mustafaozbag.org

678. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 16 Ocak 2025 · 40:15

Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim hayatınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Her nefesinizi Rabbim hayırlı eylesin. Cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batıl batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hakça yaşayan, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i, Kur'an ve sünnet-i seniye sımsıkı yapışıp yaşayanlardan ve yaşatma mücadelesi verenlerden eylesin.
Nerede Müslümanların hakkına, hukukuna, canına, namusuna, şerefine, haysiyetine gasp ediliyorsa, ayaklar altına alınıyorsa, Rabbim hepsinde intikamını bizat-i halsın. İsrail'i dağıtsın, destekçilerini yerle bir eylesin, İsrail devletini yerle bir eylesin, Doğu Türkistan'a özgürlük nasip eylesin, Çin'i yerle bir eylesin, Müslümanlara zulmeden her kim var ise, güç olarak hepsinde yerle bir eylesin.
Müslümanların kanına, namusuna, şerefine, haysiyetine kim musallat oluyorsa, Cenab-ı Hak hepsinin aklını alsın, hepsinin bu dünyada gerekli olan cezasını versin, bizler de şahit eylesin, bizler de ezmeyin. 38. Nasihat Enbiya Suresi Ayet 42 E'udü billahi mineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Ey Muhammed! De ki, geceleyin ve gündüzün sizi, Rahman'dan kim koruyabilir?
Ne var ki onlar, Rablerinin zikrinden yüz çevirmektedirler. Bu ayet-i kerime, sadece Müslümanların değil, bütün insanların, Allah'a olan ihtiyacını, Allah'a olan bağlılığını, Allah'a olan, Allah'a bağlı olarak korumasını gösteren bir ayet-i kerime. Yani bu sadece Müslümanları ilgilendiren bir koruma değil.
Cenab-ı Hak insanlarla beraber, bütün varlıkta ruh üflenmiş her ne var ise, hepsi de Cenab-ı Hak'ın koruması altında. Ve Allah, çaylarınızdığı için Allah Celle Celaluhu varlığın üzerinden korumasını kaldırmış olsa, varlığın üzerinden herhangi bir şeyi eksik bırakmış olsa, varlığın kendi kendine var etmesi veyahut da eksiğini tamamlaması mümkün değil. Ama tabi, burada en önemli şey insan. İnsan bunu Allah'a iman etse de, etmese de, onun varlığını sürdürebilmesi, varlığını ayakta tutabilmesi, Allah'la alakalı. Cenab-ı Hak onu koruyacak, Cenab-ı Hak onu muhafaza edecek, Cenab-ı Hak onun ihtiyaçlarını görecek ve Cenab-ı Hak onu rızıklandıracak, nefeslendirecek. Cenab-ı Hak onun hücrelerini bir yerde ceme edecek, toplayacak ve hayat standartını, onun hayata devam etmesini Allah sağlayacak.
Ve ayet-i kerimede de, Cenab-ı Hak sizi gece ve gündüz Rahman'dan kim koruyabilir dediğinde, burada da bir tehdit oluşturuyor. Yani seni, Allah seni cezalandıracak olursa, Cenab-ı Hak senin başına bir bela, bir musibet, bir sıkıntı verecekse, veyahut da üzerinde herhangi bir olumsuz bir şey olacaksa, o zaman senin Allah'tan başka seni koruyacak olan da yok. Allah'ın gazabından da seni bir başkasını koruması mümkün değil. Allah'ın azabından da seni bir başkasını koruması mümkün değil. Hiçbir güç, hiçbir kuvvet, Cenab-ı Hak'ın azabını, gazabını kaldıracak nokta değil. O yüzden senin başına bir şey geliyorsa, bu senin nefsinden. Normalde hoşuna gitmeyen bir şey geldiyse başına, bu senin nefsinle alakalı.
Senin hatan, kusurun, yanlışlığın, eksikliğinle alakalı. Yok senin başına bir iyilik tecelli etti, iyilik uğradıysa, bu da Cenab-ı Hak'ın sana lütfu, ikrama. Ama işte hem Allah böyle gece gündüz insanı korurken, muhafaza ederken, ama kimileri var ki onlar da ne yapıyorlar? Rablerinden yüz çeviriyorlar. Nesinden yüz çeviriyorlar? Zikrinden. Hani bu zikirle alakalı ayetlere devam ediyoruz ya, Demek ki Cenab-ı Hak insanları gece gündüz kendi hem kahhar ismi şerifinden hem cabbar ismi şerifinden korurken ve onları muhafaza ederken, gaflete düşenler, şeytana uyanlar, heva hevesine uyanlar, heva hevesini ilah edinenler ve şeytanla beraber yol yürüyenler, ne yapıyorlar? O Allah'ın zikrinden yüz çeviriyorlar.
Çünkü o yüz çevirme Allah'ın vermiş olduğu nimetlere en basitinden nankörlük olmuş oluyor. Cenab-ı Hak onu çepeçevre nimetleriyle, lütfuyla, ikramıyla, ihsanıyla çevrelemiş. O buna rağmen Allah'a hamd etmekten, Allah'a şükretmekten, Allah'a ibadet etmekten, Allah'ı zikretmekten uzak duruyor. İşte Ramazan geliyor, oruç tutmuyor. İşte bir kazancı var, nisap miktarı kadar zekat vermiyor. İnsanlara iyiliği emretmiyor, kötülükten nehyetmiyor. O farz ibadetlerini yerine getirmiyor ama böylece Allah'ın zikrini terk ediyor. Yani zikretmek demek çünkü bu akşam birazdan yapacak olduğumuz gibi toplanıp zikretmek değil sadece. Zikir geniş bir daire, geniş bir tecelliyatı için alıyor. Senin orucun da zikir, senin namazın da zikir, senin zekatın da zikir, senin haccın da zikir, senin birisine iyiliği tebliğ etmen de zikir, kötülükten men etmen de zikir, birisine tebliğ etmen de zikir, birisini Kur'an ve sünnet yoluna davet etmen de zikir, öyle olunca zikir geniş bir daire.
Eşine nasihat etmen de zikir, çocuğuna nasihat etmen de zikir, arkadaşına nasihat etmen de zikir, kendinden sudur edecek olan kötülükleri önlemek de zikir, güzel bir edep ortaya koymak da zikir, büyüklerine karşı terbiyeli olmak, saygılı olmak da zikir, küçüklerine karşı merhametli, şefkatli olmak da zikir. Bu zikir dairesi geniş bir daire ama bir de birazdan bizim yapacağımız şekilde oturup Allah'ı zikretmek de zikir. Kendi başınıza çektiğimiz işte namaz arkasından olan tesbihat da zikir. oturup la ilahe illallah demek de zikir, bizatihi oturup la ilahe illallah demek de zikir. Böyle olunca o kimse Allah bu kadar nimet vermiş, lütfetmiş, ikram etmiş, ihsan etmiş, eş vermiş, çocuk vermiş, ev vermiş, işte elbise vermiş, yiyecek lokma vermiş, yürüyecek ayak vermiş, tutacak el vermiş, söyleyecek dil vermiş, görecek göz vermiş, duyacak kulak vermiş ve yediklerini hazmettirecek bir sistem kurmuş sana ve demiş ki senden bütün bunların karşılığında istediğim,
beni zikretmen, beni tanıman, beni sevmen, benim yolumda yürümen demiş. Ama ne yazık ki insanoğlu, insan bir tarifi de nankör demek, nankör bu nimetlerin karşısında insanoğlu onu zikretmekten yüz çeviriyor. Bu tabi şedid bir nokta, o yüzden zikirden yüz çevirmek, yani Allah'la olan o kimse bağlılığını gevşetiyor, Allah'a olan itaatini gevşetiyor, Allah'a olan yakınlığını uzaklığa çeviriyor, Cenab-ı Hak'la olan o muhabbetini muhabbetsizliğe çeviriyor.
Oysa o her daim Allah'ı zikretmiş olsa ve tabiri caizse Allah'ı gözetse her meselede, o zaman Allah'la olan dostluğu artacak, Allah'a olan yakınlığı artacak ama insanoğlu yüz çeviriyor. Tabi o normalde insanlar böyle olunca da gaflet içerisinde yüzüyorlar, gaflet gafleti getiriyor, gaflet gafleti getiriyor, ardından gaflet o insanı şirke sürüklüyor, küfre sürüklüyor. Orada gaflette kalmıyor. Siz bugün dersinizi çekmiyorsunuz, ertesi günde zorluyorsunuz, ertesi günde çekemiyorsunuz, üç gün sonra da çekemiyorsunuz, işte diyorsunuz ki kendi kendinize, ondan sonra hepsini bir, ondan sonra işte iade edeceğim, kaza edeceğim diyorsunuz, bir de soruyorsunuz, dersin kazası olur mu? Olur, ertesi gün hemen yapın diyorum, ondan sonra onu da yapmıyorsunuz.
Yavaş yavaş, yavaş yavaş zikirle bağı çözülenin Allah'la da bağı çözülüyor. Çünkü zikirle bağını çözdü o. Normalde mutada koymuş olsaydı, her sabah ben Allah'ı zikredeceğim deseydi, her sabah Allah'ı zikrederdi. Ha iki saat sonra dedi, üç saat sonra dedi, beş saat sonra dedi, akşama çekerim dedi, sonra sabah namazından önce çekerim dedi. Bağını ne yaptı? Zayıflattı. Sonra nefis ona dedi ki, sen nasıl olsa dersi çekmiyorsun, hangi yüzde zikrullah'a gideceksin şimdi dedi. E dersi çekmemeye başlayınca da o kimseleri yavaş yavaş yavaş, heva hevesine uymaya başladı. Önceden kafe bilmezdi, kafeye gitmeye başladı. Kafeci arkadaşı yoktu, kafeci arkadaş oldu. Yok işte filanca alışveriş merkezine gidelim, orada kafe içelim.
Yok filanca yere gidelim, yok fişmanca yere gidelim. Bu sirayet etmeye başladı. Heva heves, nefis öyle bir canavar ruhludur ki yavaş yavaş sirayet eder insana. Yavaş yavaş kulağından tutar, çekecek olduğu yere götürür. Yavaş yavaş götürür. Ani olmuş olsa onu yapamaz o kimse. Dervişliği önüne gelir, şeyhi önüne gelir, sufiliği önüne gelir, zikri önüne gelir. Ani bir şeyi yapmaz. Ama nefis öyle bir oyun oynar ki yavaş yavaş götürür insana. Tatlı tatlı götürür. Sen dersin ki ya bugün oruç tutmasam da olur. Yani Recep ayında 15 gün oruç tutmak faziletli ama ya bunun hakkında işte o hale gelirsin. Ya hadisler zayıf olabilir. Zaten piyasada da dönüyor ya ondan sonra kan dillere çakıyor, hadislere çakıyor, ayet-i kerimelere çakıyor.
Münafık mı yok ortalıkta, mürted mi yok ortalıkta, fasık mı yok ortalıkta, kanı bozuk, sütü bozuk insan mı yok ortalıkta, din düşmanı mı yok, Ermeni bozuntusu, Yahudi bozuntusu. Bu ülkede yaşıyorlar sonuçta. Sen de onları Müslüman zannediyorsun. Onlar hadislere laf söylüyorlar, bizdenmiş gibi görünüyorlar. Hatta yazıyor ilahiyatçı araştırmacı yazar tabii. Sen diyorsun ki ilahiyatçı araştırmacı yazarmış. Var mı diplomasını koymuş mu oraya? Hayır. Var mı herhangi bir şey yok. Bunlar Ermeni kalıntısı, bunlar Yahudi kalıntısı, bunlar kafir. Hristiyan olmadığını nereden biliyorsun? Mossad'ın yetiştirip aramıza koymadığını nereden biliyorsun? Bilmiyorsun. Bunlar da nasıl olsa serbest ya.
Bunlar serbest ülkede. Bunlar özgürlük alanı olarak görülüyor. Böylece ne oluyorsun? Gevşiyorsun. Bugünkü gençler neden gevşiyor şimdi? Dinle alakalı o kadar çok saldırı var ki. Resmen gençler bozulsun diye özel saldırıyorlar. Özel. Bir derviş anne baba çocuğuna meramını anlatamıyor. Neden? Saldırı fazla. Böyle olunca ne yapıyorlar? Bu sefer normalde insanlar gaflet içerisinde yüzmeye başlıyorlar. Gaflete düşüyorlar. Bu sefer anne baba çocuğuna laf geçiremiyor. Kadınlar kocalarına laf geçiremiyor. Kocalar karılarına laf geçiremiyor. Bozulmadır alıp gidiyor kendi başına. Yani dün manto giyen kadın mantoya atıyor. Bir müddet sonra işte kap dedikleri kısalardan.
Oysa onu biraz daha atıyor. Daha da kısalıyor. Kısaldıkça kısalıyor. Şimdi bakıyorsun 28 Şubat'ta kadınların mantoları bol, geniş, uzun. 28 Şubat'ta örtüler için mücadele ediyorlar. E şimdi gelmişiz 28 Şubat'tan bugüne. 28 Şubat istediğine kavuşmuş. Bir bakıyorsun kadınlar daracık içi görünüyor. Başında el kadar bir örtü. Boya ona desen ona keza dolanıyorlar ortalıkta. Söz geçiremiyor anneler babalar. Bu hepimiz için geçerli. Gaflet çünkü o Allah'ın zikrinden uzaklaşma. Adım adım adım … heva hevese, deccaliyete doğru gidiyor. Bir bakıyorsunuz Müslümanlar, Müslümanlar davalarını unutmuş. Müslümanlar davalarını unutmuş.
Dava diyenlerin bozulduğunu da görüyor Müslümanlar. Adamlar dava, dava diyor. Ne kadar güzel. Adam belediyeye giriyor. Bir bakıyorsun rüşvetçi çıkıyor. Bürokrat oluyor. Bir bakıyorsun bürokrat olunca ilk mermiyi Müslüman atıyor. Bir bakıyorsun adam bir makama gelmiş. O makama gelince ilk önce Müslümanları eziyor. Bugüne kadar onlar yedi biraz da biz yiyelim diyor. Doymuyor. Onları da görüyor Müslümanlar. E bir bakıyorlar işte tarikat adı altında ondan sonra vakıf adı altında götürmüşler malı. Parayı bölüşemiyorlar şimdi. Müslümanlar onu da görüyorlar. E bir bakmışsın Yunus Emre vakfı mı ne? Her gün bir bomba patlıyor. Adam komple Yunus Emre vakfını uçurmuş. Şimdi yurt dışında.
Bunlar bizden. Öyle görünüyor. İşte zikri terk edince Müslümanlara en büyük zaten en büyük yaptıkları hainlik, düşmanlık o velilere, mürşidi kamillere, tarikatlara vurulmuş olan pranga. Ve onların üzerinde kötü propaganda. Eğitimsiz Müslümanlar. Allah korkusu yok, peygamber utanması yok, üstad yok. Var olanlar da ehliyetli değil. Böyle olunca İslam dünyası kaosun içinde. Ve kaostan kurtulamıyor. Kendindenmiş gibi görünen, İslami liderlermiş gibi görünenler de ayrı bir dert zaten. Zaten en büyük sıkıntı da birisi de bu zaten. Siyasetçiler böyle orta yerden kalksalar ortalık biraz daha düzelecek.
Ama onlar da yeme yarışına girmişler. Sömürme yarışına girmişler. Onlar da nerede ne var yalayıp yutma yarışına girmişler. E bir kısım cemaat, tarikat adı altında onlar da bu yarışa katılmışlar. Şimdi o da yiyor, o da yiyor. Birbirlerine laf söylemiyor, söyleyemiyorlar. Yemeyen birisi sesini çıkarırsa ikisi beraber oluyor, onu boğuyor. Neden? O yemiyor çünkü. O çatlak ses, o aykırı ses oluyor. O radikal ses oluyor. Eee ne lazım? O zaman bürokratı, siyaseti, yiyen tarikatçısı, cemaati, hepsi birden oluyor. Yiyen tarikat ve cemaat ayrı saldırıyor. Bürokrasisi ayrı saldırıyor. Siyasetçisi ayrı saldırıyor. Boğuyorlar onun sesini kısmak istiyorlar.
Sebep o doğruyu söyledi. O rüşvet diyene rüşvetçi, namussuz, şerefsiz, haysizsiz dedi çünkü ona. Hadis inkarcısına dedi ki sütlü bozuk, kanı bozuk bunlar dedi. Böyle ağır konuşulur mu? E sen benim imanımla oynuyorsun. Gençlerin imanıyla oynuyorsun. Bütün hadisleri reddediyorsun. Sen bütün hadisleri reddedince ne kalıyor ortaya? Onu görmüyor. Böylece gaflet gafleti getiriyor. Çünkü ne yaptılar? Zikrullah'tan yüz çevirdiler. İslam dünyası zikrullah'tan yüz çevirdi. Bireyler olarak zikrullah'tan yüz çevirdi. Yani şehit olan o şeydeki, gazzedeki üzerinden zikirler çıktı. Küçücük bir kitapçık olarak zikrediyor adam.
Zikrettiği için şehadet şerbetini gülerek gitti. Zikrettiği için elindeki çubuğu drone'a atıyor. Ve drone'ı takip edenler o çubuktan korkup drone'u çekiyorlar kenara. Asıl orada bakılması gereken yer orası. Drone'un başındaki kimse kendisine gelecek o çubuk diye drone'u çekiyor. Sanki o drone'un içindeymiş gibi. Kafirlere böyle bir korku veriyor. Zikir ehli münafığa, kafire, fâsığa korku verir. Zikir ehli verir. Zikir ehli. Sen zikir ehliysen kafir, münafık, mürted, fâsık, sütü bozuk, kanı bozuk nerede rüşvetçi, üçkağıtçı, beşkağıtçı var senden korkar. Ürker senden. Hayvanların ürkmesi gibi ürker senden.
Sen yeter ki vakarlı dur. Sen yeter ki böyle istismar etme yolunu. Sen yeter ki dimdik dinini yaşamaya çalış. Yolunu yaşamaya çalış. Onlar dağılır senin karşında. Ama Müslümanlar bunu yitirdi. Sebep? Zikirullah'a, Allah'a yüz çevirdiler. Taha ayet yüz, kim ondan yüz çevirirse şüphesiz ki o kıyamet günü ağır bir günah yüklenecektir.
Onun azabında ebediyen kalacaktır. Kıyamet günü bu yük onlar için ne kötü bir yüktür. Yani sen Allah'tan ve Allah'ın zikrinden yüz çevirirsen orada kalmazsın. Adım adım küfre doğru gidersin. Adım adım şirke doğru gidersin. Sen adım adım günah-i keballeri günah olmadığını bile söylemeye başlarsın. Adım adım uzaklaşırsın. Nefis seni adım adım şeytana doğru götürür. Sakın ben olmam diye düşünmeyin. Sakın ben o yola girmem diye düşünmeyin. Nefis insanın içine yerleşirse şeytanla ortaklaşa deccaliyete doğru sana yol aldırır. Seni bir yerde tutmaz o, bir yerde tutunamazsın sen. O yüzden Allah'ın zikrine sıkı sıkı yapış. Haramlardan uzak tut kendini.
Şataattan, şatafattan, gösterişten, lüksten kendini uzak tut. Bunlar senin nefsine tatlı gelir. Bilmem hangi marka takım elbise giymek. Bilmem hangi marka gömlek giymek. Bilmem nerede kahve içmek. Senin nefsine tatlı gelir. Bu sana bir şey katmaz. Sen adamsan adamlığın artmaz senin. Sen kadınsan kadınlığın artmaz senin. Artmaz eksiltir daha. Adamın adamlığı kıyafetinden belli olmaz. Sözünden, özünden, hareketinden belli olur. Kadının kadınlığı kıyafetinden belli olmaz. Bilmem hangi marka çantayı takıyormuş. Bilmem hangi marka kıyafeti giyiyormuş. Kadının kadınlığı onda değildir. Kadının kadınlığı edebiyle, erkanıyladır. Kadının kadınlığı ahlakıyladır.
O bilmem hangi marka çantayı kullanıyormuş. Ama diline bakalım biz. Bilmem hangi marka ayakkabıyı giyormuş. Onun o ayakkabıyla gittiği yere bakalım biz. O yüzden gaflet, gaflet insanı Allah'tan yüz çevirttirir. Bir kimse normalde gaflete kapı araladığında sonu onun küfürdür. Gaflete kapı araladığında. Sen bir vakit namazı kılmazsın, gaflete kapı aralarsın. Sonra beş vakit namazı kılmaz hale gelirsin. Gaflete kapı aralarsın. Sen o gün dersini çekmezsin. Zikrullah'tan yüz çevirdin. Zikrullah'tan yüz çevirdin kardeşim. Sen o gün dersi çekmedin, zikrullah'tan yüz çevirdin. Gaflet dünyasını adımına attın. Eğer onunla mücadele etmezsen onun sonu şirktir, küfürdür.
Oraya doğru koşturursun sen. Sebep şeytan seni ele geçirir çünkü. Sen la ilahe illallah dersen kendini korursun. Devam edersen la ilahe illallah'a şeytanın vesvesesinden korursun. Kafir cinnilerin vesvesesinden korursun. Kafirlerin vesvesesinden korursun. Müşriklerin, münafıkların, mürtedlerin, südü bozukların, kanı bozukların vesvesesinden korursun. Çünkü onlar şeytanın askeri. Sen normal insan gibi görüyorsun onu, şeytan oturmuş onun yerleşmiş içine. Yemin ediyorum tevhid-i nuruyla bakın ona. Onu ya maymun suretinde göreceksin ya kurt suretinde göreceksin. Onu ya kaplumbağa suretinde göreceksin ya tilki suretinde göreceksin. Ya domuz suretinde göreceksin onu. Evet.
Sen onun gerçek suretini göreceksin. Hayvandan daha aşağı mahluk. Hatta sen yeryüzünde dolaşan hayvanların hiçbirisine benzetemeyeceksin onu. Diyeceksin ki bu nasıl bir mahluk? Hemen ayet-i kerime kalbine tokmak gibi vuracak. Hayvandan daha aşağı diye. Ama o tevhid nuru olmayınca sen de, bende, hepimizde olmazsa onu tanımlamamız mümkün değil. Biz onu insan gibi göreceğiz. Hatta bu bizim çocuğumuz olabilir, bu bizim eşimiz olabilir. Bu bizim annemiz babamız olabilir. Tevhid nuru yoksa onun üzerinde onun sureti ve sireti değişecektir. Hem içi değişecektir hem dışı değişecektir. Suret dedim dışı siret dedim içi. Onun içi de dışı da değişecektir. O yüzden normalde tevhid ehli olmak, önce bu tevhid ehli olmak.
Yani akaid noktasında da tevhid ehli olmak, zikrullah noktasında da tevhid ehli olmak. Ve tevhid sende oluşması, tevhidin içine oturması, tevhidde vuslat olman. Tevhidde vuslat olman. Bu ibadetlerin en büyüdür. Bu ibadetlerin en faziletlisidir. Bu oluşmazsa sende yavaş yavaş yavaş yavaş gaflete doğru oradan günah-i kabare, oradan Allah muhafaza eylesin.
Akaid noktasında boşluğa düşüp küfre doğru gidersin. Rabbim muhafaza eylesin. O yüzden Allah'ı zikir, Allah'ı zikir senin bütün ahval ve ahval, ahvalini tecelli etmesi lazım. İçine de dışına da tecelli etmesi lazım. Ayet-i Kerime'yi unutmayın. Cenab-ı Hak siz namazlarınızı kıldıktan hemen sonra ayaktayken, otururken, yanlarınızın üzerine yatarken Allah'ı daima zikredin diye emretmiş. Bu emir, birisi de kalkmış işte namazla Allah'ı zikir. Canım kardeşim namazın Allah'ın zikir olduğunu biz burada kalkıp da olmuyor diye iddia etmiyoruz. Namazla Allah'ın zikri. Ama namazınızı kıldıktan hemen sonra ayaktayken, otururken yanlarınızın üzerine Allah'ı zikredin diyor. Bir de çokça zikredin diyor. Az da değil.
O zaman sen zikrullah'ta hiçbir zaman kesintiye uğramayacaksın. Oturuyorsun, oturduğun yerde Allah'ı zikredeceksin. Yatıyorsan yattığın yerde Allah'ı zikredeceksin. Allah Resulü sallallahu ve sellem hazretleri zikrullahsız adım atmazdı. Yatarken de Allah'ı zikrederdi. Uyandığında da Allah'ı zikrederdi. Kalktığında da zikrederdi. Gece uyansa zikreder tekrar yatardı. Hadislerle sabit. Öyle olunca sen hiçbir zaman gaflete düşmeme noktasında kendini disittin edeceksin. Otururken, kalkarken, yatarken Allah'ı zikredeceksin. Ve o zikrullahla yoğrulacaksın. Zikrullahla yoğrulacaksın. Tevhidle yoğrulacaksın. Tevhidle yoğrulacaksın. La ilahe illallahla yoğrulacaksın.
Gece gündüz. Tövbeyle yoğrulacaksın. Her gün tövbe edeceksin sünneti seniye. Ve Allah'ı zikredeceksin. Zikretmediğin gün zarar ettin gün. Zikretmediğin gün zarar ettin gün. Zikretmediğin gün kalbinin karardığı gün. Çünkü kalpler ancak zikrullah ile parlar. Zikrullah olmazsa kalbin kirlenir.
Kalbin parlaması demek, Cenab-ı Hak'ın sıfatları ile oraya tecelli etmesi demek. Kalbin parlaması demek, bilmediklerinin kalbine inmesi, il milledinin tecelli etmesi demek. Açık açık konuşuyorum. Kalp parlarsa, il milledinin kalbine tecelli edecek. Kalp parlamazsa, il milledinin tecelli etmeyecek. O zaman kalbi parlatan şey tevhid. Tevhid nuru, zikrullah nuru. O yüzden Allah, Allah Resulü de diyor ki, Allah'ı zikretmeden geçen bir gün ölü bir gün gibidir. Sabahleyin namazını kıl, az bir şey Allah'ı zikret. Zamanın varsa dersini çek. Güne zikrullah ile başla. Gece yatacağın zaman yine zikrullah ile geceye, uykuya başla.
Geceni zikrullah ile bitir. Ortasında olan hataların, günahların affolsun. Rabbi muhafaza eylesin. Yine hakimde geçiyor hadis-i şerif. Kim Rabbini zikretmeden yatarsa, o gün ve gece ona yazık olur. Demek ki zikretmeden de gece yatmak yok. Önceden benim yeni derviş olduğum zamanlarda, o Şeyh Efendi Hazretleri Allah rahmet eylesin, böyle hani rüyasına göre sabah ve akşam dersi verirdi.
Benim ilk derviş olduğumda sabah ve akşam dersimiz vardı bizim. Sonra rüyana göre ayrıyeten virt verirdi. Ama genelde sayısız olarak tevhid çekilirdi. Şimdi biz arkadaşlara diyoruz ya, arkadaşlar yapabiliyorsanız dersinizi sabahla akşamla çekin. Ha, ben zorluk olmasın diye günlük bir ders veriyoruz arkadaşlara. Ama hiç olmazsa o dersi çekin. Rabbi muhafaza eylesin. Yine Kenzul Umman'da var. Demirin paslandığı gibi kalpler de paslanır. Ashab-ı kiram ya Resulallah onun cilası nedir diye sorduklarındaysa, Allah'ın kitabını çokça telavet etmek yani okumak ve Allah'ı çok çok zikretmektir buyurdu. Demek ki kalbin pasını silecek olan Allah'ı zikir. Rabbim bizi öyle zikredenlerden eylesin.
Son söz Hz Mevlana'dan. Ey insan topraktan yaratılmış olduğun için senin varlığın da demir gibi kapkara paslı bir bedenden ibaret. Onun için kendini Allah'ın zikrinin nuru ile cilalandır. Cilalandır, cilalandır. Demir kapkara, nursuz olmakla beraber silinince cilalanınca ondaki pas gider. Bir ayna demirden de olsa cilalanınca yüzü parlar. Güzelleşir, orada şekiller, suretler görülür. Topraktan yaratılmış olan beden de etten ve kemikten ibarettir. Kabadır, kesiftir ama sen onu da Allah'ı zikrederekten cilala, o da demir gibi cila kabul eder. Rabbim zikrullah ile kalbi cilalanlardan eylesin. Haklarınızı helal edin.
Bizden yana da helal olsun. İnşallah miraca hazırlanıyoruz. Bu pazar değil, bir dahaki pazar mirac kandili. Allah'ın izinle inşallah oruçlarla, tövbelerle, zikirlerle mirac kandiline hazırlanacağız. İnşallah her zaman yaptığımız gibi kandilleri kutladığımız yerde mirac kandilini kullanacağız. Mirac kandili, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin üzerinde tecelli etmesine rağmen Ümmet-i Muhammed'in çok büyük bir mucize olan miracı, büyük bir aşkla, muhabbetle hatta hem derinlemesine hem yüksekliğine bir şekilde kutlaması lazım. Aynı zamanda da böyle bir sevinç günü, mutluluk günü, müjde günü olarak kutlamamız lazım.
İnşallah miracı öyle hazırlanalım. İnşallah. Üç ihlas bir fatiha-i şerefe. Amin. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerin ruhlarına ve bütün geçmiş peygamber efendilerimizin ruhlarına.
Amin. İmamlarımızın ruhlarına ayrı ayrı hediye eldik vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Feyzatların, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Amin.
Ya Rabbi, hasıl olan sevabı, Pirimiz Seyyid Abdülkadir Geylani, Seyyid Ahmed El Rifai, Seyyid Ahmed El Bedevi, Seyyid İbrahim Duziki, Şeyh Ebu Leseneş Şazeli, Şahı Nakşibenni Muhammed-i Bahaddin, Şahı Mevlana Celaleddin'i Rumi, Şahı Hacı Bektaşi Veli, Şahı Hacı Bayramı Veli, Mehmet Muhittin Üftade Hazretleri, Veysel Karani, Muhittin Arabi Niyaz-ı Mısri, Ve bütün Pir ve Piran efendilerimizin ruhlarına da ayrı ayrı hediye eldik vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Feyzatların, himmetlerini, şefaatlerin, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Üç İhlas Bi Fatiha-i Şerife. Amin. Ya Rabbi, Hasıl olan sevabı geçmiş üstadlarımızdan Abdurrahim'e Tantavi, Abdurrahim'e Nişavi, Elhaç, Elhafı, Zebuburki, Sıddiki Çorumi, Hacı Alaidar Efendi, Elhaç Çorumlu Mustafa Anaç Efendi, Nevşehirli Hacı Abdullah Gürbüz Efendi'nin, Kaçuni Dergahı'nın, Kabbaşi Dergahı'nın ve bütün geçmiş mürşid-i kamillerin, Kamillerin, velilerin, evliyaların, dervişlerin, müminlerin ruhlarına.
Ya Rabbi bilhassa üstadımız, Bayındırlı Hacı Mustafa Özva, Beyefendi Hazretlerinin ruhaniyetlerine, Ced ve dadaların ruhaniyetlerine, Yaşayan bütün mürşid-i kamillerin, Velilerin, evliyaların, Bütün derviş kardeşlerimizin ve Ümmet-i Muhammed'in ruhaniyetlerine, Turuk Aliye'den, Akraba-ı talukatlarımızdan geçerliğinin ruhlarında hediyeledik. Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi, Haberdar eyle ya Rabbi, Feyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Ve selamun alel mürselin, Ve alihim velhamdülillahi rabbil alemin. Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftali zikir, Fe'le menne hu. La ilahe illa la ilahe illa la ilahe illa la ilahe illa la ilahe illa el-fatiha ma salavat.
Allahümme salli ala seyyidina muhammedin ve ala al-i muhammed. Amin. Eşme, destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi