlı ki. Birbirini ayrıştırmam ben kolay kolay. Babacığım bazen bir olay oluyor, bir hizmet oluyor. Bunun yapılması lazım şöyle ama bazıların bu duruma gücü yok. Burada saf dışı kalabiliyor. Bu noktada hizmetin mi tamamlanması lazım? Yoksa o insana dirsek mi, böyle koluna mı girmek lazım? Burada ikisi de lazım. Yani bunların ayrışması söz konusu değil ki. Burada bir şey yapılması lazım.
Yapılacağı zaman herkes gönüllülük esası yapıyorsa bir kimse yapar. Bir kimse yapamadı, yapamadı canım kardeşim. Ne yapalım yani? Onu atmak değil derdimiz ama. Şöyle bakmamamız lazım değil mi babacığım? Bu hizmete gelmiyor. Hizmete gelmediğinden dolayı bununla muhabbetimi azaltayım gibi böyle bakılması uygun değil. Yok bu doğru değil. Yok doğru değil. Olur mu öyle şey? Yok. Herkes gücün yettiğince ve kendi nefsini aldınca ve muhabbeti kadar bir şey yapar. Biz onu normalde eksik görme lüksüne sahip değiliz. Yok Allah bizi affetsin. Burada şimdi kimi eksik göreceksin? Herkes Allah'ı sevmiş, Resulullah'ı sevmiş gelmiş. Zikrullah'ı sevmiş gelmiş buraya.
Cenab-ı Hak takvacı üstün olan üstündür demiş. Biz kimin ne niyetle gelip gelmediği bizi ilgilendirmez buraya. Herkes gelmiş. Allah'ı kim zikrederse Allah da onu zikreder. Allah da necisi zikretmez, pisliği zikretmez. Bu manada, muhzisi manada. O zaman Allah'ın zikrettiği makbuldür bizim için kim olursa olsun. Bak Allah'ın zikrettiği. Biz kimi eksik noksan göreceğiz ki? Yok, o bizim işimiz değil. Allah bizi affetsin. Bir de bizde gönüllülük esası var. Herkes bir işin ucunu tutmak zorunda değil. Hiç kimse bir şey yapmayabilir. Burada çay dağıtmak zorunda değil. Birisi çay dağıtıyor, öbürki tutmuş tepsinin ucundan çay dağıtıyor. Biri demliyor. Birisi süpürüyor örnek.
Birisi temizliyor. Mecburiyet yok hiç kimsenin. Hiç kimsenin hiçbir şeye mecburiyeti yok. O yüzden diyorum ben. Bu gelen herkes Allah'ın misafiri. Allah'ı zikretmeye gelmiş. Ha sen de Allah'ın hizmetçisisin. Hizmet ediyorsan Allah'a hizmet ediyorsun. Şahısları da görme. Bir şeyin ucundan tuttuysan Allah için tutun. Allah'ın işinin ucundan tutun. Benim işim yok burada. Bizim yol distorudur bu. Hiçbir çavuş, hiçbir zakir, hiçbir nakip nügabba, şeyh dahil buna kendi özeline insanları hizmet ettirmez. Bu bizde yasaktır. Yoksa işte Adnan'ın mobilyacı mağazası var. İki tane derviş koy oraya.
Orada iş yapsın. Cafer ağaç ve restorasyon işi yapıyor. İki tane derviş koysun. Üç tane, beş tane derviş koysun. Kendi işini yaptırsın. Hüseyin mobilya işi yapıyor. Hüseyin'de üç, beş tane derviş alsın yanına. İşte onlara iş yaptırsın. Sıraladığımız zaman herkesin burada işi var. Hacı Erkan'ın kıyafet işi var. Bir öbür tarafta da otoparça işi var. İleri de İsmail Ahşçı. Ondan sonra yanındaki, sen fabrikada çalışıyorsun değil mi? O fabrikada çalışıyorsun. Öbürki tekstilci. O kendine mi iş yaptıracak? İsmail'de şey var, no, meyve var. Gidip İsmail'in meyve bahçesinde mi çalışacağız? Veya çalıştıracak. Bizde böyle bir şey yok. Böyle bir şey zaten bizde ne zakirler, ne çavuşlar kendilerine çay bile istemezler.
Benim çayımı şöyle getirin, benim çayımı böyle getirin. Bizim böyle bir öğretimiz bile yoktur. İşte herkesin önüne ne çay konuyorsa onların da önüne konuluyor. Bir fark bir şey yok. Farklı bir çay dağıtılmıyor. O yüzden bizde bu tip şeyler gönüllülük. Biz, şahsa özel bir şey, bir şey yoktur bizde. Allah bize affetsin. Bu sünnet-i seniyedir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kendine bir özellik, bir şey yaptırmadı. İstemedi. Biz istemeyiz. O yüzden herkes bir işin ucundan tutan, tutar. Zorla bir şey yok. Mesela salim kaka ya. Kaç yıldır teknik işlesin? 21 yıldır salim bütün teknik işlerle uğraşıyor.
Zoraki değil. Onur kaç yıl oldu senin? Örnek. Bu zorunluluk yok. Bizde o yüzden kim ne yaptı? Biz normalde birisi bir şeye talip olur. Biz deriz ki yap kardeş. Uygunsa sıkıntı yok. O yüzden bu ölçülerin de kaçmaması lazım. Bu ölçülerin de değiştirilmemesi lazım. Bu önemli. Bizim için önemli. Burada hiç kimse, hiç kimsenin marabası değil. Hiç kimse, hiç kimsenin işçisi değil.
Hiç kimse, hiç kimsenin elemanı değil. Burada herkes eş değerde. Ben dahilim buna. Ben öyle diyorsam bir başkasına laf düşmez. O yüzden hiç kimse, hiç kimsenin marabası değil. Yok. Bir iş yaptırıyorsak ücretini veririz. Bir şey alıyorsak veririz. Ücretini veririz. O yüzden bir kimse, bir şey burada normalde. Ali kaç kişi var çay dağıtan? 15 kişi var. Zorlamıyorsunuz değil mi birisine çay dağıtacaksın diye? Bitti. Yok. Şimdi 15 kişi hizmet ediyor. Diğerleri hizmet etmiyor mu deyip kerih mi bakacağız? Yok.
Allah bizi affetsin. Hizmet etmek isteyen, hizmet eder kendince neye hizmet etmek istiyorsa. Mesela işte çay dağıtılıyor, yemek dağıtılıyor, bir şey dağıtılıyor. Örneğin. Örneğin önerilik esas. Yapmak istiyorsa yapar. Bunda bir sıkıntı yok. Tamam. Efendim, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin amcası Ebu Talip. Sizce malum bizce değil, imani noktada vefat edip etmedi. Peygamber Efendimiz hayatındayken amcasını çok sevdiğini yanlış anlamadıysak sohbetlerinizden anlıyoruz. Miraç abisesini anlatırken önce büyük oğlu vefat etti, ardından küçük oğlu, sonra amcası vefat etti. Ve ardından Hazreti Hatice eşi vefat etti diye siz de müşrik bir ses doluyla anlatıyorsunuz bunu.
Efendimiz amcalarını iman etmeden mi sevmişti? Bu fıtri bir şeydir insanın amcasını sevmesi. Ama bu fıtratın üstünde bir şey. Çünkü Ebu Talip onu çok muhafaza etti, çok korudu. Sonuçta eğer ki imani bir, hani iman noktasında Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin dinini reddetmiş olsaydı, iç aleminde ona düşmanlık yapardı. Yani iç aleminde onun dinini reddetmediği, reddetmediği gibi ona bütün kanatlarını onun üstüne serdi muhafaza adına. Öyle olunca bu benim kendi şahsi duruşum. Ben amcasının, hani onu seni temiz bir sülten getirdik diyor ayet-i kerimede. O yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin amcasının da, babasının da, dedesinin de geriye doğru gittiğimizde ben temiz olduğuna inanıyorum.
Mesela Abbas'a, Hazreti Abbas diyoruz İslam tarihinde ama Hazreti Ebu Talip demiyoruz İslam tarihinde. Denmiyor daha doğrusu yani. Ben sonuçta Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne kim iyilik yaptıysa, ona düşmanlık yapmadıysa, ben ona iyilik yapanlara da muhabbet besliyorum. Ona düşmanlık yapanlara düşmanım, ona iyilik yapanlara düşmanlığım yok. Günümüzde de aynı şekilde. Aynı şekilde. İman etmiş olsa bile, sözüm ona. Yani bir kimse, bir mesela kafirdir, Müslümanlara düşmanlık yapmıyordur. Bizim ona düşmanlık yapmaya hakkımız yok. Adam benden görünüyor, düşmanlık yapıyor. Bu nasıl iman? Yani orada bir şey var, bir peygamber var. O peygamberin peygamber olduğunu bilen bir amca Ebu Talip var.
Ve Ebu Talip, müşriklere karşı Hazreti Muhammed Mustafa'yı koruyor. Kime karşı koruyor? Müşriklere karşı koruyor. Şimdi onun dinini kabul etmemiş olsa ve küfr-i inadi dursa onda, o zaman yeğeni de olsa ona karşı duracak. Ama demek ki, kendi iç aleminde onun dinini kabul etti ki, onun dinini kabul etti ki, ona kol kanat gerdi. Onun davasının hak olduğunu gördü ki, ona kol kanat gerdi. Ve ölünceye kadar onu muhafaza etti, onu korudu. O zaman ben kalkıp da Ebu Talip'e düşmanlık edemem. Ben kalkıp da, hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin amcasına düşmanlık edemem. Bu, benim kendimce bir değer yargım vardır.
Değer yargımın birisi şudur. Çıktık huzuruna Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin, dese ki, ben Ebu Talip hakkında hiç olumsuz bir şey konuşmadım. Sen nasıl konuştun dese, nasıl cevap vereceğiz? Ben bunu kendime ölçe edinirim. Hani iç dünyamda. Derim ki, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'i böyle yaptı mı? Dese ki, ben böyle yapmadığım halde bunu nereden buldun yaptın dese, ne diyeceksin? O utancın altında yaşamak çok kolay bir şey değil. Veyahut da, hani kalbine gelse, yüzünü çevirse senden, acaba neden yüzünü çevirdi diye kendini sorgulasan ve kalbine düşse, bunu yaptığın için yüzünü senden çevirdi dese, bırak dünyanın zindan olmasını hayat zindan olur.
E şimdi böyle düşündüğünde, hani bir hadis-i şerif var ya, hani kalbin, yani mühtü olarak kalbin yeter diye, o zaman yeter bu sana, başka bir şeye gerek yok. Hani geçmiş peygamberlerden itibaren dedi ya, hani utanmıyorsan istediğini yap. Burası şey, hani bunun normalde illaki böyle bir kanun, hukuk, bir şey olmasına gerek yok. Bir kimse, bir kimsenin yüzüne bakabilmeli. Ben şimdi senin yüzüne bakabilmeliyim. Ben senin eşine, çocuklarına, işine, aşına, eşine bir yerine zarar verirsem senin yüzüne bakabilir miyim? Bak ama senin dostlarına, arkadaşlarına kötü bir şey yapmış olsam, sen demez misin senin, seninki nasıl bir dostluk, sen benim dostuma bu kötülüğü yapmışsın?
Buna fetvaya, hukuka ihtiyaç yok bunda. Bir insanın kalbi yeter, bunun kalbi doğruysa eğer. E sen Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin amcasına nasıl sırtını dönersin? O dönmemiş. Ve senin canım dediğin, dininin en temel taşı olan, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretini koruyan muhafazadan bir kimseye nasıl dil uzatırsın? Ben uzatamam. Yok. Bu imana sığmaz, delikanlılığa sığmaz, yiğitliğe sığmaz, hiçbir şeye sığmaz. Yani bir insanın bir dostum, arkadaşım dediği, derviş kardeşim dediği bir kimsenin yüzüne bakacak, yüzüne bakamayacak bir şey yapıyorsa. Ben nasıl şimdi hepinizin yüzüne bakıyorum örneğin? E nasıl onun yüzüne bakacak ki?
Allah muhafaza eylesin. Özür dilerim efendim. Aynı Kur'an ve sünnet muhaliflerinde olduğu gibi imamatif ve ilahiyat tahsillerini de böyle öğretiyorlar. Çünkü amcası da olsa iman etmemiş kardeşim tarzında. Bu çok yanlış bir bakış açıdım anladığımız kadarıyla. Bu normalde aslında Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin dikte etmediği, bir şey söylemediği, üzerinde bir şey söylemediği bir şey de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerine çıkıp hadde açıyorlar. Hz. Muhammed'i Mustafa bilemez miydi, amca senin korumana ihtiyacım yok demeye? Sen kafirsin, sen müşriksin, sen müşrik ve kafir olduğun için ben senin korumana ihtiyacım yok diyebilirdi. Veya Cenab-ı Hak peygamberine derdi ki, senin o müşriye ihtiyacın yok, senin o kafirin korumasına ihtiyacın yok derdi Cenab-ı Hak. Yani Allah'tan daha mı fazla biliyorlar?
Burada haddi aşmak için yarışıyorlar. Sana mı düştü Ebu Talib'in imanını veya imansız olmasını tartışmak? Son nefesinde yanında mıydın? Nasıl hükmeteceksin onun kafir olduğuna? Şimdi bir tarafta Hz. Ebu Talib'in, hazret diyeyim ben şimdi ona, evet, iman edip etmediğini bilmediğin halde onu tartışırken, öbür tarafta Firavun'la alakalı tam iman edecekti, ey Muhammed ben onun ağzına nasıl çamuru dayadım denilen meselede, bütün İslam uleması onun iman ettiğine, Firavun'un iman ettiğine büyük bir kısmı öyle değil mi?
Ne diyorlar? Evet o diyorlar son anda kalben iman etti o diyorlar. Dile, anayi söyleyemedi, kalben iman etti. Bu nasıl bir tenakuz o zaman? Sen bir tarafta Firavun'u, bir tarafta bakın, bir tarafta Firavun'u iman ehli olarak kabul edeceksin, öbür tarafta Ebu Talib'i iman etmedi, kafir diyeceksin. Burada bir sıkıntı var. Burada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, yani hazretleriyle alakalı böyle perde altında bir hainlik var. Onun tensibini boşa çıkarmak noktası. Evet. Hainlik var orada. Yani sen ne dilini orada kullanıyorsun ki? Bütün meseleler bitti de o mu önemli senin için?
Yani sende iman metre mi var? Ebu Talib'in son nefeste ne yapıp ne yapmadığını veya ondan öncesinde ne yapıp ne yapmadığını bileceksin. Mevzu Hazreti Ebu Talib değil. Peygamber Efendimizin nefesini boşa çıkarmak. Evet. Orada Ebu Talib değil ki söz konusu olan. Bir de ayet-i kerime var. Biz seni temiz bir silsilden getirdik diye. Eee? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin silsilesinde hiç müşrik yok. Silsilede hiçbir müşrik yok. Sen silsilede birisini müşrik, isnat edersen ayet-i kerimeyi inkar edersin. Allah muhafaza eylesin.
Sıkıntılı. Velhasıl o çocuklara da bunları zaten öğretiyorlar. İşin bir daha sıkıntılı tarafı da bu. Yani imam hatipli çocuklar soru soruyorlar falan böyle şey yapıyorlar. Yani imam hatibe çocuğunu gönderecek misin göndermeyecek misin bu bile tartışma çıkacak. Yani acaba göndersek mi? Gönderirsek hadis inkarcısı mı olacak? Mezhep inkarcısı mı olacak? Hazreti Peygamber de günaha girdi mi denecek? Yani ne denecek? Oradan imam hatipten, imam hatipte ve ilahiyatta konuşulanları bir dinleseniz çocuklarınızı göndermekten korkarsınız. Yani ilahiyatlardaki tartışmaya bak. Yani eşcinseller, eşcinsellik hastalık mı, sapkınlık mı? Hastalık.
Sapkınlık değil. Mi? Hastalık mı, sapkınlık mı? Eşcinsellerin eşcinselliğe hakları var mı, yok mu? Bitti. Bunları tartışıyorlar. Sınıflarda tartışıyorlar. Ondan sonra imamın birisi de çıkıyor, çizgi dışı laflar söylüyor. İmamın imamlığını bırak diyor. Ben imamlığımı dostlar yapıyorum diyor. Ama ben ateistim diyor. Hazreti çıkışın içinden. Ateist imamın arkasında namaz kılınır mı, kılınmaz mı? Hanefe'ye göre kılınmaz. Şafiye, Maliki, Hanbeli'ye de göre kılınmaz. Ateist ise kafir, onun arkasında namaz kılınmaz. Ayıkla pirincin taşını.
Ne yapacak şimdi oradaki camideki cemaat? Diyecekler ki, imama sen şurada kenarda dur, biz kendimizden bir imam çıkaralım, o namazı kıldırsın. O da diyecek ki, hayır ben devlet memuruyum, devletin 657'li memuruyum, namazı ben kıldıracağım. Ben görevimi yapıyorum. Ateistim ama ben görevimi yapıyorum, ben memurum. Ben olsam şeyin yerine, o imamın yerine derdim, diyanette layık bir kurum.
Diyanette layık bir kurum, layık bir kurumun benim ateistliğimle ne işi var derim. Bizim Mehmet Emin Bey bana anayasa mahkemesinin kararını attıydı. Anayasa mahkemesinin kararı var. Ben böyle söylerken, ben hukuku uygun söylüyorum. Anayasa mahkemesi karar vermiş. Demiş, diyanet işleri başkanlığı layık bir kurumdur. Diyanet işleri başkanlığı bir dine dayalı bir kurum değil.
İçinde ateistini de barındırır, içinde hristiyanı da barındırır, yahudi de barındırır, putperesi de barındırır, hepsini de barındırır, layık bir kurum. Muhteşem bir anayasa kararı. Anayasa mahkemesinin kararı. Öyle olunca imam ateistmiş olabilir, imam çok üzüldürüm, eşcinselmiş olabilir. Eşcinseller de var çünkü.
İçki içenler var. Bildiğiniz içki içen imamlar var. Yıllar önce benden fetva istemişlerdi çünkü. Adam içiyor, benim namaz kıldırmam normal mi diyor bana. Sarhoşken yaklaşmayınız diyordum. Ben kendim biliyorum ki diyor. Dedim sen nerede imamlık yapıyorsun? Ege bölgesini söyledi bana. Dedim yok. Hani Hanefi'ye göre dedim sen hani sonuçta dedim onun etkisi senden gitmiyor. Ne kadar içtiğini bilmiyorum ama dedim yani kıldırma yapma dedim ya. Ya dedi ben senin sohbetlerini hep dinledim dedi. Hani sen böyle çağdaş bir şehtisin.
Dedim değil ben klasikim ben Kur'an sünnete bakıyorum dedim. Ya nerede görülmüş dedim içki içen bir imam dedim. Kalkacak namaz kıldıracak cemaate. Ama bakın tırnak içerisinde söylüyorum bunu. Bozulma başladıysa onu durduramıyorsunuz. Fermuar gibi devam ediyor o. Bozulma devam ediyor. Değişim dönüşüm devam ediyor. Biz şimdi insanlara böyle zor geliyoruz, aykırı geliyoruz. Sebebi şu. Biz dönüşüme itiraz ediyoruz, karşı duruyoruz. Diyoruz ki hayır kültürel değişim dönüşüm olmayacak. Hayır ibadetlerde değişim dönüşüm olmayacak. Hayır Kur'an ve sünneti seneyi anlamamızda yaşamamızda değişim olmayacak. Hayır siyasi olarak değişime dönüşüme uğramayacağız diyoruz. Bizim ensemizde biraz da o yüzden pişiriyorlar.
Yani değişime dönüşüme tabi olmak ne demek? Değiştireceksin kendini. Dönüştüreceksin hamile. Ne tarafa döneceksin belli değil yani senin. Buna normalde karşı çıkarsan, Kur'an sünnet dairesinde duracağız, biz imamların iştahı dairesinde duracağız, biz ilk sufilerin yolunda duracağız deyince, biz karşıya şey geliyoruz biraz böyle radikal geliyoruz veya karşıya biraz biz sert geliyoruz, dik geliyoruz. Örneğin herkes kendi kafasınca bizi bir yere oturtuyor. Umurumda değil benim bu. Bundan bir şikayetim yok benim. Ben kendi kendimi değişime dönüşüme tabi tutmamaya gayret ediyorum. Yani Kur'an sünnet çizgisinde dur, imamların çizgisinde dur, aman eski sufilerin çizgisinde dur. Boşver diyorum sen hani bu çizgiyi sen koru, bu çizgiyi sen muhafaza et.
Rahata düşme, sakın şuna düşme, sakın buna, kendimi methetmek için söylemiyorum. Çünkü o değişim dönüşüm fırtınasına bir kaptırırsan kendini, geriye alamıyorsun kendini. Dervişler açısından da aynı. Siz bir değişime dönüşüme kendinizi kaptırın, geriye alayamazsınız kendinizi. Bir bakmışsınız eller havada orada buradasınız. Bir bakmışsınız ki bu bir sürü taviz veriyorsunuz dini hayatınızdan. Bu öyle bir melanet bir şeydir ki heva heves. Nefis, öyle bir melanet bir şeydir ki nefis, öyle bir melanet bir şeydir ki şeytan, bir yerden girdi mi insana bunlar? Bunu dışarı çıkarmak çok zor. O yüzden bakıyorsun şimdi Türkiye'ye, İslam dünyasına bakıyorsunuz.
Yani bundan 50 yıl önce, örnekliyorum bunu, Hicaz bölgesinde Şakira'nın konserini düşünebilir miydiniz? Düşünemezdiniz. Aynı şekilde Türkiye'de de düşünemezdiniz 50 yıl önce. Ama öyle bir değişime dönüşüme tabi tutuluyorsunuz ki her şeyinizi değiştiriyorlar sizin. Her şeyinizi.
Evlerinizi değiştiriyorlar, eşyalarınızı değiştiriyorlar, kıyafetlerinizi değiştiriyorlar, dini algınızı değiştiriyorlar, kültürünüzü değiştiriyorlar, yemeğinizi değiştiriyorlar, içeceklerinizi değiştiriyorlar, yürüyüşünüzü değiştiriyorlar, harcamalarınızı değiştiriyorlar, eğitiminizi en başta değiştiriyorlar zaten. Zaten eğitim değişince bütün her şey değişiyor. Yani o değişime tavisiniz 55-60 yıldan beri. Yani anneleriniz babalarınız o değişimi satın aldı zaten. Anneleriniz babalarınız satın aldı, siz de o değişimi anne babadan alarak siz de o değişimi satın aldınız. İçinizden birisi çıktı, kel aynak kuşu gibi bu böyle olmaz, Kur'an bunu söylüyor, sünnet bunu söylüyor, ben böyle yaşayacağım deyince zaten o değişime dönüşüme siz karşı çıktığınızdan Anneniz babanız, sülaleniz sizi dışlıyor, arkadaşlarınız, çevreniz sizi dışlıyor, o dışlanmayı göğüsleyebiliyorsanız imanınızı kurtarabiliyorsunuz, dini hayatınızı kurtarabiliyorsunuz, o dışlanmayı göğüsleyeceksiniz çünkü.
Evleniyorsunuz, eşiniz sizi dışlıyor, Kur'an sünnet tarihisinde derse mi gideceksin, zikrulağa mı gideceksin, kadın erkek değişmiyor bunda. Hiçbir şey bulamazlarsa ya Mustafa Özbağ, kadınlara sohbet ediyor, elini öptürüyor ya, gitmeyin ona. Kadına erkeği. Yani öbür tarafta görmüyor kendisi, daha evlenirken onun eşini kendisi öpmeden takı takanlar onun eşini öptü halbuki. Takı takarken öptü. Nasıl basma ya? Onu görmüyor ama o. Daha nişanda öptü onun nişanlısını. Başkaları öptü. Evlenirken öptü. Onu görmüyor o. Değişim, dönüşüm böyle bir şey. Yani senin eşin dekolte geziyor, senin kızın dekolte geziyor, onu herkes görüyor.
Onu durduramıyor ama. Değişim, dönüşüm böyle bir şey farkında değil insanlar. Onu satın alıyor o değişimi, dönüşümü. Satın alınca biz değişip dönüşüyoruz. Bakın fetvalara. Bir din işleri yüksek kurulu var. Fetvalarını okuyorum onların. Yazıyor. Hanefi'ye göre, Hanefi Maliki Şafi'ye göre böyle böyle olsa da bu zamanda böyle olması lazım. Evet. Diyorum ki tamam, değişime dönüşüme tabi tutulmuş. Değişime dönüşüme tabi tutulursunuz. Ne diyor? Enflasyon miktarı kadar faiz caizdir. Hoş geldin 23 Nisan. Gençti 19 Mayıs gelecek. Hadi hazırlanın. Değişime dönüşüme tabi olun. 19 Mayıs Gençlik Bayramı. Haydin hatunları iş çamaşırıyla çıkarın dışarı.
Gencecik kızları iş çamaşırıyla çıkarın. Yıllardır seyrettim ben bunu. Siz de seyretmediniz mi? Seyrettik. Kızları iş çamaşırıyla bayram tertibine çıkarmak çağdaşlık. Kız başını örtmüş, gerici üniversiteye giremez. 23 Nisan'da yarı çıplak bir kadının direkt dansı yapmak çağdaşlık. Aha haberlerde.
Aha haberlerde. Değişim dönüşüm devam ediyor. Ramazan bayramı yok, şeker bayramı var. Buyurun değişim dönüşüm devam ediyor. Kurban geliyor şimdi. Bu kadar hayvanı keseceğiniz, telef edeceğiniz, zalimsiniz siz. Değişim dönüşüm devam ediyor. Ulan bu millet ot mu yiyor yıllardır? Ne yapıyor Nusret böyle tuz atarken ota mı tuz atıyor? O değişime dönüşime tabisiniz. Kurban keseceğiniz, sünnet. Kurbanınızın başında durmak sünnet. Kendinizin kesmesi sünnet. Değişim dönüşüme bak. Fekalette kurban kesebilirsiniz. Kime? Sabancıya. Sabancı kim? Fransız. Carrefour kim? Fransız. Haydi sıraya gir.
Carrefour'dan kurbanlık al. Bak açık açık isim veriyorum bildiklerimi. Ya bayramın birinci günü kurban geldi sana. Pes ya. Ulan biz kendimiz kesiyoruz. Birinci gün bitmiyor bizim işimiz. Ne zaman kesildi parçalandı eve geldi? Değişim dönüşüm devam ediyor. Haydin pamuk eller cebe. Yurt dışına vakıflar var. Orlara kurban gidiyor. Haydi vakıflara yazın kurbanı ödeyin. Ucuz bir de. E değişim dönüşüm. Yani sabahleyin adam gidecek kurban kesip uğraşacak hayvan almak için gidecek hayvan bakacak. Bir tane kasap bulacak. Uğraşacak onunla. Uğraşılır mı ya? Onun bayram tatili var. Haydi gönder parayı.
Kurbanımızı kestik biz. Filanca yere gönderdik. Ah harika. E haydi tatile. Değişim dönüşüm devam ediyor. Küçük küçük adımlar gibi görüyorsunuz. Büyük adımlar bunlar. Büyük adımlar her alanda. Rabbim bizi affeylesin. Eftali zikir fâle minnehû. La ilah illallah. El Fatiha'ma salavat.
Allahümme salli ala seyyidine Muhammedin ve ala Ali Muhammed. Amin.
Eşmeyin. Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi