mustafaozbag.org

65. Mesnevi Şerhi (440-447 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 20 Aralık 2020 · 1:28:55

440, bizim meşhur vezirimiz vardı ya, bu vezir aslında gerçekte Yahudiydi, Yahudi padişahın yanında vezirdi ama bu Hristiyanları katletmek, Hristiyanları sapıtmak, Hristiyanları dininden etmek için padişahla anlaşmıştı. Padişah bunu sözde öldürmeye, katletmeye yeltendiğinde bunu affedivermişti.
Bayan kardeşler de bir toplansınlar, dışarıdan gelen bayanlar da olursa hava soğuk çünkü dışarıda hiç kimse kalmaz. O padişahla anlaşıp Hristiyanların içine gitmişti. İşte o Hristiyanların içerisinde o dini ifsad etmek için kendisini görevlendirmişti. O vezirin yaratılışı hasettendi de o yüzden boş yere kulağını da yele verdi burnunu da.
İnsanlar vardır. Onlar içinde bulundukları ahlaki seviyeyle hemhal olurlar. O ahlaki seviyelerini kendilerine makam, mevki edinirler. Artık o onun için orası onun cenneti olur. Mesela yalan söylüyordur. Yalancılık onun cenneti olur. O her şeyde yalan söyler. Ve artık sıkılmadan, hiç böyle gocunmadan, yüzü kızarmadan yalan söylemeye devam eder. Kendine dahi yalan söyler. O sanki dersiniz ki ya bunun hayatı yalan. Evet.
Sanki o adam yalandan yaratılmış. Hani insan vardır öylesine cesaretlidir ya. Bakarsın cesaret akar adamdan. Bakarsın kadından cesaret akar. Öylesine cesaretlidir. Veyahut da insanlar kendilerince, kendi hususiyetlerinde hemhal olurlar. Kendi sanatlarında hemhal olurlar. Böyle cuk diye oturur ya bir şey onun üstünde. Cuk diye oturur. Bakarsınız ya tam yerli yerine oturdu. Başka bir şey aramaya gerek yok. Haset de insanı yiyen bitiren bir şeytani rahatsızlıktır. Haset ehli, sende olmasın da kimde olursa olsun. Bakın sende olmasın da kimde olursa olsun.
Kendisinde istese bir nemze iyi. Hani bende olmadı da onda oldu. Bende olması lazımdı. Bu hasedin biraz daha iyisi. Bunun bir çıt daha ilerisi var. Ne? Onda olmasın da kimde olursa olsun. Onda olmasın. Haset insanın ve insanın amellerini ve insanı yiyip bitiren bir hastalıktır. Şeytani bir rahatsızlıktır. Şeytani bir nefestir. İnsanın içini dışını çıkarır. İnsanı hayatı zindan eder. O kimse ömrü boyunca mutsuzdur. Ömrü boyunca kalbi rahatsızlık yaşar o. Ömrü boyunca hep kalbi dubur dubur dubur … yapacaktır o. Hiç durmayacaktır durduğu yerde. O hastalığa düçar alanlar o hastalıktan kurtulamazlarsa yer gök ağaçta meyve olsa bu neden bu ağaç meyve verdi?
Yani bu adamın veya haset ettiği kimsenin ağacındaki çiçeğe varıncaya kadar ağacındaki yaprağı varıncaya kadar haset eder. Ya bunun bahçesinde nasıl bu yaprak yeşil açtı? Açmaması lazım orada. Veyahut da bunda olmaması lazım. Bunda gitmemesi lazım. Öylesine hasettir. Hani Ebu Cehil diyordu ya peygamberlik verilecekse bana verilmesi lazımdı. Ya bana verilmedi ama ya bu yetime mi verildi? Bu yetime de verilmemesi lazımdı. Başka yetimden başka peygamber olacak kimse mi yoktu? Bir de bu ümmi. Hem ümmi hem yetim. Eee ben hem zenginim, hem entelektüelim, hem fikir sahibiyim, hem saygınlığım var. Eee param var, pulum var, etrafım var, makamım var.
Peygamber olunması gerekeydi. Ben olmam lazımdı. Hadi ben olmadım. Hadi ben olmadım. Ya bu yetime mi peygamberlik olması lazımdı? Haset, yer bitirir. Ya kim ya? Bu mu derviş olacaktı? Ya herkesten derviş olur, bu adamdan olmaz. Veya bu kadından olmaz. Neden? Ya o layık değil ki. Ya peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri görülseydi biz görürdük. Neden? Ya ben hocayım ya. Ya ben alimim ya. Ya ben hadis alimiyim. E ben profesörüm. E ben doçentim. E ben öğretim üyesiyim. Ya ben ilahiyet mühzuluyum. Hazreti peygamberle konuşulması gerekseydi biz konuşurduk. Ya kim konuşuyor? Ya şurada Karabaş Veli Dergah diye bir dergah var. Millet orada ya. Meczup ya. Kafeyiymiş onlar.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemle konuştuklarını söylüyorlar. Ya bırak şu cahil insanları ya. Onlar mı olacaktı ya? Ya. Ya biz entelyektel bir din ehliyiz. Biz olmalıydık. Haset. Yer bitirir insanı. Ya o adam mı zengin olacaktı ya? Vay ya. Görüyor musun ya? Fabrika kurmuş adam ya. Ulan iki kere iki dördü bilmeyen adam fabrika kurmuş ya. Ulan o adam fabrika kurduysa var ya. Nasıl kurdu ya? Yok onun arkasında muhakkak bir şey vardır. Ne? O beyaz işi yapıyordur muhakkak. Biz yıllardan beri ticaret yapıyoruz. Bizim neden olmadı onun oldu? Yok ya o muhakkak. Ya onu cemaat destekliyordur ya. Dergahtan para topluyordur onlar. Ya yok öyle bir şey. Sana söylememişlerdir.
Sen onları bilmezsin sen. Nasıl ya? Ya yok ya. Onlar dergahta yardım ederler birbirlerine. Para toplayıp öyle kurmuşlardır onlar onu. Haset. Yer bitirir. Adam bakar. Allah Allah adamda beş altı tane çocuk var. Hepsi de koyun gibi ya. Bizde bir tane var zıpırın teki. Bu adamı nasıl olur ya bunun çocukları? Nasıl böyle olur? Ya olur Allah verir. Yok. Bizim sülalede Hacı Mehmet tam konudur. Tabi annemin sülalesinde. Herkes parmak hesabı yapıyor. Kaç tane çocuk var nasıl bakılıyor? Ulan siz mi bakıyorsunuz diyorum. Onun elinde iki tane bakamıyor. İki çocuğu var bakamıyor. Hep yok.
Hep ele uçlu. El avuçlu. O uçturuyor. Şimdi bakıyorlar sülale. Hacı Mehmet burada diye de rahat burada diye. Rahat rahat konuşuyor. Bakıyorlar şimdi sayıyorlar. Hacı Mehmet kaçtı? Dokuz muydu? Ondu birisi vefat etti. Dokuzdu değil mi? Dokuz. Hacı Mehmet'te elhamdülillah. Dokuz tane çocuk vardı. Şimdi bir kısmı kaç tanesi evlendi? Sayıyı unuttu bir anda. Sayıyı kaçtan evlendi diye bir durdu kendi kendine. Bir toparladı. Dördü mü evlendi şu anda? Dördü evlendi şu anda beşi mi evde? Allah'ına kurban senin ya. Ne yapacaksın sayıp da boşuna? Neyse bir kısmı evlendi bir kısmı evlenmedi daha. Öyle söyleyelim. Sülale de kendi sülale benim dayımın oğlum.
Şimdi iki tanesi, üç tanesi yan yana gelse. Nereden bakıyor canım ona buna? Allah Allah. Ya Allah'ı unutmuş. Zaten haset ehli Allah'ı unutur. Haset ehli Allah'ı unutur. O onun çocuklarıyla uğraşır. Çocukları yarıştıracağım diye uğraşır. Haset ehli. Onun çocuğu ne oldu? Nereye geldi? Onun çocuğu nereye geldi? Ya o mu okumuş ya? Toplumun içerisinde böyledir ya. Ya okumuş adam bırak elleme okumuş. Alkışta. Alkışta ya ne var bunda? Vay ya. Ne kim? Ya şu filan ders yaptırıyor. Şuna bak ya. Ya o mu dersi yaptırmalıydı? Ha kim yaptırmalıydı? O yaptırmalıydı dersi. Ha o başkası değil yani.
O yaptıracak. Kendisi yaptıracak. Kendisi yaptırmıyorsa dahi. Ya o yaptırmamalı ya. Neden? Ya o alim insan. Bir gün öyle dediydi. Arkadaşın birisi. Çey efendi ediyor bir de. Efendim ben diyor imam hatip mezunuyum. Hani dersi benim yaptırmam lazım. Ben de duyuyorum bunu. Eski zaman ben böyle şeyim ya. O imam hatip mezunuyum diyen arkadaşı Reyhan'da ders yapılıyor o zaman. Hacı Mehmet abi'nin evinde orada o zaman. Hacı Mehmet abi bir ev tahsis etti bize. Ondan sonra evde biz ders yapıyoruz. Zikrullah yapıyoruz. Haftada bir gün orada. Ondan sonra cayır cayır zikrullahlar devam ediyor. Biz zaten evi de kafamıza göre dizayn ettik. Orada dersler devam ediyor. Allah razı olsun kendisinden. Yüzü burada diye söylemiyorum.
Böyle gerçekten o zamanlar bizim böyle sıkıntılı yokluk zamanlarımızda. Herkes de bir şey söylerdi. O günler ayrı bir günlerdi. Allah bizi iyi eylesin inşallah. Neyse ders orada devam ediyor tabii. Ne olacağının haberi yok. Bir gün saydırdım ben. Sayın buraya dedim ben. Geçmiş gün şimdi unutmuyorum ama Zannediyorum 125 mi 135 kişi mi ne var. Dersteyiz biz o gün. Ondan sonra dedim ki ben. Arkadaşlar bundan sonra dedim. Burada dersi bu arkadaş yaptıracak dedim. İmam Hatipli ya. Her şeyi de biliyor. Ona da dedim. Bak dedim burada dedim. İşte geçmiş gün ya. Adnan burada mı? Adnan biliyordur adeti unutmadıysa. 135 olması lazım. Hiç unutmuyorum. 135 saydık buna teslim ettik.
O zaman Adnan da duruyor. Adnan arkada ateş gibi. Adnan'ı sürmüyorum hiç ortaya. O şimdi Adnan'ın da farkında değil tabii. Haset insan. Adnan etrafında arkasında ne var fark etmez hiç. Kendini görür hep. Sufilikte bu büyük hastalıktır. Mesela bir kimse kendi kendine başındaki çavuşa haset eder. Ya bu mu ders yaptırıyor ya der. Onun dervişliği dökülür. Buna mı tabi olacağım? Şeytanın kokusu ona sindi. Buna mı tabi olacağım diyenin? Neden? Şeytan da Adem'e öyle dedi. Ne fark kaldı? Cenab-ı Hak dedi ki Adem'e secde edin. Şeytan dedi ki ben ona secde etmem. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri işte ona itaat et demiş.
Ona devam et. O ona itaat etmeyecek. Veyahut da şeyh efendi. Şeyh diye bağlanmış ona. İyi. Şeyh efendi de orada birisini dikmiş. Bu da size ders yaptırsın demiş. Onu beğenmeyecek o. Neden? Kendi alim ya. Kendi biliyor ya. Ona itaat etmeyecek. Bunun gibi. Ben arkadaşlara dedim ki arkadaşlar bu abiye dedim bu arkadaşa burada itaat edin. Derslerinize burada devam edin. Onu da saydım. Dedim ki 135 kişi var. Senden 136 beklemiyorum. Ama 134'e de düşürme dedim. Şimdi bir hafta iki hafta bu zaten ikinci hafta gittiğinde oradaki arkadaşlara demiş ki Mustafa abiye demiş nasıl ayağa kalkıyorsanız bana da ayağa kalkacaksınız. Bu işler böyledir.
Tabi bana arkadaşlar geliyorlar. Ya abi bu böyle böyle yapıyor. Siz devam edin abicim dersinize. Zikrinize devam edin siz. Devam edin. Tabi adet düşüyor haftadan haftaya. Bana geliyor raporlar. Herkes zanneder ki buradan kimsenin haberi yok. Öyle dervişi aldatan bir de bu vardır. Çavuşu, zakiri. Bilhassa kör olan herkesi kör zanneder. Görmüyorsa kendi kendini kimse görmüyor burayı zanneder. Gören böyle zikrullah da vardır böyle. O herkesi görüyor zanneder. Hep kendini böyle tutar. Onunla da alay eder herkes. O görüyor ya. O yoldan geçerken bir bakar. Ulan Şeyh Efendi buradaydı. Burada mıydı değil miydi? Allah Allah.
Ya bizi takip ediyor. Onun hayatı öyledir. O arabada giderken tık ön tarafa Şeyh Efendi oturdu der. Arabanın arkasında esas duruşa geçer. O şeyhim geldi arabaya oturdu der o. Onu öyle görür. Sufilik böyledir. O hep hazır oldadır. Otobüse bindi Şeyh Efendi geldi. Evden çıkıyor Şeyh Efendi geldi. Eve girdi tak açtı salonu. Şeyh Efendi orada oturuyor. Eyvah! Hemen esas duruşa geçer. Edebli olur. Bu ayrı bir sufilik yolu gibidir böyle. Farklıdır burası. O hep böyle kendini istikamette tutar. Bunun en güzelliği odur. Öbür görmüyor ya hiçbir şey. O şimdi bir cigara içer kendi kendine. Yani o şunu bekler. Sen neden cigara içtin?
Öyle denmedi ya. Aman ya Allah beni korudu. Veyahut da bunların hiçbir şeyden haberi yok ya. Patlatır cigarayı ya başka şeyler de yapmaya başlar. Gider derviş diye haberi yoktur. Bunun gibi kör her yeri kör zanneder. Sağır herkesi sağır zanneder. Burnu koku almayan. Yani vahiyden, vahyin derecelerinden haberi olmayan. Herkes öyle zanneder. İşte bu kardeş de böyle. İşte Mustafa abiye nasıl yapıyorsanız öyle yapacaksınız. Ona nasıl hürmet ediyorsanız bana da edeceksiniz. Yok ayağa kalkacaksınız. Yok oturacaksınız. Yok yan yatacaksınız. Yok camura batacaksınız. Aradan bir iki böyle bir ay iki ay filan geçmedi tabi. Neyse ben bir gün oraya derse gitiverdim.
Sağdan say. Geçmiş gün kırk elli kişim ne kalmış. Döndüm o arkadaşa. Dedim ben sana 135 kişimi ne teslim ettim. Geçmiş gün yalan olmasın. Ne dedim geri kalan nerede? İşte ık cık tık ık cık tık cık cık cık. Bahane çok. Hep dervişler suçlu. Arkadaşlar bundan sonra derse Adnan kardeş yaptıracak dedim. O hiç tabi Adnan'ı görmüyor. O Adnan'a bakışını hiç unutamıyorum ben onun. Tabi Bismillahirrahmanirrahim gidiş o gidiş. Bir daha geri dönüşü yok. Böyledir bu işler. Haset çökertir insanı. Sakın ha hiç kimseyi haset etmeyin.
Dua edin Ya Rabbi onun halini daha da aç sen. Ona daha da ilim ver. Ona daha da güzellik ver. Ona daha da hayır ver. Tüm kardeşlerimize Cenab-ı Hak hayır versin. İsterim ki bütün kardeşler mürşidi kamil olsunlar. İsterim ki bütün kardeşler Allah'ın dostu velisi olsunlar. O yüzden buradayız zaten. Hep beraber. Cenab-ı Hak cümle ümmeti Muhammed'i kendine dost etsin inşallah. Kendine veli etsin. Bizim kardeşleri de Cenab-ı Hak maneviyatlarını derecelerini yücelsin hepsinin de inşallah. İşte bu vezir sanki yaratılışı hasettendi. Şeytan onun damarlarında dolaşıyordu. Şeytan onun hücrelerinde dolaşıyordu. Şeytan ona yerleşmiş. Oturmuş ona.
Şeytan oraya yurt edinmiş kendine. Şeytan o insanı ev edinmiş kendine. Öyle insanlar vardır. Ayaklı şeytandır o. Ayaklı şeytan. Şeytan onda yurt edinir. Yurt. Onun namazı gösteriştir. Orucu gösteriştir. Zikri gösteriştir. İmanı gösteriştir. Hayatı gösteriştir. Kin, nefret, haset. Ona buna laf söylemek. Ona buna çemkirmek. Hep şeytani haller o kimsenin üzerinde tecelli etmiştir. Şeytani haller. Şeytan arama orada burada hiç. Şeytanı hiç uzaklarda da arama. Şeytan ya senin içindedir ya yanın başındadır. İçindedir. Zikrullahı bıraktığın anda içindedir. Güzel ahlak dairesinden ayrıldığın anda içindedir.
Ayrıldığın anda doğru yoldan bir mili saptığın anda içindedir. Sen kim olursan ol. Bazen ehli sufi buradan yıkılır. Kendince sufi ya. Şeytan ona bulaşmayacak zanneder. Asıl şeytan sufilere bulaşır. Asıl şeytan sufilerle uğraşır. Şeytanın uğraştığı tek varlıklar, tek grup, sufi grubudur. Neden? Öbür günler zaten elinde çal çal oyna onlarla. Onun zaten kancayı takmış, çilbiri takmış ona. O onunla dost olmuş. Gel geliyor, git gidiyor. Yat yatıyor. Ona bir şey demesine gerek yok. Ona giydirmiş şapkasını, elbisesini.
O onun askeri. O ona tabi zaten. Ona kalkıp husisi bir vesvese vermesine, ona kalkıp husisi bir şey öğretmesine gerek yok. Neden? O onun askeri zaten. E kimle uğraşacak? Şeytanın nasıl mücadele ettiği alan kim? Sufiler. Onlar ahlaklarını düzeltmeye çalışıyorlar. Onlar Allah'ı hakikat noktasında sevmek, hakikat noktasında tanımak, hakikat noktasında bilmek, hakikat noktasında iman etmeye çalışıyorlar.
Şeytanın asıl mücadele edeceği kavim bu sufi kavmi. Şeytanın mücadele ettiği kavim peygamberlerdir. Ondan sonra velilerdir. Ondan sonra sufilerdir. Ondan sonra normal Müslümanlardır. Ondan sonra, ondan sonrasını uğraşmaz zaten. Onlar kendi kucağında zaten. Şeytan asıl sufi kavmiyle uğraşır. Şeytan asıl sufilerle didişir. Onlarla mücadele eder. Onlarla savaşır. Onu içkiye götürmek ister. Onu kumara götürmek ister. Onu fuhşata götürmek ister. Onu nefsaniyete götürmek ister. Onun gözünü dünyaya çevirmek ister. Onun gözünü kadına, onun gözünü fahşiyata, fuhşiyata, onun gözünü kötülüğe çevirmeye çalışır. Hadi buna bir laf söyle.
Hadi buna bir çemkir. Hadi buna bir laf söyle. Bunu indir aşağı. Hadi buna öyle hakaret et ki bu çöksün. Hadi bunun öyle eksikliklerini söyle ki bu yolunu değiştirsin. Hadi bunu öyle gambazla ki bu dünyasını değiştirsin. Şeytanın işı odur. O yüzden şeytanın asıl hedefinde olan sufilerdir. O güne kadar senin hiçbir işin sıkıntılı değildir. O gayet normal. Neden? Nefisle mücadele etmiyorsun ki. İslam'ı yaşayacağım diye bir derdin yok. İslam'ı öğreneceğim diye bir derdin yok. Allah'ı seveceğim diye bir derdin yok. E işte kandilden kandile Allah aklına gelecek. Cuma'dan cumaya Allah aklına gelecek. Yolda kediye bir tane bir süt vereceksin. Cenneti kazanacaksın.
Harika böyle şeytan küçücük yaptığın şeyleri senin gözünde devasa bir hale getirecek. O bir tane aç doyurdu. Ne iş yaptı ne iş yaptı. Sen ne beş vakit namaz kılıyormuşsun. Hiç aç doyurdun mu sen? Ha? Ben bugün bir aç doyurdum. Ha namaz kılmışsın sen ne olmuş? Tabii. O bir tane aç doyurdu. O bir fakire bir lira verdi. Oho. Cenneti satın aldı o. Sen. Sen ha bire namaz kılacağım diye uğraşıyorsun. İçin çıfıt çarşısı senin. Sen bir de sufi olacaksın. Gidip bir de sallanıyorsunuz orada siz. Kafa sallıyorsunuz. Ama o bir kedi besledi bugün. Zavallı kedicik orada öyle üşümüş perişandı. Ya? Onu aldı süt verdi. Onu aldı.
Kapının eşiğine götürdü. Ya cennetlik oldu o. Sen vay Allah'ı zikredeceğim diye uğraş. Boş boşuna. Neden? Sen bir kediye süt vermedin ki. Ya. O yüzden sen boşunasın. Şeytan bu hale getirir insanı. O biliyor musun o kim? Kim? Onun dedesinin dedesinin dedesi. Dervişti. Dervişti. Eee? Ha. Sen şimdi derviş olacaksın diyor. Sen misin derviş? Ya neden? Ya onun dedesinin dedesi dervişti. O yüzden o derviş sülalesinden ya. Sen mi derviş olacaksın dünkü çocuk? Bak işine hadi. Hadi yürü git. Sen istediğin kadar derviş olacaksın diye uğraş. Asıl derviş o. Hele o biliyor musun ne yapıyor?
Ne yapıyor? O bazı zamanlar seher vaktinde kalkıyor. Abdest alıyor. Bir namaz kılıyor. Bir namaz kılıyor. Sen ömrün boyunca namaz kılmışsın. Ne faydası var? Eee? O bir gün kıldı bitti. O yüzden ihtiyaç yok onun. Ya şu camiye gidenler var ya. Evet. Boşu boşuna gidiyorlar. Ya neden? Ya ondan içi çıfıt çarşısı. Eee? Ya ben öylesine ibadet ediyorum. Öylesine kendi kendime kalbim temiz ki. Namaz kılanların cami cemaatinin bir anlamı yok. İşte şeytan böyle küçücük kırıntıları onun gözünün önünde uludağ gibi yapar. Uludağ gibi yapar.
Onun gözünde o küçücük kırıntı uludağdır. Onunla böyle dolaşır. Şeytanın işi bu. Dikkat et. Sufi'yi de böyle aldatır. Sufi de böyle amanın ne ders çekti ya Allah Allah. Bir ders çekti. Bir ders çekti. Bütün sufilerin çektiği ders nerede ki onun yanında? Şeytanın işi budur. Şeytanın işi gücü müminleri, müslümanları, sufileri kandırmaktır. İşi gücü budur. O yüzden konuşurken, bakarken, dinlerken, yürürken her halükarda Davut'a söylediği gibi. Ey Davut, uyanık ol. Davut'a diyor.
Ey Davut, uyanık ol. Şeytan seni alt edebilir her an. Kibirlenme, hasetlenme, şiddetlenme. Uyanık ol. Diline sahip çık, gözüne sahip çık. Uyanık ol. İşte o vezir de böyle haset ehliydi. Kime haset ediyordu? O günün din sahip olan İsevilere. Nasıl son peygamber İsa Aleyhisselam olur? Nasıl İsa peygamber olur? Musevilik dururken. İsa'nın peygamber olmaması gerekirdi. Aynı şey Muhammed Mustafa'ya oldu. Bir peygamberin geleceğini Museviler de biliyor, İseviler de biliyor.
Hepsi de kendi kavminden bir peygamber bekliyor. Ahmet-i Muhtar'ı, Ahmet-i Muhammed-i Mustafa'yı sallallahu aleyhi ve sellemi kendilerinden bekliyorlar. Ama İbrahim'i bir peygamber beklemiyorlar. Ne zaman İbrahim'i bir peygamber gelince işte o peygambere haset besliyorlar.
Aynı şeydir. Herkes kendi kavminden bekler bir şey. Kendi kavminden olmazsa haset eder. Allah muhafaza eylesin. O yüzden boş yere kulağını da yele verdi burnunu da. İşte haset ehli haset ehli. Yele vermek şu. Boş. Dolu değil. Rüzgar. Bir ağırlığı yok. Bir ölçüsü yok. Bir miktarı yok. Yele vermek. Hani bir şeyi yele verir de boşuna gider ya, bedavaya gider ya. Yele verdi derler. Beyhude'ye gitti. Bunun gibi. İşte o kimse de kulağını da burnunu da yele verdi. Yani kulağını yele vermesi, o kimsenin iyi nasihatler dinlememesi. Dinlemiş olduğu doğruları uygulamaması.
Burnunu yele vermesi, onun gerçek din kokusunu almaması. Gerçek hakikat kokusunu almaması. Hakikatten bir şey, hakikatten bir şey. Koklayamaması. Hakikat kapısının ona aralanmayası. Hakikat manevi alemden ona bir pencere açılmaması. Onun bir rüya görmemesi. Rüyasında ikaz almaması. Kalbine ilham gelmemesi. Kalbine doğrunun doğmaması. Onun kabristanın başına gittiğinde kabristandan ona bir işaret gelmemesi. Namazda ona bir işaret gelmemesi. Zikrullahta ona bir işaret gelmemesi. Kalbinin katılaşması. Gözünün körleşmesi. Kulağının sağırlaşması. Hakikate yönelik her türlü duyu organlarının kapanması.
Ve ona asla ve asla hakikat ilminin uğramaması. Çünkü o mühürlenmiş. Bunda kafirler bunun içindedir. Müslümanların içinde de böyle insanlar vardır. Sufilik hayatının içinde de böyle insanlar vardır. Bunlar bölüm bölümdür. Hakikate penceresi kapananlar. Bir kafirler vardır. Kafirlikte çok şedittirler. Cenab-ı Hak onların kalplerini mühürler. Kafirlikteki şeditliklerinden dolayı. Utbe gibi, şeybe gibi. Onlar kafirliklerde ileri gitmişlerdir. Ebu Cehil gibi. Onlar duvar örerler. İman bir kapıysa, o kapının önüne onlar kocaman kocaman duvarlar örerler.
Kendileri örerler. Allah örmez bu kapıyı. Allah kullarına zulmetmez. Allah kullarına hidayetini açmıştır. Ama o kullar kendileri hasisliklerinden, hasetlerinden, kafirliklerinden, bağnazlıklarından, yobazlıklarından, iman kapısının önüne duvar örerler. Kendisi örer. Utbe gibi, şeybe gibi, Ebu Cehil gibi. Onlara artık bir şey işlemez. Onlara bir şey işlemez. Onlar kendi duvarlarını kendileri örmüşlerdir. Bir de Müslümanların içerisinde hakikate, kendilerini kapatanlar vardır. Bunlar da La İlahe İllallah Muhammeden Resulullah derler. Hakikat kapısını kendileri kapatırlar. Kur'an'ın bu ayeti böyle olmaması lazımdı.
Bu hadisi şerif böyle olmaması lazımdı. Böyle sünneti Resulullah olmaması lazımdı. Ya böyle bir ayet mi gelir? Böyle bir ayetin olmaması lazımdı. Ya dinin içerisinde böyle bir ayet düşünemiyorum ben. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerinden böyle bir hadis düşünemiyorum. Bu akla, mantığa uygun değil. Bakın aklı onu nereye götürdü? Mantığı onu nereye götürdü? Hadis-i Şerif'i inkar etti. Bakın küstahlığı onu nereye götürdü? Bakın onun hasisliği nereye götürdü? Allah'la yarışıyor. Hem de bu ayet böyle olmamalıydı diyor. Hasetlik, küstahlık onu nereye götürdü? Bu kendi kapısını kendisi örüyor.
Bu kendi kendine tuğlaları koyuyor. Yapma, Kur'an-ı Kerim bu. Yapma, sünneti Resulullah bu. Yapma, yapma. Teslim ol dine. Dine teslim ol. Din, Kur'an ve sünnet. Hayır. O diyor ki bu ayet böyle olmamalıydı. Nasıl böyle bir dini ayet olabilir? Böyle bir Kur'an'ı kabul edemiyorum. Ya dinden çıkıyorsun diyorsun. Anlatıyorsun onu. Bunlar dinden çıkacaksam çıkayım. Ne var ki bunda? Duvarı örüyor. Bunlar da bizim içimizde Müslümanız diye dolaşıyorlar. La ilahe illallah Muhammedun Resulullah dediklerimiz. Siz dinsizsiniz deme hakkımız ve selahetimiz yok. Ancak dinden çıkma noktalarını anlatmakla mükellefiz. Kardeşler, ey Müslümanlar, ey dinleyiciler.
Kim Kur'an ve sünnetten bir şeyi inkar ederse dinden çıkmış olur. Dinden çıkarsa nikahı da düşer. Allah muhafaza eylesin. Evliyse yapmayın. Yapamadığınız dini hükümler var ise deyin ki yapamadık. Nefsimize uyduk. Biz o hale gelemedik de. Ben namazı kılamıyorum henüz daha. Ben o hale gelemedim. Allah yardımcın olsun. Cenab-ı Hak senin gönlüne namazı sevdirsin. Cenab-ı Hak onun gönlüne orucu sevdirsin. Dini hükümleri ona sevdirsin. Bir derdimiz yok. İnkar etme. Reddetme. Bir işin bu tarafı var. Bir de haset ehli var. O da sufilerin içerisinde. Onlar da manevi hayatlarını helak ediyorlar. Kendisince şöyle görüyor. Ben rüyamda görmeliydim.
Ben rüyamda görmediysem bu böyle değildir. Bana söylenmesi lazımdı. Bana söylenmedi bu böyle değildir. Benim görmem lazımdı. Biz neden görmedik? Biz neden duymadık? Biz neden olmadı? Bize neden söylemedik? Reddettik. Kardeş, bir şey, ben şey efendinin zamanında Allah rahmet eylesin ilk zamanlarda gidiyorum şimdi. Bir kimseye diyorum ki kardeş bir şey arayın. Bak tabi olun bir yere. İstihara yapın. Bizim istihara yapmamıza gerek yok. Neden? Bir şey olsaydı Mustafa Efendi bize söylerdi. Allah Allah. Bir şey olsaydı bize Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri söylerdi. Heee. Anlatıyorum bunları dinliyordum ben. Kardeş, yapma, etme. Abdullah Efendi'yi kabul etmen şart değil.
Bir mürşid ara kendine. Bir üstad ara kendine. Yok, hayır. Hala da aynı noktada onlar. Değişmedi. Neden? Abdullah Efendi'ye nasıl olur ya? Olmaz. Neden? Abdullah Efendi olsaydı filanca olurdu. Olsaydı fişmanca olurdu. İsimler vardı. Neden? Abdullah Efendi olmaz. Ya onlarla Abdullah Efendi'nin arasındaki fark ne? Abdullah Efendi olmaz kardeşim. Allah Allah. Neden? Sebep ne? Sebep ne? Olmayışının sebebi ne? Aynı şeyhe intisap etmişler. Aynı şeyhin, aynı babanın evladı değil mi? O olmaz. Evet. Bunları dinlemiş insanım ben. Onlara hala da maneviyattan bir nefes gelecek. Bekliyorlar da.
Bunun gibi. Onlar da kendilerince. Bu da sufi hayatın küstahları. Onlar derler ki, bu nasıl görür Hz. Peygamber Efendimiz'i? Kadınların arasında da vardır. Mesela işte böyle kadınların arasından başı açık bir bayan kardeşimiz. Hz. Peygamber Efendimiz'i görüyor. Önceden bu daha fazla. Herkes dönüyor. Nasıl görür o başı açık? Ya neden? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri başa açık bayanların peygamberi değil mi? O günah işleyen ümmetin peygamberi değil mi? Kim günahsız ki? Ama kendi günahını görmekten uzak olanlar başkalarının günahlarını gözlerinin önünde şeytan onu büyütür. Onun günahına takılır.
Bu nasıl görür ya? Ya işte Mustafa abi de kalkıyor. Seyit Taş da dolaşıyor ya. Seyit Taş da dolaşılır mı? Eee abi bizde dolaş. Ne istiyorsan biz verelim. Aa hoş geldin 23 Nisan. Seyit Taş'ın nesi var dedim ben. Abi bırak ya ondan uğraşılır mı ya? Ondan dolaşılır mı ya? Sana yakışıyor mu abi ya? Allah Allah. Neden? O kendince kendi aklınca oynuyor. Aklını padişah etmiş kendine. Küstah. Küstah. Bu da sufilerin küstahları. Bu da sufilerin hasetleri. Bunlar da ne yapıyorlar? Kulaklarını burunlarını yele veriyorlar. Yele veriyor.
Oraya şeyh efendi birisini tayin etmiş. Ben ona itaat etmem ya. Neden? Ya o mu dersimiz yaptıracak bizim ya? Yele vermiş kulağını burnunu. Evet. Yele vermek bu. Ha kime? Kim yaptırsın sen söyle o zaman. Nasıl yani? Bas be gel abicim otur şuraya. Kim ders yaptırsın sen tayin et. Ya ben öyle demek istemiyorum. Ya ne demek istedin? Ne bu? Bu ne? Veya Hacı Erkan'a birisi demiş seni bir daha burada görmek istemiyorum demiş. Unutmadığım anekdotlardan birisi. Hacı Erkan da onu demiş beni buraya sen getirmedin demiş buraya. Efendim dikti beni demiş. Ancak o demiş buradan git derse giderim. Senin demenden olmuyor demiş.
Nasıl yani demiş. Ben yarın seni burada görmek istemiyorum. Yok demiş. Ben yarın gene geleceğim buraya. Beni efendim dikti buraya demiş. Ona. Neyse bir gün sana mı? İkinci sonum ne geldi? Hacı Erkan yanıma. Selam aleyküm aleyküm selam. Böyle böyle oldu. Maşallah gel dedim Hacı Erkan. Bir sarılayım bakayım sana bir. Aferin dedim. Tabi ertesi gün gene gördü adam onu orada. Kulağını yele verirsen. Şeyhini dinlemezsin. Burnunu yele verirsen. Şeyhinin kokusunu bulamazsın. Kulak burun düşünebiliyor musunuz? Aslında Hazreti Mevlana kestirmeden atıyor.
Kulak burun aklın elemanlarıdır. Kulak burun kalbin elemanlarıdır. Azalar. Göz, kulak, burun, duyu organları. Bunlar aklın emrinde aklın elemanlarıdır. Sen kulağını burnunu yele verirsen. Aklın gitti senin. Mecnunastın, delileştin, aptallaştın, salaklaştın. Gerizekalı oldun. Embesil oldun. Senden hiçbir şey olmaz. Neden? Sen kulağının burnunu yele verdiysen aklını da yele verdin çünkü. Aklını da yele verdin. Oğlum senin şeyhin kim? X kimse. Sen onun ağzına baksana. Kulağının burnunu ona dayasana. Yok. Filanca abi böyle dedi ama ya. Ne? Filanca abi böyle dedi.
Ha sen onun dervişisin demek. Filanca abi ne dediyse ona bakacaksın şeyhinin sözü varken. Hacı Erkan da öyle yapacaktı yani. Ha beni burada görmek istemiyorsun. Ben gelmiyorum o zaman yarın diyecekti. Ne olacaktı? O arkadaşa kulağını burnunu yele vermiş olacaktı. Aaa öyle olmadı bak. Kulağa yele vermek bu. Dikkat edin. Allah muhafaza eylesin. Bu işi de haset iğnesiyle işledi. Yoksulların canlarını iğneledi, zehirledi. Onların canlarını zehirlemek ümidiyle yaptı. İşte bu aldatmaları, bu kandırmaları, bütün o orta yerdeki fitneyi, fücürü insanların normalde fakir fukaranın canını yakmayı bu hasetle yaptı. Bu haset onu yakıp yıkıyor çünkü.
Bu haset onu yakıp yıktığından o da etrafı yakıp yıkıyor. Haset ehli sadece kendini yakıp yıkmaz. Etrafı da yakar yıkar. Sadece kendi canını bozmaz. Etrafındaki canları da bozar. Fitneci sadece kendini helak etmez. Etrafındakileri de helak eder. O yüzden fitnenin başını ezmek gerekir hep. Birisi fitne çıkarıyorsa hemen tıkacaksın onu. Hazreti Mevlana der ya sen seli baştan önle. Bir sivilce çıkmış, sivilce deyip geçme. Sivilceyi tamir et. Sık irinini çıkar, temizle onun. Küçücük çuban deme. O çuban vücudu hastalıklı hale getirir. Kalbine gelen küçücük bir vesveseyi önemsememezlik etme. O vesvese kalbini bozar, tanrım ağrı eder senin.
Sen günah küçük dersin. O sende büyür, seni helaka götürür. Sen küçük bir şey zannedersin. Kızın birisiyle böyle bir konuşur, sohbet eder. Küçük bir şey zannedersin. Yarın öbür gün kızın namusunun kalmadığını görürsün. Küçük bir şey zannedersin. Oğlum bir cigara içer önce. Yarın öbür gün esrarla bitmez. Kokoyunla, morfinden gelir önüne. Sen öyle küçük bir şey görme. Sen ya yarın, ya bugün de yorgunum ya. Yarın onda dükkanı açayım dersin. O iki olur, o üç olur, o dört olur. İflas ettiğini görürsün. Ne kadar hanım harcayacak? Beş yüz lira. O bir ay yedi yüz lira harcadı. Onun hesabını sormazsan bir daha kay. Bin yedi yüz lira harcar o. Adamı almış, o cep telefonu kaç para?
O iki milyar lira. Aa bunun şekli hoşuma gitmedi ya. Ben bunu değiştireyim. Aa gitti bir liraya sattı. Gitti iki liraya bir tane daha telefon oldu. O yarın, o telefonun da şekli hoşuna gitmeyecek. Bir daha değiştirecek onu. Kadınlar, adamların ipini çekin bu noktada. Bir şeyi küçük görme. O küçük büyüyecek. Disiplin et. Kendinde de küçük görme. Ya namazı ben gece kalkar, iki de üç de kılarım ya. Yatayım ya, yorgunum ya. Bu yorgunlukla da ne yapayım? İki de üç de kalkarım ya. Kesin kalkarım ya. Yat. Kalkmadın. Ne ceza vereceksin kendine? Olmadı. Bu bir seferle başlar.
Ondan sonra yastı namazını, askıya astığını görürsün. Namaz indi dört vakti. Ne oldu? Yastı gitti. E sabah namazında kılarım ya. Kalktığımda da kılarım. Ya şey efendi de söylüyor ya. Hoca efendi de söylüyor ya. Kalktığınızda da kılın diyor ya. Ya ne yapalım ben? Yorgunum, argınım. Gece tweet atıyorum da işte. Facebook'ta da dolaşıyorum. Orada da ben tebliğ ediyorum. Orada insanları dolu söylüyorum. Eee? Ya Facebook dünyasında da doğruların söylenmesi lazım. Başka dünya kalmadı. Arkadaş kendini Facebook'a atadı. Sabah namazı yok. Kalktığında kılacak da ama Sabah ile kalktı. Facebook'ta dün gece birisiyle çatıştıydı o. O ne cevap yazdı diye.
Ona bakmak için kalktı. Hadi bir daha çatışmaya başladı. Gitti sabah namazı bay bay. Ne? Arkadaş. Facebook mücahidi. Gitti sabah namazı. Yele verdi kendini. Gitti. Küçük gördü. Gitti. Küçük görme. Ezan okundu. Namazını kıl. Küçük görme. Küçük görme. Ya ben çok samimiyim. Evlenmek için konuştum. Harika. Kaç sefer konuştunuz kızım? Bayana soruyorum. Ya işte. Eee? Kızım haram.
Yatma. Görüyor onu. Annesi babası da diyor zaten. Evleneceksen evlen. Kendine bul bir tanesan. Eee? Hocam evlensin artık bu. Bulsun kendine bir yer. Bana mı söylüyorsun dedim bunu? Eee? Böyle durdu. Haram dedim ya. Nasıl kendini kendine bulacak bu? Eee? Sen bu kızını sokağa atıyorsun. Eee? Hocam şimdi herkes öyle buluyor ama. Eee? Eee? Sen öyle mi buldun dedim? Ses yok. Küçük görüyor. Haramı küçük görmek. Götürüyor. Gidiyor. Allah muhafaza eylesin. İşte o küçük görenler, hasede düşenler, kibre düşenler, fesada düşenler, fitneye düşenler. Yiyip bitiriyor ortalığı. Allah muhafaza eylesin.
Hasetle burnunu buran kendisini kulaksız, burunsuz eder. Hasetle, kıskançlıkla burun bukmak, yani birisini beğenmemek, kibirlenmek. Bu mu canım ya? Hadi onu mu dinleyeceğim ya? Hadi ya olmuş mu ya? Boş ver ya. Burun büküyor. Beğenmiyor. Haset. Kibir dünyasına düşmüş. O mu hoca olacak ya? Onun her tarafı hoca olsan olacak ya. Cebimden çıkarım ben öyle binler tane hocayı. Allah Allah. Kim o mu ya? O şeyh olacak ha. Onun yaptığı şeyhliye ayaklarımı yaptırım ben ya. Maşallah subhanallah. Beğenmeyecek ya. Aha neymişte sanatkarmış o. Onun yaptığı sanat. Ayaklarımızı yaptırdık biz. Ha bir ayağını uzat ya. Bi yap.
Bi yap. Bi çık. Birinin şimdi Cevdet'in yaptığı ustalığı ayaklarıma yaptırım demesi gibi. Al kardeş araba burada. Adam oto elektrikçisi kocaman tabela yazmış İnegöl'de oto elektrikçisi kocaman ama tabela. ben de derse gidiyorum. Cevdet'e dedim.
Cevdet böyle böyle. Dedi bir oto elektrikçisine gir. İşte orada dedi küçük bir üstünde arabanın üzerine şey var. Ne o? Akü var. Onu bir ölçtüttür dedi. İyi. Tamam. Ta böyle kocaman. Sanayide baktım. Açık orası. Cık. Girdim ben içeri şimdi. Selamun aleyküm. Aleyküm selam. Hayırlı sabahlar. Hayırlı işler. Allah razı olsun. Tamam. Dedim abicim ya. Bunun üzerinde dedim. Bir yerde küçük şey varmış. Ne o? Akü varmış. Ondan sonra onun dedim voltajı ölçülecekmiş. Adamın duruşu bu. Bir elinde pense, bir elinde tornavida. Böyle duruyor ama adam böyle. Kahraman gibi. Ben kaputu açtım. Ondan sonra kahraman başımda. Ondan sonra e ben de hemen öyle çok aşina değilim.
Biz böyle işte Cevdet'e bırakıyoruz. Araba'ya gidiyoruz. Ben altında neresinde ne var bakmıyorum ki. İşim o değil. Ben de baktım. Üstünde kocaman bir kapak var. Hiçbir şey görünmüyor. O bakıyor. Ben bakıyorum. Bir tabelaya baktım. Kocaman. Bir adama baktım. Bir de adamın şaşkınlığına baktım. Adam dedim ki, kardeş senin benden bir farkın yok. Kapat dedim kapağı. Cevdet diyor ki, tarif edeyim ben ona. Neyin nerede olduğunu. Hatta tarif ettin galiba değil mi Cevdet? Tarif etti bir de. Bulamıyor adam. He. Ondan sonra ne diyecek? Ben onun yaptığı ustalığı ayaklarıma yaptırım. Hoş geldin 23 Nisan. Gel yap hadi bakalım. Kolay değil.
O da var mıdır ya böyle ortamda çok. O onun yaptığı her şey ayaklarına yaptırır o. Allah muhafaza eylesin. İşte böyle yere verenler, küstahlık yapanlar, böyle hasetle uğraşanlar ne yaparlar? Kulaksız, burunsuz olur. Burun ona derler ki, bir koku alır. Koku da onu bir mahalleye ulaştırır. Ha burun neymiş? Koku alacak. Burun din kokusu alacak. Burun maneviyat kokusu alacak. Burun peygamber kokusu alacak. Burun veli kokusu alacak. Burun sufilik kokusu alacak. Burun evliya kokusu alacak. Burun buram buram İslam kokusu alacak. Buram buram mümin kokusu alacak. Burun ona derler. Yemek istiyorsun.
Nasıl yemeğin kokusunu alıyorsun ya? Gidiyorsun ya yemeğe doğru. Kokla etin kokusunu alıyorsun. Alıyor musun? Alıyorsun. Dinin kokusunu da alacaksın. Etin kokusunu alıyorsan dinin de kokusunu alacaksın. Etin kokusunu alıyorsan velinin de kokusunu alacaksın. Etin kokusunu alıyorsa burun peygamberin de kokusunu alacak. Peygamber kokusu almayan burun, burun değil. Zikrullah kokusu almayan burun burun değil. Burun değil. Din kokusu almayan burun burun değil. Evliya kokusu almayan burun burun değil. O burun koku alacak. Ne yapacak? Seni bir mahalleye sürükleyecek. Seni hakikate sürükleyecek. Seni dine götürecek. Seni maneviyata götürecek.
Seni Allah'a götürecek. Seni Resulullah'a götürülecek sallallahu aleyhi ve selleme. Burun koku alacak. Burun koku almıyorsa yok. Hani diyor ya Cenab-ı Hak işte Allah'ın dostları Allah'ın boyasıyla boyanırlar. Göz görecek Allah'ın boyasıyla boyalananı. Kırmızı ruju tanıdın ya sarı ruju tanıdın ya allığı tanıdın ya Allah'ın boyasını da tanı. giyeceğin elbisenin hangisinin hangisine gideceğinin renklerini tanıdın ya Allah'ın rengini de boyananları da tanı. Neyle neyin yakışacağını harika yakıştırıyorsun ya renk cümbüş haline getiriyorsun ya kıyafetlerini. Allah'ın boyasını da tanı.
Tanıcan. O zaman gözün gördü. O zaman burnun koku aldı. Kim koku almıyorsa burunsuzdur. Kim koku almıyorsa burunsuzdur. Burnun olsa ne olacak? Koku almıyorsun. Usta kayhan dönerde çakmış döneri kocaman. Penceresini de açmış. Oradan kayhan caminin aşağı doğru koku gidiyor. Sen o kokuyu alıyorsun. Usta da gülüyor oradan şimdi. Kokuyu alıyorsun sen. Oh döner mis gibi koktu. Bursa döneri. Harika. Eee başka caminin kokusunu almıyor oradan. Orada cami var. Namazın kokusunu almıyor. Namaz var. Namazın kokusu yok. Allah muhafaza eylesin. Kim koku almıyorsa burunsuzdur.
Burnu olsa dahi. Burnu var. Koku almıyor. Ne işe yarar? Bende burun var. Bende koku şeyi yok mesela. Öyle hassasiyetim yok benim. Çok kötü kokması lazım ki o zaman anlayayım. Öbür türlü ben anlamıyor benim burnum fazla kokudan. Hatta bana diyorlar. Bir şey koktu mu? Ben. Yapıyorum. Yok diyorum. Ben bir koku almadım diyorum ben. Allah Allah. Bir şey kokuyor mu? Çok ağır kokarsa diyorum ben anlıyorum. Çok ağır kokmazsa anlamıyorum diyorum ben. Ağır ağdalı kokması lazım. Her ne kokacaksa. Öbür türlü anlamıyorum ben. Bunun gibi. E burnum yok gibi benim. Neden? Almıyor koku. Bunun gibi. Ha. Dini olarak da koku almıyorsan o zaman senin burnun koku almıyor.
Yok hükmünde. Allah muhafaza eylesin. Müthiş. Koku da dini kokudur ancak. Koku da neymiş? Gerçek koku. Dini kokuymuş. Koku alıp da buna şükretmeyen. Koku alıp da buna şükretmeyen. Nimete kafir olmuştur. Kendi burnunu kırmıştır. Koku aldın. Dini kokuyu aldın. Din kokusunu aldın. Allah kokusunu aldın. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem kokusunu aldın. Manivet kokusunu aldın. Buna şükretmiyorsan. Buna hamd etmiyorsan. Bunun yerine getirmiyorsan gereğini. Sen de nimete kafir oldun. Ay rüyamda gördün ama bir işin var bir işin var. Gidemedin bir türlü. Vay ya ben hocam rüyamda gördüm sizi ama.
Ben yapar mıyım yapamaz mıyım diye düşünemiyor. İşte bir türlü karar veremiyorsun. Yapamazsın sen. Nimete şükrün yok. Sana bir nida gelmiş. Sana bir mektup gelmiş. Sen mektuba cevap vermiyorsun. Sana bir selam gelmiş. Sen selama cevap vermiyorsun. Sana gökten bir ip sarkıtmışlar. Sen ipe cevap vermiyorsun. Tutunmuyorsun o ipe. Sana bir perde izletmişler. Bak mana var. Bak Hazreti Resulullah var. Bak Allah'ın velileri var. Bak Abdülkadir Geylan'ı var. Bak Ahmet El Rufay var. Bak Ahmet El Bedevi İbrahim Duzuki. Şeyh Ables'in sazili var. Bak Hazreti Mevlana hazırlanmış. Bak bekliyor. Gör. Seyret. Seyrettin. Ama senin zamanın yok ya. Senin bu işleri ayıracak zamanın ve vaktin yok.
Vah yavrum. Sen nimete şükürsüzsün. Sen nimete küfrettin. Nimete hakaret ettin. Sen ne yaptın? Nimete kafir oldun. Hani İsa'nın havarileri dediler ki. Ya İsa Allah'ına yalvar da Rabbine yalvar da gökten bize bir sofraya indirsin. İsa Aleyhisselam dedi ki. Siz edebi aşıyorsunuz. Sizler edebi aşıyorsunuz. Ama ben bunu Cenab-ı Hakk'a yalvaracağım dedi. Namazı durdu. Ya Rabbi dedi. Bize cennetinden, cemalinden, vaktaniyetinden, uluhiyetinden bize sofraya indir. Cenab-ı Hakk dedi ki. Ey İsa havarilerine söyle. Ertesi gününe bir şey bırakmasınlar. Sana sofrayı indirdik. Ama o havariler nimete nankörlük ettiler.
O havariler nimete şükürsüzlük ettiler. O havariler nimete küfür ettiler. Ve ne yaptılar? Ertesi gününe ayırdılar lokmaları. Oysa Cenab-ı Hak onlara dedi ki. Bu nimet benim katımdandır. Bunun sayısı adedi yok. Yediğinizi yiyin, yemediğinizi yiyecek olanları dağıtın. Sakın ha ertesi gününe bir şey bıraktırmayın. Biriktirmeyin. Benim sofram her gece gökten inicidir. Benim sofram her daim size kurulacaktır. Allah'ın vaadini bildikleri halde İsa'ya ve Allah'a isyan ettiler. Nimete küfür ettiler. Cenab-ı Hak sofrayı onlardan kesti. Dikkat et. Havari önün sofrası kesildiyse senin de sofran haydi haydi kesilir. Nimete hainlik yapma.
Maneviyata vefasızlık etme. Gördüğün rüyaya tabi ol. Gördüğün hale tabi ol. Allah'ın sana lütfunu ve ikramını, ihsanını. Sen namertlik edip küfür etme. Vaktaki Musa'nın kavmi de aynı yapmıştı. Onlar da aynı şeyi yaptılar. İnsanoğlu. Musa aleyhisselam kavmi de önce onu yaptı. Dedi ki Musa'ya dediler ki biz burayı, bizi buraya çöle getirdin. Biz ne yiyeceğiz ya Musa? Biz neyi pişeceğiz? Senin peşine düştük. Senin arkana gittik. Ne güzel bizim bahçelerimiz vardı. Hanlarımız vardı. Hamamlarımız vardı. Biz rahat ediyorduk. Firavun da vardı başımızda. Biz Firavun'un yönetiminde rahattık.
Sana iman ettik. Senin peşinden düştük. Evimizden, yurdumuzdan, yolumuzdan, her şeyimizden olduk. Biz şimdi ne yapacağız bu çölün ortasında? Bizi buraya getirdin, bıraktın dediler Musa'ya. İmanlarını yele vermeye kalktılar. Hz. Musa yalım yalım yalvardı. Ya Rabbi dedi benim halim sana malumdur. Cenab-ı Hak dedi ki ey Musa kavmine söyle şu ağaçtan, şu ağaçtan, bıldırcın cennetten, bıldırcın etiyle helva yesinler.
Cennet helvası. Acıkan gidiyordu ağacın dibinden elma toplar gibi pişmiş bıldırcın etiyle helva yiyordu. Acıkan gidip oradan gidiyor. Cennet nimeti ağaçtan. Cenab-ı Hak ağacı sebeb ediyor. Aynı ağaçtan Cenab-ı Hak Musa'ya da ilham etti. Musa'ya da vahyetti. Bir ağaç var orta yerde. O ağaçtan Cenab-ı Hak konuşuyor, kelam ediyor. O ağaçtan yiyecek alıyorlar, içecek alıyorlar. Bıldırcın eti alıyorlar, helva alıyorlar. Hiç valla dışkı muhabbeti de yok. Tuvalet muhabbeti de yok. Yi iç, Allah'ı zikret, ibadet et. Cenneti senin ayağına getirmiş. Ama onlar edebi açtılar. Nimete nankörlük ettiler. Nimete hainlik ettiler. Nimete küfrettiler. Hamd edip, zikredip, ibadet edeceklerine küfre düştüler.
Bu manada ne küfür ne imansızlık değil. Dediler ki ya Musa, ee biz soğan, sarımsak yemek istiyoruz. Biz ekceğiz, buğday, arpa yiyeceğiz. Biz eski günlerimizi özledik. Ne güzel önceden buğday ekerdik, ekmek yapardık, yerdik. Ne güzel önceden işte soğan ekerdik, sarımsak ekerdik, pırasa ekerdik, ıspanak ekerdik, pişirirdik. Bunları yerdik. Eee biz şimdi yine aynı şeyi istiyoruz. Biz cennet nimeti istemiyoruz. Hainliğin böylesi. Cennete koysan ne olacak ki? Hain, hain, şeytan. Cennete koysan ne olacak ki? Şeytan şeytanlığını yapacak. Cennetin ortasında olsa ne olacak ki? Edebi aştılar. Nimete küfran ettiler. Hamdet, maddi manevi.
Nimete hamdet. Cenab-ı Hak lütfetmiş, ikram etmiş, ihsan etmiş. Namaz kılıyorsun. Hamdet, namazına devam et. Zikrullah'a oturmuşsun. Hamdet. Zikrullah alakasına oturmuşsun. Cennet bahçesine oturmuşsun. Ha İsa'nın kavmi, ha Musa'nın kavmi, ha Muhammed-i Mustafa'nın kavmi. Zikrullah alakası. Ey ashabım siz dünyadayken cennet bahçelerine uğrayınız. Ya Resulallah dünyada cennet bahçesi var mı? Evet. Neresi ya Resulallah? Zikir halakaları. Allah'ım. Sen bu zikir halakasını terk etmekle, Musa'nın kavmiyle İsa'nın havarilerinin arasında bir farkın mı kaldı? İsmin değişti. Sen de nimete nankörlük ettin. Sen de Cenab-ı Hakk'ın sana vermiş olduğuna küfrettin. Allah sana cennet nimeti bahşetmiş.
Zikrullah alakasını oturtmuş. Kimin halakası olursa olsun. Ahmet efendimiş, Mehmet efendimiş, Hüseyin efendimiş. Başındaki zakir Hacı Mehmet'miş, Adlanmış, Hüseyin'miş. İlk siyade bilmem kimmiş. Başındakına ne bakıyorsun? Zikrullah alakasındasın be gafil. Cennet nimetinde oturmuşsun. Cennet sofrasında oturmuşsun. Cennet bahçesinde oturmuşsun. Sen cennet bahçesindesin. Yemen'e baksana. Ne farkın kaldı Musa'nın kavminden? Ne farkın kaldı İsa'nın havarilerinden? Sen de nimete nankörlük ettin. Cennet bahçelerine uğradığınızda onların meyvesinden yiyiniz. Ya Resulallah cennet bahçesinde dünyada meyvesi var mı ki?
Ne ama evet. Zikrullah alakalarında oturup Allah'ı zikretmekliyiniz. Zikrullah alakasında Allah'ı zikretmekliyiniz. Cennet meyvesi. Haberin yok. Burnun koku almıyor. Kulağın duymuyor. Ağzın tat almıyor. Ağzın tat almıyor. Kalbin tat almıyor. Gözün körleşmiş. Oturdun zikrullah alakasında. Cennet nimetinden haber sizsin. Bir de alakayı terk ediyor kimisi. Al destur Bismillah. Ne farkın kaldı İsa'nın havarilerinden? Ne farkın kaldı? İşte şükür etmeyen, hamd etmeyen, onun kıymetini bilmeyen, onun kıymetini bilmeyen üzerinden alın. Ne?
Ya bu akşam zikrullah alakası. Ne yapalım? E aman ya gidemeyeceğim ya bugün ya. Neden ya? Ya yorgunum bugün. Öbür çavuş zahirler de arıyor. Kardeş bu akşam ders var. Ya abi bakarız ya falan. İşte. Ahmak. O seni cennete davet ediyor. Kendini bir şey zanneden küstah. O seni cennet sofrasına davet ediyor. Ya geldik gene ya. Hacı Mehmet yaptıracak zikrullah ama. La la ha illallah. Ya bu Hacı Mehmet de yaptırmasa ya. Geri zekalı. Haberin yok hiçbir şeyden. Otur oturduğun yere. Allah'ı zikretsene sen. Sen cennet nimetine dalsana. Sen cennette dolaşsana. Bir kafanı kaldır. Bir bak etrafında ne var.
Cennete girmişsin. Merak etmiyorsun. İnanmıyorsun ki cennette olduğuna. Oturduğun halakanın cennet olduğuna inansan. Cennette dolaşsan. Perdeden perdeye geçsen. Allah cennet halkına cemalini gösteriyor. Cenab-ı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki. Dünyadayken siz cennet bahçelerine uğrayınız.
Oraya uğradığınızda cennet nimetleriyle nimetleniniz. Nimetleriniz cennetteki en büyük nimet Allah'ın Resulullah'ı. Allah cennet halkına gösterecek kendini. Sen mahşeri bekliyorsun. Mahşer her gün kuruluyor. Sen neyi bekliyorsun? Sen kafanda bir hayal var senin. Sen dünya bozulacak, kıyamet bozulacak, güneş gelecek de, arkadaş mahşere gidecek de, mahşerde hesabı kitabı olacak da, oradan cennete gidecek de, cennette Allah'ın cemalini görecek kardeş. Ne zaman? Aaa öldükten sonra. Ve kardeş sen cennet bahçesinde geziyorsun. Farkında değilsin. Uyan, kendine gel. Ferasetini aç, burnunu aç, gözünü aç, kulağını aç, kalbini aç, aç kendini aç.
Aç ve aç kendini. Cennet bahçesindesin. Nerede? Zikrullah halakasında. Zikrullah halakasında. Zikrullah halakası cennet bahçesi. Orada cennet nimetleriyle nimetleniniz. Cennetteki en büyük nimet Allah'ın veçullahı. Cenab-ı Hak tecelli edecek cennet halkına. Cennet halkına Allah tecelli edecek. Sen daha ne cenneti bekliyorsun ya? Yok. Bizimki bakacak o sarını nasıl sarmış? Ya neden böyle sarmış ya? Kıpkırmızı sarmış ya. Var mı ya dinimizde kırmızı sarık ya? Ulan bunlar da ya kafayı kırmış ya. Bu ne ya? Bu ne ya sapsarı ya? Allah Allah. Kırmızı, sarı, kırmızı. Bak bir de Galatasaraylı'mış gibi. Onun sarı sarıdı, onunki beyazdı, onunki kırmızıydı.
Onun üstünde şu vardı, onun üstünde bu vardı. Var ya şu sohbet bitse de gitsek ya. Ya şu zikruları da uzun yapmaya başladı ya bu ara ya. Ne ama uzun yaptı ya? Zaten ayda yılda bir geliyoruz buraya zorla getiriyoruz zaten kendimizi. Cennet bahçesi. Nimete nankörlük etme. Bir gün o halakadan kilometrelerce uzak olduğunu görüverirsin. Görüverirsin. Hani diyor ya ey Habibim. Sakın ha. Yüzünü gözünü onlara çevirme. Allah seni onlardan ediverir. Allah seni onlardan ediverir. Sen sakın cennet halakasına, cennet bahçesine.
Böyle küçümseyici gözle bakma. Gidiverirsin. Gidiverirsin. Evinde çok kıymetli derviş olursun. Gidiverirsin. Zikrullah halakalarından uzak muhteşem bir sufi olursun. Gidiverirsin. Evinde de ne zikirler yaparsın sen ama. Coşarsın da coşarsın da. Bin tane ondan, bin tane ondan, bin tane ondan. Yarın sabahleyen kalktığında vatan kurtarmış kahraman gibi dolaşırsın. Şeytan seni o hale getirir. Halakadan bir anda uzaklaştığını görürsün. Nimete nankörlük etme. Burnun her daim koku alsın. Gözün her daim görsün. Feraset ehli ol.
Müminin ferasetinden korkunuz. O Allah'ın nuruyla bakar. Sen zikrullah halakasına neyle baktın? Sen kıldığın namaza neyle baktın? Sen aldığın abdeste neyle baktın? Sen gittin yola neyle baktın? Neyle baktın? Allah muhafaza eylesin. İşte koku alıp da buna şükretmeyen. Koku almış. Mahalleyi bulmuş. Koku almışsın. Mahalleyi bulmuşsun. Güzel kokuların yeri, kokuların çıktığı yere oturmuşsun. nimete şükret, hamd et. Otur Allah'ı zikret. Otur cennet bahçesinde dolaş. Otur cennet bahçesinde cennetin nimetleriyle nimetlen. Allah'ın sana bahşettiği, lütfettiği, ikram ettiği, ihsan ettiği.
O sayısız, sonsuz nimetlerini tefekkür et. Otur edebinle, terbiyeninle. Aman saygıda kusur etme. Aman sevgide kusur etme. Aman dilini muhafaza et. Aman gözünü muhafaza et. Sakın oradan birisine burun kıvırma. O öylesine bir Allah diyendir ki bilemesin. Ona burun kıvırdığından dolayı kilometrelerce uzaklara gidersin. Nice virane gibi görünenler vardır. İçinde define saklıdır. Sen bir şeye benzetmezsin ama Allah onu bir şeye benzetmiştir. Sen onu kale almazsın ama Allah ona vermiştir vercanı. Allah vermiştir vercanı. Sen burun bükersin de Cenab-ı Hak burnunu kırıverir senin.
Ebediyen bir daha koku alamazsın. Kimse hor hakir görme. Bundan derviş olur mu deme. Bundan şeyh mi olurmuş deme. Bundan zakir mi olurmuş deme. Bundan çavuş mu olurmuş deme. Bu mu ya sevazen başı bizim deme. Bu mu bizim grup başımız ya deme. Bu mu bize ders yaptıracak deme. Burnun kırılıverir. Burnun kırılır da ebediyen bir daha koku alamazsın. Ebediyen. Ebediyen koku alamazsın. Bu öyle ince bir perdedir. Havariler bir edepsizlik ettiler. Cenab-ı Hak sofrayı kaldırdı. Bir daha İsa Aleyhisselam'ın havarilerine sofra indirmedi. Musa Aleyhisselam'ın kavmi burun kıvırdı. Soğan sarımsak yiyeceğiz bundan sonra dediler. Cenab-ı Hak onlara bir daha cennetten nimet vermedi.
Kesiliverdi güvercin etiyle cennet helvası. O gündür bugündür kesilik. İsa'nın havarilerinden nimet kalkıverdi. O gündür bugündür kesilik. Bir daha inmedi onlara sofra. Bir daha inmedi onlara sofra. Bu ince bir perde. Bu ince bir perde. Sana nimet geldiyse bu ince bir perde. Nimete şükürsüzlük etme. Bu nimet normal nimetler değil. Ekmek değil, su değil bu. Bu et değil, helva değil bu. Bu cennet nimeti. Bu cennet halakası. Bu cennet meydanı. Bu cennet meydanı kardeş. Sen kime burun kıvırıyorsun? Kime burun kırıyorsun sen?
Neye burun kırıyorsun sen? Korkarız. Ebediyen burnu kırılır diye birisinin. Kendimiz üzerinde dahi korkarız. Ya Rabbi nimetini arttır. Bizi hamd edenlerden eyle. Bize lütfettiklerinden eyle. Bize ikram ettiklerinden eyle. Bizlere ihsan ettiklerinden eyle. Bilerek bilmeyerek işlediklerimizden bizi sorumlu eyleme. Sorumlu eyleme ya Rabbi. Sorumlu eyleme ya Rabbi. Allah muhafaza eylesin inşallah. Şükret. Emre bak şükret. Ayet-i Kerime. Allah'ın nimetlerine şükredin. Allah'ın verdiklerine şükredin. Şükret. İnsanlar bir bardak çay vermiş. Ona teşekkür et.
Birisi tebessüm etmiş. Teşekkür et. Birisi elini uzatmış. Teşekkür et. Allah sana ne verdiyse hamd et. Şükret. Allah ne verdiyse. Hamd edenlerden ol. Şükredenlerden ol. Şikayet edenlerden olma. Nankörlerden olma. Vefasızlardan olma. Hainlerden olma. Hançerleyenlerden olma. Topuklarının üzerine dönüp gidenlerden olma. Zorluğu gördüğünde gördüğünde kaçanlardan olma. Sırtını dönenlerden olma. Hamd edenlere nimetlerimizi arttırırız. Ayet-i Kerimesini kendine, kendine ölçü bil. Hamd etmeye devam et. Ya şükret. Ya da diyor ki şükredenlere kul köle ol. Onların huzurunda öl de ölümsüzlüğe ulaş.
Ya şükret. Ya da şükredenlerin yanında dur. Hani var ya her daim Allah'ı zikredenler. Hani var daim her daim Allah'ı seyredenler. Her daim Allah'ın bu noktada sıfatlarının tecelliyatlarına mazhariyet kazananlar. Her daim Allah'la alışverişte olanlar. Kim Allah'ı zikrederse Allah da onları zikreder. Hakkıyla zikredenler vardır kulların içinde. Bunlar peygamberlerdir, velilerdir. Onlar Cenab-ı Hakk'la her daim alışveriştedirler. Her daim onlar zikrullah halindedirler. Onların huzurunda durmak dahi o hal ile hallenmektir. Hani insan birisini sever, sevdiği kimsenin amelini istememiştir. Ama sevdiğinden dolayı o amelle amellenmiş gibi ya sevaba girer ya günaha girer.
Ya sevaba girer sevdiği kimsenin kimse ya da onunla beraber günaha girer. Tarkan aşığı ya Tarkan'a aşık. Tarkan'la beraber koş. Evet. Kime aşık? Allah'ı zikreden Allah dostuna aşık. Ama o sabahlar akşamları nura nura ekleyemedi. Uyku ağır bastı, tesbih elinde gitti. Öbürki uyumuyor. La ilahe illallah. Devam onun ki. O her haliyle şükür hal olmuş. Her haliyle hamd hal olmuş. Onun etrafındaki melakut. Onun etrafındaki tecelliyat. Onun etrafındaki maneviyat. Onun etrafındaki nuraniyet. Yürüyor o. Ya onunla beraber ol. Onunla beraber ol. Seven sevdiği iledir.
Sevdiğine bak. Kimi seviyorsun ona bak. Ya şükret diyor. Ya da şükredenlerle beraber ol. Şükredenlerin yanında ol. Hamd edenlerin yanında ol. Hamd eden Muhammed-i Mustafa'yla beraber ol. Muhammed-i Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellemin yolunda git. Ona yoldaş ol. Ona yoldaş ol. Onunla hemhal ol. Onun sünnetlerine sarıl. De ki ya Rabbi ben Muhammed-i Mustafa'nın ümmetiyim. Ben onun yolundan gitmek isteyenlerdenim. Hakkıyla yerine getiremedim. Ben ona layık bir ümmet olamadım. Hakkıyla onun yolundan gidemedim. Hakkıyla onu tanıyamadım. Hakkıyla onu sevemedim. Sen beni ona ümmet ettin ya. Ya Rabbi.
Hamd ediyorum. Şükrediyorum. Beni onunla beraber eyle layık olmasam da. Ya şükret. Ya şükredenlerle beraber ol. Zikret. Zikredenlerle beraber ol. Hamd et. Hamd edenlerle beraber ol. Hayırlarla beraber ol. Güzellerle beraber ol. Fatiha-ı Şerif'e de her gün diyoruz ya. Ya Rabbi. Bizi delalette eyleme. Amin. O inam ettin. O ihsan ettin. O salihler var ya. O peygamberler var ya. O veliler var ya. O senin sevdiğin kullar var ya. O Cebrail-i Mikail-i İsrafil-Azail. Diğer melekler var ya. Onlarla beraber peygamberler var ya. Onlarla beraber evliyalar, veliler, müminler, sahabeler var ya. Evet.
Bizi onlarla beraber eyle. Amin. Ya şükret. Ya şükredenlerle beraber ol. Hamd et. Hamd edenlerle beraber ol. Zikret. Zikredenlerle beraber ol. İman et. İman edenlerle beraber ol. Onlarla beraber ol. Onlar gibi yapmaya çalış. Onlar gibi olmaya çalış. Onların içine karış. Onların içine karış. Onlardan sayıl sen. Geliverir melaikeler sayarlar. Burada ne kadar var, şu kadar var. Tamam. Hepsi de buradan. Hepsi de buradan. Melaikelerden birisi der ki. Ya Rabbi burada felanca vardı. Seyretmeye geldiydi. Orası o zikrullah meclisi. O zikrullah halakası. Öyle bir halakadır ki. Öyle mübarektir ki. Orada bulunanları ayırmak. Allah'ın şanına yakışmaz.
Hepsini de affettim der diyor. Hepsini de affettim. Sen onlara karışmaya çalış. Onlardan, onlardan ayrılma. Bak Cenab-ı Hak peygamberine, peygamberini tehdit etti. Tehdit. Dedi ki ey Habibim. O gece gündüz Allah'ı zikredenler var ya. O gece gündüz Allah'ı hamd edenler var ya. O gece gündüz Allah'ı şükredenler var ya. O gece gündüz Allah'la alışveriş edenler var ya. Nefsini onların yanında tut. Onlarla beraber ol. Gece gündüz Allah yolunda koşuşanlarla beraber ol. Allah yolunda Allah diyenlerle beraber ol. Onların yanında ol. Onlardan sayıl. Onlardan sayıl. De ki ya Rabbi ben bunlardanım.
Ben Muhammed ümmetindenim. Beni Muhammed ümmetinden say. Ben gece gündüz bir zikrullah halakası buldum. Gece gündüz zikretmeye çalışıyorlar. Virtleri var sabah akşam çekiyorlar. Sayısız la la helallah demeye çalışıyorlar. Ya Rabbi beni onlardan bul. Beni onlardan tanı. Beni onlarla beraber eyle. Beni onların yanında eyle. Beni onlardan say ya Rabbi. Allah'a yalvar yakar. Onlardan ol. Bak Fatiha-i Şerife'de her namaz kılan yalvarıyor. Her Fatiha'yı okuyan buna yalvarıyor. Ne diyor? Ya Rabbi. Bizi o peygamberler, o veliler, o salihler, o müminler, o dervişler, o sufiler, o Allah diyenler. O gece gündüz hamd edip zikredenler var ya. Evet.
Bizi onlardan eyle. Bunu fiziki olarak da yap. Fiili olarak da yap. O gece gündüz zikretmeye, hamd etmeye, şükretmeye çalışanlardan ol. Heva, hevese kulağını burnunu verenlerden olma. Siyasetin kirliliğinde dolaşanlardan olma. Çıfıtlığın içinde, çirkinliğin içerisinde dolaşanlardan olma. Şeytaniyete kulağını verenlerden olma. Deccaliyete burnunu, kulağını, gözünü verenlerden olma. Ya sen Allah diyenlerle beraber olmaya çalış. Onlardan ol. Vezir gibi yol vuruculuğu sermeye edinme. Halkı namazdan alıkoyma. Sen bu soysuz haset, soysuz, haysiyetsiz, gambaz, vezir var ya. Hasedinden çatlayan, fitne ficir çıkaran, herkesi yolundan eden, herkesi dininden eden.
O vezir var ya, evet. Sakın o yol vurucudan olma. İnsanları Kur'an ve sünnetten uzaklaştıranlardan olma. İnsanların sufilikten uzaklaştıranlardan olma. İnsanları zikir halakasından uzaklaştıranlardan olma. İnsanları velilerin peşinden gitmekten uzaklaştıranlardan olma. Sakın sen yol vuruculardan olma. Sen bu şeyhi bırak bizim şeyhimize gel. Sen bu cemaati bırak bizim cemaatımıza gel. Bu cemaat cemaat değil. Bu hoca efendi hoca efendi değil. Bu şeyhefendi şeyhefendi değil. Bu yolda ne yapacaksın ki? Bunların hepsi de böyle. Aman buraya bırak sen. Ne yapalım? Ya boşlar kalbin temiz olsun senin. Yiyelim içelim rakı balık devam edelim. Kalbimiz temiz bizim. Yol vuruculardan olma.
Ne olursan ol. Yol vuruculardan olma. Sonları hep helak oldu. Yol vurucu olanlar hep perişan oldular. İnsanları ibadetlerinden alıkoyma. İnsanların zikrullahından alıkoyma. İnsanların kalplerini içine fitne koyma. Dağıtma. Topla. Dağıtma. Topla. İnsanların yolunu, insanların aşkını, muhabbetini keseceğim diye şeytanın işini yapma. Cebrail'in işini yap. Topla. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin işini yap. Allah muhafaza eylesin. O kafir vezir dini ölçüsü kesilmişti. Düzenle badem helvasına sarımsak katmıştı. İşte sen doğruyu söylüyorsun diyerekten insanlara yol vuruculuk yapma.
İnsanları yolundan uzaklaştırma. İnsanları dosdoğru yolundan etme. Yol vuruculuk yapma. İnsanların din helvasına sarımsak karıştırma. Fitne koyma insanların içine. Zikrullah halakasında oturan insandan ne istedin? Zikrullah'a giden insandan ne istedin? Namazını kılan insandan ne istedin? Haccına giden insandan ne istedin? Dinini yaşamaya çalışan insandan ne istedin? Yol vuruculuk yapma. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak bizi bunlardan muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi koruşun inşallah. Önümüzdeki hafta buradan devam edeceğiz. El-Fatiha. Hemen selamat.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi