mustafaozbag.org

638. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 20 Aralık 2019 · 39:34

Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Büyük abdestsiz gezmenin günahı veya belası var mıdır? Büyük abdest dediğimiz şey gusül abdesti. Herhalde değil mi? Bunu yazan kimse, bu taraftan mı, öbür taraftan mı bilmiyorum da. Gusül abdesti farz. Bir kimse gusül abdesti dolaşırsa, attığı her adımda günah yazılır. Kasıtlı bir şekilde. Gusül abdesti dolaşırsa, attığı her adıma da sevap yazılır. İnsan fark etmez bunu. Hani hadis-i şerifte kul mizana getirilir, eshabı, kitabı görülür, gir cennete denir, kul şaşırır. Der ki ben cennettik ne amel işledim ki, böyle bir amel işlememiştim ben.
Bizim görmediklerimiz bunlar, fark etmediklerimiz. Mesela bir kimse gusül abdestini alsa yürürse, gusül abdesti bozuluncaya kadar her adımına Cenab-ı Hak ona sevap yazar. Bir kimse abdestini alsa, normal abdesti, her adımına Cenab-ı Hak ona sevap yazar. Çayları için, için alın çayları. Ben de kahve içeceğim, alın çaylarınızı. Yok mu? Normal ve cevde. Tamam, mahfey. Birkaç gündür pert zaten, sıkıntı yok. Hem Cafer'den kaynaklandı. Öyle. Tamam.
Neydi hadis-i şerif? Unuttuklarınızdan, uykuda olandan, deliden sorumluluk kalkıyor. E tamam, delilik var mı? Var. Eee, unutkanlık da eklenmiş şimdi, o da var mı? Var. Bir tanesi yetiyor zaten. Elhamdülillah, bir sıkıntı yok. Sorumlu değiliz. Normal bir kimse abdestini almış olsa, normal abdesti de dolaşmış olsa bu noktada, her abdesti attığı adımda, yaptığı işlerde helal olduğu müddetçe hepsine de sevap var.
Ama gusül abdesti farz. Hanefi'ye göre gusül abdestinin farzı iki, bir, ağzına burnuna su vermek, iki, vücudu komple yıkamak. Onu diğer mezhepler işte üç demiş, işte ağzı burnu ayrı uzuv olarak göstermiş. Hanefiler ağzı burnu tek vücudu olarak göstermişler, farklılık buradan, o yüzden gusül abdesti, ha işte niyet etmek var, yok işte gusül abdestinden önce normal abdest alıyormuş gibi abdest almak var, üzerine gusletmek var. Bunlar işin farklı şeyleri, ne o sünnetleri, ben kolay olanını, farzını söylüyorum, gusül erkekler için, gençler var şimdi öğrensinler hem. Eğer şehvetle, şehvetle bir kimseden meni gelirse, erkekler için, ona gusül farz olur. Kadınlar için de şehvetle bir ıslaklık söz konusu olursa, onlara da farz olur. Cinsel ilişki farz olur.
Erkeğin cinsel organı, kadının cinsel organına girse, üçte biri dahi girse yine farz olur. Normalde, çok özür dilerim, hani meni gelmese dahi farz olur. Kimisi böyle, soruyorlar çünkü internetten, oradan buradan, meni gelmese de, ondan sonra farz mıdır diye, evet meni gelmese de ne yapacak, o kimse gusül edecek, hem kadın hem erkek. Çünkü cinsel uzzuna kadının da erkeğin, erkeklik organına girerse, ona da ne olur, onun da gusülü şart olur. Gençler için bu geçerli, herkes için geçerli de gençler için. Şehvetle aktı, gusül. Şehvetle akmadı, kendiliğinden geldi, o gusül gerektirmez. O normalde onun adı mezidir, o sadece abdesti gerektirir.
Allah niçin yaratmış cinleri, melekleri, insanı ve diğer bütün alemdeki nedeni? Neden, bunun nedenini için arıyoruz ki Allah tanınmaklığı sevmiş, tanınmaklığı sevdiği için bütün alemleri yaratmış. Deccal nedir hocam ve en önemlisi niye var ve nasıl gelecek? Bu dabbede kimdir? Onun işi ne, ne zaman gelir? Bunların geleceği, bunların çıkacağı hadis-i şeriflerle sabit. Deccal nedir dediğinizde, Kur'an ve sünnetin dışındaki her şey deccal veya deccaliyettir. Ne zaman gelecek? Var zaten. Eksik değil ki. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin zamanında sahabeden bir kimse böyle bir adacıya fırtınaya tutuldular, bir adaya çıktılar.
Bir adaya çıkınca orada prangalara bağlı bir kimseyi gördüler, ona dediler sen kimsin, o da ben deccalım dedi. Uzun bir hadis bu. İşte Mekke'den Medine'ye hicret edecek bir peygamber çıkacaktı, o çıktı mı? Evet. İşte babasız olacaktı, o babasız mıydı? Evet. İşte halkı onu sürecekti, halkı onu sürdü mü? Evet. İşte orada savaşlara katılacaktı, savaşlar oldu mu? Evet. Böyle sorular sordu sahabelere, sahabeler de cevaplar verdiler. Onun deccal olduğuna dair, onun ibare var. Ve bunu geldiler Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine aktardılar. Ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin onun deccal olduğunu işaret etti. Şimdi diyeceksiniz ki o gördükleri deccal mıydı? Evet.
E şimdi çıkacak olan deccal mı? Evet. Bakın Allah zaman içerisinde zaman, mekan içerisinde mekan yaratır. Buna normalde hani tay-i mekan, tay-i zaman derler ya eskiler. Bunu bugünkü tabirle ben perdeden perdeye geçmek olarak nitelendiriyorum ya. Bir perdeden bir perdeye geçmek. Cenab-ı Hak bu tip halleri sahabelerine de gösterdi. Sahabeler belki de bilmem kaç yıl sonra gelecek olan deccalı farklı bir perdede gördüler. Biz bunu böyle de yorumlayabiliriz. Ve gördüklerini getirdiler Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine söylediler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onun deccal olduğunu da teyit etti. tasdik dedi. Öyle olunca normalde sahabelerin görmüş oldukları o şey deccal mıydı? Evet.
Ama zaman içerisinde ayrı zaman, mekan içerisinde ayrı mekan noktasında bunu böyle yaşayabilir mi bir kimse? Evet. Zaman zaman zikir halakalarında deccal da mehdi de görülür mü? Evet. Bazı dervişler deccalı görürler mi? Evet. Mehdi'yi görürler mi? Evet. Bu normalde deccalı da mehdi görmek dervişlik içerisinde beşinci makamdadır. Beşinci makama gelen bir kimse deccalı da mehdiyi de görür. Daha bir müddet sonra deccal da mehdi de farklı boyutlarda farklı şekil şemallere geçer ama bu ayrı. O daha zamanı gelmediğinden işaret. Zamanı gelmediğinden.
Onun oradaki o yani rumuzu zamanı gelmediğinden daha. O zamanı gelmediğinden elleri de ayakları da prangalı. Boynunda bukağı var. Her zaman var. 33 tane yalancı deccal çıkmadan kıyamet kopmaz. Hocam şeytanın hikayesini anlatır mısınız? Kimdir, nedir, nedendir? Sonra ona ne olacak? Herkes dışarıdaki şeytanı arar. Şeytan bizim içimizde. Siz onun hikayesini boş verin. Nefsinizin hikayesine bakın. Bu ne? Bizim kendi içimizde Kur'an ve sünnetin dışındaki isteklerimiz. Ona bakın siz. Yine ameliyat olmuş birinin açık yarasına su değmemesi gerektiğinde ve o kişi gusül abdesti alması gerektiği hallerde nasıl gusül abdesti alması gerekir?
O normalde yaraları kapatıp üzerine mesle edebiliyorsa yarayı kapatıp üzerine mesle edecek. Şimdi böyle yaraların üzerine kapatıp gusül edecek, yıkanabilecek şekilde teknoloji ilerledi. Yani bunu nereden anlıyorum? İşte o en son ben safra kaşısı ameliyatı olduğunda böyle yapıştırıcı, böyle tuhaf bir şey verdiler. Onu yapıştırıyorsun altına su geçirmiyor mesela. O kimse böylece gusül edebiliyor mu? Evet. O böyle duruyor mesela. Ondan sonra çıkar onu. Üzerine meslettikten sonra onu çıkardıktan sonra yine gusül bozulmaz. Sebep özürlü hükmündesin. Oraya su değmemesi lazım. Doktor kesinlikle yasakladı. Buraya su değmeyecek dedi. Oraya yapıştırdın veya sardın onun su geçirmezi. Gusül ettin. Oraya normalde ya bu sargıyı çıkarınca gusül tekrar almamız gerekir mi dedin de gerekmez.
O çünkü özür giriyor işin içerisine. Gusül abdesti alırken kıbleye doğru dönmek caiz midir? Eğer normalde önünüzde bir sütre var ise kıbleye doğru dönebilirsiniz. Önünüzde bir sütre yok ise bir sütre oluşturursunuz. Çünkü bir kimse üryan bir şekilde kıbleye dönmesi uygun değil. O yüzden banyolarınız, gusül alacağınız yerler çok büyük olmasın. Bizde şimdi böyle salon kadar banyo yapmaya başladılar. İçine yatak at, yat uyum. Yani o böyle bir gösterişe girdi insanlar. Allah muhafaza eylesin. Bu İslam kültürü değil. Bir kimsenin yıkanacağı yer şey olacak. En fazla iki kolundan büyük olmayacak. Eğer öyleyse küçültecek banyoyu o kimse. Gusledeceği yer. Büyük mü o zaman?
Edep yerlerini örtecek. Kadın erkek. Bakın iki kolunu böyle uzattı. İki kolundan fazla mı? Evet edep yerlerini örtecek. Ama iki kolundan normalde azsa o zaman edep yerlerini örtmesine gerek yok. Sorular bitti. Ben bir teşekkür etmek istiyorum. Bu normalde işte salı günü ilk misafirimiz geldi. Salı, çarşamba onun olsana misafirler gelmeye devam etti. Perşembe gelmeye devam ettiler. Perşembe günü zaten burada dersteydik. Cuma günü daha büyük yoğunlukta geldiler. Cumartesi de onlar karayoluyla gelenler oldu değil mi?
Cumartesi de geldiler. Yaklaşık Türkiye dışından 38 kişi miydi? 38 tane misafirimiz vardı. Tabi cuma günü tekkede, cumartesi günü kapalı spor salonunda, pazar günü Çanakkale'de üç gün üst üste yoğun bir program oldu. Perşembe bugün dersi de koyarsak dört gün çok üst üste yoğun bir program oldu. Ama güzel oldu. Hamdolsun. burnumuz kanamadan, bir aksaklık yaşanmadan, bilebildiğim kadarıyla hamdolsun programlar bitti. Misafirler de gayet mutlu bir şekilde evlerine, yurtlarına döndüler, kapahşiler dönemediler daha. Onlar İstanbul'da uçakları bir daha tehir olmuş herhalde. Yarın sabah mı gidecek uçaklara? Yarın sabah kaçta? Uçakları on birine.
Yarın sabah eğer bir daha tehir olmazsa geldiler, gidemiyorlar. O yüzden yarın onlar gidecekler. Ama İstanbul'da, İstanbul'da Allah razı olsun Erdoğan, İsa, Ertan, Erkan, adamı maşallah Şeyh Efendi'nin ayaklarını yerden kestiler. Pazartesinden beri İstanbul'da dolaştırıyorlar. Ben gezmedim o kadar daha İstanbul'u. Maşallah onlar gezdiriyorlar elhamdülillah. Allah razı olsun hepsinden. Ama genel olarak misafirler umduklarından, beklediklerinden daha yukarıda, üst seviyede bir misafirlik gördüler. Daha üst seviyede programlar gördüler. Daha üst seviyede bir böyle organizasyon gördüler. O yüzden hem vakıftaki, tekkedeki hem yönetim olarak, hem arkadaşlar olarak, hem Çanakkale, ondan sonra Gelibolu'daki program, ondan sonra Allah razı olsun, Halit'in orada üç seviyede bir program hazırlaması, hamdolsun yüzümüzü ağırttı.
Yani buradaki hem Bursa'daki, Salı'dan itibaren, Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma, Cumartesi, gerçekten böyle, bugüne kadar, yaklaşık benim dergi hayatım, 30 yıllık, 30 yılın hemen hemen en zirve bir program oldu. Kalabalık bir misafir topluluğu, organizasyonda bir aksama olmadı. E tabi bu organizasyonda en önemli şey, yemektir, işte vasıtadır, onların getirilip götürülmesidir, işte gezdirilmesidir.
bu konuda hiçbir aksaklık olmadı. Tekkedeki arkadaşlar, üstün gayret sarf ettiler. İsmail nerede bizim İsmail? İsmail, bu araçlarla Allah razı olsun, üstün gayret sarf etti. Yani, bu konuda profesyonel bir şekilde, araçları tahsis edip, böyle her şey saatinde, dakikasında, böyle hiç üzülmeden, araba beklemeden, işimizi en fazla kolaylaştıran, en önemli unsurlardan birisi oldu. E tabi tekkedeki yemek programı, oradaki misafir ağırlama, oradaki programlar, yüzümüzü arttı. Artı işte kapalı spor salonu, gerçekten diyebilirim ki, bugüne kadar olan Ender programlardan biri oldu. Bu konuda Hüseyin Aga ve Bursa ekibi, gerçekten güzel bir çalışma yapmışlar. Hepsini de tebrik ediyorum. Yani ben Hüseyin'e dedim ki, boş yer görmek istemiyorum dedim, yok satmalıyız dedim.
Gerçekten geri dönmüşler. Şimdi, ben her ne kadar cep telefonumu, böyle saklamaya çalışsam da, uçan kuşa gitti gene cep telefonum. Bu bir taraftan iyi, bir taraftan sıkıntılı. boyuna mesaj çekiyorlar. İşte, geri dönmek zorunda kaldık. Yok, belimiz ağrıdı, hocam özür dileriz, hakkınızı helal edin. Gitmek zorunda kaldık, dönmek zorunda kaldık. Kimisi yok, yer ayırıyorsunuz, böyle yer ayırmak olmaz. İşte, biz beklediydik burada, bu kadar, şu, bu, baktım, iyi, biz bayağı yok satmışız cumartesi gün. O yüzden, gayret gösteren, katılımda bulunan, gelen, bir toz dahi olsa, ortalıkta, bir toz, toz kadar hizmet eden de olsa, hepsinden de Allah razı olsun inşallah. Cuma günü tekke, bütün arkadaşlar oradaydı, doluydu.
E, bu da önemli bir şey. Yani, normalde, gerçekten misafirler dolu dolu, bir program yaşadı. E, üstüne şey, tabiri caizse, gelip olup kaymak oldu artık, misafirler için. gerçekten, Halit Hoca da, gelip ol da, üst düzey bir, program yaptı orada. Ondan sonra, arkadaşlar, Allah razı olsun, mevlevaneyi doldurdular. Böyle, kalabalık bir şekilde. Gerçekten, misafirlerin hepsi de, bu konuda, memnun bir şekilde ayrıldılar. E, tabiri caizse, hani, ağlamaklı bir şekilde gittiler. Söyleyecek bir sözleri kalmadı. O yüzden, bütün emeği geçen, ister, tekke de olsun, ister burada olsun, ister gelip ol da olsun, ister şimdi, İstanbul'da, devam ediyor, hala da, İstanbul arkadaşlar, hizmet ediyorlar.
E, oradaki, Şeyh Efendi Hazretlerine, ve, yanındaki, misafirlere. Allah, hepinizden de, ayrı ayrı, razı olsun. Cenab-ı Hak inşallah, nice böyle, büyük, güzel programlar yapmayı, nasip eylesin. Amin. Bu arada, tabi ben, cumartesi günü akşam, semazen, mıtırban hepsini topladım, bir helallaştım ama, benim böyle bir programların, içerisinde girerken, ben biraz fazla, heyecan yaparım, kendi kendime. öyle bir şey aksamasın, bize böyle, e, eksik kalmasın diye, fazlaca heyecan yapar, fazlaca strese girerim. Gerçekten strese girerim. Bu yıllardan beri, ben de böyle. Bunu da kaybetmek istemiyorum zaten. Ben Şeyh Efendi geleceğinde de, Allah rahmet eylesin, ben böyle stres yapardım, kendi kendime. Biz günler öncesinden başlardık.
Nerede ne yapacağız? Nerede nereye yapacağız? Nereye ne koyacağız? Yemek nerede inecek? Çorba nerede içilecek? Sabah kahvaltısı nerede olacak? Akşam yemeği nerede olacak? Sohbet nerede olacak? Biz böyle, günler öncesinden şey yapardık. Ne o? Strese girerdik biz. Hamdolsun, ben bu streslerden rahatsız değilim. Ama o arada da, ben biraz böyle, agresifleşiyorum, fazla disiplinli oluyorum, biraz sertleşiyorum herhalde. Böyle aksaklık, eksiklik bir şey olacak diye, bütün radarlar açık oluyor böyle. Ardından da hasta oluyorum zaten. Hani şey olarak, bitti mi bende bir şey oluyor, tabiri caizse, diyorum tamam bitti, ne olacaksa olsun diyorum. Öyle bir gidiyor bende. Allah'ım hayırlısın eylesin inşallah. Amin. Şey olarak, güzel bir programdı.
Ama ve lakin, bu arada tabii, eğer kardeşlerden birisinin gönlünü incittiysek, kırdıysak, üzdüysek, böyle bize karşı bir gönül koyduysa, ondan özür dileyim. Ondan helallık alayım. O yüzden de, bu konuşmayı yapmak istedim. Şimdi, güzel programlar çıkar, güzel şeyler olur. Ama kardeşlik hukuku önemli. Bir kardeşin gönlünü kırmak istemeyiz, onu üzmek istemeyiz, onu incitmek istemeyiz. Program olur bir daha inşallah. ama o kardeşi kaybetmek istemeyiz. Yani bizim için, benim için, dervişlik önemlidir. Her yerde hata kusur olur. O hatalar telafi edilir. Hatalar düzeltilir. Ama biz, dervişlik hukukunu, dervişliği kaybetmemeye, gayret edelim. O yüzden eğer, bir kardeşin ayağına bastıysak, incittiysek, ne bileyim, gözünün üstünde kaşın var dediysek, yok şurası olmadı, yok burası olmadı dediysek, gönül koyan varsa, ciddi ciddiyim.
Bunu böyle, şey değil, helallaşalım ondan inşallah. Bekliyorum. Bu konuda bir şey, birisi bir şey söyleyecekse, söylesin. Tekrar söyleyeyim, gönlünü incittim, kırdım, üzdüm, ayağına bastım, kolunu kırdım, gözünü çıkardım, kulağını kopardım. Olur mu olur? İnsanlık hali. Birisinin bir şeysi varsa, söylesin. Biz bu noktada inşallah, helallaşmanın yolunu arayalım. Bu sadece buradaki arkadaşlara değil, herhalde yayınlanıyor galiba değil mi? Şey, bu yayını duyan bütün herkes için geçerli. Çevre, il, ilçe, kaza, her ne var ise, derse gidip gitmediğimiz, işte bizde gönül bağı olan bütün herkesi geçerli.
İncittiysek, kırdıysak, üzdüysek özür dileriz. Helallaşmamız gerekirse helallaşırız. Ben yine de haklarınızı helal edin diyorum. Helal olsun. Haklarınızı helal edin. Helal olsun. Haklarınızı helal edin. Helal olsun. Bizden yana da helal olsun inşallah. Allah sizlerden razı olsun. Bu yarın cuma, yarın inşallah gemlikte olacağız. Şey nerede? Harun nerede? Harun ne? Gemlik'in adresini bir ilan et. Mikrofon, buraya gel. Cemil gelmedi mi? Bu seneki program, Gemlik Belediye Binası'nın giriş katında sosyal yaşam merkezi var.
Orada Cemil Meriç Kültür Merkezi. Geçen sene yapılmış olan kapalı spor salonunun karşısında geniş bir cadde var. Onun sol köşesinde. Yani iki yüz metre kadar ilerisinde. Adres var. Hıı. O çok güzeldi işte. Cep telefonundan o reklamlardan oku. Yok mu yanında cep telefonu olan? Sen biliyor musun adresi? Ha tamam geldi Bilal. Gel Bilal gel. Haa tamam. Tamam. Ad adresi bildir. Hamidiye Mahallesi. Hamidiye Mahallesi. Irmak Sokak. No 138. Kamuraya dön. Hamidiye Mahallesi. Irmak Sokak. No 138. Gemlik Belediyesi. Cemil Meriç Kültür Merkezi'nde inşallah. Çevre yolundan da tarif edeyim efendim. İtfaiye binasını geçtikten sonra lambalardan sola girdiğinizde 50 metre ileride göreceksiniz.
Bir de geçen seneki Harun Hanım dediği gibi kapalı spor salonunun karşı aralığından girdiğinizde direk ileride zaten önümüze çıkacak inşallah. Bu önümüzdeki Cuma bu Cuma Gemlik'te bir dahaki Cuma da İzmit'te. Onu da Cemil ilan etsin şimdi inşallah. Selamünaleyküm. 27 Aralık Cuma akşamı saat 8'de 20'de Sabancı Kültür Merkezi İzmit. Bekleriz inşallah efendim. İnşallah. Selamünaleyküm. Aleykümselam. İki tane böyle bir programımız kaldı. İnşallah. Bu sene normalde Şebaruz dışarıda çok yapmak istemedik. Seneye de herhalde böyle giderse yine aynı olabilir. O yüzden arkadaşlar bu konuda haklarını helal etsinler.
Ya normalde tabi Cemil veya Erdoğan Tekirdağ da yaptı. Bu arkadaşlar normalde Bursa'dan bir dergah olarak bir talepleri yok. Ondan sonra Tekirdağ'daki Şebaruz programını İzmit, İstanbul ve Tekirdağ, Semazen Mıtırban ekibi yaptı. O yüzden onlar organize ettiler. Semih de o işin başında Seymen. Gemliği de Semih organize ediyor inşallah. Yine İzmit, İstanbul öyle mi yapıyorsunuz Semih? Tekirdağ'dan da var mı? Yok. O zaman İstanbul, İzmit olarak mı yapıyorsunuz? O normalde Gemlik programını da inşallah yine oranın bu noktada organizasyonunu Semih yapıyor. İnşallah İzmit'i de Semih yapacak. Yani Semih yapacak derken organizasyonun başında olacak.
Böyle böyle arkadaşlar da kardeşler de kendi bulundukları alanlarda yetişecekler inşallah. Allah'ın izniyle. E malum Çanakkale'de Mevlana Kültür Merkezi'nde her cuma Çanakkale kendi kendine orada zaten semaya devam ediyor. Ta başladığı günden itibaren her cuma orada şeyde ne o Mevlana Kültür Merkezi'nde devam ediyor. Öyle yolunuz düşer o taraflara giderseniz bu tip ziyaretler şeydir, evladır. Hem oradaki arkadaşlar kendilerini yalnız hissetmezler. İşte oradan gidip destek olmak, gidip orada semayı izlemek, sohbeti izlemek güzel olur. Bu tip şeylerde edep oraya gittiğinde bir şeye karışmamaktır. Önceden böyle bilgiçlik yaparlardı. Böyle merkezin dervişi böyle bazen nefsine uyar. Böyle bilgiçlik yapar.
Hani bu işi biz biliyoruz başka bilen yok gibisinden. Bizde genelde olmaz böyle şeyler ama. Böyle misafirliğe gidildiğinde oranın işine karışılmaz. İzlenir, destek çıkılır. Orada ne bileyim işte dua edilir, desteklenir, gelinir. Bu güzel şeylerdir. Mesela işte şimdi Gemlik'te olacak. Gemlik'te de kim yapacak? İşte İzmit ve İstanbul ekibi yapacak. Ona destek olmak, onları ziyaret etmek, oradaki programı desteklemek bunlar önemli şeyler. Kardeşlik hukuku çünkü bu. İşte bir dakika nerede? İzmit'te olacak. İzmit'teki programı desteklemek, oraya gitmek, orada bulunmak, oraya çalışmak bunlar önemli şeyler. Dergahlar kardeşliğin tesis edildiği yerlerdir. Herkes bir şeyhe bağlı.
Herkes bir dergahta. Herkesin amacı, maksadı, hedefi bir. O yüzden böyle ayrılık, gayrılık, senlik, benlik, onluk girildi mi işin içerisine tadı bozulur, senkronizasyon bozulur, lezzeti bozulur Allah muhafaza eylesin. Herkes kendi bulunduğu yerde gayret edecek, çalışacak, koşturacak. Orada yetmediği bir şey olursa etraftan, yandan, oradan buradan, nazının geçtiği yerlerden ne yapacak? Yardım isteyecek onlardan, paylaşacak. Örneğin diyecek ki mesela işte Semih Gelivoğlu da şeyden, Gemlik'te program yapıyor. İşte birşeyse eksikse onu tamamlamaya çalışacak. Arkadaşlar, kardeşler de onu tamamlamak için ne yapacaklar? Gayret edecekler. İşte nerede program var? İzmit'te. Gönüllülük esası. İzmit'te mesela işte bir semazenin birisi telefon açıp, mesela işte Semih kardeş, eğer semazene ihtiyaç varsa ben hazırım. İşte neyzenen ihtiyaç varsa ben hazırım.
İşte gıdumzene ihtiyaç varsa ben hazırım deyip, o kimse gidebilir. Bunlar böyle bir izne bağlı şeyler değildir dergahların içerisinde. Herkes kardeş çünkü. O normalde, örneğin işte ayda bir Çanakkale'ye gidiyoruz, Gelibolu'ya gidiyoruz. Gelibolu'da Sema var. Orada program var. O kimse mesela olabilir mi kimse, açar Halit'e. Halit kardeş, böyle böyle eğer ben işte örneğin semazenim, ihtiyaç varsa ben gelebilirim tek başıma. Veya şunu yapabilirim, bunu edebilirim diye kardeşler birbirlerine destek çıkacaklar. Birbirlerine bu noktada yardımcı olacaklar, kardeşliklerini tesis edecekler. Dervişlik uzun nefesli bir yol. Uzun seneler gerektiriyor.
O yüzden bir yıllık, üç yıllık, beş yıllık, on yıllık değil. Ben böyle yeni dervişken yıllarını vermiş, yirmi yıllık, otuz yıllık dervişleri gördüğümde, kendi kendime derdim ki ya benim nefsim buna yetecek mi? Ben yirmi yıl bu dergâhta kalabilecek miyim? Ben görürdüm mesela işte Çorumlu Hacı Mustafa Efendi'den dersti. Yani adam dervişine devam ediyor. Hâlinde Kırşehir'de bir Mustafa abimiz vardı ya ben anlatırdım ya size. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi'den önce Hacı Ali Aydar Efendi'den dersti. Yani Hacı Ali Aydar Efendi'den dersti. Hacı Ali Aydar Efendi vefat etmiş. Ardından Çorumlu Hacı Mustafa Efendi'ye bağlanmış. O vefat etmiş. Ardından Nevşehirli Abdullah Efendi'ye bağlanmış.
Yani yaşlıydı o. Ondan sonra ama ben ona baktığımda gıpte ediyordum ben. Diyordum ki ya yıllarını dervişliğe vermiş adam. Ve yıllarını dervişlikle geçirmiş. Bir cömert, bir cömertti Allah rahmet eylesin. Misafirperver, kimsenin, gelinin kimsenin gönlünü kırmaz. İki oğlu vardı. Oğlunun birisi MHP, bugün için MHP. Önceden şeydi ne o? Milliyetçi MHP'di. O evet Milliyetçi Çalışma Partisi'ydi. Ta işte Türkeş'in şeyliliğinden itibaren aile olarak orada MHP'li. Bizim Mustafa amca da MHP'liydi. Ondan sonra ama böyle dervişlikle yoğrulmuşlar. Oğlunun bir tanesi Kırşehir il başkanlığı yapmış. Bir dönem dönem il başkanlığını devam ettirmiş.
Ondan sonra gelinleri vardı iki tane hiç unutmam. O gelinler o adamı uçuruyorlardı böyle. Ben hayrandım adama. Oğulları yanında böyle tabiri caizse böyle ip gibi dururlardı. Çocuklar hanımlarına laf bile söyleyemiyorlar. Babalarına edebinden, korkularından. Adam böyle gelinlerini evlat böyle almış koltuğunun altına. Benim nazarımda örnek bir kayınpederdi gelinlere göre. O gelinlere birisi gözünün üstünde kaşın var desin mümkünse. Ama o gelinler Mustafa abinin misafirlerini ayakta uçuruyorlardı. Öyle misafirperverlerdi Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi bir şeye gideceği zaman hacca gideceği zaman kanserdi ondan sonra uğradık.
Böyle biz gelmezden önce kendilerinin hiç haberi yok. Ben yolda dedim Mustafa amcaya bir uğrayalım mı? Uğrayalım Mustafa Efendi dedi. Böyle konuşamıyor. Kafasını kaldırmış. Demiş misafir geliyor hazırlık yapın. Biz gittik her şey hazır. Böyle kendinden geçik. Ben başına gittim. Vuhu dedim. Tak açtı gözünü. Şeyh Efendi böyle kalkacağım diye uğraşıyor. Şeyh Efendi yatırdı dedi. Yat. Zaten 3-4 gün sonra vefat etti. Bir zikrullah yaptık orada başında. Elhamdulillah. Helallaştık. Benim son görüşümdü benim de. Şeyh Efendi'nin de son görüşüydü. görüşüydü.Biz o eski dervişleri görünce ben kendi kendime derdim ki acaba ben de böyle olabilecek miyim? Bir 20 yıl bir 30 yıl dergâhta durabilecek miyim? Dergâhta durmak zor bir şeydir çünkü. Kolay bir şey değildir.
Mesela orada bir de Hafız vardı. Şimdi ismi aklıma gelmiyor. Bizim o Mustafa Ağabey ile tartışıyorlardı. Hafız Demirelciydi çünkü. O da şeyi görmüş Hacı Ali Haydar Efendi'yi görmüş Ramazanlarda o öyle Kur'an'ı tersten okuyor. Hacı Ali Haydar Efendi Kırşehir'e gelir. Ondan sonra bütün Ramazan boyunca Kırşehir'de geçirir. Her akşam o Hafız'ın arkasında Hatib'le teravih kılarlarmış. Hacı Ali Haydar Efendi böyle yapıyor diye Çorum'la Cumhuriyet Efendi de aynı yapmış. Şeyh'inin yolundan gidiyor.
O da her zaman, her Ramazan gelir Kırşehir'e Kırşehir'de o Hafız'ın arkasında namaz kılarlarmış. Teravih, Hatim'le. O Hafız'ı Şeyh Efendi Bayındır'a getirdi. Biz tabi yemeğin başında zikrullah. Amin yemeğin sonunda zikrullah. Otur zikrullah. Kalk zikrullah. Adam bizde bayındır da iki gün misafir oldu. Üçüncü gün Şeyh Efendi geldi. Abdullah Efendi benim yakamı kurtar bir buradan dedi. Ne oldu dedi o? Vallahi de billahi de sahabeler bu kadar zikrullah yapmıyorlar dedi. Ben kurtar benim bunların yakasından deyince bir utandım, bir utandım bir şey mi yaptık diye. Bir utandım. Şeyh Efendi de onu getirdi. Bizim hepsi de tabi hiç kimse bizde Kur'an-ı Kerim okumasını bilmiyoruz biz.
Bilmiyoruz. Yani Kur'an-ı Kerim okumasını bilmiyoruz. Bize göndermiş hiç olmazsa hani sen demiş banta oku bu namaz dualarını. Ya nereye okucak adam? Biz yemeğe başlıyoruz zikrullah. Bitiriyoruz zikrullah. Ondan sonra namazın başı zikrullah. Sonu zikrullah. Hadi sonunda bir esma. Hadi ardından iki, üç. O zaten böyle yakasını açıyor zaten böyle. Gidiyor adamcağız hani geriye doğru. E yapacak bir şey yok. Biz o zamanlar öyleyiz. Dedik ki kurtar yakamı. Bir utandım. Böyle baktım. Ondan sonra hani ne diyecek diye. Ondan sonra vallahi de billahi de dedi. Sahabeler bu kadar zikrullah yapmıyorlar dedi. Dedi. Dedim elhamdülillah ya. Kusurumuz bu olsun dedim. O da çok eskiydi.
O yüzden tabii eskimek mi önemli? Hani yol yürümek mi önemli? Muhakkak her ikisi de önemli. Ama insana nefis nerede vuracak belli olmaz. Cenab-ı Hak cümlemizi ayaklarını sağlam basanlardan eylesin. Amin. Nefsine uyup geriye dönenlerden eylemesin. Amin. Heva hevesine uyup ne oldum delisi olanlardan eylemesin. Amin. Adem'in yolunu tutsun. Kendi nefsini hatalı görsün. Amin. Şeytanın yolunu tutmasın. Kendisini hatasız, kusursuz, eleştirilere kapalı bir noktada kendini görmesin inşallah. Amin. Cenab-ı Hak nefsimize ve şentene uyanlardan eylemesin. Amin. Fâlemennehu. Lâh. El-Fâtiha ve selâvâta. Amin.
Hicmet.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi