Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 5 Ekim 2018 · 58:37
Eğer bebekler ölünce sorgusuz, sualsiz cennete gidiyorsa biz dünya hayatını yaşayıp günah işleyerek cehenneme gitme riskini niye alıyoruz? Ecel Allah'a ait. Kimisinin bebekken Cenab-ı Hak ecelini getirir, kimisine yüz yaşında, kimisine elli yaşında. Allah bundan sorumlu değil. Onun bebekken normalde ecelini Cenab-ı Hak'ın kısa tutması annesine babasına rahmettir. Bu da Allah'ın lütfudur. Anne baba buna sabrederse Cenab-ı Hak ona cennet nimeti verir annesine babasına. Ebebek de sorgusuz, sualsiz cennete gidecek. Yani biz ona belki de farklı cepheden bakarız ama o da cennetlik olacak. Bundan normalde Allah sorumlu değil. Biz neden bunu sen böyle yaptın diyemeyiz. Biz buna teslim oluruz. Her insan eşitse bebekler niye sualsiz gidiyor? Her insan eşit değil.
Kadınların hukuku, hükmü ayrı. Çocukların hukuku, hükmü ayrı. Erkeklerin hukuku, hükmü ayrı. Peygamberlerin hukuku ayrı. Eşit değil. İslam'da eşitlik ilkesi yoktur. Eşitlik ilkesi kapitalist sistemin bir aldatmacısıdır. Başka bir şey değil. Dünya üzerinde hiçbir zaman eşitlik olmaz. Dünya üzerinde kurulması gereken şey adalet ve hakkaniyettir. İslam'da adalet hakimdir. Eşitlik değil. İnsanlar çünkü güçlerinin yettiklerinden sorumludur. Din önünden. Bir kimsenin namaz kılmaya hiç gücü yetmeyebilir. O kimseden namaz sorulmaz ki. Bir kimse ömür boyu oruç tutmaya güç yetiremeyebilir. Ondan oruç sorulmaz ki. Bir kimsenin savaş meydanda cihad etmeye hiç gücü yetmeyebilir.
Ondan neden cihad etmiyorsun diye sorgu sual sorulmaz ki. Eşitlik olmuş olmuş olsa o zaman bunların hepsinden sorgu sual sorulması lazım. İslam'da adalet ve hakkaniyet vardır. Cennet dünyadan güzelse bizim bebekten farkımız ne? Eğer cennet dünyadan güzelse bebek niye dünyada yaşamadı? Muhakkak ki cennet hayatı dünya hayatının çok çok üstündedir. E neden cennet güzelse biz buradayız? Cenab-ı Hak bizi imtihan ediyor burada. Bizim böyle bir kendi ihtiyarımız yok ki bunda. Allah'ın Rabli çıkıyor burada meydana bir de. Senin kendi ihtiyarında olmuş olsaydı yaratılmak, yaratılmamak. Kendi ihtiyarınla sen ona karar verecektin. Yaratılıp yaratılmamak senin ihtiyarında değil.
Bizleri Allah yarattı. O yüzden normalde madem cennet neden dünyadan güzelse buradayız, e cennetlik amel işte orada ol inşallah. Bebeğin sualsiz cennete gitmesiyle bizim dünyada risk alıp cehenneme gitme olasılığı arasındaki denge nasıldır? Hiçbir denge yok. Neden denge arıyorsunuz ki? Bebek ölmüş cennete gidiyor. Sen de dünyanın mihnetini çekeceksin. Bunda denge aramam. Ayet-i Kerime'de siz Allah'ın yoluna yardım ediniz ki Allah da size yardım etsin buyuruyor. Bu mealciler bunu çevirirken Allah'ın yolu olarak çeviriyorlar. Bu Ayet-i Kerime'nin normalde Türkçe karşılığı tam bu değil. Bunu yine mealciler çarpıtıyor bunu.
Ayet-i Kerime'nin metni, siz Allah'a yardım edin ki Allah da size yardım etsin. Metni bu Ayet-i Kerime'nin. Onu normalde mealciler Allah'ın yoluna diye çeviriyor. Zaten bu mealciler kadar tehlikeli kimseler yok. Bunu söylüyorum ya, birkaç derstir bunu söylüyorum. Bir kimsenin Kur'an-ı Kerim'in normalde meal noktasında çevirmeye kalkması kadar zor bir şey yoktur. Sebep? Yani siz Kur'an'ın diline o kadar hakim olacaksınız ki, gramer yapısına o kadar hakim olacaksınız. Aynı zamanda karşılığında neye çeviriyorsunuz? Türkçe'ye. Türkçe'ye de çok hakim olacaksınız. Mümkün değil, Kur'an-ı Kerim'in motomat meal olarak Türkçe'ye çevrilmesi.
Mümkün değil. O yüzden insanları sapkınlaştırıyorlar, insanları Kur'an ve sünnetten uzaklaştırıyorlar. İnsanları kendi dinine yabancı ediyorlar. Burada büyük bir sıkıntı var. Yani o kimse dile hakim değil, kendince meal yazacağım diye uğraşıyor. Onun öyle bir derinlemesine Arap dille, Arap diliyle alakalı bilgisi olması lazım ki, hatta Arap dili de değil. Kur'an'ın diliyle. Bu benim alanım değil ama Kur'an-ı Kerim'de İbranice kelimeler var. Bu Arap da değil, İbranice deyince. O yüzden normalde bir kimsenin bu konuda iyi bir ihtisas sahibi olması lazım. Ama bunları denetleyecek bir organizasyon yok.
Bunları denetleyecek Türkiye'de bir organizasyon yok. Bunları denetleyecek bir kurum, bir kuruluş yok. Herkes kendi kafasına göre bir meal yazıyor, yayınlıyor, bastırıyor, satıyor. Bunu böyle bir zenginlik gibi görüyoruz biz. Bunu böyle, ay ne kadar ya çok iyi ya bir sürü meal var. Bu meal yapanlar bu meselede yetkin mi?
Ne kadar yetkinlikleri? Bu meal yapacak olanların, bakın, meal yazacak olanların, meal yazacak olanların, Arapça dil gramerlerine hakim olması yetmez. O kimsenin matematikten, fizikten, kimyadan, biyolojiden, felsefeden, edebiyattan ihtisas sahibi olması lazım. Siz diyebilirsiniz ki ya ne alakası var? Adam bir meal yazacak fizikle, kimyayla, matematikle, felsefeyle, edebiyattan ne alakası var diyebilirsiniz. Evet onların bilgisi olacak. O çünkü Kur'an-ı Kerim'de, ayeti kerimelerden meal çıkarırken, matematikselse, veyahut da astrofizikle alakalıysa, veyahut da kimyayla alakalıysa, veyahut da edebiyatla alakalıysa, o kimsenin o konuda bilgisi olacak ki, meal düzgün olsun.
Ama öyle bir şey yok. Öyle bir şey yok. Yarın öbür gün taslamamında bir tane meali çıkmaya görsün. Çıkar. Edip Yüksel'in var ya, onun da olur. Bir sürü var ya, ehliyetsiz, ehliyetsiz. Hiç kimse de ses çıkarmıyor nasıl olsa. Kimse bir şey de demiyor. Alıcısı var. Cahil satıcının cahil alıcısı var. O meali yazacak olan kimsenin hadis bilgisi olması lazım. O meali yazacak olan kimsenin Kur'an-ı Kerim'in indirilis zamanındaki olaylara vakıf olması lazım. Hangi olaya, hangi sebebe bağlı o ayeti kerime indir? Bunun bilgisinin olması lazım.
Yok. O yüzden şimdi burada siz Allah'ın yoluna yardım ediniz ki, bakın meal buradan değişti. Allah'ın yolu Allah. O kadar mana farklı ki. Bakın mana o kadar farklı ki. Yani o kimse Allah'ın yolu diyor. Allah yoluna nasıl yardım edilirse Allah'tan yardım olunuruz.
Görüşlerinizi lütfeder misiniz? Sen Kur'an ve sünneti yaşa. Kur'an ve sünnetin yaşanması için mücadele edersen evet. Allah'ın dinine yeryüzünde yardım etmiş olursun. Allah'a yardım etmiş olursun. Evde muhabbet kuşu güvercin bakmak uygun mudur? Dinen sakıncalı mıdır? Enes radiyallahu anh hazretleri bakıyordu. Çocuktu.
O çocuk olduğu için onun da böyle bir kuşcağızı vardı. O kuşcağızına bakardı. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de ona sorardı. Kuşunun nasıl olduğunu. Çocuk çünkü. Öyle çocukların evde böyle kuş beslemeleri, balık beslemeleri uygun olur. Sünnet. Yani yaşı büyük olabilir ama kafa çocuk kafasıysa ona tabir koydu çünkü.
Enesçik kuş nasıl sorardı? Enesçik. Tabir bu. Daha henüz çocuk. Bildiğiniz çocuk. Sonra tabi o kuş öldü. Ölünce de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ne kadar kadirşinaz, ne kadar böyle vefalı, ne kadar böyle çocuklara da özen gösteriyor. Ona taziyeye gitti. Çocuk. E tabi evde çocuklarınız varsa çocuklar böyle hani normal hayata, sosyal hayata bağlı olması için iyi bir şey. Yani çocuklar işte internette, cep telefonunda, oyunda muyunda orada burada vakit geçireceklerine çocuk haklı. Yani işte bir ona güvercindir, bir böyle ne bileyim işte bübüldür, kanaryadır, yok muhabbet kuşudur.
Alabilirsiniz. Onlar bakabilir. Bir tane de televizyonda çıkıyor ya çocuk haklı. Gözümle gördüm çünkü. Canlı yayın. O omuzunda şey var. Ne o? Papağan var. Böyle papağana şey yediriyor. Yem yediriyor. Aynı zamanda da bayanlara sohbet ediyor. Telefon alınıyor. Telefondan dua istiyorlar. Mesela telefondan bayan selamünaleyküm diyor. Onun hareketi şu. Bir, iki, üç yaparcasına yapıyor. Bayanlar koru halinde ve aleykümselam diyorlar. Allah'ım dedim ya. Bu Mehdi'ymiş. Özel ne bakıyorsun sizin oralıymış ya. Münbit toprak ya yetişiyor maşallah Sümanoğlu. Çocuk haklı. O da papağan besliyor işte. Yani lazım mı?
Lazım çocuklar için. Dini nikahsız girilen ilişkide çocuk olacağı öğrenildikten sonra, dini nikahla evlenildiğinde doğacak çocuğun hükmü nedir? Bir çocuk, annesi, babası belli, veledi zina olmuş oldu. Annesi, babası belli ama bir zina ürünü oldu çocuk.
Normalde nikahsız bir cinsel ilişki haram. Evliyse taraflardan birisi rejim edilmesi lazım. Gene milletin tüyleri diken diken olacak şimdi. Ayet yok bu konuda nereden çıkardın diye. Bangır bangır bağıracak millet. E şimdi değil ise, bekar. Bu sefer yüz sopa yiyecek. Bir de üstüne sürgün edilme şeyi de var. Cezası da verebilir. Diyebilir ki sürgün ettik seni. Nereden? Bursa'dan dışarı. Eline bir vesika senin. Sürgün cezası edin. Nereye yerleşeceksin? Eskişehir'e. Eskişehir'e gideceksin mülki amirine. Diyeceksin ki ben buraya yerleşebilir miyim? Suçun ne?
Zina etmek. Aman kardeşim. Zinacıları almıyoruz desen. Oraya da yerleşemeyeceksin. Nereye gideceksin? Gideceksin bir mezra'ya yerleşeceksin. Böyle bir şey var. Bir daha zina edebilir mi insan? Edemez. Ama tabii zina suç değil şu anda. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin yasalarına göre suç değil. Beş ay önce Afrin'de şehit düşen Bursalı uzman çavuş Taner Çobanoğlu'nun annesiyim.
Oğluma bugün şehit olan vatan evlatlarımıza dua eder misiniz? Rabbim hepsine de kendi katına alsın inşallah. Amin. Vatanı korumak, vatanın uğrunda mücadele etmek, vatan için koşuşturmak ne yazık ki bedel istiyor. Ülkemiz de bunu çok ağır bir şekilde ödüyor.
Bu da bir takdir. Sonuçta Orta Asya'dan kopup gelmişiz. Bin yıldan beri burada tutunacağız diye uğraşıyoruz. Bin yıldan beri de bizi buradan sürmek için uğraşıyorlar. Değişik entrekalarla, değişik şeylerle bizi sürmeye çalışıyorlar buradan. Ya burada köleleşseniz ya da sürgün yiyeceksiniz. Eee köleleşmezseniz sürgün, sürgüne razı olmazsanız köleleşme.
Bunun içeriden dışarıdan işte kendilerince bir sürü oyun, tezgahı bu devam ediyor. Bu yeni değil. Bakın bu yeni değil. Bu bin yıldan beri süre gelen bir savaş. İçeriden satılanlar var, içeriden bu noktada hainler var, dışarıdan var. Hepsi de var. Bizdenmiş gibi görünüp bize hançerini vuranlar var. Bu milletin evladıymış gibi olup memleketi peşkeş çekenler var. Hepsini de görüyor, hepsini de yaşıyor bu topraklardaki insanlar. O yüzden biz sonuçta bu topraklar için, burada tutunabilmek için cansa can, malsa mal, kansa kan feda etmeye devam edeceğiz. Başka alternatifi yok. O yüzden muhakkak ki üzülüyoruz, içimiz yanıyor. Bugün yedi tane daha şehidimiz vardı. Bunlar kolay şeyler değil.
Tabi buradan taziyede bulunmak, buradan böyle bunu söylemek, yani işin edebiyatı gibi gelebilir. E tabi bu ateş düştüğü yeri yakar derler ya, sonuçta ateş düştüğü yeri yakıyor. Rabbim o şehitlerimizin ailelerine sabrı cemil ihsan eylesin. Komutanlarımıza, siyasetçilerimize, bürokratlarımıza feraset nasip eylesin. Onlara uyanıklık nasip eylesin. Askerlerimize feraset nasip eylesin. Gönüllerine ilham eylesin. Nereden tehlike var kalplerine inşallah Cenab-ı Hak ilham eylesin. Tehlikeyi görüp sezip o tehlikeden uzak durmaya gayret etsinler. Cenab-ı Hak cümlesini muhafaza eylesin inşallah. Dünya üzerine Mekke ve Medine neden kutsal toprak olarak biliniyor? Ve Hazreti Adem babamızdan, Peygamber Efendimiz, Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e kadar gerçekleşen olaylar bu şehirlerde oluşmuştur.
Sonuçta Cenab-ı Hak şehirlerden Mekke'yi seçmiş. Seçmiş. Günlerden Cuma'yı seçmiş. Aylardan Ramazan'ı seçmiş. İnsanlardan Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ve geçmiş peygamberleri seçmiş. Seçmiş. Orası o yüzden bizim için kutsal. Bütün Müslümanların iman edenlerin hakkı olan bir yer. Rabbim inşallah Müslümanların eline geçirsin. Amin. Bizim hatun kafayı bozdu, ben ne yapayım? Ben ne yapayım? Allah düzelsin inşallah. Ne yapalım? Cenab-ı Hak da sana öyle denk gelmiş. Ben kadın, erkek, herkes için söylüyorum. Bozmayan var mı ki?
Ama hatun kafayı bozduysa bunun sebebi adam. Artık ne yaptıysa bozuncaya kadar uğraşmış demek ki. Hani bizde böyle radyo, televizyon bir şey bozulur, biz yumrukla düzeltiriz ya. Radyo çalışmıyor. Önceden öyleydi. Kafasına güm güm güm vuruyor. Vurunca çalışacak. Bazı radyoda çalışıyor gerçekten. Acaba hatunla radyoyu mu karıştırdı? Vurunca böyle iyice mi bozuldu? Allah muhafaza eylesin. İslam'da askerde yemin töreni, yemin merasimi böyle bir şey var mı? Var. Yemin töreni yapılır, biatlaşma yapılır. Hak, hukuk, adaletten toplum uzak. Haramdan kurtulamıyoruz. Ne yapmamız lazım? Hah. Sonu doğru.
Hak, hukuk, adaletten toplum uzak. Sebebi ne? Toplum. Biziz yani. Biz kendimizi düzeltirsek bütün toplum düzelir. Biz kendimizi düzeltmezsek toplum nasıl düzelsin ki? Allah düzeltirsin inşallah. Amin. Az kısa zikir aşıkı dervişi aç bırakır. Aaa. Nereden çıkardınız bunu ya? Siz de az zamanda çok işler yapın. Bakın az zamanda çok işler yapın. Günlük virdin baş tarafına besmele yok. Hazreti Muhammed'in salatı yok. Özür diler, saygılar. Olur, gel sen bir vird düzenle bize. Biz de senin düzenlediğin vird'i çekelim inşallah.
Devletimizin McKinsey şirketiyle, doktor bu nasıl okunuyor ya? İngilizce neyi mi senin? Ne bu? Onu ben dokudum. Nafıza soruyorum. Nafız, Kürtçe, palton ne demek diyorum ben. Ondan sonra. Çeketi diyor bana. Ben oğlum, onu biliyorum ben zaten. En sonunda gene ben buldum. Nerede, burada mı nafız? Kurbani. Palton ne demek şimdi? Hayır.
Duyamıyorum ki ya. Ne, pardüsü mü oldu şimdi? Oğlum lan zaten pardüsü, pardüsü zaten. Kürtçe pardüsü mü şimdi paltonladı? Yok zaten işin içinden çıkamazsa bir i ekliyor arkasına. Ceket, ceketi. Neydi? Sakko, sakko. Ne? S ile, sakko. McKinsey şirketiyle anlaşmasını nasıl buluyorsunuz? Bu konudaki fikirleriniz nelerdir? Valla, dilik bak, zehir zemberek bir şeyler yazmış. Okuyamadım ama.
Bir kısmı zehir zemberek bir şeyler söylüyorlar, yazıyorlar. Bir kısmı da ölümüne savunacağım diye uğraşıyor. Böyle bir tezatlık var. Ama ben şuna, şunu kabul ediyorum. Bir devletin kendi iç işleyişi kendisine kalması lazım. Siz devletin mahremini dışarıda başka bir şirkete teslim etmemeniz gerekir. Mahreminizi asla dışarı teslim etmemeniz gerekir.
Mahrem, devletin işleyişi kendi içi mahremdir. Bir şirketin işleyişi mahremdir. Bir ailenin içi mahremdir. Mahremdir bunlar. Bunların normalde yabancıların eline geçmesi, başkalarının eline geçmesi doğru değildir. Nasıl bir kadın veya bir erkek evinin içerisinde karı-kocayı ilgilendiren mahrem meseleleri dışarı anlatması dini açıdan uygun görülmediyse, ve bu yasaklandıysa ve bu noktada tehditvari hadisler var ise, bir ticarethanenin mahreminin dışına çıkması doğru değil.
Bir devletin mahreminin yabancı bir şirkete eline verilmesi doğru değil. Bir yabancı bir şirket sizin açığınızı, sizin gediğinizi, zayıf noktanızı, kuvvetli noktanızı, sizin bilançolarınızı, sizin savaşıp savaşamayacağınızı, askerliğe ne kadar para yatırıp yatıramayacağınızı, ne kadar neyi yapıp ne kadar neyi yapamayacağınızı bilecek.
Ben doğru görmüyorum. İnşallah Cenab-ı Hak onlara basiret versin, bu yoldan dönsünler. Amin. Bakın, ayet-i kerime, siz Yahudileri ve Hristiyanları kendinize dost tutmayınız. Ya bizim devletimiz dini devlet değil, değil. Değil. Ama bu insanlar Müslüman. Bu insanlar Müslüman. Biz istediğimiz kadar dini devlet olarak görmüyoruz. Yani dışarıdan bakanlar neden başımıza bu kadar çorap örmeye çalışıyorlar? Bir de şu tırnak içerisinde söyleyeceğim bunu.
Dış güçler, dış güçler, dış güçler, dış güçler. Yağmur yağdı dış güçler, sel oldu dış güçler, hava soğudu dış güçler. Dolar yükseldi dış güçler. E terör dış güçler. E ne oldu? Gittin dış güce sen teslim oldun şimdi. Bu nasıl bir anlayış olacak? Ekonomiyi bozan dış güçler. Kim bozdu? Bu gavurlar bozdu. Kim düzeltecek? Gavur mu düzeltecek? Doları kim yükseltti? Dış güçler. Kim? Gavur, gavurcuklar yükseltti. İyi. Şimdi ne yapacağız? Aa bir tane daha gavurcuk getirdik. Sen düşler mi diyeceğiz? Sen düşür mü diyeceğiz?
Veyahut da biz hesabımızı, kitabımızı bilemiyoruz. Gavur, gavurcuk kardeş gel bizim hesabımızı, kitabımızı sen mi gör diyeceksin. Yok. Ben basından okuduğum kadarıyla şey yapıyorum. Ne yapacakmış? Bütün bakanlıkların hesabını, kitabını gözden geçirecek görev olarak. Eee bütün bakanlıkların harcadığını, yediğini, içtiğini, her şeyini onun elinden geçecek. Görecek. Diyelim ki bir bakanlık kendince, örnekliyorum, Suriye'deki gruplara silah yardımı yaptı. Devletin devamiyeti için lazım olabilir. Ben böyle şeylere kızmam. Ne olacak ki? Dışarıdan bir her Türk devlet yönetmeye adaydır ya.
Ben kendimce devlet yönetmeye kalksaydım şimdiye ben Irak, Suriye sınırına küçük küçük gruplardan ben komple bir halk ordusu kurduydum orada. Ben kendimce, yıllardan beri söylüyorum onu ben. 50 kilometre, 100 kilometre sınır kur. Hem onlar orada rahat yaşasınlar, hem vatanlarını korusunlar, topraklarını korusunlar. Diyelim ki bir bakanlık böyle bir şey yaptı. Eee onu görecek mi o amca orada? Görecek. Delil veriyor muyuz biz milletin eline şimdi? Evet. Bu doğru değil. Ben devletin mahrumiyetinin dışarı verilmesine karşıyım. Devletin hesabını, kitabını hiç kimse görmemeli.
Ne yapacak, ne iş yapacak o zaman? Sana danışmanlık yapabilmem için benim senin içini dışını bilmem lazım. Şimdi ben bir firma düşünün, o firmaye danışmanlık yapacaksam o firmanın bütün bilgilerine sahip olmam gerekmiyor mu? Nasıl danışmanlık yapacağım ki ben orada? Nasıl danışmanlık yapacak adam o zaman? Ne fikri alacak? Buraya yol yapayım mı yapmayayım mı? Bunun fikrini mi alacak? Boş muhabbet. Doktoru almak ayrı bir şey. Doktor devletin çalışmasında söz sahibi değildi ki. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bir müşrikten akıl almadı.
Bir münafıktan akıl almadı. Bir mürtetten akıl almadı. Doktor, doktorluğunu yap burada. Öğret insanlara doktorluğu dedi. Olmuyor, uymuyor. Uymuyor. Umut'taki savaş stratejisini kendisi belirledi. Sahabeleriyle beraber istişare etti. Sahabelerinin içerisinde bir tane gayrimüslim yok. Bir tane müşrik yok. Bir tane ehli kitap yok. Hiçbir savaşta, hiçbir savaşta bir tane müşrik kimseden akıl almadı. Onlara danışmadı. Onları dinlemedi. Onlara uymadı. Mekke fethedildi.
O kimse orada Beytullah'a hizmet ediyorlardı. Sen dedi Beytullah'a hizmetine devam et. O da Müslüman oldu. Onun hareketinden hemen ardından hemen aynı anda, aynı dakikada Müslüman oldu o kimse. Ya Mekke'nin fethinden sonra Mekke'nin yönetimi hiç müşriklerde olmadı. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin döneminde Beytülmal'ın, yani hazineyi sevk ve idare eden, nereye ne sevk edileceğine hükmeden hiçbir müşrik yoktu.
Sıkıntılı. Devletin mahremiyetinin yabancıların eline geçmesi sıkıntılı. Bunun savunulur bir tarafı yok. Zorlamalıya mı oldu? Olabilir. Biz devleti idare eden biz değiliz. Bilmediğimiz bir açık mı var? Bilmediğimiz bir mahrem bir nokta mı var? Bilmediğimiz bir yerden mi yakaladılar bizi? Yakaladıktan sonra ya bunu kabul edersiniz ya da böyle yaparız mı dediler? Bir şeyler mi oldu? Bunu bilmiyoruz. Ama ne olursa olsun devletin mahremiyetinin bir başkalarına paylaşılması, gavurcuklara paylaşılması hoş değil.
Ya neden biz bir danışmanlık şirketi kurmuyoruz o zaman? Türkiye'de uluslararası yetkinlikte kafa insanlar var. Devlet kendisi bir şirket kursun, o kafayı insanlar da oraya koysun, yalaklardan ve salaklardan oluşmasın. Onlar danışmanlık yapsınlar. Ciddi ciddi. Eski maliye bakanını geçenlerde haberlerde okudum. İngiltere'de bir banka CEO'luk için teklif getirecekmiş ona. Yani böyle bir adamı biz neden değer olarak kaybedelim? Kendileri bir danışmanlık olarak bir şirket kursunlar veya danışman olarak atansınlar. Bunlar habire fikir üretsin.
Ülkeyi biliyor, vatanı biliyor, insanları biliyor, taşını toprağını biliyor, nerede ne olduğunu biliyor, biliyorlarsa en büyük sıkıntımız bu. Adam Ağrı Dağı'nın etrafındaki köyleri bilmiyorsa, Trabzon'daki yaylaları bilmiyorsa, Ege'nin ovasını, Ege'nin çamının çalısını bilmiyorsa, Akdeniz'in toroslarını bilmiyorsa, Adam Edirne'nin, Trakya'nın ne olup ne gittiğini bilmiyorsa bu vatana nasıl hizmet edecek ki?
Sıkıntı var. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında bize simsar adı veriliyordu. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem yanımıza uğradı. Ve bizlere bu isimden daha güzel isim verdi ve şöyle dedi. Ey tacirler topluluğu! Alışverişlerde olmaması gerektiği halde çoğu kez boş söz ve yemin yapılır. Siz satışınıza sadaka karıştırın. Satışınıza sadaka karıştırın ne demek? Hem etrafınıza sadaka verin, yaptığınız boş kelimelerden dolayı tövbe edin. Ne bileyim işte ticaretinizi doğru yapın. Ama buradaki ölçü şu. Önceden simsar verilen, adı simsar olan tüccarlara Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o topluluğun ismini değiştiriyor.
Onlara diyor ki siz tüccar topluluğusunuz, simsar değil. O yüzden normalde tüccarlara simsar denilmesi hoş değil. E böylece onun ismini değiştiriyor. Topluluğun ismini değiştiriyor. O zaman bir topluluğun ismini değiştirmek. Bir topluluğa farklı bir ad koymak. Yine böyle isimle alakalı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Müslüman olmuş, müşrikten geri dönmüş kimselerin isimlerini değiştirirdi. İşte kimisi kuş ismi, kimisi hayvan ismiydi. Bunların isimlerini değiştirirdi örneğin. İşte bunun gibi isim değiştirmek, topluluğun ismini değiştirmek, şahsın ismini değiştirmek sünnet olmuş oldu. Sufilerde bu edeptir. Şeyh Efendi, Üstad, o gelen müridin durumunu haline göre ismini değiştirebilir. Ona farklı bir isim koyabilir.
Ona farklı bir lakap da koyabilir. Mesela Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Hz. Ali Efendimiz'e ey Ebu Traf demesi. Hani Hz. Fatıma annemizle arasında sıkıntı olmuş az bir şey. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kızının evine vuruyor. Nerede diyor damat. O da diyor ki biraz diyor aramızda problem çıktı. Gitti diyor. Ona bakıyor bir ağacın altına yatmış. Hz. Ali radiyallahu anh hazretleri. Ona gidiyor ey Ebu Traf yani o toprağın oğlu diyor ona. İsim takıyor böylece. Şimdi Ebu Traf oluyor şeyin Hz. Ali Efendimiz'in bir lakabı. Neden Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona o lakabı taktı. Bunun gibi onun incitmeyecek, onu aşağılamayacak, onu kötülemeyecek bir lakab takması.
Sufilikte bu vardır. Ondan sonra işte Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi bana ağa derdi. Bizim ağalık neyimize de. Ama öyle bir lakab takmıştı bana. Mustafa Efendi derdi. Ağa derdi. Nerede bizde efendilik ama bize bana öyle derdi. Şimdi bir lakab takması. Bu lakabı takabilir mi? Evet. O kimsenin hoşuna gitmeyecek bir lakab olmaz bu. Ama böyle lakab takılabilir mi? Evet. Bir topluluğun ismi değiştirilebilir mi? Evet. Bakın ismi değiştirilebilir mi? Evet. Bir topluluğa bir isim verilebilir mi? Evet. O topluluk da normalde üç kişi, dört kişi, beş kişiden oluşan bir topluluk olur. Ona isim verilebilir mi? Evet. Ben mesela Gürcan, Özer, ondan sonra Emrah.
Onlara diyorum ki İzmit çetesi. Rahatsız değilsiniz değil mi? Nerede Gürcan? Gelmedim Gürcan'dan. Gürcan rahatsızlık yok değil mi İzmit çetesi diyorum diye. Emrah da orada. Bir rahatsızlık yok değil mi? Allah razı olsun inşallah. Dördüncüsü yok mu? İyi Allah'ı yesin inşallah. Bunun gibi. Mesela o böyle bir isim takılabilir mi? Evet. Kimse ondan rahatsız olmayacak. Eyvallah. Veya bir kimsenin ismini değiştirmek. Eyvallah. Bunun gibi. Allah bizi iyilerden eylesin inşallah. Sizden biriniz, Ebu Hureyre naklediyor. Namaz kıldığı zaman önüne bir şey koysun. Bir şey bulamazsa sopa diksin.
Sopada yoksa önüne bir çizgi çizsin. Bunları yaptıktan sonra önünden geçen şeyler ona zarar vermez. Namaz kılarken bir kimsenin önüne sütre koyması. Eğer normalde arazide namaz kılıyorsa bir kimse, arazide dahi olsa, hiç kimse geçmeyeceğini düşünse dahi, önüne ne yapacak? İşte ayakkabısını koyacak, kılıcını koyacak, tüfengini koyacak. Ne bileyim daha da bir taş koyacak. Bir ağaç dalı dikecek. Bir şeyi kendisine sütre yapacak. Bir taş dikecek. Sütre yapacak kendine. Olmadı bir çizgi çizecek. Onları da bulamazsa bir çizgi çizecek. Evin içerisinde sehpa koy. Ne bileyim işte bir şey koy. Sandalye koy önüne. Bir sütre çiz. Sütre koy. Alan büyükse.
Muhakkak önüne bir sütre koy. Şimdi bunda Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetinin her sünnetinde sayısız hikmetler vardır. Sayısız. O bir peygamber. Ve bütün peygamberlerin üzerinde en faziletli olan peygamber. O yüzden onun yaptığı her şeyde sonsuz hikmetler vardır.
Biz onun birini, ikisini, üçünü, beşini tespit edebildiğimiz kadarını söyleyebiliriz. O kadar değildir o. Bakın. Tespit edilen, edildiği kadar değildir. Sonsuz. Eyvallah. Biz şimdi sufiler bu böyle dedi ya. Biz acaba bunda hikmet nedir diye kendi kendimizi birinci derecede ya hikmetini bilelim de yapalım diye düşünmeyiz. Biz direkt işlemeye devam ederiz. Onu işlemeye devam ederken biz derinleşebildiğimiz kadar, genişleyebildiğimiz kadar, bize bildirilen kadar, bilebildiğimiz kadar onların hikmetlerini öğrenmeye çalışırız. Şimdi desem ki ben, işte o dağınızı bir yere toplayacaksınız, işte kalbinizi bir tarafa toplayacaksınız, sütre çizerekten etrafa bakmayacaksınız, o sütrenin dışını görmeyeceksiniz, sütrenin dışıyla alakanızı keseceksiniz.
Bunların hepsi de kendi içerisinde bir hikmet. Burada önemli olan şey şu. Bir iş yaparken yapmış olduğunuz işe odaklanın. Namaz kılıyorsunuz. Namaza odaklanın. Alışverişi bırakın. İşi gücü bırakın. Namaz kılıyorsunuz. Hadis okuyorsunuz. Her şeyi bırakın. Hadis okuyun. Allah'ı zikredeceksiniz. Her şeyi bırakın. Allah'ı zikredin. Sohbet dinliyorsunuz. Her şeyi bırakın. Sohbet dinleyin. Yanındakinden fısıldaşacağım diye uğraşma. Sohbet zikurla bitince otur saatlerce konuş. Kimse sana bir şey demez. Sohbet esnasında kendini odakla sohbete. Zikrullah'ta odakla. Sana ne yandakinin saçından, sakalından, sarığından, haydarisinden, örtüsünden, örtüsünün renginden.
Zikrullah'a odaklan. Allah'ı zikre odaklan. Yapacak olduğun işe odaklan. Şu anda Ümmet-i Muhammed'in belki de en büyük sıkıntılarından birisi o. Bir iş yapacak, elinde telefon hem de iş yapacağım diye uğraşıyor. Hem mesaj yazacak hem iş yapacak. Odaklan işine. Hata yapacaksın. Adam bir iş yapıyor, arada bir telefonu çıkarıyor, bakacak. Twitter'a, Whatsapp'a, oraya buraya. Ya bırak, işini yap. Bitir işini, baksa ona işine. Yok, hayır. Yani cumada hutbe okunuyor, adam telefonu çıkarıyor. Telefondan bir şeyler okuyacağım diye, bir şeylere bakacağım diye uğraşıyor. Ya cumada hutbeyi dinlemek var, cumada hutbeyi dinlemek var. Ya adam ne o, kombi borularının temizliğinden bahsediyor.
Lan onun ayı bu, bırak sen. Adam Bursa Gaz'ın sanki temsilcisi, imam değil, Bursa Gaz temsilcisi. Değerli cemaat, diyeceksiniz ki bunun ne alakası var? Ama bize gelen, ondan sonra biz hutbeleri okuyoruz. Malum, işte kış aylarına giriyoruz. Lodos'tan dolayı zehirlenme olabilir. Konferinizin iç temizliğini, bacalarınızın temizliğini yaptırınız. Hala, Bursa Gaz bunu göndermiş şeye, Diyanet'e. Demiş ki bunu cuma hutbelerinde okuyun. Cuma hutbesinde bunu okuyor o kimse. Ne yapalım? Onu okuma, Allah'ı zikret.
Ama telefonu da açıp da telefondan uğraşma. Cuma mübarek gün. Salat-ı şerif oku. Allah'ı zikret. Ne ama telefonla uğraşıyorsun, başka şeyle uğraşıyorsun? Allah muhafaza eylesin. İbadet esnasında ibadete odaklan. İş esnasında işine odaklan. Evine gittin, evine odaklan. Evine odaklan. Çolunla, çocuğunla uğraş. Sor. Onlarla ilgilen. Evine girmişsin. Evde eş, çoluk, çocuk, evin. Onlarla ilgilen. Yok evde de devam sosyal medyaya. Hatun bir tarafta sosyal medyada. Çocuklar bir tarafta sosyal medyada. Adam bir tarafta sosyal medyada.
Nerede Cevdet'le şey bizim lastikçi şey. Ömer. Cevdet nerede? Yurt dışına giderken bir aile geldiydi orada. Adam, kadın, iki tane kız. Size örnek göster dedim. Hatırladın mı? Ömer de var yanımızda. Bir aile, dört kişilik aile. İki tane böyle işte 15-16 yaşlarındaki kız. Bir anneleri, başlarında da babaları var. Geldiler, böyle oturdular bir tarafa. Biz de yan taraftayız. Allah sizi inandırsın. Dördü de ellerinden, şeyden, ellerinde, anne babanın elinde cep telefonu, çocukların elinde ne o daha büyüğü olan tablet. Allah sizi inandırsın.
Bir kelime dahi konuşmuyorlar. Çocuklar tabletlerde, anne baba telefonda birbirlerine bakmıyorlar bile. Birbirleriyle selamlaşmıyorlar bile. Aile, dördü beraber geldiler. Ben de dedim ki bakın görün, örnek alın. Şu ailenin durumuna bakın dedim. Birbirleriyle konuşacak hiçbir şeyleri yok. Belki de oradan birbirlerine Whatsapp'tan görüşecekler mesaj atarak da. O hale geldik. Allah bizi affetsin. O yüzden odaklanalım inşallah. Odaklanaraktan işlerimizi düzgün yapalım. Rabbim cümlemize affı mağfiret eylesin. Rabbim cümlemizi hayırlı olanlardan eylesin inşallah. Malum bu ara biz de sosyal medyada yıkılıyor ortalık. Bu hadis inkarcılığıyla alakalı. Bizim kardeşlerden birisi bunun davasını açtı.
Ben de bunu yayınladım. Yayınlayınca kıyamet koptu. Yıkılıyor ortalık. Yıkılsın inşallah. Bu konuda kardeşler arkadaşlar nerede hadis inkar eden her kim var ise hepsinin bilgilerini saat dakika alaraktan bizim Salim'e göndersek. Bu konuda bizim Yunus da bu meseleyi organize edecek.
Mehmet Emin'le beraber. Tamam Mehmet Emin. Bunun hukuki bir çerçevesinde bu meselede faaliyet devam edecek. O yüzden kimseye hakaret etmeyin. Kimseyle bu noktada kavga etmeyin. Hele benim sayfada siz hiç cevap vermeyin. Bırakın. Asla provokasyonlara gelmeyin. Bütün bilgi ve belgeleri Salim'e gönderin. Salim bu noktada Yunus'la beraber bir ekip oluştursunlar. Bunları tasnif etsinler. Sonra bir ben Yunus'a bununla alakalı bir strateji çizdim. Yunus gerekli olan şeyi geri kalanını yapacak. Hiç kimse kendi kafasından bir hareket etmesin bu konuda. Herkes talimatlara uyaraktan bu mesele hallolsun.
Ama şunu tespit ettim. Bu şikayetten dolayı öylesine tedirginler, öylesine ürkekler, öylesine paçaları tutuşmuş vaziyetteler ki ilk defa böyle bir şeyle karşılaşıyorlar çünkü. Bakın Türkiye'de ilk defa böyle bir şeyle karşılaşıyorlar. Ve bu onları çok tedirgin etti. Müthiş şekilde tedirgin etti. Bunu düzgün bir şekilde, organizeli bir şekilde yapacağız. Ve inşallah bu ülkede hadis inkarcılarının çanına ot tıkacağız. Bizim derdimiz bu. Milletin televizyonlarda, basın yayında açıktan alay edercesine, dalga geçercesine, hakaretvari hadis ve sünnetlerle, hadis ve sünnetlerin inkar edilmesini, alay edilmesini önlemeye çalışmak. Derdimiz bu.
Hiç kimse bu noktada kinimiz, nefretimiz yok. Belli bir hesabımız, belli bir ajandamız yok. Derdimiz bu ülkedeki Müslümanların uyanmaları. Bu ülkedeki insanların hadis-i şeriflere saldırılırken suskunluğunun bittiğinin görülmesi. Meydanı boş buldular, her yerden saldırıyorlar. Her yerden. Bakın, sufiliğe saldırdılar, tarikatlara saldırdılar, başardılar. Bu insanlar, ehli tarikatı ve sufileri savunmadılar. Zannettiler ki, sıra onlara gelmeyecek. Mezhebi ve mezheple alakalı şeylere de saldırdılar, bunu da hallettiler. Şimdi, Hanefi'ye göre böyle deyince, ne laflar işitiyorsun, ne laflar işitiyorsun.
Şimdi sıra geldi, hadislere. Hadisleri de o kadar çok saldırıyorlar ki, yani hadis-i şerifleri savunmaya kalkana da saldırıyorlar. Bu suskunluk ve puskunluk devam ediyor. Bu böyle devam ederse, başlayacaklar ayet-i kerimelere saldırmaya. Ki, edip yüksel denen kimse, malum, iki tane ayet-i kerimenin sonradan ilave edildiğini, bunların olmadığını, on dokuzun kat sayısına uymadığına dair, böyle saçma sapan şeylerle, o iki ayet-i kerimeyi inkar ediyor.
Hani var ya, lakatçaya okuyoruz ya. Orayı inkar ediyor. O kimse. E bunun inkarını durduran var mı? Yok. Buna bir şey söyleyen var mı? Yok. Taslamanana bir şey söyleyen var mı? Yok. O Mehmet neydi o? Okuyan'a bir şey söyleyen var mı? Yok. Veya Mustafa İslamoğlu, hadislerle alay ediyor. Bir şey söyleyen var mı? Yok. Veya Abdülaziz Bayındır, hadislere inkar ediyor. Bir şey söyleyen var mı? Yok. Bunlara televizyonlar açık, her yer açık. Bunlar her yerde hadis inkarcılıklarına devam ediyorlar. Bakın devam ediyorlar. Ve ümmet-i Muhammed burada sessiz, suskun, hakkını aramaktan uzak. Hakkını aramaktan uzak. İlk defa biz böyle defalarca söyleye, söyleye, söyleye, söyleye kardeşlere bir arkadaş, Sinan nerede?
Burada mı? Çalışıyor mu? Çalışıyor mu? Var diye de mi? Sinan gitti, şikayet etti. Ben de yayınladım Twitter'da. Kıyamet koptu. Ve bu şikayet nereden çıktı? Nasıl şikayet edersiniz? Ceza alacaklar çünkü. Onları da yayınladım. Bir avukat kardeş attı bana bir şey, bilgi adresi. Ben oradan okudum onları, onları da paylaştım arkadaşlarla. Evet, toplumun belli bir kesiminin dini inançlarını alaya alma, onları kötüleme, onlarla bu noktada yok sayma veya herhangi bir taciz etme, suç. Kanun maddesi de var, ceza hukukunda da var, anayasada da var.
Bitti, şikayet edeceğiz. Hukukla mücadelemiz. O yüzden hiç kimse kötü söz kullanmasın, hakaret etmesin kimseye. Laf dalaşına girmesin, girmesin. Onlar küfreder, siz küfredemezsiniz. Siz küfredince onlardan farkınız kalmaz. Onlar hakaret eder, siz edemezsiniz. Hakaret edince sizin onlardan farkınız kalmaz. Bizim yapacağımız belli. Biz kanuni olarak dilehçelerin taslaklarını hazırlayacağız. Kim hadisleri inkar etti, kim hakaret etti, tak savcılığa suç duyurusunda bulunur. Yapacağımız iş bu. O yüzden kadın erkek. Muhatap olmayacak hiç kimseyle. Hadis inkarcılarını tespit edeceğiz. Ve saat, dakika olarak da tespit edeceğiz.
Şu saat, şu dakika, cd'si bu. Şeyi bu. Öyle şikayet edeceğiz. Delilli. Boş değil. Beni de şikayet ediyorlar. Delil yok. Nerede delil? Yok. Ne amaket çağırdınız beni? Estekli köstekli çay içelim hocam. Delil olacak. Delilli. Anlatabildim mi? Öyle boş değil. Şurada şöyle söylemiş. Yok delilini al. Kes, kopyala, yapıştır. Gönder merkeze. İnşallah. Hakkınızı helal edin. Fa'ale mennehu. La. El Fatiha.
Ma'a selamat. Amin. Destur.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.