mustafaozbag.org

682. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 20 Şubat 2025 · 36:46

Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi hakkı, hakkı, batıl, batıl bilenlerden eylesin, hakkı, hak bilip, hakça konuşan, hakkı savunan, hakkı yaşayan, batıl, batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, Nerede Müslümanlara zulmediliyorsa, zulmedenlerden Cenab-ı Hak intikamımızı alsın, İsrail'i ve batıyı dağıtsın, destekçilerini dağıtsın, Doğu Türkistan'a özgürlük nasip eylesin, Rabbim bütün ümmet-i Muhammed'i özgür eylesin, acma'yın.
Aslında sohbeti hazırladık ama tecelliyat soru cevap yapalım dedik. Biraz da geciktik. O yüzden hem kafamız açılsın, dağılsın. Varsa sorunuz soru. Hem çaylarınız için. Selamun Aleyküm. Aleyküm selam. Efendim tüm ibadetlerde vakit ve tahtit sınırı var. Naman size birileri vakitlerde farz kılındı. Orucun vakti belli, ne kadar tutulacağı belli, zekatın miktarı belli. Fakat zikirde bir vakit ve tahtit söz konusu değil. Ve Allah'ı zikredin, çokça zikredin. Buradaki hem vakit ve tahtit sınırılaması hakkındaki zatı halinizin fikirlerinizi merak ediyorum.
Hem de bu çokçanın çok miktarı kime göre, neye göre, şahsa göre midir efendim? Arz ederim, teşekkür ederim. Bütün ibadetlerde Yusuf Hoca'nın dediği gibi vakit ve tahtit var. Mesela ömrünüzde bir sefer haç yapmanız yeterli. Haccın da vakti var. O vakit içerisinde siz haccınızı yapabilirsiniz. O vaktin dışında haccınızı yapamazsınız. Yani bir ara televizyonda bazı profesörlerin dediği gibi işte haccı kışın yapalım falan. Böyle bir şey de yapamazsınız. Veyahut da Ramazan'ı işte kışın tutalım kısa günlerde. Bunlar zaman zaman tartışma konusu yapılıyor ya bunları da yapamazsınız. Bütün ibadetlerde yani vakti bellidir. Vaktin girmeden mesela siz işte öğlen namazını, öğlen namazı vakti girmeden kılamazsınız örneğin.
Veya ikindi namazını sabahtan kılamazsınız. Vakti girmedi daha. Veyahut da namazların rekatları bellidir. O rekatların dışına çıkamazsınız. Çünkü ayet-i kerimede peygamberde sizin için güzel örnekler vardır der. O yüzden ibadetlerde peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini örnek almanız gerekir. Öyle olunca namazın vakti de ne kadar kılınacağı da bellidir. Veyahut da işte zekat bellidir. Zekat yılda bir seferdir. Ondan sonra ve ne kadar verileceği de bellidir. Öbür o bazılarının çıkıp televizyonda söylediklerine bakmayın. Onlar peygamberi reddeden bu manada sünneti reddeden münafık insanlar. O yüzden onların normalde dediklerine tabi olunmaz. Bunlara baktığımızda bütün hemen hemen ibadetlerin büyük bir çoğunluğunda yani o ya bir sebebe bağlıdır.
Cihat sebebe bağlıdır. Mesela düşman size saldırırsa sizin düşmana saldırma hakkınız olur. İşte evinizi, işinizi, aşınızı, eşinizi korumakla yükümlüsünüz. Toprağınızı korumakla yükümlüsünüz. Böyle bir saldırı söz konusu olursa o saldırıya karşı savunmak farzdır örneğin. Ama normalde öbür türlü siz kalkıp da cihat ediyoruz deyip hani bir ayet-i kerimeyi kendi kafanızdan yorumlayıp kafirleri gördüğünüz yerde öldürün ayet-i kerimesini. Kendi kafanızdan yorumlayıp ben kafiri gördüğüm yerde öldürün diyemezsiniz. Yani İslam'da bütün ibadetlerin hepsi de normalde bir vakti vardır. Bir tahtidi vardır. Ne kadar yapılacağı. Neyin ne kadar olacağı, tahtidi vardır, ölçüsü vardır. Burada hiç ölçüye sığmayan bir tek bir şey var. Allah'ı zikredin. Bir de çokça zikredin.
Çokça zikredin deyince yani çokun ne kadarı, çok ne demek. Neye göre çok, neye göre az. Allah'ı çokça zikredin. Başka bir ayet-i kerime de sabah akşam Allah'ı zikredin. Orada sabah akşam var, iki tane vakit var, iki vakit arasında devamlı Allah'ı zikredin. Yani normalde şey olarak herhangi bir zikirde bir tahtid yok. Mesela öyle ki bir kimse banyodayken dahi zikrullah kalbinden, kendiliğinden gelse normal karşılanmış hadis-i şerifte. Hatta tuvalette bile zikrullah kendiliğinden kalpte tecelli ederse, o devam ederse yine normal karşılanmış. Onu durdurmaya çalışmıyorsun. Yani zikrullah bu konuda durdurulmayan bir şey. E şimdi çokça zikredin deyince bakacağız çokça zikredin. Başka bir ayet-i kerime de siz ayaktayken namazlarınızı kıldıktan hemen sonra.
Bir de ayet-i kerimenin başında o var. Namazlarınızı kıldıktan hemen sonra, ayaktayken, otururken yanlarınızın üzerinde Allah'ı çokça zikredin. Şimdi böyle baktığınızda, normalde bir insanın üzerinde üç fiiliyat var. Ya ayaktadır, ya oturuyordur, ya yatıyordur. Üçü, insan olarak bu üç fiiliyat üzerinde duruyor insan. O zaman ya oturuyorsun, ya ayaktasın, ya da yatıyorsun. Bu üç halde de Allah'ı zikir var. Böyle olunca o kimsenin bütün fiiliyatlarını bu sefer komple zikirle kapsamış oluyor. Zikir onun komplesini kapsıyor. Şimdi üç fiiliyat var, üçünde de Allah'ı zikredin diyor. Otururken evet zikredeceksin. Ayaktasın, zikredeceksin. E yanlarının üzerine yatıyorsun, yine zikredeceksin. Zikirden kaçış yok burada.
O kimse ne yapıyorsa yapsın, ne ediyorsa etsin. Bu üç halin üzerinde de Allah'ı çokça zikredecek. Başka bir ayet-i kerimede de Allah'ı çokça zikredin deyince o zaman oturuyor bir kimse. Hani oturuyor derken yapabileceği bir şey kalmıyor. Yani kaçabileceği bir yerde yok. Yani sen bu sefer hatta uyurken dahi uyumazdan önce Allah'ı zikrederken uyuyacak. O kimse uyandığı esnada yine Allah'ı zikredecek. Uyurken Allah'ı zikrederekten uyudu ve uyandığında da Allah hatırına geldi zikretti. O kimse o uyuduğu zaman da zikrullaha geçti. Yani uyuduğu zaman da zikrullaha geçti. Ve o esnada o kimse uyandı, Allah'ı zikretti. Eğer ki diyor onun bir muradı var, onun bir dileği var, onun bir isteği var, onun bir çıkmazı var.
O esnada diyor Allah'a dua etmiş olsa Cenab-ı Hak onun duasını reddetmez, geri çevirmez diyor. O çünkü hani uyanır uyanmaz Allah onun hatırına geldi, Allah'ı zikretti. Öyle olunca o kimsenin ne muradı varsa, ne isteği varsa veya neyi o kimse neden zorlandıysa ona dua etse Cenab-ı Hak onun duasını kabul ediyor. Şimdi böyle olunca o kimse yan Allah, dön Allah, yat Allah, kalk Allah hep Allah'ı zikredecek. Bunun o zaman o kimse 7-24 Allah'ı zikretse yine çokça zikretmiş sayılmayacak. Ama fiili olarak o kimse işte otururken Allah'ı zikretse, yatarken Allah'ı zikretse veyahut da işte yürürken Allah'ı zikretse o yine de işte çok zikredenler sınıfına Allah merhamet ettiği için girecek. Yoksa gerçek manada girmeyecek.
Çünkü o kimsenin göz açıp kapatıncaya kadar bütün her şeyini Allah'ın zikrine bağlaması lazım. Çünkü başka bir hadisi kutsi de de ya bir kimse Allah'ı zikrettiğinden dolayı kendi ihtiyaçlarını göremeyecek hale gelse. Bu hadisi kutsi muhteşem. Yani o kimse zikrullah'tan dolayı herhangi bir ihtiyacını, herhangi bir halini arz edemedi. Bir şeye ihtiyacı var ama zikrullah'tan kesilip de o ihtiyacını beyan edemedi Allah'a. Diyor ki Cenab-ı Hak onun isteğini yerine getirir. O istemeden. Çünkü Allah cud ehlidir. Cud ehli demek şu, cömertlik şu, istiyorsun istediğini veriyor. Bu cömertlik. Birinden bir şey istiyorsun.
O istenilen de veriyor. O cömert insan. Allah'tan bir şey istiyorsun. Allah senin isteğini yerine getiriyor. Allah cömerttir. Cenab-ı Hak'ın husisi manada kendi zatına ait bir hali vardır. Cud ehli olmak. Yani Cenab-ı Hak istemese dahi bir yerde bir dostunun kendisini zikredenin bir ihtiyacı varsa, o istemeden Cenab-ı Hak onu veriyor ona. İstemeden veriyor. O istemiyor. Ya Rabbi demiyor. Neden Ya Rabbi demiyor? Küstahlığından değil. Allah'ın zikrini bırakıp Ya Rabbi diyecek zamanı yok. Kendi halinden geçmiş. Tabiri caizse kendisi kendisi olmaktan çıkmış. Tabiri caizse kendisi hiç aklına gelmiyor. Kendisi aklına gelmiyor.
Kendisi aklına gelmeyince Cenab-ı Hak dostluğunu koruyan, muhafaza eden, bu sefer onun bütün ihtiyaçlarını Allah kendi katından lütfediyor. O bir şey istemiyor. Gerçek manada Allah'a dost olanlar zaten böyle Allah'ın yarattıklarına ellerini uzatmazlar. Onun dostluğunun nişanesidir.
Onun ihtiyacının görülmesi. Dostluğunun nişanesidir. Yani o kimse Allah'a dost ise, Allah'a dost ise, onun ihtiyacı Cenab-ı Hak tarafından görülür. Onun bir şey istemesine gerek yoktur. Halini arz etmesine gerek yoktur. Bunun bir çıt daha üstü var. Bir çıt üstüne o halini Allah'a da arz etmez. Bu hasül hasın hası, bu hasül hasın hası, o zikrullahla öyle kendinden geçer, o Allah'la öyle bir ilişki halindedir. Onun Allah'tan bir şey istemeye yüzü olmaz. Utanır.
Yani o neyine hakim değil ki. Hani geldi ya İbrahim'e, Cebrail aleyhisselam. Dedi ki hani söyle ne istiyorsun? Ona dedi ya, o benim bu halimi biliyor mu? Evet. Buna vakıf mı? Evet. Bana o lazım dedi. O esnada ona da demedi beni ateşten kurtar diye. Bak Allah'a da demedi beni ateşten kurtar diye. Bu o kimsenin Allah'ı zikrederken Allah'a olan dostluğunun en ileri seviyesi. Bu zikrullah ile mümkün. Bu fakir başka bir kapı bilmez. Bu zikrullah ile mümkün. O kimse Allah'ı zikirde öyle ileri bir noktaya gider.
Artık o öyle bir noktaya gidince, o kimsenin bütün her şeyi Allah'a ait olur. O zaman diyor ya, onlar bir şeye dua ise tecelli eder. Evet. Onlar yüzü su hürmetine gökten yağmur yağar diyor. Hadis-i Kutsi'de. İşte bunlar onlar. Onlar yüzü su hürmetinin din ayakta durur. İşte bunlar onlar. Onlar eline makbuz olup zekat toplamaya çıkmazlar. Onlar eline dernek makbuzu alıp ortalıktan fide zekat toplayacağım diye uğraşmazlar. Onlar kalkıp da ihtiyaçlarını bir kimseye söylemezler. Onlar kalkıp da şurada şöyle bir şeyimiz var bunu böyle nasıl halledelim demezler.
Onlar o zikrullahın deryasına kendisini bırakmış, o zikrullahın deryasında dolaşır desem, akıl girer işin içerisine, zikrullahın deryasında kaybolmuştur onlar. Onların hali akılla alakalı değildir. O tabiri caizse bir kimseyi denize atarsın, o yüzeyim kulaç atayım der, denize atarsın batmayayım diye elini ayağını oynatır.
Onlar o hale geldi mi ne kulaç atar ne elini ayağını oynatır. Onların kendisi değildir orada. O artık akıl dışı bir şeydir. Öyle olunca onların ihtiyaçları Cenab-ı Hak tarafından görülür. O yüzden diyor hadisi kutsi de ona kim savaş açarsa Allah'a savaş açmıştır. Bu zatlar onlar. Allah'a savaş açmıştır. O diyor Allah'ın hani yırtıcı hayvanın avından intikamını aldığı gibi Allah da onun intikamını alır diyor. O benimle görür, benimle duyar, benimle yürür, benimle tutar, benimle konuşur. O bu halde. O yüzden onun yaptığı Allah'ın yaptığıdır. Sen atmadan Allah attı.
Ayet-i Kerime onun üzerinde tecelli eder. Sen öldürmeden Allah öldürdü. Ayet-i Kerime onun üzerinde tecelli eder. O yüzden böyle bir zat Cenab-ı Hak'ın komple sıfatsal tecelliyatının altındadır. Onun her hali zikir olur. Oturması zikir, kalkması zikir, konuşması zikir, gülmesi zikir, yürümesi zikir, neşesi zikir, kederi zikir. Hepsi de zikirdir onun. Hepsi de zikirdir. Ancak o kimseler Allah'ı çokça zikredenler zümresindendir. Geri kalan bir kimse bir derviş günlük verdiğini çekti. Namazlardan sonraki verdiğini çekti. Aklına geldikçe de Allah'ı zikrediyor. O da şeriaten Allah'ı çokça zikredenlerden. O bir çıt daha yukarı böyle kendince tırmalıyor.
Tarikaten o da Allah'ı çokça zikredenlerden. Gömmeyelim hiç kimseyi. O biraz daha böyle hani uğraşıyor. Gerçekten hakikaten Allah'ı çokça zikredenlerden. Bir derviş adayının bir üstada bağlanıp günlük veyirdini devam ettirmesi kadar büyük bir mesele yoktur. Bunu küçümsediğimi düşünmeyin.
Böyle bir zamanda bir üstada intisap edecek bir kimse ve o üstadın gölgesinde günlük veyirdini çekecek. Yoluna devam edecek. Örnekliyorum ben buradanım diyecek. Ben buradanım diyecek. Bu kolay bir nefis meselesi değildir. O yüzden o da Allah'ı çok zikredenler sınıfındandır. Bunu böyle basite alırsak o zaman gene haksızlık etmiş oluruz.
Gönül arzu eder herkes hakikatin hakikatin hakikatine ulaşsın. Ama ve lakin o da Allah'ı çokça zikredenlerdir. Hele bu zamanda herkesin Kur'an ve sünnete saldırdığı, cemaatlere, tarikatlara saldırdığı, o saldırı bitmiş değil ülkede. Böyle bir zamanda yani bir kimse, yani bir yola girecek. Bu isterse bir cemaat olsun, isterse bir tarikat olsun. O yolda devam ediyor olacak. Bak o yolda devam ediyor olacak. Kolay bir şey değildir bu ülkede. İster Risale okusun, açık açık konuşayım. İster Risale okusun, ister ne bileyim işte Süleyman Hilmi Efendi'nin yolundan yürüyor olsun. Yani isterse x cemaattan, x tarikattan olsun.
Hepimizin ve hepsinin eksiklikleri çoktur. Ama orada durmak, orada durmak gerçekten zordur. Hele istikameti düzgün bir yerde durmak daha da zordur. Orada devam ettirmek, orada berdevam olmak gerçekten zordur. Kolay bir şey değildir. Ve bir kimsenin gerçekten o hayat çizgisini, o yolda devam ettirmesi son nefesine kadar büyük cihattır. Hele böyle, çok özür dilerim bunu böyle söylerken, böyle gevşeklik yapmadan, istikametini düzgün tutmak, tabiri caizse böyle yıkılmadan, böyle hatası kusuru olur.
