mustafaozbag.org

614. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 6 Haziran 2019 · 43:26

Selamun Aleyküm. Aleyküm Selamun. Evde oturacağımıza, öyle kendi kendimize, nasıl olsa dedim, ikindi namazında resmi bayram bitti, yani şey olarak, dini bayramlar son günün ikindi namazında biter. Kurban bayramının dördüncü gün ikindi namazında bayramın bittiği gibi, Ramazan bayramının da normalde üçüncü günü ikindi de biter. E dedim ya hiç olmazsa, kaç kişi olursa olsun toplanılıp, Allah'ı zikrederim dedim yani, evde millet oturup da işte pinekleyeceğine, televizyona, telefona takılacağına. İyi oldu bak geldik, hepiniz de hoş geldiniz. Bir kimsenin rüyasında abisiyle nikahlı olduğunu görmesi ne manaya gelir? Böyle rüya, buradan bu böyle şey olmaz, tevil edilmez inşallah.
Bu kim gördüyse karşı karşıya olalım ama onun kafasından geçtiği gibi değil tevili. Sizi bazı dervişlerden kıskanmak nefisten mi? İslam'da yarışma vardır. Yani normalde İslam hem kendi içerisindeki ahlaki hukuklarda hem de Müslümanların arasında daha iyi yakalama, daha iyi güzeli yakalama için yarıştırır İslam. Onu daha mükemmele doğru götürmek için yarıştırırız.
Mesela hayır hasenat etmekte yarıştırırız. Allah yolunda cihad etmekte yarıştırırız. İşte insanlara faydalı olmakta yarıştırırız. Kendi hakkından fedakallık etmekte yarıştırır. Bu yarışmak var. Bazı dervişler, bazı iyi Müslümanlar gıpta edilir. Yani ona gıpta edilir. Ya dervişliğine gıpta edersin. Onun mesela cömertliğine gıpta edilir. Allah yolunda mücadele etmesine gıpta edilir. İşte onun bu noktada tavır ve davranışlarına gıpta edilir. Gıpta etmek var. Ama normalde hani böyle onu aslında kıskanmayı, onu gözetlemek, onu korumak, onu muhafaza etmek anlamında alırsak bunda bir sıkıntı yok. Ama halk da içerisinde kıskanmak deyince hani ona hasislenmek, hani onda var bende neden yok, o böyle oluyor bende neden olmuyor demek bu İslam'da yok.
Bu hasislenmeye giriyor. Allah muhafaza eylesin. O harika dervişlik yapıyor. Allah ondan razı olsun. Cenab-ı Hak onun dervişini daha da arttırsın. Cenab-ı Hak bizi de onun gibi iyi bir derviş eylesin. Bu doğru. Bunda bir şey yok. Hani gıpta ile bakmak. Bu gıpta ile bakan bir kimse onun daha da iyi olması için dua eder. Onun daha iyi olması için ona yardımcı olur. Bu gıpta ile bakmaktır. Kıskanma eğer normal halinde algılanırsa bu şudur. Muhafaza etme, koruma. Onu normalde muhafaza ederken, korurken onu böyle zarar vererekten değil. Onu böyle tabiri caizse kendi kanatlarının altına alma. Kıskanması budur aslında ama bizdeki kıskanma çelme takmak.
Bu hasislik. Hani onda oluyor bende nasıl olmasın, onda da olmasın. Bu Allah muhafaza eylesin. Hasislik. Bu dervişler için uygun bir şey değil. Ama öbür türlü bir kimse derviş kardeşini gıpta ile bakar mı? Bakar. Yani normalde işte bu konuda o da çaba sarf eder mi? Evet. Daha iyi olmak için çaba sarf eder mi? Evet. Bu doğru. Allah bizi onlardan eylese. Ramazan ayı olmasına rağmen maalesef ki yol kenarlarında uyuşturucu kullanmış yerlerde yatan gencecik insanlar görmekteyiz. İnsanlarımız bunları görünce yolunu değiştiriyor. Görmezden geliyor. Satanı görse beddua etmekten başka bir şey yapmıyor. Bizler kullanan kişilere karşı nasıl davranmalı, mücadele etmeliyiz.
Satan kişilerle nasıl mücadele etmeli? Toplum hep birlikte bir şey yapmadıkça duracağı yok. Bunlarla alakalı STK veya derneklere iyi olup aktif görev alınabilir mi? Ya da bir dernek kurulabilir mi? Bu gerçekten büyük bir problem ülkemiz için ve dünya insanlığı için. Yani normalde hem ülkemiz için hem dünya insanlığı için büyük problem. Şimdi dünyayı yönetenler, dünyanın üzerinde belli bir hegemonyi kuran o deccalist güçler, dünya insanlığını, dünya insanlığını komple dolaylı veya direkt uyuşturucu bağımlısı haline getiriyorlar. Yani onları yönetmek, onları daha iyi yönlendirmek, onları köleleştirmek, onları içine kapatmak, onları kendi iç problemlerinde boğmak, onları birbirine düşürmek ve insanları hastalıklarla, uyuşturucularla, savaşla, anarşiyle, açlıkla, yoklukla, siyasi istikrarsızlıkla, dini istikrarsızlıkla, bakın dini istikrarsızlıkla, böyle o büyük devasa karanlık güçler,
bütün ülkelerin üzerinde en önemli silahları bunların. Bunlarla ülkeleri hegemonist bir yapının içerisine sürüklüyorlar. Şimdi uyuşturucu sadece Türkiye'nin problemi değil. Türkiye'nin tek başına, bakın açık söylüyorum bunu, tek başına çözeceği bir problem de değil. Çözebileceği bir problem değil. Evet, Türkiye'de biz Türk vatandaşları olarak, bu ülkenin insanlar olarak, biz var gücümüzle mücadele edelim, ahlaki olarak onları anlatalım, dini olarak onları anlatalım, insani olarak onları anlatalım, uyuşturucu satanlarla mücadele edelim, devlet olarak mücadele edilsin, ondan sonra bu uyuşturucu kullanları rehabilite edelim.
Bunlar hep böyle güzel, hamasi şeyler. Yani bu ümitsizlik değil, yol bu değil. Bakın yol bu değil. Yani uyuşturucuyla kesin kesin mücadele edilecekse, uyuşturucu satıcılarına öldürülmesi lazım. Bu size tuhaf gelebilir. İdam cezası çıkacak, uyuşturucu bir kimse satıyorsa, ister yarım kilo satsın, ister bir sigaralık satsın. Sattı mı, sattığı tespit oldu mu, oldu. O kimseyi ölüm cezası ile cezalandıracaksın, asacaksın, idam edeceksin. Satıcıların kökünü kurutmak lazım. Üreticilerin kökünü kurutmak lazım. Yani ülkeye birisi uyuşturucuyu içeri katarsa, içeride o kimsenin üzerine yakalanırsa, öleceğini bilecek. Bizim ülke içerisinde alabileceğimiz en etkili birinci önlem bu.
Bencesi bu. Bu eğer ölüm cezası buna gelmezse, adamlar sonuçta uyuşturucu satmaya devam edecekler. İnsanları zehirlemeye devam edecekler. Çocuklarımızı zehirlemeye devam edecekler. Bu birinci yapılması gereken asıl şey. Biz şimdi kendi içimizde, kendi dairemizde, bataklığı kurutmadan sivrisineklerle uğraşıyoruz. Ya bu ne demek biliyor musunuz? Uyuşturucu kullanan insanları, hani anetemler, bilmem ne temler var ya, uyuşturucuya müptela olmuş olan insanların, tedavi edildiği yerler. Ya buna siz normal hastalık gibi algılarsanız, nasıl şimdi millet hastanelerimi kuruyorlar, her büyük ile birkaç tane. Böyle millet hastanelerinden daha büyük, devasa böyle yerler kurmanız lazım.
Uyuşturucu pençesinin altına düşen insanları orada tedavi etmek için. Bunun sonu yok, mümkün değil bu. Bakın bu Hollanda'da var, Almanya'da var, İngiltere'de var, Belçika'da var, Avrupa'nın büyük ülkelerinin hepsinde de uyuşturucu müptelalı var. Ve devam ediyor bu. Ve aynı zamanda Amerika'da var, Kanada'da var, İngiltere'de var. Yani bu Hristiyan dünyada da uyuşturucunun pençesinde. Şimdi, uyuşturucuyu neden çok öne sürüyorlar? Bakın, içki, yani sarhoş edici maddeler komple ve uyuşturucu. Fuhuş buna bağlıdır. Bakın, dünya fuhuş piyasası ve fuhuş, bu uyuşturucuyla bağlantılıdır.
Anarşi, uyuşturucuyla bağlantılıdır. Bunların hepsi de bağlantılı şeylerdir. Dünya karanlık güçleri, bütün ülkelerin, bütün halkların, tabiri caizse milletlerin, içini boşaltıyor. Daha rahat yönetmek için. Dindar olanlara, dini içine kapanıklılık, dini sistemlerin içerisinde o kimseleri yönlendirme ve yönetme. Yani senin dindarlığınla alakası yok. Ama sen dindarlığını özgür bir şekilde kullanmaya kalkar, bir yere intisaplılığını özgür bir şekilde yapamaz ve onların istediği gibi bir intisap olur, onların yönetebileceği, yönlendirebileceği gibi bir din algısı sende olursa, onlar için sıkıntı yok. Hani işte bir tarikata intisap edeceksin, o tarikata hiyerarşik olarak başındaki şeyhe, başındaki zakire, başındaki nakibe, nügabba'ya, hani diyorlar ya, gassalın ölüye teslim olduğu gibi teslim olacaksın diye.
Bu doğru noktada olursa bir sıkıntı değil. Doğru noktada olmazsa sıkıntı. Oraya teslim oluyorsun ya, o senin her şeyini çözümlüyor. Her şeyini senin ilgileniyor. Evlenmeni, boşanmeni, ondan sonra hangi işi yapıp yapmayacağını, nereye oy verip vermeyeceğini, hangi siyasi teşekkülün içerisinde olup olmayacağını, hangi liderin peşinden gideceğini, bakın ben hani sohbetlerde derim ya, tarikat anlayışı yok bizde, biz sufiyiz, bizim bu noktadaki felsefemiz, ey oğul, ne zamana kadar altına ve gümeşe bağlı kalacaksın, hür ol,
bizim sufi felsefemiz budur derim ya, hep söylerim ya bunu, bu aslında ne dini otoriteyi, ne de siyasi otoriteyi, bakın ne dini otoriteyi, ne de siyasi otoriteyi, ne de tarikat otoritesini, takmamak değildir. Sorgulamak, eleştirel bakmaktır. Ben arkadaşlar bilirler, istişarelerde ben de dahil derdim zakirliğimde. Eleştiriye açığız. O normalde şimdi, eğer böyle olmazsa ne oluyor? Ondan sonra dergamın başındaki, tarikatın başındaki şeyh efendi diyor ki, veya cemaatin başındaki imam, yani cemaatler de böyle, x partiyi oy atacaksınız diyor, herkes güldür güldür güldür güldür, o partiye oyun atıyor. Veyahut da o cemaatlerin, tarikatlarının başlarında, abiler, zakirler, nakipler, mükabbalar var, onlar da o oligarşilik yapının içerisinde duruyorlar.
Onlar da diyorlar ki, şöyle yapacaksınız, benden habersiz dışarı çıkmayacaksınız, benden habersiz şeyhe gitmeyeceksiniz, benden habersiz şunu yapmayacaksınız, benden habersiz bunu yapmayacaksınız. O hala. Bu şeytani. Bu normalde, o deccalist yapının, dinin içerisindeki noktaları. Yani bir örneğin, herhangi bir siyasi partinin liderine, tam bir şekilde herkes itaat ediyor ya, yani bu ne demek, ister doğru ister yanlış, hiç önemli değil. O bir şey dediyse tamamdır, herkes ona gidecek. Herkes öyle yapacak. Eleştirel bakmak yok. Veyahut da hani bir bazen zaman zaman ben işte bu Hanefi'de böyledir ama, Maliki'de de bunun fetvası var, Maliki'ye göre de bunu böyle yapabilirsiniz dedim de, siz tamam sizden bir itiraz yok, dışarıdan hemen mezhepsiz misin?
Neden? O tahassüp noktasındaki Hanefi iştihadına, tabiri caizse, körü körü bağlı kalacaksın. O adam dinini yaşayamazsa yaşamazsın. Hiç önemli değil. Veyahut da mesela işte, bu tahassüptür bunlar. Bizim şeyhimizin şeyhimizin şeyhi böyle yapardı. Siz ne yapıyorsunuz şimdi? Yola edepsizlik, adapsızlık koydunuz. Allah Allah. Kardeş yaptığımız şey, Kur'an sünnetin dışında mı? Değil. Ya edepsizlik, adapsızlık dediğin şey, Kur'an ve sünnetin dışında olması lazım. Bakın bu da böyle tehlikeli bir yapıdır. Bunu İngilizler koydu bizim içimize. Ya normalde yolun başında, bir kimse bir şey yaparken, iyi niyetle yapıyor. Yani sufi anlayışı, tarikatlaşırken belki de, iyi niyetle tarikatlaştı.
Ama şimdi iyi niyet noktasında mı? Değil. Şimdi doğru noktada mı? Değil. Ben zaman zaman da Atatürk'ü, iyi ki kapatmış tarikatları diyorum ya, havaya sıçrıyor. Herkes, zıplıyor herkes. Ya nasıl söyler bu Atatürkçü de, şu şöyle de, bu böyle de. Görmüyorlar. Neden? Oradan geçiniyorlar çünkü. Neden? Orada onların heva ve hevesleri tatmin oluyor. Oradan geçiniyor çünkü. Herkes onun istediği gibi yapacak, cebine parasını koyacak, emredersiniz diyecek. Hayatını devam ettirecek o. onun hayatının devam etmesi için, böyle bir olmuşuma ihtiyacı var. Şimdi bu normalde, o büyük yapı var ya, bu büyük yapı, dine de el atıyor.
Yani dindarları da, birbirinin içerisine, kaosa sürüklüyor. Herkes birbiriyle uğraşıyor. Bir tarafta Şia var, bir tarafta Selefi Vahabiler var, bir tarafta Sünniyiz dediğimiz bizler var. Sünniler kendi içlerinde, çatışıyorlar. Sünniler kendi içlerinde çatışıyorlar. Tarikatçısı, cemaatçısı, okuyucular bilen, işte Risaleciler bilen, dörde beşe bölünmüş vaziyette. Bölünmesi lazım. Yoksa onları zapt etmek mümkün değil. Küçük küçük olacak, dörde beşe bölünecek. Ondan sonra onları idare etmek daha kolay çünkü. Arada birbirlerine atacaklar onlar. Sonra mesela, Türkiye'deki cemaatlere, tarikatlara bakın, herkes birbirine atar, birbirine söyler, birbiriyle didişir. Ya biz küçücüküz, bizim içimizde dahi var.
Bakın biz küçücüküz, bizim içimizde dahi var. O diyor, bu böyle mi olacak? Bu böyle olmaması lazım. O bana neden şöyle denmedi? Bana neden böyle denmedi? Bana şu oldu, bana bu oldu. Bizim içimizde dahi var bu. Bizinkiler heva heveslerinden, bizimkiler dışarıdan yöneltildiğinden ve yönlendirildiğinden değil. Heva heveslerinden. Yani işte örnekliyorum. Ömer'le şimdi Hüseyin birbiriyle atışıyorsa, bunlar heva heveslerindendir. Nefislerindendir. Ama yok, Ömer döndü, cemaatin içerisinde benle alakalı bir şeyler konuşuyorsa, eleştiriyorsa, ya nefsindendir, ya da satılmıştır, haindir. İkisinden biridir bunun. Üçüncüsü yoktur bakın. Ama kendi aralarında atışıyorlarsa, heva heveslerindendir.
Ömer diyordur işte, ne dinleyeceğim ya, Hüseyin abi de kimmiş, ben şeyhime bakarım. Ha tamam, o iyi iyi iyi iyi, tamam, yürüyor. Yol bulmuş kendine. Çok seviyor o şeyhi çünkü, vardır ya öyleleri. Ne ya, kimse mesela işte, Hacı Erkan da diyordur ki, Efe'lere kimse karışamaz benden başka. Ha tamam, harika ya. Vardır bunlar böyle kendi içlerinde, harika. Veya işte, meşhur ya, Ali'yi ne dinleyeceğiz ya Ali, Semazenbaşı ise Semazenbaşı. Ali, buraya karışamaz gibi. Bunlar heva hevestendir. Dışarıdan olan şeyler daha farklıdır. Ben o sesi iyi bilirim. Böylece ne yapıyorlar? Bu hegemonist güç, sadece uyuşturucuyla birbirinize düşürmüyor sizi. Uyuşturucu, terör, fuhuş, kumar, cemaatleri birbirine düşürme.
Ve onları öyle yönetme. tarikatları birbirine düşürme. Ve onları öyle yönetme. Onları yönetip yönlendiriyor onları. Siyasi partileri birbirine düşürme. Onları ayrıştırma, ayırma. Onları öyle yönetiyor çünkü. Onları da öyle yönetiyor. Yani onları bırakmıyor. Yani yok o MHP'li, o ülkücü, o seni de oynatırlar. Yok o AK Partili, yok o CHP'li, onu da oynatırlar. oynatmayacakları hiçbir yer yoktur. Bu şimdi uyuşturucu. O yüzden normalde bu meselenin bir tarafı. Yani beş parmaksa parmağın birisi bu. Uyuşturucu. Ama bunların hepsi de birbirine bağlı. Birbirine kenetlenmiş vaziyette. Yani siz bir kız çocuğunu uyuşturucuya alıştırmadan eskort yapamazsınız.
Onu uyuşturucuya alıştırmadan, uyuşturucu vermeden ona tecavüz edemezsiniz baştan. Onu pazarlayamazsınız. O böyle yani gönül rızalıyla ah ben kendimi pazarlamaya çıkayım. Öyle çıkmaz ilk önce. Siz şimdi sonuca bakarsınız. O eskortluk yapan veyahut da o fuhuşa çıkan kadını, kızı biz kerih görürüz. Tüh namussuz deriz. Onun geçtiği yolu görmeyiz ama. Arka perdesini, arka penceresini görmeyiz. O noktaya gelinceye kadar hang nerelerden geçtiğini onu görmeyiz biz. Veya bir çocuk, bir genç işte uyuşturucuya alıştırılır. İlk alışma noktasını görmeyiz. Nerede alıştı? Anne, baba sen dersini çok yapmadın da, az yaptın da, çok yaptın da, çalışmadın da bir sıfır al geldi.
Bak dersini şöyle yap geldi, böyle yap geldi. O çocuğu bunalttı. Anne, baba. O çocuk psikolojik olarak başarısızlığın sonucunda kendi kendine çöktü. Psikolojisi iyi değil. Oradan birisi dedi ki valla ben bir sigara içtim dedi. Her şeyi unuttum dedi. Çocuğun unutması gereken bir şey var. Ne var? Anne, baba çocuğa çökmüş ders çalış diye. Anne, baba çocuğun üzerine çökmüş haince, hunharca, acımasızca çökmüş. Bir, ya çocuk psikolojiyi bozacak, gidecek, antidepresan kullanmaya başlayacak, saçma sapan bir şeyler yapacak, saçmalayacak o çocuk. Eğer ders çalışmak ona ağır geliyorsa, ya da bir arkadaşı çevrede, okul etrafında, bir sigara iç, bir sigara içti, bitti çocuğun işi.
Oy, unuttu ya çocuk, imtihanı unuttu, dersi unuttu, sınavı unuttu, annesi laf söylüyormuş, babası laf söylüyormuş, gitti kafa onun. Bunun arka penceresinde, şimdi kim suçlu? Anne, baba suçlu, birinci derecede. Sen çocuk yanlışlık yapıncaya kadar, ne bu peşine, onu böyle bastırdın. Baktığın zaman, babaya baktım, sen ne iş yapıyorsun dedim, esnafım dedi, aç kaldın mı? Hayır dedi. Neyin eksik dedim, hiçbir şeyim dedi. E deme bu çocuk da esnaf olur, ne olacak ki dedim, okumazsa. Gider, çıraklık yapar bir yerde. Açı mezarım var. Benim gibi olacak mı?
E olmuşsun ya sen dedim. Sen olmuşsun ya, sen olmuşsun. Sen olunca, bir başkası olmayacak mı artık? Kız çocukları, erkek çocuklar, gencecik daha, ufacık daha. Aile boğazını sıkıyor onun. Çocuk bir taraftan, kaçırıyor. O baskıya dayanamıyor. Bir yerden çatlak su kaçırıyor. Bir şey yapıyor çocuk. Orada geldi, çocuğun önüne bir şey yaptı. Anne baba, arkasında bu var. Ve arkasında yaşadığı bir travma var. Annesi, babası evde habire tartışıyor. Zannediyorlar ki, anne babalar çocuklarının önünde habire kavga edince, böyle yüksek tonajlı tartışınca, sağlıklı bir şey yaptıklarını zannediyorlar.
O çocuk bakıyor, anne mutsuz, baba mutsuz, her gün kavga var evin içerisinde. Bitti, gitti çocuğun kafası. Aile onu görmüyor. O yüzden, ha bunları haklı göstermek için değil, onları kerih görmeyin. Onlarla bu noktada bağlantı kurabilirseniz, bağlantı kurun. Onun arkasında bir hikaye vardır muhakkak. O hikayesine bakmak lazım. Ama genel olarak, tabii o bataklığı kurutmak lazım. Bataklıkları kurutmak lazım. Bu da kolay şeyler değil. O yüzden mesela, bir de bizim gibi ülkeleri yönetmek ve yönlendirmek için sıkboğaz ederler. Yani siz idam cezasını çıkaramazsınız. İdam cezasını çıkarırsanız, o deccalist güçlerin, terörle sizi zayıflatmaya çalıştığı, onların teröristlerini siz öldüremezsiniz.
Siz NATO'nun teröristlerini öldüremezsiniz. Direkt bakın, adres veriyorum. NATO'nun teröristlerini öldüremezsiniz siz. Onları idam edemezsiniz. Öyle NATO'nun teröristlerini böyle öldürmeye kalkarsanız, çatlak sesler duyarsınız. Yani öyle gidip, ben terörle mücadele ediyorum, Irak'a gireyim, Suriye'ye gireyim, böyle tehlikeli işler yaparsanız, size abı altından sopa gösterirler. Siz onların iyi teröristlerini öldürmeyeceksiniz. Onlar gelip size operasyon yapacaklar, öldürecekler ama siz öldüremeyeceksiniz. O yüzden bunları yaparken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti tek başına bunlarla mücadele etmesi çok zor. Ama ucundan başlayabilir mi? Evet, en azından mesela, uyuşturucu adam küçücük bir şey de satsa, örneğin işte üç sefer ağırlaştırılmış müebbet hapsi, daha aşağı verilmez der.
Hani işte birisi gelse, şey yapsa, ülkede ihtilal de yapsa, en fazla olsa ne yapar? İşte bir af çıkarır. Müebbet olanlar, işte dışarı çıkacak şu kadar yatanlar der. Üç sefer müebbet verince, o gene içeride kalır. Bunun gibi böyle değiştirilmesi zor, hani böyle bir kanun hükmünde kararnamelerle veyahut da bir ihtilalle dahi değiştirilmesi zor olan uyuşturucuyla alakalı, iyi bir yasa çıkarmaları lazım ki, uyuşturucuyla mücadele edilsin, terörle daha iyi, daha rahat mücadele edilsin.
Zamanında Musa'nın kavmine kudret helvası ve bıldırcın eti indirilmiş, ikram edilmiş. Kudret helvası nedir? Dünyada var mıdır? Şimdi, bunlar böyle rumuzdur. Kudret helvası veya bıldırcın eti, işte İsa Aleyhisselam'ın havarilerine gökten, ondan sonra sofra indirilmesi, bunlar böyle peygamberlere has ve peygamberlerin mesajlarıyla alakalı şeylerdir.
Bunlar normalde, hani biz şimdi kudret helvası olarak biz onun tefsir edilen, kudret helvası olarak tefsir edilen o yiyeceği aslında kendi kendimize biz bunu anada düz mantıkla baktığımızda kudret helvası olarak görürüz. Bunlar hani meşrurdur ya, müteşabıhtır bunlar. Şimdi müteşabıhtırılınca, onun üzerinde vahyin ışığında, vahyin dairesinde akletmek düşer.
Bakın, vahyin ışığında akletmek düşer. Şimdi bunun üzerinde biz bugüne kadar gelmiş, geleneksel yorumların dışına çıktığımızda, millet taşlar bizi. Bu ayeti kerimelere biz geleneksel yorumlar içerisinde baktığımızda, gerçekten taşlar insanlar bize. Küfrümüze fetva verirler bizim. Normalde müteşabıhtırılınca, ayetlerin üzerine akletmek lazım, fikretmek lazım, iştahat etmek lazım. Onun üzerine, ama metafizik olarak yoğunlaşmak lazım, ama fizik olarak yoğunlaşmak lazım. Fizik görünen dünyevi kurallardır. Metafizik batini kurallardır. Ama İslam dünyası, dün de bugün de, bunların üzerinde, ne fiziksel olarak akletmeye çalışır, ne de metafizik olarak akletmeye çalışır.
Fiziksel olarak akletmedikleri için, metafizik olarak akledenleri de taşlar, küfrüne fetva verir. Muhyiddin İbni Arabi'yi verdikleri gibi, Hazreti Mevlana'ya verdikleri gibi. Bunlar çünkü metafizikte, önde olan kimselerdir. Bunlar böyle sözlü bırakmamışlar meseleyi, bir de yazılı hale getirmişler. Mesela oturmuş Muhyiddin İbni Arabi, bu meseleyi yazılı hale getirmiş. Zaten sorun orada. Yani onu yazılı hale getirince, taşlanmaya başlanmış zaten. Yani bunu sözlü olarak söylemiş olsa, örneğin, canım kardeşlerim, bu kudret helvası dediğiniz şey, bildiğiniz helva değil. Ya, ya insanlar oturuyorlardı, üç sefer Allah, Allah, Allah diyorlardı, Cenab-ı Hak onları duyuruyordu. Ve onlar helva yemiş gibi ağızlarında tat alıyorlardı.
Ve diyorlardı ki, evet biz helva yedik. Bunu normalde, bunu böyle, yani, böyle söylerken, sakın ha bunu böyle, aa, iyi attı tuttu demeyin. Metafizik boyutu bu bunun. Oturursun, sana bir virt verirler, o virti çekersin, açılın gider senin. Evet. Ondan sonra da hadis-i şerif tecelli eder. Beni Rabbim besliyor. Bu metafizik boyutu söylediğinde de, ama o metafizik boyutu, senin metafizik boyutundur. O ayeti kerimede, senin üzerinde tecelli eden ayeti kerimedir o. E bunun üzerinde, bunu söylediğinde de, ortalık ayağa kalkar.
Nasıl böyle bir şey olur? Bu kafeyi yedi, uyuştu, bunun küfrüne fetva verirler. Ama bunun fiziki boyutunu da, araştırmayı, bunun fiziki boyutunu konuşmayı, bunun fiziki boyutunu, anlamaya çalışmaz ki İslam dünyası. Korkar. Buna akletmek lazım. Bir şeyi çünkü, normal, pozitif akılla, ya fiziki boyutuyla açıklarsın bunu, ya da bunun kalbi ilim, harekete geçer, metafizik boyutuyla açıklarsın.
E şimdi fiziki boyut yok, bu noktada fizikten, kimyadan, astronomiden, matematikten bir haberiz. Uzun senelerdir. Bir haber olunca, bunun fiziki boyutunu anlatmak, fiziki boyutunu anlatması için, o kimsenin komple tekrar varlığı incelemesi lazım. Komple varlığın içerisindeki, fizik denklemlerine, matematik denklemleri incelemesi lazım. Bunların üzerinde yoğunlaşması lazım. E matematik ve fizik ve astrofizik, astrofizik denklemlerinin üzerinde uğraşmadığımıza göre, uğraşamadığımıza göre, bununla alakalı bir ilmi çalışmamız da olmadığına göre, üniversitelerimizde iki yüz yıldan beri, kes kopyala yapıştır taklit, kes kopyala yapıştır işte çalıntı, veyahut da bunun üzerinde sadece tercümeyle geçiştirdiğimizden dolayı, İslam dünyası bu konuda geride kalmış vaziyette.
Meselenin ayeti kerimelerin, ayeti kerimelerin fiziki boyutundan uzak, İslam dünyası komple. Bakın komple. Biz hiçbir zaman ayeti kerimelerin fiziki noktasından, fiziki denklemi üzerinden biz bir şey yapmak istemiyoruz, yapamıyoruz. Korkuyoruz da. Profesörlerimiz korkuyor, diyanetimiz korkuyor, bizim ilahiyatçılarımız korkuyor, tarikatlar korkuyor, cemaatler korkuyor, bütün herkes korkuyor. Yani biz Kur'an-ı Kerim'e mesela fiziksel açıdan bakamıyoruz, kimyasal açıdan bakmıyoruz, kimya ilmiyle bakmıyoruz, fizik ilmiyle, matematik ilmiyle bakmıyoruz biz Kur'an-ı Kerim'e. İşin en acı tarafı bu zaten İslam dünyasında. Peki, bakmadık. Biz metafizik açıdan da bakmıyoruz. Biz metafizik açıdan bakmamız için, sufilimizi derinleştirmemiz lazım.
Bakın, sufilimizi derinleştirmemiz lazım. Biz metafizik olarak sufilimizi de derinleştirmekten uzağız. Bunun için sufi noktada o kimsenin gönlü hür olması lazım. Biz onun gönlünü de hür bırakmıyoruz. Hani var, meşhur ya, ben bazen zaman zaman böyle şey yapıyorum ya, sen parmağını, parmağının üzerine tam denk etirdin mi, denk etirmedin mi? Hani işte devri velet yaptın mı, yapmadın mı? Yapın siz kardeşim devri veletinizi ya. Size laf söyleyen var mı? Biz bu noktadan da sufi olarak da derinleşemiyoruz. Yani sufilik noktasında derinleşmiş olsak, biz meselenin metafizini yaşayacağız. Yani Rabbin seni besleyecek.
Bunun metafizini yaşayacaksın. Şimdi hani kudret helvasını sormuş ya kardeşimiz, kudret helvasının tadını alacaksın. Rabbim seni besleyecek. Sen neyse o esnada senin perden, o perdede sen rızıklanacaksın. Ama normalde biz onu da evliya menkıbesine döndürüyoruz. Hani ben böyle meselenin içerisinde bir hani kulak delikli olsun. Arkadaşlar birinci gün bir lokma, ikinci lokma, ikinci gün bir lokma, üçüncü gün bir lokma, dördüncü gün lokma yok, dördüncü gün lokma yok, dördüncü gün zeytin, peynir, lokma yok, dördüncü gün sadece çay ve su, beşinci gün çay ve su, altıncı gün çay ve su, yedinci gün çay ve su, sekiz, dokuz, on çay ve su. Onu kendince sufi açıdan, ya yememiş, yaşayan birisi var, ya yalan söylüyor, ya yalan söylüyor, ya da bu işte bir derinlik var ya.
E dünya kelamı konuşmak yok, dünya kelamı konuşma, ben seni yasaklamam ama konuşma, imtihan o zaten. Sufi derinlik. E kardeşini incitme, sufi derinlik. onu öteleme, onu yitme, ona hizmet et, hürmet et. Sufi derinlik. Çatışma kimseyle, sufi derinlik. Sufi derinlik. E bizde o da yok. Yani biz bakıyoruz, adamın sakalı kaç santim, sarığı kaç metre, şalvarının genişliği ne kadar, biz cübbe giydi mi, giymedi mi, sarığı yandan çaklı mı sardı, önden çaklı mı sardı, taylasan mı sardı, kukulatası ne kadar kocaman, ne kadar kocaman değil. Sufi derinlik yok.
Bakın, sufi derinlik yok. Şeyhinde yok, sakirinde yok, çavuşunda yok, dervişinde yok, yok. Herkes böyle ufak tefek ritüellerle oynuyorlar. Bu sefer biz Kur'an'ın veya İslam'ın metafiziğinden de uzağız. Bakın, metafiziğinden de uzağız. Yani siz gider Emir Sultan Hazretleri'nin başında, huzur eder, zikrullah yaparsanız, taşlarlar sizi. Veya siz orada bir hal anlatırsanız, ey Müslümanlar, ey iman edenler, Allah'ı öylesine zikredin, öylesine zikredin ki, Cenab-ı Hak size yerin altından da, üstünden de haberdar etsin. Allah size bilmediklerinizi öğretsin. Bu metafizikten de uzağız. O zaman biz Musa Aleyhisselam'ın ve kavminin yediği, cennet nimetinin ne olduğunun üzerinde biz, geleneksel olarak söyleyeceğiz.
Kudret helvası. Aklınıza ne geldi kudret helvası olunca? Ya irmikten olmuştur, ya undan olmuştur. Öyle değil mi? Melekler kazanları kurdular, helva kardılar, getirdiler Yahudilere. Öyle mi? Cennetten güvercinleri tuttular, kızarttılar, getirdiler. Öyle mi? Ama enteresan bir şey, bunu bir ağaçtan alıyorlardı. Şimdi haydi ritüellere bak şimdi, rumuzlara bak. Kudret helvasından geçtik, ağaçtan topluyorlar. O ağaç ne ağacıydı? Hangi ağaçtan topluyorlardı? Şu helvadan geriye doğru gidince, ağaç çıktı önümüze. Cenab-ı Hak bir ağaçtan seslendi. Neydi bu ağaç? Haydi Yahudiler diyorlar ki, zeytin ağacıdı. Zeytin ağacı kutsal. Bir bakıyorsun, bin yaşında zeytin ağacı var.
Haydi zeytin ağacı kutsal olmuş oluyor. Kur'an'da da var zeytuni, kutsal. Haydi bir topluluk da incir ağacı diyor. Kur'an'da da incir var diyor. Sizin kitabınızda da incirden bahsediyor diyor. Biz meselenin metafizikinden de uzağız. Biz fiziğinden uzak olduğumuz gibi metafiziğinden de uzağız. O yüzden bu müteşabihler, ondan sonra da şöyle diyoruz. Ya müteşabihlerin üzerinde, normalde işte çok konuşmayalım, tartışmayalım. Geleneksel, klasik. Konuşmuyoruz, tartışmıyoruz. Ya bir şey efendim, sormak lazım ama. Ya bu ne anladın? Bize bunu anlat ya. Bu nedir? Böyle bir şey. Bu ayeti kerime gelmiş. Yani bu ayeti kerimeler sadece peygamberlere hasma sus mu? Yani buna iman eden bir kimse, bu ayeti kerimenin, ama metafizik olarak, ama fizik olarak tecelliyatına rağm olamaz mı?
Bu ayeti kerimeyi kendi halinde, noktasında göremez mi? Bu tabii sıkıntılı şeyler. Allah muhafaza eylesin. Can bulacağını anı bayram, cananı bayram, o bayram ola. Kul bula, sultanını bayram ol, bayram ola. Hüzne, keder, def ola. Dilde hicap, ref ola. Cümle, günah, af ola. Bayram, o bayram ola. Ben bunları terennüm ettim. Dilimde, bayramda hep. Çünkü sizinle bayramlaşamadım, size sarılamadım. Çünkü hocasında bekçiydim ve bir de Suriyeli çocuklarla hocasında psikopatları kavgaya tutuştu camide. Ben bunları arayıp bulayım, kavgayı durdurayım dedim.
İyilik yapayım. Ben yumruğu yedim. Kavga bitti. Olan bana oldu. Önce buraya yorumlayayım. Yani yumruğu yediysen nefsine uymuşsun demek ki. Öyle bir zamandayız ki yapılan iyilikler, kötülük anlaşılıyor. Hayır, doğru değil. Bakın, hiçbir zaman iyilik yap, kötülük bul. İyilik, kötülük olarak anlaşıldı. Bunlar, şeytanın sözüdür. Bu zaman iyilik yapma zamanı değil. İyilik yap, kötülük bul. İyilikler hep kötülük anlaşılıyor. Bunlar, şeytanın sözüdür. Sen o zaman, fi ise bilillah, iyilik yapmamışsın demek ki.
ne zamandan beri iyilik, kötülük olmuş. Bunun zıttı ne? Kötülük, iyiliktir o zaman. İyiliği terp mi edeceğiz? Allah muhafaza eylesin. Nasıl bir dünyada, iyilikler suistimal ediliyor. Nasıl bir dünyada yaşıyoruz bilmiyorum. Allah razı olsun demeyi boş ver. Takdir bile edilmiyorsunuz. Eski cami derneği başkanı bu yüzden görevini bıraktı. Çok iyi bir insandı ama hizmet edenler anlaşılmıyor. Çile çekiyorlar. Yazık. Bırak o zaman sende. Şikayet etme. Boş muhabbet bunlar. Allah muhafaza eylesin. Amin. Falevennehu Le El Fatiha Ma Selavet İn
Ej Destur

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi