Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 3 Mayıs 2019 · 40:07
Nefis ve rahatsız birerini anlatsın, neyden bir soru soracağım da, bu üç, dört, dördek geçerken, Sıtkı anlattığımı bile unuttum ben ya, hiç hâlâ. Şurda bir ince bir şey var demiş, geçmiş zaman sohbeti olunca, yani dördüncü esmayı geçerken, orada ince bir çizgi var, bu çizgiyi de bir mürşüdî kâmile tabi olmadan geçmeniz mümkün değil, demiştiniz. Buradaki mürşüdî kâmilin, oradaki dervişe, güya ile veya halde mi yoksa, zahiren mi, bu geçiş noktası mı? Tabi. Yani buradaki bir de sarım noktası ne olacak, oradaki noktada. Sıtkı, Hazreti Mevlânâ, Câreti Rûma Hazreti'nin bir sözü var, biliyor musun? Dün, dünde kaldı cancağızın, bugün yeni şeyler söylemek lazım diye.
O zamandı o Sıtkı ya, onu o zaman soracaktın ya. Dün, dünde kaldı. Öyle mi? Şimdi üçüncü makama kadar bir kimse, yani bunu ilmen söylüyorum, bugün için bunu gerçekleştirebilecek olan insanın çok âlim bir kimse olması lazım, çok fazıl takva bir kimse olması lazım, üçüncü makama oturabilmesi için. Velev ki oturdu, o kimse üçten dörde mürşitsiz geçmesi mümkün değildir. Hele bu zamanda hiç mümkün değildir. O üçten dörde geçerken, üçüncü makam çünkü o kimsede böyle ufak tefek kerametler görülmeye başlar. Ufak tefek kerametler görülmeye başladığından, o kimse kerametleri gözünde büyütür. Kerametler onun takıntısı olur. Olduğum noktasında durur.
O yüzden oradan üçten dörde o kimse üstadı olmazsa geçemez. Daha bir sürü ince nüansları var onların da, ama en fazla hepsinin takıldığı nokta burasıdır. Kaybettiği yer orası. O kardeşlerimiz burada kaybetti. Daha önce açıda kaydı var. Yani bu tam düşünce verince... Normalde tabii bir yani yetişen bir dervişin kaymasını kimse gönlü razı olmaz ama, işte o ufak tefek kerametler başlayınca ondan sıkıntı oluyor. Mesela işte o hal görmeye başlıyor. Veya kabir halini görmeye başlıyor. Belirli şeyler görmeye başlıyor. O belli şeyler görmeye başlayınca, mesela ona olan etrafın teveccühü de artıyor.
Şimdi etrafın teveccühü artınca o kimse kendince, kendisini oldum bittim görmese dahi belli bir noktada görüyor. Belli bir noktada görünce o teveccühü aldanıyor. Yani işte örneğin o kimse etrafında onun hal derviş olduğunu görünce, ona daha fazla temanna ediyor. Onun etrafında durmaya başlıyor. Onunla fazla ilgili alakadar oluyor. O kimse de o ilgi alaka bozuyor onu. veyahut da bu tip kimselerle şeytan çok uğraşır. Mesela bir kadın ona musallat oluyor. Bir kadın onunla fazla haşır neşir olmaya başlıyor. Bu sefer o işte gevşiyor ona karşı. Buralardan kayarlar hepsi de. Ama genel olarak bu zakirlerin de sıkıntısıdır.
Ders yaptıranların da sıkıntısıdır. Etrafın teveccühü, etrafın onları böyle işte, yani bir abisi, bir zakir, sonuçta bir şeyi, bir misyonu temsil ediyor. Etrafın onlara karşı olan teveccühünden bozulur onlar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden orada bir üstad olmazsa veyahut da o kimse üstadıyla bağını kuvvetlendirmezse bozulması daha kolay ve daha çabuk olur. Allah muhafaza eylesin. Bizim kardeşlerimizin de ayağının kaydığı yerler bunlar etrafın teveccühü. Bir de o kimsenin böyle ufak tefek kerametlerin onun üzerine zuhur etmesinden dolayı bozuluyorlar. Sıkıntılı bir durum. Bir insan öyle bir noktada olsa dahi dergahta durmasını, halakada durmasını, üstadın yanında durmayı becerirse atlatır.
Düşer çünkü insan, herkes düşer. O durduğu müddetçe orada toparlar tekrar kendini. Hayalinin ulaşabileceği en büyük nokta nedir? Sizin en büyük hayaliniz nedir? Ben hayali ikiye ayırırım ya, soru şu. Bir insanın hayalinin en yüksek noktası nedir? Ulaşabileceği en yüksek. Neyi hayalleyebilir? Tabi bu hayal bir bilgiye dayanan bir hayal olur. İki tabiri caizse böyle söylemem çok şey olmayabilir. İlhama dayalı hayal olur. İlhama dayalı hayalin o kimsenin kendisine ait değildir. İlhama dayalı olur.
Onun kalbine ne ilham geliyorsa o ilhamın peşine düşer. O ilhamın peşine düşünce o ilhama dayalı hayal olur. Onun kendisinde bu noktada kendisinin cüz-i iradesi olmaz. Öbür türlü o kimsenin kendisine ait, kendi aklına fikrine ait olan hayal ise o kimsenin bilgisi kadardır. Bir meselede ne biliyorsa o kadar onun üzerinde hayal kurabilir. Bilgisi kadar. Mesela kendisi su ürünleri neydi? Şimdi deniz teknoloji mühendisliği. Şimdi kendi mesleği deniz teknoloji mühendisliği. Öğretim üyesi olduğu meslek. Peki deniz teknoloji mühendisliği ile alakalı kendisinin bilgisi ne kadar genişse, derinse hayali de o kadar olur. Mesleki açısından.
Veyahut da içinde bulunduğu görev ile alakalı nereye kadar? Der ki kendince ben üniversitelerin bağlı olduğu yer neresi oluyordum? YÖK. Der ki ben YÖK başkanı hocam. Daha üstü bir makam var mı üniversitenin içerisinde? YÖK başkanı. Yok, YÖK'ün içerisinde. Yok. Bir kimse yüksek öğretim kurumunda eğer vazifeliyse orada çalışıyorsa o kurumun içerisinde en fazla ne? YÖK başkanlığını hayal edebilir. Bunun gibi şimdi bir kimsenin o bilgisi derecesindedir hayali. Öbür türlü bilgisi derecesinde bir kimse ama mesleğinde ama kendince içinde bulunduğu ortamda kendince bir hayal kurar.
Ve en yüksek noktası neresiyse oraya kadar bilgisi nereye kadarsa oraya kadar olur. Ama öbür türlü bu hayallerle alakalı Hz. Mevlana, Celaleti Rum Hazretleri bu hayaller diyor evliyanın ayağı kaydığı veyahut da işte tuzağıdır diyor. Bu neden? O kimsenin kendi bilgisi nispetinde olan hayal çünkü. Asıl hayal ilhamla olan. O tuzak değildir. O vahyin bir alt derecesidir. Bir alt derecesi olduğu için onda tuzak yoktur. Ama onda da o kimsenin kendi dahli yoktur. Kendisinin bir isniyatifi yoktur. Onda direkt ilham yoluyla Cenab-ı Hak'tan gelen bir emir gibidir.
Öyle olunca o hayal de onun kendisinin değildir. Şimdi bir kimse kendince akli noktadan kendine bir hayal kurup kendince hangi zirve noktaya doğru hayal kuracaksa kurar. Eğer öyle bir hayali var ise. Ya da ilhami noktadan ona bir hayal geldi ise ona bir istikamet geldi ise onun peşine gider. Benimle alakalı senin normalde en yükse ne dedin? Sizin kendinize ait bir hayaliniz var. Ve siz kendi hayalinizle gerek ilhami gerek rahmani bütünleşmiş durumdasınız. Ve ona aşkla şevkle koşuyorsunuz.
Ve aşkla şevkle kendi hayalinize koşarken bizler ve kardeşlerinizin o hususta hayalinizin noktasında bilgisi yok. Bir şey olmadığı için bu hususta bu kadar şevk ve aşkı mukavemet edemiyoruz. Yani tabiri caizse siz yolun başını ve sonunu görüp arasında sonuna doğru koşarken ve siz hayale doğru koşarken insanlar size bakıp koşuyorlar. O zaman biz bu genel hayalinizi yakalarsak buradan bir parça da alabiliriz. Ya deriz ki örnek bu adam Edirne'den Kars'a gitmek istiyor. Ya Ankara ile Kırklareli arasındaki yolu da ben alayım. Ben sırtlayayım örnek. Böyle bir durum söz konusu biz bu hayali kavrayamıyoruz. Bize hayalinizin en büyük hayalinizin bir kısmını en azından bizim önümüze verirseniz biz koşacak, şevk tutacak, kendimize hedef belirleyeceğimiz bir yere erişelim.
Örnek yani şimdi mesela bana dediniz ki işte şöyle bir Balkan projesi var. Şimdi o Balkan projesi tabii ki muhakkak tam anlamda gerçekleşmiş değil ama bir nebze de olsun içimizde biz de nefis taşıyoruz. O gerçekleşince ya bu sefer acaba ne yapabiliriz? Önümüzde ne var? Ya bir hedefimiz ve hayalimiz olmadığından ötürü tabiri caizse o şevk ve aşk noktasında da bazı problemler yaşayabiliyoruz. Yani bize hayal lazım işin doğrusu. O zaman bize en yüksek hayalden en büyük hayalden bazı cüzler lazım parçalar lazım ki biz de kendi içimizde o şevkimizi tutalım. Yani eğer burada bin beş yüz kişi toplanıyorsak veya cepheye semaya bin kişi geliyorsak bize bin hayal lazım. Bize bin beş yüz hayal lazım. Nedir o en en büyük hayal?
Biz zayıf ve küçük insanlarız ya o kadar büyük hayal kurmasanız şimdi biz burada olmayız ama. Yani sonuçta bin beş yüz kişilik iki bin kişilik hayal cepheye sema orada duruyor. Yani bunun önü neresi? Bunun daha giderilebilecek yolu neresi? Bilgimiz yok ki görmediğimiz için hayalleyemiyoruz. Madem bu yolu yürüdünüz ve bizim göremediğimiz yerler için bazı bilgiler var baba. Onları bize biraz hani ne yapalım yani bizde bu hususta? Yani bizim için bir kabuz oluyor bu. Bence biz hayallenirsek yani o tohum tutarsa belki daha mukavemetli de olabiliriz. Şimdi ben kendimi tanımadığım için bilmiyorum hani ne gerekiyorsa siz bahçıvan durumunda onu veriyorsunuz. Ama sonuçta bir soru yani sonuçta bir problem bizim için de bir problem.
Nasıl yapalım bunu yani sizin en büyük hayaliniz nedir? Bizim önümüze ne koyarsınız? Ne yapalım? Senin önünde var hayal. İşte benden olmuyor ki. Ya ben bu soruyu size üçüncü kere soruyorum. Üçüncü kere de üstünü kapatıyorsunuz. Yoktur belki de o yüzden. Vardır vardır da işte yani. İnceden ince bir cımbız yapamıyoruz yani. Ya arkadaşlar gülüyorlar onlar da merak ediyorlar, tebessüm ediyorlar. En azından bizim bir hayale ihtiyacımız var yani. Mesela ne yapalım yani on sene, yirmi sene, otuz sene. Yani kendimizi nereye odaklayalım yani. Tamam Kur'an sünnet ama elbisenizin eskidiği gibi imanımız eskiyor. Bizim de imanımız eskiyor. Tamam zikirlendiri tutuyoruz ama bize bir hedef lazım.
Şimdi Halit Hoca ile yeni tanıştık. Halit Hoca ile yeni tanıştığımızda aşağıdaki iş yerindeyiz. İşte ders aldı filan. Bir gün müsait bir gündü. Hiç kimse de yok. Halit Hoca'ya bir hayal çizdim. dedim. Dedim ki Halit Hoca, dedim Çanakkale Gelibolu Mevlihanesi'nden dedim. Orada durmayacağız dedim. Balkanlarda dedim. Ne kadar Mevlevi Hane var ise, ne kadar dergah var ise, ne kadar şeyh var ise. Bunların hepsiyle dedim irtibata geçeceğiz. Hepsiyle kardeşliğimizi tesis edeceğiz. Ve dedim, Gelibolu'daki Mevlevi Hane'ye senede bir sefer onların hepsini toplacağız, davet edeceğiz.
Zaman zaman da dedim biz, Balkanları bu noktada ziyaret edeceğiz. Orada dedim gideceğiz, Kur'an-ı Sünnet dairesinde bir ehli tasavvuf nasıl olur, onlara örnekler göstereceğiz. Dedim, o bölgede çalışma yapacağız. Gelibolu'yu dedim, bakarken üzerinden bunu göreceksin dedim. Tabi biz fukara bir dergahız bu noktada.
Para pul toplamıyoruz arkadaşlarla, bir şey toplamıyoruz. Bazı şeylere maddesel olarak gücümüz yetmiyor. Ama biz tabi bunu böyle yıllar içerisinde zaman zaman istediğimiz noktaya getirdiğimiz davetler açısından, istediğimiz noktaya getirdiğimiz zamanlar yani istediğimiz noktaya yakın hiç olmazsa bir kısmını halledebildiğimiz zamanlar oldu. Halit Hoca'ya o zaman için, Gelibolu Mevluhanesi'yle alakalı böyle bir hayal koyduydum. Dedim ki, Gelibolu Mevluhanesi'nin eski misyonu bu. Biz bu misyon çerçevesinde dedim, Balkanlarla alakalı böyle bir çalışma yapacağız. Tabi bunun bu tasavvufi, sufi yönü, Balkanlar Anadolu topraklar için çok önemli. Oradaki Müslümanlar da çok önemli.
Oradaki Müslümanların Kur'an sünnet dairesinde sufi felsefesine iyi sahip olup, orada onu devam ettirmeleri, yaşatmaları, orada bir de hem bir direniş halakası hem bir de Balkanlardan daha öteye bir sıçrama halakası olması lazım. Velhasıl kelam o zaman için Halit Hoca'yla böyle bir hayal muhabbeti oluydu. Halit Hoca tabi o gündür, bugündür başka ne hayaller var onu Allah razı olsun merak ediyor. Tabi zaman zaman insanlar bilgisinin dairesinde hayal kurduğu gibi bazı hayaller de kendisinin değil, kendisinin olmayan hayallere müsaade olmadan konuşulması da uygun değil. Benim hayallerimin çok böyle akılla alakası yok. Ben akılla alakalı bir hayal kurmaya çok şey değilimdir.
Uygun değilimdir. Biz herhalde bizim önümüze koyulmanın hayallere koşuyoruz belki de. Allahu Alem. Allah bizi iyi etsin inşallah. Halit Hoca'nın gene istediği şey olmadı. Şunu sorabiliriz, önünüze hayali koyan kim? Ya biz böyle biraz şey diyorsun ya sen helva gibi olmuşsun diyorsun ya.
O yüzden helva gibi olunca önüne gelen bize bir şey söylüyor ya. Sabit değil mi? Diyorum ya önüne. Tek bir yerden hayali yok mu? Ya onların hepsi bir yerdendir ya. Ben bu akşam niyet ettim birkaç tane oruçla alakalı hadis okuyayım mı? Zaten okumayın desen sıkıntı olur sizin için. Oruç.
Hadis-i Kudsi'de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurdu. Ademoğlunun her ameli kendisi içindir. Yalnız oruç hariç. Çünkü o benim içimdir. Onun mükafatını da ben vereceğim. Oruç bir kalkandır. Sizden biri oruçlu olduğu günde edebe aykırı söz söylemesin. Bağırıp çağırmasın. Şayet biri ona kötü söyler veya kendisiyle dövüşürse Ben oruçluyum. Ben oruçluyum desin. Ona uymasın. Muhammed'i irade ve kudretiyle yaşatan Allah'a yemin ederim ki Oruçlunun ağzının kokusu Allah katında mis kokusundan daha iyidir. Oruçlu için ferahlanacağı iki sevap vardır.
Bir, iftar ettiği zaman sevinir. İki, Rabbine kavuştuğu zaman orucunun sevabıyla alacağı mükafattan dolayı sevinir. Burada en önemli mesele şu. Bir kimse oruç tuttuğunda diline sahip çıkacak. Ahlakını koruyacak, muhafaza edecek. orucun sevabını kendi içerisinde yapmış olduğu gayri ahlakı konuşma hal ve hareketlerle orucunun sevabını yok etmeyecek. Yani tabiri caizse halk dilinde aç kaldığıyla kalmayacak. Elindeki kar sadece aç kalmak olmayacak. Bunun için ne yapması lazım?
Kötü söz söylemeyecek. Bu genel dairede aslında kötü söz söylememesi lazım bir kimsenin. Ama ve lakin oruçlu olan kimse daha da fazla dikkatli davranıp o kötü söz söylememeye gayret edecek. Oruçlu olan kimse kavga gürültü etmeyecek. Bağırıp çağırmayacak. İnsanlarla dövüşmeyecek. İnsanlarla dövüşmeyecek. Oruçlu olan kimse ben oruçluyum ben oruçlu olunca böyle çok sinirleniyorum. İki tarafa kan kusturmayacak. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu sözüm hem erkeklere hem de kadınlara. Ramazan ayında çok yemek yemeyin. İftarlarınız çok kalabalık olmasın yemek açısından.
İftara çok davet edin insanları. Ama yemeği bu noktada misafirlere muhakkak ikram edin bir şey demiyorum. Ama ve lakin kendi kendinize iftar ederken fazla yemeyin. Çok çeşitli yemek yapmayın. Bu noktada eşlerinizi zorlamayın erkekler. Çorba, yemek, salata, pilav bitti.
Bu bilen fazla. Ama hadi Ramazan bu kadar. Daha fazla bir yemek yaptırmaya kalkmayın evde. Misafiriniz geliyorsa bunun yanına bir yemek daha ilave edin bitsin mesele. Böyle işte 4 çeşit, 3 çeşit, 5 çeşit yemek yapacaksın. İşte şöyle yapacaksın, böyle yapacaksın. Bunlar çok uygun şeyler değil. Lüks iftarlara katılmayın. Gitmeyin. O otellerdeki, oradaki, buradaki iftarlara gitmeyin. Böyle iftarlar vermeyin. Ramazanda derviş kardeşlerinizi, akrabalarınızı evlerinize davet edin. Derviş kardeşlerinin içinde de ayrım yapmayın.
O fakirdi, o zengindi. O onun makamı vardı, bu makamsızdı. O şöyledi, bu böyledi. O şöyledir, bu böyledir yapmayın. Kimlerle samim iseniz normalde onları davet edin. Şunu unutmayın. Etrafınızda muhakkak ki fukara kardeşleriniz olsun. Onlarla sohbet edin. Onlarla arkadaş olun. Kendi arkadaşlıklarını ve dostluklarınızı bunlarla kurgulayın. İnsanları ayırmayın. Hiçbir zaman. Dergah içerisinde ayrımcılık ve grupçılık yapmayın. Kardeş olun, arkadaş olun, dost olun. Kadınlarda da erkeklerde de grupçuluk, işte böyle şahısperestçilik, işte filancanın ekibi, fişmancanın ekibi, işte bunlar filancanın bunlardan uzak durun.
Bunlar bir topluluğun, Allah muhafaza eylesin, sıkıntılı şeyleridir. O yüzden herkese arkadaş olun, herkese samimi olun. Herkese selamlaşın. Herkese dost olmaya gayret edin. Halakanızı geniş tutun, gönül halakanızı daha da geniş tutun. O yüzden böyle yaparaktan insanlar maneviyatta yürürler. Sizin en hayırlınız, etrafına en fazla faydası dokunanınızdır.
Ya onun şöyle halleri var, benden uzak dursun. Bunun şöyle halleri var, benden uzak dursun. Onun şöyle kusurları var, benden uzak dursun. Onun böyle hataları var, benden uzak dursun. Ya bunları yaptığı halde, bu adam nasıl dergahta duruyor? Bu adamın dergahtan atılması lazım. Veyahut da bu kadının dergahta durmaması lazım. Ya bu hataları, bu kusurları yapan kimse nasıl böyle burada durur? Nasıl burada böyle bir şey yapar? Veyahut da bu nasıl çavuş olur? Bu nasıl zakir olur? Yok canım bunlara ses çıkarmıyorsa, demek ki şeyhi de öyle. Nasıl şeyh olur? Bunlar nefsin oyunlarıdır. Bunlar şeytanın tezgahıdır. Ramazan geliyor, kardeşlik halakalarınızı, dostluk halakalarınızı arttırın.
Birbirlerinize kinle, nefretle, uzaklıkla davranmayın. Herkes birbirine yakın olsun. Birbirine kinlenmesin. Birbirinden nefret etmesin. Birbirinden nefret etmesin. Birinin hakkında hükmetmesin. Gece tövbe etmiştir, Allah affetmiştir. Zikrullah'tayız bakın, birazdan zikrullah yapacağız. Zikrullah yaptıktan sonra Cenab-ı Hak'ın vaadi kesin, af olmuş olarak kalkınız diyor.
Allah'ın vaadi kesin olan, af olmuş olarak kalkınız dediği bir topluluktan biz içimizde kin, nefret, bundan şu olmaz, bundan bu olmaz da çıkarsak önce biz aff olmayız. Allah muhafaza eyleseyim. O yüzden bir kimse zikrullah halakasına geldiyse, benim için o aff olmuş kimsedir. Bakın, benim için o aff olmuş kimsedir. Ben hüsnü zam beslerim. Onun üzerinde bu aff olmamıştır diye düşünmem. İnsanlar rahatını bırakacak, işini gücünü bırakacak, evini, yurdunu bırakacak, eşini, çocuklarını bırakacak. Ve para harcayacak, zaman harcayacak, halakayı zikrullah'a gelecek, Allah'ı zikredecek. Ben onun üzerinde suizan besleyeceğim. Bu benim işim değil.
O yüzden sizin de işiniz olmasın. Halaka kardeşliğinizi sağlam tutun. Bir kimsenin üzerinde suizan beslemeyin. Bir kimsenin üzerinde o bu yanlışlıkları yaptı, bu hataları yaptı veya yapıyor. Bundan da derviş olur mu diye düşünmeyin. Kıymetli kardeşler, biz hepimiz sokaktan gelmiş insanlarız. Biz mektepten, medreseden gelen insanlar değiliz. Biz hepimiz garip gureba insanlarız. Biz hepimiz bir şekilde günahların içerisinde bata bata yürüyen insanlarız. Bizim birbirlerimizden çok farkımız yok. Birbirlerimizden çok fazlalığımız ve eksikliğimiz yok. O yüzden biz hep beraber günahkar oluverelim. Ve o yüzden diyelim ki, kendi günahın varken bir başkasının günahına ne bakarsın?
Kendi hatan varken bir başkasının hatasıyla ne uğraşırsın? Kendi eksikliğin varken bir başkasının eksikliği seni ne ilgilendirsin? Biz kendi eksikliklerimize, kendi hatalarımıza, kendi günahlarımıza tövbe edelim. Kendi yanlışlıklarımızı görelim, kendi kusurlarımızı görelim. Kendi hatalarımızı, kusurlarımızı görerekten tövbe edelim. Ve Ramazan ayını dolu dolu ibadetle, zikirle, oruçla huşu içerisinde geçirelim. Kardeşler, bu noktada birbirleriyle olan ilişkilerini, alakalarını belli bir düzeye çıkarsınlar, yükseltsinler. Dostluklarını, kardeşliklerini belli bir düzeye çıkarsınlar, yükseltsinler. Size eksiklik davranana, siz eksiklikle cevap verirseniz ondan farkınız yok.
Size eksik davranana, siz tam davranın. Size yanlış davranana, siz doğru davranın. Kimseye sırtınızı dönmeyin. Kimseyle selamınızı, sabahınızı kesmeyin. Kimseyle ilişkinizi kesmeyin. Sizin en günahkar gördüğünüz kimseyle ilişkiye girin. Onunla dostluk kırın. Onun tövbe etmesini, onun yanlıştan dönmesini sağlayın. Dostluk, arkadaşlık onun yanlıştan dönmesine sebep olmak. Dostluk, arkadaşlık onun yanlışlığını içerisinden çıkarmaktır. Birisi yanlışlığa düştü diye onun normalde sırtını dönmek, onun normalde birisi eksikliğe düştü diye ona ters davranmak dostluk, arkadaşlık değildir. Bu mümince, sufice bir davranış değildir. Herkes düşebilir. Herkes hata yapabilir. Herkes eksik davranabilir.
Herkes yanlış davranabilir. Önemli olan o kimsenin eksikliğini, noksanlığını görmesi. Görmüyorsa önemli olan etrafından bir kimsenin ona nasihat etmesi. Önemli olan o nasihati dinleyip o kimsenin o yanlışlıktan, eksiklikten kendini kurtarması. Önemli olan bunlar. Yoksa bizler birer tanrı parçası değiliz. Hatasız, kusursuz değiliz. Bizler peygamberler gibi masumiyet karinesine sahip insanlar da değiliz. Bizler zayıf kullarız. Bizler hata yaparız, kusur işleriz, yanlışlık yaparız, eksiklik yaparız. Tabiri caizse Allah'ın gözünün içine baka baka, günah da işleriz. Her şeyi yaparız.
Ama Hz. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözü muhteşem. Günah işleyenlerin en hayırlısı, günahına tövbe edenlerdir. Günahına tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir. Ayet-i kerime, ey Habibim eğer onlar Allah'a dönüp tövbe etmiş olsalardı, kendilerini affedecek olan bir Rab bulurlardı. Kıymetli dostlar, Ramazan pazartesi günü ilk orucumuz. O yüzden bugün de Ramazan'a geçerken önemli bir perşembe zikrimiz. O yüzden herkes birbirinin gönlünü alsın, birbirine hakkını helal etsin, eşleriyle muhabbetini düzgün kursun, çocuklarıyla muhabbetini düzgün kursun, varsa akrabalarıyla arasında problem olan, akrabalarıyla olan işini düzelsin, Ramazan'a tertemiz bir şekilde girsin inşallah.
Ve Ramazan'ı da huşu içerisinde derin bir şekilde yaşasın. Ramazan ayı yeme içme ayı değildir. Yeme içme günleri bayram günüdür. Yeme içmenizi bayrama saklayın. Ramazan'ı yeme içme ayı olarak yaşamayın. Ramazan'ı çok tüketmek, çok yemek, çok harcamak olarak, kendi nefsinizi harcamak olarak geçirmeyin. Ramazan'da çok tasadduk edin. Zekatlarınızı hesaplayın. Zekatlarınızı verin. Zekatın haricinde tasadduk edin. Zekat veremeyecek noktada olanlar, bir hurmayla da olsa hadis-i şerif, cehennem ateşinizi söndürün demiş. Alın bir kilo hurma dağıtın iftarlık olarak. Bir kilo hurma alacak paran da mı yok?
Bir kilo şeker alacak paran da mı yok? Veyahut da dua edin. O da yoksa. Ve böylece Ramazan'ı hayır hasenet içerisinde geçirin. Ramazan'ı güzellik içerisinde geçirin. Sakın Ramazan ayında hiç kimseyle kavga etmeyin. Eşler birbirlerine karşı dillerini tutsunlar. Anneler, babalar, çocuklarınızla olan muhabbetlerinizle dillerinizi tutun. Çocuklarınıza karşı merhametli, şefkatli davranın. Erkekler, hanımlarınıza karşı merhametli ve şefkatli davranın. Kadınlar, kocalarınıza karşı merhametli, şefkatli davranın. Ramazan ayında evlerinizi cennet bahçesine çevirin. Ramazan ayında sokaklarınızı cennet bahçesine çevirin. Ramazan ayında gönlünüzü cennet bahçesine çevirin.
Çevirin ki Cenab-ı Hak o revlara tecelli etsin inşallah. O yüzden Rabbim cümlemize bütün ümmeti Muhammed'e hayırlı Ramazanlar nasip eylesin. Amin. Hayırlısıyla oruç tutan iftar eden kullarından eylesin. Amin. Ramazan'ın sonunda Cenab-ı Hak'ın cemaline kavuşan kullarından eylesin inşallah. Amin. Haklarınızı helal edin. Helal olsun. Bizden yana da helal olsun inşallah. Kardeşlerinizle maddi alışverişleriniz beni ilgilendirmez. Ama diğer varsa birbirlerine olan hakları o haklarınızı helal edin. Helal olsun. Helal olsun. Kardeşler birbirlerinizle borç almışsınızdır, borç vermişsinizdir, ticaret yapmışsınızdır. Burası benim helallaştıracağım bir yer değil.
Ama diğer dervişlikle alakalı, genel hukukla alakalı, arkadaşlıkla alakalı varsa birbirlerinize haklarınızı helal edin. Helal olsun. Haklarınızı helal edin. Helal olsun. Allah hepinizden de razı olsun inşallah. Amin. Dervişlik bu. Birisi yanlış anlamıştır, birisi eksik anlamıştır. Yok, yok o bana ters baktı, yok o benim selamımı almadı, yok o taraf tuttu, yok o işte şunu yaptı, bunu yaptı. Dervişler kalplerinden şeytan vesvese verir, böyle şeyler geçirirler. Şeytan onlara vesvese verir, bunu dillerine düşürürler. Veya da giderler o kimsenin üzerine de bunu konuşurlar. Dervişlik bu. Koşuşturmanın içerisinde birinin ayağına basmışızdır. Koşuşturmanın içerisinde birine ters konuşmuşuzdur, sert konuşmuşuzdur.
Birinin normalde damarına basmışızdır. Olmayacak bir söz söylemişizdir. Ben kendi nefsim için söylüyorum bunları. Bunu ciddi ciddi söylüyorum. Birinizin kalbini kırmışımdır, birinize bir eksik davranışta bulunmuşumdur. Gerçekten samimiyetle söylüyorum, bana haklarınızı helal edin. Helal olsun. Allah sizden razı olsun inşallah. Varsa burada bir kardeşin birbiriyle olan hukuku, bu noktada birbirine karşı da kalbinde böyle bir incinmişlik, kırılmışlık varsa şimdi söylesin, onu da burada helallaştıralım inşallah. Olur mu olur, kalkan eli görmem, o yüzden bakıyorum öyle. Allah razı olsun. Bunlar böyle güzel şeyle. O yüzden insanlar böyle içinin dışında olması lazım.
Varsa bir içinin bu noktada kırgınlığı bunun burada hallolması lazım. Biz kardeşlik hukukunu önde tutacağız inşallah. El Fatiha ma selavat. Amin.
Destur.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.