Ama yola karşı bir hainliği, bir gevşekliği olmadan, son nefesine kadar götürmek gerçekten zordur. Bunu kabul eden bir kimseyim. Yani çünkü 37-38 yıl boyunca işte yıkılanı gördük, yalpalananı gördük, geri döneni gördük, bırakıp gideni gördük. Gördük bunları hep. Bir zoru görünce çekip gideni gördük. Bunları gördük, yaşadık bunları. Ben o yüzden diyorum, yani bir insanın sonuna kadar götürmesi zordur diye. adamın zakirle arası bozulur, ne bileyim çavuşta bozulur, başka bir dervişle bozulur. Hep yaşanır bunlar. Adam bir şey yaşar orada, yaşadıktan sonra ya ben gidiyorum buradan der. Gider o kimse. Yani böyle olmadan, hani bir istikamesizlik, bir hainlik yapmadan yolda durmak, o da evet Allah'ı çokça zikredenlerden sayılır.
E şimdi, yolun başı bu, yolun başı bu olunca, yolda devam etmek. Mesela bir Risaleci de olabilir o kimse. Hani Risaleci demek de hoş değil ama, hani Risale okuyorlar. Kolay değil. Veyahut da işte, bir x, bir cemaat diyelim. Kolay değil. Bakın kolay değil, götürebilirmek, yürütebilmek, orada berdevam olmak kolay bir şey değil. Bunun zorluğunu da gördük biz. Çünkü Türkiye gibi ülkelerde, sistemin tırnak içerisinde istediği bir Müslüman tiplemesi vardır. O sistemin istediği Müslüman tiplemesine uyarsanız siz, sıkıntı yaşamazsınız. Zaman zaman bazı cemaat veya tarikatlar böyle sisteme uyuyormuş gibi de görünebilirler. Uyarlarda der ki, gelecek önemli.
Bu konularda da böyle hemen peşin hükümlü olmayın. Gelecek önemli. Biz şimdilik bir tohum ekelim, bir beş kişi, on kişi yetiştirelim. Hani ileride onlar bu işi daha da iyiye götürebilir. Kimsenin burnunu kan atmadan biraz yürütelim. Kolay bir şey değildir çünkü. Yani bir aile reisisin, önce eşimin ve çocuklarının bakmayı düşünürsün. Dersin ki benim farzım ne? Eş ve çocuklarıma bakmak. Önce aile reisi olarak eş ve çocuklarına bakarsın. Farz budur çünkü. Hani senin çocuklarının çikolatamı yemeği versin, önemli değil. Marka ayakkabı giymeyi versin, önemli değil. Önce çocuklarının sen, sağlıklı bir şekilde bakmayı düşünürsün. Aynı şeydir. Bir cemaat, bir topluluk düşünün.
O önce der ki ya farzı bu. Bunların hiçbirisinin burnunu kan atmadan, belli bir ölçüye, belli bir idrake, belli bir fikre, belli bir düşünceye getirmem lazım bunu diye düşünürsün. Şimdi gidersin bir yere ilk defa, bir yere sohbete gittin, bir yere zikrullaha gittin, hiç kimse yok orada. Yavaş yavaş anlatacaksın ya, bunu şimdi çalışan bilir. Gidersin orada hemen zikrullaha dar bir başlayamazsın orada. Bilmiyorlar çünkü. Önce ekersin, biçersin orada. La ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah. Ha birkaç taneside seni böyle videodan bakmıştır. Hatta bana diyorlar, hocam böyle yapmıyorsunuz zikrullaha. Canım kardeşim diyorum ben, önce siz bir alışın.
Kandırıyorum sizi şimdiden diyorum. Gülüyorlar ben öyle deyince. Hadi diyorum ben, kolay yapacağız. La ilahe illallah, la ilahe illallah. Ya böyle yaparken dahi imam çekip gidiyor camiden. Bir dahaki gittiğimde imam diyor ki, böyle şeyler yapacaksanız müsaade edemem diyor. Ya ne yaptık, la ilahe illallah dedik diyorum ya. La ilahe illallah dedik. Yok diyor camilerde tarikat olmaz diyor. Benim ağzımdan tarikat lafı çıktı mı diyorum ya. Ben yolcuyum diyorum ben. Gelip geçeceğim ben diyorum. Ben bir garip dervişim diyorum ya. Şurada iki teyhid çekeceğiz, la ilahe illallah diyeceğiz diyorum. Adam rengi mengi gidiyor. Yani kolay değil, onu yavaş yavaş alıştırıyorsun.
Bunun gibi Türkiye'de yavaş yavaş alışıyor. Böyle olunca ben kim bir dergaha gitti, bir şeyhin elinden tuttu, bir kimse, bir cemaat onu böyle işte hasbelkader yakalamış onu, anlatmış ona. Bir şeyler okuyorlar. Hiç önemli değil. Ben ayrıştırmam. Hepsi de Allah'ı zikredenlerden. O yüzden ha çokça zikredenlerden diyemeyiz. Ama Allah'ı zikredenlerden. Rabbim hepimizi de çok çokça zikredenlerden eylesin. Devam et. Başka bir konuda izniniz olur mu? Cemaatle zikretmenin adabı başlığı altında zikrederken, destur ya Hazreti Allah'ı zikre başlarken, destur ya Rasulallah, destur ya İmameyn, destur ya Pir-u Piran, destur ya Üstadım Hu. Bir fazilet sırası ise şayet bu.
İmameyn'den kasıt nedir? Pir efendilerimizden önce midir? Üstadımızdan da önce midir? Biz mezhep imamlarımıza tabiyizdir. O yüzden bizim yolumuzda mezhep imamları Pir efendilerden önce gelir. Fazilet açısından da mezhep imamlarımız Pir efendilerden de, üstadımızdan da önce gelir. Biz o hiyerarşiyi kaybetmeyiz.
Bir kısım ehli tasavvuf bunu böyle görmeyebilir. Biz böyle gördük üstadımızdan. Üstadımız da Çorumlu Hacı Mustafa Efendi'den böyle görmüş. O Hacı Elaydar Efendi'den, Çorumlu normalde Hacı Ebu Vakir Baba'dan, Tanta'dan ondan sonra Tantevi'den, Neşabi'den oradan Mahmud-i Hüdayi Dergahı'ndan bu komple baktığımızda silsile böyle görmüş bunu. Bu konuda biz kimseye bir laf söyleme noktasında değiliz. Ama bizim destur istememiz, hiyerarşisi destur istememizin hiyerarşisi bu böyle. Önce Allah'tan sonra Resulullah'tan sallallahu aleyhi ve sellemden ondan sonra aşağı doğru sıralanır. Az önceki konuyla da ilgili hadsizlik yaptım aslında üstadım özür dilerim. Zateninizin şahsında Cenab-ı Allah'tan da özür diliyorum.
Siz yine bir sohbetinizde ifade buyurmuştunuz ki, kendine bir şey olduğumu zannetme, sen yetmiş bin defa la ilahe illallah dersin, o bir defa la ilahe illallah der, o yetmiş binden de faziletlidir ifade buyurmuştunuz. O zaman az önceki sohbetinizde de ifade buyurduğunuz gibi, onun her halinin gülmesinin, ağlamasının, yürümesinin, konuşmasının, yani buradaki kemiyet değil, keyfiyet midir maksatı efendim? Evet, burada normalde o hal ile hallenen kimselerin artık belli noktalar haricinde kendi ihtiyarı yoktur. O yüzden hani Hz. Mevlana mesnevisinde hani bir kısım insanlar inşallah demeseler dahi onlar inşallahın canı olmuşlardır der. Yani o inşallah dememiştir ama o inşallahın canı olmuştur.
Hz. Pir'in sözüdür bu. O yüzden yani o kimse, evet bir sefer la ilahe illallah der, öbür tarafta yetmiş bin la ilahe illallah bedeldir onun la ilahe illallah demesi. Ama hiç kimse de kendini böyle görmesin. Teşekkür ederim. Eyvallah. Devlet memuru biri bir kısmı kullanılabilir, müsvedde kağıtları biriktirince, çöp gibi görünüyorsa biriktirmeye devam mı etmeli, başka bir yolu var mı?
Kullananla biliniyorsa kullanılacak. Bu ister devletin malı olsun, ister kendi şahsın malı olsun. Bugün insanlar israf ediyorlar. Görülmez yerlerde israflar var. Ben mesela genel olarak işte bana gelen resmi evraklar da dahil. Bir tarafı yazısı ise ben öbür tarafını kullanıyorum, yazdırıyorum. Ben sıfır kağıt kullanmamaya gayret ediyorum. Resmi bir yere bir müracaat edilecekse sıfır kağıt kullanıyorum. Öbür türlü sohbet hazırlıyorum diyelim ki, ben bir tarafı kullanılmamış olan var, ben onu kullanıyorum. Ben atmam. Ben kullanılabilecek herhangi bir şeyi atmam. Bu ne olursa olsun, poşet dahil buna. İsraf.
İsterse tahta parçası olsun. Kullanılabilecektir, bir yere lazım olur. Alır koyarım kenara. İsraf yok. Kullanılabilecek, gömlektir, ayakkabıdır, pantolondur kullanılabilecek mi? Evet. Kendim kullanabiliyorsam kendim kullanırım. Kullanamıyorsam tasadduk ederim. Kullanacak birisine veririm bir daha. Kimisi kibirlidir. Alır kullanmaz mesela. Kibirinden dolayı kullanmaz. Yok. O kimse mesela kibirlenmiyorsa, ihtiyacı olmasa dahi bir başkasına versin. Bu da sünnet. Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah'a gönderdi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem. O dedi ki, ya Resulallah benim bir ihtiyacım yok. Ona dedi ki, ey oğul sen istemeden sana bir şey geliyorsa bu Allah'ın lütfundandır.
İhtiyacın varsa onu kullan. İhtiyacın yok ise ihtiyacı olan bir kimseye tasadduk et dedi. Bu sünnettir. Reddedilmez. Bir kimse size bir şey hediye etti. Bu reddedilmez. Ne hediye ederse etsin. Buradan hareket ederekten hep altına kendimle alakalı not düşüyorum. Ben böyle bir şey istemiyorum. Allah razı olsun. Bu kapıyı açmak istemiyorum. Ama bir kimse, kimseye bir hediyede bulunuyorsa, tasaddukta bulunuyorsa, onu reddetmeye hakkı yok hiç kimsenin. Mustafa Özbağ'ın da yok. Kendimi böyle ayrı bir kibirlilik dünyasına katmayayım. Ben sadece not düşüyorum arkadaşlar. Bu konuda beni biraz üzmeyin.
Böyle beni biraz bu konuda sıkıştırmayın. Allah razı olsun. Bu kapıyı çok aralamak istemiyorum. Hediyeleşmeye karşı çıkamazsın. Bu sünnet ise neye aykırı çünkü. Bir kimse herhangi birinize bir şey yapmış. Bu istememişsiniz, andırmamışsınız. Bu sünnettir. Bunda yapacak bir şey yok. Yolumuzda andırmak sıkıntılıdır. Andırmayacak o kimse. Söylemeyecek. Hissettirmeyecek bunu. Şimdi öyle olunca, hani tasarruf etmek ve işte ihtiyacı olan bir kimsenin ihtiyacını görmek, israf etmemek ölçümüzdür. Devlet daireleri de. Hadi diyeceksiniz ki ya devlette o kadar çok şey var da ondan sonra hani buna mı kaldı?
Biz kendimizden mesulüz. Biz israf etmeyiz. Devletin malını da israf etmeyiz biz. Kendi malımızı da israf etmeyiz. Devletin malını da israf etmeyiz. Rabbim israf edenlerden eylemesin. Rabb olarak Allah'ı, din olarak, İslam'ı, peygamber olarak da Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'i kabul edip razı olan imanın tadını tadabilir. Hadis. Razı olmak nedir? Nasıl razı olabiliriz? Dinin bütün hukukunu, ahkamını, sünnet seneyi kabul edip ya bu böyle olmasaymış dememek. Razıyız. Kur'an sünnet ne dediyse haktır. Razıyız. Bu manada. Kendimi dinen toparlamak istediğimde kısa bir süre sonra rüya görmek istiyorum. Bu yolla toparlandığıma dair onaylamak istediğimi fark ettim.
Bu şekilde düşünmem doğru mu? Değil. Biz Kur'an ve sünnete tabi oluruz. Zaman zaman sarsılırız, yıkılırız. Biz zaman zaman ne bileyim işte hata da işleriz, günah da işleriz. Ama biz Kur'an ve sünnete tabi oluruz. İbadetlerimizi yerine getirmeye gayret ederiz. Biz Allah'ı zikretmeye gayret ederiz. Samimiyet nedir? Hiç hesabın kitabının olmamasıdır. Şeytan rüyada Allah'ın şekline, şemaline girebilir mi? Girer, şeytan olduğu doğrudan belli olur. Şeytan ben Allah'ım der çünkü. Eftar-ı zikr fâlemennehu La ilahe illallah El Fatiha ma selavat Allahümme salli ala
Seyyidine Muhammedin ve ala Ali Muhammed Amin Acmeyin Destur

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi