mustafaozbag.org

646. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 6 Şubat 2020 · 1:14:07

Esselamün aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşâAllah. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Kahve içmeyeceğim. Ona göre yapmayın. Bir üstada intisaplı kimse üstadına danışmadan başka bir şehirde veya başka bir ülkede yaşamaya karar verirse, üstadını ve davasını satıp gitmiş mi olur?
Hiç alâkası yok. Biz böyle şeyleri çok önemsemiyoruz. Bir kimse normalde hür iradesiyle nerede yaşamak isterse orada yaşar, nereye göçmek isterse de oraya göçer. Bunda bir sıkıntı yok, bir problem yok. Normalde bunu bazen söylerim ben. Hani bir yerde ders yaptırıyorsa örneğin, o kimse buna haber vermez, izin değil bu, haber vermesi lazım. Yani demesi lazım ki ben bu şehirden göçüyorum, burada ders yaptırıyordum, burayı kimi tayin edeceksiniz? Biz onu oraya kimse onu tayin ederiz. Öbür türlü başka hiç kimsenin böyle izin almasına veya müsaade almasına gerek yok. İstişaret sünnet, yani gidip sorarsa ben böyle böyle bir şey yapıyorum, işte dua edin gibisinden.
Bu ayrı bir mesele ama normalde böyle izne müsaadeye ihtiyaç yok. Şimdi Darül Harp, Darül İslam hukuku var. Mesela Darül Harp, Darül İslam hukuku olursa, bir kimse Darül İslam'da yaşıyorsa, Darül Harp'i geçerken, oradaki devlet başkanına, siyasi olarak, siyasi devlet başkanına haber vermeli. Yani demeli ki ben filancı yere göçüyorum, ben filancı yere gidiyorum ve oraya gidebilir miyim? Çünkü normalde orada bir Müslümanın canı, malı, namusu, şerefi, haysiyeti, bu nereye kadar korunur? Çaylarınız da için nereye kadar korunur, nereye kadar korunmaz? Onu oradaki siyasi devlet başkanı buna karar verir. Mesela bu şimdi mevcut devletlerin uhdesinde ya, mesela, işte Türkiye Cumhuriyeti devleti ilan ediyor. Filancı yere, ziyaret, şey yapacak olan, seyahat edecek olan kimseler, işte dikkatli olsunlar.
Veyahut da oraya seyahat etmesinler. Neden? İşte orada bir kargaşa var. Orada onun can güvenliği, mal güvenliği sağlanamayabilir. Sağlanamayacağından dolayı, devlet de orayı yasaklayabilir. Buraya gitmeyin diyebilir. Veyahut da mesela işte Çin'de şimdi salgın var. Öyle değil mi? O ne virüsüydü? Koronavirüsü. Bir virüs icat ettiler. O virüsü icat ettikten sonra oradan da patlattılar. Adamların başına bela açtılar orada. Sardılar bir çorap, ördüler. Adamlar şimdi koronavirüsüyle uğraşıyorlar. Yani önceden tankla, tüfekle, uçakla vuruyorlardı ülkeleri. Şimdi bir virüste vuruyorlar. Şimdi devletler de ne yapıyor mu bu sefer? Oradan gelen bütün her şeyi ilaçlıyor.
Veya oraya hiç kimseyi göndermiyor. Veya oradan bir şey getirmiyor. Böylece oranın ülke ekonomisi de batıyor mu? Evet. Bir virüse bakıyor şimdi. Bu da onun gibi bir şey. Ya normalde devlet bunları yasaklayabilir mi? Evet. Ya bu konuda bir yol çizebilir mi? Evet. Bu darül İslam, darül harp noktasında da var. Bir kimse normalde darül harbet çıkarken, darül İslam'ın o noktada halifesinden izin almış olması lazım. Ama bu sufilerin içerisinde, bu benim ilk dervişlik yıllarında vardı bu. Yani bir kimse bir yerden bir yere gideceği zaman işte zakirine söylerdi, haber verir. İşte örnekliyorum abi ben Bursa'ya gidiyorum haberin olsun. O da Bursa'ya gidiyor ya işte Bursa'nın zakiri kim? Ex kimse. Ona diyordu ki ona git selam söyle. O da gidiyordu ona selamünaleyküm, aleykümselam.
Abi ben Bursa'ya geldim. Bir işim var. Ben işimi göreceğim. İşte abimizin de selamı var. Böyle bir hedef vardı. Bu hedef aslında kendi içerisinde, kendi dairesinde çok güzel bir şey. Hani bir bereket, bir lütuf, bir ikram, bir ihsan. Kardeşliğin, arkadaşlığın artmasıyla alakalı. Ama bu işi sonradan heva hevese döndürdü insanlar. Benim zamanımda bazı zakir kardeşler heva hevese döndürdü. Mesela adam bir yere gidecek. Ne işin var orada? Allah Allah. Ya adamın işini ne yapmaz soruyorsun. Özel bir işi vardır. Kimse konuşamayacaktır. Bir hastalığı vardır. Bir rahatsızlığı vardır. Veyahut da hiç kimseye açamayacağı bir problemi vardır. Bir şeysi vardır.
Ne işin var orada diye ne soruyorsun. Adam şimdi işini söylese bir dert, söylemese bir dert. Böyle sıkıntılar gördük biz. Ben yeni derviş olduğumda bu tip problemler vardı. O yüzden dergahın içerisinde bunu o ilk zamanlarda ilk kaldıran da benim. Yani insanların özel hayatlarına müdahale ediyor zakirler. Yani adamın ne işi varsa var, sana ne, neden soruyorsun? Yani kime gidecekse gidecek, sana ne, neden soruyorsun? Veyahut da adam İzmir'e gidecek. Ne işin var? Kimle görüşeceksin? Nereye gideceksin? Ya bunu söylemek zorunda değil bir kimse. Bu sefer böyle olunca ben arkadaşlara demiştim, ta bayındırdayken. Arkadaşlar bana sormayın bir yere gideceğiniz zaman. Benden izin almayın.
Benden izin almak zorunda değilsiniz. Bana sormak zorunda değilsiniz. Bu mevzus sonra Şeyh Efendi'ye gitti. Şeyh Efendi dedi, Mustafa Efendi böyle yapıyormuşsun dedi. Efendim herkes özelini soruyor insanların dedi. Ben bu yüzden böyle doğru söylüyorum dedi. Böylece bu hani edep, adap olarak koyulan şey bizde çalışmaz hale geldi. Tekrar söylüyorum. Bir kimsenin özel hayatına karışılmadığı müddetçe, yani işte diyelim ki Yusuf Bursa'ya gelecek. Ondan sonra ne işin var Bursa'da? E gelecek adam ya. Sana söylemek zorunda mı? Veya buradan ben Yusuf'a gideceğim Çanakkale'ye. Burada soracağım. İşte ben Çanakkale'ye gidiyorum. Hayırdır? Kime gidiyorum?
E Yusuf'a gidiyorum diyemeyeceğim. Desem Yusuf'a gideceğim. Ne işin var Yusuf'la? Ya sana ne? Bu özel bir şeye giriyor. O yüzden normalde istişare açık. Kimse bir şey yapacak. Gidip danışabilir mi? Evet gidip sorabilir mi? Evet. İşte ben filanca yere yerleşmeyi düşünüyorum. Bu konuda bana bir öneriniz var mı? Eyvallah. Ya mesela diyelim ki o kimse orada bulunan dervişleri tanımıyordur. Oradakileri tanımıyordur. Ona oranın zâkirine gönderirsin. İşte adamın Çanakkale'de bir işi var. Gelmiş diyor ki bana Çanakkale'ye gideceğim. Hayır Allah yolunu açık etsin. Orada şöyle bir işim var. Aa iyi öyle bir işim varsa işte açıyorum mesela zaman zaman.
Halit'i açıyorum ben böyle bir durum var. İşte üniversiteyle alakalı veya başka bir şeyle alakalı. Veyahut da işte İzmit'te şeyi açıyorum. Ne o? Cemil'i açıyorum veya Yusuf Hoca'yı arıyorum. Böyle böyle bir durum var diye. Bunlar normal. Yani bir kimsenin orada bir sıkıntısı var. Bir işi var. Görüşülebilir mi? Evet. İstişare edilebilir mi? Evet. Bunda bir sıkıntı yok. Giyiniş tarzı ile karşı cinsinin bariz bir şekilde cinsel tahrikine maruz kalan kişiler ahirette bu kişilerden hak talep edebilecek mi? Bu konuyu tamamen kadınlara bağlamak istemem ama daha çok kadınlar yapıyor bunu. Bu rahatlık nereden geliyor? Kadınlar büyük oranda sadece fiziksel temas ile cinsel olarak uyarıya geçerken erkekler ise sadece görsellikle bile uyarılmaları yeterli olur.
İnsanlar bu bilimsel verilerden habersiz oldukları için mi bu kadar rahatlar? Bizim ülkemiz demokratik, layık, hukuk devleti isteyen dilediği gibi, dilediği şekilde giyinme, dilediği gibi, dilediğini ne bileyim işte takma çıkarma gibi hakkı var. O yüzden biz bunu sadece insanlara nasihat ederiz Kuran-ı Sünnet tarihinde. Kadınların giyinme tarzı meydanda ne o işte içi görünmeyecek İslami olarak söylüyorum Hanefi fıkhına göre söylüyorum. Kadınların içi görünmeyecek yani ince giyinmeyecekler, vücut hatları belli olmayacak yani çok dar giyinmeyecekler. Yüz, el, ayak, müstesna her yerlerini örtecekler. Şimdi artık bu sadece kadınları bağlayan bir şey değil.
Bu şimdi tesettür erkekleri de bağlayan bir şey. Yani önceden kadınlar işte dar streç pantolon giyiyorlardı, dar streç kot giyiyorlardı. İşte kadınların uzuvları işte yani bu noktada görünüyordu. E şimdi erkekler farklı mı? Şimdi erkekler yani çok mu İslami giyiniyorlar? Şimdi erkeklerin de altında daracık streç, dar pantolonlar, dar kotlar. Yani önceden ben böyle sohbetlerde diyordum ki o kadın işte o kotun içine girmek için işte iki kat aşağıdan birisi tutması lazım. O da yukarıdan kendini atması lazım. Anca içine girer diyordum. Yani o kadın daracık çünkü.
Aynı şey şimdi erkekler için de geçerli. Erkekler hatta o kadar noktaya geldiler ki kadınları geçtiler. Ben bakmaya utanıyorum bazen erkeklere. Yüzümü gözümü çeviriyorum. Hele dervişlerde görüyorum daha da utanıyorum. Dervişlerde de görüyorum. Genç derviş arkadaşlar da ortaya açtı, derviş arkadaşlar da da görüyorum. Daracık streç pantolon giyiyorlar. Her tarafları meydanda. Derviş. Bu sadece kadınlara yönelik bir şey değil ki. Erkekler de yarışıyorlar bu konuda.
Daha darını giyecekler. Erkeklerin de bütün alt bölümü olarak, alt bölüm olarak, belden aşağısı vücutlarını sarıyor komple. Yani çok özür dilerim. Bütün organları belli olacak şekilde. Haram. Haram. Direkt haram. Erkeklerin de vücut organlarını meydana çıkaracak olan kıyafetler haram. Giyiyorlar şimdi erkekler de. Biz ha böyle kadınları konuşuyoruz. Bundan sonra erkekleri konuşacağız artık biz. Bildiğiniz streç. Yani erkeğin önü arkası sobelenmiş vaziyette belli.
Bir de öyle giymiş ya çünkü onun üzerine normalde bir de ya gömleği de kısa oluyor onun böyle kemerinin olduğu yerde veyahut da tişörtü kemerinin olduğu yerde. Yani çok özür dilerim arkası komple meydanda. Önü de komple meydanda. Bildiğiniz streç pantolon giymiş, streç işte şey giymiş, kot giymiş. Yapışmış vücuduna. Absürt renkler. Erkeklerde de var. Bu giyim tarzı da İslami değil. Üzerlerine işte şey ne o, tişört giyiyorlar. Tişörtün adı oldu bluz. Erkeklerde de. Daracık, incecik. Onların da vücut hatları meydanda üst tarafında. Hele bir de hafif göbekleri var.
O gömleklerinin, o düğmelerinden göbekleri de fışkırıyor ya böyle. Göbeğin var bari o kadar daracık giyme bari. Fışkırmasın göbeğin şeyden. Bu kadınlarda da var. Göbeği fışkırıyor, daracık giyiyor onu. Göbek fışkırıyor. Düğmeler patlıyor önden. Kadınlarda da, erkeklerde de. Giyme ya, yapma. Yakışmıyor, rezil oluyorsun. Bu kıyafet değil. Bu cehalet, bu bağnazlık bu. Bu cehaletle bağnazlık başka bir şey değil. Allah muhafaza eylesin. Bir de bunu derviş kardeşlerde görüyorum, üzülüyorum. Özenmeyin. Tarkan mı olacaksınız? Özenmeyin, giymeyin. Yani hadis-i şerif var ya, siz adım adım onlara benzemedikçe kıyamet kopmaz.
Onlar kim ya Resulallah? Hristiyanlar ve Yahudiler mi? Evet. Ya adım adım benziyoruz. Amerika cezaevlerinde, çok özür dilerim, eşcinsellerin pantolon stilini, Amerikan cezaevlerinden çıkmadır. Düşük bel erkeklerdeki pantolon, Amerikan cezaevlerinde eşcinsellerin, yani kendini kadın hisseden veya kadın gören, kadın gibi kullandıranların pantolon şeklidir. Düşük bel kemer, Amerikadan çıkmıştır bu. Bakın bunun çıkış yeri Amerikan cezaevleridir. Açın araştırın bakın. Bu Amerikan cezaevlerinde, yani kadınlaşmış olan erkekler böyle pantolon ve kot giyiyorlar Amerikan cezaevlerinde. Bunlar eşcinsel. Bunlar dışarı çıktığında aynı şekilde devam ediyorlar.
Ya moda hakkı mı yaptılar bununla? Ne yapıyorlar? Erkekleri çok özür dilerim, eşcinsel noktaya getiriyorlar. Yani adam koskoca, adam gencecik adam neyse. Yani hemen böyle kalçasının bittiği yerde pantolon başlıyor. Eğiliyor, arkasının çatalı görünüyor. Bir de üzerine gömlek, mömlek bir şey giymiyor, iş çamaşırı yok. Eğildiğinde çatalı görüyorsun adamın. Haram ya, haram. Bakana da haram, açana da haram. Ya açmasın, bakma kardeşim, bakmak da haram. İmam-ı Azam rivayet edilir. İmam Muhammed'in yüzüne uzun süre bakmamış. Küçücük yaşta gelmiş çünkü medreseye.
Sonradan bir baktığında bakmış ki sakallı. Senin ne zaman sakalın çıktı demiş yıllardan sonra. Yani o kadar yıl geçmiş. O gencecik İmam Muhammed'in sakalı çıkmış, sakal bırakmış. İmam-ı Azam onun yüzüne bakmıyor. Neden? Genç bir erkek çocuğunun yüzüne şehvetle bakmak da haram. İmam-ı Azam kendini korumak için talebesinin yüzüne bakmıyor. Şimdi İmam-ı Azam'a da laf söylüyor bu Müslümanlar da. Yani talebesinin yüzüne bakmıyor. Neden? Genç parlak talebe daha sakalı çıkmamış. Şimdi toplumun geldiği yana bakın siz. Bugün haberlerde okuyorum tüylerim diken diken. Bir adam üç yaşındaki kızını taciz ediyor. Üç yaşındaki kızını.
Bir baba beş yaşındaki, yedi yaşındaki, on yaşındaki kızıyla cinsel ilişkiye gireceğim diye uğraşıyor. Bunları söylemeye utanıyoruz biz. Haberlerde okurken tüylerimiz diken diken oluyor. Sapıklıkta sınırımız kalmadı. Sapıklıkta sınırımız yok. İslam ülkesiyiz. İslam ülkesiyiz sözde. Müslümanlar bu ülkede Müslüman çoğunluk var. Sapıklıkta sınır tanımıyoruz. Cahil Müslümanlar. Okutulmamış, eğitilmemiş. Sapkın. Kendi kendime üzülmekten başka bir derdim de yoktu zaten.
Bunları okuyorsun, medyaya bakıyorsun, gündeme bakıyorsun. Diyorsun ki ya nasıl aldanıyor Müslümanlar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu tesettürle alakalı mesele erkekler için de geçerli. Erkekler de düğmelerini açıyorlar aşağı kadar. Şimdi İbn-i Abbas'ın sözünü söyleyeceğim. Yani ortalık yıkılacak. Açın helallar haramlar. Heytemin'in helallar ve haramlarını açın. Heytemin'in helallar ve haramlarla alakalı eşcinsellerle alakalı bölümünü açın. Oradaki bölümde eşcinsellerin o gün için 1400 yıl önce nasıl davrandıklarına bakın. Aynı şekilde bugün de öyle davranıyorlar. Orada diyor ki eşcinselleri anlatırken hani kadınlaşan erkekleri anlatırken diyor ki onlar gömleklerinin düğmelerini aşağı kadar aşağı doğru açarlar.
Ya ben bunu yeni Müslüman olduğumda okumuştum. O zaman için bir iki tane gömlek düğmesini açardım ben önceden. Ya bunu okuyunca ben komple düğmelerimi kapattım. O gündür bugündür kapalı. Şimdi erkekler göğüs kıllarını komple tavuk gibi yoldurup öne doğru düğmelerini açıyorlar. Tamam fıtratın dışında çok böyle olağanüstü bir şekilde adam kıllı tüylüyse onların yoldurmasında bir beis yok.
Fıtrata uygun hale getirecek. E millet kadınlar gibi ağda yapmaya başlamış artık. Komple erkekler vücutlarını ağda yaptırıyorlarmış. Kimisi de soruyor bunu ha maille soruyorlar. E bir erkeğin komple vücudunu ağda yaptırması caiz midir değil midir? Uğraştığımız meselelere bakın. Birisi de başka bir şey sormuş. Yani bir kadın bunu yapabilir mi diyor soruyor.
Hani kuaförler var ya şimdi bunları yapanın kimseler. Yani bizde diyor hani tıptan karar veriyorlar. Yani bizde tıpçı gibi olsak hani erkeklerin mahrem yerlerinde görmüş olacaklar tıpçı şey ya. Yani çok özür dilerim yazdım sen ürolog musun dedim. Yani sen ürolog olsan iyi bak neresine bakacaksan adamın. Bu hale geldik Allah muhafaza eylesin. O yüzden erkekler de kılık kıyafetlerine tesettürlerine dikkat edecekler. Fitne zamanı evinizden ayrılmayın. Adem'in oğlu Habil gibi olun. Ebu Davud İslam devletinde olmadığımız için bu durumda nasıl hareket etmeliyiz? Bunlar bir insanın kendince kendisine verecek olduğu iştihatlar. İki bağlı bulunduğu bir Darül Harpte Darül Harp İmamı varsa onun verecek olduğu bir iştihat.
Türkiye'de Darül Harp İmamı yok. Öyle olunca normalde bir kimse bunu kendi kendisine iştihat edebilir mi bu hadislerden? Evet. Normalde bir kimse fitne zamanı evine kapanabilir mi? Evet. Ebu Zerif gifariye diyor. Yani böyle bir zaman geldiğinde ne yaparsın deyince Ne yapayım ya Resulallah kılıcımı omuzumu almayayım mı diyor. Hayır diyor. Sen kılıcını şeyde ne o? Pırıltısını bile sakla evinde diyor. Beni öldürmeye gelirlerse diyor. Habil gibi ol diyor. Yani onu öldürmeye gelirlerse Habil gibi ol. Bu bir hadis-i şerif. Evet. Ama siz bir kötülüğü gördünüzde elinizde mümkün değilse Dilinizde o da mümkün değilse kalben buz ederekten önlemeye çalışınız.
Bu da bir hadis-i şerif. Yani kötülüklerle mücadele etmek, kötülüklere karşı gayret sarf etmek. Bu da bir hadis-i şerif. Ha bir kimse burada kendince iştihat edecek. Diyecek ki yani ben evimde oturmak istiyorum. Bu mevzulara suya sabuna dokunmayayım. Hakkıdır. Ona neden sen evinde oturuyorsun? Neden suya sabuna dokunmuyorsun? Deme hürriyetimiz ve selayetimiz yok. Dinde zorlama yok. Bak ara. O yüzden zorlayamayız bir kimseye. Ha bir kimse de şunu diyebilir. Yani bu ülke benim, bu memleket benim. Ben her türlü İslam dışı şeyle mücadele edeceğim. Kendimce nasihat edeceğim, gayret edeceğim. Kendimi de geliştireceğim. Etrafıma da bu noktada faydalı olmaya çalışacağım der.
Bu bence daha üstünü. Bence bu daha faziletlisi. Bu yolu seçebilir. Ben bu yolu seçenlerdenim. Ben yangın var dedim, yürüdüm. Bu noktada o yolu seçtim kendimce. Bugüne kadar Cenab-ı Hak'a hamdolsun yürümeye gayret ettik. E bu tabi kolay bir şey değil. Bu yolda böyle yürümek. Yani ben kötülerle, kötülüklerle mücadele edeceğim. Ben İslam'ın hem ahlaken, hem hukuken, hem siyaseten hakim olmasını istiyorum. Bu konuda gayret edeceğim. Hem nefsimle mücadele edeceğim. Hem içeride hem dışarıda bu mücadeleye devam edeceğim. Deyip de yola koyulmak gerçekten zor. Yani bu böyle insanlara davet edilecek bir yol değil yani.
O yüzden ben herkes ders alsın, herkes gelsin diye bakmam. Bir kimse gidiyormuş, serbest bırakırım. Adam katlanamıyor. Sen gelmeyebilirsin kardeşim. İşte ben aktif olmak istemiyorum. Olmayabilirsin kardeşim. Evinde oturmak istiyorum. Oturabilirsin. Ben derslere gelmesem, evimde dersimi çeksem olur mu? Olur kardeşim. Ben koşuşturmasam olur mu? Olur kardeşim. Nasıl canı istiyorsa öyle yap. Sebep? E burası Türkiye. Veya komple İslam dünyası aynı. Sen gerçekten Allah diyorsan, bir yerlerde başına çorap örülebilir senin. Bir yerlerde sıkıntı yaşayabilirsin. Problem yaşayabilirsin. Yani sonuçta la ilahe illallah diyorsan, istersen tevhidin birinci basamağı olan la ilahe illallah da ol.
İstersen tevhidin ikinci basamağı olan la ilahe illallah da ol. İstersen tevhidin üçüncü basamağı olan la ilahe illallah da ol. İstersen tevhidin üçüncü basamağı olan la ilahe illallah da ol. Yani bu noktada senin nerede hangi dairede olursan ol, başına sıkıntı gelir. Gelmiyorsa ben derim ya imanını sorgula diye. Bir şahsın başında, bir topluluğun başında bir problem yoksa, bir sıkıntı yoksa, bir bela yoksa, bir musibet yoksa, bir dert yoksa, bir şahıs kendini sorgulasın, iki topluluk kendini sorgulasın. Sebep o iman üzerine değildir. Adem'den itibaren bütün peygamberler iman üzerinedir ve bütün peygamberler bela, musibet, sıkıntı, dert, gam, kasvet, her türlü imtihanla imtihan edilmişlerdir.
Sıkıntısız, dertsiz, problemsiz hiçbir peygamber yoktur. İçinde bulunduğu sistemle, tağuti, müşrik sistemle problem yaşamayan hiçbir peygamber yoktur. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Mekke'den sürülmüş bir peygamberdir. Gözünün nuru, kalbinin bu noktada en mütecelli yerinde duran, Beytullah'ta arkasına bakaraktan, selam vererekten yürümüş gitmiş bir peygamberdir.
O yüzden hangi peygamberin başına bir şey gelmemiş ki? O yüzden bir kimse La ilahe illallah Muhammedun Resulullah diyorsa bir şey gelir başına. Gelmiyorsa zaten kendisini bu noktada sınasın veya bir topluluk başına bir şey gelir. Gelmiyorsa kendi kendini sınasın. Geçmiş ümmetlerin başına gelenler sizin başınıza gelmeden cennete mi gireceğini düşünüyorsunuz?
Gelecek. Geçmişteki insanların başına gelenler sizin başınıza gelmeden Allah'a vuslat mı olacağınızı zannediyorsunuz? Hayır. Bu noktada herkes bundan nasibini alır. O yüzden mücadeledir Adem'den itibaren. Bir tarafta iyiler vardır, bir tarafta kötüler vardır. Adem'den itibaren bütün peygamberlerin yoludur. Bir tarafa hak ve hakikate yönelmiştir. Hak ve hakikate yönelenler bir taraftadır. Hak ve hakikatin karşısında olanlar bir taraftadır.
Bu iş değişmemiş ki. Ortası yoktur bunun. Bakın şey olarak, fikir olarak, düşünce olarak ortası yoktur. Ya sen iyi yoldasındır, iyilerle berabersindir ya da kötü yoldasındır. Fiiliyatlar üçe ayrılır. Burayı karıştırmayın. Yani insanın fiiliyatları üçe ayrılır. Bir, haram olan fiiliyatlar. İçki içmek gibi, kumar oynamak gibi, livata yapmak gibi, zina etmek gibi, yalan söylemek, haramla iştigal etmek, gıybet etmek, dedikodu etmek gibi.
Bunlar nedir? Haram olan şeylerdir. Bir de helal olan şeyler vardır. Allah'ın farzlarını yerine getirmek gibi. Bunlar helaldir. Hadis-i şerif vardır ya, İslam'da haramlar bellidir dinde. Helallar da bellidir. Şüpheliler vardır ki siz onlardan sakınınız. Bakın üçüncü kısım şüpheli kısmıdır. Şüpheli, yiyeceklerde şüpheli, içeceklerde şüpheli olanla, giyeceklerde şüpheli olanla veya bir fiiliyatta bir amelde şüpheli olan.
Siz de diyor bunlardan uzak durunuz, takva da budur diyor. Şüphelilerden uzak durmak diye. Hadis-i şerifte. O yüzden şimdi fiiliyatlar üçe ayrılır. Helal olanlar, haram olanlar, şüpheli olanlar. Bu fiiliyatla alakalıdır. Ama düşünce, iman, o normalde akaitle alakalı şey ikiye ayrılır. Nedir? Ya sen haram yoldasındır. Kur'an'da, sünnette, ondan sonra Allah'ın emrettiği gibi peygamberlerin yolundasındır. Ya da sen tağutun yanındasındır, zulmün yanındasındır, küfrün yanındasındır. İkisinden biri. Sen nerede olduğuna bak. Bakın sen nerede olduğuna bak. O yüzden fitne zamanı. Bir kimse evinde oturabilir mi? El cevap oturabilir. Bu konuda kendi kendisine bu iştihadı verse hata yapmış olabilir mi? Hayır. Hadis var hakkında. Bir kimse hayır ben kenarda oturmayacağım. Ben Kur'an ve sünnet mücadelesi vereceğim.
Yürüyeceğim hak ve hakikat yolunda Allah'ın dinine yardım edeceğim diyebilir mi? Evet. Benim için bu büyük cihat. Eyvallah. Benim için bu büyük cihat. Ama bir başkası bunu böyle görmeyip evinde oturabilir mi? Evet. Fitne zamanında oturanın fitnesi ayakta durandan hayırlı olur. Hadisini anlayamadım. Ya normalde bir kimse ortalıkta fitne var, fitneye su taşıyor. Fitneye yardımcı oluyor. Fitneye yardımcı oluyorsa onun oturması daha evla.
Yalan bir sözü dolaştırıyor. Elden ele, dilden dile. Veyahut da haram bir toplantı var. O toplantıya iştirak ediyor. Haram bir nümayiş var. Millet çıkmış sokaklara yakıyorlar, yıkıyorlar. Sen otur evinde. Yakıp yıkmaya gitme. Ama bir yerde de Kur'an ve sünnet var. Kur'an ve sünnet yolunda koşmak var. Bu benim kendimcesi. O zaman durma durduğun yerde koş. Allah bizi onlardan eylesin.
Diş dolgusu caiz midir? Guste etkisi nedir? Eğer caiz değilse dolgusu olanlar ne yapmalıdır? Diş dolgusu tüm mezheplere göre caizdir. Her ne kadar İmam-ı Azam'ın böyle söylemediğini iddia edenler varsa da, bunu el ihtiyarı yazan, sonradan Hanefi fıkıhının hemen İmam-ı Azam'dan sonra gelenler şert düşmüşler. Bu konuda İmam-ı Azam'ın böyle demediğine dair. Ama deyip dememesi önemli değil. İmam Muhammed ve İmam Yusuf'un bu noktada ortak fetvası var diş dolgusunun caiz olduğuna dair. Zaten Şafi'de, Maliki'de, Hanbeli'de caizdir. O yüzden Hanefi'de de diş dolgusu caizdir. Diş taktırmak caizdir. Kaplama yaptırmak caizdir. Bunda bir sıkıntı yok. İşte ya yaptırırken gusül etmek zorunda mıyız? Değilsiniz. Bunu böyle nasıl söyleyeyim? İhtiyaten söylemişler.
Neden değilsiniz? Çünkü dişin dış yüzeyi oluyor dolunca. Benim ağzımda dolgu var mesela. O üstü dişin üst düzeyi hükmünde oluyor. O yüzden o dişin hani oyuk olmuş olsa o oyuğun içerisine su değecek. Aslında çürük dişliler, çürük dişliler. Eğer çürükleri nohut tanesinden fazlaysa onun içine su girip girmediğini bakacaklar. Ama bir dişte nohut tanesinin adam böyle büyük dişliyse bakacak ona. Öbür türlü küçücük bir çürüğü var. Şimdi şüphe edip de o küçücük çürüğü olanlar içine su değdirmek zorundayız demesinler. Çünkü dişin üstünde veya ağzın içerisinde nohut tanesi kadar bir yere su değmezse, Hanefi'ye göre gusül gusül olmaz. Öbür türlü gusül gusüldür. E şimdi dolgusu olan üstü, dişin yüzeyi olmuş oldu.
Çünkü o tak çıkar değil, doldurdu, kapattı üstünü. Doldurup kapatınca ne oldu? Dışinin yüzeyi hükmünde oldu. Onun içine su değecek diye bir kaydı yok, gusül şartı da yok. Ama eskiler bunu böyle bir ihtiyaden koymuşlar, bir kimse gusül ederse eder. Abdest olursa olur, bunda bir sıkıntı yok. Caiz değilse dolgusu olanlar ne yapmalı? Yok bu noktada caiz dolgusu olmayanların, dolgusu olanların bir şey yapmalarına gerek yok. Haklarınızı helal edin. Helal olsun. Bu ara gündem kalabalık ya, ondan sonra tekke ile alakalı. O yüzden arkadaşlar sakin olsunlar. Başlarındaki vazifeli kardeşlere tabi olsunlar. Hiç kimse kendi kafasından bir şey yapmasın. Hiç kimse kendi kafasından bir eylemde de bulunmasın. Bu kesin, ben bunu yıllardır söylerim, yine söylüyorum.
Arkadaşlar, hiçbir noktada hiç kimseye hakaret edip küfretmeyin. Haklı davanızı haksız yere götürmeyin. İçinizden bir tanesi, iki tanesi böyle bir şey yapıyor, yapıyorsa bütün arkadaşları ve grubu zan altında bırakıyor. Yapmayın. Bunu defalarca söylüyorum, yine söylüyorum. Mustafa Özbağ'ın kendi şahsını korumaya çalışmayın. Tekrar söylüyorum.
Mustafa Özbağ'ın şahsını korumaya çalışmayın. Mustafa Özbağ'ın şahsıyla alakalı da bir mücadele etmeyin. Laflaşmayın. Eleştirmeyin. Bırakın kim ne söylüyorsa söylesin. Benim mücadelem Kur'an sünnet dairesinde. Bilebildiğim kadar, yapabildiğim kadar. Benim başka bir derdim yok. Mustafa Özbağ'ın kendi şahsıyla alakalı bir derdim yok benim. Benim derdim Kur'an sünnet vatan millet.
Benim başka bir derdim yok. Bütün Türkiye benim aleyhimde konuşsa, umurumda değil benim. Ben söylediğimin ve yaptığımın Kur'an ve sünnete uygun olup olmadığına bakıyorum. Onu analiz ediyorum. Eğer söylediklerim Kur'an'a, sünnete, imamların iştahına, akaid imamlarının tersine bir şeyse ben oradan geri dönerim. Bu ayıp değil. Bu beni küçültmez. Bu beni büyütür daha. Benim öyle bir derdim yok. Hani rüyayla alakalı fırtına koparıyorlar ya, rüyetullahla alakalı. Bu konuda bir sürü, ben onu yıllar önce çok özür dilerim. Zaten Allah affetsin okumuşum zaten onu ben. İzmir'de ilahiyet profesörleri dahi ona cevap veremedi orada. Ben sonra onlara bir risale hazırladım, gönderdim.
Dedim açın okuyun, varsa itirazınız yazın dedim ben. Onlar dahi itiraz edip yazamadılar. Bu rüyetullahla alakalı konuşanlar din bilmiyorlar, tasavvuf bilmiyorlar, cahil insanlar. Bakın cahil insanlar. Din cahili bunlar. Bunlarla mücadele etmenize gerek yok. Adam din cahili. Yani koca adam Bursa müftüsü olmuş. Bursa müftüsü kendi İslam ansiklopedisinden haberi yok.
Koca Bursa müftüsü İslam ansiklopedisinde geçen hadislerin İslam ansiklopedisinde geçen, bakın fetvalardan haberi yok adamın. Okumamış adam. Okumadan bilenlerden. Zaten bu müftüler dosdoğru zaten okumuş ilim adamı olmuş olsalar bu toplum böyle olmaz. Kızıyorlar sonra bana. Ondan sonra diyorlar ki diyanete taş attı. Ya kardeşim diyanete taş atmıyoruz.
Maaş aldığınız, çoluğunuzu, çocuğunuzu beslediğiniz kuruma dosdoğru hizmet edin. Oradan maaş alıyorsun. Senin işin ne? Bu insanlara doğru dini aktarmak. Rüyetullah. Ehli sünnete göre hak mıdır? Evet. Hakkında hadis var mıdır? Evet. Ben şia değilim. Onlar kabul etmez. Ben mütezzile değilim. Onlar kabul etmez. Ben cebriyeci, kaderiyici değilim. Onlar kabul etmez.
Ben rafizi değilim. Onlar kabul etmez. Ben harici değilim. Onlar kabul etmez. Bakın onlar kabul etmez. Diyanet teşkilatı ehli sünnet olarak biliyoruz. Ehli sünnet olarak bildiğimiz diyanet teşkilatı kabul etmiyorsa Bir, Diyanet teşkilatı şianın mı eline geçti? Rafizilerin eline mi geçti? Kaderecilerin eline mi geçti? Mütezzilerin eline mi geçti? Mürciyenin eline mi geçti? Cebriyecilerin eline mi geçti? Kimin eline geçti?
Ya da şahsın kendi özel bir hatası. Öyle göreceğiz. E şimdi koskoca Bursa mühtüsü bunu bilmiyorsa ya bundan ne uğraşacaksın ya? Ne şikayet edeceksin ya? Adam ekmeğinden olmasın ya? Ya bunun gerek yok buna. Anlatabildim mi? Yani hakaretle değil, ilimle gerek yok. Bir tane iki tane değiller. Yani biz Kur'an'ı, sünneti, akaidi, fıkıhı, tasavvufu bilmeyen bir toplulukta yaşıyoruz. Arkadaşlar tekrar bunu tekrar tekrar tekrar ediyorum.
Bizim yaşadığımız toplum, Kur'an'ı, sünneti, fıkıhı, akaidi ve tasavvufu bilmeyen bir toplumda yaşıyoruz. Biz bu topluluğa doğru Kur'an'ı, doğru sünneti, doğru fıkıhı, doğru akaidi, doğru tasavvufu anlatacağız diye uğraşıyoruz. Buna sabır lazım. Buna sabır lazım kıymetli kardeşlerim. 34 yıldır ben bununla uğraşıyorum. Buna sabır lazım. Ben yıllardan beri size de söylüyorum. Bütün herkese söylüyorum. Diyorum ki Kur'an'a, sünnete, imamların fıkıhına ve kelam alimlerin bu noktadaki iştahatlarına uymayan bir halimiz var ise, uymayan bir sözümüz varsa Allah için önümüze getirin, biz ona uyalım. Vay işte Atatürk'le konuşmuş ya, Atatürk'ü rüyamda gördüm bile demedim.
Ya bir insan rüyasında görmediği bir şey gördüm der mi zaten? Demez. Açın bakın. Ama onlar illa Atatürk'le rüyasında görüşmüş. Atatürk'le rüyasında görüşen değil, Atatürk'ün ruhunu çağıran Fesli Kadir Mısırlıoğlu. Onu bir bizim Mehmet Emin verdi bana. Dedi ki ya bak böyle böyle dedi. Ya Kadir Mısırlıoğlu kendisi oturmuş sohbette anlatıyor. Diyor ki bir adam vardı ruhları çağırıyordu diyor cinli taifesinden. Atatürk'ün ruhunu çağırdı diyor. Gel dedi diyor. Ve sorduruyor Kadir Mısırlıoğlu, açın ben Twitter'da paylaştım. Atatürk'ü konuşturuyor. Kim? Kadir Mısırlıoğlu. Ulan Kadir Mısırlıoğlu Atatürk'ü cinli taifesiyle beraber konuşturuyor caiz.
Mustafa Özbağ konuşturunca tuğ kaka ilan ediliyor her yere. Kadir Mısırlıoğlu gel bakayım Atatürk'ün ruhu buraya diyor. Geliyor. Sen ne yapıyorsun? Vay ben ne azaplar çekiyorum diyor. Dinleyin mi? Eee? Bu doğru. Kimse laf söylemiyor Fesli'ye. Öldü gitti. Kadir Mısırlıoğlu'na bir laf söylen yok. Mustafa Özbağ bir şey deyince. Halbuki orada edebiyat var. Bu toplum edebiyatı da bilmiyor. Yıllardan beri okuyorsunuz. Lafanten Karge'yi konuşturuyor. Lafanten Tilki'yi konuşturuyor. Lafanten Aslı'nı konuşturuyor. Lafanten oradaki adamları konuşturuyor. Bütün din alimleri, büyük mutasavvuflar birilerini konuşturmuşlar.
Ya bırakın Mustafa Özbağ da Atatürk'ü konuştursun ya. Kötü bir şey söylemedik. Ben sordum o cevap verdi. Dedim paşam ne diyorsun bu Atatürkçülerle alakalı? Ben bunları böyle söylemedim dedi. Ben bunu rüya diye söylemedim zaten. Rüya diye söylesem diyeceğim ki ya ben rüyamda, ben derim ki rüyamda ben böyle gördüm.
Ulan üç beş tane zibidi gazeteciden mi korkacağız? Rüyamızı mı saklayacağız? Rüyamızı da görürsek söyleriz. Mustafa Özbağ kimden çekinmiş? Üç beş gazetecisi zibidisinden mi çekinecek? Üç beş adamdan mı çekinecek? Onlar zaten kleve kahramanı. Oturlar, hakaret ederler. Müşriklerin adetidir o. Benim yerim belli, adresim belli, her şeyim belli. Gerçi bir şey yapacak olan yapsın. Yanımda koruma yok, bir şey yok. Ben birileri gibi mahkemeye bile giderken altı yedi kişi yanımda gitmiyorum. Hem uyuz itler gibi korkacaklar. Benle karşılayacakları zaman altı yedi tane etrafına adam toplayıp gidecekler. Kilitli kapıların arkasında durup geldi mi diye ödleri kopacak.
Beni gördüklerinde iki yüz metre ileriden böyle takip edecekler. Ben yavaşlıyorum gelmiyor arkamdan. Ben dönüyorum duruyor. Neden? Haksız çünkü. Eee yani Atatürk'ü gördüysem gördüm derim rüyamda. Görsen ne olacak? Atatürk rüyada görülmez mi? Allah görülür, peygamber görülür, veliler görülür, şeytan da görülür, cinniler de görülür, melekler de görülür.
Atatürk de görünür rüyada. Görünür. Atatürk rüyada görünmez diye Atatürk bir kanun mu koydu gitti? Atatürk halde görünmez diye bir kanun mu koydu gitti? Atatürk'ün rüyada halde görünmesi Atatürkçülerin isniyatifinde mi kaldı? Ulan bunlar bizim rüyamızla da mı karışacaklar? Bu ne cahillik vela? Bu millet dediğini bilmiyor ya. Vay Atatürk'ün rüyasında görmüş de işte. Haa görsen ne olacak? Ne yapacaksın? Asacaksın mı beni? Hazreti Peygamber gitmiş.
Ey Utbe! Ey Şeybe! Kuyunun başında, kuyunun başında. Hepsini katlettirmiş Bedir'de. Kuyunun içine doldurmuş. Kuyunun başına gidiyor. Kafirlerin orada kuyunun içerisinde olanların birer birer isimlerini sayıyor. Utbe! Şeybe! Felanca! Şimdi diyor anladınız mı? Şimdi gördünüz mü? Şimdi şehadet ettiniz mi? Benim hak peygamber olduğuma diyor. Neymiş de? Ondan sonra ölüler duymazmış. Neymiş de? İşte bir de kendi ağızlarıyla söylüyorlar. Müşrik ölüler duymazmış. Ulan sen Atatürk'ü müşrik ettin o zaman. Ölüler duyar.
Diri mi zanneden ahmak ölüler duymazlar. Onlar sağırdır çünkü. Ölüler görür. Görüyorum zanneden diri ahmaklar. Kördür. Hayette sabittir. Onların gözleri vardır görmezler. Onların kulakları vardır duymazlar. Ama öbürkünler görür ve duyar. Millet cahil. Haydi! Atatürkçüler rüyasında konuşan adam. Ölüyorum gülmekten bazen. Ne olmuş? Konuşamaz mı insan ya? Senin de maneviyatın olsun, senin de gücün olsun konuş. Senin de manevi halin olsun konuş. Sana konuşma diyen mi var?
E sen Mustafa Özbağ bunu göremez diyorsan. İnanma kardeşim. Sana inan diyen var mı? Vay işte kendisini Allah gördü. Haşa ya. Adam başını sonunu bilmiyor. Rüyetullah hak kardeşim. Hazreti Peygamber dair diyor. Sallallahu aleyhi ve sellem. Ben diyor Allah'ı genç delikanlı suretinde gördüm rüyamda diyor. İmam-ı Azam gördüm diyor. 99 sefer gördüm diyor. İmam-ı Tirmizi gördüm diyor. Hadisler var görüleceğine dair. İslam dünyasının bir kısmı kabul etmiyor. Kabul etmeyenleri de sıraladım. E bu konu nerede konuşuluyor? İslam İzmir'de ilahiyet fakültesinin, ilahiyet fakültesinde konuşuluyor. İlahiyet fakültesinde. Konuşmacılar kim? İlahiyet fakültesinde birisi tefsir hocası, birisi din psikolojisi profesörü, birisi hadis hocası, birisi tasavvuf kürsüsü başkanı, adamın kitapları var.
Birisi hadisçi. Onlarla konuşuluyor. Bu işin ilmiyle iştigal eden kimselerle konuşuluyor. Gazeteci bozuntularıyla değil. Üç beş tane hergele değil. Ya bu işin ilmini yapan insanlar. 9 Eylül Üniversitesi'nde her biri kendi dallarında kürsü başkanı. Bu mevzu orada konuşuluyor. Profesörler orada bir şeye cevap veremediler. Dışarı çıktılar. İşte cennette görülecek filan dediler. Hocam dedim, mesele değil. Önümüzdeki aya dedim, gelin. Tezlerinizi dedim, koyun ortaya. Gazemir'de dedim, sohbet devam ediyor. Gelin, tezlerinizi koyun. Önüme koyun dedim, tezlerinizi konuşalım. Ben önümüzdeki ay dedim, tezlerimle geleceğim.
O sohbetten bir ay sonraki Gazemir sohbetini açın. Gazemir sohbetine ben bütün tezleri aldım, delilleri aldım. Hiçbirisi de gelmedi. Orada oturdum, çatır, çatır, çatır, çatır konuyu anlattım. Bakın o sohbetten bir ay sonra Gazemir sohbeti kayıtlarda varsa çıkarın. Delilleriyle orada anlattım. Orada delilleriyle anlattıktan sonra o koca koca profesörler onlara cevap veremediler. Hatta dedim ki bugün hiçbirisi gelmedi. Bir dahaki ayağa dedim, gelebiliyorlarsa buraya gelsinler. Delillerini burada aktarsınlar, anlatsınlar dedim. Oraya da gelmedi. Bir dahaki ayağa da gelemediler. Neden? Kardeş, heva hevesten konuşma.
Profesör olabilirsin. Bana delille konuş. Bana Kur'an'la, bana sünnetle, bana akaid alimlerinin fetvasıyla, bana fıkıh alimlerinin fetvasıyla konuş. Bana işkembe-i kübradan konuşma. Bana heva hevesten konuşma. Bana cehaletten konuşma. Haydi gündem oluşturacaklar ya. Gündem Mustafa Özba. Uçuruyorlar ortalığı. Hiç kimse de bir kallığın kolu, hani üzüm yemek değil, bacıyı dövmek işleri. Ya bu mevzu ne? Sormuyor. Bakın burada ben kendim anlatıyorum şimdi. Bakın olaylar manzumesini anlatıyorum. Tarih veriyorum size. Eee yok. 3-5 tane hergele gazeteci alıyor, Türkiye'yi gündem yapıyor. Eee yapın.
Verilmeyecek hesabımız yok. Bakın verilmeyecek hesabımız yok. Ne yapıyorsanız yapın. Biz Kur'an sünnetten geri dönmeyeceğiz. Bunun sözünü biz ezelde vermişiz. Ben kendi nefsim için söylüyorum. Ben üflendiğinde vermişim orada söz. Orada akdimi bozayım şimdi. Üç günlük dünya için. O yüzden Kur'an sünnete uyacak kardeşim herkes. Atatürk'le de konuşulur. Rüyada da görülür. Ne görülmesin? Konuşulur da ne konuşulmasın? Kadir Mısırlı konuşuyor da, insanlar inanıyor da, bir başkasının konuşmasına mı inanmayacaklar? Herkes görülür rüyada. Maneviyatı, metafizi, kuvvetli olanlar görür.
Daha ilerisini söyleyeyim mi? Daha ilerisini söyleyeyim size. Şu zikrullah alakasında var ya, adamın maneviyatı kuvvetliyse, kimi isterse görüşür, konuşur onunla. Bir başkası buna inanır, inanmaz. Sizler bile hayrette kalırsınız. Sizler bile hayrette kalırsınız. Şu zikrullah alakasını o yüzden önemserim ben. Arkadaşlar, halakayı zikrullahı bırakmayın derim. Bizim asli işimiz bu. Asli vazifemiz. Evet, zikrullah alakasında, meleklerle de konuşulur, cinnilerle de konuşulur. Konuşulur arkadaşlar, herkesle konuşulur. Maneviyatına bağlı. Maneviyatına bağlı.
Hadis bile sorarsın, maneviyatına bağlı. Ha bir başkasını bağlar mı? Bağlamaz. Bir başkasına delil midir? Değildir. Delil değildir bir başkasına. O şahsın kendisine delildir. O şahsın kendisine delildir. Bir başkasını bağlar mı? Ha ben ona inanıyorum. Ben onun söylediğine ben inanırım. Beni bağlar. Örneğin işte, Cafer bana bir rüya anlatsa, ben Cafer'in rüyasını bağlarım kendime. Derim ki ya, 30 yıllık benim dostum, arkadaşım, kardeşim, onun rüyasına mı inanmayacağım? İnanırım. Veyahut da işte, Hüseyin söylese, veya Barbaros söylese, veya Halis söylese, veya Cerkan söylese, veya İsmail söylese. İnanırım. Bakın inanırım. İnanırım. Aaa Cerkan da o rüyayı anlatan Cerkan.
Ben Allah'ım demiyorum ki. Cenab-ı Hak sureten beni göstermiş. Bu aslında ne biliyor musunuz? Bunun tanımı ne biliyor musunuz? O kimse Allah'ı görmek istiyor ya, Cenab-ı Hak kendi nurundan, nurlandırıyor o kimseyi. Kim suretinde gördü? İşte X kimse suretinde gördü. O X kimse, Allah kendi nuruyla nurlandırdığı kimse o. O kimse Allah değil. Ama o Allah dostu. O Allah'a yakın. Çünkü Cenab-ı Hak delil teşkil ettiriyor orada. Bak Allah delil teşkil ettiriyor. O kimse Allah'ı görmek istiyor. Onun suretinde. Sufilik'te bunlar var. Tasavvuf'ta bunlar var. Bunlar birer delildir. O kimse Hazreti Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni görmek için can atar.
Bir bakar, bir peygamber bir üstadı. Bir peygamber bir üstadı. Delildir bu. O net peygamberdir halbuki. Peygamber mi? Değil. Ama bir peygamber bir üstadı oluyor. Cenab-ı Hak kendi nurundan nurlandırmış onu. Kendi nurundan onu nurlandırmış. Kendi nurundan onu nurlandırdığından dolayı o peygamber suretinde de görünüyor. Cenab-ı Hak o zatı kendi nurundan nurlandırmış. O haşa tabiri caizse Allah'ın bir sıfatsal boyutu noktasında görünüyor. Allah değil o haşa. Bir kimse Allah zannıyla kimi neyi görse dahi o değildir. Hani diyorum ya şey meselesinde tiktak kurun diyorum ben. Teşbih ve tenzih.
Gördün o mu? O. Ama değil. Hatta bir ara Halit'le bunu böyle şeyde Çanakkale'de Mevlana Kültür Merkezi'nde bunu ben husisi yaptım. O farkında değildi. Bütün canlı yayında yaptım. O öyle dedi. Ben değil dedim. O öyle dedi. Ben değil dedim. O değil dedi. Ben öyleydi dedim. Hatırladınız mı? O bir teşbih ve tenzihle alakalı bir ölçüydü o. Ama bu insanlar bunu da bilmiyorlar. Acı tarafı bu. O yüzden bunları yaşayacağız. Bunları normal görün. Bu insanlara da saldırmayın. Bunlar rahatsız, hasta, bilmiyorlar. Bilmiyorlar. Cahil insanlar. Cahil insana saldırır mı insan? Bilmiyorlar. Bu insanlar bilmiyorlar canım kardeşlerim. Nerede öğrenecekler? Bunları imam hatipte mi öğrenecekler?
Küçümsemek için söylemiyorum. Bunlar imam hatip bilgisinin üstünde. Küçümsemek için söylemiyorum. Bunlar ilahiyat bilgisinin üstünde. Bunu küçümsemek için söylemiyorum bakın. İmam hatipler de bizim okulumuz. İlahiyatlar da bizim okulumuz. Diyanetçiler de bizim kardeşlerimiz. Bizden. Ama bilmiyorlar. Bilmiyorlar. Cahiller. Zaten imam hatip mezunu. Bir kimse önceden öyle değil. İmam hatip mezunu. Ooo İmam-ı Azam sanki. Değil kardeşim ya. Değil. Veya ilahiyat mezunu. İmam-ı Azam sanki. Veya İmam Matur idi sanki. Değil kardeşim ya. Adam orada bir hadis kürsüsünde okumuş. Adam sanki tirmizi mi kesiliyor başımıza. Adam Buhari kesiliyor.
Değil kardeşim ya. Yapma. Ama biz bunları böyle gördükçe. Bunlar da kendilerini böyle tanıttıkça. Bunların cahillikleri çıkmıyor orta yere. Cahil bunlar. Bakın o gün toplantıda dört tane ilahiyattan profesör vardı. İlim adına bir daha kaya hazırlanıp gelsene. Veya hatta hatalı olduğunu gördün. Bir ay sonra gel. İlim adamı gibi çık. Özür dileriz. Hakkınızı helal edin. Bu mesele Mustafa Özbağ'ın dediği gibi işte. Onu da yapmıyorlar. E şimdi de aynı. Bursa müftüsüne yaz boyuna. Adam geri adım atıyor mu? Atmıyor. İlim kibiri var. Makam kibiri var. Öbürkünde gazeteci kibiri var. Öbürkünde siyasetçi kibiri var. Öbürkünde müftü kibiri var.
Öbürkünde diyanetçi. Öbürkünde ilahiyatçi kibiri var. Kibir dünyası ortalık. Kibir dünyası. Normal. Çünkü kibiri üstün olan parayı kapıyor. Kibiri üstün olan. Kimin kibiri daha üstünse o daha meşhur oluyor. Laat uzza menat. Böyleler. O yüzden arkadaşlar sakin olun. Abilerinizi dinleyin. Ablalarınızı dinleyin. Kendi başınıza bir iş yapmayın. Serkeşlik yapmayın. Bize uyumaz, yakışmaz. Tekke ne ki ya? 10 yıllık, 15 yıllık mesele. Biz 34 yıldan beri buradayız. Ben 90 yılından beri Bursa'dayım.
Canım kardeşlerim. Biz hizmet için varız. Kimsenin siyasi oyununa, kimsenin siyasi aleveresine, daleveresine, göz göre göre oyuna gelecek bir kimse değiliz. İtidalli olalım. Alıyorlarsa alsınlar. Tekke onların olsun. Başlarına geçirsinler, sikkiye otursunlar orada. Semazen de verelim biz. Sema ettirsinler. Yeniden yetiştirsinler. Yapsınlar. İşleri ne? Allah Allah. Herkes görevini yapsın. Yok belediye kalkıp da kendisi ben tekke çalıştıracağım diyorsa. çalıştırsın. Veya ilahiyatçılardan birisini, tasavvuf kürsüsü başkanını getirsinler. Oraya oturtursunlar. Çalıştırsınlar. Gözümüz yok canım kardeşlerim ya.
Allah Allah. Sakin olun. Burası kendi yerimiz. Kirası 1500 liradan 5000 liraya, 5000 liradan 9000 liraya çıkartacak olan yok. Buradayız. Kendi yerimizdeyiz. Biz alışkınız bodrumlarda zikrullah yapma. Hacı Zafer hiç bodrum olmayan bir yer oldu mu? Zikrullah yaptın ya. Olmadı. Biz bodrumdan çıktığımız bir tek bizim Hacı Mehmet abinin Reyhan'daki evi oldu. O da uzun sürmedi zaten. Biz hep bodrumdayız. Biz hep rutubetin içindeyiz. E böyle. Biz paralı pullı insanlar değiliz. Bakmayın siz medyada villalarım varmış. Bulun diyorum ya. Gideceğim oturacağım. Nerede bu villalar diyorum ben. Kendi kendime soruyorum. Ne o Mercedeslerin varmış. Bulun diyorum ya. Valla bineceğim billaha bineceğim.
Ceğır ceğır atacağım. Dünyanın dört bir tarafında dolaşacağım. Böyle ama. Böyle bu. Geri zekalıyım ya. Paramı da saymasını bilmiyorum. Diyorlarmış ki parasını saymasını bilmiyor. Ben diyorum ya bazen saymıyorum ben diye. Adamı ben saymıyorum deyince öbür taraftan adam parasını bile saymıyorum işte. Çok yani. Ha saymıyorum arkadaşlar. Matematik bilmiyorum çünkü. Böyle ama bu işler. Allah iyi yesin. O yüzden normal karşılayın. Rahat karşılayın. Tevessümle karşılayın. İşin keyfini çıkarın. Gerçekten. Sinirlenmeyin. Öfkelenmeyin. Deyin ki bu Cenab-ı Hakk'ın cilveyi Rabbaniyesi. Dalgalandın da duruldun. Dalgalanır.
Dalgasız deniz sıkıntılı. Problemsiz bir topluluk sıkıntılı. Biz böyleyiz. Allah Allah. Normal. Mustafa Özbağ doğduğundan beri problemli. Ben 4 yaşında evi yakan insanım. Bir de nasıl yanacak diye yaktım. Tamam. 4,5-5 yaşındaydım ben. Sonra geçtim karşıya seyrediyorum. Cehir cehir yanıyor ortalık. Bütün herkes su taşıyor. Hiç unutmuyorum. Babam geldi baktı. Ne yaptın be Karabela dedi. Ben böyle baktım. Karabela lafı 4,5-5 yaşındayken. Adım Karabela. Babam koydu. Ben ne yapayım ya? O yüzden bitmez benim başımdaki sıkıntı.
Ben o yüzden derim ders alacak olanlara. Kardeş bak iyi düşün. Biz sıkıntılı bir yeriz. Bizim başımızdan duman eksik olmaz. Bizde kar boran eksik olmaz. Bizde problem eksik olmaz. Uzak dur bizden diyorum. Ben herkese söylüyorum bunu. Bakın yakın daire, uzak daire, orta daire herkese söylüyorum. Arkadaşlar tekrar söylüyorum. Huzur, böyle gülüş, ahenk bir şey arıyorsanız burada yok. Burada böyle mojizsiz olacağınız bir sıkıntı var. Ondan zevk alacağınız. Ulan ya bugün sıkıntı var. Bir kahve, sade kahve, bacak bacak üstüne. Bugün derdinin en dip yaptığı gün diyeceksin. Kahve içeceksin. İyi ki iç ki haram. Tabi bu sefer ne tarafa kayıyorsun?
Mansur'a kayıyorsun. Öbürki sıkıntılı ya. Mansur serbest. Şimdi çatlasın ortalık. Ondan sonra diyorsun. Hadi gel bakalım Mansur. Senin derdin dert miydi senin zamanında? Ne olmuş ki taşlanmışsın? Hey Mansur! Ne olmuş ki gözüne kaşına taş gelmiş? Gel de şimdi yüreğindeki taşları temizle. Ne olmuş ki o zaman seni çarmıha germişler? Gel de şimdi her gün, her an çarmıhı gör. Hey Mansur! Seni ipe çekmişler. Bir sefer can verdin. Yürüdün gittin bu dünyadan. Bugünün aşıkları her an can vermede. Her an canı gitmede. Gel de gör. Kimler can veriyor bu devirde? Hey bir sefer asılmış gitmişsin.
Her gün asıyor müşrikler bizi. Her gün asıyor cahiller bizi. Her gün karanlık dehlizlerde her türlü her şeyimizi asıyorlar. Yunus vurdum demiş namus şişesini taşa. Bizim her gün namuslarımız taştan taşa vuruluyor. Gel de şimdi Yunus'luk yap. Gel de şimdi Mansur'luk yap. Gel şimdi Beyazıt'lık yap. Gel şimdi Ethem'lik yap. Gel şimdi Abdülkadir Geylan'lik yap. Gel şimdi Rufay'lik yap. Gel şimdi Bedev'lik yap. Gel şimdi Mevlana'lık yap. Gel şimdi Ebu Zer'lik yap. Gel şimdi Hüseyin o. Gel şimdi Hüseyin o. Bir sefer Yezid'in kılıcının altında canını verdim. Biz her gün Yezid'lerle uğraşıyoruz şimdi.
Her sabah Yezid'ler bıçağını, kılıcını bileyip ensemizde dolaştırıyorlar. O gün içinde o. Şimdi Hüseyin'lik zor. Şimdi Mansur'luk zor. Şimdi Yunus'luk zor. Şimdi Yusuf'luk zor. Sindan. Şimdi Yusuf'luk zor. Günün müşrikleri, bugünkü müşriklerden daha evlâydı. Günün zalimleri, bugünkü zalimlerden daha evlâydı. Günün kafirleri, bugünkü kafirlerden daha evlâydı. O yüzden geçeceksin perdeye Mansur'luk yapacaksın. Geçeceksin perdeye Yunus'luk yapacaksın. Vurdum diyeceksin namus belası, namus şişesini. Vurdum taşa diyeceksin. Haydarı haydarı çekeceksin. Bugün çekeceksin. Ondan sonra diyeceksin. Yâr ile iyiymişim, kötümüşüm.
Kimene? Yâr ile iyi olmaya bakın. Başlayın. Kızmayın, sinirlenmeyin. Üzülmeyin. Müşriklerin, münafıkların, gavurların, mürtedlerin, gevşeklerin, puştların yaptıklarından dolayı üzülmeyin. Doğru yolda olduğunuza işaret. Baktın, puştun birisi laf mı söylüyor sana? Doğru yoldasın sen. Baktın, müşriğin birisi laf mı söylüyor? Doğru yoldasın sen. Baktın, münafığın birisi laf mı söylüyor? Doğru yoldasın sen. Müslümanmış gibi görünüp, Dubai'nin bilmem hangi otelinin terasında viskisini yudumlayan müşrikler. Sana laf mı söylüyor? Doğru yoldasın sen. Milletten rüşvet almayı, milletin parasını, pulusunu iç etmeyi, yemeği, kendisine ilke edinmiş, helal etmiş kimseler.
Sana laf söylüyorsun. Doğru noktadasın sen. O yüzden canınızı sıkmayın. Üzülmeyin, kuzularım benim. İşin tadını çıkarın. Neşesini bulun. Gerçekten. Böyle. Birisi, hadi sinemanızı yapın. Sinemanızı yapın. Sinemanızı geçin. Neden? Şöyle görün. Bu da bir hakkın cilvesi. Fâlemenlâhu Resulullah cemiyen enbiyayı vel mürselin.
Velhamdülillahi rabbil alemin. El Fatiha man selam. Amin. Ejme. Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi