mustafaozbag.org

605. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 5 Nisan 2019 · 44:12

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır eylesin inşallah. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem döneminde mescitte dua sonrası imam cemaate dönüp, ey cemaat, bir derdi, sıkıntısı, ihtiyacı olan var mı diye sorar, cemaat arasında ihtiyaçlar karşılanırdı. Bu olay var mıdır, var ise şu an bu uygulamanın önüne yapılmıyor. O zaman için ihtiyaçlar Beytülmal'den karşılanırdı. Müslümanların ihtiyaçları camide sorulur, ihtiyacı olan var ise onlar da söylerler. Beytülmal, yani devletin parasından onların ihtiyaçları görülürdü. Şimdi normalde İslam hukuku ve İslam devleti olmadığı için böyle bir şeyin yapılması mümkün değil.
İnsanlar kendilerince zekatlarını verirler, sadakalarını verirler, fitrelerini verirler, nereye istiyorlarsa oraya verirler. O yüzden İslam devleti olmadığı için bunun böyle uygulanması mümkün değil. Aslında bu tartışılmıyor.
Zekatı normalde Hz. Ebu Bekir Ömer Osman Ali zamanında zekatı devlet toplardı. Evet Müslümanlara farz. Zekatı kim toplar? Buranın normalde İslam dünyasında toplamakla alakalı. İslam dünyasında tartışılması lazım.
Şunu bir kere bir yerli yerine koyalım. Din kendi dairesinde hukuksuz, hukuksuz yaşanması çok güç. Dinin tamamının yaşanabilmesi için dinin hukuksal kısmının da olması lazım. Dinin hukuksal kısmı yok ise ne yazık ki bu sadece ibadet ve ahlak kısmı kalıyor. İbadetin de tamamı değil.
İbadetin de tamamı değil. Sıkıntı fazla. Yani o yasak olan şey var. Mustafa Çeliğ'in Darül Harp hukuku var. Daha önce yasaktı 28 Şubat döneminde. Şimdi hala da yasak mı değil mi bilmiyorum da. 28 Şubat döneminde yasaktı. Şimdi internette falan var artık internet yasakların arasına giriyor mu girmiyor mu bilmiyorum da. Normalde o Darül Harp fıkhını insanlar öğrenmiş olsalar çok farklı bir Türkiye'de, çok farklı bir dünyada yaşarlar. İş yerinde çalışanlar arasındaki muhabbetin ölçüsü ne olmalı? Mesai dışında konuşulması, hal hatır sorulması doğru mudur?
Eş buna razı değilse hakkı var mıdır arkadaşlarıyla, bayan arkadaşlarıyla konuşmaya? Bu sıkıntılı bir durum. Bayanlar için de erkekler için de. Erkekler de, erkek çalışanlar da, bayan çalışanlar da haddini, hududunu, hukukunu bilmeli. Bu meselede bayanlar da, erkekler de mesai dışında fazla o mesai arkadaşlarıyla haşır neşir olmamalı.
Mesai içerisinde de mesai arkadaşlarıyla, bay bayan noktasında birbirlerine haram olan, mahrem olanlarla fazla haşır neşir olmamalı. Evliliğinin saadetini, evliliğinin huzurunu düşünen insan, normal bay da erkek de, her ikisi, bay da bayan da, her ikisi de. Evde eşlerini rahatsız edecek. Veyahut da işte kadın erkek birbirini rahatsız edecek. Karşılıklı konuşmalardan, hani dışarıdaki karşılıklı konuşmalardan, arkadaşlıklardaki o gevşeklikten kendilerini koruyacaklar. Erkek de koruyacak, kadın da koruyacak. Bu gün geçtikçe gevşiyor bu ortam. Bakın gün geçtikçe gevşiyor. Ya normalde bir erkek mesela işte iş ya yapıyor ya, mesai arkadaşı ya, daireden veyahut da çalıştığı iş yerinden arkadaşı, onunla rahat konuşmayı kendine hak görüyor.
İşte onlarla böyle beraber zaman geçirme, yok kahveye gitme, yok kafeye gitme, yok oraya buraya gitme. Evde hanımı bekliyor. Yani o arkadaş bizim rahat bir şekilde, özgür bir şekilde, işte iş arkadaşlarıyla dolaşacak. Aynı şey çalışan bayanlar için de geçerli. Çalışan bayanlar da yok işte arkadaşlarla kahveye gittik, yok kafeye gittik, yok parka gittik, yok şuraya buraya gittik. Evde adam bekliyor veyahut da adam soruyor saat kaç, neredeydin? E arkadaşlarla kahve içmeye gittik. Ya arkadaşlarla kahve içmeye gidiyorsun, telefon aç adama, adam da gelsin arkadaşlarına gidiyorsa. Gel filancı yere kahve içmeye gidiyoruz de, sen de orada durur de. Veyahut da aynı şey, erkek için de geçerli. Arkadaşlarınla gidiyorsun, eşine telefon aç, gel sen de filancı yerde kahve içeceğiz de.
Örneğin. Bunlar gün geçtikçe bu işlerin gevşeklikte trendi artıyor. Kadınlar da, erkekler de bu hukuka riayet etmiyorlar. Bunlara dikkat etmiyorlar. Veyahut da işte aynı iş yerinde daha loabali davranabiliyorlar. Daha böyle gevşek davranabiliyorlar. Daha sınırsız, daha fitursuz davranabiliyorlar. Bunu o esnada, o kadının örneğin işte kocası iş yerine gelmiş olsa, o hali görse, adam boşamayacaksa boşar. Veyahut da aynı şey erkekler için de geçerli. Erkek iş yerindeki bayanlarla pürneşe, kakara kukara. Yani evde yüzünden düşen bin parça, iş yerindeki kadınlarla kakara kukara. Bunlar aile saadetini, huzurunu bozan şeyler. Buna erkekler de, kadınlar da buna dikkat edecek. Ya işte iş çevresinde böyle şeyler normal. Ya canım kardeşim iyi, erkeksin.
Sana normal, bayan olsa, çalışsa ona da normal olacak mı? Ya bir erkek hak görüyor kendine. Kadınlarla böyle gayet samimi bir muhabbete, ne bileyim işte. Hatta bu dergah içinde de geçerli. Yani o abiymiş de abiyle, ya ne abisi ya bırak. Ne olmuş ya, ne olmamış ya.
Yok. Veyahut da kadınlar, erkekler gerek yok. Evli barklı kadınsın, evli barklı adamsın. Evde şüphe uyandıracak. Evin içerisine ateş düşürecek. Her şeyden uzak dur. Her şeyden. O filanca abiymiş. Kim abi olursa olsun, uzak dur. Bütün herkes için geçerli bu. Mesafeyi koruyun. Mesafeyi muhafaza edin. Hele dergahın içerisinde kendilerince büyük görünen kimseler. Veya insanların büyük gördükleri. Mesafeyi koruyun. Karşıdaki korumazsa siz koruyun. Karşıdaki korumazsa siz koruyun. Allah muhafaza eylesin.
Ölçü bırakacaksınız arkaya çünkü. Ölçü kalacak. Bu böyle hani umumi gevşeklikten ümmet nasibini alıyor. Umumi bir gevşeklik var. Bu hepimizde var. Bütün ailelerde var. Bende yok diyen yalan söyle. Bu umumi gevşeklikten kendimizi alabildiğince kurtarmaya çalışalım.
Allah muhafaza eylesin. Bu böyle yani biraz da şeyden kaynaklanıyor. Yani sizler adım adım adım onlara benzemedikçe kıyamet kopmaz. Onlar kim ya Resulallah. Hristiyanlar ve Yahudiler mi? Evet. Bizim dervişimizde, sufimizde, zakirimizde, şeyhimizde, uçanımızda, kaçırımızda. Akşanımızda ufak ufak ufak … benziyoruz. Herhalde gönlümüz istiyor. İçimiz kayıyor galiba. Bundan dervişler de nasibini alıyor. Bütün herkes nasibini alıyor. Mesafeni koru kardeşim sen. İş yerlerinde mesafesiz ben çok fazla dolaşmıyorum. Herhangi bir yere böyle bir resmi bir yere oraya buraya gidiyorum mesela. Diyorum ki kendi kendime benim resmi dairelerde çalıştığım zamandan daha da ileri gitmiş.
Yani kadınlar, erkekler birbirlerinden geçmişler. Fısıldaşıyorlar iş yerinde resmi. Gitmişim bir yere bir işim var. Yani kadın, erkek evli olmadığı belli birbiriyle. Yaklaşıyorlar, fısıldaşıyorlar kendi kendime. Dedim ki ya bu kadının dedim kocası görse alnı çatından kurşunluk dedim ya. Veyahut da bu adamın karısı görse bunu. Ben utandım kendi kendime. Çalışan bayanlar, bayanlarla çalışan erkekler gerçekten muhafaza edin kendinizi. Bu işin bir haddi, hududu, hukuku olmalı. İş arkadaşıysa iş arkadaşı. Veyahut da öğrenciler. Ne sınıf arkadaşıymış. Nasıl sınıf arkadaşı ya?
Ne işin var senin adamın evinde? Genç delikanlı, onun evinde ne işin var senin? Veyahut onlar arkadaşlarmış ya. Ben kendi kendime düşünüyorum. Bu adam, bu erkek değil mi? Erkek. Bu kız değil mi? Kız. Lan diyorum ya bir adamın yanında bir kız var. Yani bu adam hiç mi aklına bir şey gelmeyecek? Lan aklına bir şey gelmiyorsa adam değil zaten. Aklına bir şey gelmiyorsa adam değil zaten. Adamın erkekliğinde problem var o zaman. Genç 17-18 yaşında, 20 yaşındaki genç çocuğun aklına bir şey gelmez mi? Ya bambayındırlı gibi düşünüyorum. Bizim kafa farklı çalışıyor.
Öyle ya. Benim bildiğim adam ateşli, genç 17-18 yaşında, 20 yaşında bir erkek o kıza dokunsa, gidip adamın normal, dokunsa adamın gidip gusletmesi lazım ya. Neresine dokunursa dokunursa dokunsun, parmağına dokunsa adam guslet eder. Guslu gerektiren hal olur onda. Bizim Seyit Taş'ın dediği gibi adamlar da naylon oldu herhalde. Bizim Seyit Taş Allah rahmet eylesin öyle derdi. Kurban olayım, bu adamlar naylon oldu. Kadınlar da naylon, adamlar da naylon. Lan bu naylon kadın adam ne demek lan? Yeni literatüre yeni şeyler katıyorsun. Hacı tebrik ediyorum seni diyordun. Bak adamın literatüre kattığı kelimeleri kullanıyorsun. Allah rahmet eylesin inşallah.
Ruhu şahat olsun. Ya bu işin bir haddi hududu olmalı. Bu işin bir hukuku olmalı. Olmaz, yanlış. Bayanlar çalışabilir mi? Ya çalışabilir de haddini, hududunu, hukukunu bilsin. Erkekler de haddini, hududunu, hukukunu bilsin. Gece yarısı mesajlaşmalar ne oldu? İş arkadaşı. Ulan gece saat 2'de iş arkadaşından kimin mesaj gelir? Müşteriden mi geliyor? Kimden geliyor? Laf. Erkeğe de kadına da. E ne daireden arkadaşlar? Ne iş yerinden arkadaşlar? Ulan gece saat 1.30'da 2'de evli bir bayana veya evli bir erkeğe ne mesajı geliyor? Kimisi de tebliğ memuru sanki. Tebliğ ediyormuş oradan.
Ne tebliğ ediyorsun kardeşim? Önce sen yaşasana. Sen desene hanım kardeşim, bacım, kardeşim gece saat 2'de mesaj çekilmez. Duyanı var, duymayanı var. Göreni var, görmeyeni var. Ölçü Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri eşiyle beraber giderken gece karanlıkta sahabeler görüyorlar. Gece Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yanında eşi. Ona sesleniyor, aklında kaldığını söylüyorum. Bu Ebu Bekir'in kızıdır diyor. Bu Ebu Bekir'in kızıdır. Şüpheyi kaldırıyor ortadan. Gece karanlıkta şüpheyi kaldırıyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin bunu söyleme gereği hissediyorsa, karşı taraftan şüpheyi izale etme.
Karşı tarafın kalbine şeytanın fitne indirmesini müsaade etmemek için. Böyle bir şey söylüyorsa arkadaşlar, kardeşler, karşı tarafın kalbine şüphe düşürecek hal ve hareketlerden uzak durmak zorunda. Herkes, kadını da erkeği de. Ben bir şey yapmıyorum, valla billahi yapmıyorum. Bırak telefonu o zaman, gecenin yarısında ne işin var telefondan? Telefonla mı evlisin? Ahmak kadın ve erkek! Telefon mu senin evliliğini yürütecek? Bırak! Alın bütün ailenin telefonlarını koyun oraya kitaplaya, bak ne oluyor. Herkes çız çıplak meydanında kalmış gibi hissedecek kendini.
Bağımlı insanlar. Bağımlı. Eve girdiğinizde bütün çoluk, çocuk, çombalak, kadın, erkek. Alın telefonların hepsini de koyun kitaplıyor. Alın koyun. Bağımlı herkes. Yemin ediyorum bağımlı. Yemin ediyorum bağımlı. Ama şüphe ediyor insanlar birbirlerinden. İş çıkışı. Dost doğru git evine. Arkadaşlarla kahve içtik. Allah Allah. Kadın seni bekliyor evde. Belli kaçta çıkıyorsun? Beş buçuk. Hadi yarım saat. Hadi kırk beş dakika. Hadi bir saat. Eee altı buçukta evde olman lazım. Arkadaş dokuz buçukta eve geliyor.
Telefon aç. Söyle. Bu akıllı telefonları ne yapma elinizde taşıyorsunuz? Bir haber verin. Yok. Allah muhafaza eylesin. Amin. Ehli nar amellerinden bir amel işledin mi? Onun sonunu tevhid ile hatmet. Mühürle. Çünkü tevhid kıyamet günü elinden tutar. Cezadan sonra bile olsa tevhid her amele üstün gelir. Allah'ın için anıyoruz. Ehli nar amel nasıl ameldir? Ehli nar cehennemlik amel. Yani bir cehennemlik amel işlediysen Ama günahı keber, günah ise gayri. Küçük günah veya büyük günah. Muhakkak arkasından Allah'ı zikret. Yani la ilahe illallah de. En azından. Bu senin o günahına kefaret olur. İnşallah.
Şaban ayında hangi nafile ibadetlere ığıllık vermeliyiz? Önce ahlakınızı çok düzgün tutun. Ondan sonra da salatu selam getirin. Namaz kılın. Müslüm'de bahsedilen kahtane kimdir? Harikasınız ya. Ben meydan lorus değilim ya. Evet bir zat çıkacak ahir zamanda. Ama o zat herhalde tahmin ediyorum. Cepheye sema programını sadece cemaatimize müntesip Kardeşlerimizin haricinde akraba veya yakınlarımızdan Gelmek isteyenler de yazdırabilir miyiz? Yolcu ücreti alacak mıyız? Bu konudaki son çalışmalar ne halde bilmiyorum. Yarın akşam istişareniz var efendim. Ücret toplanıyor. Namitaym'de çok bir yere yayılmıyoruz.
Çünkü otobüs sayısı bursa da yeterli gelmiyor. Otobüs bulamıyoruz. Hem de işin sonu gelmiyor. Yani elli otobüse altı otobüse kadar çıkıyor. Ücretsiz. Herkes yazılabilir dediğimizde Herkes yazılıyor. Ücret yok. Bir şey yok. O zaman da ne otobüse yetişebiliyoruz ne de otobüs bulabiliyoruz. Evet normalde Hacı Cafer'in söylediği şey şu. Diyor ki Bursa'da fazlaca otobüs yok. Belli bir otobüs sayısı ancak bulabiliyoruz. Hatta geçen yıllarda biz dışarıdan otobüs getirtmek zorunda kaldıydık. Yani Bursa'dan tedarik edilemediği İşte diyelim ki Elli otobüs lazımsa Elli otobüsü tedarik edemedik. Çünkü yaz geldiğinden Otobüsler bir yerlere Kiralanıyor. Bir yerlere gidiliyor.
O yüzden normalde İki yıl mıydı biz? İki sefer dışarıdan tedarik ettik. Değil mi? Biz iki sefer dışarıdan tedarik etmek zorunda kaldık. Biz malum Genelde Bu tip meselelerde Ücret toplamak bizim ayıbımıza gidiyor. Utanıyoruz. Yıllardan beri böyle sürmüş gelmiş bir şey. Biz o yüzden ücret toplamaya inticap ediyoruz. Utanıyoruz. Ücretsiz yine otobüsler. Ama Herhalde dışarı çok açılınmayacak. Sadece Bizim kardeşlerimiz için. Millet gelmek istiyorsa gelsin. Dışarıdan katılmak istiyorsa. Ama Tekrar onların gelmesinden rahatsızlık duyacağımız değil. Rahatsızlık duyacağımızdan değil. Ama ve lakin otobüs bulamıyoruz. Sıkıntı buymuş.
Geçen yıl kaç otobüstü? Otuz beş otobüstü. Otuz beş otobüstü. Demedik de minibüslere denk geliyor. Hatta geçen sene otuz beş otobüsü temin edememişler. O yüzden küçük minibüslere dönmüşler. Evet geçen sene küçük minibüslerle gidin dedi. O yüzden Tabii kendi araçlarıyla herkes kendi arabalarıyla gelir. Bunda bir sıkıntı yok. Gelsin zaten. Herkes kendi araçlarına gelebiliyorsa gelsin. Ama işte Otobüs bulmakta sıkıntı yaşıyormuşuz. Problemimiz o. Allah bizi affetsin inşallah. Hadisi okuduk. Bir türlü dersini yapamadık değil mi? Müminin ferasetinden sakının. Çünkü o baktığında Allah'ın nuru ile bakar.
Tirmizi hadis-i şerif. Feraset Allah'ın mümin kullarının kuluna vermiş olduğu bir lütuf, bir ikram. Feraset nuru. Bu mümin kulu doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, hak ve hakikati hak ve hakikat olmayandan ayıran bir insanın takvayla, zikrullahla ulaşabileceği takva ve zikrullahın karşılığında Allah'ın bir lütfu. Bu feraset nuru.
Bu tabi normalde genelde sufiler bu meselenin üzerine çok düşmüşler. Sufiler kalbi tenvir etme, temizleme. Nefisle mücadelede ileriye doğru gitme. Nefisle tam bir şekilde mücadele ederekten hakkı batıldan ayırma, eşyanın hakikatine vakıf olma, iyiyi doğruyu, güzeli bulma, yapacak olduğu bir şeyde en iyisine ulaşma noktasında sufiler kalbi temizleme, o nura ulaşmak için kalbi temizlemede ileriye gitmişler.
Ama normalde tabi bu feraset herkese açık bir nokta mı? Evet. Biz feraseti bu manada ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin noktasına bakmış olsak farklı bir feraset noktası çıkmış olur. Mesela bir usta, bir usta mesleğinde çok böyle ileri doğru gittiyse, dikkatli olduysa, o mesleğiyle alakalı feraset sahip olur.
Yani bu ister kaportacı olsun, ister boyacı olsun, örneğin isterse motor işi yapsın, isterse ne bileyim bir şeyin ustası, marangoz olsun, demirci olsun, bir şeyin ustası o. O bir şeyin ustasıysa o konuda bilgi birikimi onun zirveye gitti. Bilgi birikimi zirveye gidince o feraset, onun feraset nuru, o feraset bilgisi onda yerleşti. O bir bakışta nerede hatanın olduğunu görür. Bu da bir ferasettir ilmel yakin noktasında. Veyahut da o çok mükemmel bir aşçı. Yani bir kaşık ondan içtiğinde o yemeğin nerede neresinde hata olmuş, nerede neresi eksik olmuş, ona gurme diyorlar ya, bu da bir ferasettir. Bir kimsenin yapmış olduğu işte çok bilgili olması, öngörüsünün kuvvetli olması, analizinin kuvvetli olması, ilmel yakin ferasettir.
Mesela bir kimsenin işte iyi koku alması, o koku almada üstün özelliğe sahip olması. Bu da bir ferasettir ilmel yakin noktasında. Veyahut da bir kimsenin çok keskin işitmesi, onu keskin bir işitmeye sahip olması, bu konuda antrenman etmesi, onda da bir feraset vardır. Veyahut da hani böyle uzak doğu filmlerinde izlersiniz ya, ya adam amadır ya da gece karanlıktır ya da gözlerine bir şey çekmişlerdir.
O böyle esen yelden, ondan sonra çıtırtıdan, hani o kimse nereden kendisine ne geldiğini hisseder ya, daha bir de onların bir çıtı üstü var. Ne? Görmeye başlıyor. Uzak doğuda. O filmlerde seyrediyorsunuz ya, o da görmeye başlıyor. Ha evet tamam, onun kalbi açıldı. Ama ilmel yakin noktasında bir şeyin, normalde o işin ilmini bilen. Mesela bir iş sürücü, Osmanlı'da bunlar müthişti. Türkler Orta Asya'dan itibaren kulakları duymada, gözlerini görüp ezberlemede, iz sürmede feraset sahibidirler. Türkler gibi iş süren hiç kimse yoktur. İş sürerler. O kadar çok keskin duyarlar ki, üç kilometre öteden bir çıtırtıyı duyabilme imkanına sahipler. Kendilerini o kadar adarlar.
Bu savaş sanatlarının içerisindedir bunlar. Veyahut da çobanlar, feraset sahibidir. Öylesine keskin dinlerler ki, kayıp koyunun çıtırtısının nereden geldiğini, melemesinin nereden geldiğini görür o kimse. Kendince duyar ve duyduğu noktayı görür. Bunların hepsi de ferasettir. Yani normalde ilmel yakin noktasında bir kafir de bir şeye odaklanırsa, Allah ona da o feraseti verir. Odaklandığı şeyin hakikatini ona gösterir. Odaklandığı şeyde bilgi sahibi olur, ilim sahibi olur. Bu ilmel yakin noktadaki feraset. Bu sanat dalları için geçerli. O kimsenin işte yapmış olduğu işlerle geçerli. Günlük hayatında yapmış olduğu işlerle alakalı geçerli. Geçerli, tecrübesiyle alakalı geçerli. İşte hava böyle olduysa böyle olur.
Bu don yapar. Bulutlar böyle dolaşırsa, işte hava açar, don yapmaz. İşte bu mevsimde kargalar böyle uçtu. Böyle uçtuğu için yağmur az yağacak. Yok işte bu mevsimde böyle böyle olduğu için şöyle olacak. Bunlar eskiler anlatırlardı. Muhtar var mı hala da sizde böyle bir bilgi? Var değil mi? Tarımla uğraşanlar bunları hala da biliyorlar. Siz bir senenin yağışlı mı, yağışsız mı gideceğini 3 aşağı 5 yukarı tahmin ediyorsunuz. Bakın bunlar da feraset. Bunlar aslında ne yazık ki biz şehirleştikçe bizim terk ettiğimiz şeyler. Bizleri köyden şehirlere sürdüler. Biz sürgün yemiş topluluğuz. Bize şehirleşmeniz lazım. Şehirlere göçmeniz lazım. Şehirlere göçmeniz lazım.
Diyerekten biz şehirlere göçtük. Köleleştik. Sığırlaştık. Körleştik. Körler ve sağırlar olduk. Ne tarafa yönlendirdilerse o tarafa gidiyoruz şimdi. 3 gün patates bulamazsak patatesi bulamadık diye öleceğiz şimdi. Biz ölmeyelim diye patates ithal ediyorlar. Kışın göbeğinde domates alıştırdılar. Biz Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin izini bıraktık. Yazın yazlık yiyin, kışın kışlık yiyin, turfanda bir şey yemeyin dedi. Biz yazın kışlık yemeye, kışın yazlık yemeye başladık. Tersini yaptık. Dedi ya siz adım adım uymadıkça kıyamet kopmaz diye. Biz adım adım uyuyoruz biz. Hani diyor ya, ahir zamanda Müslüman'ın diyor, kulağına üflenecek denecek ki, keler deliğine gir, Müslüman keler deliğine girmeye çalışacak diyor.
Keler deliği. Keler ne biliyor musunuz? Kertenkeler. Bir insanın kertenkelenin deliğine girmesi mümkün mü? Mümkün değil. Şeytan, deccal bizim kulağımızı üfleyecek, bize seslenecek. Cep telefonlarımızdan seslendiği gibi, televizyonlardan seslendiği gibi, sosyal medyadan seslendiği gibi. Seslenecek bize. Deyecek ki şunu yapın, biz hep beraber onu yapacağız. Deyecek ki buradan gidin, biz hep beraber oradan gideceğiz. Deyecek ki bu kötü, biz hep beraber onu kötü bileceğiz. Deyecek ki bu iyi, biz hep beraber onu iyi bileceğiz. Neden? Çünkü kalbimizde zikrullah oturmayacak. Biz feraset sahibi olmayacağız. İlmel yakin feraset. Bir kimsenin mesleğinde dikkatli olması, ölçülü olması, tahmininin kuvvetli olması mesleğinde tarımla iştigal ediyor, onda feraseti kuvvetli olacak.
Meteorolojiye bakmayacak sadece. O kendi yerel olarak bulutların hareketinden, çiçeklerin açmasından, kuşların ötmesinden, uçmasından, yerdeki solucanların durumundan, yer hayvanlarının, gök hayvanlarının hareketlerinden, yağmurun yağıp yağmayacağını, o kuşun kuvvetli geçip geçmeyeceğini, o yazın çok kurak geçip geçmeyeceğini tahmin edecek. Feraset. Adam Amerika'dan Hazreti Gogol'un şalterini indirirse, hepimiz apaçık meydanda kalacağız çünkü. Evet. Adam şalteri indirirse, bütün Türkiye aç kalacak çünkü. Bütün Türkiye aç kalacak. Feraset.
Ferasetin ilmel yakin noktası. Aynel yakin noktası feraset. O kimsenin görmesi. Bir çıt üstü. O kimse, ilim ile ne yaptı? Yükselmeye başladı. Mesela bir kimsenin yüzüne bakaraktan karakterini biçme. Aynel yakin. Gözlerine bakıp, kaşlarına bakıp, dudak hareketlerine bakıp, onun aynel yakin noktasında, ayn görmek çünkü, aynel yakin noktasında, o kimsenin karakterini analiz etmek.
Konuşurken, gözlerinin işaretini, dudaklarının işaretini, yüz ve mimiklerinin, ellerinin işaretlerine bakaraktan söylediğinde, samimi olup olmadığını görme. Bir çıt daha ilerisi, o konuşurken, onun tavır ve davranışlarından, yalan söyleyip söylemediğine bakma. Aynel yakin. Görmek. Ayn gördü. O kimsenin, ilmel yakinden, aynel yakin ferasete doğru gitme. Bu da, alim bir kimseye, lazım olan bir şeydir. İlmiyle amil olan, alimlere lazım bir, ferasettir bu. Seni aldatabilir, seni kandırabilir, seni ütebilir, sen birisinin hakkını, hukukunu koruyamayabilirsin. Feraset sahibi olacaksın. Ve kalbine, senin tatlı tatlı, artık o feraset, nurunun tecelliyatları olacak.
Bir üstü. hakkel yakin, feraset ehli olma. Bu da ne? O kimsenin kalbinde, meselenin doğrusu, yanlışı, eksiği, fazlası, kalbine tecelli etmesi. Müminin ferasetinden sakının, çünkü Allah'ı, nuriyle görür dediği, hale gelme. Bu hale gelmek nasıl? ayet-i kerime, ey iman edenler, Allah'tan korkun, ve peygamberine inanın ki, size rahmetini iki kat versin, ve size ışığında yürüyeceğiniz, nur lütfetsin, ve sizi bağışlasın.
Allah, gafurdur, rahimdir. Hadis 28, Allah'ta, Allah'a iman edenler, Allah'tan korkun. Allah'tan korkmanın, tecelliyatı ne? Canım kardeşim, haramlardan uzak dur. Harama gözünü kaydırma, harama dilini kaydırma, harama kulağını kaydırma, elini harama kaydırma, ayaklarını harama kaydırma. Haramlarla irtibatını kes. Allah'tan kork, şu namazını dosdoğru kıl. Allah'tan kork, şu dersini dosdoğru çek. Allah'tan kork, tövbende samimi ol. Allah'tan kork, yalana, ona buna, hileye, hurdaya karışma. Allah'tan kork, yetimin hakkını koru, kimsesizin hakkını koru. Allah'tan kork, kamunun hakkını koru. Allah'tan kork, adaletli davran.
Bütün sistemler, bütün düzenler, adalet üzerine ayakta durur. Allah'tan kork, evinde adaletli ol babalar. Evlerinizde adaletli, adaletli olun. Çocuklarınıza adaletli davranın. Çocuklarınızın birini kayırıp, öbürkünü kayırmamazlık etmeyin. Adaletli olun. Eşlerinize adaletli davranın. Kendinize adaletli davranın. Allah'tan korkun. Bir yanlışlık yapmayı, Allah korkusuyla, sevgisiyle, önce yanlışlık yapmaktan seni bu korusun. O zaman ancak Allah'tan korkarsan sen, kalbine Cenab-ı Hak senin vahyeder. Kalbine seni ilham eder.
Allah'tan korkarsan. O yüzden hileye, hurdaya karışmak, ailenin içerisinde adaletsiz davranmak, iş yerinde adaletsiz davranmak, çalışanlarına adaletsiz davranmak, müminlik sıfatı değildir. Adaletsiz davranmak, müminlik sıfatı değildir. Adaletli davranmak, nerede olursa olsun, mümin sıfatıdır. Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Habeş kralı Necaşi için, Necaşi için dedi ki, o adaletli bir kraldır. Hristiyan ama, o adaletli bir kraldır dedi.
Adaletli. Müşrikler gittiler onu. Müslümanları, müminleri, kötülemek için. Adaletli. Dinledi hepsini de. Ve müminlere dokunmadı. Adaletli. O yüzden Allah'tan korkmanın işaretidir. Adaletli davranmak. Allah'tan korkmanın işaretidir. Haramlardan uzak durmak. Allah'tan korkmanın işaretidir. Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmak. Allah'tan korkmanın işaretidir. İnsanları dinle, imanla, dergahla, tekkeyle, kandırmamak, aldatmamak. Allah muhafaza eylesin. Ey iman edenler, Allah'tan korkarsanız, o size iyi ile kötüyü ayırt edecek güç verir.
Suçlarınızı örter ve sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahipidir. Enfal ayet 29. Demek ki Allah'tan korkarsanız, Cenab-ı Hak iyi ve kötüyü ayırt edecek, size bir güç, size bir nur verir. Siz iyi ve kötüyü ayırt edersiniz. Önemli olan, hani bazı derslerde diyorum ya, çok okumak değil, Allah'tan korkup iyi yaşamaktır önemli olan. Sen okursun, okursun, okursun, okuduğun halde tüm melaneti işliyorsan, senin okumanın bir faydası olmadı. Okudun, okudun, okudun, okudun, gittin mümin kardeşinden faiz edin. Okudun, okudun, okudun, gittin orada burada 3 kağıtçılık, 5 kağıtçılık yaptın. Okudun, okudun, okudun, adaletli davranmadın. Ne anlamı kaldı okumanın?
Bilmenin ne anlamı kaldı? Bilmenin bir anlamı kalmadı. Allah muhafaza eylesin. Bunda görebilenler için ayetler vardır. Görebilenler için. Görebilenler için. Göremeyenler için yok. O feraset nuru olmazsa, sen görenlerden olmazsın. Allah bizi görenlerden eylesin. O nurla nurlananlardan eylesin. Bakın feraset yine. Münafıklar için söylüyor. Sen onları simalarından tanırsın. Bu da feraset. Münafığı sen simasından tanırsın. Bu da ne? Bu da dediğim gibi. Az önceki aynel yakin ferasete örnek ayeti kerime. Allah muhafaza eylesin.
Bak yine and olsun ki sen onları münafıkları konuşma tarzlarından da tanırsın. Demek ki münafıkların bir konuşma tarzı var. Bir simaları var. Bu aynel yakin derecede olanlar için. Münafıkların bir simaları var. Birbirlerine benziyorlar. Münafıkların bir de konuşmaları var. Konuşmaları da birbirine benziyor. Bunlar muhteşem ayeti kerimeler. Aynel yakin noktasında. O zaman simalarını gördüğünde tanıyorsun. Bu diyorsun münafık içinden. Hele bir de onu dinlediysen diyorsun ki bu tam münafık. Bunlar itikadla alakalı yalnız. Amelle alakalı değil. Allah muhafaza eylesin. Hadis-i şerif. Muhakkak Allah'ın öyle kulları vardır ki insanları ferasetle tanırlar.
Allah bizi onlardan eylesin inşallah. O yüzden ferasetin kuvvetli olması o kimsenin iman edip iyi ameller işlemesiyle alakalıdır. Bir kimsenin ferasetli olması o kimsenin kendi işinde titiz ve ince davranmasıyla alakalıdır. Allah cümlemizi feraset nuruyla nurlandırdı. Kullarından eylesin inşallah. Namazda daha önceden işlemiş olduğum günahlar aklıma vesvese oluyor. Namazda şaşırırım. Ne yapmam lazım? Öyle bir dua, öyle bir tövbe et ki Allah hepsini de kalbinden silsin atsın. Amin. Falevenlehu. Fatiha. Necbet.
Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi