mustafaozbag.org

645. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 24 Ocak 2020 · 30:18

Sayıp duymadık ya. Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. A-min. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. A-min. Ayınızı, yılınızı, ömürünüzü hayırlı eylesin. A-min. Hem inşâAllah çaylarınızı için hem sohbete başlayalım. Zâtüreden yoğun bakımda bir yakınımız. Allah şifa versin inşâAllah. A-min. İnsanlar bilinçsiz bir şekilde ilaç içe içe, şimdi ilaçlar da etkisiz kalacak. Bu bir. İkincisi, ilaçlar üretildikleri ülkelerde farklı modlarda, bizim gibi ülkelerde farklı modlarda etkisi az. O yüzden normalde mesela Avrupa'ya üretilen ilaçlar daha etkili örneğin. Amerika'ya üretilen ilaçlar daha etkili.
Bizim gibi ülkelere üretilen ilaçlar daha etkisiz. Orta Doğu veyahut da işte ileri doğru, Türkiye'lilerine doğru üretilen ilaçlar daha etkisiz. Bu sağlıkla alakalı, bu sigortalıkla alakalı, bu 18 yaşa kadar çocukların devlet güvencesinin bakımıyla alakalı insanlar bilinçsiz bir şekilde ilaç kullandılar. Bunlar hala da bilinçsiz bir şekilde ilaç kullanıyorlar.
Öyle olunca rahatsızlıkların, rahatsız olduklarında asla şey olmuyor. Ne o? İlaç tesir etmiyor. Allah şifa versin inşallah. 4 yaşında oğlum geceleri uyuduktan sonra 2-3 saat geçince ağlayarak, çığlık atarak, korkarak uyanıyor. Yanına gitmemize rağmen sakinleşmekte zorlanıyoruz. Bu nedenle her gece 3-4 kez yaşıyoruz.
Sabah uyandığında hiçbir şey hatırlamıyorum. Bu durum için öneriniz nedir? Genelde çocuklardaki bu tip rahatsızlıklar anne babanın hamilelik döneminde olan rahatsızlıklarıyla etkili oluyor. Bir kısım çocuklarda anne ve babadan kalma, ırsi. Her ne kadar bu ırsiliği kabul etmiyorlar ama normalde bir kısım çocuklarda böyle bir şey var. Anne baba abdestli mi, abdestsiz mi emzirdi veyahut da bunda şimdi çok geniş şeyler var. Herkes kendi kendine farklı şeyler çıkarır. Bunu insanlar normalde eşlerin böyle cinsel hayatlarından tutun da günlük yaşantılarına varıncaya kadar çocuklar etkilenirler bunlardan. O yüzden bu böyle evlilenince insan evliliğinin ta temelinden itibaren Kur'an sünnet dairesinde durmalı, yaşamalı, Kur'an sünnet dairesinde hareket etmeli inşallah.
Ama o çocuk anne baba inşallah okusun, biraz ona felaknas okusun inşallah. Almanya'dan gerçekte Hızır Aleyhisselam ile görüşüp konuşmanın ne anlamı var? Hızır Aleyhisselam ile görüşülür, konuşulur, görüşülür, konuşulur denilince de insanlar hop oturup hop kalkıyorlar. Nasıl böyle bir şey olur diye. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri görüşmüş, konuşmuş, sahabeler görüşmüşler, konuşmuşlar. Büyük veliler Hızır Aleyhisselam ile görüşmüşler, konuşmuşlar. Yine seyr-i sülük noktasında bir kimse Hızır Aleyhisselam ile görüşür, konuşur. Onların farklı farklı manaları var. Allah o manaya erenlerden eylesin.
Rüyada sürekli aynı kişiye şiddet uyguladığının gösterilmesi ne anlama gelir? Buradan rüya tevhül etmeye başlarsak işin içinden çıkamayız. Rüyalarımızı hatırlamama sebebi unutkanlık mıdır? Hatırlanmıyorsa hatırlanmıyor bunu büyütecek bir şey yok bunda. Bazı kişilere karşı kin nefret duygusu oluyor, aşamıyorum. İyi hareketleri bile batıyor ve kendimi çok suçlu hissediyorum. Bazen belli ettiğimi düşünüyorum. Sonrasında daha da üzülüyorum. Kalbim bozuk sürekli. Ne yapmamı tavsiye ederseniz kin, kibir, nefret, öfke bir arada gibi oluyor. Sufilik bu kötü huy ve adetleri terk etme yeridir. Terbiye etme yeridir. O yüzden kalbimizde bu tip kötü ahlak, kötü alışkanlıkları sufilik yolunda nefsi tezkiye ederek terbiye edeceğiz inşallah.
Uygun bir fiyata kendime ait bir ev almak istiyorum. Kredi çekip ev almaya uygun bulmuyorsunuz. Ev almak için ne tavsiye edersiniz. Normalde gönül arzu eder ki kardeşlerine hiç birisi de krediye bulaşmasın, bankaya bulaşmasın. Gönlümüz onu arzu eder. Ama bir kimsenin eğer gerçekten fakrı zarariyet içerisinde bunu yapacak hali durumu yoksa bunu hani Diyanet ve Diyanet'ten önce aslında onu Hamdi döndüren hoca ondan sonra şeyh neydi Hayrettin Karaman.
Onlar bir ekip zaten Hayrettin Karaman, Hamdi döndüren, yani daha bunları destekleyen birkaç tane daha üniversiteli var profesör, hukukçu, İslam hukukçusu. Bunlar enflasyon miktarı kadar faizi caiz görenlerden de. Bunların bu konuda talih olarak fetvaları vardı. Hamdi döndürenin de var, Hayrettin Karaman'ın da var. Ben Hayrettin Karaman hocayı böyle çok şey yapardım hani desteklerdim kendimce, severdim. Desteklerdim demeyeyim de severdim, okurdum, fetvalarına bakardım. O fetvasından sonra içime bir soğukluk girdi ona karşı. Saklayacak, gizleyecek değilim. Yani enflasyon miktarı kadar faizi cevaz verdiler. Bunu tabi böyle değişik zorlamalar yaptıklarına inanıyorum.
Ben yani normalde o yüzden çok ince bir fıkıhçı değilim. Öyle bir iddiam da yok. Buna oralardan dolaşacaklarına, oralardan dolaşmalarına gerek yoktu. Direkt İbn-i Abidin'de fetvası var, Fetevay-i Hindiyye'de fetvası var, Dürer-Gürer'de fetvası var, El-Hidaye'de fetvası var. İmam-ı Azam'ın bu noktada fetvası var, İslam hukukunun olmadığı yerde Müslümanla harbinin arasında faizi yoktur diye Hz. Mekkul hadisinden bir fetva var.
Hanefiler bu konuda bir buna fetva vermişler, iyi ki vermişler. Bir de işin bu tarafı var. Yoksa bu meselelerin fıkıh açısından işin içinden çıkılması mümkün değil çünkü. Yani o Hz. Mekkul hadisini kabul etmeyenler, hani hadisi kabul etmeyenler değil de haberi vahid olduğundan, yani bir tek Hz. Mekkul onu rivayet ettiğinden dolayı böyle üzerinde şüphe, tartışma açanlar var. Yok gerek yok buna. İmam-ı Azam Hazretleri bu konuda onun sahihliğine cevaz vermiş. Zaten hadis kitaplarında da var o. Aynı zamanda Hanefilerin hemen hemen meşhur fıkıh kitaplarının hepsinde de bundan hareket ederekten fetva vermişler. Tabii bizim İslam dünyasında darül harp hukuku çok konuşulmaz. Darül harp hukuku da konuşturulmaz.
Bir konuşulmaz, iki konuşturulmaz. Konuşulmaz, bunu konuşacak olanlar cesaret edemezler. Konuşturulmaz, bunu konuşacak olanların başına bir gayli açarlar. Açarlar. Yani sebep, çünkü sistemi ilgilendiriyor bu. Bu yaşadığınız devlet sistemini değil, bütün dünya global sistemini ilgilendiriyor. Dünya global sistemi neyin üzerine kurulu? Faizin üzerine kurulu. Bankacılık sisteminin üzerine kurulu. Yani siz isteseniz de istemeseniz de siz o bankacılık sisteminin içine giriyorsunuz. Girmek zorundasınız zaten. Bunu eğer İslam hukuku içerisinde mümkün mü? Değil. Çünkü neden? Yani fazlanın hepsi de faiz. Ve kim faizle iştigal ederse, bu hadis-i şerife de kabullenmek istemiyorlar.
Kabe duvarının dibinde annesiyle nikahlanmış gibidir diyor. En azı. Yani böyle ağır bir hadis-i şerif var. Ayet-i kerime ne diyor? Faizle kim iştigal ederse şeytan çarpmış gibi mezarlarından kaldırılır. Yani faizle alakalı çok ağır ibareler var. Çok ağır. Şimdi bu ağır ibareler olunca, yani işin içerisinde faiz var, bu sefer her şey duruyor. Esnafsın, herkesin işi bankayla. Memursun, herkesin işi bankayla. Emeklisin, herkesin işi bankayla. Ne iş yapıyorsan yap, herkesin işi bankayla. Hadis-i şerif de var. Ayrı zamanda öyle bir zaman gelecek ki faiz girmeyen kursak kalmayacak, dağdaki çoban dahil. Hz. Peygamber'e soruyor, sahabe diyor. Ya Resulallah, taktaki çobanla ne alakası var?
Hani ona nasıl faiz girecek? O da diyor, faizle iştigal eden bir kimsenin davetine katılacak diyor. Yani bir davete katılacak. Yine faiz ona girecek. Yani faiz onun kursağına girecek. Hepimizin kursağında faiz vardır. Az çok. Ben de dahilim buna. Benim de emekli maaşı bankaya yatıyor sonuçta. Başka bir yere değil. Veya ticaret yapıyor olmuş olsan bankayla işin. Benim olsa ne olacak, olmasa ne olacak? Sonuçta vergi karnem var mı? Var. Vergi karnem varsa ben vergi dairesine işte muhtesardı, şuydu, buydu yatırıyor muyum? Evet. Bunları da banka üzerinden yatırıyor mu? Evet elektrik parası, su parası, doğalgaz ıvır zıvır hepsi de banka üzerinden yatırılıyor mu? Yatırılıyor. E yatıramadın ona vade farkı koyuyor mu?
Koyuyor. Faiz koyuyor mu? Koyuyor. Bakın koyuyor. Faizsiz bir işlem var mı ülkede? Yok. Yok. Bankasız bir işlem var mı? Yok. Nerede çalışırsan çalış. Bir iş yerinde çalışıyorsun. Beş kişiden sonrası mı bankaya yatmak zorunda? Nerede? Bir muhasebeci elini kaldırsın herhangi. Beş kişi değil mi? Beş kişi olunca bankaya yatmak zorunda değil mi maaşlar? Evet. Yani bir iş yerinde beş kişi çalışıyorsa maaşı bankaya yatacak. Bunun alternatifi yok. Şimdi böyle olunca dünya global sistemi dedikleri o vahşi kapitalist sistem İslam dünyasını da ağının içine almış. O ağının içindesiniz siz. İhracat yapacağınız bankadan, ithalat yapacağınız bankadan.
Her şeyiniz bankayla. O faizin içindeyiz hepimizde. Hepimizde. Bunun sistemle alakalı kısmı şu. Yani Hanefiler demişler ki bu Hazreti Mekkul hadisiyle harbiyle Müslümanın arasında faiz yoktur. Örnekliyorum şimdi İslam hukuku olmayan bir ülkede yaşıyor olsanız İslam hukuku olmayan bir ülkede yaşıyorsanız oradaki sistemle veya oradaki gayri İslami unsurlarla aranızda faiz olmaz.
Yani siz oradaki sistem İslami değilse bir ev alabilirsiniz. Ev alınca da faizle de alsa aranızda faiz olmaz. Fransa'da yaşıyorsunuz. Fransa layık bir ülke. Fransa'nın hukuku İslam hukuku değil. Kendilerince onlar Hristiyan hukukunda değil diyorlar ama Hristiyan hukukuna benzer hukukları var. Fransa'da yaşıyorsunuz. Fransa'da işte devlet bir TOKİ misali bir bina yapıyor. Oradan krediyle faizle, krediyle ev alabilir misiniz? Evet. İşte diyelim ki Almanya'da yaşıyorsunuz. Almanya'da da Türkler çok ya. Veya Amerika'da yaşıyorsunuz. Veyahut da işte İslam'ın hukuksal olarak tecelli etmediği bir ülkede yaşıyorsunuz. Bu neresi olursa olsun şu anda dünya üzerinde İslam hukukunun tam olarak tecelli ettiği bir ülke yok benim kendimce.
Öyle olunca dünyanın hangi ülkesinde yaşarsanız yaşayın oradaki sistem sizin harbiniz. Yani İslam hukukunun olmadığı bir yer. Buradan şunu çıkarmayın orada anarşi caiz olmaz. İslam hukuku olmasa da Müslümanlar hiçbir yerde anarşi çıkaramazlar. Müslümanlar hiçbir yerde silahlı saldırıda bulunamazlar. Müslümanlar hiçbir yerde terör uygulayamazlar. Bunu da altını çizeyim. Hanefi'ye göre söylüyorum bunu. E şimdi orada bir kimse ev alacak. Evi alabilir mi bu şartlar içerisinde? Evet. Veya o kimse bir ticaret yapacak, bir şey yapacak. Bunlardan sorumlu olur mu? Olmaz. Bunun bilincinde olacak. Ama Müslüman, Müslümanla alışverişindeki fazlalık, faiz nerede olursa olsun.
Müslümanın Müslümanıyla olan alışverişinde. Yani bir kimseye mal sattın kaç para? 30 lira ödeyemedi. Ben 2 ay sonra ödedi. Senin borcun 36 lira. Fazlalığı faiz. Her fazlalık faiz. O zaman Müslüman, Müslümanlarla alışveriş ederken dikkatli davranacak. Ama normalde gayrimüslim bir kurum, kuruluş, sistemle olan ilişkisinde faiz olmuyor.
Durum bu. Geçen hafta kaçıncı? 61'i mi okuduk? Okuyacağız. Enes bin Manik'ten Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne şöyle dediğini işittim. Allah tövbe ettiği zaman kulunun tövbesine birisinin çölde kalıp üzerinde yiyeceği ve içeceği bulunan devesinin kaçtığı ve ondan ümidini kestiği bir durumda o kimse bir ağacın altına gelip gölgelenmekteyken devesinin birden karşısına dikilmesi ve yularından tutması anındaki sevincinden daha çok sevinir.
O kimse bakar ki bineği, azığı ve içeceği ile beraber yanında. O anda o kimse sevincinden şöyle der. Allah'ım sen benim kulumsun, ben de senin Rabbinim. Ne derviş? Allah'ım sen benim kulumsun, sen benim kulumsun, ben de senin Rabbinim. Şimdi Allah tövbe edenleri sever.
Allah tövbe edip temizlenenleri sever. Bir kul günah işletse, Rabbisini hatırlasa, tövbe etse Allah der ki kulum kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı. Ben de onu affettim. Kul yine günah işletse, yine nedamet duysa, geri dönse, tövbe etse Allah der ki kulum kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı. Affeder. Yine o kimse günah işletse, yine dönse, tövbe etse, Cenab-ı Hak der ki kulum kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı. Tövbesini kabul eder. Allah tövbeleri kabul edendir. Yeter ki o kimse geri dönsün, tövbe etsin. Hatta başka bir hadis-i şerifte, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, hiçbir kimse yoktur ki, Cenab-ı Hak o kimsenin üzerine, hani o hiçbir kimse yoktur ki, bir günah ona musallat olmamış olsun.
Hiçbir kimse yoktur ki. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hariç, herkes bir günahın pençesinin altındadır. Bir günah işlemiştir. Ben kendi nefsimi söyleyeyim. Benim gibi zayıf müminler, birden çok işlemişlerdir. Ben de bu noktada sayısını bilmiyorum. Allah beni affetsin. Ama der ki, hadis-i şerifte, devamiyetle, günah işleyenlerin en hayırlısı, günahlarına tövbe edenlerdir. Ve hadis-i şerif devam eder. Kim günahına tövbe ederse, hiç günah işlememiş gibidir. O yüzden, sufiler, mümkün ise sabah akşam Allah'a tövbe ederler. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Allah'tan en fazla korkanınız benim.
Ama günde yetmiş kez Allah'a tövbe ederim. Bir rivayette yüz kez Allah'a tövbe ederim. Yine başka bir hadis-i şerifte, Hazreti Aişe annemize, ben Allah'a tövbeden, şükreten bir kul olmayayım mı der. Demek ki, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, çünkü Hazreti Aişe annemiz der ki, ama sen günahlardan arındırılmadın mı? Sen geçmiş gelecek bütün günahlarından arındırıldın. Arındırıldın bu halinle deyince ona der ki, ben Allah'a tövbe eden, Allah'a şükreden bir kul olmayayım mı der. Şimdi tövbe etmek bu kadar çok önemli. Hepimiz gün içerisinde, ay içerisinde, yıl içerisinde, ömrümüzde günahın içerisine gireriz. Hepimiz için bu var, mümkün.
Hiçbir zaman günahsız bir toplum oluşturmak, günahsız bir topluluk oluşturmak mümkün değildir. Çünkü ayeti kerimede der ki, hiçbiriniz günah işlememiş olsa, Allah öyle bir kavim yaratır. O kavim günah işler, isyan eder, tövbe eder, Allah da onları affeder. O zaman bir kavim düşünmeyin, hiç günah işlemeyen. Veya bir şahıs düşünmeyin, hiç günah işlemeyen. Bunu normalde Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin haricinde bir kimsenin üzerinde böyle bir şey düşünürseniz, bu küfür olur. Çünkü hem ayeti kerimeye inkar olur, hem ad-ı şeriflere inkar olur. Ya benim şeyhim günahsız, hiç günah işlemedi. Değil mi? Bu mümkün değil. Bu bütün şeyh efendiler için, bütün veliler için, bu kapı açık.
Her velinin muhakkak günahı vardır. Her şeyhin muhakkak günahı vardır. Her dervişin, her sufinin muhakkak günahı vardır. Her topluluğun bir günahı vardır. Muhakkak vardır. Ve bir kimsenin üzerinde devam eden muhakkak bir günah vardır. Etrafınızdaki insanlara bakarken onları günahsız, masum olarak da görmeyin. Aldanmayın. Kendinizi de aldatmayın. Birisi öyle söylüyorsa da aldanmayın. Herkesin bir günahla, bir haşır neşirliği vardır. Ama onun hayırlı olanı ne? Tövbe edendir. O yüzden sufiler mümkün ise, sabah akşam mümkün değil ise, muhakkak her gün tövbe ederler. Günde yüz kez tövbe etmek, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetidir.
Tövbenin en faziletlisi, kim subhanallah, yüz sefer, hadis ve sabit, yüz sefer, günde yüz sefer, kim subhanallah ve bihamdihi subhanallahil azim ve bihamdihi estağfurullahil azim der ise, deniz köpükleri kadar o kimsenin günahı olsa, Allah onu affeder. Bu bir müjde. Bizim virdimizde de, tövbe olarak bizim virdimizde bu var mı? Evet. Bakın bizim virdimizde var mı? Evet. Günde yüz sefer biz bu virdi çekmeye gayret eder miyiz? Evet. Sabahlı akşamlı dersi olanlar, hem sabah hem akşam bu virdi çekecekler mi? Evet. Ve sufiler bu yüzden Allah'a yakındırlar ve yaklaşırlar. O sabah akşam hani Allah'ın rızasını gözetenler ayet-i kerime vardır ya, sabah akşam.
O yüzden sabah ve akşam virdi çekmek önemlidir. Sabah akşam vird çekenler, o normalde sabah akşam Allah'ın rızasını gözetenlerden olur. Beş vakit namazını kılan, sabah akşam işte vird çeken ve bu noktada Allah'a yakınlığı gözeten. Bunlar salih kullardır. Allah cümlemizi onlardan eylesin. Yalnız buradaki hadis-i şerifin sonu muhteşem. Kul öyle bir hale gelir, sevincinden der ki diyor, sevincinden. Ben senin Rabbinim, sen de benim kulumsun. Şimdi bir takım aşıklar, bir takım meczuplar, yakınlikten öyle bir hale gelirler ki, onlar şatahat derecesinde sözler söylerler. Yunus'un söylediği gibi, Hazret-i Mevlana'nın, Celalet-i Rumi'nin söylediği gibi, Hallâc-ı Mansûr'un söylediği gibi, Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin söylediği gibi, Niyazi Mısri'nin söylediği gibi, öyle zatlar vardır.
O zatlar, o yakınlık noktasında, işte İbrahim Ethem'in söylediği gibi, veyahut da Beyaz-ı Bestami'nin söylediği gibi, Muhyiddin İbni Arabi'nin söylediği gibi, Sufi büyüklerin öyle şatahatvari sözleri vardır ki, o sözleri duyan insanlar, ya cahilliklerinden, ya da kasıtlı bir şekilde onların küfrüne fetva verir. Oysa, o şatahatvari sözlerin, o yakınlikten, o coşkunluktan, o yakınliğin de yakınliğin de yakınliğine kavuşanların, bu sözleri, o kimseler için masumdur. Maruz karşılanır. Sebep, bu hadis-i şerif buna delildir. Bakın, bu hadis-i şerif buna delildir. Yani bir insan, ben senin Rabbinim, seninle benim ne güzel kulumsun der mi Allah'a?
O sevincinden der. Yani siz kendi kendinize şimdi hayal edin. Çölün ortasındasınız, devenizle beraber yolculuk yapıyorsunuz. İşte siz bir yerde konakladınız, veyahut da işte bir küçük abdest bozacaksınız. O esnada deve çekti gitti, yiyeceğiniz onun üzerinde, içeceğiniz onun üzerinde, giysileriniz onun üzerinde, bütün yolculukta lazım olacak olan her şey, devenizin üzerinde. Siz kaldınız çölün ortasında dımdızlak. Bayındırın tabiriyle. Ve siz bir gölgelik buldunuz kendinize. Aç, susuz, sefil bir şekilde orada duruyorsunuz. Bayıldınız, baygınlık geçirdiniz. Kendinizden geçtiniz. Ve o esnada bir baktınız ki, deve baş yucunuzda, ve yiyeceğiniz, içeceğiniz, giyeceğiniz her türlü ihtiyaçlarınız, devenin üzerinde.
Ve siz sayha attınız. Ben ne güzel Rabbim, sen de ne güzel kulsun. Neden? Akli muvazeneyi kaybettiniz o esnada. Sebep, aşırı sevinçten. Aşırı sevinç hali, insanda muvazeneyi, dengeyi kaybeder. Kaybettirir. Aşıklık, o yüzden dengeyi kaybetme noktasıdır. Aşırı derecede sevgi, o yüzden dengeyi kaybettirir insanda. Veya birden birisini görmek, dengeyi kaybettirir insanda. Dengeyi kaybettirir. Bu, sevincin üst zirve noktasıdır. Ve sevincin o üst zirve noktasında da, o kimse, ne söylediğinin farkına varmaz. Sufiler bunu tabir ederlerken, dillerine gelen bütün her şeyi, ondan görürler. Derler ki, dilimden terönüm edilen bütün kelimeler sendendir.
Kendi nefislerini ortadan kaldırırlar. Ama bunu heva hevesten yaparsa, bir kimse küfür olur. Bir kimse bunu bilinçli bir şekilde yaparsa, küfür olur. Bu bilinçli bir şekilde olmaz. Bu bir zikir halinde olabilir. Bu ne bileyim bir böyle rabıta halinde olabilir. Bu coşkunluğun arttığı bir noktada olabilir. Bu böyle kalemle yazılacak bir şey değildir. Kalemle yazıyorsanız, o zaman onda akıl vardır, onda fikir vardır. Ha bir başkası onu duyar da yazarsa, o zaman o ayrıdır. Bu terönüm, bu kelimeler, kendiliğinden diline geldi de, döküldü, söyledi, o kimsenin kendinden olarak görülmez bu. Bu, bu şatahatvari sözleri, yani böyle çizgi dışı sözlerin delili olan hadis-i şeriftir.
Allah bizi kendisinin seveceği hallerle hallendirdiği kullarından eylesin inşallah. Cenab-ı Hak cümlemizi sevdiği, seveceği hallerle hallenen kullarından eylesin inşallah. Bir hadis daha okuyacaktım ama, adetimi bozmayayım. Fâle men lehû, lehâle rûsâlin velhamdülillâhi rabbil âlemî. El-Fâtiha mâ selâvâ ta'lâhâ.
Geç dur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi