mustafaozbag.org

63. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 51:37

İmâm, 82 yaşında nefes almaktan sonra oturduğu yerden abdestini alacak, oturduğu yerden yapabiliyorsa yapabildiği yere kadar yapacak, yapamadığı yerden emrim alabilir ama o kimse, bir leğen gelirseniz suyu leğenin üzerine dökerekten de abdestini alabilir, istenebilir, zor da olsa birisini hafiften yardım edebilirse abdestini alabilir ama o da olamıyorsunuz terimini derdi. Erkeklerin kulaklarının derdilmesi uygun. Yani bir kimse eğer ki kendi kendine ben Allah'ın kölesiyim, Resulullah'ın kölesiyim deyip de o noktadan kulağını derdirirse bunda söylenecek bir şey yok. Burnunu da derdilirse bir şey olmaz o zaman. Ama yok eğer ki mal derinmesi, derdirilmesi, orada bir gelenek halinde değilse, görenek halinde değilse
bir kimse kalkıp da kulağını derdirsin değil. Ama ve lakin eğer ki Avrupalılar'a benzemek için veyahut da bir şeye benzemek için kulağını derdirirse bu sakınca olur. Yani bugün kulağını derdirecek, yarın diyecek ki yanağımı derdirebilirim. Yani bu devam edecek. Sonuçta bazı şeylerde fıtrat aranır. O şeyin geleneği, göreneği aranır. Yani bizim toplumumuzda erkeklerin kulak derdirmesinin geleneği bir tek kölelikle alakalıdır. Ya bu sultan seni derdirmiştir. Kendisini Allah Resul'un kölesi olarak görmüştür. O yüzden derdirmiştir. Yoksa normalde normal müslüman harf nerede kulaklarını derdirmez biz de. İşlerinde bir hanım peygamber efendimizin ne amaçları?
Sonuçta çok evlilik yapmıştır. Açıklar mısınız zevzelerini? Seylesi kaçtır. Yani peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin çok evlilik yapmasının bir şartı aranmaz ki. Sonuçta peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında, zamanında bir erkeğin seksen kadına kadar kadını nikahlama hakkı vardır. İslam'da çok evlili, bize şimdi şöyle anlatıyorlar, azdı da çoğaltı. Yani azdı da hazralaştırdığı gibi bizim gözümüze sokuyorlar. İslam çok olanı azaldı. Yani insanlar 10 tane, 15 tane, 20 tane hanıma olan insan vardı. 40 tane hanıma olan insan vardı. Mekke'de 70 tane hanıma olan erkek vardı. İslam bunu aşağı indirdi. Dörde indirdi. Kur'an'la sabitledi.
Hatta Kur'an'la sabitleninceye kadar erkeklerin dörtten fazla hanımları vardı Müslümanların. Bu yüzden bu meseleye o gözle bakmak lazım. Başka bir gözle değil. Yani sanki az olanı çoğaltmış gözüyle bakıyorlar. Çok olanı azalttı gözüyle bakılınca alkışlanır bir şey. Öyle değil mi? Yani normalde bir erkek 80 tane kadın nikahlayabilirdi. 10 tane, 20 tane, 15 tane, 7 tane, 8 tane, 9 tane nikahlayabilirdi. İstanbul'u dörde indirdi. Dörde indirdi. Hatta Aram'ın sonu ayeti kerimede dedi ki, sizin için bir tanesi daha hayırlıdır. Bunun ortada bir kimsenin tercihi der. Erkek ikide, üçte, dörtte Allah müsaade etmiş, evlenebilirdi. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazreti'nin evliliklerinin üzerinde, şuna gerek duydu da evlendi dememiz yanlış olur.
O bir peygamberdir. O ne yaptıysa Allah'ın emriyle yaptı. Ne yaptıysa ona Allah yaptırdı. O yüzden onun evliliklerinde sebep neden aramak, biraz bana boş gibiydi Allah'ın muhafaza etmesi. Yani şunu demek kolaydır. İşte bir hanımı vardı. İşte savaşta muhalif olan bir kralın hanımıydı. Savaşta kral öldürüldü. O dul kaldı. O kadın çok ileri görüştü. Çok ondan sonra saygıdeğer verisiydi. O an çok bir peygambere yakışırdı. O yüzden Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri onu aldı. Yani bunun üzerinden işte böylece o kavmi tatip etmiş oldu. O kavimle arasında barış olmuş oldu. O kavimle arasında Müslümanlar arasında sosyal alakalar, ilişkiler olur desek, bu sefer onun evliliğini dünyevi bir şeye bağlamış olacağız.
Doğru mu? Doğru. Bunu yazan kitaplar var mı? Var. Ben dokundum bunlara. Yani her evliliğine muhakkak bir şeyler yani bununla bu sebeple evlendik, bununla bu sebeple evlendik. Namazı hangi sebeple kıldı? Ona da bir sebep bulmamız lazım o zaman. Veya orucu hangi sebeple tuttu? Ona da bir sebep bulmamız lazım. Allah muhafaza eylesin. Allah'ın emrinde bir peygamber, bir kur. O yüzden Cenab-ı Allah ona ne emrettiyse onu öyle o hale getirdi. Din bu. Allah bizi muhafaza eylesin. İmam-ı Sabit Hicri 80 ile 150 arasında yaşayan Hanefi mezhebin imam. İmam-ı Azam öpü Hanepe.
İmam-ı Mağfuri Diller adı Allah'ın Hicri 280 ile 233 arasında yaşamıştır. İtikad yönünden neden İmam-ı Mağfuri diye bağlıydınız? İmam-ı Azam'ın intikat yönünden görüşleri veya yanlışı mı vardı? 200 yıl sonra yaşayan bir imama tabi oldu. Allah razı olsun. Tabi olduk demiş. Evet yani normalde İmam-ı Azam'ın yolunun çizgisinin dışında bir kimse değildir. O yüzden Hanevilerin hepsi de İmam-ı Mağfuri değil. İtikat olarak İmam-ı Mağfuri'den sonra kendilerine İmam seçmişlerdir. İtikat İmamımızdır. Bu noktada İmam-ı Mağfuri'nin itikat noktalarıyla İmam-ı Azam'ın itikat noktalarında hiçbir çatışma yoktur. Hatta denilebilir ki İmam-ı Azam'ın itikat hukukunun kanunlarını İmam-ı Mağfuri'de tahsilatla anlatmıştır. Aralarındaki farklılık.
Yani örneğin İmam-ı Azam Hazretleri'nin fıkıh ekberi, fıkıh ekberi İmam-ı Mağfuri'nin itikadının tohumu gibidir. İmam-ı Mağfuri'de gövde oluşmuş, İmam-ı Mezhebi'de meyveleri ve yaprakları oluşmuş. İtikatla alakalı yolumuzu öyle görür. Yani sonuçta İmam-ı Azam Hazretleri bir şeyin zerresini daha doğrusu tohumunu bu meselede gömmüş toprağıdır. Biz İmam-ı Mağfuri'de derken de bu noktada İmam-ı Azam'a edepsizlik etmiş olmuyoruz. Allah muhafaza eylesin. İmam-ı Mağfuri'de onu tafsilatlandırmış. Yani işte örneğin bir anayasa var. O anayasanın içerisinde mevcut hukuk da var. Ama ayrıca bir ceza hukuku var. Öyle değil mi? Ceza hukuku anayasadan kendisini alıyor. Anayasadaki ceza hukukunun açılımı oluyor ceza hukuku.
Bu da onun gibi. İmam-ı Mağfuri'de İmam-ı Azam Hazretleri'nin bu noktadaki itikatla alakalı mevzularını açmış. Ölüm ağının çok çetin bir an olduğu söyleniyor. Müminler içinde canın bedenden çıkması da böyle bir. Bununla alakalı iki rivayet var. Böylelikle diyenler de var. Böyle değildir diyenler de var. Sürekli ahireti ölümü tefekkür etmek. İnsanın psikolojisini bozabilir mi? Bozmaz. Tavsiye edilmiş. İslam üzere yaşayıp imansız ahirete köşmek konusu nasıl olur? Allah muhafaza belirsin. Allah muhafaza belirsin. Adam İslam üzerinde yaşar. Son nefeslerinde bir hasta olur, bir şey olur. Bu hastalık ona nereden geldikler? Bir küfre düşer. Allah muhafaza edilsin. Helal olur ya. İndirdiğimiz açık delilleri ve kitapta insanlara apıcık gösterdiğimiz hidayet yolumuz izleyenlere. Hem Allah hem de bütün lanet ediciler lanet eder. Bu ayet-i kerimdeki bütün lanet ediciler lanet eder kısmını anlayamadık.
Gökteki melekler de lanet eder. Duaları geçen peygamberler de lanet eder. Veliyullah da lanet eder. Evliyalar da lanet eder. Lanet ediciler, duaları geçenlerin lanet eder. Bütün lanet ediciler. Lanet eder dediği, duaları geçen peygamberler, duaları geçen veliler, duaları geçen evliyalar, o lanet-i duası geçen kimseler, o Allah'ın kitabını karalamak isteyenlere, Allah'ın kitabını, Allah'ın ayetlerini örtmek isteyenlere, Allah'ın nurunu karartmak isteyenlere, bunu söndürmeye çalışanlara lanet ederler. Buradaki bu lanet sizin bildiğiniz lanet okuma değildir.
Buradaki lanet onlarla mücadeledir. Buradaki lanet onlarla olan mücadeledir. Buradaki lanet onlara karşı fikir yürütmek, düşünce yürütmektir. Buradaki lanet onlarla her maddi her manevi alanda savaşmaktır. Aynı zamanda sizin bildiğiniz o lanet de onun içine girer. Sünnet cemiyetlerinde yapılan mevlidlerin dinimizde hükmü nedir? Sünnet cemiyetleri var mıydı? Sonuçta sünnet cemiyetleri reddedilmez bir şey mi? Evet. Bizim içimize ört olarak girmiş mi girmiş? Ve sünnet cemiyetleri Türkler, enteresan bir nokta daha söyleyin, Türkler İslam olmazdan önce de sünnet olurlardı. Yani sünnet cemiyeti yeni değildir Türkler için. İslam'dan sonra değildir. Bu tür cemiyetler, Türkler Müslüman olmazdan önce de vardı.
Ve İslam bunu reddetmedi. Onlar Müslüman olunca bu böyle bir reddiye görmeseler. Yani bizdeki sünnet cemiyetleri normalde Araplarda önceden yoktu hiç. Hatta bazı yerlerde hala da yoktur. Ama Osmanlı'yla beraber onlar da bu kültüre sahip çıktılar. Hayır hayır cemiyet olarak böyle düğün dernek gibi. Hazreti Abbas mesela, Hazreti Abbas'da, Hazreti Abbas'da, Hazreti Abbas'da, Hazreti Abbas'da, Hazreti Abbas'da, Hazreti Abbas'da.
Tamam. Normalde bu İslam bunu reddetmemiş. Sonuçta bu var mı? Var. Evet. Orada okunan mevlüt. Mevlüt okunacak, ilahi okunacak yani. Böyle bir, bunun İslam'la çatışan bir yeri yok, onu söyleyeyim. Adam, güzel şeyler yaptır, eyvallah. Ama diyeceksiniz ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e yaptırmış mı? Kendi oğluna yaptırmamış. Sünnet yaptırmış, böyle eğlence yaptırmamış. Yani minneti toparlamış, böyle yok, kına gecesi yok, şunurum, ben okumadım. Yaptırdıysa da yaptırmış mı? Sahabeyi yaptırıyordu, mesela Hazreti Abbas'da bir müzik ses duyuyordu, diyordu ki, tam mıdır sünnet aldıysanız, tam sünnetleyince serbest kaldırıyordu, rengsiz üzerlerine geliyordu. Evet, yok ya, şey olabilir, Hazreti Abbas'da yaptırmamış sonuçta.
Ama velaket, Allah Resulü buna seslenmemiş. Bunun böyle, bununla çatışılacak bir şey yok. Öncelikle Allah size ama sebep olanlardan razı olsun, camide namaz kılarken hocanın meyesini, mikrofon kullanması cahil. Ben cahil değil desem sen de kullanıyorsun. Bunlara takılmayın ya, Allah'a fiyat. Seferin kaç kilometredir? 85. Sakal bırakanların, elmacık kemiğinin olduğu yerdeki sakalları yoldurabilirler mi? Yoldurabilirler. Sema yaparken yakanızı açmanız ne anlamına geliyor? Sorun diye. Hepsini ilah edinenleri gördün mü, ayetini açıklar mısın? Aha ben. Hocam, malumunuz, ülkede susuzluk ve kuraklık var. Bu kıyamet herhalde. Biz, vatandaşın birisi bunlar başımızdan gitmeden Allah bize su ve yağmur vermez. Doğru.
Hazreti Ömer Efendimiz'in zamanında da kuraklık olmuş. Acaba Hazreti Ömer'den mi oldu ya? Peygamber Efendimiz'in zamanında da olmuş. Acaba onlar da mı? Allah muhabbet eylesin. Ama güzel bir nükle. Büyük bir saate gitmişler. Demişler ki efendim kuraklık var, yağmur yağmıyor. Zat da kendi kendini düşünmüş. Herhalde benim günahlarımdan bu beldeye yağmur yağmıyor demiş. Beldeyi terk etmişti. Daha beldeyi çıkarken oraya yağmur yağmur yağmur demiş. Herhalde bu kuraklık bu beldeyi, bu bölgelerdeki beldelerden, beldelerdeki iyilerden dolayı olabilir. İyilerin bir yerlerden çıksa belki de o zaman kuraklık geçer. Allah muhafaza eylesin inşallah. Böyle soruları es geçtim ya Allah'ın dağıtığı biraz şey olsun be sorular.
Böyle bir derinliği olsun, tasavvufi olsun biraz. Allah muhafaza eylesin. Yok işte sakalın şurasını keselim mi kesmeyelim mi? Yok şunu bunu Allah muhafaza eylesin inşallah. Hakkınızı helalde. Soracaksanız sorun yine. Kamili mutlak. Kamili mutlak, oğlunluğu değişmeyen demek. Kamili mutlak birinci derecede Allah'tır.
Allah birinci derecede en kamili mutlak olan olur. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hasretleri de bu manada kamili mutlaktır. Allah bütün olgunlukların üstünde fevkinde bir olgunluk vardır. Ve onun olgunluğu sonradan ermez, sonradan oluşmaz. İnsanların olgunlukları çalışmayla, mücadele ile oluşur. İnsan kamil olabilmek için, kemale erebilmek için, Kur'an-ı Sünnet tarihinde durup, Kur'an-ı Sünnet'in istek ve istenlerini yerine getirmesi gerekir. Ve bu olgunluk, bu kemale ermez herkesin kendi yaratılışıyla alakalıdır. Yani, ve yaratılışındaki derecesiyle alakalıdır. Bir kimse, yaratılış derecesinin üstüne çıkamaz.
Bu perdenin geri kısmıdır. Kim ne yaparsa yapsın, hiç kimse peygamber olamaz. Kur'an-ı Sünnet'i ne kadar iyi icra ederse etsin, ne kadar iyi anlarsa anlasın, ne kadar iyi yaşarsa yaşasın, peygamberlik kapısı kapalıdır. Herhangi bir velinin nebi olması beklenemez. Herhangi bir nebinin, herhangi bir nebinin resul olması da beklenemez. Yani, bir peygamberle çok çalışarak da, kitap verilmediyse, bir velin ne kadar çalışırsa çalışsın, asla nebi olamaz. O, ben nebiyim diyenler, ben nebiyim diyenler, sapık olan insanlar. Peygamberlik sonuçta bitmiştir. Peygamberlik bu noktada, peygamberlik kapısı zahiri manada kapanmıştır, bitmiştir. Peygamberler, peygamberlik vazifelerini manevi olarak devam ettirirler.
Ama yeni bir peygamberin gelmesi, yeni bir nebinin, yeni bir resulun gelmesi mümkün değildir. Her bazı sapıklar, her ne kadar kendilerini resul ve nebi gibi gösterseler de, böyle olduklarını söyleseler de, bu mümkün değildir. O yüzden bu veçeden, bu ciğerten bakarsak, insanların bu noktadaki dervişlerin de kemalatları, yaratılışlarına görenir. Yani, bir derviş ne kadar çok çalışırsa çalışsın, ne yaparsa yapsın, eğer ki onun üzeri, onun yaratılışında mürşid-i kamillik, velilik yoksa, onun mürşid-i kamil olması, veli olması mümkün değildir. Bakın açık bir şey söylüyorum mümkün değildir. Ama biz, kimin veli olacağını, kimin olmayacağını, kimin evliya olacağını, kimin olmayacağını bilemediğimizden, herkese deriz ve nefsimize de deriz ki, sen Allah rızası için bu yolda çalış.
Derviş. Dervişler için de geçerlidir. Bir derviş yaratılışında kaçıncı makama kadar geldiyse, o makama kadar gelir, yükselir. O makamdan daha yüksek bir yere çıkamaz. Yani, iki derviş derim ki, yaratılışta ruh olarak dördüncü makama kadar yaratıldıysa, burada o kimse dördüncü makama kadar gelir. Eğer çalışırsa, gayret sarf ederse, koşturursa dördüncü makama kadar gelir. Ama çalışmaz, gayret sarf etmezse, o zaman o Allah'ın istediği muktadı değildir. O yolda kalmış olarak vefat eder gider. Ama bir derviş yaratılış, iyi niyetlidir, hüsnü niyetlidir, zamanı yetmemiştir, günü yetmemiştir. Abdülkadir Geylan Hazretleri diyor ki, biz onu kabirde de yetiştiririz. Bu Geylan Hazretleri'nin sözü, bu şeriata uyar, uymaz, bu tartışılır.
Çocuklar sessiz olmalı. Bu uyar, uymaz, bu tartışma konusu. Bunu kabul eder, etmezler, bu tartışma konusu. Böyle bir menkıbese anlatır. Abdülkadir Geylan Hazretleri'ni. Ha buna inanır, inanmaz insanlar. Bu farklı bir şey. Tartışılır, tartışılmaz. Ayrı bir mesele. Bunu baştan söyleyelim. Ha işte bu noktada, Kamil-i Mutlak olan Allah'tır. Allah bir şeyi çalıştırarakten Kamil noktasına gelmez. Onun Kamili mutlaktır. Değişmez yani. Onun kaderi mutlaktır. Değişmez. Onun ilmi mutlaktır. Değişmez. Onun kudret ve kuvveti mutlaktır. Değişken değildir. Değişmez. Ezeli ve ebedidir. Onun olgunluğu da ezeli ve ebedidir. Bu noktada onun olgunluğu yani ilmi, onun marifeti, onun bu noktadaki Allah'ın ahlakı tamamdır. Sonradan oluşmamıştır. O yüzden Kamil-i Mutlak dendiğinde aklımıza bir tek bizim Allah aklına gelir.
Her bir kısım Velullah, bir kısım insanlar kendilerini Kamil-i Mutlak'la eşdeğerli görmüşler ki, sağlık ve kusurludur. Allah muhafaza eylesin. İnsanlar Allah'ın sıfatları, insanların üzerinde tecelli etmesiyle Allah olmazlar. Allah'tan bir parça da olmazlar. Allah'ın Kamil sıfatı. Bir kürt üzerinde tecelli etmesi, onun Allah'tan bir parça olduğunu göstermez. Onun Allah kimi, onun da göstermez. Allah muhafaza eylesin. Bu tür yanılgalara düşmekten bir cümlemize Allah muhafaza eylesin. Bizim yolumuzda, bizim bu noktadaki istikametimizde böyle bir şey söz konusu değildir. Buradan yaratılışla alakalı biraz bir pencere açalım inşallah. Allah Celle Celaluhu insanları yaratırken, insanlar kendi cevherlerine göre kendi makamlarını buldular.
Bir kimse yaratılıştaki, yaratılıştaki kendi cevheriyle kendi makamına ulaştı. Ve Cenab-ı Hak diyor ki, biz insanı en güzel surette yarattık. Ondan sonra onu aşağıların aşağısına indirdik. Bütün insanlık, bütün insanlık ve bütün insanlığa en güzel surette yaratılıştan aşağıların aşağısını görecek. Aşağıların aşağısı nedir? Dünyadır. Aşağıların aşağısı nedir? Anne karmıdır. Biz aşağıların aşağısı derken, böyle günah-i tebali noktasında görmeyiniz onu. Çünkü bizim yaratılış makamımız, mekanımız dünya değil. Biz alemi bersah dediğimiz alemde yaratılır. Ruhlar aleminde. O ruhlar alemi temiz. O ruhlar alemi berrah. O ruhlar aleminde kirlilik yok. O ruhlar aleminde eksiklik yok. Cenab-ı Hak bütün ruhları o alemde yarattı.
Ve biz o en güzel surette yarattığı yerden, biz aşağıların aşağısı olan dünyaya geldik. Yedi kat sema, yedi kat göl. Ondan önce, ondan önce cehennemin katları, cennetin katları, aşağıların katlarından inerekten aşağı doğru geldik. Ve biz aşağıların aşağısına geldik. Ve yeniden insana düşen vazife budur. Yeniden aşağıların aşağısından yükseğe doğru uruç etmektir, yükselmektir. Her peygamberin bir urucu vardır. Her peygamberin bir yükselişi vardır. Her peygamberin bir miracı vardır. Peygamber Aleyhisselam Hazretleri'nin miracı olduğu gibi, geçmiş peygamberlerin de miracı vardır. Müminlerin de bu noktada yükselişleri, uruçları vardır. Ve bu noktada eğer tabiri caizse, beni mazul görür, peygamberle eş değerli tutulmayacağına iyi inandığım için bu kelimeyi kullanacağım.
Dervişlerin de miracı vardır. Ama dervişlerin de miracı, Peygamber Sallallahu ve Selam Hazretleri'nin noktasında değildir. Peygamber Sallallahu ve Selam Hazretleri'nin yaratılışı, bütün yaratıklardan, bütün yaratılanların en üstünde en tevkinde olduğundan, o mirac'ta en üst noktaya çıktı. İbrahim Aleyhisselam'ı da geçti. Miracı okursanız, Peygamber Sallallahu Aleyhisselam Hazretleri'nin çıktığı son nokta İbrahim Aleyhisselam'dır. Ve İbrahim Aleyhisselam'la sohbet ettikten sonra biraz daha yukarı çıkar ve Cebrail Aleyhisselam der ki, Ya Resulallah benim gücüm buraya kadar, benim müsaaden buraya kadar. Bundan sonrasını siz kendiniz güveceksiniz der. Ve ondan sonrasını Cenab-ı Resulullah kendisi gider.
Orada artık herhangi bir yaratılmış yoktur kendisinden başka. Orada kendisinden başka, kendisinden başka kendisine yardım edecek hiçbir şey yoktur. Ve Cebrail'in ilmi, Cebrail'in de yaratılması, Cebrail'in de cevheri oraya kadardır. Ve ondan sonrasına Muhammed-i Mustafa'ya gider. Ve bütün insanlar bu noktada yaratılıştaki cevherleri vardır. Yaratılıştaki temizlikleri vardır. Yaratılıştaki makamları vardır. Ve bütün herkes o yaratılıştaki makamına uygun hareket eder. Ve o yaratılışta insanların belki de bugünkü akılları yoktur. O yaratılışta o cevherin kendine ait bir aklı vardır. ve o cevher kendine ait aklıyla kendisine orada bir makam tutturmuştur. Makam tutturmuştur. Kendisine ait o cevher.
Ve insanlar dünya üzerine o halini yeniden yakalamak için indirler. Ve o hal yakalamak için de burada mücadele etmeleri gerekir. Kur'an ve sünneti okumaları, haramlara, helallara dikkat etmeleri, Allah'ı sevmeleri, Resulullah'ı sevmeleri, manevi bir hayat yaşamaları gerekir. Bu uruç manevi bir haldir. Uruç etmek zahiri bir hal değildir. Uruç etmek sadece namaz kılmakla, oruç tutmakla elde edilecek bir şey değildir. Uruç etmek Allah'ı sevmektedir. Resulullah'ı sevmektedir. Kur'an'ı sevmektedir. İbadetleri sevmektedir. Etrafındaki insanları sevmekle oluştur. Uruç etmenin başlanmış noktası sevgidir. Eğer bir insanda o sevgi yok ise, bir insanda o sevgi oluşmuyorsa, zikrullah'ı sevemiyorsa, Allah'ı sevemiyorsa, orucu sevemiyorsa, namazı sevemiyorsa, Resulullah'ı sevemiyorsa, derviç kardeşlerini sevemiyorsa, etrafındaki insanları sevemiyorsa, onun maneviyattan tak alması, onun maneviyattan yol alması,
onun bu noktada uruç etmesi mümkün değildir. Değerli kardeşler, her mümin, her mümin, uruç etmek zorundadır. Cenab-ı Hak diyor ki, ey nefis, Rabbini unutmayın olarak dön. O zaman şunu açıklığında şunu söyleyebiliriz. Hiçbir kimse yaratılışta, hiçbir kimse yaratılışta, kendisinin cehennemin kerat olduğunu bilmez. Hiçbir kimse kendisinin cennetli yaratıldığını da bilmez. O zaman Cenab-ı Hakk'ın emrine uyup, mutmayın olarak Rabbine dönme yoluna girecektir. Mutmayın olma dördüncü makamdır. Evmar-ı revam-ı mutmayine. Mutmayine makamına gelen bir kimse, günah-i kebahilerden uzak dur, yaşar. Mutmayine makamına gelen bir kimse, namazını terk etmez, orucunu terk etmez, dedikodu etmez, kıybet etmez, siyizan etmez.
Mutmayine makamına gelen bir kimse, Allah'ı, Allah'ı çok sever. Resullah'ını çok sever. Allah'ı sevenleri sever. Resul'u sevenleri sever. Mutmayine makamına gelen bir kimsenin, kalbine Allah'ın zikri oturur. Kalbine Allah'ın zikri, Allah'ın azameti, Allah'ın haşiyeti, Allah'ın kudret ve kuvveti oturur. O Allah'ın içerisindeki, kalbinin içerisindeki muhabbeti oturur. Artık o Allah denildiğinde gönlü kıpır kıpır etmeye başlar. Artık o zikrullah'a koşa koşa gidersin. Artık o zikrullah'ı ister. O zikrullah'ı murat eder. O zikrullah'a iştiyat duyan. O derviç kardeşlerine iştiyat duyan. Onlara muhabbet duyan. O üstadına iştiyat duyan. O manevi alime iştiyat duyan. Her an onlarla beraber geçirmek ister.
Artık dünya onu çok engellemez. Dünya onun için bir geçilecek gölge kimidir. Dünya lazım onun kadar ona lazımdır. Ahirete asıl çalışmaya başlar. Asıl ahireti kendisine önder tutar. Asıl ahireti kendisine rehber tutar. Asıl ahireti kendisine bu noktada gidilecek mekan ve makam olarak görür. Eğer ki hala da kendinize gidilecek mekan ve makam olarak ahireti görmüyorsanız o zaman dördüncü makamda değilsiniz demektir. Mutmayne makamına gelmiş değilsiniz o zaman. Ve acı bir şeydir. İnsanlar mutmayne makamına geldiğinde kalp gözleri açılır. Ve kalp gözü açılan bir kimse kimin mürşid-i kamil kimin olmadığını, kimin velil kimin olmadığını, ve kalbi çalışarak sen bunları anlar. Bunları anlar diyorum bak açık bir şey söylüyorum. O mutmayne makamına gelen bir kalp, mutmayne makamına gelen bir kalp.
O peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde ara sıra irtibata girmeye başlamıştır. O büyük velilerle, Abdülkadir Geylalimlerle, Ahmeder Rufailerlerle irtibata girmiştir artık. O mutmayne olmuş olan kalbe Allah'ın ilminle gündür damla damla gelmeye başlar. Muhammed-i Mustafa'nın ilmi ona damla damla gelmeye başlar. Zerret olsa onun gönlüne damla. Zerret olsa Allah'ın hikmeti, Allah'ın farslığı, Allah'ın ikramı onun gönlüne damla. O yüzden kalplerinizi çalıştırmaya gayret edin. Kalplerinizin çalışması için kömer dolacaksınız. Geceleri gözyaşı dökmeniz gerekir. Derslerinizi çekip namazlarınızı doktor kılıp Allah yolunda hizmet etmeniz gerekir.
Bu dünya geçecek, bu insanlar geçecek, bu alem geçecek. Yirmi yıl geçti. Yirmi yıl geçti. Ama boş ama dolu. Yirmi yıl geçti kendi nefsim için. Ve elimizden nice insanlar geldi geçti. Kimler geldi geçti. Kimler geldi geçti. Her şey geldi geçti. Geçecek siz de gelip geçeceksiniz. O yüzden muhakkak ki muhakkak boşa geçirmeyin. Allah'ı sevin, Allah'ı zikredin. Allah yolunda koşturun. Allah yolunda olun. Allah'la sohbet edin. Allah'la konuşun. Dostunuz Allah olsun. Derttaşınız Allah olsun. Sırdaşınız Allah olsun. Muhabbet kuracağınız kimse Allah olsun. Ve Allah'la konuşun ve söyleşin. Gönlünüzden, dilinizden, aklınızdan. Gece kalkın. Hiç olmazsa secda denirinizden yatamasanız dahi.
Secda denirinizden oturamasanız dahi. Kendi kendinizde ya Rabbi beni affeyle deyin. Kendi kendinizde bir sefer de olsa la ilahe illallah deyin. Kendi kendinizde de olsa bir taraftan bir tarafa döner. Hız zikretmiş olun. Ne yazık ki bugünün Müslüman'a Allah'la iltibat kurmakta çok zorlanıyor. Allah'la iltibatını kuvvetlendirmekte zorlanıyor. Allah'la muhabbetini kuvvetlendirmekte zorlanıyor. Ve Allah'la sohbet edemiyor. Oturun, yanlış kalın biraz. Ölümü, hayatı tefekkür edin. Geçmişinizi tefekkür edin. Hayatınızı tefekkür edin. Allah'la dertleşme. Ben ne yaptım diyor. Ben bugün nasıl bir hayat yaşadım. Ben dün nasıl bir hayat yaşadım. Ne yapabilirim diye yapmadım.
Ne yapabilirim diye kendi kendinizi sigara çekin. Ve kendinizi hiçbir zaman kârda görmeyin. Kendisini kârda görenler zarar etmişlerinin en büyükleridir. Allah muhafaza eylesin. Kendisini bir makamda gören, bir mekanda gören, kendisini belli bir pozisyonda gören insanlar, zarar etmiş insanlardır. Allah muhafaza eylesin. O yüzden yeniden derviş olmuş gibi, bugün sanki tap dağzı derviş olmuş gibi, bugün tap dağzı müslüman olmuş gibi yeniden tövbe edip, yeniden zikredip, yeniden dua edip, yeniden Allah yolunda koşuşturmak gerekir. Ki, o kamil-i mutlak olan Allah'ın kemaletinden bize bir şey ulaşsın. O kamil-i mutlak olan Allah'ın kemaletinden bize bir şey değsin.
O kamil-i mutlak olan Allah'ın kemaletinden gönlümüze bir zerre de olsa, bir damla da olsa, bir damlacık da olsa, bir şey bizim gönlümüze insin. O yüzden kıymetli kardeşlerim, dermişlik, kamil-i mutlak olan Allah'ın kemalet, kemalat noktasında onun yolunda yürümektir. Onun kemalatına doğru yürümektir. onun kemalatıyla henham olmaktır. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Bu mübarek üç aylarda bol bol oruç tutun. Bol bol tövbe edin. Bol bol Allah'ı zikredin. Bunlar kar aylarıdır. Bu ayları boş geçirmeyin. Bakmayın siz oradan buradan insanların işte, yok bu aylarda oruç tutulmaz, yok bu aylarda şöyle olmalı, böyle olmalı diyenlere. Hepsinin hakkında hadis-i şerif var.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, üç aylara girdiğinde ayrı bir ehemmiyet gösterir. Recebi Şaban'ı dolu dolu geçirir. Ramazan'ı dolu dolu geçirir. Bu üç ayları dolu dolu geçirir. Ve bu üç ay dolu dolu geçiren bir kimsenin, inanıyorum ki, öbür günleri de inşallah rahman parlak ve güzel geçecektir. O yüzden belki de nefsinize zor gelecek şimdi. Bu yaz gününde herkes açılıp saçılırken, herkes bir taraflara giderken, öyle yapmış. Herkes dersleri tatil etmişken, yazlıklarda orada burada geçirirken, diyeceksiniz ki ya, bu adam bizim başımızda ne tatil tanıyor, ne dinlenme tanıyor, ne bir şey tanıyor. Ama bunun faydasını ahirette görseniz. Bunun kıymetini ahirette görseniz.
Ben kendi nefsim için, bu yaz gününde sizi terletmek için uğraşmıyorum. Hakkınızı helal edelim. Ama gönlüm, gönlüm şu içim durmuyor. Diyom ki, Ya Rabbi, bu yaz gününde, kadınlar kızlar parklarda orada burada dururken, birileri Allah demek için toplanırsa, biliyorum ki, şehit sevabı gibi sevap alacaklar. Biliyorum ki, insanların en faziletleri olacak. Niçin? İnsanlar günahın kebarda yüzerken, bir kimsenin günahın kebari dokunmayın. Allah yolunda yürümesi, Allah yolunda durması, en büyük faziletlerden birisidir. Ehli tasavvuf, fazilet yolunda koşturur. Ehli tasavvuf, kemalat noktasında koşturur. Ehli tasavvuf, kendisini ahiret noktasında dizayn etmeye çalışır. Ehli tasavvuf, kendisini dünya için dizayn etmez.
Biz kendimizi dünya için dizayn edenlerden olmayacağız. Haftanın iki günü de olsa, üç günü de olsa, dört günü de olsa, gücümüzün yettiğince, Allah'ın zikrinle koşup, Allah'ı sevme yolunda gayret edeceğiz. Varsın kimler, eyliya veliyullah olursa olsun. Varsın kimler, uçarsa olsun. Varsın insanlar, aşağıda taht kursunlar. Biz dervişlik yapmaya devam edelim. Allah demeye devam edelim. Allah yolunda çalışmaya devam edelim. Yaz demeyelim, kış demeyelim. Belki de, havalar sıcak denecek. Bazı arkadaşlar, buçaklar evlerinde oturacaksa, bugün hava soğuk diyecekler. İnsanların mazaretleri bitmez. İnsanların şikayetleri bitmez. Ben yirmi yıldır Allah affetsin, çok şikayet dinledim.
Kar yağdı, insanlar kar yağdı derler, derse gitmezler. Yağmı, hava çok yağıştı derler, derse gitmezler. Bugün hava çok sıcak derler, derse gitmezler. İşte benim işlerim bozuk var, ben moralim bozuk derler, terse gitmezler. derse gitmezler. İşte burada birisine takılmıştır. O yüzden derse gitmezler. Veya zâkire, veya şeyhe, veya nâkibe, veya mügabbaya, veya oradaki çaycıya, çorbacıya, birisine takılır insanlar. Derse gitmezler. Bilmezler ki, Allah affetsin. Derse gitmemekle, kendilerini cehenneme yöneltmişlerdir. Bir kimse zikrullahı terk etmesi cehennemlik ameldir. Bir kimsenin Allah'ı az zikretmesi münafıklık alametidir. Zikrullah'a gitmeyen kimsenin hali ne olur acaba ki? O yüzden bir kimse derse, bir derse gitmemiş olsa, bir dahaki derse gevşemiş olarak, bin adım geri gitmiş olarak gelir.
Allah muhafaza eylesin. Ben bunu bin adım derken, yemin ediyorum, böyle rahmetten, merhameten söylüyorum. Bin adım değil, daha fazla geri gitmiştir. Bir dersi terk eden insan, bir dersi terk eden insan, bin adımdan çok çok geri gitmiştir. Allah muhafaza eylesin. Çünkü cemaatle zikri terk eden bir kimse, cemaatle zikri bile bile terk eden insan, inan onun şeytanın vesvesesine dalmıştır. Şeytanın gayyasına gitmiştir, şeytanın kuyusuna inmiştir. Şeytanın midesinde, şeytan düğün düğbelek vurur o midende diye. Bir derviş, bir derviş evinde otursa, zikrullah'a gitmemiş olsa, vallahi o bölgedeki bütün şeytanlar düğün dernek yaparlar. Bütün şeytanlar. Bir dervişin derse gitmesi o kadar çok önemlidir çünkü. Bir insanın bir bölgede zikrullah'a gitmesi demek, o bölgede, o bölgeye rahmet yapması demektir.
Bir bölgede zikrullah olması demektir. Bir bölgede zikrullah olması demektir. O bölgeye YouTube inmesi demektir. Bir bölgede zikrullah var ise, Allah oraya helak etmez. Allah'ın zikrinin olduğu yere Allah helak etmez. Nuh aleyhisselam gemiye bindi. Tevhide devam ediyorlardı. La ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah. Bekliyorlar ki tufan kopsun. Tufan kopmuyor. Tufan kopacaktı ya, siz daha gemide duruyorsunuz. Cenab-ı Hak Cebrail'e gönderdi. Ya bu, Allah'ın tevhidinin okunduğu yere Cenab-ı Hak Tufan vermez. Tevhidi kesin. Cebrail verdi, ikaz etti. Ne zaman tevhidi kesti, Yerden sular bombulmaya, yukardan sular inmeye başladı.
Allah'ın zikrinin olduğu yerde Cenab-ı Hak afat vermez. Bizim gözümüze afat gibi görünen şeyler dahi rahmettir. Biz onu afat görüyoruzdur. Şimdi kuraklık var ya, şu denilebilir. Biz Bursa'da zikrullah ediyoruz, Bursa'da kuraklık var. Onu sen kuraklık görüyorsun. O Allah'ın rahmetidir. O Allah'ın bereketidir, lütbudur, ikramıdır. Sen onu öyle gör. Sen sabret, zikret. Dua et. O lütfa çevirsin. O ikrama çevirsin. O berekete çevirsin. Siz gördüğünüz belaların müsubiyetleri, kendiniz bela müsubiyet olarak görürsünüz. O Allah'ın ikramıdır aslında. Siz onları ikram görerekten sabır yolunda, zikir yolunda devam edeceksiniz. Kim ki zikrullahı terk etti.
Kim ki zikrullah cemaatını terk etti. Hep helak olmuştur. Tarih boyunca böyle olmuştur. Ve terk edenler, Allah muhafaza eylesin. Hep hayatları kaymıştır. Allah muhafaza eylesin. O yüzden buraya gelip gelmemeniz önemli değil. Muhakkak ki biz zikrullah cemaatına devam edin. Muhakkak ki kendi aranızda dair olsa zikrullah edin, zikrullah'tan geri kalmayın. Dersinizi çekin muhakkak. O kemalat ortasında yürüyecek olan kimse muhakkak ki zikrullahını yapacak. Muhakkak ki zikrullah alakalarından ayrı olacak. Muhakkak ki törbede, zikirde, duarda, namazda, oruçta haris olacak. Onları sevecek. Orucu severekten tutun. Yarın karni bugün muhakkak tutmuşsunuzdur inşallah. Bugün tutamayanlar, yarın da tutacaklar ise muhakkak ki cumartesi de tutsunlar.
Çünkü cuma günü tek günü oruç tutulmaz. Muhakkak ya perşembe, cuma tutulacak ya da cuma, cumartesi tutulacak. Ve bu sıcak günlerde o orucu zevkle karşılayın. Neşeyle karşılayın. Böyle bıkkınlıklar. Hay ya, nereden tuttum zor da her şey. Ya nereden tuttum dilin damağına dayanır. Nereden tuttum ya böyle hocam biz senin tutmalısın. Keşke tutmasaydın. Böyle diyeceğini keşke tutmasaydın. O dilinizin damağına yapışmasından zevk duyun. O tansiyon uzun düşmemesinden zevk duyun. O belki de şekerinizi ettirilecek ondan zevk duyun. Elhamdülillah deyin. Ne güzel ya halin kalmadı. Oh, ne güzel susadım ya. Ne güzel acıktı. Uç tutan adam beş yeşil yemek yaptırıyor evvel.
Ertesi gün oruç tutacak ya. Gece bütün herkes ayaktar. Sahur için. Ne varsa yiyor adam. Mahfaza eylesin. Nefsi terbiye değil. Nefsi terbiye değil. Eziye dönüyorsunuz oruç tutarken. Onunla telefon açıyordun. Usta ne var akşama yiyecek. Hanımına söylüyor. Allah rahmet eylesin. İşte şu var. Yanına şunu da yap. İşte şu var. Yanına bunu da yap. Saat on, on iki, iki, dört. Oruç değil. Uyuyoruz diye özel bir şey mi? Evde ne pişiyorsa ondan yiyin. Evde ne hazırlanıyorsa ondan yiyin. Ve hanımıza dedi ki özel hastalıklar yapma. Oruç tutacaksın. Oruç tutacaksın hatun ayakta. Sabaha kadar yemek hazırlıyor kadıncağız.
Neden? Adamı oruç tutacak yavrum. Hayır. Allah muhafaza eylesin. Yaşantınız dervişhane olsun evinizde. Oruç tutarken dervişhane oruç tutun. İftar ederken dervişhane ihtar edin. Ben ihtar edeceğim oruç tuttum bütün gün. Bana bir çorbam yaptın. Hayır. Ne yaptın burası. Allah ne verdiyse. Bana şunu mu yaptın demeyin. Nefsinizle mücadele etseniz. Hani derviş denice. O yüzden bugünlerinizi iyi geçirmeye çalışın. Veyahut da işte zikullah yapıyorsun. Görmeyordum ben ders çekiyorum. La la illallah. Öyle değil. Tatlılıkla, yumuşaklıkla çocuklarınızla konuşun. Eşlerinizle konuşun. Ben ders çekmiyorum. Herkes uyusun ondan sonra ders çek. Hanımın da hakkı var.
Çocuklarının da hakkı var. Sen bir saat az uyu dervişsin ya. Sen yarım saat az uyu ver. Ne olacak ki? Sen bir saat çocuklarınla sohbet et. Zaman ayır. Ondan sonra bir saat sonra yatarsın. Ne olacak ki? Bir saat hanımına zaman ayır. Bir saat geçer. Üç saat uyur. Ne olacak ki? Dört saat uyur. Sekiz saat uyuma. Sabah kalktığında gözlerin şişmesin. On iki saat uyuma. Oyuncu uykuya tutturma. Zahfesi. Bizden dervişliği tatlı tatlı zevkler ne şeyler. Ha iftarda sizin canınız et yemeyin istiyor. O zaman bir iki arkadaş davet ediyor. Evinize bir iki arkadaş davet edin. Onlara da hediyeniz olsun. Ha haliniz varsa, haliniz yoksa o zaman illaki iftarlık et yemeye alacağız demeyin.
Et yiyeceğiz demeyin. Bilmeyin. Et almayın demiyorum size. Ama hali vakti yerinde olanla ne kadar çeşit et demeyle iftar edeceğiz diye uğraşmayın. Allah muhafaza eylesin. O zaman misafir götürün evinize. Bu sünneti terk ediyorsunuz. Bu sünnet terk ediliyor insanların arasında. İnsanlar evlerine hiç kimseyi iftara davet etmiyorlar artık. Birbirlerine misafirliğe girmiyorlar. Bu acı bir şey. Allah muhafaza eylesin. Kardeşliğinizi arttırın bu noktada. Muhabbetinizi arttırın. Fıkara insanları sofralarınızda oturtturun. Cümlemizi Cenab'a affetsin inşallah. Cenab'a kullandıklarımıza nail eylesin. Kullandıklarımıza ruh muhafaza eylesin. Cenab'a Allah yar ve yardımcımız olsun inşallah.
Yarın akşam yine burada ders var inşallah. Kandil. Yoksa mahallelerde mi yapacaksınız burada yapın evet. Kandili dolu dolu burada yaşayın inşallah. Yarın akşam bütün kardeşler burada toplarsınlar. Etraftaki kardeşleri toplayın, bütün herkesi toplayın. Dolu dolu bir ders bulsun inşallah. Kandil günleri bakın. Bayramlar, kandiller. Bu özel günler çok önemli. İnsanların sünnet cemiyetleri, cemiyetleri. Bizim kardeşlerimizin cemiyetleri çok önemli. Bunlara muhakkak katılmaya gayret edelim. Muhakkak bunlara sımsıkı yapışır. Yani şu hastalık inşallah geçiyor daha da geçecek. Geliyor mu Mustafa abi? E geliyor. O zaman gidelim. Bu hastalıktan kurtuluyor bütün herkes.
İnşallah kurtulacağız diyeceğim. Ve bütün kardeşlerin cemiyetlerine. Burada ilan ediliyorlar. Şurada cemiyetimiz var. O cemiyete, o cemiyete. Asfalt kadar. On dakikada olsa, beş dakikada olsa, yarım saatte olsa inşallah katılın. Kandil günleri. Burada ders var. Bu derslere mutlaka katılın. Kardeşlerinizle teşvik edin. Ve kandilleri kandil gibi yaşayın. Yarın bütün herkese kandilleşin. Kısım, akraba, eş, dost, kandilleşin. Hatta bugünden başlamanız gerekirdi. Yarın dolu dolu kandilleşin herkese. Telefon açın herkese. Hatta elbisi günü kandiliniz devam etsin. Arkadaşlara söyleyin. Geçmiş kandiliniz mübarek olsun. Olsun varsın. Kandil, insanlar bugündür terk ediyorlar.
Allah muhafaza eylesin. Bir yılbaşı geliyor. Bütün herkes yılbaşını dolduruyor. Her tarafları değil mi? Dolduruyorlar ya. Ya bugün ben çıktım böyle fırsata baktım. Allah Allah dedim. Yarın kandil. Hiçbir yerde kandille alakalı bir şey istiyor. Yarın esnaflar yazın kapılarını satın. Miraç kandiliniz mübarek olsun. Bu kadar. Bu reklam değil. Diyorlar ki bak bunların Müslüman olduklarını gösteriyorlar. Tincaret için reklam yükünü. Ne alakası var? Biz dinimizin reklamını yapalım. Biz dinimizi anlatalım. Biz dinimizi tebliğ edelim. Her noktada. Allah bizi onlardan eylesin. Üç ihlas müfatiha-i şerifat. Allah'ın sahabe velemizde atfari kâinâsı ve mevcudâ sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Mustafa.
Aleyhissalâtu ve selâm Efendimiz'in mübarek ad-i münevver ruh-i şeriflerine hediye edelim. Sen vasıl ve istedâr eyliya Rabbi. Amin. Peygamberlerimizin evl-i kü küpür医 Bir kenev-i Allah'ına cem Br-i Hicâil ısra fil-azr-i- muhak edinPop iflâ işe ateb Ebediyyman sana bilmesinimcerini bid 우리 projections'rea En الله'la cembrームterimizin evl-i Fethiyighteletz nueve Fethiyettyib-i Ebediyye 10. Meyti Vassabî Kriam, Töbübekr'le Marosman, Havar Efendilerimiz onurlarına İmam Hasan, İmam Hüseyin, İetmişi Şüadarın onlarına Tabi'in Meytabî'i tabi'ine Candilerimizi onurlarına Edir edik sen vası ve seda reyle ya Rabbi Ya Rabbi Töfet ve altlarını, tefeccü planı, şefaatlerini Üzerlerinden eksik etme ya Rabbi Ya Rabbi Ya Rabbi okumuş olduğumuz doğalardan Asıl olan sahabi imamız İmam Azem abanifi, imam işaltı, imam manik İmam Ahambel Hazretleri'nin onlarına Birimiz bir Seyyid Abdülkadir geleni Seyyid Ahmed Er Rufa'yı Seyyid Ahmed Er Bezeymiş Seyyid İbrahim Üdürsüke Şeyh Abilasana Rişadeli Şanakçı Bende Muhammed-i Bahattin Şahacı Bektaşı Bende Hacı Bayram Veli Mevlana Celalettin Rumi
Muhammed İftad Hazretleri ve bütün pre efendilerimizin onlarına yedirildik. Sen vasıfı ve sedaleyin ya Rabbi Fezzuatlarını, teveccüdlerini, şefaatlerini üzerlerinden eksik etme ya Rabbi Yaz bir katil-i şerif Ya Rabbi yok olduğumuz dualardan asıl olan sağlıyor. Bütün üverilerin, evliyaların, dervişlerin, mürşid, ikamillerin, müminlerin onlarına Haseden Üstadımız Sultan Ulusba'yı İndirlacı Mustafa Hazretlerinin Ruhane Tübse'lerine Cedde cedatların onlarına yedirildik. Sen vasıfı ve sedaleyin ya Rabbi Önemli zaman akrabayet arikatımızdan gelmiş ve geçmişlerimizin onlarına
Mehti Aleyhisselam'ın onların tübse'lerine Burada bulunan ve bulunmayan kardeşlerimizin onlarına Kursu evli Allah'ın ruhuna ve yaşanan onlarına Tüm ümmet-i Muhammed'in ruhaniyetine Derviş, dervişe, mürşid, mürşiden ve imanında Yerşselam'ın ruhaniyetlerine Hediye edildiksen masu ve sedaleyin ya Rabbi Ümmetlerin tehdatlarını, teveccürlerini, şefaatlerini üzerlerinden eksik etme ya Rabbi Allah'a estağfurullah, estağfurullah-i razim Allesi ilahe ilahe illahu el hayyel kayyum Alla sülkü lalara imineşşeytan ve cim Bismillahirrahmanirrahim
Asla izi kerfa alemenler huzurum

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi