mustafaozbag.org

62. Mesnevi Şerhi (420-429 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 19 Aralık 2020 · 59:04

Kuş yücelerdedir. Gölgesi ise aşağıda. Gölgesi toprak üstünde kuş gibi uçar durur. Bir ahmakta kalkar o gölgeyi avlamaya girişir. Öylesine o kadar koşar ki güçten kuvvetten kalır. Habere bile yoktur ki yakalamak istediği havadaki kuşun yere vurmuş gölgesidir. O gölgenin nerede olduğundan haberi bile yoktur. Gölgeye ok atar da atar. Bu atış bu arayış yüzünden de okluğu bomboş kalır.
Bunu zahir olarak düşünürsek eğer biz, beyikleri anlatıldığı gibi düşünürsek, bir kuş düşünün havada uçuyor gölgesi de yere vuruyor. Bir kimse de o gölgeyi kuşun aslı zannedip, gölgenin onu yakalamak için onun peşinden koşuyor. Bu doyurmadı sizi öyle değil mi? Evet. Gölge. Dünya gölgedir. Bir başka veçeden bakalım. Dünyaya sahip olmak için, dünyayı elde etmek için koş Allah koş.
Bitmek tükenmez bilmeyen bir şekilde koş. Ve yine diyor ki hadis-i şerifte, o kimse o dünyayı tam olarak yakalayamaz. Başka bir taraftan daha bakalım. Dünya hayatı bir gölgeden ibarettir. Dünya hayatına kanarsa bir kimse, dünya hayatını asıl hayat zannederse, bir türlü o dünya hayatına doyamaz. Ve dünya onun için süslü bir şekilde karşısında durur. O hep böyle o dünya hayatının gafleti, o dünya hayatının heva ve hevesi içerisinde bomboş bir hayat yaşar.
Biraz daha gidelim. Gölge. Arabi, komple varlığın bir boyutunu, bir derecesini gölge alem olarak nitelendirir. Bu alem gölge alemdir. Bu alem asıl alem değildir. Hakikat değildir. İnsanlar, bu gölge alemin içerisinde bu alemi hakikatmiş gibi zannedip, bu alemin içerisinde bu alemi hakikat görürler.
Bunu da geçelim. Ülk sufiler demişler ki, Allah'tan gayrı her ne var ise, hepsi de gölgedir demişler. Buna da bir sufi terimi vardır ya, önce hiçbir şey yok iken Allah vardı. Öbür taraftan bir veli, arif zat demiş ki, hala da aynıdır demiş.
Hiçbir şey yok iken Allah var idi. Oradan zatın birisi de demiş ki, hala da aynı demiş. Yani yine hiçbir şey ne? Yok. Bunu da koyun bir kere. Bir gölgelikten daha bahsedelim. Yine Arabi der ki, varlık bir hayalden ibarettir. Bütün varlık alemi bir hayalden ibarettir.
Varlığı komple götürdü hayale bağladı. Hayal ise zahiren yoktur. Bunu da bir yere koyun. Hep bugün bir yerlere koyun bunları. İstediğiniz yere koyun bunları, istediğiniz alırsınız sonra. Bir yere koyun sonra lazım olur, istediğiniz alırsınız. Hazreti Mevlana mesnevisinde der ki, ey oğul sen bu alemi hayal üzerinde yürür gör.
Hayalin üzerinde varlık, cisim yürüyebilir mi? Hayal var, hayalin üzerine bir varlık olabilir mi? Acaba Hazreti Mevlana'ya göre bu alem hayalin üzerinde bir gölge mi? Hayalin üzerine bir hayal mi ki?
Yoksa Arabi'nin bu varlık hayalden ibarettir dediği şeyi mi tefsir ediyor? Yoksa daha derinlemesine mi söylüyor? Arabi ortaya bir taş attı da, o Arabi'nin o taşını daha mı ileri attı? Sen bu alemi hayal üzerinde yürür gör. Bu alem dediği, kocaman o kozmoz dediğimiz alem ise, hayal üzerinde yürüyor. Bu alem dediği, bu alem dediği, alemden kasıt, alemin nüvesi çekirdeği hükmünde Adem ise, Adem de mi hayal üzerine yürüyor? Adem'i kendi suretinde yarattığına göre, hangi varlığın boyutunda kendi suretine göre yarattı da, o zaman vücudun öyle bir varlığın öyle bir makamı var da, orası da hayal üzerine mi acaba?
Geçen hafta beyite girme işimin sebepleri bunlardı. Şimdi Hazreti Mevlana, kuş yücelerdedir dediği kuş, kuş yücelerdedir. Yücelerde, kuştan kastı ne acaba? Kuş yücelerdedir gölgesi vurduysa, ve yücelerdeki kuşu avlamak mümkün değil ise, ve yücelerdeki kuşa biz oktayı atamıyorsak, Hazreti Mevlana'nın yücelerdeki kuştan kastı ne ki?
O kuşun bu aleme gölgesi düştüyse, o kuş da neyi kastetti acaba? E zevk değil mi Yunus? Sufilikte zevk bir anlık değildir, tesbih gibi an an arkasından gelmeli. O zevkten zevke geçerekten, halden hale geçerekten sarhoşluğu hiç bitmez. Hep sarhoştur. Ayılmaktan korkar onlar. Ayılırsa sevgiliyi gözünün önünde göremez. O yüzden ayılmamak için, hep sevgilinin hayaliyle olmak için, içtikçe içer, içtikçe içer, içtikçe içer. Bir an ayılırım diye ötü kopar. O yüzden Hazreti Mevlana, akla der ki, sen beni ayıltmak istiyorsun, git bize mansur şarabı getir. Ben hiç ayılmak istemiyorum der.
Şimdi, bir kuş hayal edin, yücelerde uçsun, hiç konmasın. Bir kuş hayal edin, mekanı olmayan, bir kuş hayal edin, mevkisi olmayan, bir kuş hayal edin, sıfatları bilinmeyen, bir kuş hayal edin. Adı var, sıfatları var, kendisi bilinmeyen, bir kuş hayal edin.
Siz, onun üzerine ne koysanız, o değil denilen. Bir kuş hayal edin, gölgesi her daim durduğu yerde durmuyor, her an uçma halinde. Ne tarafa dönerseniz dönün, onun gölgesiyle karşılaşıyorsunuz. Ne tarafa bakarsanız bakın, kuşun gölgesi sizin önünüzde uçuyor. Ve cilveleniyor size. Ve size kanatlar çarpıyor. Olmuyor, size nameler döküyor. Olmuyor, size böyle enteresan cilvelerle cilveleniyor. Bir kuş düşünün. Onu avlamamak için insan kendini zor tutar. Öyle değil mi? Bir kuş düşünün. Bu noktada herkes kendi hayalinin peşine koşuyor şimdi.
Tweetten beri böyle koyun kenara, koyun kenara, koyun kenara dediklerinden bir tanesini kendinize alın. Sohbeti dinlediyseniz, dinlemediyseniz hangisi diye soracağınız zaten. Ben de diyeceğim ki meslevinin başı olan dinleyi dinlememişsin sen. Bunu böyle farklı muhabbete çekmeyin. Herkesin bu alemde, önünde bir gölgesi vardır. Aşık oldu. O gölgeyi yakalamaya çalışır. Kafanı kaldır da o yücelerdeki kuşu görmeye çalış. Aklını bu manada sarhoş et de, bu manada sarhoş et de, sen aslına, hakikatine ulaşmaya çalış. Sen ahmaklar gibi gölgeye ok atanlardan olma.
Sen ahmaklar gibi gölgeyi yakalamaya çalışanlardan olma. Muhakkak gölge seni asla götürür. O zaman sen, seni öyle bir gölge bul ki kendine, o seni aslın aslına götürsün. Kendine öyle bir gölge bul ki, o gölgeyi takip edersen, seni hakikate götürsün. Ama kendine öyle bir gölge bulamadıysan, bil ki ahmaklar gibi sen okluğunda okluğun okun kalmayacak.
Aklını devşir de, bu sohbeti dinledikten sonra, aklını devşir. Bu sohbeti dinledikten sonra kendine gel. Hangi sahte gölgelerin peşine düştüğünü gör. Seni hakikate götürecek bir gölge bul. Hazreti Mevlana Mesnevisi ne der ki? Seni hakikate götürecek bir gölge bul. Ama Hazreti Mevlana da, Mevlana Mesnevi'ye göre, Mesnevi'deki işareti, insanı hakikate götürecek olan gölge, zamanın velileridir. O zaman sen de bu zamanın velisini bul da, o Allah'ın gölgesidir. Çünkü seni hakikate ulaştırsın. Ömür okluğu bomboş kaldı.
Demek ki ömürden her zaman birimi bir ok. Kaç yıllık ömür verildi? 80 yıllık bilinmiyor. 80 yıllık bir ömür okluğu var. Her gününe bir ok koydun, her gününe sen ne yaptın? Bir sahte gölgenin peşinden koştun. Dünyanın, heva, hevesin, fuhşun, kumarın. Bu noktada seni Allah'tan uzaklaştıracak gölgelerin peşine düştün.
Her gününü sen boş hayallere, boş kuruntulara kurban ettin. Ömür okluğunu boşa harcadın. Ömür okluğunu sen heva, hevese harcadın. Ömür okluğunu şeytana harcadın. Ömür okluğunu namazsızlığa harcadın. Oruçsuzlığa harcadın. Ömür okluğunu haramlara harcadın. Ömür okluğunu günahlara, kötülüklere, yanlışlıklara, eksikliklere harcadın. Ömür okluğunu sen Allah'a düşmanlığa harcadın. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine aykırılığa harcadın. Ömür okluğunu sen nerede içki içerim, nerede kumar oynarıma harcadın. Ömür okluğunu sen nerede fitne, fücur çıkarırım ona harcadın. Ömür okluğunu sen kimin namusuna dil uzatırım için harcadın.
Ömür okluğunu sen hangi kızı kandıracağım diye harcadın. Ömür okluğunu sen hangi oğlanı baştan çıkaracağım diye harcadın. Ömür okluğunu sen nefsine harcadın. Beni sevsinler, beni tanısınlar, beni bilsinlere harcadın. Ömür okluğunu şeytana, gaflete, heva hevese harcadın. Ömür okluğunu sen gösterişe harcadın.
Sen ömür okluğunu Allah'a harcamadın. Allah'a harcasaydın hakikate erecektin. Çünkü ne dedi Mevlüt Han Süleyman Çelebi? Aşk ile bir kez Allah dese o lisan. Dökülür cümle günahları mislihazan. Sen ömür okluğunu Allah'ı tanıma, onu bilme, onu zikretme, onu tesbih etme, onu tenzih etmeye harcamadın.
Sen ömür okluğunu, çoluğunu, çocuğunu, Kur'an ve sünnete göre yaşatmaya harcamadın. Sen ömür okluğunu, Kur'an'ı anlamaya, Kur'an'ı yaşamaya harcamadın. Sen ömür okluğunu, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine tabi olmaya harcamadın. Onun haliyle hallenmeye harcamadın. Sen ömür okluğunu, yarın düğünde ne giyeyim? Nasıl bir kıyafet tercih edeyim ki, bütün herkes bana baksın? Ben yarın çarşıya çıkarken ne giyeyim ki, herkes dönsün bana bir daha baksın? Ben yarın nasıl sema edeyim de, herkes dönsün bana, ne semazenmiş desin? Ben nasıl bir zikrullah yapayım da, bütün dergah gözünü bana çevirsin?
Ne aşıkmış ya, ne zikrullah yaptı? Desinlere harcadın. Sen ömür okluğunu harama daldın. Allah'ın lanetlediği işe dalaraktan harcadın. Sana yapma dedim, yaptın. Gitme dedim, gittin. Sana o eve bir daha girme dedim, girdin. Ömür okluğunu harcadın. Şimdi kapıda durmanın bir anlamı yok. Yapma dediğimi yaptın. Affettim. Bir daha girme oraya dedim, girdin. Affettim. Bir daha yapma dedim. Yaptın. Şimdi seni seviyorum deme. Ömür okluğunu bir seferde harcadın. Bir seferde.
O zaman sen harcadın. Aptal olan sensin. Salak olan sensin. Hain olan sensin. Gaflette olan sensin. Allah kimseye zulmetmez. Sen okunu boşa attın, bitirdin. Allah kimsenin önüne, kimsenin önüne hainlik koymaz. Sen seçersin. Sen seçersin. Bir seferde okluğunu tüketirsin. Bir seferde. O zaman sen ömür okluğunu bir seferde harcadın. Bir seferde. O zaman kimseye yüklenecek yük yok. Cüz irade senin.
Yol seçimi senin. Ashabdan bir kısmı cihada giderken oturmayı seçen sensin. Zikrullah orada dururken evinde oturmayı seçen sensin. Yapma bu haramı işleme denilirken haramı işleyen sensin. Ömür okluğunu sen bitirdin. Bir başkası değil. Sen bitirdin. Nefsine uyan sensin. Yanlış yapan sensin. Lanetlik işle uğraşan sensin. Allah'ın lanetine uğrayacak olan da sensin. Bir başkası değil. O zaman işte Hazreti Mevlana diyor ki. Ahmaklar.
Ahmak, ahmak. Ahmak. Ahmak nedir? Pozitif aklını çalıştırmayan insanlar. Pozitif aklını. Bir kimseye bu dendi ki yasak, yapma. Bunu yapıyorsa ahmaktır o. Ahmakla yol gidilmez. Ahmaktan dost olunmaz. Ahmaktan kardeş edilmez. Ahmakla yan yana savaşılmaz. Onu kafana kaldırma dediğin yerde kafasını kaldırır, dınk mermiyi yer. Ahmak çünkü. Dinlemiyor ya. Tim komutanları vardır ya askerde. Takım komutanları vardır. Hiç ahmaktan takım komutanı yaptıklarını gördünüz mü? Takım komutanı demek takımı kurtaracak adam demektir.
Tim komutanı demek timi kurtaracak adamdır. O iradeyi eline alır. O karar verir. O dirayet gösterir. Yanında bir tane asker var. Hangi tim komutanı ister laf dinlemeyen bir asker yanında? Karşıda düşman var. Tim komutanı diyor ki sen şurada bekle, sen burada bekle, sen burada bekle, sen orada bekle. Sakın bunu yapmayın. Birisi ona burada bekle demiş. O uyuyor orada. Veya burada beklenmez. Ben oraya gidip beklemem lazım. Ya beni neden burada bekletti ki? Çekti orada bekliyor. Tim komutanı diyor ki burası sağlam. Oradan kurşun yiyor. Ahmak. Sufi kardeşler.
Derviş kardeşler. Laf dinlemeyen ahmaktır. Laf dinlemeyen anarşisttir. Laf dinlemeyen akıllı değildir. Cephenden senin gedik açıyordur. O gölgeye ok atıyor. Laf dinlemiyor. O okluğunu boşa harcıyor. Sakın düşmanın dahi akıllısı makbuldür. Düşmanın dahi akıllısı makbuldür. Laf dinlemiyor. Söz dinlemiyor. Yapma dediğini yapıyor. Haram işleme diyorsun. İşliyor. Ve devam ediyor. Onunla yol gidilmez. O ömür okluğunu boşa harcıyor. Seni de harcar.
Seni de batırır. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi derdi ki. Üstadım. Mustafa Efendi. Oğlum öyle iki de bir de lafını kesen adamın yanında taşıma. İki de bir de lafa gireni sakın yanında götürme oğlum. Her gördüğünü yiyeceğim içeceğim diye uğraşanın yanında götürme. Seni dinlemiyorsa yanında taşıma oğlum. Yarın dinler diye düşünme. Bir sefer dinlemedin mi seni? O bir daha dinlemez seni. Bir hiç söyleme ona. Bir sefer bekle burada dedin. Beklemedi. Ondan sonra ya beklememiştim burada. Ben sana bekle dediydim. Ya orada bekleme dedin ben. Bir daha bekleme. O seni yine aynı yerde beklemez. Sen onu bin bir sefer affetsen. O bin ikincisinde yine aynı şeyi yapar.
Bırak ona. Bir daha bir şey deme ona. Ona bir daha bir şey deme. Seven insan bir sefer söylersin sevene. İkinciyi söylemene gerek yoktur. İkincisi lafı gaf'tır. Bir sefer söyledin anlamadı. Ahmak yapmadı. Ahmak. Ömür okluğunu boşa harcayacak o. Seni bir sefer sattı. İkinciyi de satar. Bir sefer gitti. İkinciyi de gider. Gider. Gider. Ya bir sefer yapma. Bir daha o eve girme dedin girdi. İkinciye bir daha girer o. Hatta oturur orada yaşar. Bunu da kendine makul görür. Evet. Ahmak çünkü.
Ömür okluğunu boşa harcıyor. Harika. Fakat adama Allah gölgesi olursa onu hayalden de kurtarır gölgeden de. Eğer peşine düştün Allah gölgesi ise bunu Hazreti Mevlana peygamberlere, peygamberlerden sonra velilere atfetmiştir. Eğer senin peşinde koştun şey Allah gölgesidir.
Veliler yeryüzünde Allah'ın gölgesidir. Onun peşine koşarsan Allah'a ulaşırsın. Eğer diyorsan aşka ulaşacaksan bir aşık bul. Onun gideceği yer maşukun mahallesidir. Bir aşık buldun. Takip et onu. O maşukun mahallesine gidecektir. O maşukun evine gidecektir. Onu takip edersen, onun ayak izlerini takip edersen seni maşukun mahallesine götürür. Seni maşukun şehrine götürür. Çünkü o maşuğa aşık. Ya aşık ol, ya önüne düşecek bir aşık bul. Aşık buldun.
O aşığı buldun ise gaflete düşme. Peşine düş. O seni maşukun mahallesine götürecek. Aa yok ben onu tanımam diyorsan, bir an ben onu dinlemem dersen, inkıdaya uğra. Yolun kesilir. Yolun kesilir. Senin bir anın, senin bir dakikan, senin bir günün, onun için milyon kilometredir. Sen kendine bir gün olarak düşünürsün. Oysa kaybettiğin milyon kilometre olur. Araya mesafeler girer, yetişemezsin. Araya dağlar girer, ulaşamazsın. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki, gözümü açıp kapatıncaya kadar beni nefsimin eline bırakma. Gözünü açıp kapatıncaya kadar.
Ya bir, ya bir git, hakikati bul. Bunun yolu, bunun adetullahı, bunun sünnetullahı, Hz. Allah koymuş. Ey Habibim de ki, eğer Allah'ı seviyorsanız, bana uyun. Hakikate ulaşmanın yolu, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolundan geçer. Sen bir gölge bul da, seni o yola götürsün. Sen bir gölge bul da, seni onun haline taşsın. Onun haliyle hallenen olsun. Bir gölge bulduysan, sakın ha, yoluna ona ihanet etme. Yolunu şaşırırsın. Gözlerin kör olur, bulamazsın. Bir an gaflete düştün de, uçar gider elinden. Milyon kilometre olur önünde. Yetişemezsin.
O zaman sen, ahmaklardan olma. O Allah'ın gölgesine, sımsıkı yapış ki, seni hakikate götürsün. Seni aslına götürsün. Seni aslın aslına, özün özüne götürsün. Allah'ın gölgesi, Allah'ın kuludur. Bak, Allah'ın gölgesini de tarif ediyor bize. Anlatıyor. Allah'ın gölgesi, Allah'ın kuludur. O, Allah'ın kuludur. O, masonların, siyonistlerin kulu değildir. O, partinin, purtinin kulu değildir. O, şahısların kulu değildir. O, herhangi bir hizmin kulu değildir. O, şunun, bunun kulu değildir. O, paranın, o dünyanın, o şanın, o şöhretin, o hevesin, o nefsin kulu değildir. O, Allah'ın kuludur.
O, sadece Allah'a kulluk eder. Sadece Allah'a kulluk eder. Demek ki, Allah'ın gölgesi, Allah'ın kuludur. Ondan haram bekleme. Ondan heva bekleme. Ondan heves bekleme. Ondan şeytaniyet bekleme. Ondan kendi şeytaniyetine göz yumma bekleme. Ondan kendi heva ve hevesine göz yumma bekleme. Ondan kendi haramını helallaştırma bekleme. Ondan kendi soysuzluğunu soyluluk haline getireceğini bekleme. Bekleme. O, Allah'ın kulu. Ondan yanlış bir şey isteme. Ondan Allah'ın lanetlendiği bir işi yaparaktan, onun yanında yer bulacağını zannetme. Allah'ın kulu. Ondan ancak, Allah'a kul olmayı öğrenirsin. Allah'a kul olmayı.
Onun yanında padişahlık bekleme. Onun yanında makam mevki bekleme. O ancak Allah'a kulluğu sana öğretecek. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kul idi, kul. Kul. Ben Allah'ın kuluyum dedi. Ben Mekkeli dul kadının kuru ekmek yiyen oğluyum. Öyle dedi kendisine. Dedi ki, ben Allah'a kulum. Benim yanımda gaybin hazineleri yoktur dedi. Öyleydi değil mi ayet-i kerime? Ben gaybi de bilmem, benim yanımda Allah'ın hazineleri de yoktur dedi. O Allah'a kuludu. İşte Allah'ın gölgesi, Allah'ın kuludur. O bu dünyadan ölmüştür. Allah'la dirilmiştir. O bu dünyadan ölmüştür.
O dünya tapıcılığı yoktur. Onda dünya sevdası yoktur. Onda dünya aşkı yoktur. O ben bu dünyaya kazık çakacağım diye uğraşmaz. Daha çok yaşayacağım diye uğraşmaz. O bu dünyada yaşamak zorunda olduğu için yaşar. O bu dünyada, dünyada bulunmakla emrolunduğu için dünyada bulunur. Allah'ın takdiri olduğu için dünyada bulunur. Onun bu dünyaya olan aşıklığı, bu dünyaya olan sevdası yoktur. O bu dünyada ölü gibidir. Hz. Ebu Bekir radiyallahu anh hazretlerine dedi ki, siz dünyada yaşayan ölü görmek istiyorsanız Ebu Bekir'e bakın. Dünyada ceset birini görmek istiyorsanız, yaşayan bir ceset görmek istiyorsanız, Hz. Ebu Bekir'e bakın dedi.
Hz. Ebu Bekir'e. O yaşayan ölü gibiydi. Allah'ın dostları, Allah'ın velileri yaşayan ölü gibidir. Onlar bu dünyada yaşarlar ama bu dünyaya ait değillerdir. O bu dünyada sizinle, benimle beraber nefes alırlar. Ama onlar bu dünyanın insanı değildir onlar. O yüzden Hz. Mevla'na başka bir eğitinde der ki, sen küstahlık yapma, bunlar da bizim gibi insan deme. Bunlar da bizim gibi yiyorlar, içiyorlar diye görme. Bizim gibi uyuyorlar diye görme. Sen nerede, onlar nerede? Onlar, Allah'a dost olmuşlar. Onların sofraları semadan geliyor. Onların yiyecekleri, içecekleri ötelerden geliyor. Evet, sen sakın benle beraber yiyor zannetme. O yemeğine bakıyor, yemek cennetten gelme.
O bakıyor suyuna, suyunu melekler getirmiş. O bakıyor yiyeceğine, yiyecek cennetten gelmiş. Sen zannediyorsun ki senin gibi sarımsak soğan yedi. Sen zannediyorsun ki senin gibi dolma yedi. Sen zannediyorsun ki senin gibi et yedi, ot yedi. Hayır yok. Onun nimeti öteden geliyor. O bu dünyada yiyormuş gibi görüyorsun sen onu. Onun nimeti ötelerde. Haa, Musa'nın ümmetine cennetten sofra indirecek. İsa'nın ümmetine cennetten sofra indirecek. Muhammed-i Mustafa'nın dostuna indirmeyecek öyle mi? Sallallahu aleyhi ve sellem. Sen olmasaydın bu kainatı yaratmazdım dediği. Peygamberin evveli ve ahiri olan.
Hazreti Muhammed-i Mustafa'nın ümmetinden olan velilerine, dostlarına cennetten sofra indirmeyecek. Voh! Hayır. O Muhammed-i Mustafa'nın velilerine, dostlarına cennetten sofra indirir. Arş-ı aladan nimet getirir. Arş-ı aladan getirir. Melekler kafayı yerler, karıştırırlar. Nereden geldi bu diye? Onu kendin gibi de görme. Kendin gibi sayma. Sen uyuyorsun fosur fosur. Onun uykusu da ibadettir. O uykusunda sohbet eder, uykusunda zikreder, uykusunda gider, gelir. O onun uyuması ibadet.
Ya uyanıkken zikir, uyuması ibadet. Sakın ha! Ne yapmış o? Allah'la dirilmiş. Nefsini Allah yolunda, Allah yolunda terbiye eden, nefsini hevadan, hevesten, şeytandan çeken Allah'la dirilir. Hiç işkillenmeden çabucak onun eteğine sarıl da, ahir zaman fitnelerinden kurtul. Şeytan senin kalbinden dürtmesin. Şeytan senin eteğinden çekmesin. Şeytanlaşmış insanlar senin aklını çelmeye çalışmasın. Şeytanlaşmış düzenler, şeytanlaşmış sistemler, şeytanlaşmış anneler, şeytanlaşmış babalar, şeytanlaşmış eşler. Şeytanlaşmış komşular, şeytanlaşmış akrabalar, şeytanlaşmış malın, şeytanlaşmış makamın, şeytanlaşmış mülkün, şeytanlaşmış bağlar.
Seni o velinin yolundan çekmesin. Sakın göz açıp kapatıncaya kadar dahi fırsat verme. Yapış ona sen. Sımsıkı bırakma. Ama bıraktığın an, kaybolduğun andır. Sakın! Bu ahir zaman fitnesinden kurtuluş yolu bu. Hazreti Mevla'na 850 yıl önce bunu tespit etmiş. Çünkü Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin doğumu ahir zamanın başlangıcı. Biz ahir zaman ümmetiyiz. Bu ahir zaman fitnesinden kurtulmanın yolu bir velinin elinden tutmak. Bir velinin yolundan gitmek.
Yoksa birisi hadis-i şerifler sahih mi deyip beynini bulandırır. Birisi mezhepler var mı deyip aklını bulandırır. Birisi dinin şurası böyle miydi, şöyle miydi der. Kalbini allak bullak eder senin. Birisi ben din profesörüyüm der çıkar. Hadislerin hangisi sahih hangisi değil der. Senin aklına çomak karıştırır. Sen bir Allah dostu bul. Bir veli bul. Onun elinden tut. Bırakma. Dinle onu. Dinle. Bir an için, bir an için dahi. Gaflete düşme. Allah gölgeyi nasıl uzattı demiş ya. Cenab-ı Hak ayeti kerimede der ki Allah'ına gölgeyi nasıl uzattı. Allah'ın gölgeyi uzatması, veliyi kerametle desteklemesi.
Velilerini arda ardına göndermesi. Velilik müessesini oluşturması. Allah gölgeyi uzattı. Velilerini tesbih tanesi gibi arda ardına ekledi. Velilerini kendi zamanının içerisinde zamanın kutbe etti. Allah gölgeyi uzattı. Gölgeyi genişletti. Gölgeyi büyüttü. Gölgeyi devam ettirdi. Veliler arda ardına geldi. Bu erenlerin varlıklarına işarettir. İşte bu Allah dostlarının varlığına işarettir. Ne dedi? O veliler mahzun da mahcup da olmazlar. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazreti ne dedi? Her zaman Allah'ın kırk tane veli kulu vardır. Yaşarlar.
Sen sakın yok deme. Allah'ın veli kulu bu zamanda yok dersen, tecdid, iman, tecdid, nikah gerekli. Bu zamanda veli mi varmış diyen bir kimse küfre düşer. Allah'ın el veli ism-i şerîfi var. O ism-i şerîf, o sıfat birisinin üzerinde, birilerinin üzerinde tecelli edecek. Bu zamanda yok dersen, sen körlerdensin. Sen, gözün kör olmuş senin. Kulağın sağır, kalbin mühürlenmiş senin. Tövbe et. Bu zamanda yok dersen, tecdid, iman, tecdid, nikah gerekli. Kendin gibi görüyorsun. Sen müşriksin ya, herkesi müşrik görüyorsun. Sen körsün ya, herkesi kör görüyorsun. Sen sağırsın ya, manevi bunlar. Sen de herkesi sağır zannediyorsun. Dışarıdan çocukların seslerini duyuyorsunuz değil mi?
Duymayan var mı? Duymayan sağırdır. Bu zahiridir. Zahiri. Bir melek geldiğinde onun sesini duyan var mı? Bu manevidir. Bir pir efendi gelse buraya otursa, selamünaleyküm dese, onun selamını duyan varsa, bu manevidir. Bir pir efendi geldi bu tarafa, solda bir tarafa oturdu. Örneğin. Onu bir kimse gördüyse, o göz manevidir. Zahiren deden nenem de görüyor. Herkes görüyor şimdi. Sen gönül gözünü açmaya çalış. Çocuklar da görüyor. Senin görmenin fazla bir özelliği yok. Oradan birini kaldırsan, beni görüyor mu desem, görüyorum diyecek. Bir özelliği var mı?
Yok. Sen, görünmeyenleri görmeye çalış. Onun yolunu ara. Sen, duyulmayanları duymaya çalış. Onun yolunu ara. Sen şuradaki kabirdeki kimseye bir selam ver. Senin selamını alıp almadığını duy. Onun yolunu ara. Hacca gideceğiz hep beraber şimdi. Benim vize çıkmış elhamdülillah. Cenab-ı Hakk'a hamd ediyorum. Şimdi oraya gittiğimizde, şimdiden düşün. Beytullah senin selamını alacak mı, almayacak mı? Şimdiden kendi kendine yolunu kur. Sen yola çıkmaya başladın da, Beytullah seni evinin önünde bekleyecek mi? Beni ziyarete gelen geliyor diye. Hz. Muhammed Mustafa daha yola çıkarken seni karşılayacak mı?
Hadi yola çıkmadan neyse, Medine'ye, Münevvere'ye girerken seni karşılayacak mı? Hadi o da neyse, kabri şerifinin başına gittiğinde, Esselamu Aleyk'e ya Resulallah dediğinde, Hemen anında ve aleyküm selam mı diyecek? Yoksa sen, salatu selam getireceğin ses yok. Salatu selam getireceğin ses yok. Salatu selam getireceğin ses yok. Salatu selam getireceğin görüntü yok. Ha duvara mı söyledin? Ha oraya kabrime söyledin? Sen selam vereceğin, o selamı sen alacaksın. Sen selam vereceğin, o selamı sen alacaksın. Yoksa sahibi mi alacak? Daha sen Esselamu Aleyk'e ya Resulallah dedin de, Ve aleyküm selam mu diyecek?
Ona baksa, ona bak ona. Onun için yan ağla, dön ağla. Yan ağla, dön ağla. Adam, Beytullah'ın merdivenlerini saymış. İki direğin arasına adımlamış adam. Bana anlatıyor, Hacı Efendi, filancı direkle filancı direğin arası kaç adım biliyor musun? Bilmiyorum dedim ben. Sen hacı olmamışsın dedi. Doğru söylüyorsun dedim. Böyle baktı. Aklın erdi demek ki, Beytullah'ı gördüğünde iki direğin arasına adımlamayı dedim. Aklın erdi demek, nasıl aklını kaybetmedin orada dedim. Nasıl kaybetmedin? Nasıl yemek aklına geldi? Nasıl içmek aklına geldi?
Nasıl sen Beytullah'ı bıraktın gittin? Nasıl Medine'yi münevvere'yi bıraktın? O da senin karşındayken gidebilir misin? Sen Allah'ın mesalli ala seyyidine Muhammed dedin de, O da sana orada dua ediyorsa nasıl bırakırsın? Gider misin? Gidebilir misin? Beytullah renkten renge girerken, Nasıl bırakıp gideceksin? Gökten mahlukatlar sıraya girmişler tavaf etmek için, Nasıl bırakıp gideceksin? Bilmediğin, tanımadığın, hayal etmediğin, Nice yaratıklar varlıklar, Başlarında imamları, Lebbey çeke çeke, Tavafa gelmişken, Sen nereye gittin Hacı Efendi?
İki direğin arasını mı sayıyordun o esnada? Allah rahmet eylesin sorardı, Hele yanındakine, Beytullah, Hangi renk oğlum şimdi? Yanındakine sorardı, Millet yanında oturamazdı, Bu soruyu bilen, Yanında oturamazdı, Bu soruyu bilen, Bunun sorulacağını bilen, Şeyh Efendi'nin yanında oturamazdı, Ancak yerler, Selamun Aleyküm, Aleyküm, Selamun Aleyküm, Efendim bir şey soracaktım, He he susar, sor, Sonra, Mustafa Efendi sen söyle oğlum, Hazır soru, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin şehrine geldiniz mi evlatlarım?
Geldiniz, Sizin selamınızı aldı mı? Ev sahibi sizin selamınızı aldı mı? Şeyhim bunu sorardı, Ev sahibi selamınızı aldı mı? Bir eve girseniz, Selamun Aleyküm deseniz, Ev sahibi Aleyküm selam demezse, Rahat oturabilir misiniz orada? Rahat yiyebilir misiniz? Rahat içebilir misiniz? Rahat yatabilir misiniz? Allah rahmet eylesin, Bunu öğretti bana, 92'de ilk hacca gittim de bunu öğretti bana, Mustafa Efendi, Buyurun efendim, Beytullah ne renk oğlum şimdi? Efendim, Saf sarı görünüyor, Oğlum siyah değil mi?
Yok efendim sarı görünüyor, Ha iyi, Haberimiz yok bizim bir şeyden, Ama saf sarı Beytullah, Altın sarısı, Altın sarısı, Ertesi gün sabah namazını kıldık, Öyle yan tarafta, Edettir, Şeyhin yanı başında durulmaz, O çekerse gelirsin, Yanına baş kalır girer, Girer, Yanına baş kalır durur, Durur, Sen yanı başına gitmezsin, Ben böyle bir saf gerideyim, Namazı kıldık, Öyle döndü gözünün ucundan, Baktı arkadayım, Kafasını çevirdi böyle, Bir daha baktı, İşaret etti, Buraya geldi, Yanındaki boş aldı, Ben gittim arkadan, Buyurun efendim dedim,
Ne renk Mustafa efendi dedi, Efendim, Sabah namazının farzını, Kılmaya başladığımızda, Bembeyaz oldu dedi, Hımm iyi, İkinci gün öğrendim ki, Beytullah renkten renge giriyor, Ya o renkten renge giriyor, Ya sen renkten renge giriyorsun, Şeytanı taşlayanlar, Gördünüz mü şeytanı, Kime taş attığınızı, Gördünüz mü, Bana öyle dedi, Ertesi gün dedi ki, Mustafa efendi, Kimi taşladığını gördün mü oğlum dedi, Gördüm efendim dedim ben, Gözüne uğraydın dedi, Gözüne vurdum efendim dedim, Maşallah oğlum dedi, Gözünü vurdun mu, Gözünü vurmadıysan,
Bir daha taş at, Gözüne vurmadıysan, Bir daha taş at, Ertesi gün düzgün nişanla, Gör, Kimi taşladığını, Taş attığın şey taş değil, Taş attığını gör, Sayda koşuyorsun, Sayda koşarken bakıyorsun, Beytullah'a bakmak sünnet, Ama, Hacer annemiz, İsmail'e baktı orada, Koşarken İsmail'i gördün mü, Koşarken İsmail'i gördün mü orada, İsmail'in bebek halini gördün mü, İsmail'in bebek halini görmediysen, Neden koştun, İstilam ediyorsun,
Sefail'e Merve'de, Bismillahüallahu ekber, Hacer annen, İsmail'i görmek için, Tepeye çıktı, Sen İsmail'ini gördün mü, Bunu boşa harcamışsın, Hacca gitmekte okluk, Ümre'ye gitmekte okluk, Sufi, Okluğunu boşa harcama, İşte, Allah, Evliyalarını, Bu alemde, Uzattı, Yürüttü, Onlara nefes verdi, Kıyamete kadar, O velilerin yolu devam edecek, Sen yol bitti deme, Sen velilik bitti deme, Küstahlaşma, Gözüm kör oldu, Ben veliyi göremedim de,
Ben ne suç işledim de, Allah, Kendisinin dostunu, Benim önüme, Perde çekti de, Ben nasıl bir günah işledim, Ben nasıl bir hainlik yaptım, Ben nasıl bir vefasızlık ettim de, Veli'nin elini bıraktım de, Ben nasıl bir halt işledim ki, O veliden uzak oldum de, Kendine bul suçu, Başkasına değil, Çünkü, Veli, Allah güneşinin, Işığına, Kılavuzdur, O veli seni, Allah'ın, Işığına, Allah'ın, Nuruna götürecek, Onun kılavuzudur o, Allah'ın, Adetullahıdır, Peygamberler, Peygamberlerden sonra, Velilerini gönderir ki, O, Onlar, İnsanları,
Allah'ın, Nuruna taşısın, Bu kılavuz olmadıkça, Bu ova da yola düşme, Bir veliye ulaşmadıkça, Yola düşme, Bir velinin elini tutmadan, Yola koyulma, Ahmaklık yapma, Bir veliye intisap etmeden, Ben Allah'ın nuruna buluşurum, Ulaşırım deme, Adetullah bu değil, Sünnetullah bu değil, Kendi kendine yol vuruculuk, Kendi kendine şeytanlık yapma, Peygambersiz Allah'ı bilmek mümkün değil, Peygambersiz Allah'ı tanımak mümkün değil, Bir velinin vesilesi olmadan, O yola ulaşmak mümkün değil, Mümkün değil, Sen Allah'ın adetullahını,
Sünnetullahını, Kendi, Kuş beyninle, Değiştirmeye çalışın, Ahmığın kare köküsün, Halil gibi, Ben vatanları sevmem de, Sen İbrahim aleyhisselam gibi, De ki ben vatanları sevmem, Ne dedi, Dedi ki bu yıldız, Benim ilahım olabilir, Ay çıkınca, Dedi ki bunun ışığı daha fazla, Ola ki, Benim ilahım bu olmalı, Sabah olup güneş doğduğunu görünce, Dedi ki bu çıkınca, Ayın da şavkı kalmadı, Benim ilahım bu olmalı dedi, O da batınca, Dedi ki ben vatanları sevmem, Sen vatanları sevme, Sen Allah'ı, Bak üç sevgi, Üç sevgidir insana,
Kemale erdiren, Allah'ım, Senin sevgini, Seni, Sevenlerin sevgisini, Seni sevdirecek olanların sevgisini, Çölde susuz kalmışlara, Soğuk şerbeti sevgili ettin gibi, Bize de sevgili eyle, Amin, Allah'ın sevgisi belli, Allah'ı sevenin sevgisi, Peygamberler, Allah'ı sevdirecek olanların sevgisi, Veliler, Velilerin işi, Allah ve Resulunu sevdirmektir, Kendilerini sevdirmek değil, Allah ve Resulunu sevdirmektir, Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin, Sizden olan emir sahiplerine itaat edin, Üç itaat haktır,
Kime? Allah'a, Resulullah'a ve velilerine itaat, Haktır, Üç sevgi haktır, Allah'a, Resulullah'a ve velilere olan sevgiler, Haktır, Geri kalan, Bu sevgilerin hizmetçileridir, Böceği seversin, Seni Allah sevgisidir, Allah'ın varlığıdır, Yarattığıdır, Seni Allah'a götürür, Geri kalan, Eşi sevmek fıtridir, Eşi sevmek fıtridir, Reddedilmez, Çocuğu sevmek fıtridir, Reddedilmez, Ama seni Allah'a götürmez, Allah'a vuslat edecek, Üç sevgi, Allah'ım senin sevgini, Seni sevenlerin sevgisini, Seni sevdirecek olanların sevgisini,
Bizlere bahşeyle, El Fatiha, Maseravat,

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi