mustafaozbag.org

604. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 29 Mart 2019 · 1:03:51

Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Malum önümüzde seçimler var, siyaset iki kutuplu hale geldi. Bahçeli, birlikteliğimiz pazara kadar değil mezara kadar söylüyor. Bu kütuplaşma çatışmaya neden olur mu yoksa memleketin hayırına mı olur? Ben öyle çok keskin kutuplaşma görmüyorum, öyle iki kutuplu da görmüyorum. Elmayla armudu bir sepete koysanız, elma elmadır, armut armuttur. İçine bir sürü daha meyve koyabilirsiniz.
O meyvelerin hepsi de bir sepetin içine girse, hiçbir meyvenin hiçbir özelliği değişmez. Ancak Hazreti Mevlana Cerahat-ı Rum Hazretleri dediği gibi, onları eritir, ezer, hepsini un ufak eder bir potaya katarsanız, o zaman elmayla armudu ayırt edemezsiniz. E böyle bir şey olmadığına göre, elma elmadır, armutta armuttur. O yüzden normalde öyle iki kutuplu filan değil. Bir de Türkiye gibi ülkelerde, Orta Doğu ülkelerinde yönetilmeye, yönlendirmeye müsait ülkelerde hiçbir şey göründüğü gibi değildir. O yüzden sakin olun, bir sıkıntı olmaz Allah'ın izniyle. Amerika, Golan Tepelerini, İsrail'e, dünyaya rağmen bağışladı. Bu durum Orta Doğu'yu ve Türkiye'yi nasıl etkiler, dünya savaşına neden olur mu?
Hiçbir savaşa neden olmaz. Yani Golan Tepelerini, Amerika, İsrail'e bağışlamadı ki, İslam dünyası, o toprakların sahipleri onu İsrail'e bağışladı önce. Başka bir şey değil. Yani o topraklarda bulunan insanlar ona bağışladı. Normalde onca yıldan beri İsrail orada işgalci, İsrail orada işgalci olmasına rağmen, Suriye bu işgale karşı herhangi bir girişimde bulunmadı.
Herhangi bir girişimde bulunmadığı için bunda bir şey değil, herhangi bir mesele değil bu. Suriye ile alakalı. Hiçbir savaş da çıkmaz. Çünkü Müslümanlar o noktada değil, savaşabilecek noktada değiller. Müslümanlar cihat ruhlarını kaybettiler. Savaşma ruhlarını kaybettiler. Müslümanlar kendi içlerinde mücadele ediyorlar. Kendilerine birbirlerini vuruyorlar, birbirlerini öldürüyorlar. Bütün enerjilerini, bütün güçlerini, kuvvetlerini birbirlerine saklamışlar. Aralarında bir anlaşmazlık çıkıyor, bir problem çıkıyor. Birbirleriyle savaşıyorlar. Aynı şey fikri planda da aynı, siyasi planda da aynı, askeri planda da aynı, devletler planında da aynı.
Türkiye'deki İslami yelpazeye baktığınızda cemaatler, tarikatlar hepsi de birbirleriyle mücadele etmiyorlar mı? Herkes birbirine laf söylüyor, herkes birbirini eleştiriyor, herkes birbirinin arkasından gıybetini ediyor. Herkes birbiriyle uğraşıyor. Karşısında Kur'an ve sünnet düşmanlarını almıyor. Kimi alıyor? Müslüman kardeşini alıyor. O tarikattan, bu tarikattan, o cemaattan, bu cemaattan, o cemaat böyle kaka, o tarikat böyle kuka, o böyle, o şöyle birbirlerini yiyorlar. Aynı şekilde İslam dünyası da, dünyası da birbirini yiyor. Üç tane kutuplaşma var şimdi. Bir tarafta Selefi, Vahabilik düşüncesi var, bir tarafta Şia var, bir tarafta da Sünni taraf var.
Bunlar da üçü de bir araya gelmiyor, üçünü de bir araya getirmiyorlar zaten. Bu böyle devam ediyor. Önceden İslam dünyasında iki kutup vardı, bir Şia kutup vardı, bir de Sünni kutup vardı. İngilizler bir kutupta çıkardılar, Selefi, Vahabi kutbu. Onlar da Suudi Arabistan'a başına tayin ettiler. Dediler bunun da savunucusu sen o, bir kutbun da savunucusu o. Normalde hangi güçlüyse, kim güçlüyse, hangi güçler, kimi destekliyorsa, onlar daha güçlü duruyor. Şu anda mesela Selefi, Vahabi kutbunu daha da güçlendirmek istiyorlar. Neye karşı? İşte Şia'ya ve Sünni kesime karşı. O zaman kimle kimi savaştıracaklar? O zaman Selefi, Vahabi kutbunu Sünnilerle ve Şia'yla savaştıracaklar.
Bunca silah satıyorlar Orta Doğu'ya. Amerika'sı, Fransa'sı, Almanya'sı, İtalya'sı, Çin'i, bütün herkesi, Rusya'sı, bütün hepsi de sıraya girmiş. Orta Doğu'nun petrodolarlarını eski silahları doldurup oraya şişirip satıyorlar. On yıl sonra satmış oldukları silahların hiçbir işe yaramayacak. Sıfır silah satmıyorlar hiçbirisine. Kendi ordularının demedi olmuş, iş görmez silahlarını yağlayıp, pullayıp, parlatıp, önceden bize de yapıyorlardı. Önceden bize de yapıyorlar. Şimdi onlara yapıyorlar. Dolduruyorlar silahları. Kime karşı? Bir Orta Doğu ülkesi kime karşı silahlanır ki? Suudi Arabistan kime silahlanır?
Yanında Ürdün var, amcasının oğlu. Bakın Ürdün var, amcasının oğlu. Yemen var, öbür amcasının oğlu. Bir tarafı Deniz. Denizin karşısında Mısır var. Kime bulunca silah? İran'a karşı. İran tek başına bir yere savaşır mı? Irak'ta boyunun ölçüsünü aldı. Irak'la savaşa tutuştular. Yıllarca bitmedi. İran'ın da, Irak'ın da, ekonomisi de, askeriyesi de pert oldu. Ondan sonra geldi, Irak'a işgal etti.
Suudi, Amerika, İngiltere. Beraber ortaklaştı, işgal ettiler. İngiltere görünmeyen ortak. Geldiler, işgal ettiler. E şimdi Suriye'de de bir şey kalmadı. Suriye'yi de Amerika geldi, işgal etti. Rusya'yla beraber. Öbür taraftan da Golontepeler zaten işgal altında. Birbirimizle çatışırız biz.
Bu bizim heva ve hevese uyumamızdan, bizim kendi kendimizi yönetemememizden kaynaklanır. Osmanlı'dan kalan ülkelerin hiçbirisi de kendi kendisini yönetemez haldeler. Çünkü sınırlarını İngilizler çizdi. Başlarındaki hükümet modellerini, devlet başkanlarını İngilizler atadı. Hepsinin de varlığı İngiliz Kraliyet ailesine bağlı. Hepsinin gizli veya açık İngiliz Kraliyet ailesine bağlı valileri var. Yeni Zelanda'da açık, Suudi Arabistan'da kapalı veya da orada da açık. Bellidir. Onlar bilirler. Onlar atarlar oraya. Bir tane genel valisi vardır. Ben Türkiye'de dahi olduğuna inanıyorum.
Atamışlardır oraya. Bir o örneğin işte devletin bir tarafında, dış işlerinde bir şey yerde görünebilir. Bir şirketin başı olabilir. Herhangi bir şey olabilir. Sorumludur o. Adam gelmiş buraya, elini kolunu sallaya sallaya çıkar mı? O yüzden Müslümanlar birbirleriyle savaşmayı ne zaman sonlandırırlar, ne zaman bir ve beraber olmanın yolunu bulurlarsa, o zaman zaten gavurun yenildiği zamandır.
Bunu tesis edemediği müddetçe Ümmet-i Muhammed bu mümkün değil. Artı, bunu normalde daha küçüğün alın. Biz küçücük bir topluluğuz. Bizim kendi küçücük topluluğumuzda dair. Biz tek sesliliği yakalayamıyorsak, birbirimizin arkasından konuşuyorsak, birbirimizin arkasından tatlı acı eleştiriyorsak, o zaman biz o kardeşlikten uzağız.
Kim burada, bizim kendi topluluğumuz için söylüyorum. Sözlerim bazen ağır geliyor. Sözlerim ağır geliyor. Yani ağır gelmesinin sebebi, insanların o halden uzak olmaları. Burada bir kardeşinizin arkasından iş çeviriyorsanız, onun arkasından laf dolaştırıyorsanız, ihanet ediyorsunuz. İhanet ediyorsunuz. Bu topluluğa değil, Ümmet-i Muhammed'e ihanet ediyorsunuz. Biz o hastalığı içimizde barındırıyoruz demektir. O hastalığı içimizde barındırdığımız müddetçe, müddetçe ümmetin kardeş olmasını beklemeyin. Bir yerde herhangi bir Müslüman, hangi tarikattan olursa olsun, hangi cemaatten olursa olsun, ona zulüm dokunduysa, sen ona bizim cemaatten değil, bizim tarikattan değil, bizim partiden değil, bizim ırkımızdan değildi, o zulmü alkışlıyorsan, susuyorsan, sen Müslüman kardeşini düşünmüyorsun.
sen kardeşlik hukukunu ezdin, bir Müslümanın canı yanıyorsa haksız yere, ve sen mümkünse elinle, o da mümkün değilse dilinle, o da mümkün değilse kalben buğz ederekten, o zulme başkaldırmıyorsan, senin İslam kardeşliğinle alakalı sıkıntın var. Bu kim olursa olsun, hadis-i şerif var ya, kim bir mümin kardeşinin gıyabında, namusunu, şerefini, haysiyetini korursa, Allah da onun namusunu, şerefini, haysiyetini korur. Hadis-i şerif, kim bir mümin kardeşinin gıyabında, namusunu, şerefini, haysiyetini korursa, Allah da o kimsenin namusunu, şerefini, haysiyetini korur.
Bunun zıttı ne? Kim bir mümin kardeşinin gıyabında, namusunu, şerefini, haysiyetini korumazsa, Allah da onun namusunu, şerefini, haysiyetini korumaz. Zıttı bu bunun. Eee? Müslümanlar nerede? O bizim cemaattan değil, o bizim tarikattan değil, o bizim partiden değil.
Ya ne yapayım, o benim şey değil ki, ben kendi kardeşime bakarım. O dayımın, oğlu, o teyzemin, çocuğu, o bilmem kimin, bilmem kimi. Ya ben mi savunacağım onu? Ya adamın namusu değil mi? O kadının namusu değil mi? O insanın şerefi değil mi? Bunu Müslümanlar göz yumuyor artık. Buna Müslümanlar göz yumduğu müddetçe, kardeşlik hukuku tesis edilmiyor. Konuşma kardeşim. Konuşma. Konuştururuz ki. Oturur biz de konuşuruz. Oturur biz de söyleriz. Allah muhafaza eylesin. Amin. O yüzden, bırakın şeyi, Golan Tepelerini, Golan Tepelerini bırakın.
Ben zaman zaman söylüyorum ya, bu kadar uçak, bu kadar, ne o, gemi, bu kadar gemilerin üzerinde, normalde uçak filosu olan, gemiler, uçak gemileri, hepsi de Akdeniz'de bunların. Hepsi de Akdeniz'de. ben her an Türkiye'de darbe olabilir, her an Türkiye'ye karışabilir, her an 5-10 tane uçak kalkıp, ülkeyi bombalayabilir diye düşünüyorum. Bırakın kolunu. Bunu ciddi ciddi düşünüyorum bunu. Bunu ciddi ciddi düşünüyorum. Bunu böyle siyasetle, seçimle falan bağlamayın. Bunu siyasete, seçime bağlamayın.
Bu topraklarda güçlü bir Türkiye istemez, hiç kimse istemez. Bunların içeride satılmış ajanları var, dışarıda var, şirketlerden var, bankalardan var. Bizim her şeyimiz meydanda, açıktayız biz. Biz her türlü operasyona açık bir ülkeyiz. Neden? Biz kendi kültürümüzü, kendi inancımızı, kendi kardeşliğimizi, kendi değerlerimizi, kendimiz boğazını sıkıp, kendimiz gömüyoruz yere. Biz kendi kendimize yapıyoruz. Biz yemek yediğimiz, beraber çay içtiğimiz, sohbet ettiğimiz kimseye, üç adım sonra biz satıyoruz. Ya sorma ya, onun böyle halleri var ya işte.
Seviyoruz kendisini ama. Bitti. Sattı adamı. Sattı adamı anında. Bizde delikanlılık, yiğitlik kabalık oldu. Konuşma lan. Ne konuşuyorsun adamın arkasından demek, kabalık oldu. Onun gıybetçiliği, onun şerefsizliği, şerefsizliği, onun hadsizliği, onun oynaklığı, onun südünün bozukluğu, onun kanının bozukluğu, şeref yerine geçti.
Biz bir südü bozuğunu, ağzını kapatmayı bilmiyoruz. Bir kanı bozuğunu, ağzını kapatmayı bilmiyoruz biz. Pısırı kız. Biz dinleyeceğiz. Ah ne olmuş ya, bir şey mi olmuş ya? Konuşma lan. Diyemiyoruz biz. Bu kaba geliyor. Ondan sonra diyorlar ki, bu nasıl bir şey? Ben şeyh filan değilim kardeşim. Sen dervişmiştin ki benim şeyhliğimi konuşacaksın. Nasıl şeyhmişim? Sen önce südü bozukluğuna bak. Önce kanı bozukluğuna bak. Önce kendi cibilliyetsizliğine bak. Önce kendi şerefsizliğine, haysiyetsizliğine, şeytan diline bak sen. Bırak onun dervişlini, şeyhlini. Bunu biz yapıyoruz bunu. Biz kendimiz yapıyoruz. Müslümanlar olarak yapıyoruz biz bunu.
Biz bir haksızlığa karşı duramıyoruz ki. Biz ursuzluğe, namussuzluğe, şerefsizliğe karşı duramıyoruz ki. Kim yapmış kardeşim bunu? Benim dergam yaptıysa, gel benden hesabını sor. Ben mi yaptım? Gel benden hesabını sor. Ben mi yedim paranın? Gel benden hesabını sor. Gel sor. Ben mi harcadım seni? Gel benden hesabını sor. Zaten bu ümmet, birilerinden bu ne oluyor deme noktasına gelmezse olmaz. Yanlışlık var mı? Var. Gel kardeşim ne oldu de. Sor. Soramayız ki. Soramayız.
Konuşamayız. Böyle bir İslam var böyle. Hiçbir şeysine karışma, seslenme. Git camiye namazını kıl, evine gel. Hiçbir şeyle uğraşma. Aman, başına dert alırsın. Öyle. Öyle. Haksızlık olmuş, hursuzluk olmuş, hırsızlık olmuş. Karışma hiç. Allah muhafaza eylesin. Yine aynı şey. Pazar günü yerel seçim için oy kullanacağız. İki kutuplu bir seçim var. Partisel mi bakacağız? Kişisel mi? Manevi bir işaret var mı?
Görülenlerinizi, ne olup, görüşlerinizi lütfeder misiniz? Arkadaşlar, kendilerince, kendi idarelerine, kimisi istihar yaptı, kimisi münacat etti. Ben de rüyaları bana atabilirsiniz de dedim. Bana atılan rüyaların hepsini topladım bugün. Hem bayanların, hem erkeklerin, görevli zakirlerin bulunduğu hesaplardan paylaştım. Oradan onları okuyabilirsiniz. Arkadaşlar, kardeşler birbirleriyle onları paylaşsınlar. Sonra hürsünüz. Tekrar söylüyorum. Ben tekrar tekrar bunun altını çizerekten söylüyorum. Kıymetli kardeşler, ben 30 yıldan beri ehli tarikatın içindeyim. Kendimce. Ben normalde 12 Eylül'ün eski ülkücüsüyüm. Sonra ben kendimce dedim ki, ben aktif siyasetin içerisinde olmayacağım dedim.
Aktif siyaseti bıraktım. Aktif siyaseti bıraktığımdan beri, bir daha tekrar aktif siyasetin içerisine girmek istemiyorum. O yüzden ben 30 yıldan beri hasbelkader sohbet eder. Allah'ı zikrederiz. 30 yıldan beri de arkadaşlara, kardeşlere derim ki, arkadaşlar ben size oyunuzu şuraya atın demeyeceğim. Bunu hiç söylemeyeceğim derim. Demem de. Tekrar bunun altını çiziyorum. Ancak Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bir emir buyurursa, işte geçmiş peygamberler, sahabeler, pirefendiler, geçmiş şeyhefendiler, bana bir işaretle bulunurlarsa, şuraya bunun desteklenmesi lazım. Buraya oy atılması lazım. Bana bizatihi bir şey derlerse, ben de onu arkadaşlara paylaş derlerse, ben de arkadaşlarla paylaşırım.
Benim bu tarafta hiçbir bezim olmadığından, benim bu konuda herhangi bir, gördüğüm bir şey yok. İşin doğrusu ben görmek de istemiyorum. Ondan sonra arkadaşlara dedim ki, arkadaşlar merak eden, istaresini gördüğü rüyaları bana atsın. Ben de dedim, sorunlu kardeşlere atayım. Bu noktada kim nereye oy kullanıyorsa kullansın. Kullanmayan kullanmasın, atmayan atmasın, atan nereye atıyorsa atsın. Benim işim, bildiğim kadarıyla insanlara Kur'an ve sünneti anlatmak, doğru sufiliği aktarmak. Ben kendimi burada istihdam ediyorum. Siyasetçilerin, siyasetin tabiri caizse basamağı olma noktasında değilim. Onların peşinden gitme noktasında da değilim.
Zaten öyle bir şey yapacak olursam, bazen şaka yaptığımı zannediyor arkadaşlar. Gider bir parti kurar, o partide kendimce koştururum. Eğer inanırsam siyasetle bir şey olacağına, gider parti kurarım. Benim kafam Ahmet'ten, Mehmet'ten az çalışmıyor. Benim hitabetim Ahmet'ten, Mehmet'ten az değil. Ben zekama da, kendime de güveniyorum. Özgüvenli bir insanım ben. Ben ha başarılı olurum, olmam, o ayrı mesele. Millet beni seçer, seçmez, o ayrı mesele. Ama benim kendimce çizgim bu. O yüzden Allah bizi affetsin. Bugün hep sohbeti keseyim bari, seçimle alakalı hep ya. Bu seçim beka seçimi midir?
Kardeşler, Türkiye'nin beka problemi vardır, yeni değildir, 250 yıllık problemdir. Bu problemi yeni görenlere günaydın deriz biz. Türkiye'nin 250 yıllık bir beka problemi vardır. Bu problem devam etmektedir. Bu beka problemini kısa dairede görürseniz, günaydın deriz biz insanlara. Üç kıtada şehit kanı dökmüşüz. Üç kıtada şehit kanı döken bir ecdadın torunları, bu kadarcık bir metre kareye, kilometre kareye ne derseniz deyim, bu topraklara sıkıştırılmış. Bunu da çok görüyorlar bu ülkeye. Türkiye'deki eli silahlı sol kesimi ben üretmedim.
Türkiye'de eli silahlı sağ kesimi de ben üretmedim. Türkiye'de eli silahlı PKK'yı ben üretmedim. Türkiye'de eli silahlı Hizbullah'ı da ben üretmedim. Orta Doğu'da DAİŞ denilen eli silahlı örgütü ben üretmedim. El kaideyi ben üretmedim. YPG bilmem ne şeyde, Türkçe'de harf kalmadı. Bunları ben üretmedim. Bunlar benim ülkeme saldırıyorlarsa, bu topraklarda terör işliyorlarsa, sivil insanları katlediyorlarsa, çocukları katlediyorlarsa, askeri polisi katlediyorlarsa, Ankara'nın göbeğinde, İstanbul'un göbeğinde bombalar patlatıp kırkar, ellişer, yüzer kişi öldürüyorlarsa, şehit ediyorlarsa, bu ülkede beka problemi hep vardı zaten.
Bu yeni değildi. Bu vardı zaten. Benim gençliğimde de vardı. Hala da var. Benden önce de vardı. Hala da var. Kıbrıs'ta Rumların, Kıbrıs'ta Müslüman Türklere yaptıklarını, şimdi gençler unuttular. An meselesidir. Kıbrıs'ta bir gecede katliam olduğunu görürsünüz. Bosna'ya gidenler bilir, Bosna'da kurşunlanmamış ev yok. Siz Bosna'dan bana ne diyemezsiniz. Düşünsenize, Orta Doğu'da iki tane ülke yok şu anda.
Irak resmiyette var, kendisi yok. Suriye resmiyette var, kendisi yok. Yemen ona keza, Lübnan karışık ona keza, Filistin diye bir bölge kalmadı. Bunca bu ateş çemberin içerisinde seni rahat mı bırakırlar? Bu yeni değil ki. Biz günlük siyasi malzeme olarak yaptık bunu. Sen bu ülkede hür olmuş olsan, hadi git Ayasofya'da Cuma kıl. Senin ecdadın kılıç hakkıyla almış, fethetmiş, camiye çevirmiş. Hadi git Cuma kıl. Kılamazsın. Kıldırmazlar.
Ama seni bağırırlar. Ne için? Filistin'de, Mescid-i Aksa için. İyi, Mescid-i Aksa için bağıranlar, Ayasofya için neden bağırmıyorlar hiç? Evet, beka problemi var. Türkiye'de 28 Şubat bitmedi dediniz. Ekonomik kur oyunları bunun bir parçası mıdır? Her noktada Türkiye'de 28 Şubat bitmedi ki zaten. Türkiye'de daha geriye dönün. 12 Eylül bitmedi ki 28 Şubat bitsin. Geç daha geriye git. Adnan Menderes, daha onun hesabı sorulmadı ki.
Bunların hesabını soramaz bu ülke insana. Bunların hesabı sorulmadığından, bunun kaynaklarına inilmediğinden, inildiği halde, bilindiği halde, susulduğundan tabiri caizse, tecavüzcümüz de değil, hem tecavüzcümüz hem de katilimiz de dost olduğumuz müddetçe. Bunların hesabı sorulmaz. Bunların hesabı sorulmaz. Bitmez. 28 Şubat biter mi? Bitmez. 12 Eylül bitmemiş. 28 Şubat mı bitecek? Bitmez. Aha bizim daha hani anayasa, yani 12 Eylül'ün anayasası. Nesini değiştirebiliyorsunuz? Değiştiremezsiniz. 12 Eylül'cüler, ekonomiyle alakalı, ekonomik kur oyunları diyor ya, ekonomiyle alakalı anayasada madde var.
Twitter'da paylaştım. Hükümet, ekonomiyle alakalı herhangi bir dışarıdaki dış, ülkelerle olan herhangi bir ekonomi kararını, vermiş olduğu bir kararı, meclisten geçirmek zorunda değil. 12 Eylül anayasası bu. Yani oturur hükümet, örneğin işte şuradan şuraya kadar ben buraya, ondan sonra bir milyon dolar hibe ettim dese, örnekliyorum bunu. Bunu sen nasıl hibe edersin diye, meclisine hesap sormaya hakkı yok. Sen milletvekili seçiyorsun. Ne alakası var ya? Senin seçtiğin milletvekili, senin hakkını mı koruyor? Oturun anayasanın, yani bunları tabii bizim Twitter'da oynamaktan, akılsız telefonlarda oyun oynamaktan, ona buna laf yetiştirmekten, bizim bir şey okumaya zamanımız yok ki bizim.
Biz magazine bakacağız. Kim kimin bilmem nesini, neresini görmüş, kim kimden çıkmış, kim kimden boşanmış, kim bugün ne yemek yapıyor, kim ne yemek yiyor. Oturun, 12 Eylül anayasasının, ekonomiyle alakalı maddelerini okuyun. Yeter bu. Kafası çalacağım bir insana. Hükümet ekonomik olarak, 12 Eylül anayasası hükümet, ekonomik olarak meclise sorumlu değil.
Her şey de sorumlu, ekonomide sorumlu değil. Bu ne demek biliyor musunuz? Hükümet isterse ülkenin, ekonomik kaynaklarını istediği ülkeye peşkeş çekebilir. Ne dolar kururundan biz konuşuyoruz ki? Ekonomik kuşatma altındayken nasıl davranmalıyız?
Ha kuşatma yok muydu önceden? Mübarek insanlarsınız siz ya. Ben mi çıkardım 3.5'dan 5.5'ye? Vallahi çok mübareksiniz ya. Siz çok haber dinliyorsunuz, ondan kaynaklanıyorum.
Meşhur lafı da söyleyeyim ya, içimde kalmasın. Herhalde A Haber çok dinliyorsunuz galiba. Nerede bizim mutaf ya? Mutaf'a ne gül dedim ya. Mutaf neredesin? Ne diyor A Haberciler sana? Gel gel ya, gel Allah rızası için gel ya, gel. Mikrofondan konuş ya. Bir mikrofon verin mutaf'a ya. Diyorlarmış ki, hangi aydaydı? Ekim miydi? Ben şimdi Ekim ayında, gel gel, gel, … Ekim ayında ben şeye gittim, ne o? İzmit'e sohbete gittim. Mutaf'ın dükkanının önüne gittim. Aha bir baktım, canlı yayın arabası, böyle toparlanıyorlar ama. Mutaf'a sordum, oğlum, oğlum neden bu dedim ben, A Haber'den canlı yayına gelmişler dedi.
İyi dedim, hayırdır? Bana diyorlar ki dedi, ondan sonra lastik, kışlık, lastik satışları, yüzde iki yüz yetmiş beş arttı. Canlı yayına çıkacaksın, bunu söyleyeceksin diyorlarmış. Mutaf da diyormuş ki, abicim benim yakamı bırakın, ben yeni tövbe ettim. Ben yalan söyleyemem. Anlat Mutaf be. Bana anlattığın gibi anlat. Aynı şekilde geldiler o şekilde. Mikrofonu anlat. Yüzde dört yüz, şey yüzde dört yüzde üç satışları artmış, kış lastik verediler. Biz de dedim, yani bunu dediler canlı yayında işte, canlı yayın haber yapacağız. Nereden aldınız bilgiyi dedim. Yani böyle bir satış var da biz mi bilmiyoruz falan.
Dediler, ve onlar da internet kanallarına düşmüştü bilgi. Dediler abi dedim, sen çekimi yap, sen kendin de yüzde dört yüz artını söyle. O şekilde. Söyledik ondan sonra da kendileri geldiler. İşte yaptılar yayını. Yüzde dört yüz, yüzde üç yüz işte satışlar arttı dediler. O şekilde bir yayın gerçekleştirdiler. Mutaf ne diyor? Ben diyor çıkacağım diyor. Bana söyledikleri. Canlı yayında diyor. Diyeceğim ki de yüzde üç yüz, yüzde dört yüz lastikler arttı. Toplancıların hepsi telefon açacaklar bana. Bizim paramızı gönder. Madem sattın hepsini diyecekler diyor. Ne güldük ya. Yüzde üç yüz arttı mı satışlar şimdi? He? Yüzde otuz beş daralma var. Piyasada yüzde otuz beş daralma varmış.
Mutaf'ın tespiti bu. Allah yiyesin inşallah. Bazı kesimler oy vermemek için Ümre'ye gidiyor. Bu doğru mu? Türkiye'nin yarısı mı gidecek o zaman? Neden Türkiye'de sivil toplum kuruluşları, cemaatler kur oyununa karşı net bir duruş sergilemiyor? Onlar zekat topluyorlar. İşleri çok. Bazıları dolar stokluyor. Ne yapsın? Stoklamasın mı? Ya gönül sevene değil, çektirene gider. Her gönül oyuna değildir ya. Benim kaşlarım çok ince olduğu için Kaş kontürü yaptırmak istiyorum.
Abdest olur mu, uygun mu? Valla bildiğim bir şey değil. Hakkınızı helal edin. Nasıl bir şey oluyor bunu? İlhan'a soralım. İlhan bu nasıl bir şey? Sahte kaş mı yapıyorlar? Lazerle dövme. Dövme mi? Bildiğin dövme mi? Dövme yapana da yaptırana da lanet olsun hadis-i şerif. Saça saç ekleyen, saçına saç ekleyen, dişlerini güzellik için törpüleyen, dövme yaptırana Allah lanet etsin.
Allah razı olsun. Bir evlilikte kadınla koca arasında hak, hukuk ve ölçü ne olmalı? Bunun bir kriteri var mı? Var. Evliliğin selayeti açısından nasıl kriterler, kurallar konulabilenir? Her eve, kişiye yaşantıya göre bu kriterler değişebilir mi? Şimdi normalde evlilikle alakalı Kur'an, sünnet imamlarının iştahat ölçüsü var. Bu işin genel, geniş hukuku. Bu geniş hukukun içerisinde insanların kendilerince özel hukukları olabilir. O özel hukukları tarafların kendi anlaşmalarına bağlı. Taraflar kendi anlaşmalarına bağlı kalacaklar. Bağlı kaldıkları müddetçe bir sıkıntı olmaz. Ama bir şey konuşulmadı. Hani bir kriter adı konulmadı, bir kriter konuşulmadı.
Orada Kur'an, sünnet dairesinde adet, gelenek, görenek, örfe bakılır. Bir şey konuşulmadıysa, ama bir şey konuşulduysa, o zaman o mesele konuşuldu. Yani yine Kur'an, sünnet dairesinde ise konuşulan şey, o özel hukuka bakılır. Ama genel olarak toplum, Kur'an, sünnet dairesinde kaldığında bir sıkıntı olmaz. Bir de, hani erkekler eşlerine karşı hayır-hah olmalı. Erkekler eşlerine karşı müşfik, şefkatli, anlayışlı olmalı. Burada evliliği yürütecek, götürecek olan, evliliği sevk ve idare edecek olan erkektir. Erkek bu noktada kadının hakkına, hukukuna riayet etmeli. Hatta hakkının, hukukunun üzerinde ona davranmalı. Pozitif ayrımcılık yapmalı. Ki evin huzuru olsun, geçim olsun, tatlılık olsun, muhabbet olsun.
Adamın hakkıdır belki de. İşte şuraya seni göndermeyeceğim, bunu böyle etmeyeceğim demek. Ama evin huzurunu bozmanın bir anlamı yok. Bu noktada biraz böyle erkekler daha anlayışlı, daha müşfik olurlarsa, ölçü daha düzgün olur. Ama erkekler bu anlayışı göstermezlerse, evde sıkıntı olur. Allah muhafaza eylesin. Şimdi bir de evlenen insanlar, evlendikleri eşlerin ailesi, o ailenin kriterleri, o ailenin durumu, hali, ahvali bunu da gözetmeliler.
Çünkü normalde o evlendiği zaman o kızın kendi ailesinden ayrılıp, oradaki kriterlerden ve ortamdan ayrılıp, başka bir kritere, başka bir ortama adaptasyonu zor olabilir. Bunu anlayışla karşılayıp, bunu normalde tölöre ederekten yürümeli insanlar. Bir de benim her zaman için söylediğim şey var. Yani iş böyle, bu senin hakkın, bu benim hakkıma geldiyse, iş baya sıkıntılı mecraya gelmiştir. Yani insanlar, evlilikte boşanmanın bir çıt üstüdür hukuk. O noktaya gelmemeleri lazım. Yani hukuk, ben öyle görürüm. Boşanmanın bir çıt üstüdür. Yani benim hakkım ne, senin hakkın ne noktasına gelindiyse, bir çıt sonrası boşanmaktır onun.
Erkekler bunu bu noktaya getirmeyecekler. Erkekler getirmeyecek. Erkek, kadın erkeğe şunu söylemeyecek. Bu benim hakkım mı, değil mi? Bu noktaya getirmeyecek erkek bunu. Onu ona göre tolöre edecek. Ona göre ona belli bir noktada tutacak eşini ve ailesini. Allah muhafaza eylesin. Eşlerin birbirlerinin eksik ve yanlışlarını görmesi, eleştirmesi, söylemesi sevgi ve saygıyı düşünüyor diye, düşürüyor diye hissediyorum. Buna nasıl engel olabiliriz? Din nasihattır. Din nasihattır, din nasihattır. Eşler birbirlerini eleştirmemeli. Birbirlerine nasihat etmeli. Birbirlerinin eksikliklerini yüzlerine söylememeli.
O eksiklikleri eşler tamamlamalı güçlere yetiyorsa. Birbirlerinin eksikliklerini yüzüne söylemek haram. Bir Müslümanın, bir Müslümanın eksikliğini yüzüne söylemesi haram. Sen bunu böyle yapıyorsun, bunu yanlış yapıyorsun demek haram. Ona nasihat edecek. Sen bunu böyle yapıyorsun demek amir, alim ve hakim hükmünde kimselere cevazı vardır. Bunu sen böyle yapıyorsun, yapma demek mesela sufi bir topluluğun içerisinde şeyhe aittir sadece. Bu hukuki dairede mesela hakime aittir. Veyahut da amir bir kimseye aittir.
Neden bunu böyle yapıyorsun, böyle yapamazsın. Emniyet kuvveti. Ancak o yapabilir. Eşler ancak birbirlerine nasihat ederler. Birbirlerine tavsiyede bulunurlar. Birbirlerine merhametle, şefkatle, yumuşaklıkla anlatırlar. Bir daha anlat, bir daha anlat, bir daha anlat. Anlat, anlat, olmadı. Bir daha anlat kardeşim ya. Senin eşin, bunu erkeklere söylüyorum. Senin eşin, evde çizginin dışında bir şey varsa sorumlusu erkektir. Bir yerde bir sıkıntı var mı bir evde? Sorumlusu erkektir onun. Bir yerde bir sıkıntı mı var?
Oranın sorumlusu, oranın sorumlusu zakirdir. Zakirde sıkıntı vardır. Orada bir yerde bir sıkıntı var değil mi? Herhangi bir yer. Zakirdedir sıkıntı. Zakir oradaki derviş kardeşleriyle kardeşlik hukukunu kurup geçinememiştir. Zakirdedir sıkıntı. Küçücük bir yer bir problem mi var? Orada çavuştadır sıkıntı. Kim ne derse desin bir dergâhta problem var mı? Şeyhdedir sıkıntı. Şeyh'in yönetimi adaletli değildir. Şeyh Efendi adaleti, şefkati, merhameti, yumuşaklığı, tatlılığı, sertliği, dirayeti kuramamıştır orada. Orada şeyh Efendi'ye rağmen bir şeyler oluyorsa şeyhdedir sıkıntı.
Açık açık konuşuyorum bakın. Yok. O zaman normalde ne olacak? Bu bakın aile küçücük bir değil mi? Üç kişilik, dört kişilik. Erkektedir problem. Adamdır. Adam adamlık yapsın dost doğru. Erkekler, eşlerinizi koruyun. Evlerinizi koruyun. Çocuklarınızı koruyun. Onlara şefkatle, merhametle, müşriklikle davranın. O kadın sana ait. Ölünceye kadar seninle beraber hayat paylaşacak. Beş yıl sonra bir daha yüz yüze bakacaksın.
Sana çocuk doğuracak, çocuklarının anası olacak. Sana çocuk doğuracak veya çocuk doğurdu. Senin torunlarının neresi olacak? Eşlerinizi üzmeyin, kırmayın, incitmeyin. Ezmeyin. Onları eleştirmekle bir yol gidemezsiniz. Adamın akılsızı evde hatunla geçinemez. Adamın akılsızı köyde muhtarla geçinemez. Evde hanımıyla geçinemeyen adam akılsız adamdır. Ciddi ciddi. Hanımı ondan memnun olmalı. Hanımı ondan razı olmalı.
Akıllı adam, şefkatli, merhametli, dürüst, müşrik adam eşinin helallığını alır. Ciddi ciddi söylüyorum bunları. Rabbim cümlemizi muhafaza eylesin. Başta ailem, eş ve çocuklar, derviş kardeşler ve etrafıma merhametli ve yumuşak huylu olmaya gayret ediyorum. Bu bazen yanlış anlaşılıyor ve zarar görüyorum. Hissine kapılıyorum. Bunda bir ölçü var mıdır, nasıl yapmalıyız? Adaleti koruyacağız. Haramı, helalı koruyacağız. Ve bunun içerisinde de müşriklik, yumuşak huylu olmak zarar değildir. Farzlar ve ibadetler konusunda kendimizi disipline ederken nelerden faydalanabiliriz, hangi yol ve yöntemi kullanabiliriz, kalıcı olması adına.
Farzlar belli. Zekat miskinlere verilebilir deniyor. Buradaki miskini tarif edebilirsiniz. Siz önce fakirlere verin. Miskinler, evi, çoluğu, çocuğu, herhangi bir sorumluluğu olmayan, köprü altında, sokakta yaşayan insanlar, onlar ikinci sıradadır, birinci sırada fakirler vardır. Fakirler, evi, çoluğu, çocuğu, sorumluluğu olup da bu noktada çalışıp gayret edip yetiştiremeyen kimselerdir. Kıymetli kardeşler, burada bir rüya var. Rüyayı okumuyorum. Üzerimde olan bir şeyi söyleyeceğim. O yüzden bunun bilhassa zakir kardeşler, çavuş kardeşler, hem Bursa'dakiler hem dışarıdakiler iyi dinlesinler. Bunu burada duyanlar, duymayanlara aktarsın.
Bu çünkü üzerime vacip bir şey. Hiçbir kimse, hiçbir kimsenin dersini almasın. Aldıysa, iade etsin. Kim aldıysa, bundan önce böyle bir şey yapıldıysa, bundan önce böyle bir şey yapıldıysa, bu Bursa, Bursa dışı nerede varsa, zakir kardeşlerden, çavuş kardeşlerden birisi, böyle bir ders aldıysa, bunu hızla iade etsin.
Dersi tekrar geri versin. Bir daha da hiç kimse, tekrar söylüyorum, böyle bir şey yapmasın, tevessül de etmesin. Bunu daha önce arkadaşlara, kardeşlere alabilirsiniz dersi, dedim kardeşler var. O yüzden bu kardeşlere de bu vermiş olduğum hüküm, bu saatten sonra geçersiz. O yüzden dergahda, kardeşlerin arasında hiç kimsenin bu saatten sonra dersi geri almaya, birinin dersini geri almaya yetkisi kalmamıştır.
Bunu tekrar tekrar söylememe gerek yok. Daha önce böyle bir şey yapan var ise, bu benim müsaademle de olmuş olabilir, benden müsaadesiz de olabilir. Buradan rücu edecek, herkes geri dönecek. O yüzden benim haberli de olsam, habersiz de olsam, bu meseleyi telafi edecek arkadaşlar. Ve bundan sonra da hiç kimse, hiçbir zakir, hiçbir çavuş böyle bir şey yapmayacaklar. Kendi başlarına haberli veya habersiz. Bu mesele bu fakire gelecek. Bundan sonra özellikle bana gelecek. Özellikle bu mesele sadece benim uhdemde olacak. Hakkınızı helal edin. İkincisi, bu da özel bir ikaz. Bütün kardeşler, bunu da duyanlar, duymayanlara aktarsınlar. Günaha dalma, günahlarla alakalı hassasiyet gösterecekler.
Tövbeyle alakalı kendilerini disiplin edecekler. Söylenen sözü söylüyorum, aktarıyorum. Hz. Muhammed Mustafa'yı vesile ederekten, onun nurunu vesile ederekten tövbe edecekler. Ve tövbelerinde sadık kalacaklar.
Bu iki şeyi ilan ettirdiler. Açık açık daha da konuşayım. Dediler ilan ettiler. Böyle büyük kalabalık kardeşler de var, bayanlar da var, erkekler de var. Bu iki şeyi ilan ettirdiler. Büyük bir kalabalığa. İlan ettiren de beni sağına aldı. Mustafa Efendi, ilan et dedi. Bekledim. Ne ilan edeceğim diye. Dedim herhalde kalben söyleyecek. Zahiren söyledi. Hiç kimse ders almayacak bundan sonra dedi. Senden hariç. Ben de bağırdım herkese. Dedim dinleyin.
Hiç kimse bundan sonra ders almayacak dedi. Dersi geri almayacak. Ders almayacak derken, kelimeyi eksik söylemeyeyim. Hiç kimse dersi geri almayacak dedim. Bağıra bağıra. İkinciyi söyledi. Dedi ki, herkes, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini ve nuraniyetini vesile ederekten tövbe edecek. Ve tövbesinde samimi kalacaklar.
Denilen bu kardeşler. Ben de Perşembe dersine kendimi beklettim. Dedim ki herkese orada tebliğ edeyim. Herkes bu tebliğ dedim. Asın. Net anlaşıldı herhalde mesela. O yüzden burada duyanlar duymayanlara, bilenler bilmeyenlere aktaracak. Bir, hiçbir beldede, hiçbir yerde, hiçbir kardeş verilmiş olan dersi benden izinsiz geri almayacak.
Alanlar var ise derslerini geri verecekler. İki, bütün kardeşler bu dakikadan sonra tövbelerinde Hz. Muhammed Mustafa'nın ruhaniyetini ve nuraniyetini vesile ederekten tövbe edip tövbelerinde sabit kalacaklar. Bu ikinciyi söylerken şu ayet-i kerime kalbime geldi. Bu ikinci emri söylediklerinde hani ey Habibim eğer sana seni gelip vesile etselerdi, tövbe etselerdi kendilerini affedecek olan bir Rab bulurlardı. Ayet-i kerimesi kalbime geldi. Dedim ki bu ayet-i kerime bu.
Bunun manası bu dedim içimden. Tabi bu tip meselelerde akıl yürütmek, akıl yürütülmüyor ya. O yüzden bu iki şeyi özellikle üzerinde duran araktan söylüyorum. Arkadaşlar, zaten bu ders alınma meselesini böyle açıktan konuştum. Olur mu olur bir kardeş böyle hata yapar, kusur işer veya o esnada celallenir, bir şey olur, birinin dersini alır, kardeşler bilsinler, arkadaş sen bu konuda hani bir yasak geldi, bunu bil desinler, o kardeşin de başı yanmasın.
bu mesele ciddi. İkincisi de ciddi. Bütün arkadaşları bunu da ilgilendiriyor. Arkadaşlar, tövbelerinizde samimi olun ve kalın. Yapmayın. Bunun arkası fırtına. Bu böyle, yani o hal böyle, yani şeye alınacak bir şey değildi.
Ürkütücü bir nokta. Bütün kardeşler o yüzden topyekün, tövbemize dikkat edelim. Ona göre derslerimizi yapalım, derslerimizi çekelim. Dersi çekemeyenler var ise tövbe etsinler. Derslerini bir güzel toparlasınlar. Kendilerini toparlasınlar. Allah muhafaza eylesin. Sıkıntılı günler olabilir, problemli günler olabilir. Gelecek Allah'a ait. Biz bize söylenileni, söylenileni, eğer yapılacak bir şeyse yapmaya, tebliğ edilecek bir şeyse tebliğ etmeye memuruz. Ben kendi nefsimi öyle söylüyorum. Kendi nefsimce.
Bana bir şey tebliğ edildi. Bana böyle açıktan bir de bağır, seslen, hani tebliğ et gibisinden bayağı kalabalığa bunu konuştum. söyledim. Bir de böyle geniş bir arazi de değil, aynı zamanda kat kattı. Bütün katlara sesim duyuldu. O ayrı bir tabir tabii de. Yani dedim ki, bu iş ciddi. Bu böyle basite alınacak bir şey değil. sağdan söyleyen de çok ciddi. O zaten bunu tebliğ ettiren de basite alınacak asla asla değil zaten. Başım gözüm üstüne ne söylerse. Yani bu konuda arkadaşlar, kardeşler, dikkatli davransınlar.
bu suizana, gıybete, dedikoduya biz düştük herhalde hep beraber. Bu siyasette oydu, buydu, şuydu, buydu derken bizim dilimiz, gönlümüz kaydı galiba. Ben bunun gene kendi nefsimin üzerine alayım. Herhalde benim ağzım, dilim yamuldu galiba biraz. Allah muhafaza eylesin. O yüzden hep beraber inşallah kendimizi derleyelim, toparlayalım. Hakkınızı helal edin inşallah. Elimizden başka bir şey gelmez.
Biz bunu tebliğ edeceğiz bütün kardeşlere, arkadaşlara. Biz tebliğden memuruz. Biz birisinin boğazını sıkıp veyahut da birisinin üzerine cebelleşlik yapıp bir şey yaptırma noktasında değiliz. Söylediklerim üç aşağı beş yukarı anlaşıldı. Buna inşallah kardeşler birbirlerine tebliğ etsinler. Birbirlerine anlasınlar. Bu biraz sarsıcı bir haldi. Cenab-ı Hak cümlemizi korusun ve muhafaza eylesin. Amin. Fâlemellâhu Lenn El Fâtiha mâhissalâf Amin.
Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi