Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 1:10:27
Cümlete'ne hoş geldiniz. Kâfirlere benzememe açısından, mümin nelere dikkat etmeler. Benzerse kâfir olur mu? Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bir hadis-i şerifinde der ki, onlar nereye adımını atarlarsa, siz de adımınızı atmadıkça kıyamet kopmazlar.
Ashab der ki, ya Resulallah, onlardan kastın, Hristiyanlar, Yahudiler mi? Evet, benzemek, bir şeye muhabbet beslemekle başlar. Bir kimsenin gönlünde başlar benzemek. Bir şeye karşı gönlü kaymıştır onun, kalbi kaymıştır. Gönlünün kaydığı, gönlünün muhabbet beslediği şeye benzemeye başlar insan.
Bu, o kimsenin gönlü ile arzakalıdır. Ama hafiflere benzemek, bu benzeme tabi insanda, insanın ekonomisini, kültürünü, sosyal yapısını, siyasi yapısını, en aşağıdan, ahlaktan, siyasi ve devlet yapılanmasına kadar devam eder. Yani birey, topluluğun en küçük birimidir.
Bireyler benzemeye başlarlarsa bir topluluk oluştururlar, topluluk devleti oluşturur gibi büyür gider. Benzeme noktasında da bir kimse sevdiğine benzer. Muhabbet beslediğine benzer. Hatta sevdiğini, muhabbet beslediğini önce taklit eder o kimseye. Bu sevginin en alt düzeyidir. O beğenmek, o sevginin en alt düzeyidir. Önce o kimse beğenir, beğendiği için ona benzemeye başlar. Benzemeye başladığı için onu taklit eder. Bu biraz maymunluk da vardır işin içerisinde. Hani maymunlar iyi taklit eder ya, ona da benzer bir şey vardır. Ama velaki bu tabii'dir. Yani çocuk önce işte evde kız çocuğu ise annesini taklit eder, erkek çocuğu ise babasını taklit eder. Veya kız çocuğu evde abla vardır, ablasını taklit eder.
Veya erkek çocuk evde abi vardır, abisini taklit eder. Yürüyüş, sevdiğini taklit eder. Eğer erkek çocuk babasına çok yetkilendiyse, yürüyüşü, davranışı, bakışı, gülüşü, tutuşu önce babasına benzer. Onu taklit eder çünkü. Onu seviyordu, ona muhabbet besliyordu. Veya kız çocuğu babasını çok sevdiyse, karşısındaki erkek ne kadar babasına benzerse, onu daha çabuk kabullenir, onu daha çabuk sever. Bunun gibi benzemek, bir şeyi taklit etmek, ona muhabbet ettiğini gösterdi. Ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetine öyle bir hadis-i şerifi vardır ki, hayatın her alanına damgasını vurur. Hayatın her alanına, dini hayatınıza, sosyal hayatınıza, ekonomik hayatınıza, tarikat hayatınıza, bütün hayatınıza, sabah kalkıp, akşam yatıncaya kadar, hatta akşam yatma şey anısına, yatma şekline, şemaline, haline dahi damgasını vurur, o da der Allah Resulü, kişi sevdiğiyle beraber arasın.
Seven sevdiğine benzer. Allah Resulü der ki, kişi sevdiğidir. Yani neyi seviyorsan, onu benzeme yorumlasındır. Çünkü onu beğenirsin. Ona beğendikten sonra ona benzemeye başlarsın. Ona benzemeye başladıktan sonra taklit edersin. Bu tabi noktadadır, ruhi noktada değildir. Ama ileri doğru gider. O zaman o kimsenin beğenmesi, kafirlere ise, gönlünde o zaman enteresan bir şey çıkmış oldu. Gönlünde imanının kemale ermedeni, imanının zayıf olduğunu gösterir. Yani burada kafirlere benzemek ahlakidir. Ahlaki bir şeydir bu. Kafirlere benzemek dini bir şeydir. Bir üst seviyesi. Zaten ahlaki olarak benzemeye başlarsan, dini olarak da benzemeye başlarsın. Dinini de onları da uydurmaya başlarsın. Dinini de onlara doğru doğrultmaya başlarsın.
Ve kendince dersin ki, ya bunlar daha iyi. Bunların dini. O noktaya atarsın kendini. Bu o kimsenin benzemesiyle alakalıdır. O kimsenin onlara muhabbet beslemesiyle alakalıdır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bunu reddetmiş. Bunu men etmiş. Duygu olarak bir kimse, düşünce olarak, ahlak olarak, ahlak olarak o kimse sevdiğine benzemeye başlar. Beğendiğine benzemeye başlar. Sevdiğine ve beğendiğine benzemeye başlar. Ve o yolda gider o kimse. Değişen hiçbir şey olmaz. Bakın o yolda gider o kimse. Neyi beğeniyorsa o tarafa doğru gider. Neyi beğeniyorsa. Neyi seviyorsa o tarafa doğru gider. Ve bir kafirin ahlakı, bir kafirin bu noktadaki felsefesi durduğu nokta, o kimsenin hoşuna gider, kendince erdemliliği, kemalatı, dolgunluğu, aydınlığı o noktada görüyorsa, kendini o noktaya doğru yürütür.
Kendini o noktaya doğru yürütür. Ve bir gün gelir Hıristiyan olur o kimse. Veya bir gün gelir sabık bir felsefenin düşüncesine tarz olur. Bu ya İslam'ı tanımadığından kaynaklanır, İslam'ın o noktadaki görüşünü, düşüncesini, o noktadaki tavrını, davranışını, temelini bilmediğinden doğru olarak onu alır, onu görür. O zaman ona söylenecek bir laf yoktur. Ama eğer Müslim ise o kimse, Muhammed'i ise kafirlerdeki veya değişik felsefetlerdeki düşünceleri İslam'la yüzleştirmesi gerekir. Bunun karşıdaki İslami düşünceleri veya İslami hareket tarzının ne olduğunu bilmesi gerekir ki kendince erdemliliği ve kemalatı açsın. Allah muhafaza eylesin inşallah. İman nedir, nasıl iman edilir?
İman, Ahmet'ü de yazılıdır. Bunu ben konuşmak istemiyorum, bunu herkes biliyor. İşte Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, kitaplarına, hayraşerine, din gününe, ahiret gününe iman etmektir. Fakat imanın asıl bir iç boyutu vardır. İç, insanın kalbiyle alakalı bir boyutu vardır. İmanın en önemli özelliği, Allah'ın varlığına iman etmektir önce.
Bir yaratıcının, bir kudretin, bir kuvvetin var olduğuna iman etmektir. Bu sizin içiniz değil, buradaki cemaat bölümünün böyle bir derdi yok. Ve İslam müfessirleri, İslam alimleri, Allah'ın varlığıyla alakalı meselelere hiç girmemişler. Kitaplarında, eserlerinde. Girme ihtiyacı duymamışlar. Girme ihtiyacı duymamışlar. Onlar kendi derince, Allah'ın varlığını, böyle bir yaratıcının varlığını inkar edenin aklı yoktur diye duymuşlar. Aklı olmayan bir kimseyle böyle bir şey konuşmaya gerek yok demişler. Onlar dinden sorumlu değil demişler. Çünkü yaratıcı her şeyle, Allah her şeyle var, kaim, gözünün önünde herkese. Ve insanlar böyle bir yaratıcıyı reddediyorlarsa, onların akılları yoktur noktasında durmuşlar.
Gerçekten de öyle de. Ama merak etme, insanlar şimdi dünya üzerinde o kadar felsefe var ki, o kadar inanç sistemleri var ki, biz sadece dini, Hristiyanlık, Yahudilik, Müslümanlık olarak anlıyoruz. Ama dünya bundan 200 yıl önceki, 300 yıl önceki dünya değil. 500 yıl önceki, 1000 yıl önceki dünya değil. Bugün dünya üzerinde, dünya üzerindeki fikir yapısına, düşünce yapısına hakim olmak isteyen o kadar çok oluşum var ki, o kadar çok felsefe var ki. Ve bunların içerisinde yaratıcıyı reddeden, Allah düşüncesini, Allah düşüncesini reddeden felsefeler de var. Yani bir felsefe, herhangi bir felsefe, çoğunlukla Allah düşüncesini reddediyor.
Yani din düşüncesini reddediyor. Ve bunu Türkiye'de de televizyonlarda çok rahat bir şekilde söylüyorlar. Yani yıllardır demediler bir bize, işte peygamber ileri zekalı bir kimseydi, oturdu bir din muhaz etti, oturdu kendisi bir din yazdı. O gün için böyle bir din lazımdı, insanlar da bu dine uydular. İnsanların o gün için fikir kapasitesinin üstünde bir kapasiteydi. Ve böyle bir şey oluşturdu ve insanlar buna tabi oldular. Bunu böyle söylediler bize, gözümüzün içine baka baka dediler. Onun ilahi bir peygamber olduğunu, onun Allah tarafından vazifeli olduğunu bize bunu anlatmadılar. Bunu reddettiler. Yani dediler ki böyle bir şey yok, o dogmatik yazdı bunları dediler. O iyi bir felsefeciydi dediler.
İşte iyi bir üstün zekalı bir kimseydi dediler. Ve o durdular bizim gözümüzde dini yıkmaya çalıştılar. Yıkamadıklarını anlayınca bu sefer hadis-i şerife yüklendiler. Dediler ki hadislerin hepsinde sahih değil. İşte sahih olan 5 tane hadis var, 10 tane hadis var. Yok 50 tane hadis var. Önce dediler ki işte 100 tane, 200 tane hadis var sahih. Ondan sonra mütevatil olanlar dediler. Ardından bunu indirdiler 30'a, ondan sonra 15'e indirdiler. Sonra 5'e indirdiler. Şimdi komple kaldırdılar. Dediler ki hadislerin hiçbirisi de sahih değil. Ve peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinde ilahilik noktasında tartışmak istediler. E şimdi böyle bir portre var dünyanın üzerinde.
Böyle bir resim var. Bir resim bu. Ve bu resmin içerisinde o kadar çok Allah'a inanmama, daha doğrusu Allah'a inanmama derken, yaratıcı bir güce inanmama felsefesi o kadar yaygınlaştı ki, insanlar da şimdi Allah inancını kaldırmaya çalışıyorlar. Allah inancını kaldırarak da Hristiyan'ın da Yahudi'yi de hallettikleri gibi, onları böyle hamur gibi yoğurdukları gibi, Müslümanları da hamur gibi yoğurmak istiyorlar. Ve o bizim klasikleşmiş iman düşüncesini, klasikleşmiş iman düşüncesini yara aldırıyorlar. Tabi İslam dünyası da oturduğu hala daha diyor ki, Allah'a iman doğru, güzel, klasik noktada doğru bir şey. Ama senin karşındaki felsefe, senin karşındaki düşünce, kuru kuru bir böyle bu noktadaki Allah'a iman noktasında durdurmuyor seni.
Seni yıkıyor. Seni yıkansının sebebi senin bilgisizliğinden. Önce seni bilgisiz bırakıyor, Önce seni dini noktada cahil bırakıyor. Önce seni dini ilimleri, dini terbiyeyi, dini öğretiler almakta yasaklıyor. Sen yasaklanan bir dinin, yasaklanan bir dinin temsilcisi olarak bilgisizsin. Sadece bir imanın var. İmanını kuvvetlendirecek bilgiden yoksulsun, ilimden yoksulsun. Ve o bilgisizliğine, o ilimden noksananın üzerine değişik felsefelerle hücum ediyor sana. Ve sen o felsefelerin karşısında dindarlar kendilerini muhafaza etmende, kendilerini korumakta güçsüz kalıyorlar. Çünkü dindarlar aynı zamanda okumuyorlar, hemberler. Dindarlar aynı zamanda kendilerini yetiştirmiyorlar. Dindarlar aynı zamanda evlerinde hadis kitapları yok, Kur'an tefsirleri yok.
Dindarların bu noktada evlerinde fıkıh kitapları yok. Çok basit bir hadis kitabını alıp da evine koyup onu okuma zahmetinde bulunmuyorlar. Böyle bir dindarlarının üzerinde enteresan bir nokta var. Ve birisi de çıkıp, Müslümanlarla İslam'ın arasında büyük bir açı var. Bu açı kapanmıyor deyince, onu da tepe koyup çalıyorlar. Beni tepe koyup çaldıkları gibi. Okumuyorlar. Böyle bir dertleri yok, böyle bir analizleri yok. O zaman birisi çıkıyor diyor ki, yani imanını anlat bana, imanını anlatamıyor o kimse. İmanını telaffuz edemiyor. İmanını o kimseye tecelliyat noktasında, söz noktasında bir şey söyleyemiyor.
Çünkü iman ettiğiyle, iman ettiğiyle, kendisinin arasında bir yakınlık da yok. İman etmiş, iman ettiği dinle, iman ettiği Allah'la, iman ettiği Allah'ın kitabıyla, iman ettiği peygamberin hadisleriyle, hayatıyla, yaşantısıyla, düşüncesiyle, o kimsenin arasında uzun bir mesafe var. Uzun bir mesafe. Ve bu sefer o iman düşüncesi, o kimsenin elinde böyle basit bir materyal gibi kalıyor. Her aracın üflendiğinde yıkılmaya müsait, ellendiğinde bozulmaya müsait. Böyle bir şey kalıyor orta yerde. İman, birinci derecede Allah'ın varlığına iman edecek o kimse. Allah var, buna iman edecek. Buna iman ederken, Allah'ın varlığını görecek o kimse.
Allah'ın var olduğunu görecek. Allah'ı kudret noktasında, kuvvet noktasında, Allah'ın semanlarının tecelliyatı noktasında görecek. Bizim bütün iman edişlerimiz taklidi. Yani bu iman etmiş, biz de iman ediyoruz. Babamız iman etmiş, biz de iman ediyoruz. Bizim iman edişimiz, tasdiki değil. Yani bize, bir desek ki, Allah'ın kudretinden bir örnek var, kuvvetinden bir örnek var. Allah'ın sanatından bir örnek var. Yani Allah var, evet kabul ettik. yani işte bak, şu var olan Allah şu işi yaptı. Veya böyle bir şey yaptı. Veya bu noktada durdu. Veya bunu tecelli ettirdi. Gibi. O zaman iman, Allah'ın önce varlığıyla başlayacak. biz onun varlığına iman edeceğiz. Varlığına iman ederken, sübhizi sıfatlarını iyi tanıyacağız.
Biz dolu dolu, yüreğimizden taşaraktan, önce Allah vardır. Bu imanı perçinleyeceğiz. Bu imanı tutturacağız kendimize. Bu imanı yerleştireceğiz kendimize. Ondan sonra öbür günler gelecek. Biz diyeceğiz ki, evet Allah var, melekleri de var. Deyeceğiz ki, dünyaya bakan melekler var. Dünya üzerinde vazifeli onlar. Deyeceğiz ki, semavata bakan melekleri var. Semavatın üzerinde vazifeli onlar. Deyeceğiz ki, arş-ı alanın üzerinde vazifeli melekler var. Onlar da arş-ı alanın üzerinde vazifeli. Dünyada insanla bağlantılı, insan merkezi, o kadar çok melek var ki, anne karnında başlıyor daha melek, o çocukla ilgilenmeye. Anne karnında başlıyor.
Kaşının bir tek kılını koyan, bir tek düğünü koyan melek ayrı. Her kaşınızın kılını, her saçınızın telini, her vücudunuzun üzerindeki bir tek kılın tanesini, vücudumuzdaki her vücreye ayrı melek görevli. Düşünün anne karnında ne kadar bu mağlı bir çalışma var. Vücudunuzun şu anda, hâlâ da vücudunuzun üzerindeki her hücreden sorumlu melek var.
Her hücrenizden. Biz meleklerin varlığına iman edeceğiz ama iyi güzel, biz meleklerin varlığına iman ediyoruz. İyi kardeşim, şunun tecelliyatını gördün mü? Meleği gördün mü? Meleğin sıfatını, tecelliyatını gördün mü? Bir inşa yaparken gördün mü? Duydu mu çekil sesini? Duydu mu balyoz sesini? Bir inşaat var, devam eden. Bir fabrika çalışıyor, büyük bir organizasyon çalışıyor vücudunda. O kadar büyük bir organizasyon ki insan vücudu. Ve o organizasyonun her milimetre karesinde melek var görevli. Aa, iyi. Meleklere de iman edeceğiz. Ha bakın, iman, öyle o kimsenin, ya ben iman, iyi iman ettim de kardeşim, doğru da.
Ya gel şöyle imanın içine gir. Bir adım at. Adım at ya, adım at. Onun içerisine adım at. Allah bizi onlardan eylesin inşaat. İşte, bunlara bağlı olarak bir ayet-i kerimede ey iman edin, iman edin bize. İman eden insan bir daha nasıl iman eder? Evet, iman edecek. Her anına ayrı iman edecek. Niçin? Çünkü bir gün, günü gününe müsaade olan zarardadır. Senin bugün iman kemalatınla, yarın ki iman kemalatın aynı noktada, aynı derecede de sen zarar ettin. O zaman yarın öyle bir iman kemalatına geçiş yapacaksın ki, bir gün önceki iman kemalatından yüksek olacak. O yükseldiği zaman dünkünden tövbe edeceksin ve imanı yeniden tazeleyeceksin. Buna ehli tasavvuf, hayret makamı demiş.
Ehli tasavvufun bir kısmı, hayret makamının bittiğini söylemiş. Ben bittiğine inananlardan değilim. Hayret makamı bitmez. Aşık için, her an, her dakika, her saniye, ayrı bir hayret makamıdır. bir an öncesiyle, bir an sonrası, ayrı bir hayret makamıdır. Ayrı bir hayret perdesi açılır. Ve her ayrı hayret perdesinin açılmasıyla, o kimsenin hali değişir, ahvali değişir, durumu değişir. Ve bir gün öncesine, o kimse, ayrı bir iman gözüyle bakar. Ayrı bir iman haliyle bakar. Ve her bakışında, o kimsenin imanı değişir. O kimsenin hayreti değişir. O kimsenin hali değişir. Ve değişiyorsa, o zaman bir gün öncekine, bir an öncekine, tövbe eder. Ve Resulullah, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerinin tövbesi, bu tövbedir.
Bu işin, ilahi tövbe noktasıdır. O ilahi aşkta, öyle bir noktaya gelmiştir ki, her an ayrı bir tecelliyeti yaşar. Her an ayrı bir tecelliyeti yaşadığından, bir önceki haline, tövbe eder hale gelmiş. İnsanlar da zannederler ki, peygamber günahına tövbe ediyor. Hayır. O bir gün önceki, bir an önceki, bir an önceki, kendi darlığına tövbe eder. Çünkü bir an sonra, o biraz daha genişlemiştir. Bir an sonra genişlemiştir. O genişliği devam eder o kimsenin. O genişlik devam ettiği müddetçe, bir gün öncesine tövbe eder. Allah muhafaza eylese inşallah. Namazın ehemmiyeti hakkında bilgi verir misiniz? Namazı terk etmek çok basit bir şeydir. Evet, basit şeydir.
Bir kimse her şey basit olarak terk edemiyor. Bir kimse bir şey basit görüyorsun, onun için basittir, onu terk etmek de basit. insanlar Allah'ı terk ederlerken, namazı mı terk etmeyecekler mi? Namazı da terk ederler. Orucu da terk ederler. Allah'ın imanı da terk ederler. İnsanoğlu, ayet-i kerimde siz nankörsünüz diyor. Her şey terk eder insan oğlu. İnsanoğlunu terk etmeyecek hiçbir şey yoktur. Nankörler terk ederler. Çok basit. E diyeceksiniz o zaman namazı terk eder. Nankör.
Namazı terk eder. Kibirli. Namazı terk eder. Fasık. Namazı terk etmiş. Münafık. Namazı terk etmiş. Kafir. Diyeceksiniz ki ya bunlar bu kadar basit. Evet basit söylüyorum. Ya biz insanların iman etmesinden sorumlu değiliz ki. Biz insanları cennete koymaktan da sorumlu değiliz. Biz birinci derecede iman edip, dinimizi yaşamaktan sorumlu değiliz. İkinci derecede iman ettiğimiz dini, yaşadığımız dini insanlara tevri etmek, aktarmaktan sorumlu değiliz. Basit terk ediyorsa terk edecek. Ya bu kadar basit, bu kadar basit kardeşim. Allah Allah. Kimse Allah'ı seviyorsa namazı da sever zaten.
Mümin olarak, müşlim olarak, Muhammedi olarak o kimse Allah'ı seviyorsa namazı sever. O kimse Allah'ı seviyorsa orucu sever. O kimse Allah'ı seviyorsa zikri sever. O kimse Allah'ı seviyorsa Allah'ı sevenleri sever. E o kimse Muhammedi olarak Allah'ı seviyorsa namazı da sevmez, orucu da sevmez, zikri de sevmez, fikri de sevmez. Sevemez Allah. Onun için basittir. Senin için namaz ustaktır. Onun için basit bir ibadettir. Senin için namaz aşkullah'tır. Onun için basittir. Senin için namaz muhabbetullah'tır. onun için basittir. Senin için namaz sevgiliyle buluşma halidir. Onun için basittir. Senin için namaz sevgiliyle konuşma halidir. Onun için namaz basittir.
Basittir. İnsanlar, basit insanlar yücelikten anlamazlar. Yücelikten anlamadıkları için etrafındaki her şeyi basit gördüler. çünkü onlar yüce bir ruh değillerdir. Yüce bir kişilik değillerdir. Olduğun kemale ermiş bir kimseli değildir o. Ondan siz yüksek hareketler beklemeyin. Ondan siz olgunlaşmış davranışlar beklemeyin. Bu çakaldan aslanlık beklemek gibi bir şeydir. Bu tilkiden işte aslanlık beklemek gibi bir şeydir. Bu onun gibi bir şeydir. Yani cennetlik olan namazı seher eğer onun ruhu onun fikri onun düşüncesi onun kalbi cennete layıkse cennetlik ameller işleyecek.
Onun yapılanması onun temeli cehenneme layıkse o tarafa doğru yol yürüyecek o kimse. Bunun için muhakkak ki insanlar çaba sarf edecekler. Çaba gösterecekler. Ama bu insanlar için sonuçta bir yere kadar bir noktaya kadar geri kalan geri kalanı söyleyecek bir laf yok. Namazı bırakacak bırakacak övü bırakacak orucu bırakacak bırakacak tarikatı bırakacak bırakacak zikrullahı bırakacak bırakacak evet bırakacak zikrullah alakasına devam etmek herkesin arzu değildir ki.
Evet değildir. 20 yıl geçti 20 yıl içerisinde kimler geldi geçti? zikrullah alakasına devam eden adamın geçmiş günahları affolunur. Eee nasıl olacak şimdi? E onu takip etmek onu devam etmek onu sonuna ulaştırmak ancak cennetteki insanların işi ancak Allah'a dost olacak olanların işi. Cenab-ı Hakk kürsüde diyor ki mahşerde öyle bir kürsü kurulur nurdan binler kurulur insanlar sorarlar bunlar kim burada oturanlar hangi peygamberler peygamber değillerler hangi şehitler şehit de değil ya bunlar kim? Allah'ı zikreden salik kimse ya peygamberler kıptayla bakacak mahşer hakkı kıptayla bakacak şehitler kıptayla bakacak kime?
Allah'ı zikreden saliklere ve bu hadis-i şerifi de kitabına eserli alan kim biliyor musunuz? tasavvufa karşı gibi görünen İbn-i Teymiye tasavvufa karşıymış gibi tasavvufa şerif bir şekilde duruyor noktasında bize lans edilen İbn-i Teymiye bunu kendisi hadislerle Kur'an tefsirine almış hadislerle Kur'an tefsirine almış bunu ya o köşke o nurdan minbere bir kimsenin oturması kolay mı şey mi?
o zaman herkes ehli sikir olur öyle değil mi? oturacak yer bulunmaz orada bak onu zaten insanlar idrak etseler o kalplerine yerleşmiş olsa o gönüllerine yerleşmiş olsa bu noktada onu böyle kalplerine içlerine onu oturtturmuş olsalar beni buradan kovarlar valla kovarlar billahi kovarlar tutanlar kullandığına yürü defol git sen buranın adamı değilsin derler biz oturacağız buraya derler biz bu insanların zikrine vesile olacağız derler ve hatta siz dahi siz dahi bunu tam anlamıyla idrak etmiş olsanız evlerinizde oturamazsın
hak bir hayat yaşayamazsın oturamazsınız yani düşünebiliyor musunuz? birisi sizin omuzunuza basacak o nurdan minbere oturacak hadi sen oturamadın birisi senin omuzuna basıp oturacak birisini sen elinden tutacaksın nurdan minbere doğru yürüteceksin e sen oturmayıver ya öyle düşünün nefsinize paya vermeyin ya kim durabilir durmakta da bakarsınız ki nerede üç kişi bulsam da onları zikrettirsem bakarsınız ki nerede beş kişi olsa bir kişi bulsam da bunu zikrettirsem diye neden?
senin sevginini zikredecek senin sevginine iman edecek senin sevginine ibadet edecek senin sevdiğini senin sevdiğini sevecek senin sevginine sevecek ya senin sevginini tanıcak genç erkek aşıklar bir kıza böyle hayran olursa bir kızla konuşursa o kızla konuştuğunu herkese göstermek ister kızla orta yerde buluşmak ister kızla işte arkadaşlarının yanında konuşmak ister neden?
ishar eder gösterir der ki ben onu seviyorum bu benim bu benim sevgilim bu benim aşkım bu benim bir tane ya görün görün der neden? o daha böyle yeni yepirdekli ya yeni toy dağı toy olduğundan sevgilisini göstermek istiyor herkese dervişler bu toyluğunu hiç kaybetmezler bu toyluğunu kaybettiği anda dervişliğini kaybeder aşkını kaybeder muhabbetini kaybeder muhabbetini kaybeder o zaman özlü derviş hikmete ermiş derviş muhabbetullah muhabbetullah'a ermiş olan derviş sevgilisini herkese tanıtmak göstermek ister aşkını
herkese anlatmak ister durduğu yerde durmaz gönlü kaynar onun içi kaynar furat nehri gibi önüne ne kalırsa katar götürür eğer gerçekten aşık ise derviş üstadını da öyle seviyorsa ona da aynı şekilde yapar ha pısırık şeyhim var dahi diyemez bizim üstadımız bu diyemez pısırıktır o o böyle sevgisi kemale ermemiştir onun muhabbetullah'ı onun oluşmamıştır da oluşmadığından dolayı şeyhim var dahi diyemez biz bir yere bağlıyız dahi diyemez gidip geliyoruz bir yere canım tüm üstadınız işte bir üstadınız var o kadar bir stratejisinden
dolayı neyla pısırıcından dolayı yerilecek ya o sevgilisinden dolayı hakir görülecek ya sevgilisinden dolayı ikinci sınıf vatandaşı olacak ya sevgilisinden dolayı orada toplumda kerit bakılacak ya ona söyleyemez ve aşkına ihanet eder sevgilisine ihanet eder gönlüne ihanet eder hainlik yapar tabiri caizde ve der ki kendi kendime nasıl söyleyeyim şimdi burada ya dolaşamaz dahi onunla dolaşamaz dahi ve kendince de der ki bu böyle lazım ya şimdi ona şeytan ona nefis bir vesvese kapısı açar der ki ya sen esnafsın bunu konuşmana
gerek yok sen memursun bunu söylemene gerek yok sen bunu söylersen bunlar anlamaz şimdi sen bunu söylersen bunlar dinlemez şimdi sen bunu sakla canım bunu söyleme sen bunu deme aman beraber görünme işin aksak aman beraber görünme seni kovarlar aman beraber görünme seni yererler eğer bir kimse sevgilisi uğruna hakir görünmeyi sevgilisi uğruna dile düşmeyi sevgilisi uğruna vatandaşlıktan çıkmayı sevgilisi uğruna kendi dairesinden kovulmayı göze almıyorsa yola çıkmasın seviyorum diye çıkmasın hakir görülecekse hakir görülecektir
sevdasının yoluna hakir görülecektir şimdi insanlar vardır namazı saklı gizli kılarlar oradaki topluluk onu hakir görecek çünkü etraftaki namaz kılmayan müşrikler namaz kılmayan münafıklar namaz kılmayan fasıklar namaz kılmayan kafirler ona kendi gözle bakacak ya ona yanlış gözle bakacaklar ona tepeden bakacaklar neden ya namaz kılıyor bu ya ya bir de üstüne zikrullah gidiyor üstüne bir de tarikata gidiyor tasavvufa gidiyor üstüne bir de şeyhleri var bir de kim sorma ya pilanca ya bu pilanca kim Mustafa Özvağ eyvah
battı adam eyvah eyvah bunu söylememek için bir sürü hay ve hareketin içerisine girer ondan o zaman der ki seni çok seviyorum sevmek baktım işte Allah'ı seviyorsa namazı da sever ve namazını kılar o kimse ve namazını kılarken bir başkasına eziklik duymaz orucunu tutarken bir başkasına eziklik duymaz ibadetini ederken bir başkasına eziklik duymaz zikrullah yaparken bir başkasına eziklik duymaz adam geliyor buraya bakıyor şimdi beğenmiyor sizi ya bunların arasında mı zikir yapacağım diyor sonra bana telefon açıyor diyor
hocam özel sohbetleriniz var mı diyor biz oraya gelsek diyor özel zikir halakınız var mı var diyorum ben aa ben oraya katılsam olur diyorum ben gece saat ikide hazır ol nasıl hocam diyor özel halaka gece bir buçuk ikide kuruluyor diyorum ya hocam ben işe gidiyor olmaya diyor evvel bu gece saat ikide özel halakaya geleceksen özel sohbetimiz özel zikrullahımız var diyor bazen bir buçuk ikiye doğru başlıyor bazen ikiyi sarkıyor dedim ben kaçta bitiyor hocam diyor dört dört buçuk bazen sabah namazını buluyor dedim ben
ya hocam nasıl dayanıyorsunuz sizleri ev özel ya dedim yok o öyle istemiyor kardeş yatağında yatacak mışıl mışıl uyuyacak yana ya o buradaki cemaati beğenmediğinden dolayı buradakiler müdür değil amir değil çok zengin değiller ya böyle şanlı şatafaklı değiller gösterişiniz yok hiçbir şeyiniz yok sizin ya adam gelip burada zikrullah yapar mı yapmam öyle düşünüyor öyle düşünüyor sevgilimi beğenmedim aslında benim sevgilimi birisi zikrediyorsa başıma taştır beni benim sevgilimi birisi zikrediyorsa gönlümün sultanıdır
benim benim sevgilimi zikrediyorsa ben onun hizmetçisiyim hizmetçisi benim sevgilimi zikrediyorum benim sevgilimi seviyorum ben onun ayağının altında paspasım benim sevgilimi zikrediyorum benim sevgilime imadet ediyor akan sular durur benim sevdiğimi seviyor benim sevdiğimi seviyorsa kanımda canımda ruhumda kalbimde her şeyim benim onunla beraber ha ben oyum ha o ben hiç önemli değil neden ya benim sevdiğimi seviyor ya biz bir sevgilinin etrafında toplanmışız benim sevdiğimi seviyor o yüzden evet namazın bırakmak basit
sevmeyenler bırakır muhabbeti yoksa bırakır aşkı yoksa bırakır benim sevgilime muhabbetsizlik yakışmaz muhabbet etmeyenler de yakışmaz ve benim sevgilimin öyle bir tehnoresi vardır ki her an soğutturur böyle alemlerin içerisinde ona gevşek sevgili yakışmaz ona ham sevgili yakışmaz ona kuvvetsiz sevgili yakışmaz benim sevgilimi sevecek olan kuvvetli yapışacak tehnoresine orada büyük bir can fıraş kavga verecek orada mücadele edecek kendinle sıkı tutacak rüzgarın ne zaman nereden eşya belli değildir hani tehnore böyle
bir ovallik çizer ya o ovallik ne tarafta insanı düşürecek belli değildir her an bir aşk dalgası vardır bir aşk fırtınası vardır her an seni bir tarafa itebilir seni bir tarafa savurtturabilir sen her an savrulduğun anda cehenneme gideceğini düşünerekten ve o tehnürenin altında cehennemin seni yalacağını cehennemi görerekten dokunacaksın çünkü uzaklık cehennemle daha kötü bir şeydir sevgiliden uzaklaşmamak için sıkı yapıştır yüreğinle vücudunla ruhunla her şeyine sıkı yapıştır ve o sevgil öyle nazlı ki öyle cilveli ki
öyle işveri ki her an aldanabilirsin gevşeme tebessümüne kanma suratına aslına bakma başını okşadığına kanma sakın ha sen sımsıkı yapış kah senin sana tebessüm eder başını okşar kah sana yüzünü asar canı sıkkın gibi görünür ne canının sıkkınlığına bak ne de yüzünün hoşluğuna bak sana sevmek yakışır sana aşık olmak yakışır sana sımsıkı yapışmak yakışır her an gevşeyip de kopup gidenleri gör gevşeyip de ateşe düşenleri gör gevşeyip de bataklığa düşenleri gör ve sımsıkı yapış gevşeme o sevgiliye gevşek aşık duramaz tennuresinde
onun tennuresinde hiç kimse ve sen her an tennuresine bakıp bir an için dahil olsa o cemalini seyretmeye çalışın bir an için dahil olursa onun dudağını seyretmeye çalışın sakın sakın gevşemez o yüzden gevşeyip de bırakanları da sen kendi kendine onlara bakma kendini unutursun o zaman o zaman kendi davanı kendi derdini unutursun bir an gözünü o düşenlere kaydırırsan senin de düşüp gittiğini görürsün hayır orası öyle bir tengamenli bir yer ki orası öyle bir zor bir yer ki sen sakın elini bırak sakın tenureden elini gevşetme
birisi namazı bırakıyormuş bırakıyordu sen bırakma sıkı tut sen bırakma sen sıkı tut sen orucunu sıkı tut muhabbetini sıkı tut sıkı tut sen gevşemez Allah muhafaza eylesin ha aşık olmayanlar için namazını terk etmek basittir her şeyi terk etmek basittir bir hadis-i şerifte hükmetim akşamleyin müslüman olarak yatacak sabah kafir olarak kalkacak hadisi tam kavrayamadım açar mısın çok basit çok basit burada kavram olacak bir şey yok o kimselerin imanları böyle gösterişte iman sabaha iman ediyorlar akşam imanlarını terk ediyorlar
sabahen Allah var peygamber var her şey var akşam olunca veya nasıl namaz kılalım bunun gibi şeyler veya televizyonda duyduğun bir şeyler fikir tartışmasından imanını kaybediyor çok basit çok basit şimdi zaten ayrı zaman hastalığı sabah müslüman akşam kafir akşam kafir sabah müslüman bunlar ehli tasavvuf için geçerli olan şeyler değil ehli tasavvufun böyle bir hali olmasın Allah muhafaza eylesin dervişin gözünden bir an sevgilisi ayrılmadığından dolayı imanında herhangi bir noksellik olmaz inşallah hepiniz öyle derviş olur
dedem bana evladım sakalı kesmek haram dedi ben de dedeme başkasının işinde çalışıyorum o da bana hızlık için endişelenme dedi üstadınız olarak sizi danışmak istedim hakkınızı helal et biz bu noktada bir kardeşe sakalını kes kesme bırak bırakma bunu diyecek noktada değiliz hanebiler darul harkı sakalın kesilebileceğine fetva vermişler darul islamda bir kimse sakalını kesemez darul islamda hatta sakalını bir tutamdan sünnet miktarından aşağı keserse haram işlemiş olur hatta onu kesen berberin de kazancı haram olur fetva kitabında
ama bu darul islamdadır darul harkı bir kimse sakalını bırakabilirdi kesebilirdi bu noktada darul harkı o kimse kendisiyle kalmış bir şey birisi sakalını keserse sen haram işledin diyemem bu noktada darul harkı kesilebileceğine dair fetva var peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bazı hadisleri beni tedirgin ediyor ümmetim ağır zamanda yetmiş üç hırkı ayrılacak bunlardan sadece biri kurtulacak benim sünnetim ve ashabım yanında kılınan kimler helak olacak helak olacak olanlar yani arkadaşlar din Kur'an ve
sünnettir eğer Kur'an'da bulamazsak sünnete bakarız sünnette bulamazsak ashabın sünnetine bakarız ondan sonra imamların iştahatına bakarız eğer bir kimsenin hal ve davranışı ahlaki olarak hem de iç hem de dış fiili olarak Kur'an'ı sünnete uyuyorsa o kurtuluştadır çok basit ama bizim bunu anlayabilmemiz için Kur'an ve sünnet bilgisine ihtiyacımız var bizde mesela öyle tipik davranışlar öyle tipik biçimler var ki mesela bazı insanlar
işte üstadların bir sözünü veya bir davranışını bir hareketini peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadisinden üstünü tutuyor ya din üstadın sözü değil birinci derecede resulullahın sözü din filanca alimin verdiği fetva değil birinci derecede peygamber efendimizin söylediği söz Kur'an ve sünnet o kimseye diyorsun ki bu noktada ayet var hadis var bunun böyle olması lazım o kimse diyor ki bizim üstadımız böyle söyledi onu muhalifine söylüyor ya kardeşim diyorsun hiçbir üstadın Kur'an ve sünnetin sünneti muhalif bir şey söylemeye
hakkı yok buna itibar edilmez buna itaat edilmez adam ona itibar ve itaat ediyor günümüzde bunlar çok fazla ama bu müslümanların dinlerini öğrenmediklerinden kaynaklanıyor kitaplarını öğrenmediklerinden kaynaklanıyor hadis-i şeriflere bakmıyorlar hiç kimse ayet-i kerimelere bakmıyor Allah Resulü buyurmuş zaten aynı zamanda 73 40'e bölünecek 72'si dairede birisi nacide kimin ağrısıyla kurtuluşlarına kim Kur'an ve sünnetine sımşık yapışırlarsa onlar kurtuluştadır başka rivadelerde asabın üstünde kim Kur'an sünnet ve
asabın yoluna devam ederse onlar kurtuluştadır basit o zaman kurtuluşu Kur'an sünnet ve asabın yolu onu da sünnetin içine katabiliriz o zaman Kur'an sünnet meydanda dinin bu dinin başka bir vaaz edici başka bir hüznü yok vaaz edici başka bir kaynağı da yok biz o kaynaklara gitmiyoruz Allah bizi affetsin yatak odasında Kur'an-ı Kerim ayet-i hadis olursa sakın bir sünnet yani bir edeptir bizim insanımız kutsal olan şeylere edeple davranmış yatak odasında Kur'an-ı Kerim ayet hadis bu tip şeyler bulundurmak istememişler
işte insanlar bu noktada tesettüre yatak odasında tam ziyaret edemezler yatak odası insanın mahrem yeri işte soyunuk incayya o yüzden onlarda bulundurmak istememişler bulundurulmaması daha uygun muharrem ayında itikaf yapılacak mı yapılacaksa ne zaman yapılacak yani böyle bir şey düşündük ama velakin biraz dolu gibiyim muharrem ayı işte aşure var aşureden aşurenin gündüzünde hatme var ondan öncesinde perşembesinde de hatme var yani kafamda öyle bir geçti işte ayın 19'unda aşure yani 19'undan önce bir üç günlük itikaf yapayım mı
diye düşündüm veya bir günlük yapayım mı diye düşündüm ama tekke de bu tekke şey olarak faaliyet olduğu olarak çok zorlanacak diye düşündüm böyle bir kaldı bir karar vermedi daha çok gülmek namazı bozar mı veya çok ağlamak namazı bozar mı yani çok gülmekten kasıt eğer ki bir kimsenin tebeşrüm etmesi ise namazı bozar kahkahayla güldüyse abdestlik de bozulur namazda kahkahayla güldüyse ve kimse bir kimse namazda gülebiliyorsa ne ala ya yani namazda gülüyorsa kılmasın namazı o esnada o bunda bir hafiflik var çünkü derviş
namazda öyle gülüyorsa onda kaflet vardır bunun içinde bir boşluk vardır Allah muhafaza eylesin o zaman o öyle yapamaz bunun üzerine tereddüt etmesi derviş için uzun bir şey değil derviş edepli olur her yerde namazda sohbette zikrullahta her yerde edepli olur hakkınızı elal edin yani oturuyor musunuz yan böyle biz yan dahi oturamazdık üstadımızın önünde edeb insanı yürütür edeb insanı taşır zorluk çeker edeb ederken insanı dizleri ağrır beli ağrır sırtı ağrır vücudu ağrır ağrır
ağrıca istifini bozmaz derviş istifini bozmaz namazda istifini bozmaz namazını hüzünlü vakarlıkla namazını hazin bir şekilde kırarmış ya kalbinden bir aşk köşkusunun verdiği hüzünle kılar ya kederle kılar ya da ustaz sevinciyle kılar kahkahayla gülerek namaz kılmaz derviş derviş sohbet esnasında yanındakiyle ilgilenmez onunla konuşmaz onunla bakışmaz başka bir şeyle ilgilenmez edeb eder önünü
kalbini vücudunu her şeyini sohbete ve zikrılığa adapte eder derviş sohbette uyumaz almaz satmaz kavga etmez derviş sohbette işini halletmez namazda da ölenir edeb insanı götürür yanlış anlaşılmasın böyle bir zorunluya katmak için söylemiyor kendisini böyle istikamette tutanlar yol alırlar millet yatıyor güneşinde sohbet esnasında ben diyorum ki hastaysanız gelin yatın burada yatın evet doğru hastaysa dahatsızsa dizini ağrıyorsa bir arkaya gir git başka yerde yayıl git başka yerde ayağını uzat
adam halakanın ortasında ayağını uzatıyor halakasının ortasında yan geliyor adam gelmiş üstadın yanına oturmuş bir o tarafa yan geliyor bir o tarafa yan geliyor bakıyor olmuyor gözünün ucundan bakıyor olmuyor uzatmış adam ortaya ayağını ağrıyorsa geç erkek kardeşim derviş edebli her yerde namazını kılarken de edeble kılar namazını kılarken vakur bir şekilde namazını kılar ilgilenmez hiçbir şeyle hiçbir şeyle ilgilenmez onun için bir tek namaz vardır zikrullah yaparken hiçbir şeyle ilgilenmez onun için bir tek zikrullah
vardır sohbetteyken hiçbir şeyle ilgilenmez onun için sohbet vardır bir tek adamın yanındaki sorar şimdi sen nereden geldin sohbet var burada o ona nereden geldin nereye gittin ne iş yapıyorsun kimsin o da ona cevap yetiştiriyor dervişliği bilme dinle ona cevap dahi vermez adam gözünün içinden bakar sohbeti dinle anla sohbeti dinle kardeşim beni konuşturma kim sohbet ediyorsa mahallenin çavuşu çavuşu orada senin üstadını temsil ediyor semazenbaşı semazenbaşı senin üstadını temsil ediyor senden bir gün önce derviş olmuş
bir şey söylüyor sana senin üstadını temsil ediyor sus edepli ol bir gün önce derviş olmuş bir gün önce sen edebini muhafaza et ona karşı onun yanında ha ha ha gülme naberler bunlar boş şeyler derviş böyle konuşmaz derviş arkadaşına dahi edepli davranır derviş kardeşinde üstadını görmesi lazım onu derviş edeplik edeptir çünkü derviş derviş kardeşine edepli davranamıyorsa Allah'a nasıl edepli davranacak derviş üstadına edepli davranamıyorsa Allah'a nasıl edepli davranacak derviş başındaki idareci kardeşine edepli davranmıyorsa
Allah'a nasıl edepli davranacak kimsenin namazı da edepsizliktir orucu da edepsiz bir şekilde geçer namazını dahi edeple kılacak üzülüyorum namazda güler bir insan deyince zikrullah'ta da gülüyorlar bazen yanındakine bakıyor kafasını nasıl sallıyor diye gülüyor ona ben de içimden vah zavallı diyorum keşke gözüm görmeseydi seni diyor kime gülüyorsun sevgiliyi zikredenin haline gülüyorsun kalbin kararır kalbin zikredeki haline gülme kendi haline ağla kendi haline ağla
hepsizliğine ağla evet kendi küstahlığına ağla kendi nankörlüğüne ağla kendi kalbinin kararmışlığına mühürlenmişliğine ağla zikrullah'a kendini kaptırmış mimiklerin değişebilir kafasının sallaması değişebilir vücudunun sallaması değişebilir sevgiliyi zikreden kimsenin alay edilecek bir hali mi var aslında Allah'la Allah'ı alay alıyorsun Allah'ı zikredene alay alana Allah Allah onun hasmı olur hasmı sen kime alay aldın derviş edep edep timsali olur yürüyüşüyle oturuşuyla kalkışıyla yemek yiyişiyle sohbetiyle her yerinden
edep atmalı ben üzülüyorum bazen gerçekten üzülüyorum ben gerçekten çok üzülüyorum bazen utanıyorum kendimden ve açık bir şekilde söylemek gerekirse diyorum her şeyi bırak Mustafa Özbağ çekin git bir köşeye diyorum harara gırra kahkaha Allah muhafaza eylesin yapmayın kardeşler bütün herkes için geçerli evinizde edepli olun sokakta edepli olun dükkanlarınızda edepli olun yolda yürürken edepli olun derdahta edepli olun her yerde edepli olun bu demek değildir ki latife yapmayacaksınız şakalaşmayacaksınız sohbet etmeyeceksiniz
bu demek değil bu böyle değil ama bu bu sınırı aşığım iki kişi sohbet ederken iki kişi oturmuş kafa kafaya sohbet ediyor üçüncü şahıs gidip onun yanına oturmaz üstad birisiyle sohbet ediyor adam o kimse müsaadesiz gidip oturmaz bile oraya çağırırsa gelir oturursun seni görmüştür or sen üzme kendini ede orada ben birisiyle konuşuyorum bir muhafet var geliyor oturuyor adam oraya tekke de olsun burada olsun başka yerde olsun arkadaş herkesin üstadı herkesin özel bir hali olur özel konuşacağı olur özel anlatacağı bir şey vardır
sen ne zaman gidip yanına oturuyorsun onu edeb işte adın yanında dangur dungur konuşulmaz bundan konuşmaktan edeb ediyorum canı istediği gibi oturacak canı istediği gibi konuşacak canı istediği gibi hareket edecek bunun adında da dervişlik olacak böyle bir dervişlik yok ben tanımadım böyle bir dervişlik rahmet eylesin gözünün ucundan bir bakardı böyle gözünün ucundan baktığı zaman erirdi her şey böyle birisi yanında yan gelecek senin ayağın ağrıyor hadi oğlum sen arkaya geç kim olursa olsun birisi yan gelmiş değil mi ayağını yan getirmiş
ikinizin üzerinde durmuyor hadi evladım senin ayağını ağrıyor değil sen arka tarafı işte hayat durur da orada ben bunları yapamıyorum üzülüyorum kendi kendime millet kırılacak üzülecek de korkuyorum kendi kendime diyor ki üzülmesinler kırılmasınlar ben böyle diyorum sert olmayayım ben böyle olayım Allah muhafaza eylesin namazda gülebilir mi insan nereden nereye geldik muhabbete zikrullahta gülebilir mi insan nereden nereye geldik Allah muhafaza eylesin edebinizi her halinizle koruyacaksınız her yerde var bu sadece dergahta değil
evde de edebinizi koruyacaksınız evde de edebinizi korursanız o kadın da edeplenir o çocuklar da edeplenir o kadın sana sesini yükseltmez sen evde bağırarak konuşursan herkes bağırarak konuşur sen bağıranda bağırırsan herkes bağırır sana sen edebini koru sana sesini yükseltene sen sesini yükseltme sana bağırana sen bağırma onun seviyesine düşme sana kahkahaya öpülene sen gülme onun seviyesine düşme sana el şakası yapana sen el şakası yapma onun seviyesine düşme birisi ayağını uzattı sen ayağını uzatma birisi yan geldi yattı
sen yatma kardeşim birisi sesini yükseltiyor sen yükseltme birisi yanındakiyle konuşuyor sen konuşma ya sen konuşma birisi rungur rungur gidiyor sen gitme sen yapma kardeşim sen müsaade yap sen izinli yap onun edepsizliği sana ölçü olmasın birinin edepsizliği sana edepsizlik noktasında ölçü olmasın sen edepli davrananlara bağır sen edepli davrananlara bakaraktan edebi öğren edep seni Allah'a müsaade eder sen edepli davran edep seni peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine dost eder başkası edepsizlik yapıymış
aman sen ondan uzak dur çakaldan kaçar gibi kaç leş yiydi o ondan uzak dur o senin önderin olamaz o senin arkadaşın olamaz o senin dostluğun olamaz çok yiyor çok konuşuyor çok yiyor çok konuşuyor edepten sınırı yok uzak dur o senin derviş kardeşin olamaz aynı dergahta olabilirsin hiç önemli değil aynı üstada bağlı olabilirsin hiç önemli değil edep sınırını aşıyorsa ondan uzak dur o yol kaydırıcı o yol karıştırıcı aynı dergahta aynı dergahta vazifesi ayrı o boyuna patinaj ettirmek için dergahın içerisinde lazım o da lazım
o da lazım hepinizi muhafaza edin bizi koruyun her halinizden semazen ve mutrıvan kardeşler yolculuklara gidiyorlar her yolculuğunuzda içim güp güp atıyor her yolculuğunuzda harfiysen bunların muhafaza ediniyorum yemeye içmeye lafla küfe böyle atılmasınlar böyle koşuşturmasınlar diye kendi içimden yalvarıyorum evet önemli şeyler bunlar evinizde iş yerinizde etrafınızda bir edep örneği versek olacaksınız dükkana bir kadın gelmiş kafanı kaldırma ona gevşeme ona navlazlık etme
dervişliğini bozma tekkeye gelmiş gevşeme navlazlık etme bozma edebini dergaha gelmiş bozma edebini gevşeme yeni birisi gelmiş ona gevşeme ha ha yapma yapma kardeşim koca bir cemaatı batırmaya hakkın yok sen de batarsın batarsın edep yeridir disiplin yeridir disiplini kendine veremiyorsan uzak duracaksın girmeyeceksin tabi kata Allah muhafaza eylesin edebinizi koruyun edebinizi muhafaza edin ben Allah rahmet eylesin şeyh efendinin yanında hiç beni gördünüz mü şeyh efendinin yanında
elim ayağımı uzatırken kahkahayla gülerken lambazlık etti mi yanında bir saat taşımazdı şeyh efendinin bir saat taşımaz yanında şeyh efendinin yanında taşıdın adam yemeği fazla yiyorsa bir daha onun yanında götürme sen bak işlerdin oğlum der bu kadar afaz eylesin beni dikkat etmiyor zannediyorsunuz kaşınızın da hareketinize dikkat edin ve alınırım der açık konuşayım alınırım ben içime atarım ben şeyh efendinin gibi hadi Allah yolunu açık etsin diyemem şeyh efendinin derdi oğlum yanında taşıdın adam yemeği fazla yiyorsa
bir daha onun yanında götürme uyuyorsa yanında götürme konuşuyorsa yanında götürme konuşuyor yanında yani şey efendim muhafet olsun diye konuşuyor efendim Nevşehir'de patatesler nasıl soğanlar nasıl bana bakardı bu adam nereden geldi diye yanında götürmezse birçok kimsin millet beni yalnız başıma gidip geliyordum ya ben götüreceğim insanları düşünürdüm derdim ki birisi bir boşluk yaparsa hem beni yakar hem kendini yakar der ki bunu ne yapmaya getirdi böyle şeyh efendinin yanında telefon çalacak ha yanında telefondan konuşamazdı kimse
bana müsaade et dedi evladım sen hizmet ediyorsun konuş hani telefonla diye bana müsaade et dedi ben onun yanında ne öyle nerede konuşacak efendim tak kapatırdı Mustafa efendinin oğlum şu zahirlere söyle de telefonla konuşurlarken senin gibi edepli konuşsunlar derdi bana Allah muhafaza eylesin edebini muhafaza edin koruyun edebinizi kendinizi koruyun kendinizi kollayın ya bir şey demiyorum canım öyle düşünmeyin içimden diyor açık konuşuyor neden bunu böyle yaptı şimdi ne gereği vardı diyorum içimden bunlar ne bu kadar
kahkahayla biliyorlar ki cenneti mi kazandılar diyorum içimden edebinizi koruyun Allah muhafaza eylesin namazda cümmet namazda nereye geldi Allah bizi muhafaza eylesin ister bakın ne o ister istek bakın yaptırabilir yaptırırız mı acaba bunlardan bir şey çıkmaz Allah muhafaza eylesin bir şey diyecek yani
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.