mustafaozbag.org

613. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 31 Mayıs 2019 · 29:31

Çaylarınıza devam edin hem. Biz vakti değerlendirmiş olalım inşallah. Allah gecenizi ayır etsin inşallah. Tevhid çekerken insanların suretine bakın bakalım gerçeğini gibi bir şey söylemiştiniz. Zikrederken, hal görürken bir insanı şeytan suretinde görmek o insanın o günkü durumu mudur? Yoksa o insanın genel sureti midir? Böyle bir durumda bu yakınımız olan biri insana ne yapmalıyız? Bunlar normalde belli bir noktaya gelinceye kadar dervişler her gördükleri bu tip şeyleri bu benim nefsim diye düşünürler. Bu benim nefsim diye tefekkür ederler. Kendilerini terbiye ederler. İnternetten izlediğim biri Allah dostunun yüzüne bakmak 150 yıllık nafile ibadetten daha eftal diyor. Sizce bu ne kadar doğrudur?
Ben böyle bir hadis bugüne kadar okumadım hiçbir yerde. Bir şey diyemem. Allah affetsin. Bu devirde Abdülkadir Geylani olmak için günahsız aileden mi doğup büyümek gerekli? Günahsız aile bulur musunuz ki bu devirde? Veya herhangi bir devirde? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri hariç. Doğru dini hüküm değil. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni rüyada Müslüman olmadan öldüğünü bildiğimiz birinin suretinde görebilir miyiz? E sen Müslüman olmadan öldüğünü nereden biliyorsun? Son nefesinde yanında mıydın ki? Ramazanda bir saatlik etikafa girebilir miyiz?
Bir beldede en az bir kişi girmeli demiştiniz ya da nasıl yapmalıyız? Normalde saatlik etikaf da olur, günlük de olur, yarım günlük de olur. Ramazan etikafı on gündür sünnet olan öyle de olur, olur. Gece korkarak ağlayarak uyanan çocuklar için ne yapabiliriz? Felaknas okuyun, vermiş olduğumuz borç para zekata dahil olur mu?
Şimdi bununla alakalı birkaçtır soru soruyorlar. Bugün de biraz bu konunun üzerinde az bir şey de olsa çalıştım. Normalde hanefiler, bir kimseye borç para verdin, o borç verdiğin parayı zekata saymayı uygun görmemişler. Ancak şöyle demişler, işte o kimseye parayı vereceksin, o parayı kendi zekatını, kendi ihtiyarını alacak, sonra sana borcunu öderse ödeyebilir. Veyahut da işte borçlu olan kimse gelir, o kimseye der ki benim sana borcum var ama benim sana ödeyecek gücüm yok, bana zekatını ver, ben sana borcunu ödeyeyim der. O kimse ona tekrar para verir, o kimse onun zekatını öder. Hanefiler normalde, genelde ilk hanefiler böyle iştahat etmişler. Sonradan bu normalde bunu başka bir, nerede okuduğumu şimdi hatırlamıyorum ama bir yerde okuduydum bununla alakalı.
Hani borçlu olan kimseye borcunu alacağını sayabilirsin diye. Fakat genel yaygın iştahat bu konuda ilk söylediğim gibi, yani bir kimseye alacağınız varsa onu asla zekata sayamıyorsunuz. Ancak değişik şeyler, hani normalde o kimseye vereceksiniz parayı, o kimse gelecek size borcunu ödeyecek. Ama ödemeyebilir de, adamın çocukları aç örneğin evde. Veya kiracı, ev sahibi kapısına dayanmış evini boşlatacak. Önce sana mı, çoluğuna, çocuğuna mı? Önce çoluğuna, çocuğuna. Dikkat edin, önce çoluğuna, çocuğuna. Sana mı, çoluğuna, çocuğuna mı? Önce çoluğuna, çocuğuna. Bu net. Bir kimse çoluğuna, çocuğuna birinci derecede bakması, israfa düşmeden, gösterişe düşmeden. Adamın borcu var, gösteriş yapıyor. Adamın borcu var.
Gidiyor, lüks giyiniyor. Adamın borcu var. Gidiyor, harcıyor daha. Adamın borcu var. Yani olur olmaz, ne aldı, ne sattı belli değil. Borcu var adamın ya. Borçlu kimsenin normalde itidarlı davranması, israf etmemesi. Borçlu kimsenin dikkatli davranması, dikkatli harcaması, dikkatli ip içmesi, çalışması, koşuşturması, mücadele etmesi lazım. Ama insanlar bu noktada da, düzgün davranmıyorlar. O kimsenin borcu var, bir bakıyorsun, ne uçuk hayatlar yaşıyor. Borcu var, Allah, senden benden fazla yiyip içiyor. Senden benden fazla harcıyor. Borcu var. Veyahut da işte bir şey yapacak, ne şatafat, ne şatafat. Ya borçlu adamsın. Haline göre yaşa. Haline göre davran.
Bu sefer o alacaklının, onun üzerinde gözü var. O kimse diyor ki, bana borcunu ödemiyor, şöyle yaşıyor. Veya bana borcunu ödemiyor, şöyle giyiniyor. Bana borcunu ödemiyor, böyle mahsraf ediyor, böyle israf ediyor diyor. Haklı o da. Bu sefer ona kinleniyor. Adamın borcu var, millete ziyafet çekiyor. Lan borcun var, önce borcunu öde. Veya borcu var, ne israf, ne israf. Önce borcunu öde. Borcu var, ne gösteriş, ne gösteriş. Önce borcunu öde. Bu birinci derecede yapılması gereken şey. Yani bakıyorsun, borçlu olan insanlar daha uçuk hayat yaşıyorlar. Ben onlara artık, onların psikolojileri bozuk diyorum kendimce. Yani o kimse psikolojisini bozmuş. Veyahut da mesela bazıları vardır, hani kendisini ispat etmek ister.
Yani bakın ben de böyle yaşıyorum. Bakın ben de böyle yapıyorum. Kendini onunla öne çıkarmaya çalışır. Hani işte filanca restoranda yemek yiyor, selfie, restoranın şeyleri. O kendini ispat etme yolunda koşturuyor. İşte filanca da, bugün de böyle arkadaşlarla, dostlarla içiyoruz. Oh, selfie. Ya işte filanca yerdeyiz, selfie. Filanca mekandayız, selfie. Boy boy Facebook'a, Instagram'a fotoğraflar. Yediğini, içtiğini, giydiğini. Kadın erkek hiç önemli değil. Bunlar kişiliklerini tamamlayamamış insanlar. Bunlar kimliklere oturmamış, kişiliklere oturmamış. Bunlar kimlik ve kişilik bozukluğu. Psikolojik sendrom yaşıyorlar. Muhakkak tedaviye ihtiyaçları var.
Hasta, rahatsız, hoş görün. Toleranslı davranın. Neden? Rahatsız. Yani rahatsızlık illaki griple olmuyor. İllaki o kimse işte soğuk gangınlı olunca rahatsız olmuyor. Bunlar da dönemimizin psikolojik, psikolojik rahatsızlıkları. Bu dönemin gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine, ondan sonra herkes bu tip psikolojik, psikolojik rahatsızlıklar içindeler. Bu sefer eğer onların borçları varsa adam görüyor onu. Görünce, ulan bak diyor ya edepsize. Bana borcunu ödemiyor da restoran, restoran dolaşıyor. Veya bana borcunu ödemiyor da şöyle yaşıyor. Bana borcunu ödemiyor da böyle yaşıyor diyor. Haklı olarak. E bunun için o kimsenin önce borcunu düşünmesi, borcunu ödemeye çalışması, borcu için gayret etmesi.
Çoluğunu çocuğunu daha iyi yaşatmak için çalışması, gayret etmesi. Bunlar normalde farziyetten. Ama böyle yaptığı halde o kimse borcunu ödeyemedi. Şimdi normalde alacaklısı onun üzerine eski hanefi iştahatlarına göre o parayı eline verecek. Sonra o kimse borcunu ödeyecek. E öyle yapmayabilir de yapmayabilir. Biraz da hani tahacizkar bir durum bu. Yani ben sana zekatımı vereceğim ama sen de bana borcunu ödeyeceksin. Yani biraz böyle bir şey veyahut da anlaşmalı. Ben sana borcumu ödeyemiyorum. Bana zekatını ver ben sana borcunu olarak geri döndüreyim. Ama normalde işte bir kısım sonraki hanefiler bunun böyle olmaktansa işte hani borçlu olduğu kimseye senin bana borcun yok.
Bu konuda rahat et. Hani veyahut da ben sana borcumu senden olan alacağımı zekatıma saydım. Bana borcun yok. Veya senedi çeki varsa elinde al bu senedini canım kardeşim. Bana borcun yok demesini evla görmüşler. Sonradan tabi bu Diyanet'in Din İşleri Yüksek Kurulu da bu noktada bir iştahat yayınladılar. Hani bir kimsenin hani borçlusuna böyle diyebileceğini bunun da zekata sayılabileceğine dair Din İşleri Yüksek Kurulu'nun böyle bir fetvası var.
Şimdi önceki yani cumhuriyetten önce veya iki yüz yıl, üç yüz yıl önce de ortadaki yani ilk hanefiler değil ortadaki hanefilerin de buna benzer iştahatları var. Bunları cem edince bir de ayet-i kerime Bakara'da bugün daha yeni taze bilgi. Bakara ayet iki yüz seksen hani o kimsenin borçlularının borçlulara zekat verileceğine yine Tövbe Suresi ayet atmış zekat verilecek kimselerin içerisinde borçlular var.
Bu ayet-i kerimelerin ışığında bir kimse alacaklı olduğu kimseye ben senin şu kadarını işte veyahut da hepsini bunu normalde zekatıma saydım bana borcun yok demesi veyahut da o kimseye zekatıma saydım demese dair bana borcun yok bundan bu saatten sonra çek varsa çek senet varsa senet al çekini senedini bana borcun yok demesi zekat olarak geçtiğine dair yenilerin iştahatları var. Hem ortadaki hanefilerin hem de diyanetin. Eski hanefiler bunu böyle kabul etmemişler. Bunun da altını çizelim. İşte normalde burada bunun ardından bu çıkıyor. Yani bir kimse alacağını alamadı karşıdaki kimseden. Yani uğraştı uğraştı bu da doğru nokta.
Uğraştı uğraştı alamadı. Eee alamadı alacaklarının hepsini de zekata saymak. İşte burada bu tehlike çıkıyor orta yere. Bunu ben şöyle ayırt ediyorum. Şöyle ayırt ediyorum. Bir kimse gerçekten çok samimi. Yani borcunu ödemek için gayret gösteriyor. Borcunu ödemek için gayret gösterirken yani onun kafasında, niyetinde veya halinde, ahvalinde böyle bir hani ödememe anlayışı yok. Kimisinde ödememe anlayışı var. Bunu normalde bugün de bayanlardan birisi şey yaptı. Elden böyle küçük bir para almış. Ticaretin dışında. Bunu buradan bunu kabul edebilir mi? Evet. Bana derseniz ki, burasını söyleyin. Sen ne yapardın? Ben böyle yapmazdım. Ben alacağımı zekata saymazdım.
Benim alacağım ticaretse ben onu zekata saymazdım. Bu çünkü ticaret erbabının içerisinde insanların borçlarına karşı olan ciddiyetini, samimiyetini, ticaretlerine karşı olan disiplini yok edeceğine inanıyorum. Yani ticaret yapanlarda şöyle bir mantık gelişebilir. Tehlikesi bu. Ne olacak lan zekatına saysın ya. Bu çıkabilir ortaya. Biz çünkü bunu istismara açıkız ve rahatız. Ama ben böyle biraz daha komün düşüneyim. Yani işte dergahın içerisinde kardeşlerinin arasında böyle şeyler varsa uygulayabilirler. Ticaret değil maksatları. Birisi bin lira, iki bin lira bir borç almış yüz yüze bakıyorlar filan pişman.
Ama ben bu noktada hani kendimce, kendi durduğum yer ilk hanefilerin durduğu yer. Yani herkes ticaretini düzgün bir şekilde, disiplini bir şekilde yapsın. Allah bizi affetsin. Şimdi bu borç para meselesinde bir sıkıntı daha var. Bir kimse borç para verirken günü belli değil ise, borç para veriyorsunuz ya veya borç para alıyor veya borç para veriyor ticaretin dışında.
Bir kimse borç para veriyorsa, gün yoksa o kimsenin ne zaman eline geçerse o zaman öder. Ona gün konmaz bir daha. Eğer günlü borç para alıyorsa o kimse, hani dedi ki örneğin işte, Yusuf Hoca bana üç aylığına beş bin lira verir misin? Günlü bu. Üç ay sonra ben Yusuf Hoca'ya beş bin lira vermek zorundayım. Ahdini yerine getireceksin, taahhüdünü yerine getireceksin. Yusuf Hoca'dan onu bir daha hissetmeyeceksin. Onu götüreceksin, gününde vereceksin. Bu işin doğru noktası. Bunu şaşırmayacak. Derviş kardeşler de kendi aralarında bunu yapıyorlarsa ki yapanlar var, gevşetmeyecekler.
İnsanları dervişlikten ve derviş kardeşlerle olan bu tip yardımlaşmadan bıktırmayacaklar. Yola zarar vermeyecekler. Birbirlerinden bu tip alışveriş ettilerse, bunda taahhüdlerini yerine getirecekler. Ha gün koymadı. Bana beş lira verir misin Yusuf Hoca dedim, o da veririm dedi. Günü yok. Ben ne zaman elime geçerse o zaman ödeyeceğim. Elime geçer de ödemezsem o zaman ben de zalim oldum. Hatice Şerif öyle. Allah bizi affetsin. O yüzden bu borç, vermiş olduğunuz borç biraz zekata dahil olur mu? İşte bu noktada yeni iştahatlar var. Bir kimse o yeni iştahatlara kendince uyabilir mi? Uyabilir. Bunu böyle yapabilir mi? Yapabilir. Ha ben eski iştahatta duruyorum.
Hanefilerin eski iştahatı. Borcunu zekata sayamazsın. Ancak belli şeyler var. Vereceksin o kimseye parayı. O kimse sana öder, ödemez o ayrı mesele. Veyahut da o kimseye örneğin varsa elinde senet, ondan sonra o kimseye senet miktarı kadar para vereceksin. O senedini ödeyecek gibi. Bak gene aynı alacaklı olduğumuz parayı zekata dahil edilir mi? Evet. Dahil edilip de mi hesaplayacağız? Evet. Bu alacaklarla alakalı hüküm farklı yalnız. Bir kesin gelecek olan alacaklar. Yani o kimse kesin, o şey değil. Bir de kesin olmayan alacaklar var. Hani az önce bizim İbrahim diyor ya, alacaklar var. Onları sayar mıyız? Canı yanmış diyor alacaklar var. Sayar mıyız?
O alacaklar normalde eğer kesin değil ise, orada sıkıntılı, tereddütlü ise onlar zekata dahil edilmez. Ama siz ticaret yapan kardeşler, durumunuz yerindeyse onları kesin gelecek alacaklar listesine koyun. Zekatını verin. Allah bereketlendirsin inşallah. Arkadaşlar uzun soru yazmayın diyor. Uzun yazıyorsunuz.
Üçüncü katta oturuyoruz. Evi karınca bastı. Onlardan kurtulmak için ilaç kullanmak mı lazım yoksa ne yapmalıyız? Her birinin kulağına ayrı ayrı söyleyebilirsiniz. Evi terk edin diye. Biz sufiler, bir börtü, böcek, hayvan, haşat bize zarar vermedikçe biz onları öldürmeyiz. Bunu bir aktarlar satıyor herhalde.
Böyle bir değişik bir bitki var. Onun böyle öğütülmüş tozunu serpeliyorlarmış. Karınca gelmiyormuş o bitki tozuna. Neyse onu öğrenebilirsiniz. Bizim Beytullah biliyordur onu aktar ama hoş... Tarçın mı? Tarçını serpeleyince gidiyor. Kalmıyor yani. Tarçın serpeleyince kalmıyormuş. Hem güzel eviniz tarçın kokar. Harika ya. Tekke de denediniz. Orayı terk ettiler. Tamam. Tekke de denenmiş. Belki de tekke mübarek yer. O yüzden de olabilir. Ama tekke de denenmiş. Tarçından terki diyar etmişler. Duyanlar duymayanlara bildirsin.
Bu sene gerçekten çoklar herhalde. Bu havalar çok yağışlı olunca. Hayvanlar kuru yerlere gidiyor demek ki. Dergahtaki arkadaşlar birbirine her zaman selam vermeli mi? Evet. Selamı yayınız. Hadis-i şerif. Dergahta insanlar birbirlerine selam vermezse kim birbirine selam verecek? Biz daha fazla selamlaşacağız hatta. Sahabe böyle bir küçük bir taş, kaya parçası böyle küçücük. İkiye ayrıldıklarına birleştiklerine tekrar selam verirlerdi. Birbirlerinize selamı yayın inşallah. Gözümü haramdan bir türlü koruyamıyorum dua eder misiniz? Allah'ı çokça zikredin. Eşini sevmeyen bir insan çocukların hatırı için eşiyle birlikte yaşayabilir mi? Saygı gitti mi, sevgi de gider mi?
Ya bir insanın yani eşini sevmemesi düşünülemez. Ama diyelim ki böyle bir içinde sevgisi kalmadı. Çocukları var. Ben çocuklarımın hatırına evliliği yürüteyim der mi? Der. Kadınlar da erkekler de bunu yapar. Bir de şey, bu genel Türk halkının halidir bu. Böyle genel olarak insanlar işte çoluğumuz çocuğumuz var, evliliği yıkmayalım. Çoluğun çocuğun hatırına evliliğe devam edelim derler. Öyle ederler. Bizim insanımız bunu devam ettirir. Eski gelenektir bu. Bir taraftan bakıldığında güzel mi? Güzel ama bir tarafından bakıldığında 20 yıl, 30 yıl, 40 yıl insan sevmediği bir kimseyle hayat yaşayacak kolay bir şey değil. Babam rasim geniş vefat etti. İnna lillah inna ileyhi raciun.
Allah taksiratını affetsin inşallah. Yüce yaratan kainatı yaratırken and olsun ki kainatı biz yarattık ve biz genişlettik demiştir. Biz derken neyi söylemek istemiştir? Müteşabih bir şey biz demesi. Herkes ona bir mana vermiş. Bir mananın anlamı yok. Allah biz demiş. Öyle lütfetmiş, öyle demiş. Öyle ihsan etmiş. Öyle ikram etmiş. Öyle emretmiş. Bunun üzerinde biz, onun üzerinde biz sufiler, ya bizden neyi kastetti, çoğul mu kastetti, tekil mi kastetti? Bunun üzerinde uğraşmayız. Neden uğraşalım ki? Kalbi sıkıntılı olan, çürük olanlar bunların üzerinde uğraşırlarmış. Bunlar böyle kalbi çürük olanların imtihanlarıdır. Bu tip ayet-i kerimeler.
Biz bunun üzerinde fazla, üzerinde duracağımız bir şey değil. İnsanlarındaki kötü ahlakı gördükçe, o tür insanlara yaklaşık selam bile veresim gelmiyor. Bu benim kendi eksikliğim mi? Yoksa bu bir Müslüman'da görülecek bir durum mu? Sufilik yolunda bu tür insanlara sabır göstermek mi gerekiyor? Yoksa onlardan uzaklaşıp nefsiyle mücadele eden dostlarla mı beraber olunmalıdır? Bir insanın beraber olacağı insanlar ayrıdır. İnsanlara selam vermek. Onların yanlışlıklarını, eksikliklerini gördüğün halde onlarla muhabbeti kesmeden, ola ki bir kelime ben de ona anlatabilirim, ola ki ona bir harf öğretebilirim düşüncesiyle irtibatı kesmemesi lazım. Komşuluktan anlatır mısınız?
Komşu dediğin yakın çevresine hasetlik yapıp da uzak kişilere tatlı dil, süslü diller dökmek mi? Etrafına zarar verip uzaktakilere kendini iyi göstermek mi komşuluk? Biz iyi olalım. Bir başkasının ne yapıp ne yapmadığını biz neden çok önemsiyoruz ki? Biz inatla iyi komşu olalım. Biz bir başka komşumuzun eksikliğiyle, noksanlığıyla neden uğraşalım ki? Biz iyi komşu olmaya devam edelim. Biz iyiliğe devam edelim. Etrafımızdaki insanlar kötü oldu da veya kötü olsa veyahut da yanlış olursa ne yapacağız? Yani onlara biz iyilik yapalım, iyi olmayı öğretelim, iyi olmayı gösterelim, devam edelim. Eşimin amcasının kızına zekat verilir mi? Evet. Bir de eşimin teyzesine fitre zekat verilir mi?
Evet. Şehir dışında ikamet ediyor. E Hanefiler şehrin dışına zekatın gitmesini çok uygun görmemişler. Oruç tutan mı affedilir? Oruç tutan, teravih kılan mı? Tam olarak nasıldır? Oruç tutup birkaç teravih kılamayan affedilmez mi? Kim Ramazan orucunu tutarsa, bir hadis-i şerifte gecesine ihya ederse, annesinden doğduğu gün gibi tertemiz olur. Kim otuz Ramazan orucunu tutarsa, Allah onun bir yıllık, bir yıllık geçmiş yılın günahlarını affetirir. Kim Ramazan orucunu tutarsa, işte gecesine ihya yok o hadis-i şerifte, onun bütün hayatı boyunca işlemiş olduğu günahları affeder diye üç farklı hadis var. Biz bunun gücümüz yetiyorsa, kim Ramazan ayında orucunu tutar, gecesini ihya ederse, gözümüzü oraya dikelim.
E böyle yapamadıysak da hiç olmazsa Ramazan ayında oruçlarımızı tutalım, gücümüzün yetince teravihleri kılalım inşallah. Gece teheccül namazına kalkayım da şu işlerim düzelsin diye dua edeyim niyetiyle gece kalkıp namaz ve dua etmekte bir sakınca var mı? Yok. Bayramda veya akraba ziyaretlerinde akrabamız veya komşularımızdan yaşlı kadınlar bizimle merhabalaşırken gelip sarılıyorlar.
Yaşlı kadınların bize sarılması uygun mudur? Veya bu durumda ne yapmamız gerekir? E normalde yaşlıysa, annemizden yaşlıysa onlar veya annemiz yaşındaysa, Hanefiler caiz görmüşler, uygun görmüşler. Misvak kullanma sünnetini çok seviyorum. Bir hadis şeritte oruç tuttuğunuz zaman sabahleyin misvaklanın, akşamleyin misvaklanmayın buyuruluyor. Akşamleyin misvaklanmayın dediğinde iftarda yemek yedikten sonra misvak kullanmayalım mı diye düşünmemiz lazım. Ya da nasıl anlamalıyız? Akşam iftar vaktinde misvaklanmayın. Çünkü oruçluğunun ağzının kokusu Cenab-ı Hakk'a mis gibi gelir ya, o yüzden. Cüneydi Bağdedi Hazretleri diyor ki, kalbe gelen dört şey, havatır, bir Allah'tan gelir, iki meleklerden gelir, bunlardan ilham olur, salih kullar için.
Üç nefisten gelir, dört şeytandan gelir, öfke ve gazaba ve vesveseye sebep olur. Diğer, ben nota aldım, bunları bana gelen ilhamlarda acele etme, ağır ol, sabırlı ol, sakin ol diyor. Bunu melekler mi yoksa Allah mı ilham ediyor bana. Kimseye kin tutma diyor, sen hep tevazılı ol diyor. Bırak senin üzerine gelsinler, sen onların üzerine gitme, herkes çok yer içer, sen az ye. Ve iç, herkes çok konuşursa sen az konuş. Herkes az zikrederken sen çok an, beni zikret diyor. Bunları ben oruçluyken oluyor, bana bunları herkes uyurken çok sen az uyu diyor. Ne dersin? Ne diyeyim? Allah yardımcın olsun. Ne güzel bak kalbin ilham alıyormuş demek ki. Harika.
Allah mübarek eylesin inşallah. Kalbi ilham alanlardan eylesin cümle kardeşlere. Fâleven la hû. Allah. El Fatiha mâh s-salamu t-hâ.
Amin. Ey Jumayin. Ne istir.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi