mustafaozbag.org

643. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 10 Ocak 2020 · 1:07:39

Öksürüğümü arttırıyormuş çünkü. Gıcık kapıyormuş, sohbetten önce içmeyeyim. Eğer bu arkadaş normalde dinle alakalı fazlaca bir bilgiye sahip değilse, tek ciltlik ama İmam Kudri'nin fıkıh kitabı, ama işte Ömer Nasuh Bilmen'in tek ciltlik fıkıh ilmal kitabı, ama Ahmet Fikri Yavuz'un tek ciltlik İlmal kitabını alıp, oradan bir temel fıkıh bilgisini öğrenebilir. Yok bu biraz böyle bu konuda hani okuyup yazdıysa, dört ciltlik El-Hidaye'yi alıp fıkıh bilgisini oradan okuyabilir. Hiç hadis-i şerif kitabı yoksa, okumadıysa, normalde tek ciltlik yedi hadis imamının ortak hadis kitapları olarak derledikleri o hadis kitabını okuyabilir. Yok biraz da böyle ben Hanefi'ye göre hadis kitabı okuyayım derse, üç ciltlik Diyanet'in bastırmış olduğu Riyâ-ü Sâlih'ni okuyabilir.
Yine o Riyâ-ü Sâlih'nin, üç ciltlik Riyâ-ü Sâlih'nin beş mi altı ciltlik mi bir tercimeli, açıklamalı bir Riyâ-ü Sâlih'in var. Onu okuyabilir. Yok biraz daha ben ileri derecede bir şey okuyacağım diyorsa, İbrahim Canan'ın kütübüsü desini okuyabilir. Bu noktada fıkıh noktasında ben biraz daha ileri bir fıkıh okuyacağım diyorsa, İbn-i Abidin'i okuyabilir, on altı cilt, Serahsi'yi okuyabilir, yirmi iki, yirmi üç cilt mefsut. Ondan sonra şeyi okuyabilir, Fetevâ-i Hindî'yi okuyabilir, on altı cilt. Diyeceksiniz ki, hiç Kur'an-ı Kerim tefsir söylemediniz. Bu işin böyle bir çıtı üstü, yani bu normalde eğer okuyacaksa, taberinin tefsirini okuyabilir. Benim için, benim faydalandığım kaynaklar, üç aşağı beş yukarı bunlar. Hayal kurmak, hayali genişletmek, büyütmek, peşinden koşmak için insanı tetikleyen nedir?
Hayalsiz insan, insan değildir. Bir insanın hayali olmalı, o hayalini kurgulayabilmeli, o hayal, kurgulanan hayal, reele dönüşebilmeli, reel onun bir perdesi olmalı ve o hayaline koşmalı insan. Normalde hani bir kimsenin kendi kendine işinin üzerinde hayal etmesi, kendi kendine kendisinin üzerinde hayal etmesi, reel olacak ama bu. Ve o reelleşmesi lazım. Yani reel olacak ne demek? Yani ben bir gün aya çıkacağım. Ya otur daha sen astrofiziği önce hayal et, ondan sonra aya çıkmayı düşün. Bunun gibi, reeli nedir bu işin? Bir kimse reel hayaller kurmalı. Kendisini tanımlayabilmeli, kendisini tanımlayıp, kendisince reel olacak bir hedefi olmalı. Din noktasında ben kendimi böyle bir noktaya getirebilirim.
Ben aile olarak ailemi bu noktaya getirebilirim. Ben bir baba olarak böyle bir baba olabilirim. Ben bir işveren olarak böyle bir işveren olabilirim. Ben bir çalışan olarak şöyle bir çalışan olabilirim. Ben bir derviş olarak şöyle bir derviş olabilirim. Ben bu dergahın içindeyim. Ben bu tip bir çalışma yapabilirim. Böyle bir gayret sarf edebilirim. Böyle bir atak yapabilirim. Ben bu dergahın içerisinde ne işe yarıyorum? Ya hiçbir işe yaramıyorum. Ben geliyorum, gidiyorum buraya. Ben gelip giderken yanımda 3 kişi daha getirebilirim. 10 kişi daha getirebilirim. Ben evimi, dersi açabilirim. Ben 3-5 tane arkadaşı evde toplayıp ders yapabilirim. 2 tane hadis okuyabilirim.
Ben Kur'an sünnet dairesinde kendimi şöyle yetiştirebilirim. Böyle yapabilirim. Benim ufkumda şöyle bir şey var. Benim geleceğimle alakalı ben bunu yapabilirim. Ben çocuklarımın üzerinde şöyle hayal kurabilirim. Bu insan kendince hayali kadardır. O yüzden derim ben, bir kimse hayal kuruyorsa eğer yaşıyordur. Hayal kuruyorsa o kimse, o hayalinin peşinde gidiyorsa diridir o. Öbür türlü ölüdür. Bir insan hayali olmalı. O hayale koşmalı. Bu hayalin bir akli noktası vardır, tarafı vardır. Akli tarafı nedir? O kimse kendi donelerini koyar masanın üzerine, akli bir hayal kurar. Der ki benim sermayem bu kadar, ben bu sene bu kadar iş yapacağım. Der ki benim elimde ekipmanlar bu kadar, bu ekipmanlarla ben şunu yapacağım.
Der ki benim eşimin durumu bu, eğitimi bu, konumu bu, çocukların üzerine verebileceği bu. Ben o zaman çocukların üzerinde daha iyi bir hayal kuruyorsam, çocuklarıma eğitim açısından dışarıdan yardım alıp böyle bir şey yapabilirim. Veyahut da benim işte işim ne benim, işte ben bir yerde çalışıyorum, ne kadar maaş alıyorum, işte üç lira maaş alıyorum. Ben bu maaşı garantiye alıp ek iş yapabilirim. Daha ileriye yönelik bir şeyler yapabilirim. Veyahut da benim mesleğim ne? Örneğin, işte benim mesleğim ne? Birinci derecede benim mesleğim ticaret. Alıp satmak. İkinci derecede, ben kendi nefsim için söylüyorum. Benim meslek lisesinde mesleğim ne? Ben iyi bir kaynakçıyım.
Ama ben asıl neyim? Ben ticaret erbabıyım. Ben alırım, satarım. Benim işim o. Ben böyle daha da ileri. Ben böyle göze batmayan, gözden çıkarılmış bir şey alırım, iyileştiririm, daha iyi fiyata satarım. Örnek. Onun gözüne gelmez o. İnsanların öyle halleri vardır. Gözüne görünmez o mal onun. Onu böyle dışarı satacağım diye uğraşıyorum. Bu araba olur, bu tekstil olur, başka bir iş olur. Benim işim odur mesela. Allah bilmem bereket versin. Benim hala daha işim odur. Adam tarla, bakmıyordur oraya bile. Ben alırım, ağzını, yüzünü düzeltirim.
Cenab-ı Hak yardım eder, satarım. Araba, ağzını, yüzünü düzeltirim, satarım. İnsan, ağzını, yüzünü düzeltir, satarım. Evet. Yani tanıdığım adam bu muydu ya der. 3-5 yıl sonra mükemmel adam olur o. Yani sıkıntı değil bu. Bütün her şeyin, işimiz bu bizim. Kırı, dökü, düzeltmek. İşimiz bu. Eskiyeni yenilemek, işimiz bu. Kolu çıkmış, kolunu takıp, tamir edip, koşturtmak. Bu, işimiz bu bizim. Benim işimdir o mesela. Ben o konuda hayal kurar mıyım? Evet. Ticaret olarak, iş olarak. Ama reeldir bunlar. Reelin üzerinde kurulur, dünya ise. Bu normalde aklın işidir. Bir de işin manevi tarafı vardır. O sana ait değildir.
O tepeden ünme. O hani, ben onu bulutların arkasından derim. O bir rüya ile olur. Bir hal ile olur. Sahih bir rüya ile olur. Sahih bir hal ile olur. O sahih bir emir ile olur. Ama o hayat senin değildir. O senin kurguladığın bir şey değildir. O sana bir hedeftir. Sen koşarsın oraya. Dersin ki, benim vazifem buymuş. Ben oraya koşacağım dersin. Veyahut da bir şey görürsün. Bir şey gösterilir. Ona uygun ekipmanlar, ona uygun alt zemin oluşur. Sen koşarsın ama. Bu da bu hayalin üstündedir. Ama bu hayal çok güzeldir. Bu da bir hayaldir. O yüzden hayal kurmak çok hoşuma gider. Onun üzerinde yazmak, bozmak, yeniden dizayn etmek çok hoşuma gider.
Şahsın üzerinde hayal kurarım. Topluluğun üzerinde hayal kurarım. Dervişlik olarak. Bireyin üzerinde hayal kurarım. Onu o hayalime koşturtacağım diye uğraşırım. Olmadı. Ben onunla uğraşırım, yazarım, bozarım. Vazgeçmem ben. Benim karşımdaki vazgeçmediği müddetçe ben vazgeçmem. Karşımdaki vazgeçtiğini anladığım anda da bende öyle bir şey vardır. Ben siler atarım. Ben derim ki bir hayalmiş geldi geçti. Çok azdır böylesi ama olur mu olur. O da hüsrana uğratmaz beni. Bakın hüsrana da uğratmaz. Üzülmem hiç. Derim ki bu da bir imalat hatası oldu derim. Kendimce. Olmuş mudur? Evet. Olmamış değil. Bilhassa bu yanlış anlaşılmasın. Şeyhimin zamanında çok oldu bu.
Şeyhimle alakalı değil. O zaman için ipler tam senin elinde değil ya. Yani başında bir şeyhin var. Bir şeyhin olunca bir laf söyler, mesele biter. Ama senin hayal kurduğuna söyler ama sana söyler. Mesele biter. Senin üzerinde senin o konuda fazla tasarruf edecek bir şeyin olmaz. Bir şey diyemezsin. Bir şey diyemediğin için o hayal böyle bazen kurguda sıkıntı olur mu? Olur. Bu ayrı bir mesele. O zaman için onu olmuştur. Yani son dönem içerisinde öyle bir hayalimin, kurgumun bozulduğu görülmedi. Ben onunla alakalı mücadele ederim. Yalnız en önemli şey bir kimse kendince bir hayal kurduysa onun gerekli argümanlarını yerine getirip ona koşacak ama. Önemli olan bu. Yani boş hayali kurdu, oturuyor.
Öyle değil. Oturmayacak. Bugünün insanında bu sıkıntı var. Dervişinde, ticaret erbabında, çalışanında, ev hanımında, çocuklarda, evin erkeğinde, şeyhinde, zakirinde, çavuşunda, nakibinde, nükabbasında, bir şeyin başında olanda. Yani böyle şey yok. Nasıl söyleyeyim? Disiplinli. Ben bunu koparacağım. Ben bunu halledeceğim. Bunu benim yürütmem lazım. Ben ölüyor olsam dahi bunu halletmem lazım. Bunu sürümem lazım. Çok az insanda var bu. Bakın bu çok az insanda var. İnsanlar tembelliği böyle yetinmek olarak görüyor. Hani tembel aslında. Bakın tembel aslında.
Korkak aslında. Gözü almıyor çalışmaya, gayret etmeye, mücadele etmeye. Heva hevesine uyuyor aslında. Ama onu örtüyor. Dinle örtüyor, işle örtüyor, yaşla örtüyor. Örteceği çok şey var onun. Zaten küfür örtmek demektir. Küfrün manası örtmektir. Hakikati örtmek. Kendi hakikatini örtmek. Kendi duygunu, kendi aklını, kendi kalbini örtmek. Örterekten kaçmak. Kendi mesela işte tembelliğini. Ya bugün çok yorgunum ya. Ya bugün de gitmeye vereyim ya. Ya ben şimdi gideceğim baksana ya. Bizim Zakir Efendi de böyle dedi bana şimdi.
Veya ya gideceğim üç kişi işte orada. Tembelliğini örtüyor. Veya işte çalışan bir kimse. Tembel, tembelliğini örtüyor. Ondan sonra diyor ki ben nereye gitsem ben iyiyim ama benim kıymetimi bilmiyorlar. Otur otur dünyada. Hiç yanımızda insan çalıştırmamış insan mıyız? Sen çalış da patron sana nasıl muhtaç bak. Gözünün içine bakar bırakmasın benim işimi diye. Sen çalış bak. Senin altına ne lazımsa verir. Araba mı? Araba. Ev mi? Ev. Sen çalış. Senden sonrası tufan olsun. Toparlayamasınlar. Sen üç gün gitmeyince dağılsın orası. Sen üç gün gitme dağılsın desinler ki ya. Nerede bu adam? Nerede?
E sen gidiyorsun on gün izin alıyorsun. Hiç kimsenin umurunda değil. Sen bant elemanısın o zaman. Hani bantta çalışıyor ya bir kimse. Bir tane düğme takıyor. Bir tane kopça takıyor. Bir tane kol takıyor. Banttan onu çıkarıyorsun. Başkasını koyuyorsun. Bant çalışıyor. Sıkıntı yok. Sen bant elemanısın. Çalışıyorsan. Yok. Bant elemanı olma. Hayalin bu olmasın. Sen o firmanın beyni ol. O firmanın aklı ol. O firmanın kalbi ol. Sen o firmanın gözü ol. O firmanın kulağı ol. Sensiz bir parça eksik olsun. Sen o dergahın gözü ol. O dergahın kulağı ol. Sen o dergahın beyni ol.
Olabiliyorsan o dergahın kalbi ol. O bölgenin ol. O mahallenin ol. Sen olmayacak senkarizasyon bozulsun orada. Ol. Ama bizim komple Müslümanlarda böyle bir sıkıntı var. Komplemizde. İslam dünyasında böyle bir sıkıntı var. İslam dünyası çalışkan değil. Üretken değil. Hani ben bazen zaman zaman diyorum ya. İşi olmayanın burada işi yok diyorum. Ya işi olmayan bir yerde çalışmayanın işi yok. Sebep üreteceksin kardeşim üreteceksin. Üretken olacaksın. Üreteceksin. Derviş üreteceksin. İş üreteceksin. Zaman üreteceksin. Üreteceksin. Üretmiyorsan sen tembelsin. Üretmiyorsan kendini yenileyemezsin.
Etrafını yenileyemezsin. Bulunduğun işi yenileyemezsin. Dergahsa dergahını yenileyemezsin. Üretmiyorsan yenileyemezsin. Ben dergahlar gördüm. 10 kişi. Ne zamandan kalmış? Şeyhinden kalmış. 10 kişi derse devam ediyorlar. 10 kişi. Herkes birbirinin gözünün içine bakıyor. Bu yarın sabahleyen kim gelmeyecek? Ölecek 9 kişiye ineceğiz diye. Neden 11 olmuyorsunuz? Ödemişte Nazilli Ali Efendi'nin dervişleri var. Nakşibendi Şeyhi. Sabahları ders yapıyoruz. Yaklaşık 17-18 kişiler. Ders yapıyoruz. Sabah hatmesi yapıyoruz. Nakşibendi hatmesi. Her sabah namazından önce, yarım saat öncesinden kalkıp gidiyorum camiye. Orada hatmeyi bana bırakıyorlar.
Ben yaptırmak için gitmiyorum. Tanıştık orada bir eskici zatla. O böyle çok seviyor beni. İşte ben gidiyorum. Olmadığı zaman ben yaptırıyorum hatmayı. O ona yaptırmaya başladı. Yani 18 kişi. Her sabah 18 kişi hatma yapıyoruz. Dedim neden 19 değil? Neden birisine ders vermediniz? Dedim Şeyhiniz vefat etmiş. Yerine bir şeyhe intisap etmemişsiniz. Kalmışsınız. Birisi hasta olduğunda anlıyorlar. Filanca hasta. 19 değiller ama. Bir sene sonra 17 kaldılar. Bir sene sonra 16 kaldılar. Sonra eskici de vefat etti. Ben Bursa'ya geldim de. Ondan sonra dağıldılar. O vefat ettikten sonra camide ders yapmamaya başladılar.
Değil. Bakın bu değil. Böyle topluluklarla karşılaştım ben. Onlar kendilerini iyi yaptık zannediyorlar. Ah Şeyh Efendi gibi Şeyh Efendi yok. Ha bitti ya. Allah senin gibi ya haşa. Fakir ya. Yani Allah üretmiyor ya. Öyle Şeyh Efendi yok ya. Hep öyle. Nerede Çorumlacı Mustafa Efendi? Evet ya nerede? Nerede? Ama Hacı Elaydar Efendi vefat ettiğinde 3 kişi derviş olmuş ona. 3 kişi. 3 kişi. Sen şimdi nerede dedin? E vefat etti.
Bulsaydın ya birisine. Gidip intisap etseydin ya. Dervişini devam ettirseydin ya. Neden gitmedin? Ben soruyorum eski dervişlere o zaman için. Biz Abdullah Efendi'ye bağlandık. Yani işte ya işte. O Şeyh değil aslında ya. E sen Şeyh'i bul. Sen neden bulup intisap etmedin? Onun icazeti de yok zaten. E tamam. Sen icazetlisini bulsaydın. Sen icazetlisini bulsaydın da ona intisap etseydin. Çalışsaydın. Gayret etseydin. Şeyhinin kıymetini bilseydin. Çorumlacı Mustafa Efendi'nin kıymetini bilseydin. Sana rüyanda deseydi. Git filanca yere intisap et. Köküne kibri suyu mu indi velilerin? Madem ayetle sabit.
Madem hadisle sabit. Hiç yok olmayacaklar. Kıyamete kadar. Madem Allah'ın el veli ism-i şerîfi var. Madem Allah methetmiş. Onlara dünyadayken de korku ve hüzün yoktur. Ahirette de müjdeler vardır. Dünyada da müjdeler vardır. Git bul kardeşim. Yayan mı yürüyeceksin yürü. Malını mı tasadduk edeceksin et. Hainlik yaptıysan git mezarının başına. Sana hainlik yaptım. Tövbe ediyorum de. Kıymetini mi bilemedin? Git kabrinin başına. Ben senin kıymetini bilemedim. Ben senin sağlığında sana hakkıyla hizmet edemedim. Ben senin yolundan dosdoğru gidemedim. Ben tembellik yaptım. Ben hainlik yaptım. Ben zalimlik yaptım. Senin gibi bir velinin kıymetini bilemedim.
O yüzden şimdi naçar kaldım. Nasıl Hz. Muhammed Mustafa'nın kabrinin başına gelip bir bedevi ağlayıp yüzünü gözünü sürdüyse kabrinin başında. Ben de geldim. O nebinin velisi olarak seni tanıdım. Onun halifesi olarak tanıdım. Yüzüme gözüme sürüyorum toprağını. Ey merhametlilerin en merhametlisi. Şu velinin yüzüsü hürmetine. Beni bir veliyle buluştur. Diyemedin mi? Diyemedin. Neden? Çünkü sen ona da hainlik yaptın. O yüzden kapın kapandı. Tembelsin. Üretmiyorsun. Aymazın tekisin. Gözün kör. Kalbin kör. Hiç olmazsa körlüğünü bil. Onu buna beğenmemezlik edeceğine. Körlüğünü bil.
Onu bunu hor hakir göreceğine. Körlüğünü bil. Nefsini hakir et. Nefsini vur aşağı. Yok. Bizde öyle değil. Herkes kötü. O iyi. Herkes eksik. O fazla. E böyle ne oluyor? Üretmiyor. Ümmet-i Muhammed üretmiyor. Sufiler üretmiyor. Bir yere derviş oldu. Tamam ya. Bitti onun işi. Üretmiyor. Üret kardeşim. Maddi manevi üret. Koş Allah yolunda. Kendine hedef biç. Kendine hedef biç. Ben bazen zakir arkadaşlar kızıyorlar bana. Yapmam on kişiyle ders diyorum. Ben 58 yaşındayım. Yapmam. Ben ne Bayındır'da 10 kişiyle ders yaptım. Ne Ödemiş'te 10 kişiyle ders yaptım. Ne Bursa'da yaptım.
Ne sonradan gittiğim yerlerde yaptım. İlk kuruluş aşamasındadır o. 3-5 aydır o. Yapmam. Yırtarım kendimi. Ben Ödemiş'e gittim. Bir aradan 3-5 ay geçti. İstediğim kıvama ulaşamadım. Telefon açtım. Selamun aleyküm aleyküm selam. Muharrem ayıydı. Müsaade ederseniz ben itikafa girmek istiyorum dedim. Ne oldu Mustafa Efendi? Efendim istediğim noktada değil burada dedim. Dervişler. Ciddi ciddi yüzüne söylüyorum Şeyh Efendi'nin. Bana müsaade edin dedim. Ben mi itikafa gireyim? İyi Mustafa Efendi gir dedi. Efendim nasıl gireyim dedim ben. Nasıl giriyorsan gir dedi.
Hani nasıl giriyorsan gir. Şeyini sen biç. Ne o? Tarzını tavrını sen biç. Ben Ödemiş'te Muharrem'in son 7 günü itikafa girdim. Size bu tuhaf gelir. Şimdi dedim ki yemeyeceğim de içmeyeceğim de uyumayacağım da sen beni buralarda naçar mı bıraktın dedim. Sen bu dedim yaban ellerde beni garip mi bıraktın? Beni kimsesiz mi bıraktın? Beni attıysan dedim temelli at. Benim yüzüm gözüm nereye gideceksek işsin. 7 gün. Ben ağzıma bir lokma ekmek koymadım. Ben 7 gün boyunca su içtim sadece. İftarlarda ve sahurlarda. Tuvalete gitmiyordum ben. İhtiyaç olmuyordu.
Zaten tuvaletin anahtarını bir buçuk gün sonra getirdiler. Bulamadılar tuvaletin anahtarını. Ben itikaftan çıktığımda caminin kapısının nerede olduğunu göremedim. Ben kapı diye yürüdüğüm yer duvarmış. Ben duvara vurunca duvar olduğunu anladım. Çıktım itikaftan. Yolda yürüyemedim ben. İtikaftan çıktığımda insanlara baktığımda başka suretlerde görüyordum insanları. 7 gün suretler bambaşkaydı. Çıplak gözle şeytanı görüyordum. Çıplak gözle cinnileri görüyordum.
Çıplak gözle kafir cinnilerle Müslüman cinnileri ayırt ediyordum. Baktığım zaman o kimsenin alnında mümin, münafık, kafir yazısını okuyordum. Ödemiş de itikaftan çıktığımda kendimden korktum ben. Dedim ben hiçbir yere gidemem. Ben hiçbir şeyde konuşamam şimdi. Kime ne konuşacağım? İnsan Allah'a yalvarır mı bu halimi ört benim diye? Ben daha sokağa çıkar çıkmaz Allah'a yalvarmaya başladım. Benim istediğim bu değildi. Ben insanların ne olduğunu görmek istemiyorum. Varlığın ne olduğunu görmek istemiyorum. Benim istediğim bu değil. Benim istediğim insanların Allah demesi, Allah'ı zikretmesi, Allah'ı tanıması, Allah'ı bilmesi. Arkadaşlar benim ödemişte en son ders yaptığında 200 kusur kişi vardı.
9 ay kaldım ben orada. 9 ay kaldım, 9 saydırdım. Bırakmazdan önce normal derslerde 130 kusur kişi vardı. Bir sene sonra gittim de 30 kişi yoktu. Hayal kur, koş ama çalış, ama gayret et, ama mücadele et. Uykundan, parandan, sağlığından, eşinden, çoluğundan, çocuğundan edeceksin.
Bu yol böyle. Bu yol böyle. Ben bazen zaman zaman diyorum ya, herkesin hanımı hanım da bizimki kapının arkasında süpürge mi? Herkesin çocukları çocuk da bizimkiler naylondan mı? Yapma bebek mi? Herkesin evi evde bizimkinden su mu çıkıyor? Herkesin işi işte bizimki ne? Bizimki iş değil mi? Hayal kur, hayalin peşinde yürü. Koş. Mücadele et. Neye hayal kuruyorsan kur. Hani var ya, hep anlatırım böyle. İşte gelmiş dervişin birisi. Efendim demiş, ben aşığım. Olur oğlum demiş, gir itikafa. Gir demiş, hücre burada.
Kime aşıksın demiş. Ayşe'ye aşıkım efendim demiş. İyi oğlum, gir demiş. Efendim ne çekeceğim zikir? Senin demiş zikrin, ya Ayşe, size bu küfür gelir. Şimdi. Veya bunu dinleyen 3-5 ilim erbabı. Vay bunlar küfür eyle ya. Başlar. Ahmak. Başlamış derviş içeride. Ya Ayşe, ya Ayşe, ya Ayşe, ya Ayşe, ya Ayşe, ya Ayşe. Sabah namazı olmamış da. Kapıyı tıklatıyor birisi. Hücreden açıyor. Bir bakıyor Ayşe kapıda. Hemen tak şeyhidi orada. Evladım Ayşe dedin diyor. Ayşe geldi. Ayşe'yi istedin. Ayşe geldi. Eğer diyor Allah'ı isteseydin. Allah'la görüşecektin, konuşacaktın. O gelecek. Aman efendim ben Allah'ı istiyorum. Devam et oğlum.
Efendimiz zikirimle. Ya Allah. Bu kadar. Hedefine koş. Hayaline koş. Ve hayalin kadarsın. 3 metre hayal kuruyorsun. 3 metreliksin. 13 metre kuruyorsun. 13 metreliksin. Hayal kur. De ki ben o hiçbir gölgenin olmadığı Ağır Şahla'nın gölgesinde duracağım. Bir arkadaş da öyle dedi. Ben dedi Ağır Şahla'nın gölgesi için uğraşmıyorum. Git yürü benden işin yok. Neden? Ağır Şahla'nın gölgesinde gölgeleneceksin. Hiçbir gölgenin olmadığı yerde onun gölgesinde gölgelenmeyi hayal edeceksin. Sebep. Ya hayalini yüksek tutacaksın. Oraya göre koşacaksın. Oraya göre koşacaksın.
Hayalini yüksek tut. Oraya doğru koş. Hayalin düzgün olsun. Hayalin neyse. Kendin kadar hayalin. Allah bizim hayalimizi yüksek eylesin inşallah. Amin. Nefsimiz öldüğümüzde bizden ayrılacak mı? Cennette, cehennemde nefis olacak mı? Nefisin insana faydası ya da zararı nelerdir? Salih bir rüyada ya da yaşanan hal esnasında nefis olur mu? Bir kimse iyi ya da kötü nefsine uyabilir mi? Bu nasıl anlaşılır? Nefsin kullanıldığı yere göre çok manası vardır. Nefis kullanıldığı yere göre bir şahsın bütün komple kimliğidir. Nefis kullanıldığı yere göre ruhtur. Nefis kullanıldığı yere göre candır. Nefis kullanıldığı yere göre kötülükleri emredendir. Kullanıldığı yere göre.
O yüzden normalde nefsimiz öldüğümüzde bizden ayrılacak mı? Ya normalde nefis bu dünyayla alakalı. Bu dünyanın içerisinde. Öldüğümüzde nefisle alakalı bir olgumuz var mı? Yok. Cennette, cehennemde nefis olacak mı? Cennette de cehennemde de normalde bizim dünyadaki manada nefsimiz olmayacak. Dünyadaki manada. Ama biz acıyı, hazı, lezzeti duyacak mıyız? Evet. O manada nefis olacak mı? Evet. Nefsin insana faydası ya da zararı nelerdir? Normalde eğer nefsi terbiye edersek bize faydalı bir hale gelir. Mesela yemek yeme isteği, su içme isteği bunlar nefsin normalde cebri olan şeyleridir. Hani cebri dediğimizde bunlar böyle karnı acıkınca bir insanı doyurmak ister. Bu cebridir.
Bu elinde olmayan bir şeydir. Ama güzel bir çay ister. Bu elinde iradesinde olan bir şeydir. Salih bir rüyada ya da yaşanan hale esnasına nefis olur mu? Olur. Bir kimseyi ya da kötü nefsine uyabilir mi? Evet. Edeb kalpte gelişen bir şey midir? Fıtraten oluşan bir şey midir? Yaşarken öğrenilen bir şey midir? Bunun içi de doğru. Ama insan başlangıçta yaşarken öğrenir edebi. Sonradan normalde o fıtratında var olan şey orta yere çıkar. Ve sonradan da kalbe ilham olarak gelir. Kendimizi ya da elimizin altındakileri edep noktasında nasıl eğitebiliriz? Bu noktada önce kendimizi eğitelim. Edeble alakalı. Allah bizi onlardan eylesin inşallah.
Bu geçen hafta söylediydik onlarla alakalı sorular herhalde. Cinsellikle alakalı. Normalde bu sorular bunu Whatsapp'tan gönderdiler arkadaşlar. Normalde bu sorularla alakalı daha soruları olan varsa bunları yazsın. Önümüzdeki hafta da bana göndersin. Buraya gelsin. Birkaç hafta böyle müsaade edelim biz. Bayanlar, erkekler bu konuda sorusu olanlar. Bütün herkes soruları tamamlansın. Sonra ben bunların hepsini bir bütüncülük haline getireyim. İnşallah Allah izin verirse Şubat'ın başını gibi veya Şubat'ın birinci haftası gibi bunu bir tamamlayalım. Öyle sonradan böyle sıradan birkaç hafta İstanbul'da cinsel hayatla alakalı inşallah sıra bir sohbet yapalım.
Arkadaşlara da öyle bir şey olsun, delil olsun. Çünkü bu konuda arkadaşların, dervişlerin, ondan sonra dışarıdaki diğer cemaatlerin, toplulukların, dinle ilişkisi olanların, olmayanların, herkesin bu konuda böyle bilir bilmez kulaktan duyma, ayet ve hadise, imamların iştahına uymayan, sanki bir şey yasakmış gibi algılanan, harammış gibi algılanan, ama haram olmayan, ama haram olan, ama onları helallaştırmaya çalışan, ifrat ve tefrit noktasında durulan şeyler var.
O yüzden arkadaşlara ölçü olsun, bunu böyle parçalı bulutlu bir sohbet etmeyelim. Bu birkaç hafta içerisinde, Ocak sonuna kadar arkadaşlar kafalarına takılan, öğrenmek istedikleri kadınlar da erkekler de, bununla alakalı sorularını normalde perşembe günleri buraya, cumartesi günleri tekkeye veyahut da bayanların sohbetinde buraya bana getirebilirler. Onların hepsini toparlayayım, bir sıralayayım inşallah, sırasına göre, onların şeye göre, konu konu ayırayım. Ondan sonra hepsine toplu bir şekilde cevap verelim. Birkaç hafta, üç hafta, dört hafta nasıl gidecekse, onu inşallah öyle halledelim. Hakkınızı helal edelim. 57. hadise gelmişiz. İbni Mesud, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bana Kur'an oku dedi.
Ben de, ya Resulullah, Kur'an sana indirildiği halde ben sana mı Kur'an okuyacağım dedim. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Kur'an'ı başkasından dinlemek hoşuma gidiyor buyurdu. Ben de ona Nisa suresinden okudum. Nihayet, seni de bunların üzerine şahit olarak getirdiğimi zaman ayetine vardım. Bir de baktım ki, gözlerinden yaşlar akıyor. Bu seni de bunların üzerine şahit olarak getirdiğim zaman Nisa suresinde ayet 41. Bu hadis-i şerif, ben bunu Buhari'de okuduydum daha öncesinde. Sonra burada bugün baktım Buhari'de ondan sonra Müslüm'de, Ebu Davut'ta, Tirmizi'de geçen bir hadis-i şerifmiş. Ama ben bunu daha önce Buhari'den okuduydum. Bu hadis-i şerifi.
Buhari'de özellikle böyle enteresan bir hadis-i şeriftti bu okuduğum zamanlar. Sonra bugün buraya gelmezler önce hadis-i şerifi okudum tekrar baktım şeyde ne o? Buhari'de onun sonra Müslüm'de, Ebu Davut'ta ve Tirmizi'de de geçmiş bu hadis-i şerif. Kütübüsü'de de hiç böyle bu hadis-i şerifi okumamıştım. Demek ki orada da vardır kesin Buhari'de okuduydum onu. Şimdi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin böyle enteresan, manidar bir hadis-i şerifi olay. İbni Mesud, Kur'an-ı Kerim'i çok düzgün okuyan, Kur'an-ı Kerim'i çok düzgün telaffuz eden, aynı zamanda sahabenin içerisinde fıkıhı iyi olan sahabelerden bir kimse. Fıkıhı da iyidir İbni Mesud'un ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Kur'an-ı Kerim'i ondan dinliyor.
Enteresan, İbni Mesud diyor ki Kur'an sana indirildi. O da diyor ki senden dinlemek istiyorum. Şimdi bu hani Kur'an-ı Kerim'i Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin bir sahabeden dinlemesi onun peygamberliğine bir leke değil, onun peygamberliğine, peygamberlik mesleğini ve kendi şahsının bu noktada bir leke değil, peygamberler Allah'ın emirlerini, bu noktada Allah'ın ayetlerini bir başkasından da dinlemişler Adem'den sonra.
Bu diğer peygamberlerin de bu konuda sünneti ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de o sünneti işliyor, Kur'an'ı başkasından dinliyor. Çünkü Kur'an ilahi bir kelam. Kimden dinlersen dinle, Kur'an okunuyorsa orada Allah konuşuyordur. O yüzden Kur'an-ı Kerim'i dinlemek farzdır. Bazı yerlerde böyle olur olmaz Kur'an-ı Kerim tilavet ediliyor. Onu da parantez içerisinde söyleyeyim. Yani olur olmaz dediğim birisi sesini yükseltiyor orada. Orada insanlar başka şeylerle iştigal ediyor. Cami, cami olabilir canım kardeşim. Orada insanlar namazlarını kılmışlar, dağılıyorlar. Senin orada sesli Kur'an-ı Kerim okuman çok uygun değil. Sebep, herkes oturup onu dinlemesi lazım.
Herkesin işi var, gücü var. Seni oturup dinleme mecburiyetinde insanları tutma. O otursunlar dinlesinler. Sen emekli olabilirsin, senin işin olmayabilir. İnsanların işi vardır, mesaiyeye yetişecektir. Veyahut da bir yanında birisinin yanında çalışıyordur. Bir namaz vakti, bir ara bulmuştur. Namaz için müsaade istemiştir. Gelmiştir namazını kılıp geçecek. Sen git evinde Kur'an-ı Kerim'i oku. Kendin duyacağın kadar oku. Veya caminin köşesinde okuyorsan, kendin duyacağın kadar oku. Bir başkasını da illa ki duyurup, o Kur'an-ı Kerim'i dinleme noktasına getirme. Dinlemezse farzı terk etmiş olacak o kimse. Veyahut da bir topluluk. Toplanmışlar bir yerde.
Orada millet toplanmış. Örneğin bu açılışlarda daha fazla oluyor. Orada bir dükkan açılışı var. Orada bir şey açılıyor. Orada birisi Kur'an-ı Kerim okuyor. Herkes birbirine muhabbet ediyor. Bir ikram varsa ikramı yemeye devam ediyor. Ya kardeşim Kur'an-ı Kerim okunuyor. Kur'an-ı Kerim okunurken ya ikram dağıtma, ya da herkes otursun Kur'an-ı Kerim'i dinlesin ya da konuşmasın hiç kimse. Ama Kur'an-ı Kerim okunurken dahi insanlar konuşuyor. Veyahut da bir toplulukta söz konusu. Burada birisi sesli bir şekilde Kur'an-ı Kerim okumuş olsa herkesin pür dikkat onu dinlemesi lazım. Yorum yapmayacak, yanındakiyle konuşmayacak, yanındakiyle sohbet etmeyecek, mırıldanmayacak. Hele dergahlarda buna daha fazla dikkat edecekler.
Ya yanındakiyle ne konuşuyorsun? Kur'an-ı Kerim okunuyor orada. O zaman Kur'an-ı Kerim okunurken dinlemek farz. Camilerde hoca efendiler, cemaat toplanırken Kur'an-ı Kerim okuyorlar. Çok güzel. Ama o cemaat Kur'an-ı Kerim'i dinlemiyor. Onu Kur'an-ı Kerim'e hemen bir ara verecek, ikaz edecek, irşad edecek, söyleyecek. Ey değerli cemaat, Kur'an-ı Kerim okunurken dinlemek farzdır. Herkes Kur'an-ı Kerim'i dinlesin. Yanındakiyle konuşmasın. Konuşma. E cenazeye gidiyorsun, cenazede gömülecek. Orada başında işte Yasin okuyorlar, Tabarek okuyorlar, Kur'an-ı Kerim okuyorlar. Ya herkes Bir an önce gömecekler, gidecekler ya. İşleri çok herkesin.
Hoca efendi oturmuş, Kur'an-ı Kerim okuyor. Millet cenazeyi gömeceğiz, yanındakinden konuşacağız diye uğraşıyor. Ya kardeşim, Kur'an-ı Kerim okurken de cenaze. Gömülmez. Otur, Kur'an-ı Kerim'i dinle. Bırak gömmeyi. Bırak gömeceğim diye uğraşma. Yok, bir kısmı oradan. Bursa'da gördüm onu. Şimdi her yere yayıldı. Ben ilk Bursa'da gördüm. Daha kabrin başında başlıyorlar şey dağıtma. Cantık. O cantık arabası mezarlığın içine giriyor. Bursa'da gördüm bunu. Cantık arabası mezarlığın içine giriyor. Mezarın başına kadar geliyor. Herkesin gözü cantık arabasında. Ulan gömsek de şu cantıyı da gömsek gitsek. Dedim ya bu nasıl bir şey?
Daha zengin olsa oraya lokanta kuracak. Ya lan iyi ki öldü be adam. Arkasından yemeğini yiydi. Yiyelim vah tamam bitti. Ya yok ya. Ya mezarlığın içerisinde edeptir, adaptır. Bir şey yenilip içilmez. Mezarlıktan ibret alınır. Kabristandan ibret alınır. Kabristanda, kabride oradaki ölenlerin haliyle hallenir.
Ya çilingir sofrası mı kuracaksın orada bir de? Bidat. Bir tane hadis bulamazsınız. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında, Hazreti Ebubekir Ömer Osman Ali'nin zamanında, kabristanlarda yemek yenilip içildiğine dair. Bir tane bulamazsınız. Neden misafirler eve gelmesinler tekrar? Orada yişsin, yişsin, yişsin. Zaten gelmeyecekler. Lan oradan bir daha eve gelmeyecek o kimse. Ya cenaze evinin önüne koy sofrasan. Gelen giden, uzaktan yakından gelen, cenazenin, ölen kimsenin hayrını yesin, içsin. Cenazeden sonra yedir, içir. Kabristanda ne amma yediriyorsun, içiriyorsun? Bizde kabristan, bu bursada gördüm. Allah hakkınızı helal edin.
Sonra bu sene ben Bayındır'a gittim. Bayındır'da da, Bayındır'a da dokunmuş. Aynı şey Bayındır'a da gitmiş. Daha Bayındır'da, hemen Bayındır'da da normalde. Şimdi her yerde var. Nereye gidersem gideyim. Bakın nereye gidersem gideyim. Her yerde var şimdi. Herkes hemen kabristanın başında yedirip içiriyor. Ya nasıl yiyeceksiniz, içeceksiniz canım kardeşim? Ölümden ibret almayacak mısınız? Diyor Kardeşler'de, dünya lezzetlerini acılaştıran ölümü çokça zikredin. Kabristanda nasıl yiyebileceksin onu? Ama kulağın duysa, kabirdekilerin kabir feryatlarını duysan, yiyemezsin. Kabirden haberin olsa, birisini görsen, yiyemezsin.
Kendine gelemezsin. Böyle bir estantene yaşasan, kabre giren bir kimsenin son nefesiyle alakalı şeytanın ona nasıl musallat olduğunu görsen, yiyemezsin. Ama öbür türlü yiyorsun. Kur'an-ı Kerim de okunuyor orada. Herkes konuşmaya da devam ediyor, gömmeye de devam ediyor. Hocanın da işi çok zaten. Okuyan kimse de bir an önce okuyup gitmesi lazım. Zarfı da alması lazım. Bir de sırada, orada görevliyse, orada görevliyse sırada bir sürü gömülecek var. Sıra sıra. Bir an önce hemen okuyacak, yasın tabareke, tamam bitti. Herkes de işini bitirecek. Çaresi yok. Kur'an-ı Kerim'i dinlemek farz. O yüzden okuyanlar da dikkat edecek. Yani bakacak, kardeşim buradakiler benim okuduğum Kur'an-ı Kerim'i dinler mi, dinlemez mi?
Dinlemeyecekler. Okumasın. Okumasın. İnsanları tekrar günaha katmasın. Bunun gibi. Veya çarşı camilerinde görev yapan imamlar. Ya kardeşim bunlar esnaf. Bu esnaf adamı sen namazdan sonra Kur'an-ı Kerim okuyacağım diye oturtturma orada. Adam kalkıp gitmek zorunda kalıyor. Ya düşünsene. Esnaf camisi orada. Etrafındaki bütün cemaati esnaf. Adam husisi böyle oturup da ben camide namazımı kılayım. Oh bir daha arkasından yarım sayfa Kur'an dinleyeyim diye. Gelmemiş ki. Esnaf hemen namazı kılacak. Farzını, sünnetini kılacak. Yürüyecek, gidecek. Ona Kur'an-ı Kerim başlayınca adam mecbur Kur'an-ı Kerim okunurken yürüyüp gitmek zorunda kalıyor.
Dinlemek farz. Farzı terk ediyor. Allah muhafaza eylesin. Şimdi böyle olunca Kur'an-ı Kerim'i başkasından dinlemek de sünnet. Ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kendisiyle alakalı bir ayet dinlediğinde de gözünden yaş iniyor. Bu veçh'in zirve noktası. Veçh'in zirve noktası. Hani bir hadis-i şerif daha var böyle. Hani o sahabeler bilhassa o ashab-ı sufa sonradan gelen selef. Onlar da böyle bir Kur'an-ı Kerim dinlediklerinde, bir vaaz dinlediklerinde ağlarlar, tüyleri diken diken olurmuş. Bir rivayet var Ebu Hureyre'nin bayıldığına dair. Bayıldığına dair.
O yüzden veçh hali insan ağlar. Veçh hali tüyleri diken diken olur. Veçh hali bayılır o kimse. Veçh hali kendini duvara vurmaz. Veçh hali üstünü başını yırtmaz. Veçh hali saçını başını yolmaz. Veçh hali işte zincirlerle kendini dövmez. İşte veçh hali yani etrafına zarar vermez. Veçh hali işte vaa elektrik çarpmış gibi titriyor. Veçh hali böyle bir şey böyle. Ne dedi benim önümde birisi. Böyle bir şeye girdi cezbeye girdi böyle. Kavs kavs kavs … yaptı böyle. Böyle baktım. Ne oldu şimdi dedim. Ne oldu? Yaptı. İyi. Allah'ına, dinine, kitabına dedim söyle bana.
Bir, Hazreti Peygamber Efendimiz'i mi gördün? İki, Ashab'dan birisini mi gördün? Üç, Pre Efendiler'den birisini mi gördün? Dört, dedim Allah'ına, dinine, kitabına söyle. Üstadını mı gördün? Bunu söylediğim kimse ödemişin zakiriydi. Yıl bin dokuz yüz seksen dokuz. Bana dedim Allah'ına, dinine, kitabına soruyorum. Bana bunu dedim söyle. Tık yok. Nefsinden yapıyorsun dedim. Nefsinden yapıyorsun. Böyle deyince durdu. Mevzu ne? Ben sigarayla alakalı sohbet ettim. Dedim ki, o zaman için.
Hala da o zaman da haram diyordum. Ben yıllar geçti üzerinden hala da sigara haram dedim. Fıkıh kitaplarında mekruh yazar. E, Diyanet de geldi dediğim noktaya. Otuz yıl sonra geldi ama geldi. Diyanet de fetva veriyor şimdi. Haram sigara diye. Otuz yıl sonra geldiler dedim fetvaya. Ben o zaman da dedim. Dedim ki, bak. Ben dedim bir tarikat ismi vermedim. Bir şeyh ismi vermedim. Bana sigarayla alakalı hüküm sordular. Ben de dedim ki, sigara haram. Soğan, sarımsak yiyen mescidimize uğramasın demiş. Neden? Kokusundan dolayı. Kokusundan dolayı. Dedim sigara, insanın ağzını dedim necaset kokutuyor. Kokuyor.
Kokusu dedim kötü. Sigarayı yiyebilir misin? Yiyemezsin. Yiyebilir misin sigarayı? Yiyemezsin. Yiyemediğin bir şey nasıl içersin? O zaman söylüyorum bunları. İşte anlatıyorum. Mekruh desek de diyorum. Mekruhun devamı günah kebairdir. Mekruh bir sefer içersin. Mekruh olur. Devam edersen. Hanefi Fıkkı'na göre. Mekruhun devamı günah kebairdir. İçemezsin. Sen dedi bizim gavslara lahmuz söylüyorsun. Ya bana ne dedim senin gavsından. Senin kutbundan. Ben sigarayla alakalı hükmü söylüyorum. Sigarayla alakalı hükmü söylüyorum. Ehli sufiye haramdır. İçmeyeceksiniz.
Bunu söylüyorum dedim. Bizim gavslar bize müsaade etti. Ya bana ne senin gavsından dedim tekrar. O zaman söyledi. Gavs gavs gavs … Bir titredi. E ne oldu dedim şimdi. Ne oldu. Sen böyle yaptın. Ne oldu. İşte şunu mu gördün yok. Bunu mu gördün yok. Dedim. Bu cezbe hali de değil. Bu dedim şeytani. Hz. Ömer radıyallahu anh hazretlerinin zamanında birisinin Allah dedi titremeye başladı. Hz. Ömer efendimiz dedi bu ne? Dediler ki bu Iraklı Müslüman. Iraklı. Kaldırın şunu dedi. Şeytanın tecelliyatını görüyorum üzerinde dedi. Kaldırın şunu. Cezbe ne?
Gözünden siyim siyim yaş akacak. Cezbe ne? Tüylerin diken diken olacak. Cezbe ne? Allah! Diyeceksin bayılacaksın. Cezbe o. Bırak. At kendini yere. Bayıldıysan bayıldı. Zikir alakasında ona dönüp bakılmaz bile. O kaldırılmaz bile. Ölse dokunulmaz bile ona zikir alakasında. Ne güzel yerde öldü. Dokunduğun anda eğer o normalde gerçekten bayılmadıysa nefis yapar onu. Bağırmak, çağırmak, titremek. Yok kendini duvarlara vurmak. Yok. Yok. Değişik sayhalar atmak yok. Değişik sesler çıkarmak yok.
Dost soru zikrularını yap. Esma'ya uy. Ha o arkadaş kendinden geçti. Herkes hay esmasını okuyor. Arkadaş hak, hak, hak. Aha esma atladı o. O tabi ya. Esma atladı o. Nefis. Başka bir şey değil. Allah muhafaza eylesin. Amin. O yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemde cezbenin tecelliyatı gözyaşıydı. Hazreti Muhammed Mustafa'da cezbenin tecelliyatı tüylerinin diken diken olmasıydı. Cezbenin tecelliyatı dünyadan kesilmekti. Cezbenin tecelliyatı Hazreti Ayşe annemiz öldü zannederdi. Cezbenin tecelliyatı öldü zannederdi Hazreti Ayşe annemiz.
Secdeye kapanırdı. Dakikalar geçerdi. Saatler geçerdi. Secdedeydi. Ve Hazreti Ayşe annemiz öldü zanlıyla ayağına dokunurdu onun. Öldü mü ki diye. Cezbenin tecelliyatı. Cezbenin tecelliyatı. Sen gece zikullaha oturursun. La la illallah, la la illallah, la la illallah, la la illallah, la la illallah, la la illallah. Küt kalırsın. Ne kadar geçer zaman bilinmez. Kalpten la la illallah devam eder. Cezbenin tecelliyatıdır o. Sen dünyadan kesilirsin. El, ayak kesilirsin. Nefesini dahi hissedemezsin. Kalp atışını bile hissedemezsin. Cezbenin tecelliyatıdır. Halakayı zikrullahta, esmana devam edersin sen. Ne görürsen gör, ne yaşarsan yaşa. Cezbenin tecelliyatıdır o.
Zikrullahın adabına, erkanına, harfiyen uyarsın. Cezbenin tecelliyatıdır o. Cezbenin tecelliyatı. Herkes cehri, zikrullah yapıyor. Arkadaş, o yarın akşam sayan orada sahneye çıkacak, sesi gitmesin. E, ayak cezbe o değil. O nefsinin tecelliyatı. O nefsine uydu. Üstad'a, zakire tam haliyle zikrullah yaptırana tabi olmak. Cezbedir o. Zikrullah yaptıranın ses ahengine, zikrullahın adabına, erkanına uymak cezbedir. Uymamak nefistir. Uymamak nefistir. Ta en sondaki kimseyle, o en öndeki kimsenin aynı sesi vermesi cezbedir. Arada birisi kendi nefsinden bir ses çıkarıyorsa veya çıkarmıyorsa, işte o arada senkarizasyonu bozdu.
O nefsine uydu. Bilmiyor, yeni gelmiş. Eyvallah. Daha yeni yeni alışıyor arkadaş. Bir hafta, iki hafta, üç hafta. Eyvallah. Sesi tam olarak çıkaramıyor. Böyle çıkarmaya çalışıyor, çıkaramıyor. Eyvallah. Ama arkadaş, eski derviş ya. Ne zikirler gördü o. O ne dersler gördü. Onun böyle baba derviş. Herkes Allah, Allah zikrediyor. Zikrediyor ya. O bakacak hem etrafa. Kim ne yapıyor? Hem böyle kafasını sallayacak. Zikrullah yapıyormuş gibi yapacak. Ondan sonra onun ihtiyacı yok öyle zikrullahın adabına, erkanına uymaya. Sebep o baba derviş, eski derviş o. Veya o bayan kardeşlerde de vardır muhakkak. Yani onlarda da var. Onlar da eski derviş.
Ne abla, ne abla o. Oo, neler gördü. Hepsi de aynı. O aslında nefsine uydu. Cezbe değil. Allah bizi iyi ellerden eylesin. O zaman zikrullah'ta Kur'an-ı Kerim okunurken adaba, erkana uymak, Kur'an-ı Kerim'i dinlemek ve Kur'an-ı Kerim'i önemli. Bakın burada bütün herkesin takıldığı bir yer var. Kur'an-ı Kerim işte kendi lisanıyla okunuyor ya, o kimse de Kur'an-ı Kerim'i anlamıyorum diyor ya, dinlemiyor. Dinlemiyor. Dinliyormuş gibi görünüyor. Eğer sen Kur'an-ı Kerim'i dinlersen, vallahi de, billahi de, tillahi de anlamı, manası senin kalbine gelir. Sen dinle. Sen dinle, Kur'an-ı Kerim'in manası kalbine gelir. Sen yeter ki dinle.
Sen onu can kulağıyla dinle. Ver kendini Kur'an-ı Kerim okunurken. Dinle. Onun senin kalbine manası gelir. Veyahut da bir şeyh efendi geliyor ya, işte kim geldi? Örneğin kappa aşı geldi. Dinle. Sen onu dinlersen, ya deme sen o Arapça konuşuyor, ben Arapça bilmiyorum. Sen dinle. Sen dersen ki ben bu şeyh efendiden bir hikmet öğreneceğim. Bu dersen ki sen kendi kendine. Hazreti Hüseyin Efendimizin torunu gelmiş. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ve torunlarına olan hürmetinden dolayı ona hürmet eder. Onu dinlersen, onun söylediği kalbine gelir senin. Bakın onun söylediği kalbine gelir.
Sen ya bu boşnakça konuşuyor, ben nereden anlayacağım der dinlemezsen, onun bir şeyh efendinin, bir şeyh efendinin, konuştuğunu, bu dünyevi meseleler için geçerli olmaz. Bir dergahla alakalı, bir hikmetle alakalı konuştuğunu dinlersen, o boşnakmış, işte o Fransızmış, o İngilizmiş, o Arapmış, o Kürtmüş, o Türkmenmiş, o şu dilden konuşuyormuş, o bu dilden konuşuyormuş. Boş o. Dinle. Onu dinlersen, manası kalbine gelir senin. Sufi adamsın. Sufi. Bu kulak duyar. Burası dinler. Burası duyar. Kalbi o kimsenin dinler. Sen duyduğunu dinle. Kalbini ona ver.
Bütün her şeyin rabıtanı kur, kalbini ona ver. O zaman kalbine onun manası gelir. Allah bizi onlardan eylesin. Amin. Asıl cezbe de budur zaten. Asıl cezbe de neymiş? Buymuş. Karşıdakinin lisanı değil. Sizler yaşamadınız. Cenab-ı Hak'a hamd ediyorum. Cenab-ı Hak bizi yaşattı ona. Zor şeydir. Ben hep derim. Abdullah Efendi'nin yanında durmak zordu. Yani orada biz bir şeyhe ziyarete gittik cidde de. Şeyh Efendi konuşuyor. Bana soruyor yanında. Ben yanındayım ya. Mustafa Efendi ne diyor diyor.
Sen Arapça biliyor musun, bilmiyor musun diye sormuyor. Bakın sormuyor. Mahir de orada. Ben dedim ki ha sen Mahir burada diye lay layılıyor mu etme Mustafa Özbağ. Dakika bir gol bir 92'de Haç'ta bunu yaşadım. Mahir burada. Ha Mahir arıyor millet. Ne dedi Mustafa Efendi diyor. Haa. Sana ne dedi diyor. Soruyorsa senin bilmen lazım. Ben dinleyenin kelamına bakmıyordum. Kelamı ne olursa olsun sen onu dinleyeceksin. Sen onu dinleyeceksin. Nijeryalı adam.
Nijeryalı. Nijeryalı. Şeyh Efendi'den ders aldı. Nijeryalı. Bunu anlatayım kapatayım muhabbeti. Nijeryalı. Ders aldı Şeyh Efendi'den. İkinci gün tekrar aynı yere geldi. Ondan sonra yine bir şeyler söylüyor. Bana dedi ki. Mustafa Efendi ne diyor dedi. Ben şimdi çözdüğüm kelimelerden cümle kurdum. Efendim diyor ki dedim ben. Ben bir evlendim. Benim birinci eşim beni bir daha evlendirdi. Şimdi haçtan dönünce birinci eşim beni bir daha evlendirecek. Bana dua edin beni evlendirmesin. Bizde adet birinci eş. Ben iyi bir eşim deyip dörde kadar evlendiriyor efendim. Bunun için dua istiyor. Evlenmek istemiyor dedim ben. Mustafa Efendi bu nasıl adet oğlum dedi.
Dedim efendim benim anladığım bu dedim ben. Allah Allah dedi. Oğlum bizim kadınlar dedi. Adamı dedi perişan eder dedi. Bunlarda nasıl bir adet varmış böyle dedi. Efendim böyleymiş dedim ben. Benim anladığım bu ama. Benim ondan hani anladığım dinlediğim bu. Aradan 15-20 dakika geçti. Bir saat geçti. Bizim Mahir geldi. Mahir'e dedim. Mahir yanlış mı anladım doğru mu anladım bilmiyorum dedim. Şeyh Efendi'ye böyle aktardım. Ben dedim böyle anladım. Bir sorsana dedim ben. Şeyh Efendi'ye ne demiş? Sordu. Böyle böyle böyle … diye. Mahir'e benim anlattığım gibi anlatmış. Sonra Şeyh Efendi döndü. Mustafa Efendi dedi. Oğlum ben senin söylediğini dedi. Hani kabul ettiydim.
Efendim kendimi teyit edeyim dedi. Böyle yaptı. Mahir'e mi teyit ettiriyorum kendini. Mahir'e mi kendini teyit ettiriyorum diyor. Hani Allah'ım dedim ya. Biz nasıl bir şeyin içindeyiz dedim. 92 Haç'ta oluyor bu. Şimdi arkadaşlar dinleyin. Şeyhi dinle. Karşındakini dinle. Eşini dinle. Dinle. Çocuğunu dinle. Arkadaşını dinle. Dinle. Duyma. Dinle. Duymak ayrı. Dinle. Kur'an'ı dinle. Dinle. Kulağını sadece verme. Kalbini ver. Dinle. Dinlersen yakalarsın. Tekrar söylüyorum. Dinlemek kalbin işidir. Duymak kulağın işidir. Hayvanlar da duyar. Böcekler de duyar.
Kuşlar da duyar. Yılan da duyar. Börtü böcek de duyar. Taş da duyar. Su da duyar. Ağaç da duyar. İnsan dinler. İnsan dinler. Dinleyin. Vece gelin. Dinleyin. Dinleyin. Seyr-i sülük edin. Dinleyin. Kalbiniz perdeden perdeye geçsin. Dinleyin. Dinlerseniz kemale erersiniz. Dinlemezseniz kemale eremezsiniz. Allah bizi sözü işitip dinleyenlerden ve itaat edenlerden eylesin. Amin. Fâlemen lehû. La. El Fâtiha mâ selâvâta. Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi