mustafaozbag.org

601. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 1 Mart 2019 · 34:46

Allah gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Amin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Tasavvuf nedir? Tasavvuf Allah'a koşmaktır. Sufilik Allah'a koşmaktır. O yüzden Allah'a koşarken de bir kimsenin, o koşunun kural ve kaidelerine uyaraktan koşmasıdır.
Bir koşu ki hedefi bellidir, işte parkuru bellidir, koşar o kimse. O yüzden tasavvuf yolunda giden kimseye sufi denir. Sufi de hedefine Allah'a koyar, Allah'ı koyar ve koşar. Koşarken farzları yerine getirmesi, nafilelere sımsıkı yapışması ve Allah'ı sevmesi, bu yolun olmazsa olmazıdır.
Sağlam bir tasavvuf çizgisinde hangi özellikler bulunmalıdır? Bunun adına ister tasavvuf deyin, isterseniz adına ne derseniz deyin, hani başka bir şey de olsa insan için. Bir sefer Kur'an din ise, Kur'an ve sünnete uyma zorunluluğu vardır. O yüzden işin zahir tarafında, olmazsa olmasıdır, Kur'an ve sünnete tabi olmak. Olmazsa olmasıdır, işin bir de metafizik, bugünkü dilde metafizik denilen, manevi bir olgusunun da olması. dört rekatlık farz namaza, imama uyan kişi imamı kıyamda veya rükuda yakalayamazsa, namazını nasıl tamamlamalıdır? Kaçıncı rekatta namaza tabi olduğuna bağlıdır bu? O kimse tabi olduktan sonra rekatları sayar, dört rekatlık namazda, diyelim ki imam ikinci rekatı kılıyor, girdi içeri, birinci rekat mı, ikinci rekat mı bilmiyor.
İmam oturdu, oturduktan sonra bir daha kalktı, demek ki ikinci rekatmış. O zaman üçü, dördü kıldı imamla beraber, kılamadı, birinci rekat kaldı. İmam selam verdikten sonra sağına o kalkacak, birinci rekatı kılacak. Veya üçüncü rekata denk geldi, veya dördüncü rekata denk geldi, imamla kıldığı rekatları sayacak, ondan sonra imamla kılmadığı rekatları iade edecek. Bazı cemaatler, ilme, bazısı kisveye, kimi keramete, kimi nazara, kimi çalgıya önem vermektedir. Bu yaşantı ve ilgi alanlarının, farklılık sebepleri nelerdir, karmaşa içinde doğru nelerdir, bir ölçüsü var mıdır? Normalde ölçü Kur'an ve sünnettir.
Bir kimse Kur'an ve sünneti uygun bir noktada, kendine bir yol tutturduysa, veya kendilerine bir yol tutturdularsa, bizim ona söyleyecek bir sözümüz yoktur. Keramet de haktır, işte ilim de haktır, başka ne demiş, nazar da haktır, çalgı da haktır, kisve de haktır. Bir kimse çıplak dolaşacak değil ya, kisve kıyafet demek. Bir kimse kıyafetine önem vermesi sünnettir. Bir kimsenin ilme önem vermesi sünnettir. Bir kimsenin normalde keramete önem vermesi sünnettir. Nazara önem vermesi sünnettir. Çalgıya da o kimse önem vermesi sünnettir. Çünkü Hazreti Aişe annemize söyledi, kıydınız mı nikahı?
Kıydık ya Resulullah. Def vurdunuz mu dedi, hayır ya Resulullah. E dedi, ensar defi severdi, neden vurmadınız? Defsiz nikah, nikah değildir dedi. Birisi de oturur, ona önem verir. Biz sünnet-i seneye uygun olan bir şeyi reddetmeyiz. Sağlık sorunları, prostat ve gastrit nedeniyle sürekli abdest alamıyorum. Sadece ibadetlere abdest alıyorum. Bu konudan dolayı çok üzülüyorum. Abdestsiz durduğum anlarda vefat etmek canımı sıkıyor. Bilgilendirirseniz sevinirim. Bir kimsenin normalde ibadet, ibadet edeceği zaman, abdestini alıp, sağlık sebeplerinden dolayı, sonradan sağlık sebeplerinden dolayı, abdesti bozuluyorsa, inşallah, niyetine binayın, Cenab-ı Hak onu abdesti hükmünde tutar.
Bir insan, bir erkek düşünelim. Allah onu ergenlikle de imtihan edebilir mi? Bu ancak lef-i mahfızda mı yazar? Bu belli bir yaşa gelip de, 52 yaş diyelim, o bali çağına gelmemiş olabilir. Bu durumda çok sabır gerekir. Hep oruç ile şehvetini kırar. Evlenmeye muhtedir. Değil ise oruç tut, oruç tavsiye edilir. Onun oku işine, sabrı gerçekten zor bir durum bu. Çocuk yok, evlilik, zürriyet yok. Bu büyük bir eksiklik. Buna 22 yıl sabretmek çok zor iş. Bu sabrın sonu selamet olur mu? Hakkınızı helal edin. Herkes niyet ettiğini bulur. Niyeti neyse o. Tarikat, cemaati, İslam Birliği diyen bir siyasi topluluk varken, Avrupa Birliği, yani Hristiyan Birliği diyen bir partiye oy verebilir mi?
Normalde bir kimsenin bir partiye oy vermesi, sıkıntılı bir şey mi ki? Yani İslam Birliği diyen bir siyasi topluluk mu var? Kimse söyleyin, biz de tanıyalım. İslam Birliği diyen o topluluk kimse. Siyasi topluluk. Soruyu soran kim? Dövmeyeceğiz. Hakaret etmeyeceğiz. Hangisi bu siyasi topluluk? İslam Birliği diyen? Anlayamadım. Kim? Hangisi dedim? Saadet Partisi mi İslam'ın birliğini savunuyor?
Efendim? Kendi içlerindeki birliği, kendi içlerindeki birliği muhafaza edemeyen, kendisi paramparça olan bir kimse, bir topluluk mu İslam dünyasını bir arada toplayacak? Saadet'in içinden kaç tane parti çıktı? İki tane. Bir Has Parti çıktı, bir AK Parti çıktı. Bir de şimdi Erdogan'ın oğlu da çıkıyor. Cevap ver. Hu! Cevap verecek durum yok mu? Bunlara hala da Türkiye'de inananlar varsa, böyle söylemlere Allah onlara feraset versin.
Cenab-ı Hak onlara hidayet versin. Rabbim cümlesini gerçekten Kur'an ve Sünnet etrafında toplanmayı nasip eylesin. Amin! Yani düşünebiliyor musunuz? Ya millet 70-80 yaşına gelmiş, gençlerin önlerini açacaklarına, bir de şu söylemlere bakın. Neymiş? İslam birliği diyen bir siyasi toplulukmuş. Kendi birliğini muhafaza edemeyen, kendi kalbini muhafaza edemeyen, kendini muhafaza edemeyen, her biri makam sevdasına düşmüş, mevki sevdasına düşmüş. Arkadaşlar gördük, mümin bir delikten iki sefer ısırılmaz. Bir delikten iki sefer ısırılmaz.
Ne yazık ki Müslüman siyasetçiler, Müslümanların siyasetçileri, makamı, mevki, gördümü bozuluyor. Bugüne kadar gördüklerimizin hepsi de bozuldu. Olmuyorlar. O koltuklarda ne varsa, o koltuklarda oturuncaya kadar. Bir, ikincisi, söz konusu olan biz dersek buradaki, hani bir başka partiye oy verme noktasında, bir Allah'ın kulu desin ki, sen şu partiye oy ver dedin bugüne kadar. Bunlar boş muhabbet. Müslümanları oy alıyorlar. Müslümanları aldatıyorlar. Müslümanları kandırıyorlar.
Müslümanlar ezilmişliğin, susamışlığın, hor görülmüşlüğün, altında inim inim inlediklerinden, böyle bir kimse çıkıyor orta yere. Ondan sonra bir iki dini söylemle, oylarınızı bana verin. Herkes gidiyor oylarını onlara veriyorlar. Birileri belediye başkanı oldu mu, milletvekili oldu mu, bir yerlere geldiği zaman, git bul bulabilirsen, git yakala yakalayabilirsen. Git tut tutabilirsen. Aldatmayın insanları. Siyasi zaman gelince İslam oluyor her şey. Düşsenize yollara derdiniz İslam'sa, neden seçimden seçime kalkıp da çalışıyorsunuz? Derdiniz İslam'sa, durmayın hiç, ev ev dolaşın, mahalle mahalle dolaşın, sokak sokak dolaşın.
Derdiniz İslam'sa, şimdi mi akıllarınıza geldi? tarikatlar, cemaatler, topluluklar, madem derdiniz İslam, ne dolaşmıyorsunuz, ne gitmiyorsunuz, ne yürümüyorsunuz? Bunların dertleri İslam, İslam değil. Derdi İslam olanın arkasından yüz elli kilo altın mı kalırmış? Derdi İslam olanın arkasından, bilmem hangi bankalarda, bilmem ne kadar, milyon dolarlar mı kalırmış?
Hangi ticaretten kazandın o parayı? Ne iş yaptın da kazandın? Nerede çalıştın da kazandın? Yine aynı şeyi söylüyorum. Bir tane bana parti başkanı gösterin ki, parti başkanı olduktan sonra, fukaralaşmış olsun.
Bir tane belediye başkanı, bir tane milletvekili, bir tane başbakan, bir tane bakanlık yapan bir kimse gösterin bana, o kimse bu işleri yaptıktan sonra, elindeki avucunu da harcamış, tığ taber şahmaran kalmış, birini gösterin bana. Çıkmış, hangi partiden? Bilememiş demek ki. Yani bir tane, iki tane işte. Düşünebiliyor musunuz? Bir kişi ya, bir kişi istiyorum ya, bir kişi böyle. Geçin kardeşler, geçin arkadaşlar, bırakın. Siyasetçiler, yapsın siyasetini, siyasete karşı değiliz.
Geçsinler, yapsınlar. Allah bizi affetsin. Bizim siyasetimiz, Kur'an, sünnet, vatan, millet. Bu söylemlere, üzülüyorum. Müslümanları böyle kandırmayın ya. İslam Birliği'ni savunacakmış. İslam Birliği'ni savunuyorlarmış. Evimde ders yapıldı, baldızım siz köpek gibi ulumayı ibadet sanıyorsunuz dedi. Sizin öğrettiğinizde, sünnet-i seyniye doğrultusunda mutlu bir evlilik yaşıyoruz. Topyekun biz hadislere inanmıyoruz. İmamların mezheplerine inanmıyoruz dediler. Buna, bunca şeyden sonra muhabbeti kestim. Müslüman, Müslümana küsmez dediler. Şimdi ne yapmam gerekiyor efendim? Küsme. Ama o normalde bu sözlerini, normalde cahillikten dahi söylese, Allah'ın zikrini böyle söylediği için ve Müslümanları köpek gibi uluyorsunuz dediği için o kimseye tecrid, iman, tecrid, nikah gerekli.
Ve aynı zamanda da biz hadislere inanmıyoruz diyorsa zaten, Allah muhafaza eylesin. Hadisleri komple reddeden kimse küfür ehlidir. Şeyh kime denir? Şeyhlik babadan oğula geçen bir görev midir? Şeyhlik görevini kim verir? Kimler görevlendirir? Cevdet burada mı? Yok mu Cevdet? Cevdet tamirci şeyhi. Lütfü usta kaporta boya şeyhi. Burhan bizim mobilyacı şeyhi. Hacı Said kasap şeyhi.
Şeyh bir konuda bilgili, o konuda tecrübe sahibi, ihtiyarlamış, o konuda ihtiyarlamış kimseye denir. Bu babadan oğula geçer mi? Oğlu da o sanatı öğrenirse, o bilgi birikimini alırsa yapar. Ne yapmasın ki? Adamın bir dükkanı var, dükkanı çalıştırıyor. O konuda iyi bir esnaf. İşte sanatkarsa iyi sanatkar. İşte örneğin Lütfü usta oğlunu yetiştiriyor şimdi. Oğlu diyelim ki babası gibi iyi bir sanatkar oldu. Nerede şey? Evet. Babası gibi ondan sonra Ahmetcan da eğer iyi bir sanatkar olursa dükkan kalacak şeye, Ahmetcan'a inşallah. Ahmetcan da babası gibi böyle müşterilere karşı yumuşak huylu, müşterilere karşı alçak gönüllü, işte kırmamaya, üzmemeye, incitmemeye, işini iyi yapmaya gayret ederse babadan oğula geçecek.
Babadan oğula geçer mi? Geçer. Şeyhlik görevini kim verir? E babası da der ki benim oğlan yetişti. Hadi evladım sen de bu dükkanın şeyhisin, sahibisin bundan sonra der. Babadan oğula geçer. Şeyh bu demek. Değil mi? Profesörler öyle yapmıyorlar mı? Ne yapıyor profesör? Bir tane alıyor, asistan yetiştiriyor. Öyle değil mi? Ondan sonra onun doçent yapıyor. Sonra profesör yapıyor. Sonra onun bölüm başkanı olarak olmasını istemiyor mu? Bak o da şey işte. Rüyada Peygamber Efendimiz'den bize haber getiren, rüyadaki kişinin söylediği gerçekten Peygamber'e ait midir? Böyle rüyalara şeytan karışır mı? Rüya, üç türlü rüya var.
Salih rüya, şeytani rüya, bir şeyin etkisinde kalınaraktan görülen rüya. O yüzden normalde rüyayı dinlemek lazım. Onun üzerinden hükümetmek için. İbn-i Abbas rivayet ediyor. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu. Firavun suda boğulma haline gelince, Firavun gerçekten İsrailoğullarının inandıklarından başka ilah olmayan Allah'a iman ediyorum demişti.
Yunus suresi ayet 90. Bunun üzerine Cebrail aleyhisselam, Ey Muhammed, rahmet ona gelecek korkusuyla beni denizin çamurundan alıp onun ağzına çamur tıkarken görseydin dedi. Tirmizi bu hadis-i şerifi nakletmiş. Malum Musa aleyhisselamla Firavun'un arasındaki kıssa yani normalde Musa aleyhisselam Firavun'un yanında büyüdükten sonra işte saraydan çıktı, saraydan çıktıktan sonra değişik işler yaptı.
Cenab-ı Hak ona peygamberlik verdi. Peygamberlik verince Firavun'a da gönderdi. Git ona benim Allah olduğumu, senin de onun peygamberi olduğunu ona tebliğ et. Tebliğ ederken yumuşak yumuşak söyle dedi. Musa aleyhisselam gitti ona tebliğ etti. Firavun bu sefer Musa aleyhisselama düşman oldu. İnananlarına düşman oldu. Ve Musa'yı bu noktada şehirden kovdu, şehirden çıkardı. Musa şehirden çıkınca tebliğine devam etti. Öyle bir zaman geldi ki yaklaşık 600 bin kişiye yakın kimse Müslüman oldu. Firavun normalde onların böyle kalabalık olmasından ve kendisine karşı da saltanatının yıkılmasından korktu. Ve yaklaşık 800 bin atlı askeri bir birlik ile onların üzerine saldırdı.
Musa ve inananları normalde bir rivayette Kızıldeniz'e, bir rivayette işte göl olduğu söyleniyor. Ama deniz olduğu kesin. Denize doğru yürüdüler. Yürüyünce de ardından Firavun ve askerleri geliyordu. Tabi bunun içerisinde manevi tecelliyatlar var. Onlar böyle gelirken mesela Firavun'un arkasından gelen askerlerin yorgun olanları vardı. Böyle gitmek istemeyenleri vardı. Böyle hani işte ayağı toparlayan, ne bileyim böyle işte arkada kalanlar vardı. Mikail Aleyhisselam o arkada kalanları sürüyü toplar gibi topluyordu hepsinden. Ve arkadan Mikail Aleyhisselam hepsini de bir arada tutmaya çalışıyordu.
Tabi denize vurunca, denize doğru gelince bu sefer Musa'nın inananları dediler ki senin yüzünden biz sıkıntı yaşıyoruz. Şimdi bak bizi bu sıkıntının altında inim inim inletiyorsun. Biz zaten Firavun'un zulmüne alışmıştık. Firavun bize zulmediyordu, bize zalimlik yapıyordu. Bizim işte erkeklerimizi öldürüyordu, kadınlarımızın, kızlarımızın ırzına geçiyordu.
Firavun bizim kazandıklarımızı gasp ediyordu. Vergi adı altında. İşte ne bileyim ekip biçtiklerimizi, kendimize topladıklarımıza el koyuyordu. Din olarak da kendisini ilah tanıtmıştı. Biz de onun ilahlığını kabul etmiştik. Böyle rahat bir şekilde zulüm olsa da yaşıyorduk dediler. E şimdi ne yaptın sen dediler Musa'ya. Yani tabiri caizse takaza ettiler. Hani bir kimse böyle gidersin ona, Kur'an, sünneti anlatırsın, dini anlatırsın, diyaneti anlatırsın, işte sufiliği anlatırsın. O kimse böyle önceden rahat bir hayat yaşıyordur. İşte derdi yoktur, sıkıntısı yoktur. Veyahut da gözüne görünmüyordur onlar. İşte sufi olunca veyahut da böyle bir İslam'la tanışınca, İslam'la hemhal olunca, başına bir sıkıntı gelince hemen dine kabahat bulur ya.
Veyahut onu dinle tanıştıran, cemaatle, tarikatla, bir toplulukla tanıştıranı kabahatli bulur. İşte bak sen bizim başımıza bunu getirdin. Biz seninle tanışmasaydık bunlar başımıza gelmeyecekti. Biz seninle tanışmasaydık bunlar olmayacaktı. Biz seninle tanıştık bak iflas ettik. Seninle tanıştık bak işte annemle babamla aram bozuldu. Seninle tanıştık bak eşimle aram bozuldu. Seninle tanıştık ben işimi kaybettim, aşımı kaybettim, eşimi kaybettim, çocuklarımı kaybettim. İnsanlar Kur'an sünnet dairesinde bir şey yaşarlarken başlarına bir şey gelirse fevveran ederler. Hani Cenab-ı Hak da ayeti kerimede diyor ya, yani onlara biraz darlık verirsek, biraz sıkıntı verirsek, biraz rızıklarını azaltırsak, biraz mal nimetlerini azaltırsak onlar isyan ederler diyor.
İnsanlarla alakalı. İnsanoğlu böyle enteresan bir varlık. Öyle olunca Musa'nın kavmi de Musa aleyhisselama isyan ediyorlar. Diyorlar ki biz senin yüzünden biz bunu yaşadık. Ne güzel biz Firavun'un zulmü altında yaşıyorduk. Firavun'un zulmü altında yaşamak onlara tatlı geldi bir anda. Tabi Musa aleyhisselam hemen namaza durdu. Allah'a yalvardı yakardı ya Rabbi bize bir kapı bize bir yol göster diye. Cenab-ı Hak ona vahyetti. Ya Musa asanı denize vur. Bu sefer Musa aleyhisselam asasın denize vurdu. Denize vurunca sular çekildi. Yol açıldı. Birden altı yüz bin kişi, birden arkadan Firavun geliyor. Yol açılınca içeri girdiler.
Tabi içeri girdiler. Baktı ki Firavun arkadan yetişiyordu. Çok az bir zaman kaldıydı zaten. Firavun da arkasından girdi. Yol açık çünkü. Firavun da arkasından girdi. Önde Musa ve kavmi inananları, arkada Firavun ve onun askerleri inananları. Yaklaşık sekiz yüz, dokuz yüz bin atlı. Hepsi beraber denizin içerisine girdiler. Ve normalde karada hiç kimse kalmadı. Hepsi de denizin içerisine girdi. Hepsi de son kimse de denizin içerisine girdikten sonra arkadan su kapatmaya başladı. Arkadan su kapatmaya başlayınca Firavun anladı. Bütün herkes helak olacak, gidecek.
Geriye döndü bir baktı ki arkası su kapana kapana geliyor. Tam öne doğru yüklenecek, öne doğru yüklenirken de önden su kapatmaya başladı. O zaman anladı ki sonu geldi. Sonunun geldiğini anladığı anda ben Musa'nın yani İsrailoğullarının Rabbine iman ettim dedi. İman ettim derken Cebrail Aleyhisselam ağzını tıkadı.
Çamurla. Diyor ki ey Muhammed o esnada benim büyük bir zevkle ve acele bir şekilde onun ağzına çamur tıkadığımı görmen gerekti diyor. O esnayı, o estantani görmeliydin. Tabi 91. ayeti kerime aslında 90. ayeti kerimenin ne olduğunu anlatıyor bize. 91. ayeti kerime de diyor ki o kimse sonunun geldiğini anladı. Ölümün ona geldiğini anladı. Ve tehdit ediyor. Diyor ki daha önce iman etmedin. Sana ölüm vurunca, son nefesine yaklaşınca iman etmeye kalktın diye tehditvari konuşuyor. Tabi burası müteşabih bir nokta. Müteşabih bir nokta olduğundan dolayı bir kısmı demişler ki Firavun'un imanı kabul olunur. Bir kısmı demiş ki Firavun'un imanı kabul olmaz.
Yani orada çünkü ayeti kerime ile açık İsrailoğulların Rabbine iman ettim diye. Kabul ettim diye. Ama o iman son nefesteki iman ediş. Kabul edildi, kabul edilmedi. Bununla alakalı ulema ikiye ayrılmış. Hatta sufilerin de bir kısmı Muhyiddin İbni Arabi Hazretleri'nin başını çekti. Bir kısmı der ki Firavun'un imanı imandır diye. Çünkü başka rivayetler de var. Ya Musa, Ya Musa, Ya Musa diye bağırıyor arkasından. Hatta bir hadisi kutsi olduğu söyleniyor. Yani bir kez Ya Allah deseydi ona hidayet ederdin. Ya Musa sen dönüp bakmadın. Hani o seni çağırdı. Sen ona dönüp bakmadın diye. Şimdi tabi o esnada Cebrail Aleyhisselam işte onun ağzına çamur tıkadığımda tıkadığım zamanı, anı görmeliydin diyor.
Şimdi melekler kendilerince bir şeyde fikir yürütemezler. Yapmış oldukları her şey Allah katından emirlediriz. Melekler kendileri akledip, fikredip bir işlemde bulunamazlar. O zaman Cebrail Aleyhisselam da bunu yaparken yine Cenab-ı Hakk'ın emriyle yaptı. İşin bu tarafı var. Ama o emri yerine getirirken Cebrail Aleyhisselam bir sevinç yaşadı. Biz buna bu sevince, sufi literatürde sekir hali diyoruz. Yani Firavun'un iman etmemesi, yani o kadar o müşriklikte, ilahlıkta, böyle küfürde ileri gitmiş ki, onun imana müsaade edilmemesi, onun imana kapı aralanmaması bu noktada sekir haline getirmiş.
Sevince boğmuş onu. Şimdi hani sekir halini iki ders önce olması lazımdı. Hz. Ömer radiyallahu anh hazretlerinin hali vardı ya, yani o kadar dine bağlı, o kadar dine karşı samimi ve ihlastı ki, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri münafık bir kimsenin namazını kılacağı zaman, onun cübbesinden tutup Allah'ın lanet dediği bir kimsenin mi namazını kılacaksın demesi gibi bu. O esnada da Hz. Ömer radiyallahu anh hazretleri sekir halinde. Onun sekri de Kur'an ve sünnete tam böyle bağlılığından, yani o bağlılıkla, hani sen bu noktada hani ne yapıyorsun, bu noktada sen bir münafığın mı namazını kılıyorsun diye, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini eleştirel bakmak değil, o sekir haliyle ne yaptığını bilmemek gibi bir şey bu.
Bu o esnada hani işin mana tarafının da gözü kör oluyor sekir halinde olunca. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu bana müsaade edildi, ben muhayyer kınıldım bu konuda, kılındım bu konuda deyince, o zaman işin mana tarafından haber oluyor. İşte Cebrail aleyhisselam da Cenab-ı Hakk'ın emrini yerine getirmekten sekir halinde o esnada. Sekir halinde olmanın hali. Tabi bu hadis-i seyretten biz kendi kendimize şunu da bir ölçü olarak çıkarabiliriz. Bir kimse öleceğini bildiği anda iman etmesi o kimsenin kurtuluşuna sebep olmayabilir. Ama Hanefiler demişler ki bir kimse son nefeste dahi iman etse kurtuluşa ermiştir. Bununla alakalı ayet ve hadisler var.
O zaman biz yine de kendi kendimizi bunu bir ölçü olarak alıp iman edişimizi son nefese bırakmayalım inşallah. Rabbim cümlemizi imanında kemale eren kullarından eylesin inşallah.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi