Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 5 Aralık 2024 · 55:35
Selamünaleyküm, Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin, hakkı, hak bilip, hak yolunda mücadele eden, hakça yaşayan, batılı, batıl bilip, batılı karşı cihat eden kullarından eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve Sünnet-i Sene'ye sımsık yapın. Şamışanlardan eylesin, nerede Müslümanlara zulmediliyorsa, nerede Müslümanların kanı, şerefi, haysiyeti, namusu ayaklar altına alınıyorsa, Rabbim cümlesinden intikamımızı alsın, Rabbim cümlemizi kendi emanına aldığı kullarından eylesin. Bu akşamki sohbetimiz 35. nasihat, enfat suresi ayet 2, bağlantılı olarak 3 ve 4. Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Allah'ın ayetleri onları okunduğu zaman imanlarını arttırır ve sadece Rablerine güvenirler.
Enfal 3. Onlar namazlarını dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcarlar. Enfal 4. İşte gerçek müminler onlardır. Onlar için Rableri nezdinde dereceler, mağfiret ve güzel rızık vardır. Biz tabi asıl bu akşam Enfal 2. ayetin üzerinde duracağız. Müminler ancak o kimselerdir ki Allah zikredildiği zaman kalpleri ürperir.
Ve Allah'ın ayetleri onlara okunduğu zaman imanlarını arttırır ve sadece Rablerine güvenirler. Ve buna 3. ve 3. ayeti de koyduğumuzda bir mümin tasviri, protipi çıkıyor. O zaman mümin, o kimse mümin denilince Müslüman değil. Müslüman kim? Bir kimse işte normalde ben Müslümanım dediğinde Müslüman. Mümin ise dini yaşayan insan. Bir kimse la ilahe illallah Muhammeden Resulullah der Müslüman olur. Hani hadis-i şerifte, Cibril hadisi şerifinde Cebrail aleyhisselam dıhye suretinde gördüğü sahabeler geldi dedi ki İslam nedir, iman nedir?
O da dedi ki Allah'ın varlığına, birliğine, Allah'ın var olduğuna, sonra meleklerine, sonra peygamberlerine, sonra kitaplarına, sonra hayırın ve şerinin Allah'tan olduğuna, kadere ve cenneti, cehenneme, hesaba, kitaba, mizana sıraladı. Bunlara iman etmektir dedi. İslam nedir deyince kelimeye şehadet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, zekat vermek dedi. Ondan sonra ihsan nedir dedi. Allah'ı görüyormuşçasına yaşamandır, sen onu göremezsen dahi onun seni gördüğünü hissederekten öyle yaşamandır dedi. Sonra kıyameti sordu, sonra kıyamet alametlerini sordu, uzun bir hadisi kudüsüye. Şimdi böyle bakıldığında, o zaman bu Enfal 2. ve 3. ayet-i kerimede, müminlerin vasıfları, özellikleri neymiş?
Allah zikredildiği zaman kalbi ürperirmiş. Birinci vasıfı. İkinci vasıfı neymiş? Allah'ın ayetleri onlara okunduğunda, onların imanları arttırırmış. Üçüncü vasıfı neymiş? Onlar sadece Allah'a güvenirlermiş. Dördüncü vasıfı neymiş? Namazlarını dosdoğru kılarlarmış. Beşinci vasıfı neymiş? Cenab-ı Hakk'ın vermiş olduğu rızıktan, onlar ne yapıyorlarmış? Allah yolunda harcıyorlarmış. Allah yolunda. Buradaki ibare o, Allah yolunda harcarlar. Beş tane müminin vasıfı çıktı orta yere. Allah zikredildiğinde kalbi ürpercek. Allah'ın ayeti okunduğunda, onun imanını arttıracak.
Üçüncü vasıfı neydi? Allah'a güvenecek. Dördüncü vasıfı ne? Namazını dosdoğru kılacak. Beşinci vasıfı ne? Cenab-ı Hakk'ın vermiş olduğu rızıklardan, vermiş olduğu nimetlerden, Allah yolunda harcayacak. Müminlerin vasıfları. O zaman birinci derecede bizi ilgilendiren bu geceki konumuz ne? Allah'ı zikir. Zikredildiğinde onun kalbi ne olacak? Ürpercek diyor. Bir ürperti. Heyecanlanacak. Bir kalbi titreyecek onun Allah'ı zikrederken. Çünkü o imanı kemale ermiştir. İhlas, samimiyet o kimsenin üzerinde oturmuştur. Teslimiyet o kimsenin üzerinde oturmuştur. Güven, Allah'a güven o kimsenin üzerinde oturmuştur, yerleşmiştir.
Artık o Allah'la alışveriş halindedir. Burada tekrar edeyim, kalbi ürperiyor. Bu kalbin ürpermesi manevi. Yoksa bildiğimiz bu kan dolaşımını sağlayan kalp değil. O maneviyatın merkezi hükmünde, batini olarak. Onun kalbi ne yapacak? O ürpertiği yaşayacak. Allah diye bir zikrullah duyduğunda, o kimsenin kalbi ürperecek, kendine gelecek.
O böyle bir kalp, o zikrullahla hemhal olacak. O zikrullah, o kalbe tecelli etmiş olacak. Ama bunun olması için, o kimsenin imani ve islami durumu farklı olmuş olacak. O takvaya erişmiş, o böyle ihlaslı bir kimse olacak. Yoksa, eğer ki o böyle, ben kendi nefsim için söyleyeyim bunu. Zikrullah halakasında harika derviş, eve gidince kudurmuş. Yoldan çıkmış. Zikrullah halakasında harika bir şey. Evde yanaş yanaşabilirsen, kadın erkek. Ama zikrullah esnasında burada evliya o kimse. Böyle tavırları, davranışları harika, oturuşu, kalkışı, tam böyle baba derviş. Veyahut da kadınlar için anne derviş.
E damarına basınca göreceğiz onun. Ağzından küfür eksik olmuyor. Bu nasıl bir baba dervişse, nasıl bir anne dervişse, ağzından bela eksik olmuyor. Nasıl bir baba dervişse, çocuklarla arası bozuk. Nasıl bir anne dervişse, eşiyle ve çocuklarla arası bozuk. Nasıl bir dervişlikse, bu eğitimi, bu öğretimi nereden alıyorlarsa, ki şeytandan alıyorlar, buradan almadıkları belli. Buradan almadıkları belli. Nereden alacak o zaman? Şeytandan alacak. Ya da şeytanlaşmış insanlardan alacak. Ya da heva ve hevesini ilah edinmiş. Bir de ona bir de dervişlik de süsü verir. Harika bir şey olur. Çocuğuna zulmeden derviş baba. Çocuğuna zulmeden derviş anne. Eşine zulmeden derviş koca. Eşine zulmeden derviş kadın.
Onun kalbi ürpermez. Onun kalbi ürpermez. Onun kalbinin ürpermesi için, önce eşinin hakkını, hukukunu, çocuğunun hakkını, hukukunu koruyacak. Önce iyi bir baba, iyi bir anne olacak o. Daha evde imtihanı kaybetti o. O çalışanlarına iyi bir patron olacak. Orada kaybetti daha. Arkadaşlarının arasında iyi bir arkadaş, iyi bir dost olacak. Yoksa orada kaybetti. Onun kalbi ürpermez. Bakın kalbi ürpermez. Siz belki de bu sohbetten kalp ürpertisinin tecelliyatını benden dinleyecektiniz. Yok. Kalbi ürpermeyen bir kimsenin tecelliyatı dinlemeye de hakkı yok.
Sebep, önce o kalbin niçin ürpermediğinin, ürpermediğinin heva, heves, nefis meselesini bilmesi lazım. Ele geleni yersen, dile geleni dersen, böyle dervişlik olmaz demiş. Olmaz. Oysa mümin vahsı, Allah zikredildiğinde kalbi ürperen kimse. Kalp ürperir, Allah sevgisinden ürperir. Kalp ürperir, Allah'ın önünde utanmaktan ürperir. Kalp ürperir, Hz. Muhammed Mustafa'nın yüzüne nasıl bakarım der, Kalp ürperir, Allah'ın haramlarından uzaklaşmaya çalışır. Ürperen kalp sahibi haramdan uzak durur. Ürperen kalp sahibi zulümden uzak durur. Ürperen kalp sahibi, eşi ve çocuklar ondan razıdır.
Ürperen kalp sahibinden komşuları razıdır. Kardeşleri razıdır. Razıdır ondan. Ürperen kalp sahibidir o. Ürperen kalp sahibi, Allah da ondan razıdır. Ürperen kalp sahibi, Resulullah da sallallahu aleyhi ve sellem de ondan razıdır. Ürperen kalp sahibi, üstadı da ondan razıdır. Ürperen kalp sahibi, o ürperiyorsa o zaman göz göre göre edebe mugayir bir iş işlemez.
Göz göre göre harama elini dilini uzatmaz. Göz göre göre çocuklarına, eşine zulmetmez. Göz göre göre kadınsa kocasına zulmetmez. Kocasının hakkını, hukukunu korur. O göz göre göre erkekse eşinin ve çocuklarının hakkını ve hukukunu korur. Değerli kardeşler, derviş olmaya gayret ediyoruz.
Bunun yolu güzel ahlak. Bunun yolu evine girdiğinde senin eşin ve çocukların mutlulukla seni karşılamalı. Bunun yolu eşin eve gelmiş, evinde mutlu olmalı. Bunun yolu erkek eve girmiş, eşini ve çocuklarını mutlu etmeli. Arkadaşları ondan mutlu olmalı. Emin olmalı insanlar ondan. Emin olmalı. O zaman o kimsenin kalbi ürperir. O zaman o kimsenin kalbine zikrullah yerleşir. Derdim, kardeşlerin üzerindeki derdim, zikrullah onların kalplerine yerleşsin. Zikrullah kalbe yerleştiği zaman vücut çünkü komple zikredecek. Kalbe yerleşince, kalbe yerleşince mana alemi ayrı bir alem olacak.
O zikrullah kalbe yerleşmediği müddetçe yüzeysel kalacak bütün her şey. Derdim bu benim. Yoksa evdeki halleriniz filan bu fakiri bağlamaz. Ama üzülüyorum buradan insanlar yıkılınca. E üzülüyorum, Allah için üzülüyorum. Rüyada görmek dahi istemiyorum. Gözümün önünde dahi bir şey görmek istemiyorum. Gördüklerimden soğurum diye korkuyorum. Bir kimseyi görürüm, ondan soğurum diye korkuyorum. Açık açık söylüyorum. Ve kalbi ürpermiyorsa o kimse, ve zikrullah o kimsenin kalbine oturmuyorsa, o kimse kendi kendisine analiz etmesi lazım. Ben nerede yanlışlık yapıyorum demesi lazım. Önce kendisinde başlaması lazım.
Evli ise ben eşime ne yapıyorum, nasıl zulmediyorum ona bakması lazım. Çocuğuma ne yapıyorum ona bakması lazım. Annesi babası olanlar, çocuklar kendilerini analiz etmesi lazım. Biz annemize babamıza nasıl davranıyoruz diye. Çünkü sufilik güzel ahlaktan geçer, iyi ahlaktan geçer, ince ahlaktan geçer. Kalbi ürperirse o kimsenin, evet dinin hakikatini anlar. Kalbi ürperirse, tabiri caizse Kur'an'ın hakikatini anlar. Kalbi ürperirse, zikrullahın hakikatini anlar. Yani o zikrullah, o kimseyi değiştirmeli. Zikrullah o zaman yerli yerine oturmuştur. Zikrullah bir kimse, bakın zikrullah kadar insanı değiştiren ve dönüştüren başka bir ibadet yoktur. Bir kimse zikir halakasına girdiği anda zikir onu değiştirir ve dönüştürür.
O kimse günlük virdini çekiyorsa ve nafile olarak diyorum ya, tevhide devam edin diye. Ve zikrediyorsa, o zikrullah onu değiştirir ve dönüştürür. Eğer bir kimse değişip dönüşmüyorsa, onun kendisinde problem var. O heva ve hevesine ilah edilmiş. O nefsine ilah edilmiş. O nefsine uyuyor. O nefis mücadelesini kaybetmiş. Nefis mücadelesini kaybetmiş. Yoksa otururuz biz burada, güzel ahenkli bir sohbet ederiz, güleriz, oynarız, bir daha ağlaşırız. Oh harika olur ama değil, yetişmez böyle bir derviş. O zikrullah onu değiştirmeli. Allah'ın zikrinde kabahat olmayacağına göre kabahat bizde.
Derya deniz duruyor orada. Sen derya deniz gözünün önünde, sen atlamıyorsun kendini, atmıyorsun içine. Sen kenarında dolaşıyorsun. Kardeş at kendini içine. Zikrullah seni değiştirsin, dönüştürsün. Allah'a teslim ol. Ve zikrullahı, Allah'ı unutma. Allah'ı unuttundan dolayı nefsine uyuyorsun. Allah'ı unuttundan dolayı zulmediyorsun ortalığa. Allah'ı unuttundan dolayı sen yolun yamuk, çarpık yürüyorsun yolda. Allah'ı unuttundan dolayı yanlış işlere giriyorsun. Allah'ı unuttundan dolayı beni kimse görmez diyorsun. Telefondan yapıyorsun yapacağını. Allah'ı unuttundan yapıyorsun. Oysa Allah'ı unutmamış olsan, sen dost doğru olacaksın. Yalnız kendi dost doğru olacaksın.
Yalnız kendi. Ve tek başına kaldığında o telefonu kenara bırakıp, Allah'ı zikredebiliyorsan, vallahi mücahit gibisin. Tek başına kaldın. İzliyorum aylardan beri insanları, herkesin elinde telefon. Telefona ayırdığının yüzde yirmisini zikrullaha ayırsa Allah'a dost olacak insanlar. Telefona ayırdığının yüzde yirmisini eşine ayırsa, çocuklarına ayırsa dost olacaklar Allah'a.
Havaalanında bekliyorum. Yani yanı başındaki kimseler var, etrafta insanlar var. Arkadaş, eş, meş neyse. Telefondalar, bakmıyorlar birbirlerine. Bir kişiye denk geldim, havalarına, otobüsüne bindim. Ondan sonra, sonradan öğrendim onu. O ne dedim, bu genç delikanlı dedim ya, telefona sarılmamış. O da telefonun şarjına bağlamış. Tam ineceğimi zaman gördüm şarja bağladığını. Günahını almayayım yalnız. Yol boyunca sohbet ettik. Ticaretten, sanattan, ondan sonra siyasetten, her şeyden sohbet ettik. Şeye gidinceye kadar, İstanbul havalarına gidinceye kadar. Dedim, içimden dedim ya, dedim telefonla oynamıyor ya. Birisi var yanımda, telefonunu hiç çıkarmadı dedim ya.
Dedim, Cenab-ı Hak'a hamdolsun ya. Genç bir delikanlı, otuz yaşlarına yakın. Sonra, en son inerken baktım ki bataryada şeyin, telefon normalde, şarjda. Dedim, olsun varsın, şarjda bile bakardı gene dedim. O zaman dahi bakmadı dedim. Ve şuna inanıyorum. Telefona ayırdıkları zamanın yüzde yirmisini Allah'ı zikre ayırsalar, Allah'a dost olacaklar. Ve insanlar, derviş kardeşlerimizi söylüyorum. Allah'ı unutuyorlar. Ve gayri ahlaki senden bir şey sudur ediyorsa, o senin gafletinden, unuttuğundan dolayı, Allah'ı unuttun. Allah'ı unuttundan dolayı gayri ahlaki davrandın. Allah'ı unuttundan dolayı eş ve çocuklarına zulmettin. Allah'ı unuttundan dolayı komşularına, arkadaşlarına zulmettin.
O zaman kalbin senin ürpermiyor. Kalp kıpırdamıyor. Zikrullah kalbe inmiyor. Zikrullah dilde kaldı. Oturdun, dersini çektin ve bitti. Dersini çektin, bitti. Ve gün boyunca Allah aklına gelmedi. Gün boyunca. Olmadı. Kaybedenlerden oldun. Bakın kaybedenlerden oldun. E bunu burada da kalmıyor tabii. O kimse, o ihlasa erişince, Kur'an-ı Kerim ona okunduğunda, onun imanı daha da artıyor. Kemale eriyor. O kemal noktasına doğru koşuyor. O kemal noktasına doğru koştuğundan dolayı, artık o böyle, hadis-i şerifteki ihsan noktasına doğru gidiyor. Ve o kimsede, o iman, kemale erdiğinden, o Allah'tan başka bir şeye güvenmiyor.
Onun güvendiği nokta, Allah oluyor Celle Celaluhu. O siyasetçiye güvenmiyor. O bürokrata güvenmiyor. O ona buna güvenmiyor. O Allah'a güveniyor. O Allah'a yaslanıyor. O annesine, babasına güvenmiyor. O abisine, dedesine, ninesine güvenmiyor. O Allah'a iman etti. O Allah'a güveniyor. Onun vekili Allah. Hasbinallahu enimel vekil. Müminliğin vasfı. Bir kimsenin direkt Allah'a güvenmesi. Ama o Allah'a güvenmesi, kalbe oturacak. Dilde kalmayacak. Üçüncü adım o. Birinci adım ne? Birinci adım, O Allah'ı zikredecek o kimse. Zikirden kalbi rüperecek onun. İkinci adım ne? İkinci adım, ona bir ayeti kerime okunduğunda, onun imanı artacak.
Çünkü, Kur'an, ona maddi manevi şifa olacak. Maddi manevi ders olacak ona. Kur'an'da bir peygamberin hikayesini okurken, o peygamberin hikayesinin bu zamanda da gerçek olduğunu, tecelli ettiğini idrak edecek. Tefekkür edecek. Ya bu Kur'an'da bir hikaye deyip, geçmeyecek. O hikayenin bu zamana bir iz düşümü var. Onu takip edecek. Ve onun imanı iyice kemale erecek. Ardından, Allah'a güven geliyor. Artık her şeyinde o, Allah'a güvenecek. O toprağı ekecek, ama Allah'a güvenecek. Diyecek ki, yağmuru yağdıracak olan Allah'tır. O işini görecek, onun sonucu Allah'a aittir. Bunu sonuçlandıracak olan Allah'tır, diyecek.
Allah'a güven, imanın kemal noktası. Ve dördüncüsü ne? O kimseler namaz kılarlar. Bir de namazlarını dost doğru kılarlar. Dost doğru namaz kılmak, zahirine göre baktığınızda, tadili erkana uymak. Bunun zahirine, namazın tadili erkanına uymak. Namazın dışında farzlar, içindeki farzlar, dışındaki sünnetler, içindeki sünnetler, harika, hoş biz bunları da şimdi bilmiyoruz. Bunları da unuttuk da. Biz bunları da bilmiyoruz şu anda. Yani ne yazık ki, Türkiye'deki Müslümanlar, veyahut da, dünya Müslümanları, bunları da bilmiyor. Önceden bunları biliyorlardı, batınları yoktu, şimdi zahirleri de yok. Namazı bozanı da, bozmayanı da bilmiyoruz biz şimdi. Namazın içindeki, dışındaki farzları da bilmiyoruz.
Yani ülkede, Harun Hoca ile saydıydık bir ara, yani 4 milyon insan var ülkede. İmam Hatiplisi, ilahiyatçısı, diyanetçisi, mezun olanları, onları bunları. Evet. Yani bu 4 milyon, gerçekten tahkiki imana sahip olmuş olsa, her sene bir kişi Müslüman etseler, 4 milyon, 8 milyon eder, bir dahaki sene. Bir dahaki sene 16 milyon eder, bir dahaki sene 32 milyon eder, bir dahaki sene 64 milyon eder. Ulan ülke İslam olur. Ama yok. Bu acı bir şey. Bizim imanımız, boğazımızdan aşağı geçmiyor. Çünkü boğazımızdan aşağı başka şeyler geçiyor bizim. Boğazımızdan aşağı başka şeyler geçtiğinden dolayı, imana, İslam'a sıra gelmiyor.
Rüşvet geçiyor, haram geçiyor, her türlü, her şey geçiyor boğazımızdan. Gıybet, dedikodu, iftira, rüşvet, haram, ne varsa geçiyor boğazımızdan. Ne varsa geçiyor. Çok affedersiniz, mide necaset çukuru oluyor. Necaset çukuru oluyor. Küfür etmek var, yalan söylemek var, gıybet etmek var, dedikodu etmek var, gizliden gizliye içki içmek var, gizliden gizliye kumar oynamak var.
Var. Ümmet-i Muhammed bu halde. Ne tesettüründe hayır kaldı, ne mücadelesinde hayır kaldı. Hiçbir şey de hayır kalmadı. Bunu da dış güçler yaptı. He ya. Biz her şeyde bir dış güç buluyoruz ya. Bunu da dış güçler yaptı. Bize rüşvet yiyin dediler. Bize böyle ayırmacılık, kayırmacılık yapın dediler. Bize hırsızlık yapın dediler. Bize ihalelerde yolsuzluk yapın dediler. Dış güçler yaptırdı bunları. Tabii, faizi arttırın dedi. Herkese faizci ettiler. Dış güçler yaptı bunu. Ürperiyor içim. Kayboluyoruz. Eriyoruz. Ürperiyor, içim ürperiyor.
Diyorum ki, bu dervişler olarak, bizler bu haldeysek, bir başkasını tanımlamakta güçlük çekiyorum. Güçlük çekiyorum. Yani, bu gerçekten, iç açıcı bir durum değil. Şeyh Efendi'nin oğlu telefonu, oğluyla telefonda görüştürdük. Bana dedi ki, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, senin seyir-i sülükun durdurdu, durdurmuş dedi. Elhamdülillah dedim ben de. Ne oldu dedi. Bir tarafım üzgün, bir tarafım hayret içinde dedim. Neden dedi. On bin tane derviş say dedim. Şeyh Efendi'nin. On bin tane dervişin içinden, bir tane dedim, seyir-i sülükü olan varmış.
Şeyh Efendi öyle demiş çünkü. Onu da demiş, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri durdurmuş. İkincisi var mı dedim dergâhta. Sustu. Ben o gün, ona üzüldüm. Dedim, On bin tane derviş var. İçinde seyir-i sülükü olan bir tane derviş var. Kendim olduğum için söylemiyorum bunu. On bin dervişten bir tane. On binden fazladır Şeyh Efendi'nin dervişi. On binden bir tane. Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi büyük oğlu şeyh olsun diye çok uğraştıydı. Maddi manevi. Hani, orada kalsın görev diye çok uğraştıydı. İsmail'i rabıta ağacı yaptırdıydı Medine'de. Ha İsmail, Medine-i Münevvere'de her gün sana rabıta ettirdi değil mi?
Sordurdu değil mi sana? Senden beklediği cevabı da alamadı. Kaldı. Evet. Hakkıdır. Bir şey demiyorum. Ama on bin tane de bir tane derviş. Bunun tekrar tecelli etmesini istemiyorum. Diyorum ki arkadaşlar, kardeşler yetiştirsinler kendilerini.
Kalpleri ürpersin. Bunun için ciddi ciddi söylüyorum bunu. Dervişlik öyle bir şeydir ki. Ve kalp ürperdiğinde öyle bir noktaya gelir ki kimse. Bütün dünyayı çıkılasalar senin bir eline verseler yemin ediyorum vallahi de, billahi de, tillahi de o dünya seni cezbetmez. O kalbin bir ürpermesine bütün dünyayı koyacaklar senin önüne.
Değişmezsin. Dersin ki ben o ürpertiği istiyorum. Ben o tecelliyatı istiyorum. Deseler ki sana bütün dünyanın zenginliği senin olacak. O ürperti seni tabiri caizse cezbeye kaptırır seni. Cezbelendirir. Sen dönüp hiçbir şeye bakmazsın. Hiçbir şeye bakmazsın. O kalbin ürpertisi. O kalbin kımırdaması. O kalbe tecelliyat. O kalbe tecelliyat. Yemin ediyorum dünya ve dünyanın içindekilerden daha evla ve daha kıymetlidir. Bir haldir o. Bakın bir haldir. Ama yemin ediyorum bu dünyaya dönüp bakmazsınız. Çünkü bütün dünya ve içindekiler dersin ki hakikat değilmiş hiçbirisi de.
Bir gölgeden ibaretmiş. Bir gölgeden ibaretmiş. O zaman sana kim ne yapıyorsa yapsın yapılanın da yapanın da gölge olduğunu anlar yürür gidersin. O zaman siz dünyada bir ölü gibi yaşayın hadis-i şerifi senin üzerinde tecelli eder. Kıymetli kardeşler. Evet. Zikrullah'a geliyoruz. Halakaya oturuyoruz. Af olmuş olarak kalkıyoruz. Hatta İmam-ı Ahmet'in nakline göre günahlarımız hayra çevrilmiş olarak kalkıyoruz. Çok büyük bir müjde. Harika bir müjde. Harika bir müjde. Bu dahi bu zamanda bataklığın içerisinde gül misali olmak. Bataklığın içerisinde gül.
Geldi Allah'ı zikretti gitti. Bataklığın içinde gül bu. Bak bataklığın içinde gül. Muhteşem bir şey. Muhteşem bir şey. Kim cemaatle Allah'ı zikretti. Geçmiş günahları hayra çevrilmiş olarak kalkınız. Bir diyor melek. Münadi bir melek. Seslenir der ki. Geçmiş günahlarınız hayra çevrilmiş olarak kalkınız. Dağılınız. Harika. Biz hadislerin hepsine de iman ettik doğruluğuna. Ayırt etmiyorum ben. Ki imama Ahmet nakletmiş bunu. Ve bu hadis-i şerifi Teymiye bile almış.
Tefsir kitaplarına. Hani İbni Teymiye bunlara karşıymış gibi gösterirler ya. Sonradan gelen Teymiyeciler. İbni Teymiye ayrıdır. Teymiyeciler ayrıdır. Muhyiddin İbni Arabe ayrıdır. Vahdedi Vücutçular ayrıdır. Hz. Mevlana ayrıdır. Hz. Mevlana ayrıdır. Biz Mevlana'nın torunlarıyız diyen Çelebiler ayrıdır. Ayrıdır bunlar. Yani bu böyle... Bunları normalde birleştirmek mümkün değil zaten. Dervişlik, sufilik ayrıdır. Mutasavvuflar ayrıdır. Bir mutasavvuftan derviş olmaz. Bir dervişten de mutasavvuf olmaz. Bir sufi mutasavvuf olmaz. Mutasavvuf denilen insanlardan da sufi olmaz.
Sufilik kendine özgü bir şey. O makam, mevki, dünya onu böyle çok bağlamaz sufi. Dervişi bunlar bağlamaz. Yok o işte şu makamdaymış hani siyasi olarak, bürokrasi olarak o buymuş, o şuymuş. Dervişi bağlamaz. O yüzden bir sufinin, bir dervişin bu tip işlerle de iş olmaz. Öyle olmayınca da o yüzden bir sufiden mutasavvuf olmaz. Mesela bir sufiden bürokrat zor olur. Yüksek bürokrat. Bir sufiden siyasetçi hiç olmaz. Altını tekrar çiziyorum. Bir sufiden siyasetçi hiç olmaz. Siyasetçiden sufi olur mu? Olur. Tasını tarağını siyasette bırakırsa olur. Tasını tarağını siyasette bırakmazsa ondan da olmaz.
Olmaz. Bugün Türkiye'deki siyaset demek, üç aşağı beş yukarı hepsini içine katmasak da, şeytanın borazancı başıları başlayacak bir şey değil. Öyle olunca ondan sufi de olmaz. Tasını tarağını oraya bırakacak, gelecek. O zaman sufi olur. Öbür türlü ondan da olmaz. Allah bizi affetsin. Şimdi kalbin ürpermesi konumuz buydu. O kalp ürpermediği müddetçe, evet biz geliriz buraya, Allah'ı zikrederiz, günahlarımız sevaba çevrilmiş olarak kalkarız. Ha bu zamanda çok büyük kar mı? Evet. Ama ya mübarek insanlar, ne güzel tertemiz oldunuz, buradan çıktınız, bir de aynı şeyleri yapmayın ya.
Temiz tutmaya çalışın kendinizi, temiz tutmaya çalışın. Hani Anzalan'ın var ya hikayesi, diyor ki biz senin yanından çıkınca, dünya şeytan bizi zapt ediyor. diyor, o da anlatıyor, buradaki halinizi korusanız diyor, şeytan, meleklerin size selama durduğunu görürdünüz. Ama ey Hanzala diyor, bazen öyle, bazen böyle olur diyor. Bazen öyle, bazen böyle olur. Ya bazen öyle, bazen böyle olsun. Zararı yok. Ama böyle, temelli öyle olmasın. Derdim bu, temelli öyle olmasın. Buradan çıktıktan sonra, temelli öyle olmayın. Bazen öyle, bazen böyle. İnsanız çünkü, hepimiz için geçerli bu. yani Mustafa Özbağ, ben günah işlemiyordum.
Böyle bir şey yok. Veyahut da işte, bizim şeyimiz günahtan uzaktır. Böyle bir şey yok kardeş ya. Yok böyle bir şey. Benim siyasetim güzeldi. Şeyh Efendi ile alakalı, ben hiç şahit olmadım kardeş, günah işlediğine diyordum. Bitti. Bu ayrı mesele. Bunu günahsız görmek değil bu. Bu günahsız görmek değil. Ama normalde, bazen öyle, bazen böyle olacağız. Olacağız, ama biraz yani, öyle olmayalım, böyle olmaya gayret edelim. Böyle olmak ne demek? Allah'ı daim hatırlamak. Allah'ı zikretmek. Sen normalde bir iş yaparken, Allah hatırına gelsin. Allah hatırına gelsin. Allah hatırına geldiği müddetçe, evet hep böyle olmaya devam edersin.
Allah hatırına gelmezse, yok öyle olursun. Çoğunluk öyle olmasın. Günlük hayatınızın, günlük hayatınızın çoğunluğu, öyle olanlardan olmasın. Namazı kılmak hatırlamaktır. Bir haramdan uzak durmak hatırlamaktır. Eşine, çoluğuna, çocuğuna iyi davranmak, hatırlamaktır, zikirdir. E kardeşler yapmayın ya. Eş ve çocuklarınıza zulmetmeyin. Kadınlar ve erkekler. Yapmayın. Bunu bir derviş topluluğuna, bunu söylemekten vallahi de, billahi de utanıyorum. Yemin ediyorum, utana utana söylüyorum bunu. Yapmayın. Eş ve çocuklarınıza zulmetmeyin.
Yapmayın. Allah için, Allah rızası için. Yapmayın. Duymak istemiyorum. Görmek istemiyorum. İşitmek istemiyorum. Gözümün önüne gelsin istemiyorum. Yalvarıyorum Allah için. Daha ilerisini söyleyeyim. Beni bu ızdıraptan kurtarın. Mustafa Özbağ'ı bu ızdıraptan kurtarın.
Görmek de, duymak da istemiyorum. Yemin ediyorum. Yapmayın. Bir derviş, erkek kadın, eş ve çocuklarına zulmetmez. Sinirliymiş. Sinirini iyiyeyim ben senin. benden daha mı sinirlisin? Duvara kafa atan adam var karşınızda. Benden daha mı sinirlisiniz? Allah için söylüyorum. Yapmayın. Bunu defalarca söylüyorum. Helallaşın. Bugün gidin helallaşın. Eş ve çocuklarınızla, kadınlar ve erkekler.
Helallaşın. Yapmayın. Koskoca kızı var, koskoca oğlu var. Daha böyle ona hakaret, buna hakaret edeceğim de uğraşıyorlar. Kimisinin küçücük yavruları var. Küçücük yavrularla uğraşacağım de uğraşıyor. Yapmayın. Yapmayın. Gerçek sufilik, İslam'ın manevi olarak son kalesidir.
Gerçek manada sufilik, İslam'ın batini olarak son kalesidir. Bu son kale yıkılmasın kardeşler. Biz ahlakımızla, ihlasımızla, samimiyetimizle, muhabbetimizle, Kur'an ve sünnet-i seniyeye bağlılığımızla, örnek birer pro tip insan olalım.
Eşimiz bizden memnun, çocuklarımız bizden memnun, arkadaşlarımız bizden memnun, kayınvalidemiz, kayınpederimiz bizden memnun, kardeşlerimiz bizden memnun. Biz öyle birer derviş olalım. Bakın bizler öyle birer derviş olalım. Biz öyle birer derviş olamazsak, evet, son kale sufiliktir.
Her şey yıkılır. Her şey tavrımar edilir. Sufilerin gönül dünyası yıkılmaz. Eğer kalp ürperirse, o kalpler yıkılmaz. Eğer kalp ürperirse, o kalp etrafa ışık olur. O kalp sahibi, karanlığı aydınlatır. O kalp sahibi, taşı eritir. O kalp sahibi, dağları toz duman eder. O kalp sahibi, güneşi bile gölgeletir. O kalp sahibi, o kalp sahibi, o kalp sahibi, ayı etrafında pervane döndürür. O kalp sahibi, varlığa tamamen, varlığa tamamen, şefkatini, merhametini akıtır.
O kalp sahibi, o kalp sahibi, böyle bir bakmış olsanız, böyle bir etrafınıza bakmış olsanız, insanlardan, milyonlarca kat fazla, dünya üzerinde varlık vardır. Bitkisini, hayvanını koysanız, sayamazsınız. O kalp sahibi, bütün bu varlığın üzerinde, varlığın üzerinde, rahmet gibi okunur.
O kalp sahibi, insanların yedi katı melek vardır, birinci kat gökte. Onların yaptığı ibadetten, daha evla ibadet etmiş olur. Kalbin ülpermesi demek, o kalp sahibinin, meleklerden ve cinnilerden, daha evla bir insan, insan olduğunu gösterir. Ve o kalp sahibi, o kalbi ürperdikçe, birinci kat gök, ikinci kat üç, dört, beş, altı, yedi, sonra birinci sema, ikinci sema, üçüncü sema, başlar uruç etmeye. O kalp sahibi, o kalp sahibi, orada durduğu müddetçe, o kalbinin ürpertesinin, tecelliyatına göre, evine merhamet olur, rahmet olur, çoluğuna, çocuğuna rahmet olur, mahallesine rahmet olur, arkadaşlarına rahmet olur, ışık olur o.
Ondan insanlar faydalanır, ondan insanlar fayda görür. Sizin en hayırlınız, etrafına en fazla faydası dokunanınızdır, bu olur. asıl fayda manadadır çünkü. Senin zadiri tasarrufun, tasaddukun, senin mananla alakalıdır. Sen beş kuruş, on kuruş verirsin, bu zahir değildir, o manayı tetikler. Asıl o kalp sahibi, Allah'ın vermiş olduğu nimeti ne yapar? Rızkı dağıtır. Bu nedir? Bu manevi ilimdir. O kendine bir şey saklamaz. O biriktirmez. Dağıtır ne geldiyse. Bunun zahiri nedir?
Zahiren o kimse zekatını verir. Zekat onun farzıdır. Bunun manası nedir? Mâna olarak ihtiyaç sahibinin ihtiyacını görmektir. İhtiyaç sahibi zahir, batın neyse, onun ihtiyacını görmektir. Bu işin manasıdır. O yüzden kalpler ürpersin inşallah. Amin. Kalpler inşallah rahmet deryası olsun. Amin. Kalplerimiz inşallah Cenab-ı Hakk'ın tecelli, gahı olsun. Amin. Hazreti Muhammed-i Mustafa'yla muhabbet eden kalpler olsun. Amin. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Ya Rabbi, hasıl olan sevabı, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhlarına ve bütün geçmiş Peygamber Efendimizin ruhlarına.
Amin. Cihar-i arı güzin efendilerimiz Ebu Bekir Sıddık, Ömer-ül Faruk, Osman-ı Zinn-Nureyn, Ali el-Murtaza radiyallahu anh hazretlerinin ruhlarına. Amin. Aşere-i mübeşşerenin evlâdi Resulullah, zevce-i Resulullah, İmam-ı Hasan, İmam-ı Hüseyin, 72 şühedanın, şehidi Kerbelanın, bütün şühedanın, tüm ashabı Resulullah hazretlerinin ruhlarına. Amin. İmamız İmam-ı Azam, Ebu Hanife, İmam-ı Şafii, İmam Malik, İmam-ı Hambeli ve bütün mezhep imamlarımızın ruhlarına ayrı ayrı hediye edik. Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Amin. Haberdar eyle ya Rabbi. Amin. Ve eczatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife.
Amin. Ya Rabbi, hasıl olan sevabı, Pirimiz Seyyid Abdülkadir Geylani, Seyyid Ahmed'in Rifai, Seyyid Ahmed el-Bedevi, Seyyid İbrahim Dursiki, Şeyh Ebul Hasan-ı Şazeli, Şahı Nakşibenni Muhammed-i Bahaddin, Şahı Mevlana Celaleddin-i Rumi, Şahı Hacı Bektaş Veli, Şahı Hacı Bayram Veli, Mehmet Muhittin Üftade Veli, Veysel Karani Muhittin Arabi Niyaz-ı Mısri, ve bütün Pir ve Piran efendilerimizin ruhlarına ayrı ayrı hediye edildik.
Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Amin. Haberdar eyle ya Rabbi. Amin. İzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Amin. Ya Rabbi.
Hasıl olan sevabı, geçmiş üstadlarımızdan, Abdurrahim Ettantavi, Abdurrahim Ennişavi, Elhaç Elhafız Ebu Bekir Sıddı İki Çorumi, Hacı Ali Haydar Efendi, Elhaç Çorumlu Mustafa Anaç Efendi, Nevşehirli Hacı Abdullah Gürbüz Efendi'nin, Kaçuni Dergahı'nın, Kabbaşi Dergahı'nın, ve bütün geçmiş mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, dervişlerin, müminlerin ruhlarına. Amin. Ya Rabbi bilhassa üstadımız, Bayındırlı Hacı Mustafa Özbağ, Beyefendi Hazretlerinin ruhaniyetlerine. Amin. Ced ve dadalarının ruhaniyetlerine. Amin. Yaşayan bütün mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, bütün derviş kardeşlerimizin, ve ümmeti Muhammed'in ruhaniyetlerine. Amin. Turuk Aliye'den, akraba-ı talikatlarımızdan geçenlerin ruhlarında hediye edildik.
Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Amin. Haberdar eyle ya Rabbi. Amin. Feizatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Amin. Ve selamun alel mürselin. Ve alihim velhamdülillahi rabbil alemin. Euzü billahi mineşşeytanirradîm. Bismillahirrahmanirrahim. Eftali zikir fa'lemennâhû. La. E. Fatiha. Salavat.
Destur. Salih.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.