mustafaozbag.org

67. Mesnevi Şerhi (449-457 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 20 Aralık 2020 · 43:05

Evet, o kâfir veziri herkese bir şeyler söylüyordu. O herkese bir şeyler söyleyen, o kâfir veziri dinleyenler, tat alış duygusuna sahip olanlar, tat alma duygusuna sahip olanlar, onun sözlerinde öyle bir tat buldular ki acımsıydı. Yani o böyle dini yürekten kabul eden, kalbi din için atan, kalbi temiz, içi temiz, duyguları temiz, dine halisane bakan, dine iyi niyetli bakan, ihlaslı ve samimiyetli bakanlar, o vezirin söylediklerinden acımtırak tatlar alıyordu.
O anlatırken onların kalbine bu noktada tatlılık inmiyordu. Onların ruhaniyetlerine, onların maneviyatlarına tatlılık inmiyordu. Onlar diyorlardı ki bunda bir noksanlık var, bir eksiklik var. Karışık sözler söylüyor, şekerli gül suyu şerbetine zehir katıyordu. Bu Pavlosvari din adamları, bu Pavlosvari dindarlar, bu dini kendisine geçim kapısı yapanlar, bunu böyle dini geçim kapısı yapanlar deyince rahatsız oluyorlar.
Kimisi mail atıyor bana, kimisi Twitter'dan yazıyor, kimisi Husisi bana mesaj atıyor. İşte siz ne iş yapıyorsunuz? Hani dinden siz geçinmiyorsunuz mu gibi? Kardeşler, ben mahkeme kararıyla Bağkur emeklisi oldum. Yargıtay kararıyla, bozulmazsa. Bozulma ihtimali var mı? Yokmuş tamam. Diyebilirim yani böyle değil mi şimdi? Tamam. Yargıtay kararıyla ben Bağkur emeklisiyim. Bağkur emeklisi demek, esnaflık yapmış demek demek. O yüzden şükür hamdolsun, ticaret yaptık yıllardır. Arkadaşlar bilirler. Eş dost etrafımız bilir. Ticaretten emekliyiz. Birisi sormuş, Hazreti Mevlana ne iş yapardı diye. Hazreti Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri, o günkü üniversite mesabesindeki medresede hocalık yapardı.
Medresede hocalık yapardı. Geçimi medresedeki hocalıktandı. Hazreti Mevlana Celaleddin Rumi Hazretlerinin sekiz ilim dalından diploması var. Buna fizik, kimya, matematik dahil. Yani normalde sadece hadisçi değil, sadece fıkıh alimi değil. Hazreti Mevlana günün en iyi fıkıhçıları kadar fıkıhçıydı. Fakirtti. Günün tefsircileri kadar tefsirciydi. Günün hadisçileri kadar hadisçiydi. Mesnevide altı binin üzerinde hadis var. Mesnevide dört binin üzerinde ayet-i kerime var. Mesnevide akaid var.
Mesnevide kelam var. Mesnevide cebriyecilere, haricilere, mesnevide kaderiyecilere cevaplar var. Öyle Hazreti Mevlana'yı öyle küçümsemesin kimse. Hıfzından, bir kitaba bakmadan cebriyecilere cevap var mesnevide. Bir kitaba bakmadan haricilere, kaderiyecilere cevap var mesnevide. O günün akaid hastalıklarına, akaid hastalıklarına cevap var mesnevide. Aynı zamanda Hazreti Mevlana Celalet-i Rum Hazretleri'nin mesleği, bugünkü üniversite dekanlığı. Bir üniversite düşünün, onun dekanı. Zaten oradan şeyhliğe dönüş yapıyor. Yani Şemsettin-i Tebrizi ile tanışınca bırakıyor onu.
Onu bıraktığı için talebeler ayaklanıyor. Onu bıraktığı için saray diyor ki ya ne oluyor? Bizim Mevlana'mıza ne oluyor saraydakınlar? Bir üniversite düşünün, ilim duyarı. O üniversitelerin geçimi o gün için saraydan, devlet destekli. Gazaliye Husisi üniversite kurulması gibi, medrese kurulması gibi. Bunun gibi. Osmanlı'da da var bu. Osmanlı'da devlet üniversite kuruyor. Ve çağırıyor devlet o günkü alimleri. Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri bütün İslam dünyasını çağırıyor. Ne kadar alim varsa topluyor. Hepsine maaş veriyor İstanbul'da. O macar toplucusunu çağırıyor. Maaş veriyor ona devletten. Sen gel diyor. Bize bu topları dökmemizi bize anlat.
Bize öğret. Maaş veriyor. Bu caiz mi? Evet. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin Yahudi doktora maaş vermesi gibi. Onların geçimi dinden değil. İşte bu vezir, Hazreti Mevlana bunu Pavlos olarak belirtmemiş. İyi ki ismini koymamış. Neden? Bu o gün için Musevilerin içerisinden, İsevilerin içerisine girip döndürmüşler İsevileri. Bu akaitlerini bozmuşlar. Bugün içinde İslam dünyasının içerisinde bizdenmiş gibi, Müslümanmış gibi ve Müslümanca konuşan, bizim dilimizden konuşan Pavlosvari din adamları var. Bunları hadis-i şeritler bize beyan ediyor.
Diyor ki, onlar sizin dilinizden konuşurlar. Onlar sizin gibi ibadet ederler. Ama ve lakin onlar asla sizden bizden değildir. Muharinin Babul fitenini açın okuyun. Buhari'nin Babul fitenini muhakkak okuyun. Onlar Kur'an-ı Kerim'i okurlar, Kur'an-ı Kerim onların boğazlarından aşağı geçmez. Onlar namaz kılarlar ama namazları onların yüzlerine paçavra gibi atılır. Onlar ümmetimin parasını yerler. Onlar ümmetimin parasını yüterler. Onlar kuzu postuna bürünmüş kurtlar gibidir. Ümmetimin başına üşüşürler. Bunlar öyle insanlar çıkacak ki, öyle insanlar çıkacak ki, sizin dilinizden konuşacaklar.
Ve onların tabileri çok olacak. Onlara tabi olanlar çok olacak. Ve onları cehenneme götürecek. Cehenneme. Şimdi insanlar bir yerde bir kimse çıkıyor. Tabisi çok, hüra koşuyor. O tabisi çok olanlar o tabilerinin çokluğuyla övünüyorlar. Tabisi çok olanlar gücü ellerine geçirdiklerini zannedip Ümmet-i Muhammed'e zulmediyorlar.
O tabisi çok olan hoca efendiler. Tabisi çok olan şeyh efendiler. Tabisi çok olan mürşitler. Tabisi çok olan alimler. Tabisi çok olanlar. Aman dikkat edin. Hadis-i şeriflerde bize ikaz var. Açın hadis külliyatlarını Bab-ül Fiten. Yani fitneler bahsini açın. Bu zamanda okunacak olan en önemli hadis bölümlerinden birisi Bab-ül Fiten. Fiten bölümler, yani fitne bölümleri. Fitneler. Bütün hadisçiler, bütün hadis alimleri. Buhari, Müslim, Tirmize, İbni Mace, İmam-ı Ambel, İmam-ı Davud. Hepsinin de hadis kitaplarında fitneler bahsi vardır. Açın okuyun. Hz. Mevlana'mız bize, bize buradan örnek vererekten diyor ki, ey Ümmet-i Muhammed uyanık olun. Bir sohbette bir şekilde söyleyip, bir sohbette bir şekilde söyleyen, kendi aralarına geldiği zaman parayı, pulu cebellez eden bunlara karşı diyor, uyanık olun.
Ne yapıyormuş bu adam? Şekerli suya, şekerli gül suyuna zehir katıyormuş. Anlatırken din anlatıyor size. Harika. Ağzından bal akıyor. Bir daha ağlıyor, bir daha ağlıyor, bir daha ağlatıyor. Muhteşem. Aylık yüz milyar lira ama bunun bedeli.
Bil anlatıyor ki, geceli yedi milyar lira. Ve bunların tabileri çok olacak. Tabisi çok. Ne büyük muhteşem şeyh, o kadar çok tabisi var ki. Ne büyük hoca, alim, ne kadar tabisi var. Bir emirle herkes bir tarafa savrulup gidiyor. Sözünün dış yüzünden çevik ol anlamı anlaşılıyordu. Ama ardından da cana gevşek ol diyordu. Bir taraftan diyordu ki, çevik ol, dikkatli ol. Aman dinini yaşarken kılı kırk yar. Ama ardından da ince ince diyordu ki, Allah affeder ya boş ver. Önemli değil. Olmadığı zamanlar da olacak. Ben işte, diyor ya, hocam ben namazımı kılamıyorum, kılmıyorum. O da diyor ki, Allah affeder her şeyi, sen kılma. Ona demiyor, namaz farz.
Namaz dinde yıkılan son kaledir. Bir kimsenin namazı yıkıldıysa dini yıkılır. Müslümanların namazları yıkıldığı için dinleri yıkıldı. Müslümanlar namaza ehemmiyet vermediği için evlerinde bereket yok, kazançlarında bereket yok, vücutlarında bereket yok, akıllarında bereket yok, dimalarında bereket yok, fikirlerinde bereket yok, maneviyatları yok, hayatları yok. Rezil bir şekilde yaşıyorlar. Neden? Çünkü Müslümanlar namaza sımsıkı sarılmadılar. Sarılmadılar. Müslümanların bereketi yok, yok. Neden? Harama karşı dindik durmadılar. Bu haram. Haramı nasıl işleriz? Harama nasıl göz yumarız? Harama nasıl böyle davranırız? Deyip kestirip atamadı Müslümanlar. Ondan sonra adamı alaya gider gibi karşımıza çıktı.
Horoz da kessen kurban olur dedi. Biz de güldük, he he he yaptık. Biz sen ne diyorsun kardeşim bizim dinimizde alay mı ediyorsun diyemedik. Neden? Suyun üstündeki köpük gibi olduk biz. Adam bizim dinimizde alay etti, biz de tebessüm ettik. Herkes A9 izliyor. Neden? Ay ne kadar modern Müslümanlar? Bir de bana soruyorlar. Ne düşünüyorsunuz? Genelde soranlar erkekler. Zannediyorlar ki o hatunlar onların olacak. Genelde soranlar o tip kıyafetleri tercih eden bayanlar. Hadisleri inkar ediyorlar.
Bir şey diyebiliyor musunuz? Yok. Tatlı geliyor bize. Niçin? Gevşetiyoruz çünkü. Ya aman derviş kaybolmasın ya Allah desinler. İyi güzel diyelim de kardeş gözümüzün içine baka baka yapıyor ya. He ne yapacağız? Allah bizi affetsin. Gümüşün dışı aktır, berraktır ama onun yüzünden elde kararır elbisede. Bakın altından sonra kıymetli olan madendir. Takıda gümüş öyle değil mi? Hazreti Mevlana diyor ki gümüşün yüzü aktır. Ama diyor eli de karartır elbiseyi de. Altını ara.
Altını ara. Altın. Ya işte ne yapalım işte ya şimdi ne yapalım ya hocamız bu ya. Allah Allah. Ya dedim sen onun mürşidi kamil olmadığına inandığın halde burada duruyorsun. Halifeliğinden duruyor orada. O halife ya. Halifelik onu tutmuş orada. Bakıyor. Ölecek şeyh olacak. Çünkü şeyh paranın üzerine oturmuş. Gelen giden cebinden bir kutu. Evi yaptırmış, dergahı yaptırmış. Ooo her şey harika. O olanların işleri harika. Her şey oturmuş yerleşmiş.
Halife gözünü ona dikmiş. Ölecek. O da şeyh olacak. Aynı şeyh o da sahip olacak. Orada oturuyor. Ondan dolayı. Altını aramıyor. Altını aramak her müminin hakkı. Her dervişin hakkı. İstihara yap kardeşim. İstihara yap. Yalvar, yakar. Ahla Allah'a. De ki ya Rabbi. Beni kendim için, kendim için. Beni mürşidi kamelime ulaştır. Rüyanda gördün, halinde gördün. Senin altının o. Tut sımsıkı. Ya işte şeyh efendi öldü ama işte. Ya ne yapayım işte. Biz de bu abiye tabi olduk biz. Böyle yok. Altını ara.
Ara. Ateşin kıvılcımlarıyla al al bir yüzü vardır. Ama yaptığı kötü işe bak. Sonundaki karalığı seyret. Onların yüzleri al al olur ama sonunda kararır. Mahşerin hesabı öyle değil. Kabrin hesabı öyle değil. Burada görüntüyle aldatabilirsin. Başına benim gibi bir sikçe, bir cübbe geçirip insanları kandırabilirsin. Mahşer. İşin sonu. Onu düşündün mü? Hz. Mevlana diyor ki onu düşün. Verecek hesabı düşün. Kabirdeki sorgunu, sualini düşün. Hepimiz için. Mahşerini düşün. Şimşek göze bir ışık olarak görünür. Ama gözü kamaştırma, görüşü çalma huyu vardır onda.
Şimşek birden çakar. Gözün kamaşır. Ama o devamlı aydınlık değildir. Sen hiç batmayacak güneşi bul. Sen her daim aydınlatacak olanı bul. Senin gece karanlığında her daim yol gösterecek olanı bul. Sen anlık şimşek çakar gibi aydınlatıcılara kanma. Bir anda gözün kamaşır senin, seni kendinden geçirir ama o bir anlık. Sen ebedi zevke, ebedi aşka, ebedi sevgiye, ebedi aydınlığa dalacak olanı göster. Onu gör sen. Anlayışı, tat alma duygusu olmayanların boyunlarına bir halka oluyordu vezirin sözleri. İşte görüntüye bakanlar, parlak sözlere bakanlar, dinin hakikatini aramayanlar, nefislerinin hakikatine koşanlar, nefislerinin peşinde koşanların o sözler boyunlarına bir halkaydı.
Güzel sözleri takıyorlar ya. Hallâc-ı Mansûr Enel Hak demiş. O neden demesin? Hallâc-ı Mansûr'dan aşağı mı ki? O da Enel Hak der. Harika bir söz. Şatahat muhteşem. Beyazlı Bestami demiş ya, var mı benden daha aşağını yüce? Beyazlı Bestami demiş, o neden demesin? O da diyecek. Arabi demiş ya, ne tarafa bakarsan bak bütün varlık hattır. Bütün varlık Allah'tır. Vay, Arabi demiş ya, sen ondan aşağı mısın? Sen de söyle, yap şatahatını. O parlak sözleri duyan cahil insanlar, dini bilmezler. Vay ya, Arabi'den de üstün. Vay be, Beyazıt gibi konuştu ha. Vay be, ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm. Yunus gibi konuştu.
Yunus ete kemiğe bürünmüş, Yunus diye görünmüş. Ya! Yani Yunus ne o zaman? Allah! Eee, e ben de Yunus'um. Yani, ben de ete kemiğe büründüm. Ya, ben de işte, ne, isim söyleyin. Savaş diye göründüm. Nerede savaş be? Evde mi? Vay! Vay savaşım vay! Vay ki vay! Bak sen şimdi, dilime de dolandın mı şimdi? Eyvah ki eyvah! Sen telefonu açtın bir de yani. Evde miyim dedi sana? Vay vay vay … Evden de dinliyorsa şimdi, savaş diye göründüm dediyse, eyvah ki eyvah! Burada görünmedi savaş bak! Ay vay vay vay …
Bak elim ayağım kesildi şimdi, gidiverdi bak şimdi. Vay ki savaş vay! İşim var savaş, işim var. Bu parlak sözleri söyleyince, Dervişler, etrafındaki cahil insanlar, Bunları aldılar süs gibi, boyunlarına taktılar. Bilemediler ki, O sözlerin sahibi başkasıydı. Bilemediler ki, O sözü söyleyenin sözünü söylemek de, O hal yaşanmaz ki. Bilemediler. Vezir, padişahtan altı ay ayrı kalmıştı. Altı ay, İsa'ya uyanlara sığınak kesilmişti. Vezir, o Yahudi padişahtan ayrıldı, altı ay boyunca ne yaptı? O İsevilerin içerisinde dolaştı. Onların sığınağı gibi oldu. Herkes onun din bilgini zannetti.
Peşine düştü. Halk tümden gönlünü ona tapçırdı. Dinini de, Herkes onun buyruğuyla, Ölüme atılıyordu. Allah Allah! Hazreti Mevlana 800 yıl öncesinden söylüyor. Ne yapmış o günün insanları? Dinini de ona teslim etmişler. Sevgilerini de ona teslim etmişler. Tapçırdı diyor. Yani taptı. O kimseye taptılar. Kur'an ve sünnete bakmadılar. Hocalarına taptılar. Kur'an ve sünnete bakmadılar. Şeyhlerine taptılar. Kur'an ve sünnete bakmadılar. Birisi Mehdi'yim dedi, ona taptı. Kur'an ve sünnete bakmadı. Birisi Nebi'yim dedi, o da ona taptı. Kur'an ve sünnete bakmadı. Birisi dedi ki, En büyük tefsirci benim, ona taptı.
Kur'an ve sünnete bakmadılar. Birisi dedi ki, Ben günün İmam-ı Azamıyım. Ona taptı. İnsanlar dinlerini bıraktılar. Adama diyorsun ki kardeş bak Kur'an sünnet böyle. Zekat bunlara verilir. Zekat kimlere verilir? Zekat yolcuya verilir. Zekat fakire verilir. Zekat kimsesize, yoksula, savaşanlara, mücadele edenlere. Zekatın verileceği yer bunlar. Sen ne demek istedin şimdi? Bana öyle soruyor. Ya Kur'an sünnet bu. Kardeş milletten zekat toplayıp ayakkabı alamazsın sen. Zekat parasıyla sen işletme açamazsın. Zekat parasıyla Kur'an kursu açamazsın sen. Sen milletten zekat toplayıp kitap bastırıp satamazsın.
Sen milletten zekat toplayıp dergi bastırıp satamazsın. Milletten zekat toplayıp televizyon açamazsın. Milletten zekat toplayıp bilmem hangi gazeteyi satın alamazsın. Dinin hükmü bu. Zekat miskinlere, fakirlere, borçlulara. Git ona ver. Zekat almaya muhtedir misin sen? Değilsin. Sen bu konuyla alakalı vazifelendirildin mi? Hayır. Neden topluyorsun sen zekat? Nereye topluyorsun sen? Kime topluyorsun zekatı sen? Mahallende fakir mi var senin? Bütün cemaatler, tarikatlar, kurumlar, kuruluşlar düşmüşler yollara. Kardeş, sen zekat memuru musun? Devlet seni zekat memuru olarak mı tayin etti?
Hayır. Zaten İslam devleti yok ki seni zekat memuru tayin etsin. Ben böyle söyleyince gocunuyor adam. Bundan gocunuyor. Din? Hayır. Kur'an'ın sünneti atıyorlar. Sen ne dedin şimdi bizim şeyhimize mi? Lafımı mı söyledin? Kardeş senin şeyhini tanımam bilmem. Bana ne senin şeyhinden ya? Bana ne? Yok. Üçecekler parayı. Haydi. Ne? Televizyon kuruyoruz. Niçin? Kur'an sünneti için. Toplayın çekleri. Televizyon Fox'a satıldı. Nerede para? Ha nerede para?
Bana birisi gelsin hesabını versin. Nerede para? TV5'i Müslümanların parasıyla kurdular. Bakın açık konuşuyorum. TV5 satıldı. Kime satıldı? Parası kimden? TV7 Müslümanların parasıyla kuruldu. Ha nerede? Kimde TV'ydi? Kimde kardeş? Kimde? STV. Müslümanların parasıyla kuruldu. Yarın öbür gün satılırsa kime gidecek parası? Kime?
Kendi içimizden söylüyorum. Önce çuvaldızı kendime batırıyorum. Bazı arkadaşlar diyorlardı ki bir dergah yapalım. Kime yapacağız dedim dergahı? Efendim sana yapacağız. Ben ölünce kimin olacak? Kaldı. Kaldı. Biz şeyhimizin sağlığında cami yaptık. Cami yapış sebebimiz şuydu. O camide biz zikrullah yapacaktık. Cami zikrullah yeri olacaktı. Yanı başında da şeyh efendinin evi eski zamanlardaki gibi cami, ev böyle cami dergah gibi kurulacaktı. 28 subat sıkıntılar. Cami nereye gitti? Diyanete. Diyanette cami.
Ha helalaş olsun. Bu noktada sıkıntımız yok. Camiydi sonuçta. Ya tekke olsaydı? Kalacak mıydı? Kalacaktı. Burası vakıflara ait. 450 yıllık. Mustafa Özban değil bu cemaatinde değil. Hizmetçiyiz biz burada. Tekke yaptık. Öldü. Adam. Şeyh Efendi öldü. Herhangi bir şey. Yeni bir şeyhe yeni bir dergah yapacaksınız. Doğru mu? Doğru. Habire yap boyuna. İyi. Okullar açılıyor. Harika. Dershaneler açılıyor. Harika. Ölünce ne olacak?
Kimin? Neyle açılıyor? Neyle açılıyor? Zekatla mı? Caiz değil. Fıtrayla mı? Caiz değil. Din. Din bu. Kur'an sünnet. Kur'an sünneti bırak. Hocamız böyle dedi. Şeyhimiz böyle dedi. Kur'an sünneti bırak. Ya bizim zat zamanın piri. Olur mu ya? Ya Kur'an sünnet böyle. Yok ya o zamanın mehdisi. Ya Kur'an sünnet böyle. Yok o nebi zaten ya. Peygamber ya o. Ya bir Allah'ın kulu demez mi yanındaki bir kimse? Efendim. Hadis var. Benden sonra nebi de resul de gelmeyecek.
Son peygamber. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. Efendim bir yanlışlama var herhalde. Bir yanılsama var herhalde. Bir şey var. Kimse demez. Biz burada koltuğa oturuyoruz diyor. Koltuğa oturuyorsun diyor. Bunu diyen kim? Kendisini nebi kabul eden adamın müridi. Güldüm. Haklısın dedim ya. Seninle dedim bir şey konuşmaya gerek yok. Neden? Sen o nebi dediğin adamın peşinden git. Tencerete yuvarlanmış. Kapağını bulmuş dedim. Herkes layık olduğuna gidecek dedim. Kur'an sünneti bırakıp, dinin olmazsa olmazlarını bırakıp, hocasını, şeyhini, siyasi liderini, siyasi liderini din yerine koyan ahmaklar.
Dün de vardı, bugün de var, yarın da olacak. Evet. Hiçbir veli hiçbir zaman nebi olamaz. Hiçbir hoca, hiçbir alim hiçbir zaman nebi olamaz. Olamaz. Bir veli ne kadar muhteşem veli olursa olsun, Muhammed Mustafa'nın tozu dahi olamaz. Tozu, tozu olamaz, tozu.
Bırakın Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellemin tozu olma. Onun atının, burnunun üzerindeki, terinin üzerindeki toz dahi olmaz. Toz dahi olmaz. Şimdiki şeyhler Allah. Şimdiki hocalar haşa Allah. Şimdiki alimler haşa Allah. Kardeş, Kur'an, sünnet burada dururken nereye gidiyorsun? Kur'an'la sünnetin hükümlerini göz göre göre çiğneyen bir adamın peşinden nereye gidiyorsun? Kimse bakmıyor. Dün olmuş. Bugün de var. Böyle giderse yarın da olacak. Olacak. Dün olmuş. Bugün de varsa. Artık yarın olmaz diye düşünmüyorum. Yarın da olacak.
Şeyh Efendi, işte birisi gelmiş, demiş ki efendim, 300 bin dolarım var, ne yapmamı istersiniz? E ver oğlum bize demiş. Vermiş 300 bin doları. Gelmiş adam bana. Diyor ki, bir dua etsen de paramı kurtarsam. Ulan dedim, ben dualen kurtarabilecek olsam dedim, benim 300 milyar dışarıda alacağım var dedim. Onları kurtaracağım ben dedim. Böyle baktı. Dedim, öyle olsa. Ben kendiminkini kurtaracağım önce dedim. Benim nefesim o kadar kuvvetli değil dedim. Böyle bakıyor. Ama dedim, Ankara'da birisi varmış. Üfledim, uçuruyormuş dedim. Kim dedi? Namık dedim ben. Böyle baktı. Toparlayamadı şimdi. Kim bu Namık Efendi dedi. Var ya bir türkücü dedim ben. O söylüyor dedim, Ankara'da bir hoca var.
Üfledi mi uçurur diye dedim. Dedim, senin kafan yerinde değil mi ya? Git ki iste kendinden dedim. 300 bin dolar vermiş. Aynı şey, bakın enteresan. Gitmiş, gözünün önünde. Bunu söyleyen de, bunu kendisi söylüyor. İşte atıyorum, Hacı Mehmet'in bir fabrikası var sıkıntıda. Hacı Mehmet'in fabrikasına 300 bin doları vermiş. Aylık sen demiş, bana 5 bin dolar vereceksin. Bu faiz dedim. Senin paramdan faiz çalıştırıyor adam. Aylık 5 bin dolar ondan alıyor. Faiz, ulan dedim bir şeyh, dervişinden bırak dışarıdan. Dışarısını bıraktık. Dervişinden faiz alır mı? Hadi o fabrikanın sahibi kafir olsa, ütmek için ona verdi. Aldı ipotekinin fabrikanın.
Bu caiz darül harpte. Bakın, fıkıh. Sizlere bunları öğretmezler hiç. Asla. Git bir tane Yahudi fabrikatör var. Sıkışmış, fabrikasını ipotek et. Yapamazsın ki ona sen. Aylık 3 bin dolar, 5 bin dolar. Koparabildiğin kadar ondan kopar. Caiz. Böyle değil. Adam kendi dervişine vermiş. Her ay onları. Dedim faiz ya. Kim mümin bir kimseden faiz yaparsa, alırsa, verirse, bak alırsa, verirse, annesiyle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi günahı kebair'e girer. Bu hadis-i şerifi söyletmiyorlar şimdi.
Bu hadis-i şerifi hadis kaynaklarından çıkaracaklar neredeyse. Tüyleri diken diken oluyor bu hadis-i şerifi okuyunca. Televizyonda bir okuyorum son program oluyor. Geliyor mesela televizyonda. Diyorum ki sizin en önemli noktanız şu. Ne diyorlar? Birisi diyorum faizle bana alakalı bir soru sorarsa, ben de derim ki, mümin müminden faiz alır, verirse, annesiyle Kabe duvarının dibinde nikahlanmış, zina etmiş gibi olur hadis-i şerifini söylerim diyorum ben. Biz bu bunun yönetmenlerle bir konuşalım diyorlar. Korkuyorum bu hadis-i şerifi, yeni çıkacak hadis kitaplarından çıkaracaklar. Ağır geliyor. Bunu bir cemaatin, böyle bölge sorumlusunun yanında söyledim. Ya hocam çok ağır hadis değil mi dedi. Yani bunun dedi sahiliğiyle alakalı dedi, elimizde kesin deliller var mı dedi.
Baktım. Var hocam dedim. Ben şimdi. Bu böyle baktı. Sen şimdi bana dedim katlanmışı söyleyeceksin değil mi dedim ben. Ya işte, işte bu böyle durdu. Dedim, böyle kandırıyorlar sizi hocam dedim. Hani ayeti kerimete kat kat faiz haram kılınmış. Kat kat. Yani yüzde on iki alırsan caiz. Gibi. Onu bir daha katlarsan caiz değil. Böyle kandırıyorlar insanları. Dini bırakmışlar. Ütecekler ya Müslümanları. Demiyor. Git kafir bir kimseye faizden para sat. Darül Art'te caizdir. Üt onu. Onu diyemiyor. Neden? Kafirin parası kutsal. Müminin parası kutsal değil. Git bankayı üt.
Diyemiyor. Neden? Onun parası kutsal. Ya? Müslümanın parası kutsal değil. Birisi zamanında gitmiş, Karacabey'in dağlarından, kırsal kesimlerinden oradan yüz bölüm bir yer almış. Ne yapacaksın dedim onu. Bankaya ipotek yapacağım dedi. Alkışlıyorum seni dedim. Böyle baktı. Ya hocam ya dedi. Bırak dedim. Yap. Yap dedim. Valla içim genişledi ya dedi. Dedim o göğsünü gere gere dedim. Allah Allah nidalarıyla git dedim. Yap. Gitmiş bunu müftüye sormuş. O zamanın Osman Gazi müftüsüne. Demiş bu hoca kimse canınla oynuyor demiş. Neden demiş?
Bunu eğer böyle demiş herkese açık söylerse demiş. Devlet onu bırakmaz demiş. Din, Kur'an, sünnet. Kur'an, sünnet. Ama insanlar onu bırakıp, onu bırakıp kendilerine ilahe seçiyorlar. Yeni ilahlar. Adamın şeyhi ilah olmuş. Hocası ilah olmuş. Siyasi parti başkanı ilah olmuş. Annesi ilah olmuş. Babası ilah olmuş. Kocası ilah olmuş. Karısı ilah olmuş. Çocuğu ilah olmuş. Arkadaşı ilah olmuş. İşi ilah olmuş. Güzelliği ilah olmuş. Yakışıklılığı ilah olmuş. İlah. Güzelliğini savuttura savuttura gidiyor.
İlah olmuş. Yakışıklılığını göstere göstere gidiyor. İlah olmuş. Babası diyor ki benim dediğim gibi olacak. Kur'an, sünnet öylemiş. Önemli değil. İlah olmuş. Kocası diyor ki benim dediğim doğru. Bunu yapacaksın. İlah olmuş. Karısı diyor ki ne işin var orada dergâhta senin zikretmekmiş. Evinde otur zikret. Adam da olur tabii ya ne demezsin. İlah olmuş kadın. Çocuk göz göre göre haram istiyor. Annesi babası üzülecek diye seslenmiyor. Çocuk ilah olmuş. Adam içki içiyor. Çocuk içki içiyor. Anne baba seslenmiyor. Kırılacak üzülecek. Kız çocuğu günde 18 sefer sevgili değiştiriyor. Anne baba karışmıyor. İlah olmuş çocuk. Kimse bir şey demiyor. Ondan sonra özgürlükten bahsediyoruz burada biz.
İlaheler var. La ilahe. İlahe. Çoğul. İlahe. Tanrıcık. Çoğul. Tanrıcık. İlahecik. İlahe. Edilgen. Etken değil. İlahe. Dolu. İllallah. Tekil. Etken. İllallah. Dolduruyor. Yıkıyor ortalığı. Niye? İlaheleri. İlahe dolu hayatımız. Dün olmuş. Bugün var. Yarın dolacak.
Ama bizim hoşumuza gitmiyor ki. Kim bizi Kur'an ve sünnete davet ederse. O bizim nefis tadımızı bozuyor çünkü. Namazını kıl diyor. Orucunu tut. Yalan söyleme. Yemin etme. Gıybet etme. Anne ve babana itaat et. Kocana itaat et. Çocuklarına Kur'an ve sünnet öğret. Ahlaklı ol. Temiz ol. Doğru ol. Dürüst ol. Gözünü kaydırma. Kaşını kaydırma. Dilini kaydırma. Oranı buranı kaydırma. Dosdoğru ol. Bu bize tat vermiyor. Bize böyle gevşek cımbıldaklık lazım. Cımbıldak. Dini de cımbıldaklık olarak alacak. Sufilik cımbıldaklık olmuş. Din cımbıldaklık olmuş. Cımbıldak bir hayat.
Gevşek. Yaz gelince bikinileri giyeceğiz gideceğiz. Güneşlenmek bizim de hakkımız. Hocam caiz mi? Allah verdiği güzelliği kullarının üzerinde görmek ister. Tabi yavrum. Soyun soyunabildiğin kadar. Harika. Ya haram kardeş. Yapma. Haram. Yok. Biz arada sırada içiyoruz. E çok sarhoş olduğunuzda namaza yaklaşmayın işte. Böyle normal sarhoşsanız namazda kılabilirsiniz. Bu ne ya? Bu ne kardeş? Tabirlerini çoğaltacaklar ya. Tabirlerini çoğaltacaklar. Kur'an sünneti bırakıp kendilerine ilaheler seçecekler. Allah muhafaza eylesin inşallah.
Cenab-ı Hak cümlemizi korusun. El Fatiha. Hemen selamat.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi