mustafaozbag.org

679. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 24 Ocak 2025 · 56:57

Aleykümselam. Allah'ın şerefi, haysiyeti ayaklar altına alınıyorsa, Cenab-ı Hak hepsini kahriperişan eylesin.
Amin. Güçlerini yerle yeksan eylesin. Amin. Onları dağıtsın. Amin. Onları perperişan eylesin. Amin. Müslümanların intikamlarını alsın. Amin. Şiyonist İsrail Devleti'ni yerle yeksan eylesin. Amin. Onları destekleyenleri yerle yeksan eylesin. Amin. Müslümanların kanını, hırzını, namusunu ayaklar altına alanları Cenab-ı Hak hepsini yerle yeksan eylesin. Doğu Türkistan'a özgürlük nasip eylesin. Amin. Bütün İslam alemine özgürlük nasip eylesin. Amin. Başındaki zalim yöneticileri def eylesin. Amin. Başındaki zalim, haksız, hukuksuz olanları def eylesin. Amin. Kur'an ve sünnet-i seneye sımsıkı yapışanları idareci eylesin. Amin. Ecmayn. Bugün sohbet hazırlamıştık ama hadi bir soru cevap yapalım, açılalım.
Efendim İslam'da sınıf kavramı var mıdır? Toplumun içerisinde toplumsal sınıflar var mıdır? İslam bunu böyle sınıflandırır mı kişileri? Okuduğumuz ayet-i kerimelerde veyahut da okuduğumuz hadis-i şeriflerde böyle sınıfsal bir ayırım yok. Normalde hani bugünkü gibi işte zengin, fakir ondan sonra şu meslek sahibi, bu meslek sahibi, idareciler, bürokratlar bunu bilhassa İslam'ın başlangıcı olan Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde görmediğimiz gibi Cihar Yergüz'ün efendilerimizde yani Hz. Ebubekir Ömer Osman Ali radiyallahu anh hazretlerin zamanında kısa da dönem olsa altı aylık Hz. Hasan efendimizin döneminde böyle bir şey görülmemiş, yaşanmamış.
Tabi bu dönemden sonra bilhassa Emevilerde bu sınıfsal ayrılıklar baş göstermeye başlamış. Eski insanlığın hastalığı zuhur etmiş. İlk önce zengin, fakir ayrılmış. Sonra sınıflar bölünmüş de bölünmüş ama İslam'ın genel bakışı bu konuda herhangi bir sınıfsal ayrılığa, böyle herhangi bir sınıfın üstünlüğü veya herhangi bir sınıfın ezilmesi diye bir şey yok. Öyle olmasına rağmen zaman içerisinde o Emevilerde bu hastalık girmiş. Bu hastalık girdikten sonra İslam dünyasından bu hastalık kolay kolay çıkmamış. O çaylarınız da içine var. O hastalık devam etmiş. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri genel olarak sahabeyle beraber yaşar. Onlarla beraber yer içer. Onlardan farklı bir hayat tarzı olmazdı.
Hatta hayat tarzına bakacak olursak ekonomik olarak o sahabelerden hepsinden daha az bir ekonomik özgürlüğe sahipti. Öyle olunca o böyle bir fazla bir farklılık oluşturmadı. Bir tek işte normalde hutbe okuyacağı zaman bir hurma kütüğünün üzerine çıkar öyle hutbe okurdu. Sahabeler hani biraz daha böyle cemaat çoğaldı. Cemaat çoğalınca hani insanlar arka taraftakiler sizi duyamıyor. Sizi tam göremiyor deyince hatta sahabeden bir kadın buna ön ayak oldu. Dedi ki ya Resulallah benim bir kölem var. İyi bir marangoz size dedi bir kürsü yapalım. Böyle bir şey olarak. Bu sefer böyle üç merdivenli veya üç basamaklı böyle bir hutbe okunacağı veyahut da nasihat edileceği, konuşacağı bir tahtadan bir kürsü diyelim eski dilde öyle bir şey yapıldı.
Buradan imamlar cevaz verirler. Hani sohbet edecek olan bir kimsenin, oğazı nasihat edecek olan bir kimsenin biraz yüksek bir yerde oturmasına cevaz verir. Ama insanlar bunu şimdi Müslümanım diyenler bunu bilmediğinden otururlar. O neden yüksekte duruyor derler. O neden koltukta oturuyor derler. Normalde derler de derler ayrı mesele. Ama böyle bir sınıfsal ayrılık yok. Zaman içinde imamlar şuna fetva vermişler. Hani işte alimlere, şeyhlere hürmet edilmesiyle alakalı. Ama bu hani sınıf üstünlüğü değil. İlimle alakalı. Efendim Müslümanların son dönemdeki bozulmasıyla alakalı bir okuduğum bir yazıda şöyle bir tespit vardı. Buna istinaden sormuştum sorumu.
Son 150-200 yılda Müslümanların entelektüel bir sınıfının olmaması sebebiyle herhangi bir makama geldiklerinde veyahut da herhangi bir maddi güce kavuştuklarında onların dışında olan insanlara böyle bu kadar zulmetmeleri, işte cahilane davranmalarının sebebi bu sınıfsal entelektüel sınıfı yakalayamamasından dolayı böyle bir tespit yapılmıştı. Orada aklıma takıldı bu soru. Yani bir Müslüman'ın böyle bir entelektüel sınıfı olur mu? İnsanları böyle hani bu noktada bir idari pozisyona geldiğinde burada böyle bir sıkıntı yaşar mı? Şimdi tabii bu normalde yaklaşık İslam dünyasında 200-250 yıllık bir mesele. Ama İslam'da böyle bir hani siyasi, bürokrasi, entelektüel bir sınıf oluşturma.
İslam'ın böyle bir derdi yok, kaygısı yok. Bu batıdan gelme bize. Yani siyasi bir oligarşi oluşturulması, kapitalist bir oligarşi oluşturulması, işte entelektüel diye nitelendirdiğimiz bir oligarhların oluşması. Kim bunlar? Nereden geldiler? Niçin geldiler? Ne yapıyorlar? Hatta bunu üçlü testis inancı olarak hani siyasetçi, ondan sonra hukuk, işte şu bu ayırıyorlar ya. Kim bunlar? Nereden geldi? Veyahut da biz entelektüelik dediğimizde ne anlayacağız bundan? Yani bir kimsenin kalkıp da eski Yunan felsefesini bilmesi onu entelektüel mi diyor? Veyahut da bir kimsenin oturup da hadislere ezberlemesi veyahut da fıkıh ezberlemesi ona entelektüel mi diyor?
Biz nereden onun entelektüelliğine karar vereceğiz? Entelektüellik ne? Entelektüel... Kime entelektüel diyeceğiz biz? Kim entel? Kim siyasetçi? Şimdi baktığımız zaman 250 yıllık bir döneme siyasetçi dediğimiz şey halkın hakkını, hukukunu devlete karşı koruyan, devlete karşı savunan kimse demektir. Bürokrat dediğimizde bürokratın da aslında yapması gereken halka hizmettir.
Benim anladığım entelektüel bir kimse benim ufkumu açan kimse olmalı, ezberci olmamalı. Sokrat'ı açar ben de okurum, benim ufkumu açacak, benim ileriyi görmemi sağlayacak, bana fikir üretecek. Bana söyleyin 250 yılı içerisinde, Batı'ya kendisini peşkeş çekmiş insanlar İslam dünyasının önünde entelektüel olarak çıktı. Batı'nın kapitalizmini savunanlar İslam dünyasında fıkıhçı, hukukçu olarak çıktı.
Batı'nın emrinde yürüyen insanlar siyasetçi oldu. İslam dünyasında Batı'nın emrinde olmayan bir devlet başkanı ve siyasetçi gösterin bana. Batı'nın emrinde değilse zaten suikast ederler, Batı'nın emrine girmiyorsan hemen anında ihtilal ederler. Batı'nın emrinde değilse kargaşa çıkarlar orada. Zaten Müslümanlar cahil kargaşaya hazır zaten. Birbirlerini katletmeye, öldürmeye de hazırlar. O zaman 200 yıldan beri böyle bir entelektüellik dediğimiz şeyde çok büyük bir eksiklik var. Bu Batı'da da aynı, Batı bizden farklı değil. Bana söyler misiniz, Batı sanki kendi diktasını oluştururken neyle oluşturuyor? Siyasetçisiyle, bürokratçısıyla, entelektüel diye anılan kimselerle oluşturuyor.
Ve bunlar halkın üzerinde birer sömürü düzeni. Yani bunu böyle yargıladığınızda 200 yıllık bütün her şeyi çöpe atacaksınız. Bana bir tane siyasetçi gösterin, İslam dünyasında halkın hakkını savunan. Bana 200 yıllık bir siyasetçi gösterin, Avrupa diktasına karşı, kapitalist, deccalist sistemin diktasına karşı çıkan bir kimse söyleyin bana.
İktidara gelenler için söylüyorum. Bana milletvekili gösterin, halk için uğraştım diyecek. Bana bir tane İslam âlimi gösterin, halkın lehine fetva verecek. Fetva vermekte kalkmayacak. Halkı bu konuda bilgişlendirecek, halkı uyandıracak, halkı ayaklandıracak. Bir tane şeyh gösterin bana, düzene uymayan, düzene muhalif. Benim sistemim Kur'an sünnet diyen, benim sistemim Kur'an dediği zaman, sizden ücret istemeyenlerin yolundan, işinden gidin, onlar idarete ermişlerdir. Yasin 21 dervişlerini ütümeyen bir şeyh gösterin bana.
Yok yani normalde şimdi, bu böyle hani, bakın tartışmalara, adamın hiçbir işi yok, hiçbir ticaret yok, adam kocaman villada yaşıyor. Adamın şeyine soruyorum, halifesine soruyorum, şeyh efendi ne iş yapıyor diyor, ben hiçbir iş yapmıyor diyor. Nereden geçiniyor dedim, böyle baktı. Dedim ya rahat konuş. E dedi, cumaları dedi bizim dergâhta, cuma selamla için durur. Herkes gelir dedi, cebine dedi, cuma harçı koyar dedi. Birisi dedi ki, minderi var, minderinin altına dedi, herkes gelir, para sıkıştırır dedi. Birisi de telefon açıyor zaten, değil mi? Diyor ki, şu kadar gönderin. Şimdi yani, biz ondan ne göreceğiz ki ya?
Sadece bu İslam dünyasıyla alakalı değil yani. Bir Hristiyan gidecek, bütün her türlü haltı işleyecek, ondan sonra gidecek kiliseye bir bağış yapacak, ondan sonra kilisede temizlenmiş çıkacak. daha ilerisi, siz Vatikan'ı çok temiz bir yer mi zannediyorsunuz? Dünyanın bütün kirli işleri Vatikan'da örgütlenir. Bütün kirli işler, dünya üzerinde ne kadar var ise, hepsi de Vatikan'da parmağı vardır, Vatikan'da örgütlenir. Onlar da Tanrı galip gelecek, yeryüzünde diye yaparlar. Tam ahir zaman, tam deccalist sistem. O yüzden yani normalde şimdi, baktığımız zaman hani, bunları böyle, çok açık konuştuğum için sivri geliyorum, sivri geldiğim için enzemde boza pişiriyorlar, umurumda değil. Ben 64 yaşındayım, ben 14 yaşında ülkücülükle tanıştım.
İlk satışı biz MHP'lilerden gördük, ülkücülerden gördük. Ben ilk defa orada satıldım. Açık açık konuşuyorum ben. Oradaki insanlar, oradaki o bozuk insanlar sattı ilk önce beni. Şimdi böyle söylüyorum, hani bir tanesi de eski ülkücünün birisi diyemez ki bana, ya bu kadar da ağır konuşma yok kardeşim, ispatlarım size.
Bana kimse cevap veremez. Alparslan Türkeş vefat ettiğinde, İsviçre bankalarında 2 milyon dolar çıktı. Hangi ticaretten kazandı? Taş attı ama kolum yoruldu. Vatan millet deyip de canını veren, hangi canını verenin kanını kaça sattı acaba? Kim verdi o parayı? Sonra çocuklarının arasında kavga çıkmasaydı, hiç kimse bilmeyecekti o parayı. Çocuklarının arasında kavga çıkınca öğrendi herkes. Bakın Türkiye'nin gündemine bakın. Kime rabıta edeceğiz? Bir buçuk yıl onun savaşını verdik. Şimdi ümmetin parası mı, babamızdan kalan miras mı? 17 trilyon. Bilinen, söylenen 17 trilyon. Ben öldükten sonra arkamdan kalkıp çıkmayacak merak etmeyin.
Bunlara baktım. Ben çok basit bir şey söylüyorum. İyi. Yani, Fethullah Gülen dedi ki, mezardan dedi, mezardan milletin kalkıp buraya oy vermesi lazım dedi. AK Parti için. Doğru mu? İyi. Bütün nakşibendiler İstanbul'un nakşibendi dükkası hala da AK Parti için açık açık konuşuyorum bakın. AK Parti için toplanıp melemen bardağı gibi dizilip oylarımızı AK Parti'ye diyor mu? Diyor. Zaman zaman herkes kendi yaşam nefesi olarak görüyor. Bizim oylarımızı AK Parti'ye diyor mu? Yani bir dergahın tarikatın başındaki diyor. Peki geriye doğru gideceğiz şimdi. 200 yıl öncesinden doğru gideceğiz. Bir Sufi hareket hiçbir zaman, hiçbir zaman, herhangi bir siyasi teşkilatın arkasında olmamıştır. Hatta Sufiler zamanın devlet erkanından uzak dururlar.
Hatta Sufiler devlet erkanından bir lokma bizim boğazımıza girecek diye ödüleri kopar. Nerede kaldı onlar? Konuşamazlar bunları. Benim bu konuştuklarım kendimi meth etmek için söylemiyorum. Türkiye'de hiç kimse konuşamaz. Ne oldu peki? Yani herkes destekledi. Anayasayı bile değiştirmeye muktedir. Milletvekili çıkardı mı? Çıkardı değil mi? Ne değişti? Sıralıyorum. Faiz mi yasaklandı? Kumar mı yasaklandı? Fuhuş mu yasaklandı? İçki mi yasaklandı? Uyuşturucu mu yasaklandı?
Batı'ya karşı cephe mi alındı? Amerika'ya karşı cephe mi alındı? Rusya'ya karşı cephe mi alındı? Veya hiç kimseye cephe almadın. Sen bu ülkenin milli manevi menfaatlerini korudun, muhafaza ettin mi? Ne yaptın? Ben size söyleyeyim. 22 yıl içerisinde uyuşturucudan tedavi olan kimseler, yüzde üç bin arttı. Tedavi olmak isteyenler, 20 yıl içerisinde yüzde üç yüz arttı. Üç bin arttı. Yüzde üç bin. Yüzde üç yüz değil, yüzde üç bin. Yüzde yüz değil, yüzde üç bin arttı. Fuhuş yapanlar yüzde beş bin arttı. İçki tüketimi yüzde iki bin kusur arttı. Nerede milli manevi değerler?
Uyuşturucu yaşı dokuza indi. Fuhuş yaşı on ikiye indi. Fuhuş. Uyuşturucu dokuz. İlkokulların önünde uyuşturucu satılmaya başladı. Türkiye'nin dış borcu ne kadar arttı? Yüzde beş yüz arttı.
Yüzde yüz değil, yüzde beş yüz, yüzde altı yüz arttı. Bana bir tane herhangi bir partiden siyasetçi gösterin. En derdidir o da varsa da. Siyasete girip orada para kaybeden. Bursa'daki isimleri sıralamama gerek yok herhalde değil mi? Cafer'le beraber bayrak asan şimdi, Cafer bayrak asmağa gelir mi şimdi? Bayrak asan yok şimdi. Bakın bütün dikta rejimleri, bütün faşist ve komünist rejimler, bütün batılı rejimler, iktidara gelirken beraber yürüdükleri insanlar var ya, ilk önce onları yerler.
Bir tarikat düşünün. Tarikatın başındaki kimse bir yere gelirken, birileriyle bir yere gelir, önce yanındakileri yer sonra. Onların yerine gelmek için birileri çaba gösterir, bakar o çaba gösterenlerin içerisinden, seçer o. Hangisi zengin, hangisi böyle kamikaze gibi onun peşinden gidecek, yanındakini harcar, onu oturturur. Birisi benim yüzüme söyledi. Abi dedi ya, şu Adnan, Cafer, Hüseyin üç yüzünden dedi, kurtul. Ne istiyorsan ben vereceğim dedi. Sen kimsin dedim ya. Bir yüzüme söyledi benim.
Hani bunu böyle etrafta söylüyorlar. Hani ben susuyorum ya şimdi, böyledir bu işler. Etrafta konuşur, konuşur adam. Ondan sonra der ki ya, gideyim bir de bunu yüzüne söyleyeyim. Cesaret alır. Şimdi önce bir kişi, iki kişi, üç kişi, dört kişi, böyle bir konsansüs oluştururlar. Başlarlar kaynatmaya. Dedikodu fitnesi böyle bir şeydir. Sonra cesaret bulurlar. Ondan sonra gider, onun yüzüne söyler. Der ki böyle böyle. Şimdi bir kimse, bir yol yürüyorsa, ve o yolda bir, çok affedersiniz, südü bozukluk, kanı bozukluk varsa, önce yol yürüdü, kimseleri o harcar. Onunla beraber böyle, hani, kanıyla, canıyla, mücadele etmiş.
samimiyetle koşmuş. Önce onu harcar. Ticarette de böyledir. Adamın, südü bozuksa, şirketi kurmuş, iş yerini kurmuş, onunla beraber gece dememiş, gündüz dememiş, çalışmış orada, ona müdürsün demiş, amirsin demiş. Bir şey demiş, belli bir yolu geçmişler, belli bir handikap atlatmışlar. O kimse, seninle beraber, gecesini gündüzüne katmış, sonra sen biraz, yepüldeklenmişsin, zenginleşmişsin. Yani o da, o senin, böyle fukara zamanını biliyor ya, yani o sana işte, Mustafa Bey demez, fukara zamanında, Mustafa abi der, abi der, e sen zenginleştin artık sana, Mustafa Bey denmesi lazım. O herkesin içinde, Mustafa abi diyor sana. Olur mu ya, ben patron oldum artık, şimdi hala da sen bana, Mustafa abi diyorsun, ne olacak iş mi bu?
Eee, benim seni oradan bir, uzaklaştırmam lazım, bana Mustafa Bey diyecek birisi lazım. Onu atar iş yerine. Ona yalama, yalaka lazım. Aynı şey. Yani o kimse, şimdi örnekliyorum, işte Adnan, Cafer, Hüseyin, yıllardır abi demişler. Bana şimdi abi dese ne olacak, demese ne olacak, ne derse desin. Ama diyelim ki birisi abi dedi, ulan ne abisi lan ben, şeyh olmuşum. Hala da abi diyor, bunu atmam lazım benim. Öyle düşünür adam. Eski günlerin hatırası yok, vefası yok. Şimdi, siyaset dediğimiz, bürokrasi dediğimiz, veya bana Türkiye'de, solcu, veyahut da, ülkücü, veyahut da işte, yani Kur'an sünnet tarihisinde, böyle bir fikir adamı gösterin bana. Aklınızda kim geliyor? Sivrilmiş bir fikir adama, entelektel olarak göreceğiz ya, şiirde, edebiyatta, veyahut da fıkıhi konularda zirve yapmış, akayette zirve yapmış, vay ya, şöyle bir kimsedir.
Bana gösterin. Ne acı bir şey değil mi? Türkiye'nin ekonomik meselelerini gündemde tutup, çareler üreten bir tane ekonomist söyleyin bana. Herhangi bir yer satılmamış. Bana Amerikan borsasının adamı, IMF'nin adamını söylemeyin. Dünya Bankası'nın adamını söylemeyin. İngiliz kraliyet ailesinden, ondan sonra, onun düzenlediği vakıflardan, yalamış yutmuşlardan bahsetmeyin. Soros'un yan vakıflarından, yalamış yutmuş adamlardan da bahsetmeyin. Bak bunları ben böyle söyledim de, elinizde hiçbir şey kalmayacak. Soros'cu olmayan bir tane bürokrat, Soros'cu olmayan bir tane alim, Soros'cu olmayan bir tane fıkıhçı, Soros'cu olmayan bir tane şeyh, Soros'cu olmayan bir siyasetçi, Soros'cu olmayan yüksek bürokratik bir adam.
Ne acı bir şey değil mi? Evet. Birisini gösterin bana. Geçenlerde birisinin bir şeyini, açıklamasını okuyorum. İşte bugünkü değil herhalde, birkaç dönem önceki hükümetle alakalı diyor, içinde bir tane diyor, anası babası Türk olan yok diyor. Bakanlarla alakalı. Mehmet Emin nerede ya? Gelmedi mi? Mehmet Emin'e soracaktım, konuşmalarımda yanlışlık var mı diye. Bu yeni değil ama düşünebiliyor musunuz?
Yani normalde şeyhli islam mason, Osmanlı Devleti'nde. Şimdi Osmanlı Devleti'ndeki mason bir şeyhli islam yapılanma yapmadı mı? Yaptı. Mason, o da masonik bir yapılanma yaptı. O yapılanma normalde cumhuriyette de devretti mi? Devretti. Cumhuriyetin ilk yıllarında, mesela tefsir yazanlar var mason, ilahiyatçılar var mason. Bana diyorlar ya masonluk kötü mü? Ya kötü iyi beni ilgilendirmiyor. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyorsan, Kur'an ve sünnete tam olarak bağlıysan, nasıl mason olursun? Olamazsın. Nasıl bir izimci olursun? Olamazsın. Nasıl sarhoşi olursun? Olamazsın ya. Tabi bir ara bir masonların Türkiye'deki ne şeyiymiş o, başkanıymış.
Bir iki bir şey söyledi bana. Ben çakı çakı verince, ondan sonra Twitter'dan masonlarla alakalı hani kanunu, maddeyi sustu. Sonra yepildekleri konuşmaya başladı. Kardeş, burada Kur'an sünnet var mı yok? Onu söyle bana. Bilmem ne şövalyeler adına yemin ediyorum. Bunları konuştuğumuzda resmimiz çıkıyor önümüzde. Ama biz bizden birine de sahip çıkamayız. Biz öyle bir topluluğuz. Acı tarafı da bu. Hele bu saatten sonra, hani böyle ibareler var. Suyuti de geçer bazı bu ibareler. Mehdi ile alakalı. Mehdi çıktığında ilk karşı çıkacak olan alimler, alimmiş gibi görünen, şeyhmiş gibi görünen kimseler der. Peygamberlere kimler karşı çıktı? Peygamberlere karşı çıkanlar, vasat vatandaş değil, o günün oligarkları karşı çıktı.
Siyasi oligarklar, kültürel oligarklar, dini oligarklar, askeri oligarklar, ekonomik oligarklar karşı çıktı Peygamber'e önce. Bütün peygamberlere. Yani onlar la ilahe illallah dedi. La ilahe illallah deyince, bütün siyasi, bürokrasi, askeri, ekonomik, kültürel, bütün oligarklar kafa kaldırdılar. Olamaz. Sen bizim tanrılarımıza karşı çıkıyorsun. Ortak nokta bu. Şimdi de aynı. Her sistemin oluşturduğu bir tanrı var. O oluşturmuş tanrı düşüncesine, tanrı fikrine karşıysan, la ilahe illallah Muhammedun Resulullah dediysem, aha! Ensende bozup başırlar.
Ensende bozup başırlar. O yüzden İslam dünyasında, bu dairede, bu sistemde, bu minvalde, çünkü batının esiridir İslam dünyası. Amerika, İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya, Rusya, Çin, paylaşmışlardır İslam dünyasına. Ve İslam dünyasının başındaki kavga, bu paylaşımla alakalıdır. Tekrar altını çiziyorum. İslam dünyası paylaşılmıştır. Çin, Rusya, doğuda Çin ve Rusya. Batıda, ABD, biz Avrupa Birliği diyelim, oradan ayrılan İngiltere diyelim. İslam dünyası paylaşılmıştır. Her karış toprağı, her karış toprağı. İslam dünyasının kısırlığı, bir şeyi üretememesi, bu paylaşımla alakalıdır.
Sizin siyasetçileriniz paylaşılmıştır, alimleriniz paylaşılmıştır, şeyhleriniz paylaşılmıştır, bürokratlarınız paylaşılmıştır. çok açık ve net söylüyorum bakın. Bana söyler misiniz, Mason, Abduhun, Mason Afgani'nin, vermiş olduğu, enflasyon miktarı kadar faiz, caizdir fetvasını, nasıl açıklayacaksınız siz?
Ülkelerin üzerinde, enflasyonu kim oluşturur biliyor musunuz? Doları basan kimse. Ülkelerdeki enflasyonu kim çıkarır biliyor musunuz? Doları basan kimseler. Peki, enflasyon miktarı, faizi, caiz gören bir zihniyet, bunun şimdi Türkiye'de uzantıları var. Hayrettin Karaman, isim isim veririm size. Hayrettin Karaman'ın yetiştirdiği, Bursalı ne o? Hamdi döndüren. Bu bir ekol, Masonik bir ekol bu. Ben şimdi bir, ilmihale bakarken, önce faizle alakalı bölüme bakıyorum. Kat kat artırılan faiz size haram kırıldı. Yani kat kat değilse haram değil.
Bana söyler misiniz, İslam dünyasını faizden kim kurtaracak şimdi? Yüzde elli Türkiye'de. Onun piyasaya, piyasaya yansıması, yüzde altmış beş yetmiş. Sen çok sağlam bir tüccarsan, yüzde dört çalıştırırlar sana. Sağlam bir tüccar değilsen, yüzde beş çalıştırır. Sen biraz böyle şüpheli görünüyorsan, yüzde altı çalışır sanda, yüzde yedi çalışır hatta. Hatta sen sıkıştıysan, boğazından tutar seni, yüzde onu çalıştırır sana. Söyler misiniz, kim durduracak? Nereye çalışıyoruz bu faizle biz? Yol su elektrik olarak dönmüyor size. Şimdi buna baktığımızda, İslam dünyasında kim entelektellik yapacak? Ben televizyonda faizle iştikal eden, bir Müslümandan, bir mümin müminden faiz alırsa, annesiyle, Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibidir.
Hadis-i şerifi söyledim, televizyon sahibi televizyonu bastı. Değil mi? Ben onu söylerken dedim ki, içimden kalbinden bir sesledik, bugün senin son programın. Adama telefon açmışlar. Kim bu adam demişler, ya böyle böyle okuyor, söylüyor televizyonda. Siz bu hadis-i şerifi, hutbelerde duydunuz mu hiç? Siz alimlerin vaazında, duydunuz mu bu hadis-i şerifi? Siz bir şeyhin ağzından, duydunuz mu bu hadis-i şerifi? Bunu yazdığım zaman, ben söylediğim zaman, sahih mi? Hadisler şöyle mi, böyle mi? Kardeş, sen müminden faiz alıyorsan, annenle Kabe duvarının dibinde, zina etmiş gibi günaha giriyorsun. Bunun yoklamıcı mı? Mümin sen, almayacaksın kardeşim.
Bir müminden almayacaksın bunu. E tabi senin önüne koyuyor, Afgani'nin fetvasını koyuyor. Diyanet de koyuyor. Adama ben borcu ödemişim, babası gelmiş, Hacı Efendi, senin durumun düzeldi. Eee, senin borcu mu var daha? Ne borcu? Hacı abi, biz oğlanlarla anlaştık, yaptık, ettik, bitti, benim borcum. İşte borcum var. Ne kadar var daha? Şu kadar var. Hacı abi, ben bunu ödedim oğlanlara. Eee, işte şöyle böyle, Allah Allah. Oğluna dedim, ödemedim mi ben bu parayı size? Hacı istiyor dedi. Haydi, iş büyüdü.
Dedim ya, bak bu caiz değil, şöyledir, böyledir. Yok. Gittik müftülüğe. Yaşadığımı anlatıyorum size. Gittik müftülüğe. Dedim, fetva soracağım. Elime de El Hidaye'yi koltuğumun altına aldım. El Hidaye'den o bölümü de buldum. Gittim, okuttum El Hidaye'yi, oradaki fetvacı başına. Dedim, oku, bak buraya göre dedim. Olmaz dedi. Ya, biz dedi, bu tip mevzuları Hamdi döndürene soruyoruz dedi. Hamdi döndürene sorunca dedim ben, diyecek ki bana dedim ben, o günkü dolar üzerinden borcun var daha senin. Enflasyon miktarını oradan hesaplıyor çünkü. Açtı benim yanımda Hamdi döndüreni. Böyle böyle dedi. Benim adımı da ver dedim ben. Mustafa Özbağ burada dedi.
Hamdi döndüren beni tanıyor çünkü. Mustafa Özbağ da burada dedi. Böyle böyle dedi. Hamdi döndüren dedi ki, o günkü dolar kurundan borcunu ödeyecek dedi. Bu fetvayı veriyor mu dedim ben? Veriyor dedi. Tamam ben öderim dedi. Ödedim. Bana dedi ki, benden yaşlı hakkını helal et dedi. Ben senden helallık istemiyorum. Sen benden ne istiyorsun dedim. Mahşerde görüşler senden dedim. Ben ödedim dedim. Ödedim deme dedim. Benden bir daha var mı şeyin dedim. Yok dedi. Bir daha yani dedim, torunun gelmeyecek değil mi dedim. Dedemi sen de alacaksın varmış diye dedim. Öyle ya.
Şimdi oğluna helallaştık. Babası geldi. Yarın öbür gün torunu gelir. Arsızlığın sonu yok. Yok dedi gelmeyecek. Tamam hakkını helal et hacı gene olur mu? Yok dedim. Hacı abi. Biz mahşerde görüşeceğiz dedim. Helal etmiyorum dedim. Gene söyledi. Gene helal etmiyorum hacı abi dedim. Bu parayı sen kendine hak gördün. Ben de ödedim sana dedim. Benim sizde senedim var çünkü dedim. O senedi de getirmediniz bana dedim. Dostluk gösterdiniz dedim. Ne olacak abi ya dedi. Senin oğlun. Bak dedim hala daha gelmedi. Hala daha gelmedi ha. Etrafta dedikodumu yaparlar.
Hala daha gelmedi. Sonra dedim mahkeme kararı çıkarın. Kaybettiğinizde dahi mahkeme kararı çıkarlar. Kaybettiklerine dahi. Şimdi o fetvayı verdi mi bu adam? Verdi. Neye göre verdi? Mason Afganiye göre verdi. E şimdi normalde ülkedeki faizin fetvası buradan Celalettin Afgani'den. Ülkedeki siyasi ve bürokrat elitin genel olarak felsefik olarak fikir babası, hadis inkarcısı, Afgani'nin yolundan giden Amerika'da yaşıyordu.
Kim? Ali Şerati'nin. Neden hadis inkarcıları birden çoğaldı? Ali Şerati'den. Kim getirdi bize Ali Şerati'yi? Milli görüş getirdi. Görüyorsunuz mu? Nelerden nasıl vuruluyoruz biz? İbni Teymiye'yi kim getirdi Türkiye'ye? Milli görüş getirdi. Kim tasavvufa, sufiliğe karşı? İbni Teymiye'yi öne koydular değil mi? Ali Şerati'yi öne koydular. E kim karşıydı özde? Milli Görüş. Eğer onlardansan iyi şeyhsin. Onlardan değilsen kötü şeyhsin.
Onlardansan senin doğru cemaatsın. Değilsen tuğ kakasın. Hala da aynılar mı? Aynılar. Şimdi aynı şeyi AK Parti aldı mı? Aldı. Onlardansan iyi Müslümansın. Öyle değil mi? Değilsen. Senin elinden tekkeyi dalırlar, dergahı dalırlar. 600 tane polisle de aşure dar edeceğim dediğinde basarlar. Sen de çünkü seçim zamanı melemen bardağı gibi dizilenler gibi sen de dizilecektin. Bir arkadaşlar, kıymetli kardeşler biz tasavvuf vakfı olarak AK Parti'ye desteklemeye karar verdik diyecektin. Bunu söylediler bana, açıkla dediler bunu. Dedim ben tasavvuf hayatım boyunca hiçbir partiye açıklamadım. Bunu da açıklamam. Arkadaşlar serbest bizim dedim. Hocam sonra sıkıntı yaşanmasın. Biz zaten sıkıntıdayız.
Önemli değil dedim. Ha bir nefes fazla, ha bir nefes eksik ne olacak ki dedim. Ha millet bizi sıkıntısız zannediyor. Bizde zaten sıkıntı var. Ha bir fazla, ha bir eksik ne olacak ki yani. Sıkıntı dediğin şey bizim bağrımızda eğriyip gider. Ne olacak bir taraftan bir şey tutturursunuz gider yatar çıkarız gene bir daha. Bizim göğsümüzde madalya olur başka bir şey olmaz. Ama sonuç itibariyle yani İslam dünyası genel olarak, genel olarak tekrar söylüyorum, Batı'nın emrindedir. İdarecileriyle, bürokrasisiyle, alimleriyle, şeyhleriyle, ondan sonra kültürel alan, sosyal alan Batı'nın emrindedir. Batıcıdır yani.
Bir kısmı doğucudur. Yani işte doğucu dediğim zaman Çin ve Rusya'dır kutupları. Onların şeyleri vardır, payandaları. İşte onun İran gibi. Halbuki İran öyle değildir. Aynı zamanda İsrail'in de payandasıdır. Şeyler de aynı, Müslümanlar da aynıdır. İşte Gazze yıkıldı. Yerle yeksan oldu. Yerle yeksan oldu. Yıkıldı. Yüz bin tane şehit ve ölü var. Onca esirler var tutuklanmış vaziyette. Bakın İslam dünyası ateşkesle seviniyor. Şu zule bakın. Havvai fişekler, gösteriler. Ne oldu?
Gazze ateşkes olmuş. Ne ateşkesi kardeşim? Aldatıyorlar sizi. Adam öbür tarafta öldürmeye devam ediyor. Katletmeye devam ediyor. Tutuklamaya devam ediyor. Bombalamaya devam ediyor. Sokakta yürüyen zavallı, masum Müslümanı öldürmeye devam ediyor. Sen neyin bayramını yapıyorsun? Böyle aldatıyorlar seni, beni, hepimizi. Ne oldu? Şam. Eyvallah. Ne kadar güzel değil mi? Heykelleri devirdiler, çiğnediler. Yıllardır zulmeden heykelleri. Yıllardır heykellerin önünde esas duruşta durmayanları attılar cezaevlerine. Heykellere laf söyleyenlere ceza kestiler. Yıktılar heykelleri değil mi? Yerine kimi koydular ya?
Irak'ta da öyle yaptılar değil mi? Heykelleri yıktılar, yaktılar, devirdiler. Suriye'de de devirdiler. Yerine ne koydular? Osmanlı'da da hilafeti yıktılar değil mi? Padişahlı'yı yıktılar. Yerine ne koydular? Yerine ne koydular? Onu gördüğün zaman, o zaman uyanırsın. Bak düne kadar Suriye'ye giden kimse var mı? Yok. Suriye yeni heykelciler oluşacak ya şimdi. Bak hiç değil mi alakası yok dersin? Fransa Dışişleri Bakanı, İtalya Dışişleri Bakanı, Almanya Dışişleri Bakanı. Takip ediyoruz değil mi?
İyi Esed zamanında neden gitmediler ya? Esed'e neden demediler şunu yapma bunu yapma diye? Bizim Türkiye'dekiler bile bağırıyorlar değil mi? Ne diyorlar? Layık bir sistem kurulmalı oraya. Aa! Aynı şunu Fransızlar da söylüyor, İtalyanlar da söylüyor, Almanlar da söylüyor, Amerikalılar da söylüyor, İngilizler de söylüyor. Kora halinde söylüyorlar. Ben ümidimi kesmedim, İslam dünyasının bu ahval ve şeriatinden. Ben ümidimi kesmedim. Ama hamasete de gerek yok. Bu soruya binen böyle bir resim çizme ihtiyacı duydum. Benim gördüğüm bu.
Farklı olabilir. Daha farklıdır, bir şey diyemem. Allah'ın hesabı var, bir şey diyemem. Benim gördüğüm bu. Bu böyle olunca 250 yıldan beri İslam dünyası hür değil. Aynı zamanda da İslam dünyası bu manada hürleşmeye de böyle bir ihtiyaç duymuyor. Sinmiş, korkmuş. Mesela Cumhuriyet'in ilk döneminde kaç kişinin asıldığını biliyor musunuz? Bazıları beş bin diyor. Bazıları bir milyon diyor. Bunun mahkeme tutanaklarını çıkarabiliyor musunuz? Hayır. Ne? Hürmüş. Mahkeme tutanaklarını gösterin. Yok. Meclisin ilk tutanaklarını gösterin.
Yok. Yok. O zaman bizi uyutuluyoruz demek ki hala daha. Tabii. Hiçbir şey göstermeyin. Bugün Cumhurbaşkanı'nın güzel bir sözü vardı. Hukuka hiç kimse parmak sallattırmayız. Çok güzel bir söz. Siz hukuka parmak sallayamazsınız. Yani aynı suçtan veya bir mahkeme suç görür başka bir mahkeme suç görmez. Ya öyle değil. Öyle kardeş.
Mustafa Özbağ var buna maruz kalan. Allah Allah. Öyle değil deme. Allah Allah. Beş tane mahkeme kararı çıkarıyorsun. Aynı konuda. Yargıtay kararı çıkarıyorsun. Aynı konuda. Mahkemeye sunuyorsun. Mahkeme kımıldatmıyor. Cezayı çakıyor sana. Hiç hiç. Okumasına bile ihtiyaç duymuyor. Ben Mehmet'e mi ne diyorum? Mehmet'e mi okumuyorlar herhalde buna. Zor geliyor bunlar okumak herhalde diyorum ben. Okumuyorlar diyor. Tabii. Olması gereken bu. Yani seni infaz etmişler bir yerlerde. Şimdi canlı şahitler vardı.
O yüzden uğradıamıyor. İzir uyanıyor. Normalde. Olması gereken bu diyor ona. Yani olması gereken ne? Mustafa Özbağ olmayan bir şeyden cezayı vereceğiz. Bitti. Olması gereken bu. O yüzden neymiş? Hiç kimse hukuka parmak sallamasın. Sallamıyoruz zaten. Parmağımız değil. Kolumuz kopar kökünden. Bu ne demek yani? Aynı meseleden beş tane, altı tane suç unsuru görülmemiştir. Sen de suç unsuru olarak görülür cezayı yersin. Bir şey daha söyleyeceğim. Bunu kendime dert edildiğinden dolayı değil. Delil olsun diye söylüyorum. Böyle bir yemin etsem başımı ağrımaz. Umurumda değil dünya. Başıma gelmiş ve gelecek olanlar da umurumda değil.
Cenab-ı Hakk'ı öyle bir hale getirdi ya, getirdi. Şuraya kıyma makinesini koysalar, atsalar içine mık çıkarmam umurumda değil. Alın dünya sizin olsun. Derdim bu değil. Hiç olmadı derdim bu benim. Benim para derdim olmadı, makam derdim olmadı, mevki derdim olmadı, mal mülk derdim olmadı.
Geçen gün bir televizyonda bir arkadaşım, ben daha dedim babamdan kalan malları yiyemedik dedim ya. Ona sıra gelmedi dedim. Babamdan kalan malları yiyemedik, ona sıra gelmedi dedim ben. Geçen ağabeyime dedim, dedim ya biz daha babamızdan kalan parayı, malı yiyemedik dedim ya. Biz ne biçim bir adamız dedim ya. Yok. Böyle bir derdim olmadı. Benim böyle bir derdim yok. Yok kendimi aklayacak, paklayacak böyle bir derdim de yok benim. Yani normalde hukuk dediğiniz şey ne? İnsanın hakkını, hukukunu arayacak değil mi? Bakın çok basit bir şey söylüyorum. Böyle de söylüyorum. İlkokulda okudunuz öyle değil mi? Atatürk Şemsi Efendi okulunda okudu değil mi?
Şemsi Efendi, Sebateist'i öyle değil mi? Bunu bütün herkes söylüyor mu? Değil mi? Basit bir bilgi değil mi? Ben de burada sohbette demişim ki Atatürk Şemsi Efendi okulunda okudu. Şemsi Efendi okuludu. Sebateistlerin kurduğu bir okuldu. Genelde Sebateist çocuklar orada o okulu okuyordu. Gülersiniz. Bu sözümden dolayı ceza aldım. Bir yıl üç ay. Savcı karşı geliyor. Hani bunda diyor bir hakaret söz konusu değil. Bak savcı karşı geliyor. Bunda hakaret yok diyor. Hakim çok rahat. Ben cezayı vereceğim dedi. Yani istinafta görüşürsünüz dedi.
Verdi cezayı. İstinafta onadı. Çok basit. Gereği görüldü yani. Sıkıntı yok yani. Gülerek anlatıyorum. Sinirimden falan değil. Umurumda değil. Bakın umurumda değil. Derdim hiç öyle bir şey olmuyor. Umurumda değil diyorum. Ama bu hani ülkede ne yazık ki 64 yaşındayım. 14 yaşında ülkücülükle tanıştım. Sonuçta üzerinden normalde 50 yıl geçmiş. Değişen bir şey olmamış. Sonuçta bizim ülke bu. Yani normalde seçimle gelen Adnan Menderes'i asmışız. Menderes'i asanlara bir şey yapamamışız biz.
Kendi başbakanını asan bir sistem var. 28 Şubat olmuş. 28 Şubatçılara bir şey yapamamışız. 28 Şubat'a maruz kalan, devrin iktidarı olan Şevket Kazan. Öbürki neydi? Oğuzhan Asiltürk. Gidip bu konuda şikayetçi olmamışlar bile. Şikayetçi bile olmadılar. Davaya müdahil bile olmadılar. Ne diyeceksiniz şimdi? Ne diyeceğiz biliyor musunuz? En güzeli ne diyeceğiz? Fa'lemennuhu La ilahe illallah El Fatiha'ma salavat Allahümme salli ala
Seyyidina Muhammedin ve ala Ali Muhammed Amin. Desur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi