Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 1:11:07
Bu Orta Doğu'yla niye bu kadar iyi bileniyor? Bu bölgenin önemi nedir? Bu bütün fitne neden bu bölgede oluyor? Orta Doğu, Hacı Vatan. Bütün peygamberler o bölgede çıkmışlar. İnsanların başlangıç tarihi o bölgedir. İnsanların sonu da o bölgede olacak. Kurtuluşu da, batışı da o bölgede olacak. Dünyanın bu ortada, merkezi orası ve kim Orta Doğu'ya sahip çıktıysa dünyaya bir şekilde sahip çıkmış.
Dünyanın yönetimine sahip çıkmış. Dünyada söz sahibi olmuş. Dünya içerisindeki maddi zenginliklerin gelip geçtiği, maddi zenginlikleri şu anda hüküm sürdüğü bir yer. Aynı zamanda manevi zenginlikler de orada. Dünyanın inancı, dünyanın kültürü, dünyanın edebi, adabı, erkanı Orta Doğu'dan çıkmış, Orta Doğu'ya bağlı. Bugün Avrupa'da bir Hristiyanlık dini var ise, şu anda muhim olan, o Hristiyanlığın çıkış yeri Orta Doğu'dur. Yani bir Siyonistler varsa, İseviler varsa, onların çıkış yeri Orta Doğu'dur. Bütün dinlerin, bütün sistemlerin çıkış yeri Orta Doğu'dur. Bu noktadan hareket ederekten Orta Doğu'ya sahip olan bir kimse, dinlerin üzerinde, kültürlerin üzerinde, ticaretin üzerinde, siyasetin üzerinde bir hüküm sahibi olur. Yani Deccal da bu yüzden, oraya hüküm sürmedikçe, oraya sahibi olmadıkça, dünya üzerindeki hakimiyetini kuramaz.
Deccal'ın en son hakimiyet kuracak olduğu yer, Mekke Medine'nin üzeridir. Mekke Medine'nin üzerinde, Hicaz topraklarının üzerinde ve Müslümanların üzerinde hakimiyet kuramadığı müddetçe, Deccal tam olarak hakim olmayacak. Buradan tabi kasıt, hakimiyet noktasında, sadece toprak olarak değil. Yani toprak, bir şeyin yeşermesi için, neşvi neva bulması için gerekli olan bir şey. Bir kimse topraksız, bir yerde yani tabiri caizse bayraksız, yani devletsiz, bir düşüncenin, bir fikrin, bir inancın yaşaması, orada neşvi neva bulması mümkün değildir. Onun muhakkak bir toprağa, muhakkak bir bayrağa, yani devlete, muhakkak bir güce ihtiyar edilir. Eğer o oluşmazsa, o oluşmazsa, o da orada neşvi neva bulması.
O yüzden muhakkak ki dünya, yer idare etmek isteyen gücüler, Orta Doğu'yu da idare etmek isteyecekler. Oraya da kendi hakimiyetleri altına almak isteyecekler. Tarih boyunca öyle olmuş. Yani ilk önce Hristiyanlar, Musevileri öldürmek için seferler düzenlemişler. Önce Museviler, Hristiyanları öldürmek için seferler düzenlemişler. Tarih boyunca Hristiyanları, Hristiyanları dağlarda, toprak altlarında yaşamaya, Hristiyanları böyle uzak yerlerde, kuşuşmaz kervan geçmez yerlerde yaşamaya zorlamışlar. Museviler. Ve bunun sebebi, İsevilerin yeniden bir din kurmasıdır. Yani bir din varken siz yeniden nasıl bir din kurarsınız diye hahamlar bütün Musevileri ayağa kaldırmışlar.
Ve bu noktada işte Hristiyan-Musevi savaşı ve çatışması olmuş. Tarihler boyunca. Ve bu bitmemiş. Ondan sonra Hristiyanlar da derlenip toparlanmışlar, çoğalmışlar. Yine aynı bölgede Musevileri yenmek için savaşlar yapmışlar. Ve Musevileri yenmişler. Onların devletlerini dağıtmışlar. Onların zenginliklerini dağıtmışlar. Bu böyle devam edip giderken ardından Muhammed-i Mustafa çıkmış aynı bölgede. Ve aynı bölgede Muhammed-i Mustafa çıkınca hem İseviler hem Museviler ikisi ortak olup İslam'la savaşmışlar. Ve devam ediyor bu savaş. Bu savaş devam ediyor. Hristiyanlar ve Museviler. Bu ne? Museviler derken şu anda bu Museviden kastım Siyonistler.
Siyonistler ve Hristiyanlar. Hristiyanlardan da kastım içerisinde belli bir tarikata müntesip olan, onların normalde gözünü kan kırılmış, deccali olarak nitelendirdim kimseler. Bunların bu savaşları, bu mücadeleleri devam edecek. Ve Orta Doğu'daki hesapları, kitapları da devam edecek. Orta Doğu'daki elleri de devam edecek. Daha ki Mehdi Hala Resul çıkıncaya kadar. Tam Müslümanlara düşen vazife, sonuçta dinlerini yaşamak, dinlerini öğrenmek, kendi nefsi dairesinde mücadelesini vermek. Ondan sonra etrafını anlatmak, etrafıyla beraber yaşanmasına çalışmak. Ve komple deccaliyete karşı mücadele etmek. Deccaliyete karşı mücadele etmek. Hem içindeki deccala, hem içindeki dışındaki deccala mücadele etmek.
Müslüman her iki alanda da bu mücadelesini devam edecek. O noktadan hareket ederekten, Orta Doğu'da programların bitacağını, yakın zamanda bitacağını düşünmeyin. Ya böyle bir şey düşünmeyin. İşte Amerika'da bir şehirde toplandılar ya, barış için filan. Ya onlara inanmayın. Onlar hepsi de deccalın aldatmacası. Hepsi de Müslümanların önüne koyulmuş yutturmaca senaryo. Nefes almak için. Yani öldürüyor, öldürüyor, öldürüyor, öldürüyor, buraya kadar geliyor. Tam buradakından, ya sen bizi fazla öldürüyorsun, bu kadar öldürülmez derken durun diyor. Ben barış yapacağım şimdi diyor. Gelin hepiniz de diyor, barıştıracağım sizi diyor. Barıştıracağım diyen kimse öldürüyor aslında. Ve öldürülmeye müsaade ederdi, barıştıracağım diyen insan.
Ondan sonra öldürüyor, durun diyor. Ben karşınızdaki bu problemi halledeceğim diyor. Barıştıracağım sizi diyor. Hep sizi toparlıyor. Müslümanlar da birlik olmadıklarından dolayı. Bakın birlik olmadıklarından dolayı. Heva ve heveslerine, heva ve heveslerine uyduklarından dolayı. Başlarındaki yöneticileri, başlarındaki yöneticilerin deccallaşmış veya deccala tabi olmuş yöneticiler olduğu için yani süfyanist düşünceye kayboldukları için ölen insanlarına gözleri görüyorlar.
Onlar da kendi makamlarını, kendi koltuklarını, kendi durdukları yeri, kendi sistemlerini düşünüyorlar. Öyle bir sistem oluşturulmuş ki, öyle bir sistem oluşturulmuş. Böyle hepsi de iç içer. Yani nasıl İslam'da, İslam'ın bir manevi sistemi vardır. İslam'da normal zamanda manevi sisteminde işte en başta kutup vardır. Kutbul aktap vardır. Ondan sonra sağında sonunda imamlar vardır. İki tane. Ondan sonra etrafında işte üçler, beşler, yediler diye, kırklar ondan sonra devam eder ya. Aynı deccanın da öyle sistemi vardır. Zahiri manada da, deccanın kendi durduğu dairede bir tane başta deccan vardır. Onun da sağında sonunda deccanın yardımcıları vardır. Onların da etrafında üç, beşi, yedisi, dokuzu, on üçü neyse onlar vardır.
Ve o deccanla oturur, kendince karar alır. Kendileri karar alırlar. Neyi nasıl yaptıracaklarını şey yaparlar. İç içeri bunlar. Ve bir hiyerarşiye tabidir. Ve zannetmeyin, İslam ülkelerinin üzerindeki veya dünya devletlerinin üzerindeki politikacıların, o devleti idare eden insanların kendi halkları tarafından seçildiğine inanmayın. Buna inanmayın. Yani Amerikan halkı Bush'u seçiyor diye inanmayın. Böyle bir şey yok. Bush'u tayin ediyorlar, Amerikan halkı ben bu tayini kabul ettim diyor. Bush tayin ediliyor. Veyahut da Almanya Başbakanı tayin ediliyor. Veyahut Fransız Cumhurbaşkanı tayin ediliyor.
Yani o gücü elinde tutanların başkanları, başbakanları, cumhurbaşkanları tayin ediliyor. İnsanların gözünü boyuyorlar. İnsanların hepsi de Allah affetsin. İnsanların büyük bir çoğunluğu Müslümanlar dahil uykudalar. Uyuyorlar insanlar. Uyanmaları için kalp gözlerinin açılması lazım. Kalplerinin mutmayına makamına gelmesi lazım. Kalpler mutmayına makamına gelmedikten sonra uyarmaz. veya mülhümenin belli bir noktasının geçmesi lazım. Yani nefsi emmâreden, levvâveden mülhümeye geçecek. Mülhümenin yarısını açtığı zaman uyanmaya başlar o kimse. İlkilmeye başlar.
Ne zaman bir mutmayına geldi, o kimse uyanır. Mutmayına gelebilmesi için bir kimsenin kalbindeki hırsın, tamamın, tibirin, beğenmişliğin, ucubun, Allah'tan başkalarının korkmanın, Allah'tan başkalarını sevmenin, Allah'tan başkalarının utanmanın, Allah'tan başkalarıyla ilişkinin kesilmesi lazım. Yani derviçlerde bu hal olmuyorsa normal insanların bu hale kavuşmasını beklemek hamlık ve saflık olur.
Derviş bu hale geldiği zaman derviş olur. Ve bu hale gelen derviş, bu hale gelen derviş karşısındaki kimsenin mümin mi münafık olduğunu ayırt eder. Karşısındaki kimsenin maneviyatını ayırt eder. Fark eder onun maneviyatını. Ve insanlar bu hale gelmediği müddetçe, gelmediği müddetçe de onların ölülüğü, onların uykuda olmaları devam eder. Uykudadır hepsi de. Yani Allah tabiri caizse, Allah beni affetsin, herkes sabahleyin uyandığını zannediyor. Herkes sabahleyin uyandığını zannediyor. Ve neye çalıştığını, niçin çalıştığını, neden çalıştığını, neden düşündüğünü, neyin için nasıl yaptığını bilmiyor insanlar. Hayal aleminde yaşadıklarının farkında değiller.
Uyku aleminde yaşadıklarının farkında değiller. Diyeceksin ki yani işte uyananlar telerle koşu gibi kalıyor zaten. Etrafındakiler onu anlamıyorlar. Etrafındaki insanlar onu kimisi deli diyor, kimisi veli diyor. Kimisi kafeyi kırmış diyor. Ya bırak bunu ya diyor, bu mensup olmuş diyor. Veya işte ya bu adamın peşinden gidilmez diyor. Neden? Yani çünkü o uyanmış olanı onlar da öyle görüyorlar. Ve sadece Müslümanlar olarak bunu düşünmeyin. Dünya insanlığı uykuda. Dünya insanlığı uykuda. Yaptan bazen oturduğum yerde uçuk bir şey hayal ediyor. Uçuk bir şey. Çok uçuk bir şey. Yani düşünebiliyor musunuz?
Türkiye'deki bütün herkes bir gün cep telefonu kullanmadı. Türkiye'deki bütün herkes bir gün kola içmedi. Türkiye'deki herkes bir gün hiçbir markete girmedi. Evet hiçbir markete girmedi. Bir gün hiç para harcamadı. Hiç böyle şeyler düşündünüz mü kendi kendinize? Ben bugün hiç para harcamayacağım. Veya ben bugün cebimdeki paranın hepsini tasatıp edeceğim birisine. Kaç para varsa. Kendi nefsime hiçbir şey harcamayacağım. Veya bugün evde ben bugün hiç yemek yemeyeceğim. Evet sabahtan akşama kadar oruç tutacağım.
Akşam da iftarımı geciktireceğim. Savara yakın iftar edeceğim. Ertesi gün bir daha oruç tutacağım gibi. Uyanmaya vesile bunlar. Yani o kocaman bir deccal çarkı var. Müslümanlar da o deccal çarkının içerisindeler. Müslümanlar da o deccal çarkına kuvvet veriyorlar. O Müslümanlar da o deccal çarkının içerisinde iğme veriyorlar ona. Veriyorlar. Yani adam 100 milyonluk telefon kullanmıyor. 500 milyonluk 1 milyarlık telefon kullanıyor. Adam gidip de 20 milyonluk pantolon giymiyor gidiyor. 200 milyonluk pantolon giyiyor. Adam gidip de işte bir çorba içeyim orada diye düşünmüyor gidiyor. 20 milyonluk yemek giyor. Kadın gidiyor 500 milyonluk mantal alıyor.
Alıyor. Çarkın içerisinde devam ediyor. Ve hepiniz her gün televizyon izliyorsunuz. Kadınların hepsi de evde muhakkak bir dizi devam ettiriyorlar. Ne bir dizisi? Birkaç dizi birden seyrediyorlar. Uyumaya devam ediyorlar. Bütün herkes uyuyor. Uyumayanı zaten öldürüyorlar. Birisi devirdiyse onu öldürmeye çalışıyorlar. Birisi insanları uyandırmaya çalışıyorsa sen ileri gidiyorsun diyorlar. Ya nereye uyandırıyorsun sen diyorlar. İngiltere'de bir adam ne demokrasinin beşiğini değil mi? İngiltere'de profesörün birisi devlet yanlış yapıyor. İngiliz hükümeti yanlış yapıyor. İşte Kuzey Irak'ta böyle böyle bunlar yanlış yaptılar. Irak'ta böyle böyle yanlış yaptılar dedi adam ölü bulundu.
Vali meçhul gitti. Biz diyoruz ki hukuk devletleri değil mi? Hukuk devleti dedikleri devletler aslında anarşist. Hukuk devleti dedikleri devletler aslında zalim devletler. Ama ismi hukuk devleti yap. Biz onun ismine bakıyoruz. Tetehliyatına bakmıyoruz. Birisinin ismi Kamil ya biz onu Kamil zannediyoruz. Yani diyoruz ki bu ya tamam ya olgunlaşmış bu. İsmiyle nitelendiriyoruz. Birisi Ahmet ya ismi. Biz diyoruz ki ya bunun adı Ahmet. Yani bunda Ahmet'in ahlakı vardır diyoruz. İsmine bakıyoruz biz onun. Biz onun tetehliyatına bakmıyoruz. Yani bir yerde ne var?
Demokrasi var öyle değil mi? Demokrasi öyle diyorlar. Öyle değil mi? Demokrasi denilen bir şey var diyorlar. Demokratikleşme var diyorlar. İyi. Hamas birinci parti seçildi. Neden kapatıyorsun onu? İyi demokrasi diyorsunuz seçimle. Bilmem Avustralya'da ırkçı bir parti iktidara geldi. Adama hükümet yaptırdılar mı? Sen hükümet olamazsın dediler. Kendi koydukları kuralı kendileri bozuyorlar. Ha demek ki dünya üzerinde, dünya üzerinde dünyayı yöneten güçler var. Eğer o dünyayı yöneten güçlerin emrindeseniz, eğer o dünyayı yöneten güçlerin emir ve görüşlerini yapıyorsanız size bir şey demiyorlar. Eğer o güçlerin emrinden dışarı çıkıyorsanız tın diye vuruyorlar indiriyorlar sizi aşağıya.
Evet Orta Doğu salı bu yüzden de düzelmiyor. Düzelmesi de mümkün değil. Düzelmeyecekler. Yani bunu daha önceki derslerde defalarca anlattıydım zaten. O yüzden düzelmeyecekler. Yani sadece bu Orta Doğu'yla alakalı değil. Dünya üzerinde hiçbir yer düzelmeyecek. Yani dünyanın yedide biri, dünya nüfusunun yedide biri, yedide biri fuhuştan para kazanıyor, fuhuş yapıyor.
Dünya nüfusunun yedide biri. Dünya nüfusunun yedide biri uyuşturucu, içki, alkol bu tip şeylerden para kazanıyor ve bunların bağımlısı. Yedide biri, dünya nüfusunun yedide biri açlık şınırında. Bakın dünyayı konuşuyorum size. Yedide biri, bu büyük bir rakam. Yedi milyar varsa dünya nüfusu şu anda, bunun bir milyar insanı fuhuşla iştigal ediyor. İştigal alanı fuhuş. Bir milyar insan var. Bunların hepsi de sarhoş, ayyaş, uyuşturucu bağımlısı. Bir milyar insan var. Adi suçlu bunlar, bir milyar.
Bir milyar. Hırsızlık, hırsızlık, kapkaşçılık yapmış, ıvır zıvır yapmış, bunlarla iştigal etmiş. Bir milyar. Bir milyar da aç. Açlık sınavında. Yani dünya nüfusunun yedide dördü, yedide beşi köle. Modern köle. Seküler köle bunlar. Yedi milyar nüfusun beş milyarı çürük. Beş milyarı gitmiş haziyette. Bunu Türkiye'ye yönlendirirseniz, yetmiş milyon Türkiye'nin nüfusu, yetmiş milyon nüfusun elli milyonu çürük. Ve bu çürümüşlük, bu kokuşmuşluk teccaliyetten geliyor. Ve çürümüşlüğe, kokuşmuşlüğe devam ediyorsun.
Eğer o çürümüşlüğe, o kokuşmuşlüğe çomak sızkarsan, senin de kulağına çomak sokuyorlar. Ona çomak sokamıyorsun. Zaten o çürümüşlüğü, o kokuşmuşlüğü herkes benimsemiş. Hırsız hırsızlığını benimsemiş. Hırsızlığına devam ediyor. Hırsız hırsızlığını benimsemiş. Ve bütün herkes onun hırsız olduğunu biliyor. O bu hırsızlığından dolayı bir sıkıntısı yok. Fahişe, fahişeyliğini benimsemiş. Fahişelik yapıyor eşkare. Ve herkes onun fahişeyliğini benimsemiş. Ailesi de benimsiyor. Annesi, babası, oğlan, kardeşleri benimsiyor bunu. Veya uyuşturucu kullanıyor. O uyuşturucuyu benimsemiş aile.
İçki kullanıyor. İçkiyi benimsemiş aile. Yani bundan bir rahatsızlık duymuyorlar. Niçin? DNA'ları bozulmuş, imanı bozulmuş, inancı bozulmuş, şeref ve haysiyet düşüncesi bozulmuş. Yani televizyonlarda bangır bangır bekaretin yanlış olduğu aktarılıyor herkese. Ve bekareti savunmayı aptallık, gerizekalılık, cahillik, çağdışılık olarak bizim önümüze konuyor. Yani bekareti korumak çağdışılık. Bekaretini kaybetmek çağdaşlık, bekaretini korumak çağdışılık. Yani bir kadını, bir kızını namuslu yetiştirmek, onu bir oğlanla görüştürmeden, konuşturmadan evlendirmek, böyle bir kız çocuğu meydana getirmek, dinimize gören cennetlik bir ibadet. Kim üç tane kız böyle yetiştirir de evlendirirse cennet ona vacip olur diyor azı şerifte.
Bu çağdışılık olarak bizim önümüze bütün televizyonlardan konuluyor. Burası ne? İslam ülkesiymiş. Hiç kimse de bunu dur kardeşim ya. Sen bizim imanımız var, sen bizim inancımız var, sen bizim namusluğunu doğuyorsun. Bu insanları namuslu diye, şerefsiz diye, haysiyetsiz diye, bu insanları sen fuhuşa teşvik ediyorsun diye, itiraz eder, isyan eder, buna karşı çıkar. Bir tane dijital bölümünde birisi var mı? Yok. Herkese televizyonda bunu çok rahat izliyor. Devletin televizyonunda izleniyor bu. Uyuyor insanlar. Lise çocuklar on altı yaşında, on yedi yaşında bekareti yok. Liseye giden çocuklar, orta kola giden kızların bekareti yok.
Yani bunu şehirlerde böyle zannetmeyin ha. Yani şehirlerde, küçük yerlerde daha kötü. Neden? Şehirdeki kız da biraz daha uyanık. Kendini daha fazla koruyor. Öbürkünden sap, cahil, görmemişler. Onlar temeli kökten gidiyorlar. Yani. Buradaysa şu anda hakkını helal etsin bana. Kim olduğunu tanımıyorum. Telefon açıyor adam bana. Genç buraya sohbetlere gidip geliyormuş. Yani bir kızla görüşüyormuş, konuşuyormuş. Onunla yatmış, kalkmış. Nişanlanmış. O kız gitmiş, başkasıyla kaçmış. On beş gün, yirmi gün onunla durmuş. Tekrar demiş ki, geri dönüyorum ben sana. Çocuk da bana telefon açıyor. Diyor ki, böyle böyle.
Ben şimdi onu geri alayım mı, almayayım mı? Ben geri almak istemiyorum. Ailem geri al diyor. İşte benim vicdanım rahatsızım. Ben size telefon açtım. İşte ne dersiniz dedi. Ben ne diyeyim dedim. Yani benim oğlum olmuş olsa böyle dedim. Ben derim ki evladım. Ben böyle bir gelin istemiyorum. Ama sen böyle bir kimseyle evlenmek istiyorsan buyur evlen. Ama benden uzak dur derim dedim ben. Ve erkekler de bekaret aramıyor artık. Derdi yok. Ya birisini duldur alırsın. Bu dur, dulduk kötü değil. Evlenmiş, boşanmıştır. Alır evlenirsin. Kız olarak alıyorsun birisini. Yok değil.
İçkinin propagandası oluyor. Bütün filmlerde, bütün televizyonlarda. Bütün radyolarda, bütün gazetelerde. Sokaklarda her taraf meyhane, her taraf pirame, her taraf kafe. Her taraf bar, her taraf pavyon, her taraf gece kulübü. İnsanlar uyutulmaya devam ediyorlar. Uyutulmaya devam ediyor. Yani Allah affetsin. Yıl bin dokuz yüz, seksen beş, seksen altı, pardon, seksen yedi. Ben Ankara'da sendikanın genel kurulunda Anak Millet vekilleri böyle önümde oturuyorlar. Dedim ki her şeyi yaptığınızı söylüyorsunuz. Bir gün dedim sizin çocuklarınız, gerçek kız çocuklarınız diyecekler ki baba ben fahiş oldum.
Oğlan çocuklarınız gelecek diyecekler ki baba ben yumuşak oldum. Bunun önüne geçemeyeceksiniz dedim. Geçemiyorsunuz. Uyuyor herkes. Ya şu cemaatın gece saat on ikiden sonra gece hayatı yoktur. Ya misafirlikten gidip gelinceye kadar sizin gece hayatınız odur. Hepiniz üç aşağı beş yukarı hayatınızı biliyorum. Zaten olmasını da istemem. Sakın gece saat ikide üçte sokaklara çıkmayın. Bursa'da değil. Çıkmayın. O rezillikleri görmeyin. İnsanlar, insanlar uyuyor. Durmuşluya devam ediyor. Ve dirilmeye niyetleri yok. Yani öyle namaz kılanlar uyandı zannetmiyor.
Ya sadece namazla uyanmıyor insanlar. Namaz uyanmaya atılmış bir adım. Uyanmaya atılmış bir adım. Zikir uyanmaya atılmış bir adım. Ne zaman kalp mutbahine makamına geldi o zaman uyanacak insan. Ve Müslümanlar da deccalın emrinde şu anda. Dolaylı olarak emrinde. Ya bugün sen üç öğün yemek yiyorsan deccalın ahlakını yaptın. Hadi buyur. Senin peygamberin yüzde üç öğün yemek yemedi. Sen nasıl yiyorsun üç öğün? Çok basit. Senin peygamberin ömrü hayatında, ömrü hayatında üç öğün yemek yemedi. Senin peygamberin besmelesiz ağzına bir şey götürmedi.
Senin peygamberin sofradan aç kalktı. Senin peygamberin hasırın üzerinde yattı kalktı. Allah bize uyanıklık nasip etsin. Böyle kolay bir zamanda yaşamıyoruz. Bunu demiş ol. Gerçekten. Müslümanlar da kolay bir zamanda yaşamıyor. Bugünün Müslümanlarının da işi zor. Bugünün Müslümanlarının da işi zor. Gerçekten zor. Kabul ediyorum, katılıyorum. Allah hepimize uyanıklık nasip etsin inşallah. Benim şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyenler olacaktır. Neden büyük günah işleyenlerin üzerinde?
O zaman büyük günah işlemek mi gerekiyor? Tebkiler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e dese, şefaatim, ümmetim günahkarlarındadırlar. Başka bir ad-i şerifte. Başka bir ad-i şerifte de büyük günahkarlarındadır der. Çünkü ümmetin küçük günahlarının namaz arasında Allah affeder. Eğer o ümmet ise, ümmet ise beş vakit namaz kılıyordur. Beş vakit namaz kılanın aradaki küçük günahlarını Allah affeder. Eğer o oruç tutuyorsa, Ramazan'dan Ramazan'a küçük günahtan biraz daha büyük olanlarını Allah affeder. Ama yaptıysa büyük günah-i cebair, veda hükmesinde dokuzdur. Bazıları on demişler, bazıları yedi demişler, bazıları sekiz demişler. Veda hükmesinde dokuz veya on olarak geçer.
İşte haksız yere adam öldürmek, şirket düşmek, anneye babaya isyan edip onları dövmek, sövmek gibi. Ondan sonra işte dedikodu etmek, kıybet etmek, iftira etmek, kovuculuk etmek, haksız hırsızlık yapmak, zina etmek gibi. Bunlar günah-i cebairdir. Bu günah-i cebair varsa o kimsenin üzerine, Cenab-ı Resulullah'ın şefaati onların üzerine olacak. Küçük günahlar, küçük günahları zaten Cenab-ı Hak affedecek inşallah. Namaz kılanlar, onuş tutanlar, Allah'ı zikredenler. Bunları Cenab-ı Hak affedecek inşallah. Daha oraya gelmezden önce affetsin inşallah. İnşallah büyük günahları da burada affetsin Cenab-ı Hak. O mahşere, mahşerde, o hale düşmeden, o hale düşürmeden Cenab-ı Hak.
O peygamberlerin, o velilerin, o salihlerin, o iyi insanların önünde. Muhammed ümmetinden böylelerden mi vardı? Muhammed ümmetinden böylelerden mi geldi? Muhammed ümmetinden bu insanlar da var mıdır? Dedirtmesin inşallah. Cenab-ı Hak çok büyük ümmeti affetsin. O yüzden çok tövbe edin. Hepimizin günahları, kusurları, hataları vardı. Hepimizin. Bir kimsenin kendisini günahsız, kusursuz görmesi küfürdür. Sakın öyle derviş olduk. Yok hay gördük, rüya gördük. Şu esmayı aldık, bu esmayı aldık. Şu hale ulaştık diye Tövbeden geri durmayın. Allah muhafaza eyleseyiz. Tövbeye devam edin. İkinci evliliği yapan kadın veya erkek, kızına veya oğluna üvey evladını alabilir mi?
Nikah düşer mi? Yani bir kadının kızı var, bir adamın da oğlu var. Adam kızı, adam kadının nikahını aldı. Çocuklar birbirleriyle evlenir. Bir beis olmaz onunla. Anladığınızı da benim. Değil mi? Sorundan buyuruyor değil mi? Efendim günümüzün insanlarından bazıları zaman tarikat zamanı değil, iman kurtarma zamanı diyorlar. Bazıları da diyorlar ki, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem zamanında tarikat, tasavvur, meslek var mıydı? Ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem zamanında darbi, nefesli kalbici kulak var mıydı açıklar mıydı? Evet. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında fıkıh ilmi de yoktu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında işte kelam ilmi de yoktu.
O zaman bunlar da çıkar işin içerisine. Peygamber zamanında genetik ilmi de yoktu. Astrofizik de yoktu. Bir şeyin Kur'an ve sünneti uyup uyumadığını sordu. Bir şeyin adı sorgulanmazdı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında zükt bir yaşantı var mıydı? Vardı. Tarikatın, tasavvufun çıkış noktası nedir? Zükt bir yaşantıdır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında yazılı fıkıh kitabı var mıydı? Yoktu. Ama sordu neyle hükmeteceksin diye o da ona dedi ki Kur'an'ı bulamadın, sünnet ver, bulamadın. Kıyas edelim, iştahat edelim ya Resulallah. Allah Resulallah ona tebessüm etti. Demek ki bir ilim de oluyor.
Zaman tarikat zamanı değildir sözü, dediği zaman Said-i Nur Saadetlerinin sözüdür. Mahkemede söylediği bir sözdür. Mahkemede söylememiş olsun. Bir de risalelerinde yazıyor olsun. Neden o zaman tarikata övüzü yirmi dokuzuncu mektup, dokuzuncu kısım, sekizinci terbihi yazdı ki? Madem zaman tarikat zamanı değildi de, neyin mektubatın yirmi dokuzuncu mektup, dokuzuncu kısım, sekizinci terbihinde bir kimse muhakkak alim zat da olsa, tarikattan hissesi yoksa, kalbi de harekete geçmemiş ise, bugünkü zındıkanın karşısında kendisini muhafaza etmesi müşkülleşmiştir.
Ama adi, samimi bir ehl-i tarikat, şeyhine duyduğu muhabbetçi hekliler, kebahirle fasık olur, asla sındıkaya düşünülmez, der ki, bunu söyleyen insanlar, Üstad Bedir zaman Said-i Nur Saadetlerine tanımayan insanlar. Gerçek manada nurcu değil onlar. Gerçek manada nurcu olmuş olsalardı, nuru tanırlardı. Nuru tanımayanların kendilerinin nurculuk yaktası, nurculuk lafıyla avutmaları kadar, saf ve salak hırtları olamaz. Ya kalpleri harekete geçmiş olacak ki, bu unutmayın ne makamıdır? Ya da bir tarikattan hissesi olacak. O zaman Bedir zaman Said-i Nur Saadetlerine bir yerde bir şey söylerken, öbür tarafta kendi kendisini retme diyor.
Kendi kendisini maçığa düşürüyor. Ben nurcularla Bedir zaman Said-i Nur Saadetlerine ayırıyorum. Türkiye'deki nurculuk hareketi ve nurcular farklı bir alanda değerlendirilmeli, Bedir zaman Said-i Nur Saadetleri farklı bir alanda değerlendirilmeli. Ben Bedir zaman Said-i Nur Saadetlerine seviyorum, Risalelerini okuyorum, hala da okuyorum, hala da faydalanıyorum. Ama ben nurcu değilim. İyi nurcu insanlar vardı, tanıdıklarım vardı. Onlar birkaç tane oldu. Nurcu'yu öyle tanıdım, birkaç tanesinin haricinde tanıdığım nurcu olmadı hiç. Allah bizi affersin. Ben gün geliyor tarikatçı da değilim diyorum ben kendi kendime.
Ben kendimi de bir tarikatçı olarak yorumlamak istemiyorum. Biz ehli tasavvufuz. Yapabildiğiniz yere kadar. Türkiye'deki tarikat kavramı ve tarikat isminin altındaki olan hadiselere de katılıyorum. Bunu da söyleyeyim. Bir şekilde beyan edeyim. Benim bu noktada bir problemim yok. İnsanları sınıflandırmak, Müslümanları sınıflandırmak tarikatçılık değil. Tarikat değil yani. Kapıyı kapatmak tarikat değil. İnsanları buradan kabak seçen gibi, domates seçen gibi sen dışarı çık demek tarikat değil. İnsanların kılık kıyafetlerini belli bir noktaya tutmak, ona gayret etmek, kılık kıyafet standartı getirmek tarikat değil.
Onlar tarikatçılık yapıyorlar. Çelik çomakla oynuyorlar. O yüzden diyorum ben tarikatçı değilim. Ne var bunda? Yani isme takılıyor herkes. İsme takıldığından dolayı kıyamet kopuyor. Ha Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri zamanında zikir yok muydu? Nefeste dar bir kalbi hafif zikir var mıydı? Vardı evet. Otur sen Allah'ın zikresi. Cehri zikir yapılmış mı? El cevap yapılmış. Hafif kalbi zikirle yapılmış mı? El cevap yapılmış. İkisi hakkında ayet var mı? El cevap var. İkisi hakkında hadis var mı? El cevap var. Neyini bunun soruyorsun daha?
Yani soran arkadaş için söylemiyorum. Üzüm yemek değil bağcıyı dövmek dertleri. Bediüzzaman Said-i Nur Hazretleri böyle söyledi diye bu şey mi? Allah emri mi? Bediüzzaman Said-i Nur'sun din kurucu mu? Din koyucu mu? Peygamber mi? Kimse mi? Hazretleri tarikat zamanı değil dedi diye onunki çok mu doğru oldu hemen? Demek ki bak yaşamış tarikatlar. Yaşayan bir realiteyi yok mu göreceğiz? Yaşamışlar. Hayatlarını devam ettirmişler. Tekkeleri kapatılmış.
Şeyhleri asılmış. Dervişleri asılmış. Yine devam etmişler. Ya bir insan asılmayı göze ala ala bir şeye devam eder mi? Bunun bir altına bakmak lazım. Bunun içine bir girmek lazım. Adam cezaevine gireceğini bile bile bir şeye devam eder mi? Buna bakmak lazım. Ey Nurcu kardeşler. Sesler için size. Hanginiz karakolla yüzleştiniz? Hanginiz cezaevi ile yüzleştiniz? Hanginiz karakol duvarlarını yaladınız ki? Peşine düşün. Yalanıza hizmet edin ki karakolla yüzleşin. Yalanıza hizmet edin ki evet cezaevi ile yüzleşin. Bu cümlemekten intina eder, utanırım. Neden?
Ya bakarım üstadın hayatına. Üstadın hayatına baktığınız zaman. Risale eder hafıza boyuna ezberle. Okuyorlar bundan. Hafız diyorlar. Birisi de yazıyor boyuna. Ne güzel. Allah muharek etsin. Bunun bu noktada bir cemaatı komple yok saymak, itiraz etmek veyahut da onları böyle atmak değil. Ama kimse kimseye sataşmasın ya. Yazık. Herkes Allah diyor. Bir tarafından tutmuş. Gerek yok bunlara. Yani bir ehli tarikatı tutup da zaman tarikat zamanı değil kardeşim. Zaman imanı kurtarma zamanı. İyi kardeşim sen kurtardın mı? Nurcu olmakla kurtardıysan hadi gel tutacağım kulağından götüreceğim kabristanın başına. Bediüzzaman Sayyidin Nursi Hazretleri demiş ki o kimsenin kalbi harekete geçmiş olacak.
İmanın kurtulduğuna işarettir. Kalbin harekete geçmiş olması. Bir kimsenin kalbi harekete geçmemiş ise o kimse imanını muhafaza etmesi mümkün değildir. Ehli tarikat bunun dışında. Bediüzzaman Sayyidin Nursi Hazretleri'nin sözü. Bir tarikat bunun dışında neden? O diyor ki üstadından muhabbetini kesmediği müddetçe. Üstadından şevkini, üstadından aşkını, üstadıyla bağlantısını kesmediği müddetçe kebail ve fasık olur. Ama asla zındıkaya düşmezsin. Hadi buyur. Ya kalbiniz geçmiş olacak ya da bir üstada intisaplı olacaksınız. Üstad Bediüzzaman Hazretleri'nin sunduğu iki yoldan beri. İki yol bu. Kim kalbi harekete geçmiş diyorsa çok basit. Sökeceğim bir tane kabristanın başından mezar taşını. Aha diyeceğim şuradakini söyle bana ya.
Bu çok basit. İnsanların oturup yollarına laf at. Üstad ne güzel cevap vermiş. Üstaddan cevap veriyor. Bir kimsenin benim meşrebim güzeldir. Benim meşrebim tatlıdır demesi onun hakkıdır. Ama sadece benim meşrebim haktır demek onun hakkı değildir der Üstad. Gelin kardeşler Müslümanlar birbirlerine düşmesin. Müslümanlar birbirlerine tarikatçılık, cemaatçılık, mezhepçilik yapmasın. Bu fitneye düşmesinler. Düşmeyin bu fitneye. Siz düşmeyin. Siz düşmeyin. Siz hiç kimsenin nurçuluğuna, tarikatçılığına, şeyhine, meşrebine, mezhepine laf söylemeyin. Bu kim olursa olsun. Zaman şimdi birbirine laf söyleme zamanı değil. Kim bir cevata, kim bir tarikata, kim bir şeyhe, kim bir kimseye şahsa laf söylüyorsa, didikliyorsa o deccanın adamıdır.
Eyvallah. Nursi'den ölçü koyuyor. Ölçü. Onun sözü. Çaklıları eleştirmek basit şey. Onlukları eleştirmek basit şey. Aha burada beş yüz altı yüz kişi ders yapıyor. Sen şimdi kalk eleştir. Ya bu beş yüz kişi salak da sen mi akıllısın? Bu bin kişi salak da sen mi akıllısın? Bu beş bin kişi salak da sen mi akıllısın? Bu beş bin kişi salak da sen mi akıllısın?
Oğun boyuna yaz kendi. Allah muhafaza eylesin. Allah muhafaza eylesin. Bunlar iş yapmayan, mücadele etmeyen, taşın altına elini koymayan, gözyaşı nedir bilmeyen, ızdırak nedir bilmeyen, teder nedir bilmeyen, Allah yolunda koşturmanın Allah yolunda koşturmanın acısını, sancısını, sıkıntısını bilmeyen insanlar. Bütün cemaatlerin, bütün kuruluşların eksikleri, hataları, kusurlar olur. Bütün şabısların eksikleri, hataları, kusurlar olur. Ama onların niyetleri sabit ise niyetleri temiz ise Allah'ın kusurlarını örter, affeler. Sen Allah mısın kardeşim? Resulullah diyor ki, kusurlarını araştırmayın Müslümanların birbirini. Neden kusur aramaya çalışıyoruz? Allah muhafaza eylesin. Adam bulmuş bir arkadaş. Bir arkadaşın birisi dedi.
Kendisi dedi bana. Hakkını helal et dedi bana. Tanımıyorum. Buyurun dedim ben. Ne oldu ki? Ya biz dedi, sizin derviş arkadaşlardan birisin dedi. sizin arkadaşlar dedi ona dedi şey yapmışlar. Bir de bana adını, soyadını veriyor. Biz dedi bu arkadaşı işte kendi cemaatımıza katmaya çalıştık. Bu adam tekrar döndü şimdi kahvaya dedi. Yani o arkadaş buraya derse geliyormuş. Bizim arkadaşlar onunla ilgilenmişler. Sonra bu arkadaş bırak onları bizim cemaate gel diye onun peşine düşmüşler. Benim aklımda da bir sürü laf söylemişler ona. O adam kahvede kağıt oynuyormuş şimdi. Bir de benden helalık kalmaya gelmiş. Dedim ki Eylane Hazretler'in bir sözü var bilir misin dedim. Ben ne var dedi.
Bizim kılıcımız kınından çıkıktır. Salaklar ve aptallar gelirler kendileri vururlar kılıca derdi. Böyle durdu şimdi. Allah'a nasıl hesap vereceksin sen şimdi dedi. Sen Allah'a nasıl hesap vereceksin? Yani o adamla birisi oturmuş, ona emek harcamış. Ona mesai harcamış. Allah için. Ondan çay istememiş, çorba istememiş, yemek istememiş, et istememiş, haş istememiş. Demiş ki gel kardeşim Allah sen. O adamı almış getirmiş, orada Allah serittirmiş. Besil olmuş. Namaza başlatmış, oruca başlatmış. Sen ne yaptın dedim. Ben normal şeytandan korkmuyorum. Hakkınızı helal edin. Ben deccandan korkmuyorum.
Benim işim ayaklı şeytandan da deccanlarla. Onlardan korkuyorum ben. Onlar bizdenmiş gibi görünüyorlar. Onlar doğru yaptıklarını zannediyorlar. Ayaklı şeytan. Adamı zikirden, fikirden, şükürden, namazdan, abdestten, oruçtan, yundan alı koydun. Ama şeytanın vazifesini yaptın. Sana ne adamı... Sana gelir birisi sorarsa, namaz nasıl kılınacak diye ona tarif et. Sana birisi gelir, zikir nasıl yapacak derse, sen onu tarif et. Birisi almış, götürmüş, oturtulmuş zikrula halakasına. Kıçak dedi, affettin. Gazalin'in en büyük faziletli iş dedi. Namazdan dahil faziletli gördü. Halakaya almış, oturtulmuş adamı. Sen de oradan kaçırttırmışsın, götürmüşsün oradan. Kimin işini yaptın? Şeytanın işini yaptın.
Şeytan o kadar mazı zaten. Adam bir yol tutturmuş, onun yolundan laf söyle. Adam bir şeye gitmiş, intisap etmiş. Burak, adam umarak etsin kardeşim. Sağmam sevsin, kız sev de. Ya adam Allah diyecek. Onun Allah dediğini Allah sayacak. Şeyh mi sayacak? O gerçekten Allah desin. Gerçekten la elleh eyvallah desin. Allah'ı sevsin, şeyhini geçsin. Geçsin şeyhini. Alem boş mu? Mekan boş mu? Manevet boş mu? Uyuyor. Tutar kulağından, aha bu şeyhe gidecekler. Kamil olup olmadığı, elinde makinem var, tutuyor musun?
Elektronik kapılardan mı var? Buradan geçen kamil, buradan geçmeyen kamil değil diyorsun. Otur, oturun yere. Milletin yolundan, işinden, değişim var. Ben böyle anlattım o arkadaşı, öyle durdur. Bana dedi ki, hocam ne yapacaksın? Ben hocamıyım canım dedim ben de ona. Benim hakkımda kim bilir neler söyledim dedim ben. Söyledim dedi. Benden nasıl helal ulaşacaksın dedim. Şimdi benden nasıl helal ulaşacaksın dedim. Hakkını helal edin. Helal etme hacmiyim ben dedim. İmam-ı Azam Hazretleri'nin babası dedim, elmayı dişlemiş. Gitmiş dedim elmayı dişlediği kimseye. Demiş ki, hakkını helal et, etmem demiş demiş dedim. Ne yapacaksın? Bana çalışacağım burada demiş dedim ben.
Elma bahçesinde yedi yüz çalışmış, parasız, pulsuz, hesapsız, kitapsız, redil ve pışkıya çıkmış husura demiş, hakkınızı helal edebilir misiniz? Gidermiş. Hayır demiş. Neden? Benim bir kızım var, onu açacaksın demiş. İmam-ı Azam'a. Dedim İmam-ı Azam'ın babasını biliyor mu? Biliyor mu? Dedim elmayı dişlediğinden, hakkını helal etmemiş o kimse, biliyor mu dedim, ben biliyorum. Şurada ileride havluçu dükkanım var benim, yedi yüz çalış dedim, gel hadi bana. Dedim ne zordu en iyi. Ya dedi, senden için böyle demediler ki bana dedi. Ne dediler dedim ben, ya git sen ona hakkını helal et, helal eder o ya dedim. Doğru demişler, ben helal etme ağacıyım dedim ben.
Dedim biz helal etsek dair, Allah'ın hesabını dedim, hiç unutmuyor musun? Hiç aklına gelmiyor mu dedim. Ben hakikaten aklımı helal ediyorum dedim. Dedim hadi sana da helal olsun, yürü git dedim ben. Eğer buysa senin aradın, helal olsun, yürü git dedim. Ama sen buna daha devam edeceksin daha dedim. Nasıl yani dedim. Bir insanı yolundan alıkoymak şeytanın işi dedim ya. Sen buna tövbe edeceksin dedim. Sen ne zaman ki dedim, rüyanda, rüyanda, göreceksin ki dedim, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini, o zaman senin tövben kabul olduğuna işarettir. Hadi yürü git şimdi sen dedim. Allah muhafaza edersin. Kimsenin yoluna laf söylemeyin. Kimsenin cemaatına laf söylemeyin. Kimsenin tarikatına laf söylemeyin.
Ölçüyü konuşun. Dini konuşun. Kur'an'ı konuşun. Sünneti konuşun. Fıkıhı konuşun. Tasavvufun ana ilkelerini konuşun. Bunda söylenecek bir laf yok. Çalışlarla işimiz yok. Allah muhafaza eylesin. Allah nasip etti haç ve emreyi. Haçta ve emrede ihramlı acıların sigara içtiklerini gördüm. Sigara içmesinin hükmü nedir? Aha! Sigara onlarını yaptıklarının yanında, solda sıfır ya. Acılar, Allah muhafaza. Allah hacılara hidayet etmesin. Muhakkak içlerinden çok düzgünleri vardır. Söyleyecek bir lafım yok. Ama ya sigara onların yanında ne olacak ki ya? Peynir gidiyor orta yerden. Tereyağı gidiyor orta yerden.
Tereyağı gidiyor orta yerden. İhram gidiyor orta yerden. Adamın çantası gidiyor komple. Ruh terbiyesi nedir? Nefis terbiyesi ile arasında fark nedir? Kardeşler, ruh terbiyesi olmaz. Nefis terbiye ol. Allah muhafaza eylesin. O yüzden ruh terbiyesini kabul etmiyorum ben. Tasavvufun içerisindeki ilke noktasında. Bazı tarikatlar vardır. Onlar ruhu terbiye ettiklerini söylerler. Söyleyecek bir sözüm yok. Ama bizim meşrefimiz böyle değil. Biz nefsi terbiye ederiz. Nefis terbiye yer. Nefis güzel ahlaka bürünmeye. İyi bir kimse olmaya adaydır. Ruh zaten iyidir. İyi bir hafıza nasıl kurulmalı?
Muhabbetle kurulun. Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. Zinadan dolayı bir kadın rejim edilirken kadına kübredilince bu kadın öyle bir tövbe etti ki şayet alışveriş, sahtekalık yapanlar aynı tövbeyi yapsalardı onların bile tövbeleri olurdu. Allah, pardon alışverişte sahtekalık zinadan daha mağırdı. Yani Allah muhafaza eylesin. Zina günah kebalidir. Alışverişteki sahtekalık nasıl bir sahtekalık? Adam normalde malın altı ayrı, üstü ayrı mı o farklı bir şey. Bundan yani normalde bu sorular fıkıhi meseleler. Direkt böyle tak, cevap vermek çok uygun değil. İtikaf sonrası saç kesmenin hükmeleridir. Güzel. Tasavvufun kendi içerisinde bir adabı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri haç ve ömreden sonra normalde saçları kestirmiş.
Bu da İslam'ın içerisinde bir hüküm olmuş. Ehli tasavvuf da buradan kendine bir ölçü almış. Sahabelerden bir kısmında böyle belli şeylerden sonra saçlarını kestirmişler. Hatta rivayet edilir. Hazreti Resulullah itikaptan sonra da saçlarını kesermiş. O yüzden biz de ona uyarak da saçlarımızı kazıttık. Saç kesmek değil bu. Saçı kazıtmak. Saç kesmek olunca saçı kısaltmak da işin içine gelir. İtikaptan çıkan tasavvufta belli bir esma alan, yeni ders alan, bir çileği bitiren kimse saçlarını kazıtır. Yani sıfır numara keser. Saçı kısaltmaz. Saçı kısaltmak başka bir şeydir. Saçı kazıtmak, sıfır numara vurmak yani iyice kesmek başka bir şeydir.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Efendimiz hadis şeriflerine babaların evlatlar arasında adaletli olmasını emrederdi. Buna istinaden adaletli davranmayan bir babadan ya da aileden evlat soğun mu? Onlara mesafeli davranmasına bir beys var mıdır? Maddi olarak demiş. Yani normalde adalet kavramı farklı bir şeydir. Eşitlik kavramı farklı bir şeydir. Anne ve babalar çocuklarına adaletli davranırlar dediğinde, ya bir çocuk vardır örneğin, iş yerine ticaret haleyi yönetebilecek noktada değildir. Bir ticaret haleyi yönetemeyecektir. Anne baba bu çocuk ticaret haleyi yönetemez diye onu memurluya veya onu başka bir yere yönlendirebilir.
Çocuklarına da, o çocuğuna da ticarete yönlendirir. Adalet budur. Anladınız mı? Siz adaletli eşitlik olarak algılarsınız. Birisi, örneğin işte, dini bir hayat yaşamıyordur. İslami bir hayat yaşamıyordur. Veyahut da işte, normal bir hayat yaşamıyordur. Ona malı mülkü dahi bırakmaz anne baba. Der ki, bunun malını sana emanet ediyoruz. Velisi sen o da. Daha adaletin içerisindedir. Yani adaletli davranış biçimi farklı bir şeydir. Siz adaleti eşitlik olarak algılarsınız. Yani bir çocuk vardır, bir evliliği götürebilecek noktada değildir. Erkek veya kız evliliği götüremeyecek. Bir kız çocuğu evliliği götüremeyecek. Bir aileyi çekip çeviremeyecek. Bir adamı çekip çeviremeyecek.
Yani adam, anne baba ben şimdi adaletli davranacağım deyip bu kızı evlendirip adamın başını mı yaksın? Ona adaletle, kızım bak senin bir evi çekip çektirmeye gücün, kıvretin yok. Böyle bir halin yok senin. Senin evlenmemen daha hayırlı ama sen bilirsin. O adalet bu. Veya bir erkek çocuk. Fiziki problemi var veya ruhi problemi var. Adam kafeyi kırmış çocuk. Anne baba onu illaki kafeyi kırmış bir çocuğu evlendirsem de uğraşıyor. Ya kafeyi kırmış bir çocuk. Aktif dengesi yok. Emin kızın başını yapma. Aktif dengesi olmayan bir insanı evlendirme çocuğunu. Veyahut da söyler. Adalet kavramı farklı bir şeydir. Eşitlik farklı bir şeydir. Cenab-ı Hak bir ayeti kerimede buyuruyor ki Resulüm de ki eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz.
Allah sizi sevsin, günahlarınızı boğuşlasın. Bu ayetteki maneyi bizlere açarsanız mümrün olur. Uzun bir muhabbet. Zaten açıyoruz bunu genelde sohbetlerden. Bakara suresi 130. ayet. Allah'ın boyasına bak. Kim Allah'tan daha güzel boya vurabilir ki? İşte biz ona ibadet edenlerdeniz. Yüzlerini bazen doğuya bazen batıya doğru çevirmeniz. Ergenlik değiliz. Açıklar mısınız? Sarp nedir? Caizolun için şartları nelerdir? Ağız dolusu kusmak orucu bozar mısınız? Trafik kazasında birinin ölümüne sebep olursam dine ne yapmam gerekiyor ki? Sorular fazla. Bunlar bir daha derslerde bir daha soruruz inşallah. Hakiklik ona geldi.
Namaz kılınmasına müsaade edilmeyen, izin vermeyen bir fabrikada gizli saklı, kaçak olarak namaz kılınabilir mi? Kılınır. Namaz için saklı gizli namaz kılınır. Ama dört ekat farzını kılacaksın sen de. Geri kalan sorunlara bakamayacağım. Hakkımız yok. Hakkımız helal ediyor. Ayın altısında hatme var yine. İnşallah. Erkeklere. Ayın kaç oluyor? Sekiz mi oluyor cumartesi? Sekiz cumartesi de bayanlara hatme var. İnşallah. Allah'tan bir şeker anlatsın. Haklarınızı helal edin. Güzel bir itikaf olduk.
İtikafa girenlerin itikaplarını Allah mübarek etsin. İnşallah Cenab-ı Hakk'ın nazarında da öyledir. Benim nazarımda çok harikulade bir itikaf oldu. Ne çıkmayı, ne gitmeyi, ne bırakmayı hiç gönlüm razı olmadı. Ama bir günlük niyet ettiydik. Arkasını da getirmek istemedim. Zorlaştırmak da istemedim. Böyle kalbim kayacak gibi oldu. O yüzden akşam namazından sonra bitti dedim. Övzuyu kapattım. İnşallah Allah tekrar nasip etsin. Allah'ın inşallah. Manuviyatı, derinliği, yüksekliği, genişliği haddiyle çok güzel olan, hoş olan bir gün bir gece ve itikaf ettik. Allah razı olsun hepinizden.
O semazen kardeşler, mutrıvan kardeşler hiç yorulmadılar. Hem bu sefer en az 3-3 semayetler. O hele küçücük o çocukların semayetleri. Ayrı bir alem, ayrı bir şeydi. Bir dostumuz mesaj çekmiş bana. Demiş ki bir arkadaşıma rüyasında görmüş. Semazenlerin dönüyorlarmış. Şeyde de, semada da demiş. Bu semazenlerin ruhları bak. Hala da sema ediyorlar. Ondan sonra semada. Onun da arkadaşı ağlamaya başlamış. Ona göstermiş. Hoşuma gitti benim. Yani bu böyle derviş kardeşlerden birisi değil. Gerçekten tarikatın dışında birisi yani. Onun, onu hissetmesi, onu görmesi, ona bu noktada, rüyada bile olsa görülmesi çok hoşuma gitti.
Ve inşallah Rahman oradaki o halin ihlaslı, o halin samimi olduğuna, elhamdülillah kalbimde zerrece bir şey yoktu. Muhakkak ki orada itikahtı da arkadaşlar, kardeşler, bir sürü haller gördüler. Bundan sonra rüyalarında görenler oldu. Allah mübarek etsin hepsini. İtikaf veya böyle bir günlük program, iki günlük, üç günlük tasavvufun içerisinde bunlar çile hükmündedir. Muhakkak ki adı itikaftır sünnetler ama tasavvufta bunlar çile hükmündedir. Bir kimsenin manevi yükselişine, manevi derinliğine, manevi genişliğine sebep olacak şeylerdir. İnsanlar kalpleri bu noktada temizlenme, kalbin belli bir hale ulaşması, ruhun belli bir dereceye çıkması bu tip ibadetlerle daha hızlı, daha çabuk, daha güzel olur.
Ama buna sabretmek, bunu hakkıyla yerine getirmek, bunu böyle kalben inanarak da, o kalbin derinliklerini işleyerekten yapmak var. Ve ben bunu itiraf etmekte bir mahsur görmüyorum. Yaklaşık ben isim soy isim telefon numarası yazdırdığını, 170'e yakın semazenlerle beraber kadınla erkekli tarikata göre itikafa giren olmuş o gün. Geri kalanlarını yazdırma demek zaten. Demek ki yaklaşık 200 kişi falan itikafa girdi. Bayanlardan da hiç uyuyan yokmuş. Onlara da sordum. Erkeklerden de uyuyan yoktu. Öyle yani semazen, mutırmak, malum onlar zaten çok yorucu var. Öyle dinlendiler, uzandılar ondan ama öbür türlü itikafa girenlerin hiçbirisi de hemen hemen uyumalı.
Bu belli bir diriliğin, belli bir dinginliğin, belli bir haz alışım işareti. Ve arkadaşlara baktım ben, genelde takip ettim, arkadaşlar da öyle bir yorgunluk, bezginlik, bıtkınlık. Ya işte yani bitmedi mi daha, ne zaman bitecek havası, ya bu ne zaman bitecek düşüncesi, hiçbirisinde de almadım böyle bir şey. Ve daha devam etseydik o geceydi, devam edecekti herkes. Hiç yani böyle, yani çıkalım, gidelim, bitsin ya falan. İçlerinde muhakkak vardır da, muhakkak vardır içlerinden birkaç tanesi. Her yerde ham insanlar olur. Hamlarla pişkinlerin ayrılsın diye. Her yerde aykırı insanlar olur. Normalde aykırının yeri belli olsun diye. Veya işte muhakkak içlerinden bir niştik taslayanlar olmuştur, muhakkak olmuştur.
Benim onlarla şeyim yok, neden onlarla öyle oldu diye bir düşüncem yok ama elhamdülillah çok güzel bir itikaf oldu. Benim beklentimin üstündeyim. Açık konuşuyorum. Yani ben o gün, hatta o günden öncesinden benim stresim başladıydı. Yani kalabalık olacağını tahmin ettiğimden, yani bu kalabalık, sevgi idaresi, bunlar yani böyle bir şeye alışkın değiller, böyle bir şey bilmiyorlar. İlk defa böyle bir şeyle karşılaşacaklar. Acaba nasıl olur, nasıl gider, ne yaşarız? Bununla alakalı üzerinde bir tedirginlik vardı. Nasıl olacağına dair, yani bu noktada ama elhamdülillah arkadaşlar, kardeşler bu noktada çok başarılı bir itikaf geçirdiler. Çok gerçekten tahminimin üzerinde bir itikaf oldu. Ve tahminimin üzerinde maneviyat oldu.
Tahminimin üzerinde bir derinlik oldu. Bunu böyle söylerken işte met ediyorum. Bir de arkana daha fazla olsun diye böyle bir aklınıza bir şey gelmesin. O gün orada söyleyecektim. Benim sesim solum kalmadı o gün. Konuşacak noktada değildim. Yani mecburen konuşamadım orada. İşte arkadaşlar dağıldı. Teşekkür de edemedim hiç kimseye. Sesimden dolayı edemedim. Hakkınızı helal edin tabi amaçla. Allah razı olsun bütün katılanlardan, katılmayanlardan, dua edenlerden, duasıyla bize destek olanlardan. Evlerinde dahi itikafa girip, evlerinde itikafa girenler olur mu? Allah onların da itikaflarını kabul etsin. Onlardan da haberdar değiliz demeyeyim buradan.
Onlar da evlerinde oturdular. Bizle beraber sabahlayanlar oldu dervişlerin içerisindeler. Hem bayanlardan hem erkeklerden. Cenab-ı Hak onların da itikaflarını kabul etsin. Çeşitli sebeplerden dolayı gelemeyip, gönlü orada olup, gönlü orada olup, gelemeyenler oldu. Kadınlardan biraz daha fazlaydı. Onlar da evlerinde oturup, itikafa, yani köşeye çekilip evlerinde itikaf edenler oldu. Onlar da aynen tekkedeki maneviyata aldılar elhamdülillah. Aldıklarına inanıyor. Erkeklerden de girenler oldu, başka şehirlerden de oldu. Allah onların hakkını da kabul etsin inşallah. Hakkınızı helal edin. Cenab-ı Hak tekka tekka nasip etsin. Şimdiden 17 Aralık için çalışın. 17 Aralık mavi şefalarımız var yine tapalıda.
O yüzden şu andan başlayın. 17 Aralık'ın sohbetini, muhabbetini, inanını yapmaya. 17 Aralık Konya'yla aynı gün yapıyoruz. O yüzden biz en az Konya'daki kadar şefalarımızı arkadaşları davet edip inşallah bu hizmetimizi yerine getireceğiz. O yüzden şimdiden bütün arkadaşlar, şimdiden söylüyorum bunu, önümüzdeki derste de söyleyeceğim her derste. 17 Aralık için var gücüyle çalışacak. Bir kişi getirseniz oraya, bir kişi tasavvufun, tarikatın yüzünü görsen, ya gerçekten tarikat, tasavvuf bizim düşündüğümüz gibi değilmiş diye bir hizmet olsa bu hepimize yeter inşallah. Ve bu hizmeti de Bursa'da elhamdülillah bizim cemaatimiz çok iyi yerine getirdiğine inanıyorum.
Yani tarikatın doğru, güzel, dürüst, iyi, latif yüzünü insanlara gösterdiğini, zikrullahın ne olduğunu, nasıl olması gerektiğini, insanlara gösterdiğini, bu noktada iyi bir hizmet ettiğini inanıyorum. İnşallah Cenab-ı Hak hizmetlerinizi hale edersin. Cenab-ı Hak devam etsin inşallah. Üç ihlas bir hali, her şey.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.