Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Şubat 2019 · 52:38
Selamun Aleyküm. Hem çaylarınız için hem de inşallah sorulara bakalım. Müslüman bir erkek gayrimüslim bir kadınla evlenebilir mi? Evet, Müslüman bir erkek ehli kitap bir kadınla evlenebilir. Eğer evlenirse nelere dikkat etmesi gerekir? Evliliğin hukuku aynen geçerli olur. Müslüman için normalde haram olan bütün her şeyler haramdır. Çocuklar İslam hukukunda babaya ait olduğundan dolayı bir problem olmaz. Pazarcının yanına tanzim satışı açan devlet kul hakkına giriyor mu? Neden girsin ki? Açsınlar ne kadar güzel. Her şeyin tanzim satışını açmalı devlet. Buzdolabı, çamaşır makinası, ütü, beyaz eşya, mutfak eşyaları, gıda, pirinç, fasulye, ne varsa.
Ne olacak ki? Mesela kendi kendime ben düşünüyorum. Yani tanzim satışlara beyaz eşya da koysa. Asıl lazım olanlar, evlenecek olanlar gitsinler mesela. Buzdolabı, çamaşır makinası, ütü, televizyon. Ondan sonra halı, kilim, mobilya. Neden açmasın? Yani ne olacak ki patlıcanla, biberle? Bu millet iyisi ne olacak, yemesen ne olacak patlıcanı, biberi?
Ciddiyim bu konuda. Milletin alım güçlüğü çektiği. Veyahut da mesela örneğin şunu da yapabilirdi. İşte hayat pahalılığı var. Memurlara işte 6 ay 5'er 100 bin lira maaş. Örnek. İşçilere 6 ay 5'er 100 bin lira maaş. Emeklilere 5'er 100 bin lira maaş. Hesaplarına yatacak. Mesela işte sigortalı elemanlar var. Kaç elemanın var? Ondan sonra 100 tane. 100 tane elemana 5'er 100 bin lira 6 ay maaş yatır. Al sana bu parayı veya onun vergisinden düşecek. Veya onun sigortasından düşecek. Versin devlet ne vermesin. Yapsın. Ciddiyim bu konuda. Hem iç piyasa canlanır.
Millet 500 bin lira biriktireceğim diye uğraşmaz. Kimse biriktiremez zaten 500 bin lirayı, bin lirayı. Gider harcar o kimse. İç piyasada içeride ekonomi canlanır. İçeride ekonomi canlanır. Ticaret döner, para döner. Allah iyi yesin inşallah. Mehtala Resul'ün gizli kalmasındaki hikmet nedir? Bizim gözlerimizde tuz mu var da biz onu göremiyoruz. Gizlimiş mi? Gene mi çıkmış? Gizli olarak mı çıkmış gene? Soru kimi? Dövmeyeceğiz ya erkeklerdense. Elini kaldırsın, karşılıklı diyalektik yapacağız. Evet.
Hani böyle normalde şey, böyle seçim dönemlerine denk geliyor o zuhuru. Yani böyle bir bekliyorlar, bekliyorlar, bekliyor. Mehdi bekliyor, bekliyor, bekliyor. Seçim dönemi böyle zuhur edecek gibi oluyor. Demek ki o bulutun arkasından bir kaşını gözünü gösteriyor. Ondan sonra tekrar geri dönüyor herhalde. Allah iyi yesin inşallah. Gene gizli demek ha? Gene bir yerlerde bir Mehdi hazırlıyorlar herhalde ya. Bak bunu tekrar tekrar ediyorum. Ben İslam'la tanıştıktan sonra ilk önce bana dediler ki, Şeyh Said Mehdi'ydi. Ardından Bediüzzaman Mehdi'ydi dediler. Bizim orada normalde okuyucular vardı.
Yine Asya grubundan. Ondan sonra hani böyle bana böyle şey yaptı. Dedi Mehdi geldi geçti. Sen ne Mehdi'si dedi bekliyorsun dedi. Ben böyle baktım. Dedim abi biz o zamanlar sarhoştuk görmedik herhalde dedim ha. Ondan sonra sizden gene sarhoşsun dedi. Allah razı olsun dedim. Biz ayılmamak için uğraşıyoruz zaten dedim. Yani gitti sufi oldun gene sarhoşsun. Sen daha akıl yok gibisin lan. Biz ayılmamaya uğraşıyoruz abi dedim. Kimdi dedim Mehdi? Bediüzzaman'dı dedi. Ha iyi. Aynı adam 3 ay sonra Süleyman Demirel Mehdi dedi bana. Abi karar versen dedim. Bediüzzaman Hazretleri mi? Yoksa dedim şey mi? Süleyman mı dedim ben. Ben öyle deyince kızdı. Dedi Süleyman Demirel var ya dedi.
Senin şeyhinden dedi daha takva, daha büyük evliya dedi. Ondan sonra böyle baktım. Sen dedim kelimeye şehadet getir. Tövbe et dedim. Senin katlim vacip olacak şimdi dedim korktu. Birine zaten katlim vacip deyince korkuyor. Canı tatlı geliyor hemen. Hemen kelimeye şehadet getiriyor. Hemen anında. Sıralayayım mı daha? Sıralıyorum ya. Ondan sonra normalde bunları böyle dediler. Sonra Erbakan Hoca'ya dediler. Fethullah Gülen için söylediler. Menzil Şeyhi için söylediler. Ondan sonra şey var. Evrenos var. O ara sıra Nebiliğe çıkıyor. Sonra Mehdiliğe iniyor. Karıştırınca bir sabah Nebiyim diyor. Ertesi gün ondan sonra Mehdiyim diyor.
Son Mehdiyim diyen cezaevinde şimdi. Adnan bizim. Böyle. Aslında onun cezai yeterliliği yok ama nasıl katlı onun cezaevinde tutuyorlar bilmem. Raporlu o. Allah iyi yesin inşallah. Dergah da dedemize veya büyüklerimize nazar için okutmamız uygun olur mu? Bir kimse bana nazar diyor dedi mi o havalarda uçuyor demektir. Ona nazar diyor o çok yakışıklı ona nazar diyor o çok güzel ona nazar diyor o çok maharetli hemen okunması lazım onun hemen. Hele bir de okuyan vay sana kim baktı derse o bakanı da bulur tamam canım filanca avrat vardı ya hee o baktı bana ya onun nazarı değdi. Nazar hak eyvallah güzele nazar değer eyvallah.
Bizim gibi çirkinlere ne değecek? Güzellere değdiği zaman gitsinler okutsunlar. Tabi ya dedelere babalara ninelere dergahımızda var elhamdülillah babası dedesi nenesi eskisi yenisi. Arkadaşlar bu kadar uzun yazı yazmayın uzun soru yazmayın diyorum mübarek insanlar yazıyorsunuz. Ben buradan da okumasam bir dert okusam roman gibi. Kimseyi utandırmak değil derdimiz. Soru bir sıra iki sıra üç sıra. Şu an sağlık konusunda yüzde kırk raporum var ve yaşadığım olumsuzluklardan herkesin tavsiyesi engelli maaş alıp yerime oturmak. Fakat o maaş benim sorumluluk ve ihtiyaçlarımı karşılayacak derecede değil.
Birçok borcum var öğrenci kızım var. Sizce yeniden bir iş bulup çalışmalı mıyım yoksa herkesin dediği gibi engelli maaş alıp ekstra yanında alternatif yemeği işlerimi yapmalıyım. Eğer normalde yüzde kırk raporum varsa devlet engelli maaş veriyorsa git al. Bir baba çoluğuna çocuğuna bakmakla mükellef.
Kızına oğluna bakmakla mükellef. Eğer normalde eşler ayrıldıysa çocuklara bakmakla mükellef olan babadır. Baba çocuklarının yanına alıp veya çocuklarını bir şekilde baktırıp veyahut da bakmakla baktırmakla mükelleftir. Arkadaşlar bu erkeklere söylüyorum bunu. Bir kadının ve çocuklarının sorumluluğunu alamayacak olan kimseler evlilik için yola çıkmayacaklar. Net. Oğluna bakacak adam benim oğlun bir kadına bakabilir mi, çocuğa bakabilir mi, bakamaz mı? Bakamayacağını kendince görüyorsa oğlunu evlendirmek için uğraşmayacaklar. Bir erkek eşinden ayrılmayı düşünüyor mu?
Düşünüyor. Hakkı mıdır? Hakkıdır. O çocuklarını bakmaya göze alaraktan eşinden ayrılmaya tevessül edecek. Diyecek ki ben çocuklarımı alırım, ben çocuklarıma bakarım. Bitti. Buna yapamayacaksa otursun oturduğu yerde. Kadının namus problemi olmadığı müddetçe otursun. Ha evini geçindirsin, çocuklarına baksın. Desin ki bu kadın benim çocuklarımın başında. Bu normalde öyle bir hale geliyor ki toplum. Yani babasından ayrılmış, eşler ayrılmış, çocuklar annelerinin yanında, kadınlar psikolojilerini bozmuş, çocuklar psikolojilerini bozmuş, hayat gelecek olarak bozulmuş, her şey bozulmuş.
Ne oldu? Evlendi adam. Eee çocuğuyla kadını bıraktı, gitti, bir daha evlendi. Eee o çocuk kimin? O çocuğun geleceğine olacak. O kadın evlense üvey babanın eline kalacak. Evlenmese kadın hayatını heder edecek onda. Evlendi, o çocuk üvey babanın elinde. Ya da anneannenin yanında. Ya o çocuğun anneye babaya ihtiyacı yok mu? O çocuk annesiz babasız mı büyüyecek? Ha bir kadının kocası ölür de kabul edersin.
Söyleyecek laf yok. Neden boşanıyorsunuz? Estek köstek. Neden ayrılıyorsunuz? İncir çekirdeğini doldurmayacak şeyler. Ayrılık sebebiniz ne? Annesinin, kayınvalidesinin kız kardeşi böyle dedi. O yüzden. Bu ne ya? Bir sürü çocuk ortalıkta. Annelerinin yanında. Nerede babası? Yok. Veyahut da ne oldu? Eee ben çocukları aldım. Eee ne oldu? Adam meydanda kaldı. Kılçıksız balık gibi. Adam hiçbir şey yok mu? Olmamış gibi. Gidecek bir daha evleniyor adam. Olmadı zaten ondan da ayrıl. Ver çocuğu da ona bir daha evlen. Olmadı ondan da ayrıl. Ver çocuğu da ona git bir daha evlen. Ne olacak ki?
İslam hukuku yok bir şey yok. Ondan sonra kadınlar kendi kadın halleriyle uğraşsınlar. Çocuk bakacak, büyütecek, okutacak, ev kirası ödeyecek, doğalgaz ödeyecek, elektrik ödeyecek, kira ödeyecek. Çocuğun okul masraflarını ödeyecek. Çocuk büyüdükçe masrafları artacak. Onlar ödeyecek. Kim? Kadın. Erkek. O keyif ediyor. O keyif ediyor. Beyefendiler lütfederlerse ayda bir sefer alacak çocuğu. Bir de baba. Ne baba ama. Çocuğu alacak, bir parka götürecek, bir gezdirecek. Ah o anan yok mu diyecek o anan. Ne zalim o anan diyecek.
O dedene bakma, o nenene bakma, o adama bakma, o kadına bakma. Bu. Yok arkadaşlar, yapmayın. Bir ailenin sorumluluğunu götürebilecekseniz evlenin. Bu kadın benden ayrıldığında ben bu çocuklara bakabilir miyim, bakamaz mıyım? Bir sıkıntı oldu. Ben bu çocuklara bakabilir miyim, bakamaz mıyım? Kadın bıraktı gitti. Ben bakabilir miyim, bakamaz mıyım? Bu kadar. Muhafaza eylesin. Heder ediyorlar kadınlar kendilerine. Kadınlar kendilerine heder ediyorlar.
Çocuk iki yaşında, üç yaşında. Annesiz olsa olmaz. Beş yaşında, on yaşında. Annesiz olur mu? Olmaz. Ha çocuklar büyük olur da, aklı başı yerinde olur. Kendilerini kurtarmıştır. Hiç sıkıntı yok. Problem yok o zaman. Bakın problem yok o zaman. Hiç sıkıntılı biraz da. O zaman da çocuklar evleniyor, dünürüne ne diyeceksin? Yok işte, dünürlere ne diyeceksin? Anasına ne diyeceksin? Hadi neyse, çocuklar büyüyünce bir problem yok. Herkes işinde, gücünde, evlenmiş, baklamış, bitmiş iş. Ama bir türlü sıkıntılı Allah muhafaza eylesin. Kimseyi anlamak, dinlemek, derdine ortak olmak ve sevmekten uzağım, sevgisizim, kibirliyim, yalnızım, mutsuzum, bu halimden nasıl kurtulurum?
Beter ol diyeceğim de demeyeyim. Allah sana hidayet eylesin. Amin. Rabbim seni bu halden kurtarsın inşallah. Amin. Yapmayın. Yapmayın. Bu tam bir firavun hali. Yapmayın. Bunu insanın kendi kendine, hani böyle itiraf etmesi büyük erdemlilik. Ama çok acı bir şey bu ya. Yapmayın. Kanatlarınızı yere indirin. Toprak olun. Dervişleri sevin. Allah'ı zikredenleri sevin. Eşinizi, çocuklarınızı, akrabalarınızı sevin. Şurada Allah'ı zikreden bir kimseye tepeden bakıyorsanız gerçekten, bakın buradayken, buradayken, Cennet'in kokusunu alamazsınız.
Evet. Bakın buradasınız siz de, burada bir tane dervişe tepeden bakarsanız, cennetin kokusunu alamazsınız. Yakın dairenizdeki, etrafınızdaki insanlara tepeden bakar, kibirli davranırsanız, cennetin kokusunu alamazsınız. Hizmet edin, tevazılı olun. Allah muhafaza eylesin. Ben yıllardır babamla ayrıyım. Bu zamana kadar beni hiç arayıp sormadı. Bir hafta önce nereden bulduğunu bilmiyorum ama benim numaramı bulmuş. Ve beni aradı rüyasında öldüğünü ve herkes hakkını helal ederken ben helal etmediğimi söylemişim. Benden helallık istedi. Çünkü kabir azabı çektiğini görmüş.
Ben de helal etmek istemiyorum. Bu durumda ne yapabilirim? Bana böyle sorular sorarsanız, ben hep derim ki helal edin, geçin. Bu suficedir. Baba, ne alırsa, hata da yapsa, kusur da işletse. Anne, hata da yapsa, kusur da işletse. Yanlışlık da yapsa, Mahşerde Allah'ın yüzüne bakıp da ben annemden babamdan davacıyım diyeceksiniz ya.
Boş verin. Annelerinizi, babalarınızı, haklarınızı helal edin. Helal olsun. Eşlerinize, çocuklarınızı, haklarınızı helal edin. Helal olsun. Kardeşlerinize, husisi birbirlerinizden alacağınız borcunuz varsa bu hariç. Kardeşlerinize, haklarınızı helal edin. Helal olsun. Allah hepinizden de razı olsun inşallah. Güzel bir şeydir, helallaşmak. Helallaşmak lazım. Dervişler haklarını helal edecekler. Annesi, babası, eş, çocuk. Bunları helal edecekler, birinci daire. Derviş kardeşlerinin haklarını helal edecekler. O yüzden bunlar böyle, biz oturmuşuz, her hafta burada ders yapıyoruz, zikrullah yapıyoruz. Mahallelerde dersler yapılıyor. İllerde, ilçelerde yapılıyor.
Olur. İnsanlık hali. Birinin ayağına basmışsındır. Birinin koluna basmışsındır. Birinin ciğerine basmışsındır. Olmuştur. Yolun kendi içerisindeki bu koşuşturmada, heyecanda, insan yapabilir hata, kusur. Hepimiz için geçerli. O yüzden kardeşler birbirlerinden bunu aramayacaklar. İşte o filanca zamanda, fişmanca zamanda bana böyle yapmıştı. Aman kardeşim ya, hakkını helal et. Geç. Senin derviş kardeşin. Aynı zikrullah alakasında oturuyorsunuz. Aynı dergahtasınız. Yıllarca yüz yüze bakacaksınız. Bakın yıllarca yüz yüze bakacaksınız. Birbirlerinizin kusurlarını örtün. Yüz yüze bakıyorsunuz. Bakın yüz yüze bakıyorsunuz.
Eşiniz, hakkınızı helal edin. Kusurunu da onun örtün. Çocuklarınızın annesi. Yüz yüze bakacaksınız. Ölünceye kadar onunla beraber olacaksınız. Bırakın. Erkekler sizden gidiversin gidecek olan. Bayanlar gidiverse sizden gitsin gidecek olan. Ne olmuş ki? Bayanlar içinde çocuklarının babası, kocası helal etmesen ne olacak yani? Madalya mı takacaklar? Oo helal etmeden al bakalım diye. Eşler birbirlerine haklarını helal edecekler. Birbirlerinin arkasında duracaklar. Birbirlerini destekleyecekler. Çocuklar anne babalarının yanında duracak. Anne baba çocuklarının arkasında destek olacak. Bir anne baba çocuğuna ölünceye kadar destek olacak.
Yardımcı olacak. İlla ki maddi olmak zorunda değil. Bir çocuk annesine babasına kız erkek önemli değil. Ölünce kadar hürmette, saygıda, sevgide kusur etmeyecek. Herkesin annesinin babasının hatası kusuru vardır. Her çocuk da hatalı ve kusurludur. Bunlara, her kayınvalide hatalı kusurludur. Her kayınpeder hatalı kusurludur. Bunlar büyütmenin, çoğaltmanın, üretmenin, bunların peşine düşmenin bir anlamı yok. İnsanlar güzel ahlaklarını orta yere çıkaracaklar. Af etmek, Allah'ın en önemli ahlaklarından birisidir. Af etmek, Allah'ın sıfatıyla sıfatlanmaktır.
Cömert insanların işidir. O yüzden affedici olun inşallah. 35. Beşinci hadise gelmişiz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Tebuk kavzesinden geri kalan, Ubey bin Kağab'ın da içlerinde bulunduğu üç kişiyle, Müslümanların konuşmasını yasaklamıştı. Bu hususta Ubey şunları anlatıyor. Benim affedildiğimi müjdeleyen, kimsenin sesini işittiğimde, elbiselerimi çıkardım ve bu müjdeli haberi getirmesinden dolayı, ona giydirdim. Bu esnadaki sıkıntılı halimizle ilgili olarak, Allah'ın şu ayeti nazil oldu. Geniş olmasına rağmen yer, onlara dar gelmişti.
Tövbe suresi ayet 118. Malum Tebuk kavzesi, sahabeler davul çalarlar, ilan ederler. Bütün sahabeleri bu noktada, savaşa davet edilir. Sahabeler savaşa davet edilince, üç tane sahabe, bu konuda gevşek davranırlar. Enteresan, bu üç sahabenin içerisinde, akabe biatında bulunan var, bu üç sahabenin içerisinde, Bedir savaşına katılan var, Bedir ehlinden olan da var. Yani bu normalde, bu üç sahabe, öyle, arkada duran, cemaatin arkasında duran, kimselerden değil. Tabii bunlar böyle, savaşa katılmakta, gevşeklik gösterince, Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bunlar hakkında, Allah'ın hükmü gelinceye kadar, sahabenin, onlarla konuşmasını, yasak ediyor.
Diyor ki konuşmayacaksınız, selam vermeyeceksiniz, selamlaşmayacaksınız. Tabii bu, Ubey bin Ka'ab, bunların içerisinde, en yaşlı olanı. Biraz da hali vakti yerinde bunun. Ve, bu Ubey bin Ka'ab'la, yanında bir tane daha büyük bir, yine yaşlı bir sahabe var. Bunlar böyle yaşlı olduğundan, zaten böyle hani, ticaretleri, ne bileyim, işleri güçleri çok yok. Onlar Medine sokaklarında, çok görünmüyorlar. Yani bu, selamlaşma yasağını, derinlemesine yaşamıyorlar. Ama bir tane sahabe var ki genç, o, onu daha derinlemesini yaşıyor. Ve bunlarla alakalı yasak, elli gün sürüyor. Az bir zaman değil.
Sahabe, hiç kimse bunlarla konuşmuyor. Hiç kimse bunlara selam vermiyor. Bunlar tabii, bunlar bu, günler boyunca, tövbe etmeye başlıyorlar. Hani bazı rivayetlerde var ya, Medine-i Münevveri'de bunların, üçünde kendilerini direğe bağladığına dair, direğe bağlayıp, kendilerini tövbe etmeye başlıyorlar. En son noktada, Allah'ın affı bize yetişsin diye, Allah'a tövbe edip, etmek için, kendilerini direğe bağlayıp, böyle tövbe etmeye başlıyorlar. Ondan sonra ayeti kerime inzal oluyor. Bir rivayette bu. Ondan sonra, neyse, bu ayeti kerimede şu, tövbe suresi, ayet 117-118, Yemin olsun ki Allah, peygamberin ve sıkıntılı zamanda, peygambere tabi olan muhacirlerle, ensarın, içlerinden bir takımının, kalpleri kaymak üzereyken, tövbelerini kabul etti.
Sonra da tövbeleri sebebiyle, onları affetti. Şüphesiz ki Allah, onlara karşı çok şefkatli, ve merhametlidir. Ayet 118, ve savaştan geri kalan, o üç kişinin tövbesini de, bütün genişliğine rağmen, yeryüzünün kellerine dar geldiği, ruhlarının son derece sıkıldığı, ve Allah'ın cezasından kurtulmak için, Allah'tan başka bir sığınak olmadığını, anladıkları bir zamanda kabul etti. Aslında Allah, onların tövbelerini, gelecekte de, tövbe etsinler diye kabul etmiştir. Şüphesiz ki, tövbeleri çokça kabul eden, ve çok merhametli olan, ancak Allah'tır. Tövbe ayet 118. Cenab-ı Hak, o üç kişinin tövbesini kabul etti. Ve tövbelerinin kabul edildiğine dair de, onların sağlıklarında, ayet-i kerime ile bildirdi.
Bildirdi ki, onlardan sonra, ola ki, savaştan kaçmak gibi, günah-ı keballilerden, büyüğü olan, böyle bir işlevi yerine getiren bir kimse olursa, tövbe etsin, kendini arındırsın, ve Allah da onun tövbesini kabul ettiğini, göstersin diye örnekledi. Göstersin diye örnekledi. Şimdi, zaman zaman, insanlar, böyle kalpleri gevşeyebilir. Ve kalpleri bu noktada, onların değişik yönlere kayma ihtimali olabilir. Sufiler için, bu, bir, herkes için, olduğu gibi, sufiler için de, böyle bir tehlike vardır. Sufilerin, her gün, tövbe etmelerinin, hikmetlerinden birisi de budur. Sufiler, her gün tövbe ederler ki, ola ki, biz gün içerisinde, bir hatamız, kusurumuz, yanlışlığımız olduysa, biz ondan nedamet etmiş olalım.
Biz ondan tövbe edip, geri dönmüş olalım ki, kalbimiz o günahlara, hatalara, kusurlara doğru kaymasın. Kalbimiz o yanlışlıklara, eksikliklere doğru meyletmesin. Tövbe edelim ki, kalbimiz Allah'ın istemediği, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, kereh gördüğü, noktalara doğru gitmesin. Tövbenin, günlük olmasının, hikmetlerinden birisi budur. Ya, o kimse sabah dersi yaptıysa, kendisini hazırlıyordur, ve ona göre yapıyordur. Önceden, dersler sabahlı akşamlıydı. Biz de şimdi, günlük bir tane ders veriyoruz, çekebilen, yapabilen, sabahlı akşamlı çeksin diyoruz. Onu mecbur kılıp da, onu zorlamamak için. Ama burada, asıl gaye, o kimsenin tövbe etmesini sağlamak.
Allah'ı hatırlamasını, Allah'ın bu noktada, Allah'a karşı yapmış olduğu yanlışlıkları, eksiklikleri, hatırlamasını sağlamak. Her gün, o kimsenin kendisini temizlemesi, her geceye girerken, temiz bir şekilde geceye girmesi, ve bundan nedamet etmesi yaptıklarından, ve ertesi gün yapmamaya, tekrar cehd etmesi, gayret etmesi, ve ertesi gün, yine bir gün önce yapmış olduğu günahlara düşmemesi. bunda, asıl amaç bu, yani, sahabe, sahabe, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri önde, cihattan geri duruyorlar. Sahabe geri duruyorsa, Hz. Muhammed Mustafa gözlerinin önündeyken, bizim gibi zayıf ümmetlerin, böyle cihattan geri durmaları, veyahut da gevşemeleri, veyahut da gönüllerinin kayması, tembelliğe doğru, yatağa doğru, uykuya doğru, aman ya ne yapalım, bu akşam da derse gitmeye verelim.
Yani işimiz de önemli. Ya bak işte gece yorgunum şimdi ya, biraz dinleneyim ya, dinlenmek de bizim hakkımız. Veyahut da işte, bizim hanımın, teyzesinin, dürününün kız kardeşi gelecek bu akşam misafirliğe. Onunla bir hemhal olalım, veyahut da bir akrabamız gelecek. Bu da lazım canım, sosyal bir yaşantımız olsun. Hısım akrabamız olsun. Veyahut da hanımı dedi ki, ders ders ders ne bu ya, siz dersten başka bir şey bilmiyor musunuz? Otur biraz da evde çocukların başında. Veyahut da adam dedi ki kadına, ne bu ya gidiyorsunuz boyuna ders ders ders, zikrullah zikrullah, otur bir günde evde. Ola ki bizim gönlümüz heva hevese kaydı. Ola ki bizim gönlümüz şeytaniyete, deccaliyete kaydı.
Ola ki biz bir hata yaptık, bir kusur işledik, bir yanlışlık yaptık. Burada bir derviş kardeşinin yüzüne bakamayacak, ona karşı bir eksikliğimiz oldu. Yanlışlığımız oldu. Nefis bizi geri çekiyor. Şeytan bizi geri çekiyor. Gittiğimizde şimdi şey efendi bana dik dik bakarsa, yok derse gidersem şimdi, orada zakir bana ters yaparsa, yok ben ilahi çalışamadım, şimdi ilahinin başındaki çavuş arkadaş, herkesin içerisinde bana bir şey derse, ya ben semaya çalışamadım, bu ara sema çalışmalarını da gidemedim, ben oraya gittim de hadi sen gelme bir daha derlerse,
nefis habire geri çeker onu. Ve bir daha oraya layık olmadığını düşünür. Kendi kendine der ki, ben şu günahları işledim, ben bu hataları yaptım, ben bu yanlışlıkları yaptım, ben bu eksiklikleri yaptım. Oradaki temiz yere ben layık değilim ki, nefis ve şeytan o kimseyi geri çeker. Ola ki kalbi, bu noktada onun gevşedi. İşte Hazreti Allah diyor ki, tövbe et, ben senin tövbelerini kabul ederim. Bir daha işlemeyeceğine söz ver. Cet et, gayret et. Bu o konuda örnek. Bir de ne diyor? Yeryüzünün kendilerine dar geldiği. O kimse, o mümin kimse, bir günah işlediğinde, bir hata yaptığında, bir yanlış yaptığında, yeryüzü dar gelir ona.
Hani bu biraz da, sufi dilde kabız halidir ya. O bir yanlışlık yaptığında, bir hata yaptığında, kabız haline düşer. Daralır. O kendi kendine, ev dar gelir, dergah dar gelir, sokak dar gelir, arkadaşlar dar gelir, etraf dar gelir, her şey dar gelir ona. Yediğinden lezzet almaz, içtiğinden lezzet almaz, gezdiğinden lezzet almaz, arkadaşından lezzet almaz. Bu kabız halidir. Dersi zor çeker, namazı zor kılar, bir iş yapacak zor yapar. Zakir ona desek ya, ya şu bardağı kaldırıver, içinden der ki, benden başka bardak kaldıracak kimse yok mu ya? Burada. İşte şu iş olacak dese, burada da iş bitmiyor ki ya. Şuraya gidilecek ya, git git git bitmiyor ki.
Kabız hali bu. Allah muhafaza eylesin. Şimdi bir kabız halinin, bir şeyi vardır, günahlarla alakalıdır. Bir de manevidir kabız hali. O kimse böyle nefis meratiplerini atlayacağı zaman, mesela dördün sonuna doğru kabız hali olur. O kabız halini geçiştirmesi lazım. O normalde, bu farklıdır. Bu kabız hali. Bir de bu normalde şöyle söyleyelim biz. İlme l-yakin kabız hali. Günahlarla alakalıdır. Aynı l-yakin kabız hali. Manevi derece, makam veya nefis meratiplerini geçmeyle alakalıdır. Hakkel yakin kabız hali. Müslümanların üzerinde bir bela, musibet, sıkıntı, Müslümanların üzerine bir şey geliyor.
Bu da hakkel yakin kabız hali. Bu ümmetle alakalıdır. Onun üzerinde normalde bu da kabız halidir. O esnada bu işlerle iştigal eden o büyük zatlar, bunlarla iştigal ettiklerinden, kendilerini oraya kilitlerler. Orayla haşır neşir olurlar. Orayla hemhal olurlar. Bu sefer bu da kabız halidir. Onlar da o zaman böyle değişik haller zuhur eder. İşte yani dervişler, gelir birisi, işte yok gözümde arpacık çıktı, ne yapayım falan der. On der ki ya senin gözündeki arpacık mı? Öbür tarafta oluk oluk akan kan mı? O gözümde arpacık çıktı, yumurta sarısı sürmedim, geçmedi. Davul tozu koydum, bitmedi. Minara gölgesi mi buna ekeyim der. Onun derdi o, gözündeki arpacık.
Ama öbür tarafta oluk oluk kan akıyordur. Veya Ümmet-i Muhammed'in başına bir kabus geliyordur. Bir tufan geliyordur, Hud tufanı gibi. O onunla iştigal ediyordur. Bu da manevi kabız halidir. Bu en üst, hakta lakin noktasındadır bu artık. Bu farklı bir şeydir. O yüzden bu normalde sahabelerin yaşadığı da kabız hali. O normalde kabız halinden kurtulamıyor. Çünkü Cenab-ı Hakk'ın onları affedip affetmeyeceği belli değil. Haklarında hüküm bekleniyor. Hüküm beklenildiği makam kim? Allah. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazreti'l-i hükmü o esnada Allah'a bıraktı. O da vahiy ile hareket ediyor. Allah'a bıraktı. Hüküm Allah'tan gelecek ki ümmet-i Muhammed'e ölçü olacak.
İşte bu onlara dar geldi yeryüzü geniş olmasına rağmen. Kabız haline geldiler. Ardından ne oldu? Ayet-i Kerime ile Allah onların tövbelerini kabul ettiğini beyan etti. Böylece onlar o kabız halinden bastı haline, genişliğe, lütfa, ikrama, ihsana, birden sevince, neşeye boğuldular. Öyle olunca o kimse ne yapıyor? İşte bu müjdeli haber getirmesinden dolayı onun üzerinde elbiseleri ne yaptı? Ona hediye etti. Çünkü büyük bir müjde. Allah bir kimsenin hakkında ayet-i kerime indiriyor. Bu büyük bir müjde. Ve o ayet-i kerime onların af olduklarına dair, daha ölmeden ellerine af olduklarına dair icazet alıyorlar. Bu büyük bir müjde, büyük bir lütuf, büyük bir ikram.
Böylece ne olmuş oldu? Kabız halinden bastı haline geçti. O sıkıntı geçti. O problem bitti. O darlık geçti. O darlık geçince ne yaptı? Üzerinden kalktı, elbiselerini feda etti. Yani hediye etti. Sufiler de bu adaptır. Mesela önceden dergah adabında bir kimse işte üçüncü esmadan dördüncü esmaya aldı, orada oturdu mu? Bu büyük sevinç. Önce üstad için sevinç. Neden? Bir kimse yetişti. Dördüncü makama geldi. Önceden pilav dağıtırlarmış. Bir aşure dağıtırlarmış. Bir yemek verilermiş orada. Dörtten beşe geçti. Yine bir yemek verilermiş. Veyahut da bir kimse nakiplikten nükabbalığa geçti. Yemek verilermiş.
Veyahut da bir halife tayin edildi. Orada yemek verilirmiş. Niçin? O halife oluncaya kadar nice kabız hallerinden geçti, nice darlıklardan geçti, nice çilelerden, sıkıntılarla geçti. Nice problemli zamanlardan geçti. Kolay değildir nefisle mücadele etmek. Bir sufi topluluğun içerisinde durmak hiç kimse için kolay değildir. Bakın bunu açık ve net söylüyorum. Bir sufi toplulukta durmak, son nefese kadar orada kalmak, son nefese kadar orada durabilmek yemin ediyorum her baba yiğidin işi değildir. Benim diyen insanın işi değildir. Adamda delilik lazım, istikamet lazım, idrak lazım, muhabbet lazım, aşk lazım, sevmek lazım, sımsık yapışmak lazım, dirençli olmak lazım.
Kolay değildir. Sakın sufiliği kolay olarak anlatmayın dışarıda. Milletin başını yakmayın. Ciddi ciddi söylüyorum. Biz böyle ortalık kalabalık olsun diye uğraşan bir topluluk değiliz. Hayır. Ben neden dersini geri isteyene hiç ikiletmem? Neden bir sefer gideni bir daha geri almam? Kolay değildir. Ve burada bir kimse, bir kimse burada kendisini tutabiliyorsa, burada kendisini tutabiliyorsa, burada kendisini oturtabiliyorsa, yemin ediyorum büyük adamdır o. Yemin ediyorum o muhteşem bir kadındır. Ciddi ciddi söylüyorum bunu. Kendimizi övmek için söylemiyorum. Biz zor bir dergazız.
Bu böyle heva hevese, şeytaniyete, nefsaniyete, deccaliyete kapı kapatmak kolay değildir. Koşuşturmak kolay değildir. Kolay değildir. Gerçekten içinde makamın, mevkinin, paranın, pulun dolaşmadığı bir dergahta kalmak, hizmet etmek, koşmak, orada mücadele etmek kolay değildir. Herkesin horoz olduğu yerde, herkesin birbirini bilerek veya bilmeyerek tiftiklediği yerde durmak kolay değildir.
Bizim dervişlerden birisine bir yan bak bakalım. Ne baktın? Allah Allah. Mahalle kabadayısı gibiyiz hepimiz. Benden kaynaklanıyor. O bende var ya, sirayet ediyor herkese. Adam böyle baksa ne oldu bir şey mi birine mi benzettin der, çıkarız biz. Bayındırılık var ya bizim kanımızda. E var, biz çeyreklik var, yandan yandan gidiyoruz biraz. Sormuşlar yengece yandan yandan neden gidiyor, içimde kabadayılık var demiş. Bizimki de o hesap. Bu zordur. Şimdi o zorlukların içerisinde o kimse orada bir nefis meratib olarak bir esması değişiyorsa, gerçekten madalyalık bir şeydir o. veya o kimse orada uzun bir süre durabiliyorsa, böyle yıllarını orada geçirdiyse, gerçekten madalyalık bir meseledir.
Ben Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi öldüğünde hani mesajım açıktı. Dedim kim nerede ne varsa gelsinler, kim şeyhlik yapacaksa yapsın dedim. Özeniyor ya herkes, Bursa cayır cayır, dervişler cayır cayır. Gelin hadi bir şeyhlik yapın. Gelin oturun. Bırakın şeyhliği, zakirlik yapın. Bırakın şeyhliği, gelin zakirlik yapın. Biz verelim yirmi tane derviş size, hadi onların başında zakirlik yapın. Yirmiyi koruyun getirin bana. Bırak yirmi bir yapma, yirmi tane al, yirmiyi koru getir bana. Ben böyle bir arkadaş, ben ondan iyi yaparım, ben şöyle yaparım diyen bir arkadaşa, hemen dedim, aha buranın çavuşu sensin dedim.
Reyhan doluyor. Al dedim. İşte o zaman için saydık, kaç kişi say dedik? Geçmiş gün? Doksan yüzü vardı. Saydım, husisi, sohbette saydım. Say, saydık, doksan yüz neyse, geçmiş gün. Bunu koru dedim, buraya koru. Senden başka bir şey istemiyorum dedim. O tabii arkadaşlarının yanında diyormuş ki, ben imam hatip mezunuyum. O imam hatip mezunu değil, benden için. Ben Kur'an-ı Kerim'i tecridle okuyorum, o okuyamıyor. O şöyle ya, ben böyleyim. Doğru, haklısın, aha, al. Sen çavuş ol ya, Allah Allah. Ben iki ay falan hiç gitmedim oraya derse. Ben tabii takip ediyorum boyuna. Millete ayağa kalkmıyormuş. Neden ayağa kalkmıyorsunuz? Mustafa abiye ayağa kalkıyorsunuz, bana neden kalkmıyorsunuz?
Bana da ayağa kalkacaksınız. Ona şöyle davranıyorsunuz, bana da böyle davranacaksınız. Ben hayatta demem, bana şöyle davranacaksınız diye. Ağzımdan çıkmamıştır benim. Ben daha yeni dergaha girdiğimden bugüne kadar. Bana şöyle davranacaksınız demek, benim için zuldür. Bana davranış biçimi böyle yapacaksınız demek, zuldür benim için. Ben yerin dibine girerim öyle diyeceğim ben. Ben birinci derecede yakın daireme dahi dememişimdir bana böyle davranacaksınız diye. Diyemem ben. Şeyhim için söylerim. Şöyle davranacaksınız, böyle davranacaksınız, şöyle yapacaksınız, böyle yapacaksınız. Bu dergahın adabı. Kendim için hayatta da. Ben şunu yerim, bunu içerim.
Şunu hazırlayın, bunu yaparım. Hatırlamıyorum ben. Bu arkadaş demiş ki, bana şöyle davranacaksınız, bana ayağa kalkacaksınız. Arkadaşlar söylüyorlar bana. Abi gel perişanız. Ne oldu? Böyle böyle böyle oldu. En son, kaç ay? Yirmi beşe mi? Otuza mı indiydi? Öyle oldu dedi mi? En son yirmi beş otuz kişiye mi neye inmişler? Tabii. Oranın ders günü gittim ben. Say, yirmi beş kişi mi, yirmi sekiz kişi mi? Otuz kişi olsun ya. Fazladan söylerim. Dedim, yüzde yakın insan vardı. Nerede? Ses yok. Ne oldu bunlara? Ses yok. Arkadaşlar, bundan sonra buranın dedim, çavuşu, sorumlusu Adnan dedim. Adnan da başına gelecek olanlardan haberi yok tabii.
Bundan sonra dedim, buranın sorumlusu, çavuşu Adnan dedim. Adnan bundan sonra burada ders yaptıracak dedim. Anında. O arkadaş sonra dergahı terk etti. Şeyh Efendi'yi çok seviyor ama. Öyle diyordu. O yüzden kolay değildir. Bu dergahta çavuşluk yapmak zordur, dervişlik yapmak zordur, zakirlik yapmak zordur. Zordur. Zordur, zor. Şimdi bu zorlukları aşarken o kimse kabız halde yaşar. Daralır, sıkılır, ezilir, olur. E şimdi bir esması değişince bir nefes alır. E bir normalde hali değişince kabızlıktan nereye geçer?
Bast haline geçer. Ve bu sevinci, bu neşeyi de ne yapar? Hediye vermesi, hediyeler vermesi, bir müjdeyle karşılaşınca yemek yedirmesi, insanlara kıyafettir, ne bileyim işte ayakkabıdır, gömlektir, takım elbisedir. Bu tip hediyeler vermesi uygun olur. Kime? Haberi getirene. Kime? Fakire, fukaraya. İhtiyacı olanlara. Vay Şeyh Efendi bana çavuşluk yaptı. Ben bir takım elbise ona götüreyim şimdi. Bu yoktur bizim adabımızda. Bu sufilik adabında yoktur. Fakire, fukaraya'dır. Garip, kurabaya'dır. İhtiyacı olanlara'dır.
Olur mu? Evet. Allah bizi Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışan, Kur'an ve sünnete yürüyenlerden eylesin. Amin. Af olmayanlar da şunlardır. Bunda ayeti kerimeye yazmışım, onu da okumadan bırakmayayım. Tövbe suresi ayet 93. Dikkat edin. Bunlar affolunanlar. Sorumluluk sadece zengin oldukları halde cihada gitmemek için senden izin isteyenlerdir.
Onlar geri kalanlarla beraber olmaya razı oldular. Allah onların kalplerini mühürlemiştir. Onlar bilmezler. Öyle benim param var, benim pulum var. Benim dükkanım var. Ben işte o yüzden torniştan edeyim. Allah muhafaza eylesin. Onların da kalpleri mühürlenirmiş. Rabbim muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi korusun. Rabbim ümmeti Muhammed'i muhafaza eyleyip korusun. Ümmeti Muhammed'i hak ve hakikatte toplasın. İnşallah. Fala men nehu La El Fatiha ma selamat Ejim veyum.
Destur.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.