Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 18 Aralık 2020 · 52:52
Halife Leyla'ya sen o musun dedi. Mecnun senin yüzünden perişan oldu, kendini yitirdi. Başka güzellerden fazla bir güzelliğin de yok hani. Leyla dedi ki sus, sen Mecnun değilsin ki. Leyla ile Mecnun'un Harun Reşit zamanında yaşadığı söylenir. Bu hikaye, mitolojik bir hikayedir ya. Sümerler'de bile bir Leyla Mecnun hikayesi vardır. Siz dünya üzerinde eski kadim toplulukların, kavimlerin hangisine giderseniz gidin, bir Leyla Mecnun hikayesi vardır.
Eğer topluluk böyle kadim, geniş, ondan sonra derinlemesine bir topluluksa, onlarda hep böyle bir Leyla Mecnun vardır. Böyle bir kimse yaşadı mı, yaşamadı mı? Bu ne kadar gerçek? Bu da farklı bir tartışma konusudur. Ama malum Leyla Mecnun hikayesi, mesnevi halinde yazılmış, muhteşem bir eserdir. Harun Reşit, işte Fuat'ın babası yani Mecnun'un asıl adı Fuat'tır. Fuat'ın babasıyla Harun Reşit dosttur, arkadaştır.
Fuat'ın babası da bir beydir. Bir bölgenin beyidir. Harun Reşit de bir ülkenin padişahı. Ve Harun Reşit, Fuat'ın babasıyla samimi olduğundan, Leyla'nın babası da beydir. O da bey kızıdır. Harun Reşit, Leyla'yı çağıttırır. Hatta mesnevinin başında bir hikaye vardır.
Yine Leyla'dan Mecnun'dan bahseder. Onu çağıttırdıktan sonra bakar ki, yani Leyla o kadar ahım şahım bir kadın değil. Acaba sarayın içerisi karanlık, o yüzden mi ben böyle görüyorum deyip, perdeleri açtırır. Perdeleri açtırır, bakar, değişen bir şey yok. Leyla anlar kendisinin beğenilmediğini. Ardından hatta bu mesnevi şeklindeki, lirik şiir halindeki o mesnevi hikaye, Leyla Mecnun'un hikayesi devam eder.
Ve der ki, acaba çok mu güzel konuşuyor, kelamı mu mükemmel diye, der ki ona, Leyla sen misin? Hani sesini duyacak, konuşmasını dinleyecek. O der ki, Leyla benim ama sen Mecnun değilsin der. Der ki, başka güzellerden bir farkı yok. Leyla dedi ki, sus, sen Mecnun değilsin ki. Demek ki, sevenin sevdiği, sevenin gözünde hep güzeldir.
Gerçek sevmek de budur. Bütün başka gözler ona başka gözle bakar, ama seven sevdiğine başka gözle bakar. O yüzden bazı hadisçiler, bu hadis-i şerifi zayıf hadisi olarak nitelendirmişler. Sevenin gözü kördür, kulağı sağırdır. Sevenin sevdiğine karşı gözü kör, kulağı sağırdır.
Sevdiğinden kötü söz hiç duymamıştır o. Ve sevdiğini de eksik, nakıs, çirkin hiç görmemiştir. Bu zayıf hadis olsa da, bundan bir fetva, bir hukuk, bir hüküm çıkmayacağından dolayı sıkıntı yok yani. Bir kimse bu hadis-i şerifi kendine ölçü olarak alabilir. Fıkıhçılar ölçü almasınlar bunu. Eyvallah. O yüzden normalde seven için sevdiğinde hiç kusur yoktur. Bu başlangıçta tehlikeli bir boyutmuş gibi görünür insana. Ama gerçekten seviyorsa o kimse, Cenab-ı Hak onu o tehlikeli boyuttan kurtarır. Kim uyanıksa, daha da uykudadır o. Kim uyanıksa, yani kim dünyaya uyanıksa, kim böyle neyin eksikliğini, fazlalığını araştırmaya çalışıyorsa, kim böyle kendini uyanık zannediyorsa, dünyaya ve dünyada kimlere karşı, o daha beter uykudadır diyor.
Asıl o uykudadır. Çünkü etrafta eksiklik, noksanlık arar o. Etrafta yanlışlık arar. O böyle uyanık ya, ne nerede, ne nerede bitmiş, ne nerede bitmemiş, ne nasıl olmuş, dünyaya karşı kendisini kaptırmış, dünyanın hengamesine uyanıktır. Hz. Mevlana diyor ki, o daha da beter uykudadır. Neden? O dünyaya karşı gömülmüş, o heva hevesine gömülmüş, o Allah ve Resulünü unutmuş, Allah ve Resulünden uzak bir hayat yaşıyor. O temelli uykudadır. Uyanıklığı uykusundan da beterdir onun. O kimse normalde gece uykusuna yatsa, günah işlemeyecek. Gece insan uyuduğunda günah işlemez. Bir kimsenin günah işlemeden geçirdiği günler sevaptan sayılır.
Günah işleyeceğinizi biliyorsanız uyuyun. Bir kimse düşünün, uyanık olduğunda ha bire günah işliyor. Yalan söylüyor, yemin ediyor, gıybet ediyor, dedikod ediyor, zulmediyor. Etrafa zarar veriyor. O kimsenin uyuması daha hayırlı. Kötü. Kötünün uyuması daha hayırlı. Etrafına dehşet saçan, etrafına vahşet saçan, etrafına her türlü yanlışlığı ve kötülüğü işleyen insanların uyuması daha hayırlıdır. Bakın onların uyuması daha hayırlıdır. Çünkü uyanık olursa birisinin daha canını acıtacak. Uyanık olursa birisini daha üzecek. Uyanık olursa birisini daha kahredecek. Uyanık olursa birisini daha ütecek. Uyanık olursa birisini daha perişan edecek. Onun uykuda geçirdiği zamanlar insanlar selamette çünkü. Bir erkek düşünün, evde zulmediyor.
Bütün çoluk, çocuk, kadın onun uyumasını bekler. Bir kadın düşünün, evde zulmediyor. Bütün adam, çoluk, çocuk onun uyumasını bekler. Onun uyumasını bekler. Uyusa da bir canımız rahat etse. Şunun lafından kurtulsak. Şunun çenesinden kurtulsak. Şunun yüzünden bir kurtulsak. Onun uyumasını bütün hane halkı ister. Veyahut da işte yolculukta yanınıza birisi den gelir. Konuşur, Allah konuşur. Dersiniz ki ya uyusa da kurtulsam bundan. Bazılarının uyuması kurtuluştur. Canımız Allah'la uyanık olmazsa uyanıklık bir geçittir. O zaman asıl uyanıklık Allah'la olacak. O kimse Allah'ı tanıma, Allah'ı bilme, Kur'an-ı Kerim'e uyma, Sünnet-i Resulullah'a tabi olmada uyanıklık olacak. Asıl uyanık o.
Asıl akıllı, asıl akıllı. Kur'an ve Sünnet'e uyan kimsedir. Asıl makul insan, Kur'an ve Sünnet'e uyan insandır. Asıl iyi insan, etrafına zarar vermeyendir. O zaman etrafına zarar vermeyendir asıl akıllı. Asıl akıllı, etrafına faydası olandır. Allah muhafaza eylesin. Bu da o kimsenin Allah'la uyanık olmasıdır. Allah'la uyanık olan kimse, hatadan ve kusurdan uzak durur. Allah'la uyanık olan insan, haramdan uzak durur. Gaflet uykusuna dalan haram işte. Bir kimse haramla ilişkisi var ise, o gaflete dalmıştır. O uykudadır. O kendisini uyanık görür. Asıl uykuda olan odur. Haramla iştigal edenler, Allah muhafaza eylesin. Şeytanın dirileridir.
Haramla iştigal edenler, canlarını şeytanla uyandırmışlardır. Nerede olursanız olun. Kötü ve kötülükle iştigal edenler, şeytanla dostturlar. Eğer bir kimse, Kur'an ve sünnetin dışında bir şeyle iştigal ediyorsa, ve üzerinde Kur'an ve sünnetin dışında şeyler tecelli ediyorsa, o kimse şeytanla dosttur. Ortası yoktur hiç. Bir kimse, işte kahve içiyor. Kahveyi içerken ya şeytanla, şeytana uyaraktan içer, ya da Allah'la Allah'a uyaraktan içer. Allah'a uyaraktan içme, besmele çekmektir. Bir kimse bir şeyi içerken, besmele çekerse, onu tabiri caizse, Allah'la beraber içti. Besmele çekmezse, onu şeytanla beraber içti. Bir şey yer içerken dahi, bir kimse, ya Allah'la beraberdir, ya şeytanla beraberdir.
Ne yaparsanız yapın, hangi fiilde, hangi halde olursanız olun. Ya şeytanla berabersinizdir, yolunuz cehenneme gidiyordur, ya da Allah'la berabersinizdir, yolunuz cennete gidiyordur. Ortası yoktur hiç. Bir fiil olarak, bir eylem olarak hiç ortası yoktur. Hiç ama. İnsanlar, insanların üzerinde toplu hesap görülürken, hesap görülür. Ya sizin ibadetleriniz, hayrınız ağır basacaktır, cennete gideceksinizdir, ya da sizin kötülükleriniz ağır basacaktır, cehenneme gideceksinizdir. Ortası yok. Bir fazla cennetlik amel olursa, cennete gidersiniz. Kötülüklerden bir fazla. İyiliklerden bir fazla kötülüğünüz olursa, cehenneme doğru yol alırsınız.
Zerrece hayır yapanın hayrı karşılıksız kalmaz, zerrece şer işleyenin şerri cezasız kalmaz. O hesap gününde, kim bir şey yaptıysa, karşılığını alır. Canın her gün bir hayalin tekmesini yemekten, ziyankar kaydına düşmekten, eldekini yitirme korkusundan, ne arılığı kalır, ne güzelliği, ne de gücü kuvveti, göklere ağacak bir yol da kalmaz ona.
O zaman, insanların hayalleri vardır. Bu hayalin bir pozitif noktası vardır. Pozitif hayaller, insanları Allah'a, Resulullah'a, güzel şeylere doğru yaklaştırır. Hani bir kimse, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ya, bir kimse iyiliğe niyet etse, yapamasa, o iyiliği yapmış gibi sevap verilir ona. Bakın, o iyiliği hayal etme, iyiliği tefekkür etme, iyiliğe niyet etme, iyiliği yapmış gibi sevap verdi ona. Hayal kurdu ya, hani meşhurdur ya, insanlar yokken hayal kurarlar. Derler ki, bir param olursa, şöyle bir cami yapacağım, parası olur, önce ev yaptırır. Param olursa, hacca gideceğim der, parası olur, önce eve televizyon alır.
Herkeste kocaman ekran var ya, sende de olacak. O kimse kendi kendine der, bir arabam olsa Allah yolunda koşacağım, arabası olur, dergâhta göremezsin o kimseyi. Der ki ya, bir arabam olsaydı, dervişleri taşısaydım, arabası olur, ondan sonra sana, övünerekten söyler, arka koltuya daha henüz kimse oturmadı. Cimrisin de, o yüzden dedim, titiz değilsin, cimrisin dedim. Kaldı. Sen dedim, titizlik zannediyorsun, bu cimrilik dedim. O kimse der, bir evim olsa, dervişleri hep evde, misafir edeceğim. Evi olur, onun koltuğuna dahi dokunamazsın. Allah muhafaza eylesin. İşte hayal kurar ya insanlar, bu hayalle o insan, hep böyle uğraşır.
Pozitif hayaller, insanı pozitifleştirir. İyiliğe doğruya, güzele doğru götürür. Ama bir de negatif hayaller vardır. Şeytan bizi bu noktada, önümüzde gelecekle alakalı, gelecekle alakalı, karanlık rüyalar göstertirir. İflaz edersin. Eşin seni terk eder, kocan seni terk eder, çocukların senin hayırsız olur. Sen, perişan olabilirsin, hasta olabilirsin, kötürüm olabilirsin. Bunlar da nedir? Negatif hayallerdir. Yok, bu arkadaş sana ileride kötülük yapabilir. Bu arkadaş sana yanlış davranabilir. Yok, bundan uzak dursan, bu sana şöyle yapabilir. Bunlar da nedir? Negatif hayallerdir. O kimse, bu negatif hayallerle habire tekmelenir. Şeytan oradan ona bir yol bulur. Şeytan yol bulur ona. O şeytan ona yol bulunca, o kimsenin geleceğiyle alakalı, karanlıklar bir filmi izletir.
Karanlıklar filmi. O karanlıklar filmiyle ne yapar? O kimse tekmelenir habire. İşte diyor ki, ziyankar kaydına düşmekten, eldekini yitirme korkusundan. Şeytan bize hep ne yapar? Eldekini yitirirsin, zarar edersin. Elinde her ne varsa kaybedebilirsin. Aman, sakın ha, yapma, etme, gitme. Öyle derler ya, hep bana öyle diyorlardı. Bilmiyorum, muhakkak sizlere de diyorlardır. Ben böyle dergaha yeni girdiğimde, bütün herkes can hıraş, gitme diyordu bana. Kafayı üşütürsün. Bunlar senin paranı yer. Bunlar senin paranı yemek için, seni çağırıyorlar. Bunlar sen orada gençliğini kaybedersin, paranı yersin, iflas edersin, zarar edersin. Her şeyini orada kaybedersin.
Hep bunları benim etrafımda söylemişlerdi. Bilmiyorum, sizin de etrafınızda muhakkak söylüyorlardır. Arkadaşları da söyler insanın. Hep böyle insan, normalde bu noktada, kar zarar hesabı yaptırırlar. Bir yere gideceksin, kar zarar hesabı yaparsın. Ne kadar para harcayacağım? Ne kadar işimden olacağım? Ne kadar eşimden olacağım? Ne kadar şundan şundan olacağım? Ne olacak? Hep böyle kar zarar hesabı. Hep kar zarar hesabı. O kar zarar hesabı, sana hiçbir şey yaptırmaz. Sen dışarı çıkacaksın, kar zarar hesabı. Hava sıcak, terlersem, üşütürüm, hasta olurum. Ben şimdi zikrullaha gideceğim, orada çok terleniyor, oradan çıkınca hasta olurum. Gitmeyeyim.
Şimdi çok soğuk, gidersem hasta olacağım. Sen gitme zikrullaha. Neden? Bebek hasta olur, çocuk hasta olur. Ondan sonra da telefon açar bana. Hocam selamun aleyküm, aleyküm selam. İşte, bir yaşında çocukla tekkeye gidilmesi uygun mu? Tabii. Kar zarar hesabı bu. Çocuk, zikrullaha giderse, hasta olur. O çocuk, veyahut da işte, hanımı hamile, gitmeyelim. Neden? Hamilesin, orada hasta olursun. Ya bu kadını alırken, dergahta değil miydi bu kız? Evet. Sen bu kız dergahta olduğunu bile bile evlenmedin bununla. Evet. Hem hatta demedin mi, derviş olsun, dergahta olsun, ben onunla evleneyim, kafam rahat olsun. Evet. E şimdi, evlendikten sonra başlıyor.
Sen dışarı çıkma. Neden? Hasta olursun. Bu kadar da dergaha gidilmez canım. Ya, çocuğu götürme, hamilelikte de başlıyor. Hamile oldu anladı, gitmeyelim. Neden? Çocuğun başına bir şey gelir. Çocuk doğuyor, hala daha devam ediyor. Çocuk hasta olur. Çocuk iki yaşında, üç yaşında, dört yaşında, hala daha çocuk hasta olacak. Çocuk hasta olabilir. Beş yaşında çocuk hasta olabilir. Çocuk ondan sonra okula başlıyor, başlıyor. Çocuk okula başladı ya. Çocuk okula başladı. Çocuk askere gidinceye kadar bilen, o kadının bir daha dergaha gelme şansı yok. Yok. Bitti.
Neden? Kar zarar hesabından. Evleniyor derviş bir bayanla. Harika. Her şey çok güzel. O, işte evlenmezden önce, kızacağız her perşembe, her cumartesi, derse gelmiş gitmiş, mahallesindeki derse gitmiş. O da evlenirken, ya rahat edeceğim diyor. Derviş, yani yapma, göndermemezlik olur mu? Olmaz. Evlenirken de, o da öyle evleniyor. Derviş ya, kızlığındaki hürriyeti arıyor bu sefer. Ondan sonra kafasını döndürüyor. Ben neden evlendim ki diyor. Ben neden evlendim dedi mi, evde her şey tersine dönmeye başlıyor. Neden?
Kendisini oraya ait hissetmiyor artık kız. Kendisini o adama ait hissetmiyor. O eve ait hissetmiyor. Ben babamın evindeyken, devamlı tekkeye gider gelirdim. Babamın evindeyken, devamlı dergaha gider gelirdim. Babamın evindeyken, devamlı şunu yapardım. Bitti. O adam da nerede, ben yanlış yaptım diye, dönüp bakmıyor. Kendince şöyle diyor. Evin kirasını ödüyorum işte, eve bakıyorum. Şunu yapıyorum, bunu yapıyorum. Daha ne yapacağım? Eee, otursun evinde. Ya mübarek. O dergahta gözünü açmış. Onu getireceksin, götüreceksin. Maden getirip götürmeyecektin, almayacaksın dergahtan kız. Veyahut da, bunun tersi var. Adam dergahta hizmet ediyor, koşturuyor.
Evleniyor. E gitme bu kadar. Ya bu çocuk, bu erkek, dergahta koşturuyordu, evlenmezden önce. Haftanın dört gecesi, beş gecesi, derse gidiyordu, zikre gidiyordu. Evlendi, gidemiyor. Kadın başlıyor, kar zarar hesabına. Her kar zarar hesabı, hep insanı geri götürür. Aileleri geri götürür. Dervişliği geri götürür. İşi geri götürür. Cesaret edemez o kimse. Yapması gerekeni yapamaz. Kar zarar hesabı, şeytan onu oradan tutar. Şeytan onu oradan tuttum, başlar. Oynamaya onunla. Ondan kurtuluşun yolu, La ilahe illallah Muhammeden Resulullah deyip, kar zarardan kurtulmak.
Allah bizi onlardan eylesin. Ne arılığı kalır, ne güzelliği. Böyle başladı mı o kimse, arılığı dedi, temizlik, saflık. O kimse içinden boyuna hesaba, kitaba başladı, içinden fitne, fikir geçirmeye başladı. İçi bozuldu mu onun, onun saflığı kalmaz. Etrafına hep o, fitne gözüyle bakar. Etrafına hep o, bu noktada, aykırı gözle bakar. Her şey gözüne görünür. Her şey kusur olur. Her şey hata olur. Neden? İç temizliğini kaybetti artık. İç huzurunu kaybetti. Huzur ehli olmaktır önemli olan. Sufilik, huzur ehli olmaktır. Huzur ehli ise, etrafında ceryan eden olayları, Rabbinden bilip, sen, Kur'an ve Sünnet dairesinde, dosdoğru durma noktasıdır.
Yağmur yağıyormuş. Cenab-ı Hak yağmur yağıyormuş. Ya bu zamanda neden yağmur yağdı da nasıl ya? Huzur ehli ol. Senin dışında olan hiçbir şeye sen müdahale etme. Senin işin değil. Rüzgarın üflemesi senin işin değil. Yağmurun yağması senin işin değil. Güneşin çıkıp çıkmaması senin işin değil. Havanın bulutlu olup olmaması senin işin değil. Bahçedeki insanlar, birbirleriyle konuşuyorlar. Sohbeti dinlemiyorlar. Hadi söz geçir. Git bantla ağızlarını. Senin işin değil. Oturmuşlar. Park burası. Gülüşüyorlar, oynaşıyorlar, sohbet ediyorlar. Bakışıyorlar. Neredeyse el edecekler birbirlerini.
Buradayız diye. Senin işin değil. Bak durmuyor. Huzur ehli. Huzur ehli, etrafındaki cereyan eden hadiseler kendisiyle ilgili olmuş olsa dahi, o ona söz geçiremeyeceğini bildiğinden dolayı karışmaz hiç. Müdahale etmez. Özür dilerim. Karışmaz, müdahale etmez demeyeyim. Şikayet etmez ondan için. Çünkü onunla alakalı değil o. Huzur ehli. O yüzden normalde bu insanı saflığa götürür. Temizliğe götürür. O kimse kalbi temiz olunca, hani sizde bir uzuv vardır. Orası temizse, doğruysa, güzelse, her taraf doğrudur, güzeldir, temizdir. Kalp.
O kimse kalbindeki huzuru kaybederse, kalbindeki temizliği kaybederse, kalbindeki arılığı kaybederse, o kimse güzelliğini de kaybeder. Kalbi, çıfıt çarşısı olanın, yüzü de çıfıt çarşısıdır. Kalbinde bir kimsenin kötülük akıyorsa, yüzünde de kötülük akar onun. O bakarsınız ona, işte normalde bebek yüzdü ama, hani var ya arabeskte bebek yüzdü ne diyor? Bebek yüzdü? Bebek yüzdü şeytan diyor değil mi? O bir tane var değil mi? Bir arabesci var. Bazen ben dinliyorum onu. Radyoda denk geliyor. Bebek yüzdü şeytan. Bazıları öyledir gerçekten. Öyle olmasının sebebi, o kimsenin kötülüklerin içerisinde dolaşması. İçinde kötülüğün hakim olması. Kötülük hakim içinde. O yüzden bir kimsenin gözü içinde kötülük hakimse, dışında da kötülük vardır.
Kalbinizde şehvet varsa, gözünüzde de şehvet vardır. Siz bir bayana bakarken şehvetle bakarsınız. Kalbinizde eğer hırsızlık var ise, hep çalınacak yer bakarsınız. Gözünüz hırsızlık arar. Kalbinizde dolandırıcılık varsa, dolandıracak yer, dolandırılacak insan ararsınız. Bunların hepsi de, kalbin içindeki temizlik de, veya kirlilik de alakalıdır. Bir kimsenin kalbi bozulduysa, o kimsenin bütün uzuvları bozulur. O kimsenin bütün uzuvları, hep o kalbindeki, o kötülüğe doğru akar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden o kimsenin güzelliği kalmaz. O kimsenin manevi gücü, kuvveti de kalmaz. Bakın kalbinde kötülük var ise, o kimsenin manevi gücü de kalmaz. Manevi gücü kalmamasının sebebi ne?
Duası kabul olmaz. İbadet eder, ibadet yükselmez. Dua eder, dua yükselmez. Zikrullah yapar, zikrullah böyle şeyin üzerinde, taşın üstünde toz gibi olur onda. O zaman o kimse, kalbindeki arılığı, temizliği, tekrar yakalaması gerek. Yoksa mesela, sufiler kendi üzerlerinde bir güç, kuvvet, isnat etmezler. Ama Allah onlara güç, kuvvet verir. Allah nasıl güç, kuvvet verir onlara? Cenab-ı Hak onların üzerinden sıfatlarını tecelli ettirir. Duası keskin olur. Niyazı keskin olur. Cenab-ı Hak onu korur, muhafaza eder. Cenab-ı Hak onun işlerini halleder. Kim benim zikrullahımdan dolayı, benden bir şey istemeye zamanı kalmazsa, Allah onun ihtiyaçlarını meccane kendisi görür.
İstemesine gerek yok diyor. Bu hadisi kutsi, o zaman o kimse, kalbi arılığını kaybederse, hayatın bütün her şeyini kaybeder. Çünkü, kalp, insanın merkezidir. Aklı değildir insanın merkezi. Kalbidir. Çünkü, o kalpte iyilik var ise, akıl iyiliğe doğru çalışır. O kalpte kötülük var ise, akıl kötülüğe doğru çalışır. Kalbi etkileyen insanın nefsidir. O zaman nefisle mücadele ederekten, o kimse, kalbini temizliğe ulaştıracak. Nefis ise, bize hep kötülüğe meyleder. Onunla mücadele edecek. Nefis bize gevşekliğe, nefis bize heva hevese meyletir.
Onunla mücadele edecek o kimse. Ve kalbi arındıracak. Kalbi nefsin tasallutundan kurtaracak. Bazı sufiler, bazı ehli tasavvuf, ruh nefsin, sanki tasallutundaymış gibi gösterirler. Ruh latiftir. Ruh, Allah'ın, malumu Allah'a ait olan, Allah'ın üflediği bir şeydir. Onun üzerinde nefsin tasallutu olmaz. Nefsin tasallutu, o kimsenin kalbinin üzerinedir. Buradaki kalpten kastım, insanın göğüs kafesinde bulunan boşluk. Siz buna vicdan da diyebilirsiniz. Siz buna insanın manevi mekanizmasının merkezi diyebilirsiniz. Bunu dil ile anlatmak biraz güç.
İşte bu kalp arılığını, temizliğini kaybederse, o vücuttaki güzellik, naiflik, hoşluk, tatlılık, o kimsenin kendi içerisinde, kendi üzerinde bulunan gücü, kuvveti, hiçbir şeysi kalmaz. Hiçbir şeysi. Mesela, bunu sufiler, kendi dairelerinde kendileri görmüşlerdir. Öyle halleri olur. Ya Rabbi dediğinde, Cenab-ı Hak onun, Ya Rabbi deyişinin karşılığını veriverir hemen. Bu, o esnada, o kimsenin kalbinin arılığındandır. Kalbi arı olduğundan, Cenab-ı Hak onun dilinden döküleni yerine getirir. Cenab-ı Hak onun gözünden döküleni yerine getirir. Cenab-ı Hak onun elinin işaretini yerine getirir.
Allah'la arasında öyle bir yakınlık, Allah'la arasında öyle bir ilişki söz konusu olur ki, Cenab-ı Hak ona hayır kelimesini unutturur. Allah ona hayır demez. Allah onu ötelemez hiç. Ya Rabbi dediğinde, Cenab-ı Hak söyle kulum der. Bu, o kimsenin, kalbiyle alakalı. Sakın şöyle düşünmeyin. Yani bir kimse namaz da kılmasa, oruç da tutmasa kalbi temiz olacak. Hayır. Kalbi temiz olan namaz kılar. Kalbi temiz olan oruç tutar. Kalbi temiz olan iyilikler yolundadır. Kalbi temiz olan, kalbi arı olan Allah'la yakındır. Allah'la yakındır. Kalbi arı olan zikrullahla yakındır. Kalbi arı olan Allah yoluyla yakındır. O zaman burada önemli olan o kimsenin, kalbinin Allah'a yakın olması.
Bu da, ibadetleri terk etmekle mümkün değil. İbadetler, kalbi arılama yoludur. Aynı zamanda. İşte diyor o kimseye göklere gidecek. Bir yolda kalmaz ona. Artık onun bu kalbi arılığının kalmadığından dolayı, o kimsenin duası göklere gitmez. O kimsenin ibadeti göklere gitmez. O kimsenin gözyaşı göklere gitmez. O kimse ne olur? Dünyada kalır. Dünyada sıkışır kalır. Dünya kabir gibidir. Dünya kabir gibidir. O kimse dünyanın içerisinde, hatta dünyanın içerisinde bir bölgede, bir beldede, bir yerde, bir menfezde sıkışır kalır o. Nasıl ruh bedene girince özgürlüğünü kaybediyor, sıkışıyor kalıyor, ruh için beden bir kabirse, nasıl insanoğlu normalde vefat ettiğinde kabre giriyor, orada esirse o kimse, işte böyle bir kalbi arılığını kaybeden insanlar da, bu dünyaya esir olurlar.
O kimse dünyanın içerisinde de dolaşamaz. O kimse semalara, yani gökyüzüne, uruç edemez. Oysa Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri miraç etmişti. Oysa sahabeler uruç etmişti. Sahabeler gökteki meleklerin seslerini dinlerlerdi. Sahabeler gökteki meleklerin Kur'an seslerini dinlerlerdi. Sahabeler henüz daha ayet-i kerimede vahiy olarak gelmeyen ayet-i kerimi dinlerlerdi. Cenab-ı Hak onların kulaklarını bu noktada açardı. Demek ki kalbin kötü olursa, senin manevi hallerden hiçbir şeyin haberin olmayacak. Neden? Sen göklere merdiven dayayamayacaksın. Senin kalbin bu noktada arılaşmazsa, şurada yan taraftaki kabirden haberin olmayacak senin. Kalbin arılaşmazsa senin, şu evlerin altındaki kabristanlıklardan haberin olmayacak senin.
Kalbin arılaşmazsa, yolda gitsen sen. Çok affedersiniz eşekler gibi. Sağında solunda kim kabirler var, neler var, hiç haberin olmayacak senin. Kalbin arılaşmazsa senin, yeryüzünde yaşayan hayvandan bir farkın kalmayacak senin. Hiç farkın kalmayacak. Sen yeryüzündeki hayvanlar ne yapıyorsa, aynı şekilde sen de hayatına devam edeceksin. Kalbini arılaştırman, temizlemen gerek. Ne diyor ayeti kerimede? Kalpler ancak zikrullah ile temizlenir, mutmayın olur. Kalbin pasını silecek olan la ilahe illallah'tır. Hadis-i şerif. Kalbin pasını temizleyecek olan zikrullah. Her şeyin bir pası vardır, kalbinde pası vardır. Kalbin pasını temizleyecek olan Allah'ın zikridir.
Allah'ı zikretmeyenlerin kalplerinin pasını temizlemeleri mümkün değil. Kalbinin pasıyla senin duanın yüceler yücesine ulaşması da mümkün değil. Kalbin pasıyla sen kendi kendine güç kuvvet arama. Kalbinde zikrullahın haricinde bir şeyler var ise, sen kendi imanını tazeleme noktasına git. Daha henüz imanın kemale ermemiş. Kalbine bir bak, en sevdiğini gör. Kalbinde neyin sevgisi varsa ona kulluk yapıyorsun. Kalbinde kimin korkusu varsa ona kulluk yapıyorsun. Kalbinde neye iştiyak varsa onun kulusun. kalbini nazar et. Hani sufiler sema ederken kalplerine bakarlar.
Onun kalbine bakması öyle dandikten üfürükten olmayacak. Kalbine baktın, kalbine baktığında ne gördün kalbinde? Eğer kalbinde Allah'tan başka şeyler gördüysen yan Allah, dön Allah. Sufi bakar, kalbinde ne var? Allah'ın zikri mi var? Sufi kaç para kaç para diye dönmez o yüzden. Ne zaman sema bitecek ya? Ne yapmaya geldim ki buraya ya? Zorla mı çağırdık seni? Ya ben bugün gelmeyecektim aslında, işim vardı ya. Bu sıra da nereden çıktı? Gelmeseydin keşke. Gelmeseydin. Ya şu kız da bana bir baksa ben nasıl sema diyorum. Gözün çıksın senin.
Koy semazen fotoğrafını Facebook'a, kızlar sana yazsın. Elin kırılsın. Kalbin patlasın. İhanet bunlar. İhanet, ihanet. Sufi bakar kalbine. Kalbinde onun der ki ya Rabbi, senden başka hiçbir şey olmasın. Kalbine bakmak o. Her halinde, her daim uyanık olmak. Her halinde, her daim temiz kalmak. Her halinde, her daim hep gözetmek. Ribat bu. Rabıta bu. Rabıtayı, otur şeyhini 15 dakika düşün, bitti rabıta. Hayır. Yok böyle bir rabıta. Bunlar uydurulmuş rabıtalar.
Ribat, rabıta. Her daim Allah'la baş başa kalma. Her daim. Allah'ın seni ne kadar sevdiğini görmek istiyorsan, senin Allah'ı ne kadar sevdiğine bak. Her daim Allah'la olmak. Bu neyle mümkün? Allah'ı zikirle mümkün. Haramlardan uzak durmakla mümkün. Her an kalbine rabıta etmekle mümkün. Kalbine bak, üstünde ne var, ne dolaştı? Ne geziniyor içeride? Kimin sevgisi var içeride? O senin resmin. İşte o arılığı kaybetmemek. Vay lan, kadının göğsüne bak ya. Aaa, oldu. Ne kadar ne mini giymiş valla Allah Allah.
Yok canım bunlar böyle şöyle. Bırak. Mezhur alıp da mı öçeceksin? Sana ne? Sen Allah'ı zikirle yürü. Allah'ı zikirle yürürsen görmeyeceksin zaten. Allah'ı zikirle yürürsen senin kalbine o bir çantik atmayacak. Allah'ı zikirle yürürsen senin kalbine hiçbir şey etkilemeyecek. Ne zaman zikrullah kalbinden çıktı, şeytan başka şeyle onu doldurdu. Şeytan onu başka şeyle doldurdu. Nerede olursan ol. İstersen Beytullah'ta tavaf ediyor ol. İstersen Medine-i Münevvere'de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin kabri şerifinin başında ol. Kalbinden zikrullah gitti, alem söndü sönen için. Bitti. Kalbinden zikrullah gitti, senin bütün mafzalların, bütün eklemlerin gitti.
Kalbinden zikrullah gitti, senin bütün hayatın cüruf oldu. Bütün hayatın cüruf oldu. Nefes alıp vermen cüruf oldu. Yediğin içsin cüruf oldu. Hareket ettiğin cüruf oldu. Cürufsun. Zikrullah var, hayat var. Zikrullah yok, hayat yok, hayat ölü. Ey ashabım, sizi zikredenle zikretmeyen arasındaki farkı söyleyeyim mi? Söyle ya Resulallah. Allah'ı zikreden diridir. Allah'ı zikretmeyen ölü gibidir. Allah'ı zikreden diridir. O zaman Allah'ın zikriyle iştigal eden diri, asıl dili o. Allah'ın zikrinden uzak olanlar, ölüler, yeryüzünde yaşayan iki ayaklı ölü. Hayatları cüruf, hayatları cüruf onların.
Zikirden uzak olanlar, hayatları onların ölü gibi. Her gün zikriniz olsun, her gün. Haftanın iki, üç halakayı zikrullah'a oturun. Bu dünya gelip geçecek, her şey gelip geçecek. Günlük verdiniz olsun, koskoca Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki, Günde en az yetmiş kez, bir rivayette yüz kez Allah'a tövbe ederim. Her gün tövben olsun senin. Kim? Subhanallah ve bihamdihi subhanallahil azim ve bihamdiye estağfurullah il azim. Bunu günde yüz sefer söylerse, deniz köpükleri kadar günahı olsa Allah onu affeder. O zaman günlük sen bunu yap. Sabah, akşam yap bunu. Akşama vardın ya Rabbi. Gündüz muhakkak günah işlemişimdir.
Muhakkak hata işlemişimdir. Bütün günahlarımdan ya Rabbi tövbe ettim. Subhanallah ve bihamdihi subhanallahil azim. Ve bihamdihi estağfurullah il azim. Sabaha çıktın, gece mühakkak günah işlemişsindir. Televizyona baktın, fesse takıldın, twitter'a takıldın, bilgisayara takıldın, hanımına takıldın, ona laf söyledin, buna laf söyledin, eşine takıldın, gıybet ettin, dedikodu yaptın. Konu komşu geldi, akrabalar geldi. O öyle miydi, yok bu böyle miydi? Hükümet yıktın, hükümet yaptın. Devlet kurdun, devlet indirdin, devlet yaptın. Hey ooov ooov! Bu yöneticilere Allah şöyle yapsın dedin. Bunlar hırsız dedin. Bunlar ursuz dedin. Gözünden gördün mü? Yok. Ya eline tuttun mu? Yok. Bir sürü gıybet, dedikodu yaptın.
Yatmadan önce tövbe et. Gecen kabuslarla geçmesin. Herkes gitti, misafirler gitti, herkes yattı, al eline tesbih. Yaptım ben yapacağımı yönede. Ben bilmeden herkese bir laf söyledim de. Ben görmeden herkese bir iftira attım de. Ben görmeden her şeye bir şey yaptım de. Yaptım de. Yoksa onun tokmağını yiyeceksin öbür tarafta. Sufi sen o gece yiyeceksin, o gece. Sufi sen kalk diyecekler, kalk! Sana yatmak haram diyecekler. Hem böyle tekmeyi tokadı basarak kaldıracaklar. Kabus görmüş gibi fırlayacaksın. Bir de gösterecekler yaptıklarını. Bunlar iyi sufiler. Kendine de böyle bekleme.
Kendini iyi sufilerden görme. Bu iyi sufilere gösterilir. Bu iyi sufidir. Herkes de kendini orada görmek ister. Ben mi yanlış yapsaydım rüyamda görürdüm. Allah senin iyiliğini versin. Kendini iyi sufilerden mi gördün? Kendini bir makamda mı gördün? Kalk tövbe et. Kalk muhakkak. Tövbe etmeden yatma. Allah'ı zikretmeden yatma. Sabahleyin kalk, tekrar tövbe et. Tekrar Allah'ı zikret. Sabah namazını kıl. Ondan sonra öğlen namazını kıl. Namazını terk etme. Namazı terk edersen kalbinde arılık, temizlik bekleme. Haramların içerisinde kalbinde temizlik bekleme. Bülent Ersoy'da vuruyor bağrına, çıplak bağrına.
Benim kalbim temizliyor. Bir gün televizyonda seyrettim. Dedim eyvah. Dedim eyvah. Bakıyorsun. O kimse böyle dinden, imandan haberi yok. Benim kalbim temizliyor. Allahu Ekber Kebiran. Kardeş, kalbi temiz olmanın yolu Allah'ın farzlarını yerine getirmek. Haramlardan uzak durmak. Kalp arılığı ancak böyle mümkün. Kalbin arılığı haramlardan uzak durmakla mümkün. Kalbin arılığı her daim Allah'ı zikretmek de mümkün. Ben dersi çektim bitti yok. Ders bir alışkanlık sana. Bir antrenman. Ders onun bir temeli. Sen yolda giderken la ilahe illallah deyip yürüyeceksin. Yolda giderken Allah Allah Allah … diyeceksin yürüyeceksin.
Yolda zikrullah yaparaktan yürüyeceksin. Yolda o vitrinde ne varmış? Vay bu kadının kıyafeti nasılmış? Vay saçını hangi kuaförde yaptırmış? Kadınlar da aynı. Onlar da birbirlerini takip ediyorlar. Erkekler onları takip ediyor. Onlar birbirlerini takip ediyor. Herkes birbirini takip ediyor. Allah'ı zikirle bundan kurtulursun. Herkesin içerisinde Allah'ı zikrede zikrede yürüyeceksin. Herkes karanlığın içerisinde kalacak. Senin yolun aydınlık olacak. Sen karanlığın içerisinde bir aydınlık yol kuracaksın. Bu yol zikrullah ile mümkün. Herkes çarşıda alamadım, satamadım derdinde olacak. Senin kalbinde Allah olacak. Sen yine tezgahının başında, dükkanın başında, tarlanın başında, makinenin başında ne iş yapıyorsan onun başında Allah'ı zikredeceksin.
Zikredeceksin. Malı rafa koyarken Allah'ı zikredeceksin. Alırken zikredeceksin. Satarken zikredeceksin. İş yaparken zikredeceksin. Yemek yerken zikredeceksin. Su içerken zikredeceksin. Kahve içiyorsun zikredeceksin. Oturuyorsun zikredeceksin. Zikredeceksin. Herkes bir şey söyleyecek. Sen içinden la ilahe illallah, Allah Allah Allah Allah. Devam edeceksin. Sana diyecekler ki, sen ne diyorsun bu konuda? Sen varsa bir fikri söyleyeceksin. Harama muhaşakirle. Zikrullaha devam edeceksin. Zikrullahsız kalp arılığı mümkün değil. Farzları yerine getirmeden kalp arılığı mümkün değil. Uyumuş o kişidir ki her hayalden bir şey umar. Onunla konuşmaya devam. Uyumuş kimse de odur.
Kendi kendine boş hayal kurar. O boş hayalinle kendi kendisini konuşur. Realiteye dönmez. Hayalinde dükkan çalıştırıyor adam. Git kardeş bir dükkan kirala işine bak. Hayalinde zengin oluyor. Çalışmıyorsun nereden zengin olacaksın? Hayalinde evleniyor, çoluğu çocuğu oluyor. Nerede? Yok. Bunun için gayret yok. Bunun için çalışma yok. Bir şeyin hayalini kuruyorsan, o kuru bir hayal değil ise düş peşine. Realini de gerçekleştir. Onun peşine düş. Hayal odur ki peşine düşülür. Hayal odur ki onun gerçekleşmesi için çaba sarf edersin, gayret sarf edersin. Ne yapılması gerekiyorsa onu yapmaya çalışıyorsun. Otur sabahtan akşama kadar ben cerrah olacağım de.
O halika senin cerrah olman için liseyi bitireceksin, üniversiteye hazırlanacaksın, iyi hazırlanman lazım. Tıpı kazanacaksın, tıpıdan sonra tekrar bir daha okuyacaksın, bir daha cerrahlığı kazanacaksın, okuyacaksın, iyi cerrahı öyle olacaksın. Oturduğun yerden cerrahı olmuyor. Hayalini kurduğun şeyin peşine düşeceksin. Yoksa sabahtan akşama kadar oturup hayal peşinde koşmak gafletten başka bir şey değil. Ne yaptın hayalin için? Ne yaptın? Hayal güzel, harika ama ne yaptın? Bakın hayale bakın. Bir İtopya, bir ülkü. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki, Yeryüzü la ilahe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolunmuş bir peygamberim.
O zaman Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin savaşı devam ediyor. O onunla emrolunmuş. Sen ona asker misin? Sen Allah'ın dinine yardımcı mısın? Bak Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri senin önüne bir ülkü koymuş. Senin önüne bir hedef koymuş. Senin önüne yapman gereken bir ölçü koymuş. Ey Müslümanlar! Yeryüzü la ilahe illallah Muhammedun Resulullah deyinceye kadar koşturmakla mükellefsiniz. Peki ne yaptın sen bunun için? Ne yapıyorsun bunun için? Birisine tebliğ ettin mi? Birisine anlattın mı? Bu dertle dertlendin, yandın mı? Bunun için evini açtın mı? Milleti topladın mı evine? Anlattın mı? İki tane hadis okudun mu evinde?
Veya da hadis okunan bir yere götürdün mü? Üç kişi, beş kişi. Veya da zikir cemaatına gittin mi? Üç beş kişi götürdün mü? Nereden la ilahe illallah diyecek ki herkes. Evinden dışarı çıkmazsan sen, Allah yolunda koşturmazsan, böyle bir derdin yoksa senin. Nasıl olacak? Boş hayal. Realitesine bakacağız. Allah bizi yiyecek. Yoksa ne diyor? Asıl uyumuş odur diyor. Asıl uyumuş olan odur. Rüyasında şeytanı huri gibi görür. İsteklenir de erlik suyunu saçar döker. Bu tip o boş hayal görenler, o boş hayalin peşine düşenler, kendi kendilerine rüyalarında, bizim gençliğimizde Türkan Şoray'dı en iyi, güzel kadın olarak, onu söylenirdi.
Artık şimdi kim varsa, bunu böyle anlatırken ondan örnek verirdik biz. Ben öyle örnek verirdim gençliğimde. Derdim ki her gece Türkan Şoray'la yatmak ister o. Boş hayal. Adam Türkan Şoray nerede, ben neredeyim diye düşünmez. Boş hayal. Ondan sonradaki şeytanı Türkan Şoray'ı zanneder. Boş hayal. Hayal boş olmayacak. Ve sen boş hayalin peşine takılmayacaksın. Hani bir de meşhur Hazreti Mevla'nın sözü var ya, iste ama ölçülü iste der. İste ama ölçülü iste. Sen bir saman çöpüsün, dağı kaldıramazsın ki. O zaman boş hayal kurma. İsterken de ölçülü iste. Ya ölçülü istemezsen ezilir kalırsın altında. Diyor ki iste ama ölçülü iste.
Bir saman çöpü diyor. Dağı kaldıramaz ya. Allah muhafaza eylesin. Soy sop tohumunu çorak bir yere dökünce de kendine gelir uyanır. Hayal de ondan gider. İşte bu tip insanlar o boş hayalleri kurarlar. Uyandıklarında da hiçbir şeyin olmadığını görürler. Bir bakarlar ki eyvah hayat bitmiş. Eyvah gençlik gitmiş. Eyvah tam koşması gereken, tam böyle çalışması gereken zamanı bitmiş. Hani güller solmuş, bahçe bozulmuş. Artık senin orada bir yerin yurdun yok. Orada yapacak hiçbir şeyin yok. Bitmiş artık. Bu da onun gibi bir şey. O hayal yüzünden sersemleşir. Bedeni pislenir. Ah o hem görünen hem görünmeyen hayalden ah. Bu da son vuruş.
Görünmen ve görünmeyen hayal Allah. Allah bizi iyilerden eylesin inşallah. 420'den devam edeceğiz. Hakkınızı helal edin. Geceniz hayır olsun inşallah. Selamun Aleyküm. El Fatiha. Masalat.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.