mustafaozbag.org

615. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Haziran 2019 · 41:32

Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah, gündüzünüzü hayırlı eylesiniz, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah, çaylarınızı içmeye devam edin inşallah. Dersli olmayan birisi bize rüyasını yorumlatmak için yazsa biz onu yorumlayan kardeşe anlatsak yorumlayabilir mi? Yorumlayabilirler ama biz böyle kendi içimizde, kendi kendimize bu işleri yaparız. Dışarı çok böyle açılmak, böyle hani derler ya şöhret afat getirir diye. Bu işin kapısı açılınca, bu sefer benim teyzem bu rüyayı görmüş, teyzemin dünürünün, kız kardeşinin dünürünün, kızı bunu görmüş. Bu iş artıyor. Bu hani faydalı olalım, eyvallah. Yani insanlara faydalı olalım, eyvallah.
Ama iş öyle bir noktaya gidiyor ki sanki bu dergah rüya yorumcusu dergahı. Yani uçan kuş bile rüyasını anlatmaya başlıyor. Bu böyle sufilik kendi içerisinde farzları yerine getirmek, sünnetleri yaşamak, sünnetleri yaşayarak peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin izinden gitmek ve Allah'ı şedid bir sevgiyle sevmek.
Tasavvuf bu. Biz böyle işte hastaları okuyan, işte cinni tayfesiyle uğraşan, ne bileyim işte rüya yorumculuğu üzerinden hayatını devam ettiren bir topluluk değiliz. Hizmet nedir? Hizmet deyince ne anlamalıyız? Hizmet nasıl olur? Neler hizmetin içine girer? Bir kimsenin evindeki hizmeti, iş yerindeki hizmeti, topluma olan görevleri, vazifeleri, onlara karşı hizmeti.
Hizmet faydalı olmak. Sufi dilinde. Faydalı olmak. Bir şeyde eksiği, gediği tamamlamak. Yapılması gereken bir şeyi yapmak. Eğer bu normalde dergah içiyse, bu topluluğun içindeyse, burada insanların birbirlerine hizmet etmesi, birbirlerinin eksiğini, gediğini tamamlaması, birbirlerine yardımcı olmaya çalışması, ne bileyim burada yapılacak bir iş varsa, topluma faydalı, kardeşlere faydalı, o işi yerine getirmek.
Tabi normalde ne anlamalıyız? İnsanlara faydalı olmayı anlamalıyız. Bakın, sizin en hayırlınız, etrafına en fazla faydası dokunanınızdır. Bu normalde bir topluluğun içindeysek, biz buradaki herkese faydalı olmaya çalışacağız. Üç tane Yahudi geldi, hendek kazasında hendek kazıyorlar. Mola esnasında, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de su dağıtıyor sahabeye. Diyorlar ki, ona soralım, buranın emiri kim, buranın seyidi kim? Orta yerde hizmet ediyor ya, hizmet edene soruyorlar. Diyorlar ki, buranın seyidi kim? O da diyor ki, ümmetine hizmet eden. Ümmetine hizmet eden.
Diyorlar ki, bu kafeyi kırmış Mecnun herhalde. Orada ağacın yanına yaslanmış, dinleniyor. Hz. Ebubekir Efendimizin kılık kıyafeti daha güzel. Ona soruyorlar, olsa olsa budur diyorlar, buranın emiri. Diyorlar ki, buranın emiri kim? İşaret ediyor, ümmetine hizmet eden diyor. Ümmetine hizmet eden, hastaların hastalığıyla, yetimlerin yetimliğiyle, açların açlığıyla, ihtiyacı olanların ihtiyaçlarıyla ilgilenen insan hizmet edendir.
Hizmet eden, emreden kimse değildir. Kim emrediyorsa, o emirdir. O kraldır, o padişahtır. O kibir ehlidir. O oranın emiri değildir. Kime emreder insan? Ücretli çalıştırdığı kimselere. Adam ücretini alır, çeker gider. Siz ona emredersiniz. Veya insanlar onları emreder. Sufi ahlakında emretmek yoktur. Bizim topluluğumuzda emretmek yoktur. Bizim toplumumuzda hizmet etmek vardır.
Bizim toplumumuzda zorla birisine bir şey yapmak yoktur. Bizim toplumumuzda insanları tepeden bakmak, kırmak, incitmek, onlara sert davranmak, onlara böyle emirler yağdırmak, onlara böyle ateş püskürmek yoktur. O bizden değildir. Biz emretmeyiz. Biz bir şeyi zorla yaptırmayız. Biz bağırıp çağırmayız. Neden böyle yapmadınız demeyiz. Bunu örnek olarak söylüyorum ki herkes dersini alsın diye. Bir gün Cafer kapalı spor salonunda bağırıyor. Cafer'e dedim. Cafer gel.
Neden bağırıyorsun? İşte şunu yapmamışlar. İyi dedim Cafer. Yapmıyorum dese ne diyeceksin dedim. Yapmak zorundan adam. Değil. Yapmıyorum dedi dedim. Ne yapacaksın? Cafer durdu. Dedim yapmıyorum derse dedim. Ya ben yapacağım ya sen yapacaksın. İkimizden biri yapacak dedim. Birisi yapmıyorum dedi. Ne yapacağız? Ya ben yapacağım dedim. Ya sen yapacaksın. İkisinden biri yapacaksın. Bağırma dedim kimseye. Bizim dergahımızda bu topluluğun içerisinde kimsenin kimseye bağırmaya hakkı yok. Kimsenin kimseye emretmeye hakkı yok. Kimsenin kimseye tepeden bakma, ötekileştirmeye, eleştirmeye hakkı yok.
Kadın erkek, kadın erkek, kimsenin kimsenin üzerinde ben şu işi yapıyorum diyerekten küçük krallıklar kurmaya hakkı yok. Hiç kimse, bakın hiç kimse insanların dini duygularını istismar ederekten orada küçük krallıklar kurmayacak. Kimse. Allah için buradayız. Allah için birbirimizi severiz. Allah için toplandığımızda zikrederiz. Hiç kimsenin hiç kimseden üstünlüğü yok. Hepimiz Adem'in çocuklarıyız. Hepimiz bir tarağın dişlileri gibiyiz. Üstün olan takvaca üstün olandır.
Hadi şerif bu. Küçük krallıklar kuran, tarikatlar, cemaatlar, siyasiler, topluluklar, aileler. Buna aileler de dahil. Baba küçük bir krallık kurmuş. Dediğim dedik astım astık kestim kestik. Çocukların halinden, ahvalinden haberi yok. Astım astık kestim kestik. Zamanı, zamanı analiz edemediği gibi o çocuğun büyüyeceği zamanı da analiz edemeyen, akledemeyen, rasyonalist düşünemeyen, gelecek okuyamayan ailelerin çocukları da ne yazık ki geleceği göremeyecekler, geleceği tanımlayamayacaklar. O çocuklar da bu noktada geri kalacaklar.
Bu noktada rasyonalist düşünemeyen, kendisine küçük krallıklar kuran, cemaatler, tarikatlar, siyasi oluşumlar ve aynı zamanda o tarikatların, o cemaatlerin kendi içerisindeki iller, ilçeler, küçük krallıklar kuranlar büyüyemeyecekler, geleceğe taşıyamayacaklar, büyüyemeyecekler, geleceğe taşıyamayacaklar hiç kimseyi. Kısır bir döngünün içerisinde, dar bir dairede, çok affedersiniz, kör eşek gibi, dön Allah dön yapacaklar.
Yapıyorlar şu anda zaten. Kör eşek dediğimde, bağlarsın gözünün eşeğin, bir değirmenin başına koyarsın, döner boynu o. Gözü açık olursa, başı döner, düşer yere. Veya da dönmekten vazgeçer. Gözünü kapatırsın, bağlarsın gözünü, aynı noktada, aynı daire, habire döndürürsün. Bunların ailelere, dergahlara, cemaatlere, cemiyetlere, tarikatlara hiçbir faydası olmaz.
Bunlar sadece ve sadece kendi zamanlarını kurtarırlar. Kendi krallıklarının keyiflerini yaşarlar. Gelecek nesilleri düşünmeyen, kör, sağır, kalpleri çalışmayan, akletmeyen topluluklar ve kimliklerdir. Bunun daha büyüğünü söyleyeyim size. İslam dünyasını bu hale getiriyorlar ki, yönetmeleri kolay, onları istismar etmeleri kolay olsun diye. İslam dünyasını köreşek gibi tuttuklarından, köreşek gibi İslam dünyasını o noktaya bağladıklarından dolayı, İslam dünyasının içerisindeki mezhepler, meşrepler, tarikatlar, cemaatler, siyasi oluşumlar, büyük bir çoğunluğu köreşek oynuyorlar. Çünkü yönlendirmeleri ve yönetilmeleri kolay.
Yönlendirmeleri ve yönetilmeleri kolay. Bu İslam dünyası, bunun içerisindeki en önemli olgu, sufi dünyası. Köreşeklikten kurtulamaz ise, İslam dünyasının bir yüz yıl daha köreşekliğe devam etmesi var. Bunun içerisinde köreşeklikten kurtulacak olan yegane, tek yer önce, Türkiye Müslümanları.
Türkiye Müslümanlarının köreşeklikten kurtulmaları lazım. Kurtulmaları lazım ki, İslam dünyasına örnek olsunlar, İslam dünyasına ışık olsunlar. Türkiye Müslümanlarının en önemli ana omurgası olan tarikatlar, köreşekliğin en kör noktasındalar. Cemaatler köreşekliğin en kör noktasındalar. Cami cemaati diye nitelendirdiğimiz cami ehli insanlar, köreşekliğin en kör noktasında.
Husisi manada köreşeklikte tutuluyor bütün herkes, yönetilmesi ve yönlendirilmesi kolay olsun diye. Türkiye'deki Müslümanlar ne olduğunun bilincinde değiller, köreşekliğe devam ediyorlar, yönlendirilmeye ve yönetilmeye devam ediyorlar. Hiç kimse İslam'ın olmazsa olmazlarını konuşamıyor. Hiçbir kimse İslam'ın olmazsa olmazlarını dile getiremiyor. Hiçbir kimse İslam'ın ana omurgasını, ana omurgası tevhid ve fıkıhtır. Ana omurgasını konuşmaktan herkes uzak duruyor. Herkes. Çünkü tevhidi konuşamazlar, bir yeterlilikleri yok, iki işlerine gelmez. Hukuku konuşamazlar, hukuku konuşurlarsa bir yeterlilikleri yetmez, iki cesaretleri yetmez.
Bir, yeterlilikleri yok, cesaretleri yok, bilgileri yok, yeniden iştahat edebilecek halleri yok. İki, cesaretleri yok. Fıkıh cesaret ister aynı zamanda. Fıkıh neden cesaret ister? Çünkü sistem İslam değil ise İslam'ı haykıran, gerçek manada İslam'ı haykıran her şey sistem tarafından düşmanlaştırılır. Bunu göze alacak, bu mücadeleyi göze alacak.
Ne tarikat şeyhi, ne cemaat imamı, ne de ilim ehli var. Yok, olsa dahi sesini çıkaramıyor. Ve komple İslam dünyası kör eşekliğe devam ediyor. İslam dünyasının içerisinde kör eşeklikten kurtulabilecek en yakın aday Türkiye, ama Türkiye'de kör eşekliğe devam ediyor. Ve kör eşeklikten kurtulamıyor. Türkiye'nin içerisinde kör eşeklikten kurtulabilecek en yakın, ben ehli tarikat demiyorum onlara, ehli sufi olması gerekirken onlar da kurtulamıyorlar. Çünkü bu kör eşeklikten nemalanan şeyhler, halifeler, zakirler, işte adına siz başka dergahlarda gavslar, kutuplar, sadatlar, adına ne derseniz deyin.
Cemaatlerin içerisinde abiler, imamlar, isimler böyle geçiyor ya, bunların hepsi de köre şeklikten nemalanıyorlar. Maddi manevi. Adam şeyhinin kavuğunu götürmeyi hizmet olarak görmüş, kavuk böyle gidiyor. Arkadan bir kişi asasını götürüyor, bir kişi cübbesini götürüyor. O bir kişi kürsüsünü götürüyor, nereye gidiyor şeyh efendi? İstanbul'a gidiyor, kürsü de İstanbul'a gidiyor. Sözde hazır, Cumhurbaşkanı'nın gittiği yere her şey gidiyor da bizim üstadımızın gitmesin mi? Dedim, klozetini de götürüyorlar, klozetini de götürün o zaman dedim. Nasıl yani dedim. O zaman dedim, Cumhurbaşkanı'nın ettiği de kıymetli dedim. Çünkü dedim, yabancı servislerin eline geçerse dedim, ettiği, ne ilaç kullanıyor, hangi ilacı kullanıyor, hangi hastalığı var, hangi hastalığına ne ilaçlar var?
Bunları dedim, tespit eder insanlar. Dedim, onun ettiği de kıymetli. O zaman dedim, siz de klozetini de mi götüreceksiniz dedim, gittiği yere. Köre şeklikten faydalanıyorlar. Dervişlerin bir kaşık çorbasına bakıyorlar. Köre şeklikten faydalanıyorlar. En aşağısı bir kaşık çorbaya bakar. Bir kaşık çorba, en aşağısı. Daha yukarısı, ee siz bu hizmetler boşuna mı oluyor? Getirin bakalım Şeyh Efendi'ye biraz. Köre şeklikten geçiniyor herkes. Köre şeklikten geçinmeye devam eden kimseler, o yüzden İslam'a da yoluna da ihanet eden kimseler. O yüzden hizmet birinci derecede Allah'adır. O kimse kendi nefsinde farzları yerine getirir.
Birinci derecede Allah'adır. Allah'ın emirlerini nasihat eder, tebliğ eder. Hizmet ikinci derecede Resulullah'adır. Kendi nefsinde sünnetlerini yaşar, onun ahlakıyla ahlaklanır. Dışarı karşı onun sünnetlerini nasihat eder, onun ahlakını etrafa hem yaşayarakten hem nasihat ederekten anlatır. Üçüncü derecede hizmet insanlaradır, etrafınadır. İnsanlara faydalı olmaya çalışır. Kendi nefsine der ki, ben hiç kimse emretmeyeceğim. Ben hiç kimseden bir şey ummayacağım. Gücümün yettiğince, bilgimi, fikrimi, paramı, pulumu, sağlığımı etrafımdaki insanlara faydalı olma noktada heba edeceğim, harcayacağım. Bu konuda kendime ilke edineceğim der.
Bu ilkedir hizmet. O yüzden hizmet Allah'adır. Celle Celaluhu yeri bellidir. Resulullah'adır. Sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine yeri bellidir. Bir mümin neredir birinci derecede yeri bellidir. O kimse birinci derecede müminlere deyince bildiği, tanıdığı, kendi topluluğunun içinde hizmet eder. Topluluğuna bu noktada yardımcı olmaya çalışır. Çay dağıtıyor, çay dağıtır. Kimseye kerih görmez. Kimseye sert davranmaz. Kimseye tepeden bakmaz. Yemek yapıyor. Hiç kimseye tepeden bakmaz. Hiç kimseye sert davranmaz. En güzel şekilde yapmış olduğu işi devam ettirir. Dergâhta bir tekkede bir hizmetin ucundan tutmuş. Tevazusundan, güler yüzlülüğünden taviz vermez. Hizmetine devam eder.
Ne iş veriyorlarsa. Bir şey mi yapacak? Oranın vazifelisi kim? X kimse. Orada kim bakıyor bu işlere? X abimiz bakıyor. Selamun aleyküm, aleyküm selam. Ben haftanın iki gecesi müsaitim abicim. Şu geceleri müsaitim. Bana bu dergâhta, tekkede nerede? Bir vazife verirseniz ben bunları bunları bunları yapabilirim. Ben de faydalı olmak istiyorum. Harika. Ben tuvaletleri temizlemek istiyorum. Harika. Ben tuvalet kısmından sorumlu olmak istiyorum. Harika. Ben çay hocanda çay dağıtırım. Harika. Ben çaycılık yapabilirim burada. Harika. Pilav dağıtırılırken ben pilav dağıtabilirim. Harika. Sinirlenmeyeceksin. Tepeden bakmayacaksın. Hizmet edeceksin. Babanın malını dağıtmıyorsun.
Tevazu ile hizmet edeceksin. O babanın oğlu değil, babanın kızı da değil. Ona tepeden bakmayacaksın. Bir çay dağıtıyorsun diye milletin gözünü çıkarmayacaksın. Bir pilav veriyorsun diye milletin başına kalkmayacaksın. Orada hizmet ediyorsun diye sen insanların kralı veya kraliçesi değilsin. Sen zakirsin, sen çavuşsun, sen nakipsin, sen nügabbasın, sen şeyhsin. İnsanların başında demokrasinin kılıcı değilsin. Hizmet etmek için bunlar. Şeyh hizmet etmek için. Üstad hizmet etmek için. Emretmek için değil. Birisine emrediyorsan kaybettin. Birisinin gönlünü kırıyorsan kaybettin kardeşim.
Birisine ters davrandın. Kaybettin canım kardeşim benim. Kaybettin. Yapma. Sert davranma. Tepeden davranma kimseye. Buna hakkın yok. Erkekler eşlerinize sert davranmayın. Tepeden davranmayın. Bayanlar eşlerinize sert davranmayın. Tepeden davranmayın. Anne babalar çocuklarınıza sert davranmayın. Tepeden davranmayın. Çocuklar anne babalarınıza sert davranmayın. Tepeden davranmayın. Bu damarı kesin. Bu damarı koparıp atın. Bu damar doğru damar değil. Bu erkeklik değil. Bu dervişlik değil. Bu şeyhlik değil. Bu zakirlik değil. Bu nakiplik değil. Bu babalık değil. Bu annelik değil. Güzel ahlak.
Hazreti Muhammed'in Mustafa'nın izinden yürü. Onun izinden yürü. Hiç kimseden hiçbir şey istemeyeceğine söz ver. Ben sana cenneti söz vereyim. Hizmet bu. O yüzden kardeşler birbirlerinize karşı, birbirlerimize karşı anlayışlı, hoşgörülü, toleranslı, ötekileştirmeden, kardeşin hatası olmuş olabilir ya.
Kardeş bak ben bunu hatalı olarak nitelenirdim. Hatadır. Eyvallah. E bir daha. Oy kardeş ya. Hep bize mi denk gelecek? E bir daha. Ama olmadı bu. Bu olmadı. Sen bu işinde titiz davranmıyorsun o zaman. Müsaadeni iste git. Evet. Evet. De ki ben yapamıyorum. Titiz davranamıyorum ben bu konuda. Eyvallah. Çünkü gönüllülük esas. Gönüllülük. Yusuf bir sefer hata yaptı bana. İyi. Hataydı. Özür dileyecek ama. E özür dilemiyor. Yusuf kardeş. Sen özür dilemiyorsan yaptığının hak olduğunu görüyorsun.
Bu senin yaptığın hak değil. Ben de sana nasihat ediyorum. Bu yaptığın doğru değil. Bir daha bana karşı böyle davranma bak. Ha olur. E bir daha davrandı. Kardeş. Bu ikinci ya. Yapma. Ya başka bir derviş kardeşine. Yapma kardeşim ya. Yapma. Herkes Allah için burada. Herkes Allah için burada. Herkes Allah'ı zikretmek için geldi buraya. Herkes sohbet etmeye, sohbet dinlemeye geldi. Sen yanındakinden ne konuşuyorsun? Konuşma. O sohbete geldi. Zikrullah'a geldi. Onun özel hayatın ne soruyorsun? Sorma. Sorma. Araştırma. Allah bizi affetsin. Amin.
İşi büyütmeyeyim daha fazla. Saat 11'e geldi. Bugün geciktim. Hakkınızı helal edin inşallah. Amin. Amin. Üstadım, mürşidim, annem gibi rüşvetsiz dostum. Ben alim, zalim davasına çıktım. Haa buradaymış. İlahiciler, zikirde söyler mi ilahiyi? Bil ki bekadan gelmişim. Özel istek var. İlahiciler. Çok önemli ya da ailevi bir durum olmadığı müddetçe ders kaçırmıyoruz ama gelemediğimiz zamanlarda tekke mahalle dersi parantez içinde. Çavuşlarımıza sebep bildirmek zorunda mıyız? Hayır. Özel sebeplerimizi belirtmek istemiyoruz. Sorumlu kişilerin bunu araştırıp imanlı bir şekilde şuradaymışsın.
Havalar nasıl gibi bir tutuma hakkı var mı? Hayır. Hiçbir çavuş, hiçbir zakir kimsenin özel hayatına, özel işlerine, özel işleriyle ilgilenmesin. Bekar olan erkekler itikafa giremez mi? Girer. Sevgide azarlama nasıl olur? Derviş dervişi ne kadar sever? Ölçüsü nedir? Derviş dervişe nasihat ederken nasıl olmalı? Nelere dikkat etmeli? İşte az önce azarlama var ya, ben ikisi o işte. Derviş dervişi ne kadar sever? Ölçüsü nedir? Kardeşidir, sever. Kardeşi gibi. Nasihat ederken nasıl olmalı? Onları anlattım. Babam kanser hastası, dua eder misiniz? Allah şifa versin inşallah. Kemoterapi için bir cihaz takılması gerekiyor. Ameliyatı çok riski. Bu konu hakkında nasıl bir yol izlemeliyiz?
Murat Hoca'ya danışabilirsiniz. Hak yolunda yürümeye çalışan bir evlat vefat etmiş. Anne babası için ahirette ne kadar faydalı olur? Eğer anne babanın ahiret hayatı sıkıntılıysa, böyle bir evladın hayırlı amelleri anne babayı rahatlatır, kurtarır mı? Hayırlı evlat muhakkak anne babayı öbür taraf için bir kurtuluş sebebi olur. Yeter ki iman ehli olmuş olsun. Erkek çocuk kaç yaşında annesini emmeyi bırakacak? İki buçuk. Tek. Evet, bunun normalde şimdi sohbetini ettik. Allah'a olan yakınlığımız bize mi bağlı? Evet. Allah bize hep yakın, biz mi göremiyoruz? Evet. Hızlı geçiyorum, hakkınızı helal edin.
Ben çok kibirliyim, bunu kırmak istiyorum. Ne yapmalıyım? Oğul. Kibirliliğinin farkındasan tamam, onunla mücadele et. Kurslarda görevli kimseler, Bursa içi, tire dışı, katılım gösteren kardeşlere nasıl davranmalı? Hep güler yüzlü olmak, gevşeklik getirir mi? Yok. Sen güler yüzlü davran, boş ver. Ramazan dışında itikafa girilir mi? Evet. Erkekler Ramazan dışında da camide girmeli midir? Evet. Anı yakalamak nasıl olur? Bu halde nasıl yaşayabilirim? Her an Allah'ı zikret. Rüyamda, burada rüya okumuyorum, hakkınızı helal edin. Bir dervişin dersini, şeyhin haberi olmadan bir çavuş dervişin dersini alır mı?
Hem sizden derse, hem de önceki şeyhde derse, kasıt, karez değil mi? Basiretim kapalı, bir çavuş dervişin dersini nasıl alır? Derviş şu an Resulullah dersini çeker mi? Bizden kimse kardeşler ders almaz. Onun zaten ders alınanlar varsa da, söyledik, onlar normalde versin kardeşler, gelsinler, onlar derslerini alsınlar dedik. tüm zakir ve çavuş kardeşlerin, derslerini alanlar, alınanlar var ise, derviş ve zakir kardeşlerim, derslerini aldıklarıyla alakalı. Benim derslerini aldıklarımla alakalı değil bu. Veyahut da, kendisi dersi bırakıp gitmiş olanlarla alakalı değil. Geçen gün böyle de bir muhabbet oldu.
Kendisi dersini iade etmiş, gitmiş. Arkadaşlar, bunu herkese ilan ediyorum. Bir kimse dersini bıraktı, gitti mi? Kendiliğinden evet. Hiçbir çavuş, zakir, ona dersi geri iade etmeyecek. O kimse dersini tekrar geri alacaksa, bu fakirden alacak, bunun da yolu açık. Ben diyorum ki, Allah'a yalvar, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, hatta bir ara dedim ki, Pir Efendiler de dese dedim, ben kabul edeceğim dedim. Veya Şeyh'im dese de kabul edeceğim ya, bu kadar bakan. Bana derlerse ki, bu kardeşin dersini verin, veririm. Açık ve net. Dersi bırakıp giden, veyahut da benim dersini aldığım kimseler, ben, ben göreceğim. Bir başka, kendisinin gördüğü değil, ben göreceğim.
ben görürsem rüyamda, Şeyh'im ver derse, Pir Efendiler ver derse, Sahabe Efendilerimiz ver derse, Geçmiş Peygamber Efendilerimiz ver derse, Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ver derse, onların derslerini seve seve veririm. Derim ki kendi kendime, hamdolsun, bu kardeşler tövbe etmişler, benim için de işareti olur. Bu kardeşlerin tövbesini, Cenab-ı Hak kabul etmiş. Benim kendi nefsimde, ha onun konu kabul etmiştir, bir şey diyemem. Allah tövbe edenlerin, tövbelerini kabul eder. Onu, Cenab-ı Hak affetmiştir. Ben o affolmaz demiyorum ben. Ama bu dergaha yeniden girer mi, girmez mi? Bu ayrı mesele. Onu Allah, kim tövbe ederse, geri dönerse, Cenab-ı Hak onu affeder.
O yüzden bunu ta benim zakirliğimden itibaren, bütün herkes bilir. Arkadaşlar, ben bir kardeşin dersini alırsam, veyahut da bir kardeş, dergahı bırakır gider ise, onu ben rüyamda göreceğim, ben ders vereceğim ona. Bu. Benim dersini aldığımda, insan, dergah hayatım boyunca, on parmağımın onunu geçmez.
Bakın, şeyde de, normalde, yeni, bizle beraber, kardeşlik bir hatı alanlarının içerisinde, beş parmağımı geçmez. Benim kendimin, bizatihi dersini aldı. Ben ne, milletin dersini alayım. Milleti derviş etmek için uğraşıyoruz. Koşuşturuyoruz. Ama öbür türlü bırakıp gidiyorsa, geri dönüşü çok zor. Allah bizi affetsin. Ben her zaman derim, arkadaşlar, oturun oturduğunuz yere. Bu dergah işi, imtihan işidir. İlk defa sen, haksızlığa uğruyorsun, görme kendini. İlk defa sana yanlış yapılmaz, ilk defa sana ters yapılmaz. Sen nefsine uyma, otur oturduğun yere. Dersine devam et sen. Çalışmana, koşuşturmana, devam et.
Senin ayağına da basan olur, kafana da basan olur, bir tarafını kıran da olur senin. Otur oturduğun yere. Benim meşhur sözümdür. Sen, bir dervişin, bir dergahta, haklılığı olmaz. Otur, dergahına, hizmetine, koşuşturmana, devam et sen. Ben haklıyım deyip, cartınma. Otur. Burada nice, haklıların kafası gider de, ya neden bunun kafası gitti, demez kimse. Otur. Burası nefsi kırma yeri. Burası nefsi terbiye etme yeri. Burada kimsenin kara kaşına, kara gözüne aşık değiliz kimse. Kimsenin parası, pulu, makamı, mevkisi, burada kimsenin umurunda olmaz. Burada bizim umurumuzda olacak olan, şey dervişliktir. Bak dervişliğine sen. Çok zengin olsan ne olur?
Kaç parasın? Dert çıkarız. Çok alim olsan ne olur? Ne okudun? Dert çıkarız. Çok makam sahibi olsan ne olacak? Koltuğumuzun altından bile geçirmeyiz. Ne yani? Bu kibirlenmek değil. Burada dervişlik geçer kardeşim. Burada zikrullah başladığında, gözümüzü kapattığımızdaki alem geçer. Burada dervişlik. Burada senin derviş kardeşlerine hizmetin geçer. Burada derviş kardeşlerinin olan diyaloğun geçer. Halaka kuruldu mu? Orada zahir hüküm yok. Halaka kurulduğunda, orada batın hüküm var. Orada takva var, ihlas var, samimiyet var. Oranın hukuku, kaidesi ayrı. Ben zahiren burada oturuyomdur.
Halaka kurulduğunda nerede oturuyorum ben? O önemli. Yerin dibinde miyim, neredeyim? O önemli. Sen burada ön halakada olabilirsin. Sen işin halaka kurulduğunda hangi neredesin? Ona bak sen. Sen çok yakışıklısındır. Sarığın, cübben, her şeyin burada böyle havan yerindedir. Sen halaka kurulduğunda neredesin? Ona bak sen. İçinizden öleleri var. En arkada duruyor. En en de zikrullah yapıyor. Zikrullah'ta. İçinizde öleleri var. En arkada hiç kimsenin umrunda değil. O dördüncü katta zikrullah yapıyor. Hiç kimsenin haberi yok bunlardan. İçinizde, içimizde öle kardeşler var. En kenarda, köşede.
Yani bu adam nerede diye içeriden böyle bakıyorum şeyde. Nerede bu adam diye zikrullah da çünkü başka yerde görünüyor. Bakıyorum nerede diye böyle aralardan bakıyorum. Ta bilmem nerede adam. Adamın hali, onun kendisinden bile haberi yok. Kendisinin dahi haberi yok halden. Bakın kendisinin dahi haberi yok. Adamın kendisi burada değil. Zahiren burada değil kendisi. Hey yavrum hey. Manen burada. Hem de nasıl burada. Hem de nasıl burada. O yüzden halaka kuruldu mu? Sistem, düzen değişiyor. Halaka kuruldu mu? Sen çok biliyormuşsun, çok az biliyormuşsun.
Sen nakipmişsin, nükkabba'mışsın, zakir misin? Sen şeymişsin. Aha geç yavrum sen onlara. Geç. Sen halaka kurulunca bütün her şeyin hukuku ve hükmü değişir. O yüzden en arkadaki, öyle düşünme ya bizim biz işte yani burada nasıl olsa bizi duymazlar, görmezler. Zikrullah'a da geldik öyle sessiz sessiz yapalım. Deme. Senin de kulağını çekiyorlar. Deme. En arkadaki, en öndekiymiş gibi yap. En öndeki, kibrine kapılma. En arkadaymış gibi zikrullah yap. Ooo. Tekrar söylüyorum. Halaka kuruldu mu? Hukuku, hükmü değişik. Kimsenin elinde değil bu.
Bu kimsenin elinde değil. O yüzden herkes dervişliğine devam etsin. İnşallah. Nefsimize uydurmasın Cenab-ı Hak. Allah uydurmaz susisi. Biz uyarız. O yüzden nefsimize Cenab-ı Hak fırsat vermesin. Biz uyumaya kalksak dahi katından müdahale edip, muhafaza edip, bizi nefsimize uymaktan vazgeç ettirsin. Şeytanın destesine uymaktan vazgeç ettirsin. Birbirlerimize karşı sevgi, muhabbet, bağlılık, ihsan eylesin. Birbirlerimize karşı güzel ahlak, dışarıdaki kardeşlere de güzel ahlaklı davranmayı nasip eylesin. Varsa birbirlerimize karşı Cenab-ı Hak cümlemizin günahlarını da affeylesin. Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi