Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 10 Mayıs 2019 · 34:41
Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah, gündüzlerinizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah, Allah Ramazan ayınızı mübarek eylesin, gecelerini ihya edenlerden, gündüzlerini de oruçlu geçirenlerden eylesin. Ümre esnasında bir tanıdığımızın sırtında Türk bayrağı olduğu için sorguya çekmişler, Suud hükümeti Türklere karşı neden bu kadar katı, sevmiyorlar Türkleri, yani sonuçta 400-500 yıl Türkler orayı idare etmişler, Ümmet-i Muhammed'e hizmet etmişler, ırkçı bir yaklaşımla Türklere karşı düşmanlar,
Yani Suud'un o devlet erkanı, ne yazık ki Türklere karşı düşman. O yüzden bu tip şeyler normal. Bütün günahlarda ve de inatla küfre giden yol var mıdır? Normalde evet bir kimse günahta ısrar ederse Allah muhafaza eylesin, biz ona küfür ehli diyemeyiz ama küfre düşmeye yakın yola girer. E küfre giden yol var mı? Bir kimse inkar noktasında var ise küfür ehli olur, küfre yaklaşmış olur. Allah muhafaza eylesin.
İnkar ederse küfre düşmüş olur. Ama ayeti kerimenin birisini ama mütevatir bir hadis-i şerifi inkar ederse ama helallardan birisini haram görürse ama haramlardan birisini helal görürse, küfür Allah muhafaza eylesin. Geniş bir konu. Peygamber Efendimiz yediği zehirli et yüzünden mi vefat etti yoksa zehri tamamen vücudu attı ateşten mi vefat etti? Bizi aydınlatır mısınız? Yani çok ateşli olduğu kesin. Çok ateşli olduğu için ateşinden dolayı bayıldığı da kesin. Ateşinden dolayı bayılınca normalde soğuk suyla yıkadıkları, başından aşağı su döktükleri, defalarca abdest aldığı bunlar da kesin. Ama bir rivayet var. Hazreti Ayşe annemiz naklediyor. Ona diyor ki benim ölüm sebebim o Yahudi kadının yedirdiği zehirli ettir diyor.
O yüzden ölüm sebebi o ateşli hastalık mıdır? Yoksa zehirli etmedir? Kesin bir nokta yok. Tuvalete girip temizlendikten sonra abdest alıp akıntı gelince abdest bozulur mu? Evet. Vücudunuzdan herhangi bir akıntı çıksa önünüzden, arkanızdan veyahut da vücudunuzun herhangi bir yeri aksa özürlü olmadığı müteçe abdest bozulur. Belediyenin yol kenarındaki otopark uygulamasında ücreti vermemekle hakka girmiş olur muyuz? Bu para otopark sisteminin haricinde belediye ve resmi hiçbir kurumda borç gözünmüyor. Darül Harbi göremin Darül İslam'a göre mi? Sabretmek için sabrettiğimiz eylem üzerinde düşünüp onu çekmemiz mi gerekir?
Yoksa işimizi Allah'a bırakıp o olay üzerinde düşünmememiz daha mı doğru? Sabır ibadettedir. Sabır başımıza gelen, bizim elimizin ürünü olmayan, dışarıdan başımıza gelen herhangi bir musibete karşı metanetli davranmak, onunla mücadele etmektir. Sabır nefisle mücadelede muhkim durmaktır. Sabır ibadette muhkim durmaktır. Sabır Kur'an ve sünnet dairesinde muhkim durmaktır. Zalimin zulmüne karşı veyahut da kafirin küfrüne karşı mücadele edilir. Bir kötülükle mücadele edilir. Bir yanlışlıkla mücadele edilir. Birisinin heva hevesiyle mücadele edilir. Bir kimse heva hevesinden size bir şey yapmaya çalışıyor. Onunla mücadele edilir.
Kur'an sünnetin dışında bir şey var. Onunla mücadele edilir. Ümmet-i Muhammed benim tespit ettiğim kadarıyla sabırla alakalı mesele acizlikte kullanıyor. Zayıflık olarak kullanıyor. Yani bir şeye gücü yetmiyor. Onunla mücadele etmeye gücü yetmiyor. Onunla Kur'an sünnet dairesinde savaşmaya gücü yetmiyor. Kendinde o gücü görmüyor. Diyor ki ben buna sabrediyorum. Bu doğru bir yaklaşım değil. Çünkü nerede bir zulüm varsa biz o zulümle mücadele etmekle mükellefiz. Nerede bir haksızlık varsa biz o haksızlıkla savaşmakla mükellefiz. Nerede birisinin hakkına riayet edilmiyorsa, hakkı yeniliyorsa biz onunla mücadele etmekle mükellefiz. Bir erkek eşine zulmediyorsa o eşine karşı mücadele etmekle mükellef.
Bir anne baba çocuğuna zulmediyorsa o çocuk anne babasıyla mücadele etmekle mükellef. Nerede bir zulüm varsa zulümle mücadele etmek Müslümanların boynunun borcu. Nerede bir haksızlık var ise Müslümanların mücadele etmesi boynunun borcu. Nerede bir hukuksuzluk varsa, nerede bir adaletsizlik varsa iman ehlinin yerinde durması mümkün değil. Onunla mücadele etmesi farzayın. Eğer normalde zulümle mücadele etmezse bir kimse onun namaz kılması onun kendisini kurtarmaz. Çünkü zulümle mücadele etmeyen kimse zulme dolaylı olarak yardımcı olmuş olur. Bir haksızlıkla mücadele etmeyen bir kimse dolaylı olarak haksızlığa yardımcı olmuş olur. Bir kötü ahlakla mücadele etmeyen bir kimse göz göre göre kötü ahlaka karşı susuyorsa o kötü ahlakı desteklemiş olur.
Yani biz bunları unuttuk. Bize din olarak namaz kıl, oruç tut, başını ört, sakal bırak, cübbe giy, salvar giy, yürü. Çünkü evde haksızlık varmış, sokakta haksızlık varmış, iş yerinde haksızlık varmış, yönetimde haksızlık varmış. Bir yerlerde hukuksuzluk, kol geziyormuş. Bir yerlerde insanlar haksız, hukuksuz, adaletsiz bir şekilde insanların malına, canına, namusuna, şerefine, haysiyetine kast ediyormuş. Biz bunlarla mücadele etmeyi kendimize şiar edinmedik. Bizi uyuttular. Şimdi ben böyle konuşunca herkesin okları benim üzerime geliyor. Risale okuttular, risalelerle okuttular. Süleyman İlmi Tunal dediler, Süleyman İlmi Tunal'ın normalde ne yaptığını görmeden öyle uyuttular. Tarikat dediler, tarikatla uyuttular.
Şeyh Efendi dediler, şeyhle uyuttular. Cemaat dediler, cemaatle uyuttular. Parti dediler, partiyle uyuttular. Uyu bebek uyu, uyu bebek uyu, uyu bebek uyu. Yüzyıllardan beri biz uyuyoruz biz. Yüzyıllardır uyuyoruz biz. Şimdi risalecisi kızacak bana, refahçısı kızacak, particisi, purticisi, cemaatçisi, tarikatçisi kızacak bana şimdi. Kızın nereye kadar kızıyorsanız, kızın bir haksızlık için, bir haksızlık, bir hukuksuzluk için, bir adaletsizlik için, bir zulüm için hiçbir şey yapmıyorsanız, yemin ediyorum vallahi de, billahi de siz Müslümanların yüz karasısınız. Yüz karasısınız. Siz normalde İngilizlerin peşine gitmiş, İngiliz soytarızsınız. Ben böyle söyleyince canları sıkılıyor.
Canım kardeşler, Müslüman, Mümin, nerede bir adaletsizlik varsa ona karşı durandır. Mümin nerede bir haksızlık varsa ona karşı durandır. Mümin nerede bir hukuksuzluk varsa ona karşı durandır. Müminin vasfıdır bu. Mümin namaz kılma makinası değildir. Yahudi, Beni Kurayza Yahudisinin birisi, Müslümanın başının örtüsünü çekti kadının, yanındaki Müslüman da normalde ona müdahale etti. Müdahale edince o Yahudi, o Müslümanı katletti. Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ikindi namazı girmişti. Namazı girmişti, ezan okunmuştu, namazı kıldırmadı mescitte. Dedi ki kardeşinizin intikamını alın önce. Kardeşinizin intikamını alın önce dedi. Önce kardeşinizin intikamını alın dedi.
E biz kitap okuyalım, dünya hallolacak. Biz oturalım, hep beraber zikredelim, dünya hallolacak. Bir şeyhe intisap ettik ya, dünya hallolacak. Ooo sen hiç önemli değil. Her şey olur. Bir partiye intisap ettik ya, dünya hallolur. Her şey hallolur. Yok. Şu içinde bulunduğum topluluk dahi, eğer kendi içerisinde adaletsizlik varsa, hukuksuzluk varsa, zulüm varsa ve oradaki bir derviş kardeş, burada adaletsizlik var, zulüm var, hukuksuzluk var deyip de bunu yapan kimseye nasihat etmiyorsa, ona yırşat etmiyorsa, ona bu noktada dur yapma demiyorsa, biz burada hiçbir şey öğretmemişiz ona.
Bize de yazıklar olsun. Biz, birisi bize bir haksızlık yapıyor, sabrediyoruz diyoruz. Sabır o değil. Sabır o değil. Sabır size birisi hata yaptı, size birisi yanlışlık yaptı, ona ceza vermeye muktedirsin, onun boğazını sıkmaya muktedirsin. Ona diyorsun ki bir daha yapma bak, senin boğazını sıkarım aslında ben. Ama sıkmıyorum, sabrediyorum, bir daha yapma bunu. Sabır o. Ama bizde öyle değil ki. Bizim eşlerimiz, bizim zulmümüze karşı çıkmış olsa, biz boşarız onları. Biz de zalimiz çünkü. Bizim çocuklarımız, bize normalde desek ya, bu konuda haksızlık var, evlatlıktan red ederiz.
Biz de zalimiz çünkü. Bizim içinde bulunduğumuz topluluktan bir kimse gelse, ya burada haksızlık yapıyorsunuz dese, biz onu dergahtan kovsak, biz de zalimiz. Onu ötekileştirsek, ötelesek onu. Normalde onu biz böyle sanki hastalıklıymış gibi, halakanın dışında tutsak, biz de zalimiz. Bize nasihat etse bir kimse, biz onun nasihatinden canımız sıkılsa, biz onu bir çıt ileri doğru içsek, biz de zalimiz. O yüzden sabır namazda, ibadette, güzel ahlakta, nefisle mücadelede, küffarla cihad etmekte. Dimdik durmak, sabır verdiğin sözde dimdik durmak, sözünü bozmak.
Yoksa bir zalim zulmediyor, ona karşı mücadele etmekte sabırlı davranmak. Onun zulmüne sessiz kalmak değil. Allah muhafaza eylesin. 29 yaşında bekar bir gencim. Merhamet sahibi bir insanı, fakat zaaflarıma karşı gelemiyorum ve zina ediyorum. Bundan kurtulmak için ne yapmalıyım? Hızla evleneceğim. Bu zamanın büyük hastalığı, kadınlarda da var, erkeklerde de var. Anne babalarda da var. Bir, anneler, babalar, evlenme çağına gelmiş olan çocuklarını evliliğe teşvik etmiyorlar. İki, evlilik çağı gelmiş olan erkek ve bayanlar evlenmeye sıcak bakmıyorlar. Ama gidip zina yapıyorlar.
Kadını da erkeği de. İslam toplumunun en büyük hastalıklarından birisi haline geldi zina. Yok. 10 yılda %2760. 10 yılda %2760 zina. Bu büyük hastalık. Yani önceden şöyleydi, yani işte belli bir kesim bu işle iştigal ederdi. İşte flörtti onlar için, sevgiliydi. Çağdaşlıktı, ilericilikti, normaldi. Şimdi her tarafa bulaştı. Şimdi hiç kimsenin birbirine söyleyecek bir sözü yok. Şu anda toplum olarak hiç kimsenin birbirine söyleyecek sözü yok.
Bu hastalık herkesin içini, dışını, altını, üstünü getirdi. Acı bir şey. Allah muhafaza eylesin. Ne bayanlar evlenmeyi düşünüyorlar, ne erkekler evlenmeyi düşünüyorlar, ne de anne babalar çocuklarını evlendiriyorlar. Onun armudun sapı var, üzümün çöpü var, ben ona mı layıkım, o bana mı layık, ben böyle bir kızla mı evleneceğim, yok ben böyle bir kadınla mı evleneceğim, yok ben böyle bir adamla mı evleneceğim, evlenecek olduğu adamın, arabası düzgün olmalı, markalı olmalı, evi düzgün olmalı, böyle milyonluk evlerde oturmalı.
Herkes böyle bir havayı uçuyor. Herkesin kendisine göre bir hayat standardı var. O hayat standardını yakalamalı. Eee? Eee ne oldu sonuç? Sonuç zina. Allah muhafaza eylesin. Özgüven nedir, nerede, nasıl kullanılır, dervişin edebi nasıl olmalıdır? Özgüven bir kimsenin Kur'an sünnet dairesinde Allah'a güvenip bir işinin altından kalkabileceğine dair makul, malum noktadaki kendine olan güvenidir.
Bu olması gerekir mi? Evet. Ama bu Allah'a yaslanaraktan, Allah'a dayanaraktan, Allah'a dayalı bir özgüvendir. Öbür türlü Allah'a dayalı bir özgüven olmazsa o şirk olur zaten. Allah muhafaza eylesin. Bir Müslüman kendince, kendi malumunu ve makulünü tespit edip, iştahat edip, kendi üzerinde özgüven sahibi olmalı. Dervişin edebi nasıl olmalı? Bir kelimeyle haddini bildi mi edep gelir. Edeb, Kur'an ve sünnete bağlı kalmaktır, haramları işlememektir. Bir kimse Kur'an ve sünnete bağlı kalıyorsa, haramları işlemiyorsa, Allah ona ince bir ahlak sahipliği verir. Allah lütfeder ona. Sen günah kebalilerden uzak durmaya gayret et, haramlardan kaçmaya gayret et, Allah senin ince işlerini halleder.
Sen farzları, vacipleri yerine getirmeye çalış. Allah sana nafileyi, gönlüne sevgisini koyar. İnşallah. Türkiye'de siyaset ve dava ne zaman çıkarsız, menfaatsiz yapılır? Yapılmaz. Bu öğreti yok çünkü. Yani bu öğretinin olması çok zor bir şey. Yani ne siyaset, ne tarikat, ne cemaatler, bunlar bu noktada menfaat, ne yazık hepsinin içine girmiş vaziyette. İşin içerisine akçe girdi mi, ben yıllardan beri bunu söylerim. 90'dan beri burada dinleyen arkadaşlar var. Yıl 2019 olmuş. 29 yıl. 29 yıldır anlatırım ben. Derim ki aranıza akçeyi sokmayın. Asla parayla işiniz olmasın. 29 yıldır bağırırım ben bunu.
Ben kendi kendime bazen düşünüyorum, diyorum Cenab-ı Hak'a hamd ediyorum diyorum ben. Aramıza akçe girmiyor. Bu çünkü ne zaman bir cemaatin, bir tarikatın, bir topluluğun içerisine akçe gir diyor, akçe orayı bozuyor. Bir şeyden para kazanmaya başlıyorsunuz, bozuyor orası. Yani bu cemaatin üzerinden, tarikatın üzerinden, partinin üzerinden bozuyor. Yani şu hale geldi Ümmet-i Muhammed. Bilhassa Türkiye'deki Müslümanlar şu hale geldi. Yani işte şöyle yapacağız, böyle yapacağız. Anlat kızım melahat haline geldi. Neden? Yani bozulmayanı görmedik. Ben 58 yaşındayım, 26 yaşında dinle iştigal etmeye başladım.
Ben 26 yaşından itibaren, bozulmayan bir cemaat, bozulmayan bir tarikat, bozulmayan bir topluluk görmedim paradan. Ona elini uzatan bir kimse bozuluyor. Bozuluyor. Dervişlerden para toplayanlar, cemaatinden para toplayanlar, etrafından para toplayanlar, birbirlerinden böyle, birbirlerinden para toplayanlar, birbirlerinden para alanlar, bozulmaya mahkumlar.
Ama bizim insanımız da o hale gelmiş. Şu noktada, bu değirmenin suyu nereden geliyor? Yani muhakkak orada bir değirmenin suyu olmalı. Bu su nereden geliyor? Bir ara ben İran'la para alıyordum. İran olmadı, tutmadı. Ondan sonra kuvvet oldu. O da tutmadı, Libya oldu. O da tutmadı, Suud oldu. O da tutmadı. Şimdi bir türlü hesabı, kitabı karıştırıyorlar. Bu adama bu para nereden geliyor diye. Yani senin çalıştığını, senin çabaladığını, senin ticaret yaptığını, battığını, çıktığını, koşuşturduğunu, hala da ticaret yaptığını görmek istemiyor senin. O kendince şöyle düşünüyor. Yani buna birisi bir destek veriyordur.
Bizim insanımız böyle ama. Yani onun için çünkü parasız bu işlerin dönmesi mümkün değil. Muhakkak para toplanması lazım. Muhakkak Şeyh Efendi'ye birileri veriyordur. Yani ona birileri para veriyordur. Öyle kafasında herkesin. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde o menfaat girdiği müddetçe de istikamet bozuluyor. Çürüme başlıyor, bozulma başlıyor. Herkes gözünü o paradan nemalandırmaya çalışıyor. Bakıyor orada nemalanacak bir şey var mı diye. Bu ama küçük dairede olsun ama büyük dairede olsun. Sonra bu iş büyüyor.
O parayı ne yapacaklar? Gazete kuruyorlar, televizyon kuruyorlar, dergi kuruyorlar, televizyon, ondan sonra ne o? Şey kuruyorlar, Ömre Haç organizasyonu kuruyorlar, şirketleri kuruyorlar. Öyle olunca da o şirketleri birine mi devredecek? Yok. Ne olacak? Babadan oğula devrolacak. Şirketlerin başında şeyh efendi, vefat ettiği zaman da oğlan şirketlerin başında, şeyh de o, şirketlerin genel müdürü de o. Artık ticaret mi yapıyorlar? Yoksa tarikatçılık mı oynuyorlar? Ne oynuyorlarsa oynuyorlar. Bunu cemaatler yapıyor, tarikatlar yapıyor, bunu hepsi de yapıyor. Birisinin biz yapmıyoruz deme lüksü yok. Herkes Fethullah Gülen cemaatine laf söylerdi. Şöyle para topluyorlar, böyle para topluyorlar, şöyle kurban alıyorlar, şöyle et kesiyorlar, şöyle himmet topluyorlar.
Hepsi de yapıyor şimdi bunu. Önceden de yapıyordu. Ben buradan söylüyorum, belli tarikatlar var. Kendi içlerinde zekat memuru tayin etmişler. Adamlar hem cemaatlerinin içinden, hem de dışarıdan zekat topluyorlar. bildiğiniz zekat memuru. Devlet araştırmıyor onları. Onlarla bir işleri yok. Ama geliyor bizim içimizdekilere soruyorlar. Mustafa Özbağ sizden borç para alıyor mu? Sizden para alıyor mu? Sizden para topluyor mu? Ne yapıyor? Ne ediyor? Kim onu finans olarak destekliyor? Ben arada boşuna mı soruyorum? Benden alacağı olan var mı? Bana böyle meccanen para veren var mı? Varsa söylemiyorsa hakkım helal değil diye.
Boşuna mı söylüyor? O soruşturuyor onu. Soruyor. Sorsun bizim rahatsızlığımız yok. Bizi sorduğu kadar başkalarını da sorsunlar. Ama herhalde yukarılardan, tepelerden birilerinin bir siyasi hesapları var. Demek ki onlara sorgu sual yok. Bakın kıymetli kardeşler, bu size ölçü olsun. Öleceğiz, gideceğiz bu dünyadan. Din eşittir. Din eşittir. Allah'tır. Dinin karşılığında başka bir şey yoktur. Eğer var ise, Allah affetsin o din değildir. Bakın o din değildir.
Eğer bir kimse tarikatını, cemaatini, partisini, purtisini, osunu, busunu, her şeyini, yolunu, yordamını karşılığında bu dünyayı ilgilendiren bir menfaati var ise zerrece onun yolu yol değildir. İstikametsizdir. Bu ne olursa olsun, bakın bu ne olursa olsun, onun karşılığı Allah olacak. Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Adam sana sohbet ettiğinden ücret alıyorsa, zikrettirdiğinden dolayı ücret alıyorsa, ben burada sohbet ettim deyip akşam yemeği bekliyorsa, biz buraya zikrullaha geldik deyip de senden bir çay bekliyorsa, o kimse Allah için orada değil.
Bir bardak su dahi bekleme. Bir bardak su dahi bekleme. Bırak yemeği, içmeyi, bilmem neyi. Bir bardak su dahi bekleme. Bekliyorsan, sen Allah için orada değilsin. Zakir, çavuş, nakip, nügabba, şeyh, birisi benim ayakkabımı baksın diye, ayakkabımı kaldırsın diye bekliyorsan, birisi senin cübbeni tutsun diye bekliyorsan, birisi sana hürmet etsin, hizmet etsin, saygıda bulunsun diye bekliyorsan, birisi sana temanna etsin, sözünü dinlesin, sana itaat etsin diye bekliyorsan, yolun yolu değil, yolun yolu değil, Allah muhafaza eylesin.
Hani bazen zaman zaman söylüyorum ya, onlar Allah için toplanırlar. Birbirleriyle akrabalıkları yoktur. Aynı kavimden değildirler. Birbirlerinden menfaatleri de yoktur. Bakın, birbirlerinden menfaatleri de yoktur. Onlar Allah için birbirlerini severler ve toplandıklarında Allah'ı zikrederler. Onlar hiçbir gölgenin bulunmadığı Arşalan'ın gölgesinde gölgelenecekler. Hadisi Kudsi Ben yıllardan beri bunu söylerim. Bu Hadisi Kudsi'yi telaffuz ederim. Kıymetli kardeşler, kendinizi buna odaklayın. Bir, bizim bir akrabalığımız yok zahir noktada. İki, bizim bir menfaatimiz yok zahir noktada.
Olmamalı. Üç, biz birbirlerimizi Allah için sevmeliyiz. Dört, toplandığımızda Allah'ı zikretmeliyiz. Gözümüzü Arşalan'ın gölgesine diktiysek biz bu hal ile halleneceğiz. Kardeşler, birbirlerini Allah için severler, kendiliğinden bir şey yaparlar. Buna söylenecek laf olmaz. Burada istemek yoktur. Yoksa birbirini sevmiş, birbirine yardımcı olmuş, birbirine destek olmuş, kendiliğinden. sen istemeyeceksin. Sen gözünü ona dikmeyeceksin. Allah muhafaza eylesin. Bizler menfaat ve günlük çıkarları düşündüğümüzden gel, sonraki nesilden mesul müyüz? Mesulüz.
Neden söylüyoruz tertemiz bir yol bırakalım gelecek nesillere diye? Menfaatin konuşulmadığı, paranın konuşulmadığı, fisebillah, Allah sevgisinin konuşulduğu bir yol bırakalım. Tabii sorumluyuz. bizlerin siyaset yapmamız uygun mudur? Ben isterim ki siyaset yapanlar, namuslu, dürüstlü, şerefli, haysiyetli insanlar siyaset yapsın. Ben isterim, gerçekten bunu ciddi bir şekilde söylüyorum. Çalmayacak, çırpmayacak, hırsızlık yapmayacak, kayırmayacak, aldatmayacak, adaletli davranacak, hak ve hakaniyeti önde tutacak kimselerin siyaset yapmalarını isterim. peki söyleyin bu ortamda böyle bir kimse yapabilir mi? Siz kendi kendinize cevap verin.
Önce bunu isteyen insanlar böyle namuslu, dürüstlü, haysiyetli, şerefli insanların siyaset yapmalarını istemezler ki. Nasıl iş gördürecekler? Nasıl Allah'a verili işler yapacaklar? Çok namuslu, şerefli, haysiyetli bir kimse ihalelerde üçkağıtçılık, beşkağıtçılık yapar mı? Yapmaz. Parayı peşkeş çeker mi bir yerlere? Çekmez. Yolsuzluk, usulsüzlük, haksızlık, hukuksuzluk yapar mı? Yapmaz. Kim ister onu? Bir parti, A part, B part olarak konuşmuyor mu? Bütün hepsi için konuşuyorum. Böyle bir şey yapacak olan kimse dergahlara girip şey efendilere sormalı.
Selamun aleyküm, aleyküm selam. Bana en çok güvendiğin haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik yapmayacak bir dervişi bana öner. Terbiyeden geçmiş, tedrisattan geçmiş bir kardeş bana öner. Olur. Gelsinler verelim. Bakın, gelsinler verelim. Ama biz deriz ki bu arkadaş Kur'an ve sünnete tabi olur. Bu arkadaş harama yanlışa, eksikliği, adaletsizliği, hukuksuzliği, ona buna ıvıra zıvıra el kaldırmaz. Böyle bir şeyi de gözüyle şahit olursa bununla mücadele eder. Gelsinler verelim. Hangi partiden isterlerse ciddi ciddi söylüyorum bunu.
Gelsinler biz veririz arkadaşı onlara. Kendimizi geri çektikçe meydan onlara kalıyor. Bunun için mücadele etmeli miyiz? E ne yapalım? Biz de şimdi çıkıp da meydana siyaset yapacağız deyip de o karanlık mecraya doğru biz de kulaç mı atalım? Ne yapalım? Bir partimi kıralım? Allah bizi affetsin. Günlük viridimi çekerken billahassa tevhid çekerken felak ve nas sureleri okurken fenalaşıyorum. Midem bulanıyor. Vücudumun her yeri titriyor. Halsizleşiyorum. Bu durum son iki aydır var. Konu ile ilgili ne yapabilirim? Devam et okumaya. Allah bizi affetsin. Cenab-ı Hak günahlarımıza muafiret eylesin.
Ümnuklarımıza nail eylesin. Kortuklarımızdan hıfz-i muhafaza eylesin. Ümmet-i Muhammed'i hak ve hakikatte birleştirsin inşallah. Amin. Fâlemenna hu La El-Fatiha ma'as-salamata Amin.
Hicmet. Destur.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.