mustafaozbag.org

60. Mesnevi Şerhi (406-409 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 16 Aralık 2020 · 1:05:25

Keşke şu canı ashab-ı keyf gibi yahut Nuh'un gemisi gibi korusaydı da, şu hatırı, şu gözü, kulağı, bu uyanıklık, bu anlayış tufanından kurtarsaydı. Dünyada bu zamanda nice ashab-ı keyf vardır ki senin yanı başındadır, karşındadır. Dost da onunla nameler terennüm eder mağarada. Fakat ne fayda ki senin gözünde, kulağında mühür var. Ashab-ı keyf malum Roma'dan önce Anadolu'da zalim bir hükümdar vardır. Bu zalim hükümdar, inananlara karşı mücadele eden, savaş açan bir hükümdardır. Ve kendi bulunduğu beldede ve bölgede insanların inanmalarını istemez. Tarih boyunca hep belirli gücü elinde bulunduranlar, o güçleriyle gerçekten iman eden ve inananlara savaş açarlar.
Adem Aleyhisselam'dan beri insanların arasında iki çeşit insan vardır. Bir, Adem ve Adem'in yolundan gidenler. İki, şeytan ve şeytanın yolundan gidenler. Adem ve Adem'in yolundan gidenler, hak ve hakikate ram olmuş, Kur'an ve sünnete veyahut da o günkü indirilen peygambere iman etmiş, ve o gün indirilen peygamberin hükümlerini kabul etmiş, ve o gün indirilmiş olan o peygamberin hükümlerini kendi nefsinde ve etrafında yaşamaya ve yaşatmaya mücadele edenlerdir.
Şeytan ve şeytana tabi olanlar da, Adem'in bir oğlu gibi, onlar hak ve hakikatin karşısında, kendince gücü, kudreti, kuvveti elinde geçirmeye çalışan, ve böylece şeytanın vesvesesiyle gerçekten iman edenlere savaş açanlardır. Bu, yeryüzünde büyük kavgadır. Bu kavga Adem'den itibaren devam eder, bugün de devam eder. İnanmayanlar için hangi peygamber olduğu önemli değildir. Onların önüne nasıl bir peygamber getirirseniz getirin, onların önüne nasıl bir peygamber çıkarsa çıksın, onlar asla ve asla o peygambere inanmayacaklardır. Çünkü eğer bir peygambere gerçekten iman ettiyse bir kimse, ondan sonra gelmiş olan peygambere de iman ederler.
Çünkü o peygamberlik nurunu tanıyan, o nübüvvet nurunu, mührünü tanıyan, o nübüvvet nuru kime geçerse geçsin, onu tanıcak ve o nübüvvet nurunu geçtiği kimseye de iman etmiş olacak. Ve yeryüzünde, işte bu hak ve hakikat yolundan gidenlerle, şeytan heva ve hevesin yolundan gidenler, hep mücadele etmişler, savaşmışlar. Bunların o dönem için örneklerinden birisi de, Ashab-ı Keyf. Ashab-ı Keyf de Allah'a iman etmiş, ve o günkü peygamberlerine iman etmişler, ve Allah'a inandıkları gibi yaşamaya çalışanlar. Ama o Allah'a inandıkları gibi yaşamaya çalışanlar, sonuçta belirli gücü, kuvveti, iktidarı yerinde, elinde tutan, daha doğrusu, negatif noktada iktidarı elinde tutanların hoşuna gitmez. Bu şimdi de dünya üzerinde aynıdır.
Dünya üzerinde de siz gerçekten Kur'an'a iman eden, gerçekten Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolundan giderseniz, sizi de rahatsız ederler. Sizi de normal yaşatmazlar. Sizi de normalde böyle elinizi kolunuzu sallayaraktan siz yaşayamazsınız. Çünkü yeryüzünü bu noktada, kendi dairelerinde gücünü ve kuvvetini elinde tutan, o bugünkü dilde emperyal güçler, bugünkü dilde dinsiz deccaliyete tapan güçler, o iman edenleri yeryüzünden silip atmak için, o gerçekten iman edenleri, bir şekilde alt etmek için mücadele ederler ve ediyorlar.
Bu değişmeyen, bitmeyen bir kavgadır. Bu sonuçlanmayacak olan, ta kıyamete kadar gidecek olan büyük bir kavgadır. Bu büyük bir kavganın içerisinde bulunan insanlar, sonuçta ya yenilenlerden, yani şeytan ve şeytana tapanların, şeytanlaşmışların yolundan gidecektir, ya da hak ve hakikate tabi olan, haktan yana olan yolu takip edecektir. Ashab-ı Kehf, haktan yana tavır koyup, o padişahın zulmünden, o padişahın şerrinden kaçıp, bir mağaraya sığılmışlardı. Ve o zamanın padişahı, mağaraya kadar onları kovalamış, ama mağarada Cenab-ı Hak onları muhafaza etmiş, korumuş, ve onları mağarada bulamamışlardı. 300 yıl sonra, onlar yine bir uyandılar, uyandıktan sonra gittiler, baktılar, ve aynı zulüm devam ediyordu.
Ve tekrar uyutuldular. Bir rivayette bunlar, Ashab-ı Kehf, bir rivayette Mehdi, Ala Resul zuhur ettiğinde, tekrar zuhur edecek, tekrar yeryüzüne dönecek, tekrar Mehdi, Ala Resul'a hizmet edecekler, onun yanında saf tutacaklar. Buna bir taraftan baktığımızda, Mehdi, Ala Resul'e demek ki, o yedi tane büyük veli, mürşidi kamil hükmünde, kutup hükmünde kimseler, o Mehdi, Ala Resul'e biat edecekler.
Bunun bir başka veçesini açabiliriz bugün. Bir başka veçesi nedir? Allah'ın gizli velileri vardır. Bu gizli velileri de, Mehdi, Ala Resul zuhur ettiğinde, onlar da ayağın olacak, zuhur olacak. Ama şurası, bir başka açıdan bakıldığımızda, Mehdi, Ala Resul çıktığında, demek ki, Ashab-ı Kehf de uyandırılacak. Salih aleyhisselam tekrar yeryüzüne indirilecek. İdris aleyhisselam tekrar yeryüzüne indirilecek. İsa aleyhisselam tekrar yeryüzüne indirilecek. Hızır aleyhisselam ishar olacak, meydana çıkacak. O yüzden şu anda Mehdi'yim diyenlere, veya Mehdi çıktı diyenlere, duyurmak istiyorum. Mehdi ile alakalı büyük alametlerden birisi, Ashab-ı Kehf'in zuhur etmesi. O, bizim Anadolu dilinde yedi uyuyanlar dediğimiz, o yedi uyuyanların uyanması.
Ve ama bunun en enteresanı, İsa aleyhisselam'ın zuhur etmesi, Hızır aleyhisselam'ın görünen bir dairede, normal insan gibi tecelli etmesi. Çünkü o deccaliyetle, Süfyan'la olan savaşta, Hızır aleyhisselam, Mehdi aleyhisselama yardıma gelecek. Ve deccal, Süfyan'la olan savaşta, Hızır aleyhisselam, Salih aleyhisselam, İdris aleyhisselam, bunlar normalde Mehdi'nin yardımcıları olacak. Yedi uyuyanlar da Mehdi'nin yardımcıları olacak. Süfyan'la olan savaştan sonra, Mehdi yenilecek, Süfyan'la olan savaşta. Mehdi yenildik, Mehdi ve taraftarları yenilecek. Onlar Medine'ye, münevvereye kadar geri çekilecekler. İsa aleyhisselam o zaman zuhur edecek. Süfyan'a karşı galip gelmeyecek birinci derecede Mehdi. İkinci derecede galip gelecek.
Önce bir galibiyet oluyormuş gibi olacak, oradan ardından geri çekilecek. Ondan sonra İsa aleyhisselam zuhur edecek. Ve sonra İsa aleyhisselam Mehdi'ye diyecek, dua edeyim bunlar helak mı olsun, savaşalım mı? Mehdi aleyhisselam diyecek ki savaşalım. Süfyan'ın, Süfyan'ın gerçek manada, hem düzen olarak, sistem olarak, mağlubiyeti, Mehdi'nin elinden olacak. Süfyan şahıs olarak da simgelen kimse, Mehdi'nin eliyle öldürülecek. Ondan sonra deccal zuhur edecek. Deccal zuhur ettikten sonra, İsa aleyhisselam ne yapacak? deccal'ı öldürecek. Bunlar hadis-i şeriflerde açık ve net, ardı ardına sıralanmış şeyler. Burada ashab-ı keyiften laf açılınca, bunları da beyan edeyim dedim.
İnsanlar kendi kendilerini, Mehdiliğe özenmesinler. Kendi kendilerini Mehdi izlemesinler. Kendi kendilerini, Mehdilik özentisi içerisinde bulunmasınlar. Mehdi, Mehdi olacağını son anda haberdar olacak. Son ana kadar da, Mehdilik ona vazife verilinceye kadar da haberdar olmayacak. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, Hira dağına çekilinceye kadar, O onun peygamber olacağına dair ona bir işaret gelmedi. Başkaları onun peygamber olduğunu tahmin ediyorlardı. İşaretleri onların üzerinde görüyordu. Ama Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, hiç kendisini peygamber görmüyordu. Bunun altını çizin. Bir kimse, normalde bir başkası onun veli olacağını tahmin edebilir. Ondan velilik kokusu alabilir. Bir kimseden, bir kimse ondan bir peygamberlik kokusu alabilir.
Ama o kimse, kendi peygamber olacağından habersizdir. Beni İsrail peygamberleri, hariçtir bundan bazıları. Onlar daha çocukluğundan itibaren, peygamberliği müjdelenir. Onlar babadan oğuladır çünkü. Beni İsrail'in peygamberleri babadan oğula geçer. Yakup'tan Yusuf'a geçer. Bunun gibi. İbrahim'den İsmail'e geçer. Bunun gibi. Ama Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, nesli temizdir. Ama babası peygamber değildir. Dedesi de peygamber değildir. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, peygamberlik kendisine tebliğ edilinceye kadar da, peygamber olacağından habersizdi kendisi. Kendisinde harikulade haller var idi.
Harikulade haller var olmasına rağmen, o peygamberliği ona tebliğ edilinceye kadar, net olarak bilmiyordu. İşte bir velinin üzerinde de velilik kokusu olabilir. Bir başkaları ondan velilik kokusu olabilir. Ama o kimse kendisinin veli olacağını bilmez. Ve kendisini veli olarak görürse de nefsini uyar. Allah muhafaza eylesin. İşte normalde Hz. Mehdi de, doğuştan itibaren kendisinin Mehdi olduğunu bilmiyor. Ve bilmeyecek de, ne zamana kadar? Mehdilik ona tebliğ edilinceye kadar. Mehdilik ona tebliğ edildiğinde de, o tebliğatı alacak, kabul edecek. Böyle bir şey söz konusu değildir. Maneviyattan haberi olmayanlar, veyahut da halden haberi olmayanlar, bu noktada, metafizik noktada, metafizin kendi içerisindeki kural ve kaidesini bilmeyenler, bana görev verildi de ben kabul etmedim gibi, gülünç şeyler söyler.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine itaat farzdır. Bir kimseye Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, sana şu vazifeyi verdim diyecek de, o da ben istemiyorum mu diyecek. Böyle bir şey yolun adabına, erkanına, usulüne aykırıdır. Ayet-i Kerime'ye aykırıdır. Ayet-i Kerime'ye aykırıdır. Ama işte Mehdi ile Resul'e de bu noktada, Mehdi'lik ona tebliğ edilince, onun da yapmama gibi bir şansı yok.
Öyle bu iş hafife alınacak bir şey değil. Ve Mehdi aleyhisselam, o Mehdi'liğini ilan edilince de, o zaman Ashab-ı Kevf'te uyanacak. Hz. Mevlana diyor ki, keşke ben de Ashab-ı Kevf gibi uyusaydım. Buradaki Ashab-ı Kevf gibi uyumaktan istemesi, dünya sevgisinden uyumak. Dünyaya aşık olmaktan uyumak. Dünyaya bağlı olmaktan uyumak. Dışarıdaki kardeşler, lütfen sohbeti dinleyin. Burada her cumartesi bunu söylemek zorunda kalmayalım. Sonra buraya yazı geliyor, sohbeti dinleyemiyoruz diye. Burasını park haline getirmeyelim, lütfen. Harika bir sessizlik oldu. Herkese teşekkür ediyorum. Hz. Mevlana, Ashab-ı Kevf'liğe özenirken burada, sakın sufili, dünyadan etek çekmek, dünyayla alakalı hiçbir şeyle karışmamak olarak algılamayın.
Hz. Mevlana mesnevisinde, dünya sevgisi bize kötülendi. Hani dünya cifedir, hadis-i şerifini, dünya sevgisi bize kötülendi. Allah yolunda altın, gümüş harcamak met edildi der. O zaman Allah yolunda altın ve gümüş harcayabilmen için senin dünya dairesinde, dünya şartları içerisinde, makul dairede çalışman gerekir. Zekat verin emirdir. Sizin zekat verebilmeniz için zekat verebilecek hale gelmeniz gerekir. İslam dünyasında hiçbir sufi anlayışta, hiçbir sufi anlayışta çalışmamak yoktur. İslam dünyasının içerisine başka kanallardan gelen, Kur'an ve sünnete uymayan, sufi algısı ve anlayışları, yanlış anlaşılmış, dünyadan elini eteni çekerekten, hiçbir iş yapmadan, tembelliğe, aymazlığa, uyuşukluya, yeni gelişmelere, yeni çalışmalara, kapılarını kapatmışlar.
Bizim sufi anlayışımız, bizim tasavvuf anlayışımız, bizim din anlayışımız bu değildir. Zekat verin emirdir. Her Müslüman muhakkak zekat verme noktasına gelmekle mükelleftir. Bu çalarak, çırparak, ondan sonra dolandıraraktan, insanların hakkına, hukukuna riayet etmeden olacak bir şey değildir. Allah rızası için, fi sebilillah için, yarabbi zekat verecek hale gelmek için, hep beraber, böyle niyet edip çalışıp, biz zekat verme noktasına gelmekle mükellefiz.
Şöyle bir sufi anlayışı yok, bir adamın işi yok, gücü yok, ne bileyim işte, etraftan dileniyor, isteniyor, böyle kendi dervişliğini, kendince, sufiliğini, geçim kapısı yapmış. Veya kendi dindarlığını, geçim kapısı yapmış. Veya kendisinin bir tarikat ehli olması, cemaat ehli olması, dini noktada çalışıyor olması, bir yerde böyle hizmet etmesi, kendisi için geçim kapısı olmuş. Bu bizim dinimiz değil. Bu bizim yolumuz değil. Hz. Mevlana, ashab-ı keyf gibi olmak isterdim derken, dünya sevgisinden uzaklaşmak isterdim. Dünya sevgisinden uzaklaşaraktan, Allah yolunda daha fazla çalışmak isterdim. Sakın ha! Dikkat edin!
Bugün Müslümanların başına bombalar yağıyor. Bunun sebebi, Müslümanların kendileri birinci dairede. Müslümanlar acziyet içinde. Bunun sebebi, kendileri Müslümanların. Müslümanlar fakriyet içinde. Bunun sebebi, Müslümanların kendileri. Kendimiziz biz. Dün İstanbul'u fethetmek için, o günkü teknolojinin son noktasını kullanan Fatihler, yetiştiremediğimizdendir. Biz yetiştiremedik. Biz Ali Kuşçuları yetiştiremedik. Kendi kendimize bize öyle bir dini algı oluşturdular. Dini algı bu.
Öyle bir sufi algısı oluşturdular. Müslümanlar tembel. Çalışmıyorlar. Gayret etmiyorlar. İlme sarılmıyorlar. Bilime sarılmıyorlar. Müslümanlar bu konuda kenetlenmiyorlar. Heva heveslerine düşmüşler. Nefislerine düşmüşler. Dedikoduya, gıybete, buğza düşmüşler. Çalışmıyorlar. Gayret etmiyorlar. Mücadele etmiyorlar. Karnımız doydu, bitti işi. Kendin için değil bu. Bir kişinin daha karnını doyur. Kendin için değil. Bir öğrenci daha okut. Kendin için değil. Git ilimle uğraşan bir tane profesöre de ki şu kansere ilaç bul. Ben seni istihdam edeyim bu noktada de. Araştırma yap de. Yok. Biz kendi kendimize kendimiz mücadele etmiyoruz. Ondan sonra birisi geliyor bize bir bomba atıyor.
Biz o bombanın altında zerzebil oluyoruz. Ona bir tane atacak bombamız yok bizim. Bilim olarak yok, ilim olarak yok. Onunla savaşacak yüreğimiz de yok. Cesaretimiz de yok. Bizde cihat şuuru da kalktı. Cihadı konuşamazsınız zaten. O büyük deccal sistemi size cihatı konuşturmaz. O büyük deccal sistemi size Allah yolunda canlarınızı vermeye konuşturmaz. Cihat anlayışını sulandırmaya çalışıyorlar. Niçin? Birisi ölüme gidecek çünkü. Ölüme giderken muhakkak birkaç tanesini de öldürecek çünkü. Aman onlardan birkaç tanesi ölmesin diye bizim cihat şuurumuzu da değiştiriyorlar. Tarih boyunca değişmemiş bu. Size birisi silahını çekerse siz ondan daha üstün bir silahla onu öldürmek zorundasınız.
Birisi size savaş ilan ederse onunla savaşmak zorundasınız. Ve onu yenmek zorundasınız. Evet Müslüman savaşmaz. Ama Müslümanla savaşırsa birisi Müslüman onun dersini verir. Haddi aşmaz. Bir öldürürse bir öldürür. Ayet-i Kerime'de diyor ki haddi aşmayın. Haddi aşmayın. Ama böyle tam böyle tevafuk ediyor demek ki konular. Müslümanları uyutuyorlar ashab-ı keyf gibi. Uyuyor Müslümanlar. E bebek ee uyuyoruz biz. E bebek ee uyuyoruz. Bir yerde bir şey oluyor ya bizim buzdolabımıza gelmedi bir şey.
Bizim evimize mobilyalarımıza da gelmedi. Bizim arabalarımıza da gelmedi. Biz rahatız tamam bitti. 50 yıl sonra senin çocuklarından da başına gelebilir aynı şey. Bu aymazlıkla durursan 100 yıl sonra senin başına gelir. Şöyle düşünün. 1600'lerde 1700'lerde Osmanlı yıkılacağını hesap edebilir miydi? Hesap edemezdi. 1700'lere geldiğinde hesap edebilir miydi? Kanen-i Sultan Süleyman Viyana kapılarından geri döndüğünde kendince diyebilir miydi bu benim yıkılışımın başlangıcı diye? Öyle kendi kendinize bizden sonrakileri düşünmemezlik edemezsiniz. Bundan 100 yıl sonra Anadolu'da ne olacağını kim hesaplayabilir? Hesaplayamazsınız.
O zaman Müslümana düşen vazife çalışmaktır. Burada Hazreti Mevlana'nın Ashab-ı Keyfi olan göndermesi Ashab-ı Keyfi olan göndermesi Kendince dünya sevgisine tapmakla alakalıdır. Dünyaya tamah edip dünyayı ele geçirmekle alakalıdır. Şan, şöhret, makamla alakalıdır. Hazreti Mevlana der ki Dünya ve dünyadaki'nleri sevmek bize cife gösterildi. Devam eder. Nuh'un gemisi gibi korusaydı da Hani o fırtınanın içerisinde Cenab-ı Hak Nuh'un gemisini korudu. Hazreti Mevlana diyor ki Beni de Nuh'un gemisi gibi ne güzel iltica etmiş Allah'a. Beni bir, beni bu dünyanın sevgisinden, şatafatından, şataatından, makamından, mevkisinden, şöhretinden Ashab-ı Keyfi gibi korusaydı.
İki, her türlü bela, musibet, sıkıntı, tufan, maddi manevi Bunlardan da Nuh'un gemisi gibi beni kurtarsaydı. Muhafaza etseydi. Cenab-ı Hak o tufanın içerisinde Nuh'un gemisini muhafaza etti. Beni de diyor Nuh'un gemisi gibi muhafaza etseydi, korusaydı. Şu hatırı, şu gözü, kulağı, bu uyanıklık, bu anlayış tufanından kurtarsaydı. Bu gözümü, kulağıma böyle aklı ilahlaştırmak, negatif aklı putlaştırmak, negatif aklı putlaştırmaktan beni korusaydı. Bakın negatif akıl dediğimiz şey insanın kendi kendine, kendi düşüncelerini putlaştırmasıdır. Düşüncesini, fikriyatını, bakışını, görüşünü Kur'an ve sünnete rahmetmemesidir. Bir kimse bakışını, görüşünü, düşüncesini, fiiliyatını Kur'an ve sünnete rahmetmezse onun bakışı, görüşü, düşüncesi, fikriyatı ilahlaşmış olur.
Onlar küçük ilahlardır. Bunlarda biraz para, madde olursa biraz makam, mevki olursa bunlar bir bakmışsın küçük ilah olmuşlar. İşte bu negatif akıldır. Hz. Mevlana da diyor ki bu uyanıklık gibi görünen, bu göz açıklığı gibi görünen, bu normalde işte kendince her şeyi anlıyormuş gibi görünen negatif aklın tufanından da beni kurtarsaydı. Bugün Müslümanların ve dünya insanlığının en büyük problemlerinden birisi bu. Müslümanlar da bu negatif aklın tufanına yakalanmışlar. Normalde namazı kendi aklına göre devşirmek istiyor. Orucu kendi aklına göre devşirmek istiyor. Haccı kendi aklına göre devşirmek istiyor. Cihadı kendi aklına göre devşirmek istiyor. Sufili, dini, dini, dinle alakalı şeyleri kendi aklına göre devşirmek istiyor.
Bencesi böyle olmalı diyor. Hakkında hadis-i şerif var diyoruz. Hadis-i şerifler ne kadar sahih diyor. Bencesi böyle anlaşılmalı diyoruz. Diyor. Diyoruz ki 1400 yıldan beri böyle anlaşılmış, böyle uygulanmış. Hayır onun aklı önde. O diyor ki benim aklıma göre bu ayeti kerime olmaz. Onun aklına göre bu hadis-i şerifte hata var. Onun aklına göre bu Kur'an'ın bu sisteminde, sünnet-i resulullahın bu sisteminde hata var. Negatif akıl dediğimiz şey. Hakkında nas'a dayanmayan dini işlevler, fiiller, düşünceler. Nas, Kur'an ve sünnet. Bir şey Kur'an ve sünnete dayanmıyorsa o dini değil. Dini değil.
Geçenlerde birisi dedi ki siz zuhre ayrı kılmıyormuşsunuz dedi benden için. Kılmıyorum dedim ben. Kılınması lazım dedi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri kılmamış dedi. Osman'ın uleması fetva vermiş. Böyle baktı. Dedik ya nasıl olur böyle bir şey. Ya kardeş dedim. Çok basit. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin kılmadığı bir namazı kılarsan, arkası gelecek bunun. Zaten geliyor. Birisi de üniversiteye giriş namazı çıkarıyor. Birisi memur sınavına girme namazı çıkarıyor. Dedim üretir. Bir oruç üretir bir kimse. Oruç. Bildiğiniz oruç üretir. Namaz ürettin mi? Ürettin.
E oruç da üretirsin. Oruç ürettin mi? Ürettin. Yemen'de birisi çıktı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinden önce Yemen'e Kabe yapmak yaptı. Üretti. Birisi de ne dedi? Atatürk öldükten sonra ey Araplar Kabe sizin olsun bize anıt kabirimiz yeter dedi. Üretti. Hatta biz de anıt kabiri tavaf ederiz dedi. Biz de hacı oluruz dedi. Üretti. Din olarak bir şey ürettiğin zaman arkası gelir. Birisi bir şey daha üretir. Sen çok makul bir şeymiş gibi söylersin bunu. Çok makuldür. Aklına, fikrine, gönlüne makul gelir senin. Orucu kışın tutuverin demek gibi. Bu kimin aklına gelir? Furunuköyünde bayındır da normalde bizim bayındır.
Münbit topraklar yetiştiriyor elhamdülillah. Yaz tabii yeni böyle sufiliğe girdiğimiz zaman o Furunuköyünde derviş kardeşler oruçlular kadın erkek. Orada da bir melami şeyhi var. Akraba onlara. Demiş siz bir de oruç tutuyorsunuzdur şimdi. E demiş tutuyoruz da. Allah'ın alacağı 30 gün oruç değil mi demiş. Kışın tutuverin. Ne yazın uğraşıyorsunuz ki demiş. Ha Allah'ın alacağı 30 gün oruç. Ha kışın tut, ha yazın tut gibisinden. Üretir. İnsan böyle bir varlık. Yoksa oruç üretir. Ramazan ayını beklemez. Yani ayın konumuna göre beklemez. Ya bağlar kışa her kış oruç tutarsın. Üretir. Adama da bu mantıklı gelir şimdi. Aklına uygun gelir.
İşte Nuh tufanındaki Nuh'un gemisi gibi korunmamış kimse. Atıldı. O fırtınanın içerisinde, o tufanın içerisinde gidiyor. Nereye gittiğinin farkında değil. Namazları değiştirmeye çalışıyorlar. Orucu değiştirmeye çalışıyorlar. İbadetleri değiştirmeye çalışıyorlar. Akıllarınca. Hazreti Ali Efendimizin sözü ne kadar güzel. Diyor ki aklıma uysaydım, ayağımın üstünü meslet çektim. Aklıma uysaydım. Mantığıma baksaydım. Benim aklım, benim fikrim, benim düşüncem bana diyecekti ki. Yani ayağının altını meslet. Neden üstünü meslet diyorsun? Baktığınız zaman akıl fikir olarak ayağın altı kirlendi. Öyle değil mi? Ayağının altını yıkamak, ayağının altını mesletmek lazım.
Ama gördüm ki diyor, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, ayağının meslin üstünü mesletti. Bakın din size aklın, normalde mantığın karşı tarafına koyuyor sizi. Senin aklın, mantığın diyor ki, ayağın altı mesletilmesi lazım. Ama din, ayağın üstünü meslettiriyor. enteresan bir şey, aklıyla oynuyor. İman bu noktada aklı kenara bırakmak oluyor. Aklı kenara bırakmazsan, negatif aklı, o seni çeliyor. O seni başka yere götürüyor. O zaman tufanın içerisine düşüyorsun. Hazreti Mevlana da diyor ki, bu fikir tufanından, bu negatif akıl tufanından, bu etraftaki bir sürü akıl, fikir tufanlarından, beni Nuh'un gemisi gibi korusaydın. Çünkü Hazreti Mevlana'nın zamanında haricilik var, kaderecilik var, cebriyecilik var, rafizilik var.
Bugünkü olduğu gibi, bugün de İslam dünyasında bu haricilerin, rafizilerin kalıntıları var. Bugün bu İslam dünyasında haricilerin kalıntıları var. Bugün İslam dünyasında net Kur'an ve sünnete uygun bir şekilde, bir anlayış, bir fikir oturmuş değil. Dışarıdan gelen, yani bunu ilk selefi imamlarını ayırt ederekten söylüyorum. Bugünkü selefilik, vahabilik, işit çizgisi var. Bugünkü insanların durmuş oldukları şia çizgisi var. Yani önümüze La La İlala Muhammeden Resulullah diyenleri katleden Müslüman tipleri oluştu. La İlahe İlala Muhammeden Resulullah diyen insanları kafir gören Müslüman tipleri oluştu. Bugünkü dünyada, bakın bunlar her birisi fikir tufanı.
Vahabi bir düşünce oluştu. Şimdi selefi, vahabi işit çizgisi oluştu. Başka bir yerde selefi, vahabi, rafizi çizgisi oluşuyor. Başka bir yerde selefi, vahabi, işte ne bileyim harici çizgisi oluşuyor. Bir tarafta biz Anadolu Alevi'siyiz, biz de Müslümanız, ee namaz yok, abdest yok, oruç yok, Kur'an yok, sünnet yok ama Alevi. Bunların hepsi de tufan. Bunların hepsi de insanların imanlarına. İnsanlar nereye koştuklarının farkında değil. Çok basit bir şekilde insanlar İsrail vahşetiyle kucak kucağı seviyorlar İsrail'i. Yani bebek öldürüyor her gün, çocuk öldürüyor.
Her gün çocuk öldüren bir mekanizma var. Bu mekanizmayla muhabbet, can cana, kol kola olanlar var. Buna karşı durmayı, otoriteye karşı durmak olarak görenler var. Bu fikri savrulma, muhafaza edilmemiş. Evet, Allah bir insanın imanını muhafaza edecek. Cenab-ı Hak imanlarımızı muhafaza etsin. Cenab-ı Hak inançlarımızı muhafaza etsin. Cenab-ı Hak fikrimizi, şuurumuzu, kalbimizi, bedenimizi kendi yolunda eylesin. Bunlar basit şeyler değil. Bir anda savrulup gittiğinizi görür insan. Bir anda kaderiyeci olur, bir anda cebriyeci olur. Bir anda bakmışsın, bugünkü deccal sistemiyle dost olmuş. Bir anda bir bakmışsınız ki deccaliyetle kol kola girdiğinizi görürsünüz.
Allah koruyacak insanı. Allah muhafaza edecek. O yüzden Allah'tan dua edelim, Allah'tan isteyelim. Allah'a yalvaralım. Cenab-ı Hak bizim aklımızı, fikrimizi, kalbimizi, ruhumuzu, sırrımızı kendi dininde istihdam eylesin. Son nefesine kadar da o din üzerine yaşayanlardan eylesin. Son nefesimizde de iman nasip eylesin. Bunlar çok önemli. Sakın kendi gücünüze, kuvvetinize, kudretinize, bilginize yaslanmayın. Allah'a yaslanın. Fatiha'yı unutmayın. Fatiha'yı hiç unutmayın. Ne diyoruz? İyyâ kenabbedü ve iyâ kenesteyim. İhdina sıradel mustakîm. Sıradellezîne en'amta aleyhim. Gayrül mağdubu aleyhim veleddalin.
Amin. Yalnız sana ibadet eder. Yalnız senden yardım bekleriz. İbadet Allah'a, oruç Allah'a, zikir Allah'a, namaz Allah'a, zekat Allah'a, iyilik Allah'a, her türlü hayır, hasenet Allah'a, bütün ibadetler Allah'a. Bütün ibadetler. Allah için ibadet etmek, Allah için yaşamak, Allah için bakmak, Allah için seyretmek, Allah için dinlemek, Allah için yürümek, Allah için mücadele etmek, Allah için nefes almak, Allah için nefes vermek, Allah için sohbet etmek, Allah için zikretmek, Allah için insanlarla haşır neşir olmak,
Allah için. şeyhin beğensin diye değil, arkadaşın beğensin diye değil, karın beğensin diye değil, kocan beğensin diye değil, annem babamın hoşuna gitsin diye değil, Allah için. Namaz kıl Allah için. seviyorsan Allah için sev. Arkadaşının koluna girdin, Allah için gir. Birbirleriniz olan davranışlarınız Allah için olsun. Özgürlük Allah için yaşamaktadır. Eğer Allah için yaşarsanız özgür olursunuz. Allah için yaşamazsanız, kimin için yaşadıysanız onun kölesi olursunuz. Bu duygunuz olabilir, bu düşünceniz olabilir, bu fikriniz olabilir, ne olursa olsun. eğer Allah için değilse, bilin ki kölesiniz. Allah için değilse, bilin ki siz, kafanıza bir tane, boynunuza bir tane tasma taktırmışsınız.
Ben o yüzden kardeşlere diyorum, Allah için yaşayın. Eğer benim sözlerim Kur'an ve sünnete uygun değilse, tabi olmayın. Söyleyin, uyarın. Deyin ki burada Kur'an ve sünnete aykırı bir şey konuştun. Karşılığındaki ayeti kerime bu. Karşılığındaki hadis-i şerif bu. Memnun olurum, sevinirim. Memnun olurum, sevinirim. Nefsinize hoşuna gitmeyince, eleştirmeyin. Benim yolum çizgin meydanda. Benim yolum Kur'an ve sünnet. Ağır konuşuyorum, evet ağır konuşuyorum. Kim müdmin kardeşinden faiz yiyorsa, annesiyle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi olur. Alın ağır söz. Her sohbette de söylerim bunu. Kimin canı sıkılacaksa sıkılsın.
İnsan mümin kardeşinden faiz mi alır? La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen bir kimseden faiz alamazsınız. Bitti. Yazın gene mail, ağır konuştun diye. Evet. Alamazsınız. O zaman Kur'an ve sünnet. Sıkıntı burada. Herkesin bam telinin attığı yer burası. Fikri savurganlık. İşte fikri savurganlık bunlar. Fikri felaket bunlar. Bu zamanda faizsiz olmaz. Olur kardeşim. Olur. Bu zamanda olmaz deme. Bu zamanda yaşa. Kaderiye kayma. Kaderimizde ne varsa onu göreceğiz. Kardeş, Cenab-ı Hak diyor ki, sizin önünüzde elinizde yaptıklarınız vardır. Allah kullarına zulmetmek istemez ayeti kerime.
Senin elinde, senin önünde senin yaptıkların var. Sen kızını dosdoğru yetiştir. Sen oğlunu dosdoğru yetiştir. Sen kendin dosdoğru ol. Etrafına dosdoğru davranışları telkin et. Yok öyle bir şey. Senin elinde ol. Yok öyle bir şey. Müsaade etme. Çocuklarının haramına müsaade etme. Çocuğun senin. Duygun. Haramına müsaade etme. Fikri tufana düşme. Fikri tufan. En sıkıntılı şey fikri tufandır. Fikri tufana düşenler, fiili yaşantı tufanına da düşerler. Önce o kimse fikrini de kabul eder. Ne yapayım benim kızın da bir sevgilisi olsun der. Beyin gerisinde kendisi kabullendi. Ne yapayım oğlan ara sıra işte böyle kaçamaklar yapıyor.
Yapacak ya genç adam. Fikri saplantı bunlar. Demek ki fikri tufan. Allah'a niyaz edin. Fikri tufana tutulmamak için. Televizyonda dinliyorsunuz profesörleri onları bunları. Fikri tufan. Dinledikçe bakıyorum. Ey vah diyorum ya. Gitti burada. Fikri tufan. İnsanlara şirin görünmek için. Etrafa şirin görünmek için. Deccal babalarına şirin görünmek için konuşuyorlar. Deccal babalarına şirin görünecekler. Deccal babalarına şirin görünmek için uğraşıyorlar. Gazze'de katliamlar başladı. Ben televizyonları izliyorum. Hiçbir sahur ve iftar programında hiç kimse dokunmuyor. Hiç kimse konuşmuyor. Hepsi de maaşlı çünkü. Hepsi de paralı. Hepsi de maaşlı. Hepsi de paralı olduğundan seslenemiyorlar.
Ne zaman başbakan gürledi hepsi de gürledi. Hepsi de sahte kahraman. Başbakan gürleyinceye kadar konuşuncaya kadar konuşan yok hiç. Neden? Deccal babalarını üzmek istemiyorlar. Oradan paralarını kaybetmek istemiyorlar. Ama Türkiye'deki muhafazakar yapı, Türkiye'deki dini yapı bugün tekrar söylüyorum. Türkiye'deki dini yapı, Türkiye'deki muhafazakarlık bugünkü partilerden de, cemaatlerden de, tarikatlardan da ileri. İleri. İnsanlar bir şeyhe intisap ederler. Şeyhe intisap etmesinin sebebi daha ileri bir din yaşama arzusudur. Şeyhler geri şimdi.
Bir kimse bir cemaate gider. Dini bir cemaat daha ileri bir din yaşamak için gider. Cemaatlerin başındaki insanlar kontrol mekanizması. Tarikatların başındaki insanlar kontrol mekanizması. Partilerin başındaki insanlar kontrol mekanizması. Siyasi partilerde. Her biri kontrol mekanizması. Çünkü İngiliz babalarını üzmek istemiyorlar. Hepsi de İngiliz kraliçesine bağlılar. Kraliçe anayı üzmek istemiyorlar ömrünün son demlerinde. Öyle bir mekanizma kurulmuş ki, bu mekanizmayla Müslümanları zabdurahat altında tutuyorlar. Bu mekanizmayla Müslümanları istedikleri yöne çekiyorlar. Bu mekanizmayla yönetilip yönlendiriliyor.
Siz bir ABD'yi yumuşak görüyorsunuz. Böyle ABD'yi böyle tatlı görüyorsunuz. Öyle bir mekanizmadan geçiriyorlar ki. Irak halkı katliam altında dururken biz böyle ABD'ye çok kızamadık. Bakın geriye dönün. Katliam yapıyor adam. Irak yerle bir ediyor. Yerle bir ettiği yer bizim dünyamız. Bizim mahallemiz. Yerle bir ettiği yer bizim insanlarımız. İnsan birinci derecede. İsterse kafir olsun. İnsan katlediyor. Tecavüz ediliyor. Irsına geçiliyor. Milyonlarca insan evinden, barkından, işinden, yurdundan ediliyor. Amerika'ya kim hayır dedi Türkiye'de.
Ne kadar sempatik geldi bize. Öyle değil mi? Esed ne kadar sempatik haldeydi. Öyle değil mi bize? Hala da Esed katlediyor her gün. Irak'ta her gün yüzlerce insan hala da katlediliyor. Suriye'de katlediliyor. Gazze'de katlediliyor. Mısır'da, Fas'ta, Tunus'ta, Cezayir'de katlediliyor. Libya'da katlediliyor. Lübnan'da katlediliyor. İnsanlar katlediliyor. Kıymetli dostlar, insan. Düşünebiliyor musunuz siz İran'da on tane, İngiltere'de on tane çocuk din adına katledilse ne olur? New York'ta yirmi kişi öldürülse ne olur acaba? Paris'te yirmi kişi öldürülse ne olur acaba?
Düşünebiliyor musunuz siz? İsrail'de yirmi tane çocuk öldürülse ne olur? Her gün İslam dünyasında, her gün bin kişi ölüyor. Bilinen bin kişi öldürülüyor İslam dünyasında her gün. Bize bunlar yumuşak yumuşak anlatıyorlar. Bize diyorlar ki bunlar terörist. Biz öldürülenleri terörist olarak görüyoruz. Benim dedem terörist. Anlatıyordu bize Yunan'la olan mücadeleyi. Aha torunu da burada köşede oturuyor Hacı Mehmet. Gelirdi değil mi ortaokullar, liseliler, bizim çocukluğumuzda herkes Bayındır'ın tarihini dedemden öğrenir değil mi? Dedem heyecanlanır anlatırken.
Yunan'ı kovmak için uğraşmışlar. İngiliz, şeye göre, İsrail'e göre terörist. Amerika'ya göre terörist. Batı'ya göre terörist. Ben bir terörist torunuyum. Dedem de terörist. Baba dedem de. O da Yunanistan'la Yunanistan'da mücadele etmiş. Ölünceye kadar arkasında, sırtında Yunanistan cezaevlerindeki işkenceden kalma çubanlar vardı. O çubanları biz her böyle şeferinde, böyle haftada, iki haftada bir o çubanlar hiç geçmemişti adamın sırtında. Hep o çubanlar pansuman edilirdi. Ölünceye kadar adamın sırtında, o Yunanistan'daki, ondan sonra cezaevindeki işkencenin izni kaldı. Dedem de ona bakarsan terörist. Bakın, terörist dediği zaman otomatikman algı değişti.
Herkes ona düşman gözüyle bakıyor. 28 Şubat'ın teröristiyim ben. 28 Şubat'ta ben de teröristim. Algı buydu. Böyle yönlendirdiler. 28 Şubat'ta içe aralınan hocaları, şeyhlerin peşinden giden oldu mu? Hayır. Onlar için yürüyüş tertiplendi mi? Hayır. Gidip karakolda, ya neden aldınız bizim şeyh efendi'yi diyen oldu mu? Hayır. Bakın, neden? Terörist çünkü onlar. Ne? İrticacı. Bunların hepsi de fikri tufan. O fikri tufan, fiiliyata tecelli ediyor. Fikri tufan. İşte Hazreti Mevlana diyor ki, beni diyor, bu fikri tufanlardan koru, muhafaza eyle.
Aslında bir veçeden bakılırsa, Fatiha-i Şerife-i Şerh ediyor. Onu tefsir ediyor. Fatiha'da ne diyoruz? Ya Rabbi, o inam ettin. İhsan ettin. Kullarınla bizleri beraber eyle. Delalette eyleme. Kimler delalette? Fikri ve fiili olarak sapkınlığa düşenler. Allah'ın korumasından çıkanlar. Allah'ın muhafazasını terk edenler. Allah'ın muhafazasını reddedenler. Allah'ın korumasını ve muhafazasına karşı isyan edenler. İşte bunlar da ne olmuş oluyor? Delalette olmuş oluyor. İşte Hazreti Mevlana diyor ki, bizi bu delalette olanlardan eyleme. Eğer böyle bir şey olursa, gidip İsrail'le dost oluyorsun. Eğer böyle bir şey olursa, Amerika'yla dost oluyorsun.
İngiltere'yle dost oluyorsun. Rusya'yla dost oluyorsun. Fikri noktada dost oluyorsun. Bir kimse devletler arasında hukuk vardır, ticaret yapar, alır, satar. Ne bileyim işte ne işi varsa görür. Bu böyle bir tecrit olacak bir nokta değil. Fikri noktada ondan olmak. Fikri yapıda. Yani sen ya bu dinden cihat ayetlerini kaldırmamız lazım. Bundan 50 yıl önce Kur'an-ı Kerim'in üzerindeki tartışmalar, Kur'an üzerindeki cihat ayetlerinin kaldırılması, Kur'an'ın içinde ve içinde bulunan fıkıhla, hukukla alakalı ayetlerin kaldırılması, Türkiye Cumhuriyeti Millet Meclisi'nin tutanaklarında var bu. Bunları tartışmışlar. Millet Meclisi'nde. Demişler ki Kur'an'dan bunları kaldıralım.
Fikri saplantı bunlar. Fikri savurmalar. Allah muhafaza eylesin. Hazreti Mevlana diyor ki, Ya Rabbi beni bu tip şeylerden muhafaza eyle, koru. Bugünlerde ne kadar çok ihtiyacımız var öyle değil mi? Kur'an ve sünnetin fikri yapısına oluşturmak. Kur'an ve sünnetin fikri yapıda bakmak. Allah bizi onlardan eylesin. Diyor ki dünyada, bu zamanda da, Nice ashab-ı keyf vardır ki senin yanı başındadır, karşındadır. Bunlar olmaz diye düşünme. Allah'ın yeryüzünde velileri hiç eksik olmaz. İmam-ı Hanbel Hazretleri'nin naklediği hadis-i şerif var. Allah'ın kırk tane veli dostu vardır. Bunlar eksilmezler. Bunlardan bir tanesi vefat ederse yerine seksenlerden birisi gelir diye bir hadis-i şerif dava. O zaman bunlar sakın ha, bu zamanda böyle düşünenler yok deme.
Sakın bu zamanda Allah dostu yok deme. Sakın bu zamanda veliler yok deme. Sakın bu zamanda ashab-ı keyf gibi olanlar. Yani dünya sevgisinden uzaklaşmış olanlar yok deme. Var. Hatta diyor ki, bunlar nice ashab-ı keyf gibi insanlar vardır, yanı başındadır. Cenab-ı Hak bunları eksik etmez. Burnunun ucundadır senin. Allah bunları eksik etmez. Çünkü ayet-i kerimede Allah'ın yeryüzünde direkleri vardır ayet-i kerimesini. Hazreti Abbas Efendimiz diyor ki, bunlar yeryüzünde Cenab-ı Hakk'ın dinini bunlarla muhkem tuttuğu, dinini ayakta tuttuğu kimselerdir. O zaman yeryüzünde Allah'ın dinini ayakta tutan ashab-ı keyf gibi Allah'ın velileri dostları vardır. Allah'ın yeryüzünde gerçek dinini yaşama ve yaşatması mücadelesi veren, ilim insanları vardır, askerler vardır, devlet başkanları vardır, valiler vardır, hepsi de vardır.
Allah'ta bunlar eksilmez. Allah yolunda çalışan, Allah yolunda koşturan, Allah için seven, Allah için koşan, Allah için veren, Allah için namaz kılan, Allah için zikreden, Allah için oruç tutan. Nice ashab-ı keyf vardır, hepsi de etrafımızdadır bunlar. O zaman sakın olmaz deme, sakın ben de olmam deme, sen de Allah için yaşa, sen de Allah için oruç tut, Allah için nefes ver, Allah için yürü, Allah için koş.
Eşine, aşına, çoluğuna, çocuğuna, annene, babana, etrafına, akrabalarına, Allah için Allah gözlüğüyle bak. Allah'la. O zaman sen de ashab-ı keyf gibi olursun. Yok deme hiç. Dost da onunla nameler terennüm eder. Allah da onlarla ne yapar? Söyleşir, konuşur. Allah onlara fısıldar. Allah onların kulaklarına fısıldar. Allah onların gönüllerine fısıldar. Allah onların ruhlarına fısıldar. Allah onların sırlarına fısıldar. Allah onlarla konuşur, söyleşir. Allah onlarla terennüm, nameler söyler. Şiirler söyler. Cenab-ı Hak onları sever, onlar da Allah'ı sever. İki seven karşı karşıya gelir, saatlerce konuşur, dakikalarca konuşur.
İki seven karşı karşıya gelir, günlerce konuşur. Allah dostunu görünce, dost Allah'ı görünce söylemeden duramazlar. Konuşmadan duramazlar. Onlar her an bu manada sohbettedirler. Onlar her an birbirlerine metiye düzerler. Onlar her an birbirlerine mektuplar yazarlar. Dost, dostu görünce bülbül gibi şakır. O zaman sakın, sen de o yolda olursan, sen de o hitaba mazhar olursun.
Mağarada, fakat ne fayda ki senin gözünde kullanında mühür var. Onlar, o dostlar, aynı Ashab-ı Kevf gibi muhafaza altındalar. Ashab-ı Kevf gibi dünya sevgisinden ve dünyaya aşık olmaktan korunmuşlar. Aynı Nuh'un gemisi gibi fikri tufandan korunmuşlar. Aynı Nuh'un gemisi gibi her türlü fırtınadan, her türlü felaketten korunmuşlar. Onlar o korunmuşluğun, o muhafazanın içerisinde yaşıyorlar. Ama diyor, bunu görecek sende göz yok. Neden? Sen nefis gözüyle baktın. Sen dünya gözüyle baktın. Sen negatif akıl gözüyle baktın. Sen başka gözlerle onu görmeye çalıştın. Sen onu başka gözlerle baktığı müddetçe onu göremeyeceksin. Senin gözünde bir kıl var. Sen gözündeki kılı kaldır önceden.
Sen gözündeki kılı kaldırmazsan, o kıl senin görüşünü bu noktada sekteye uğratacak. O dünya sevgisi, dünya gözü sende perdelenmiş. Dünya gözüyle bakıyorsun. Dünya sevgisiyle bakıyorsun. Dünya kaygısıyla bakıyorsun. İçinde nice kaygılar var. İçinde nice soru işaretleri var. İçinde nice nedenler, niçinler var. İçinde nedenler, nedenler, nedenler, niçinler toplanmış. Hep soru işareti toplanmış. Hep bakıyorsun sen, acaba ben buraya gidersem zarar eder miyim diye. Ben Kur'an okursam zarar eder miyim? Ben şimdi kapanmayayım. Ya beş yıl sonra kapanırım. Şimdi namaza başlamayayım. Üç yıl sonra namaza başlanırım. Hele bir evleneyim ondan sonra namazıma, abdestime başlayacağım. Hele bir ya büyüteyim çocukları da bir hacca gider geliriz.
Hep sen soru işareti. Bir yere gidersem şöyle mi olur? Ben de kafayı üşütür müyüm acaba? Allah, Allah, Allah derken. Kafayı üşüteceğini düşünüyor. Çünkü deccalın birisi gelmiş, kulağına onunla eğilmiş. Demiş ki Allah derken kafayı üşütürsün. Bir tane getirin diyorum. 28 yıldan beri bir tane Allah derken kafayı üşütmüş birisini arıyorum. 28 yıldan beri. Ama bir başkasına göre kafayı üşüttük o. Niçin? O kendince, kendi dairesinde şeytani bakıyor. Allah'ı zikredenler diyor. Bunlar, bunlar deli olmuşlar. Bununla alakalı hadisin kudsi. Siz Allah'ı öyle zikredin ki, sizi görenler desinler ki bunlar deli olmuşlar. Evet. Hadisin kudsi tecelli ediyor. Ama o soru işaretleri görmeyi engelliyor.
Soru işaretleri bakmayı engelliyor. Etraftan şeytanın vesvesesi, şeytanlaşmış insanların sözleri. Senin görüşünü bulandırıyor, kalbini bulandırıyor. O yüzden göremiyorsun. Görsen dahi inanamıyorsun. Olmaz böyle diyorsun. Neden? Bu sefer de gözlerin kamışıyor. Bu zamanda böyle yaşayan insan mı olur diyorsun. Orhan Hoca ne diyor? Hepiniz de kırıksınız siz diyor. Sizin yaptığınızı yapan bir kimse yok diyor. Siz bu dünyada yaşamıyorsunuz diyor. Doğru söylüyorsun hocam diyor. Bilim adamı adam. Bilim adamı diyor ki, siz bu dünyada bu paralelde yaşamıyorsunuz diyor. Yaptığınız işi yapan yok diyor. Hala da araştırıyor. Biz sohbetlerden ondan bundan para alıyor muyuz diye.
Yani takdir edilecek bir noktadasınız diyor. Daha önce geldiğim çizgiden değişmemişsiniz diyor. Aynı görüştüğümüz çizgideyiz hala daha diyor. Bakın. Normalde ama bir başkası o gözle görmüyor. Gözünde çöpel var. Gözündeki çöpeli çıkarmıyor. Kalbinde çöpel var. Kalbindeki çöpeli çıkarmıyor. Şeytan çıkartmıyor. Şeytan çıkartmıyor. Ben okumuyorum artık. Hala daha buraya yazıyorlar, gönderiyorlar. Bu değirmenin suyu nereden geliyor diye. Bir türlü değirmenin suyunu bulamadılar. Allah'ı görmüyor çünkü. Allah'tan haberi yok. Allah'tan haberi yok. O zaman o ashabı keyfi görmek uzak değil. Onlar dünyanın üzerine yayılmışlardır. Her sokakta Allah için Allah adına yaşayan bir kimse vardır.
Her mahallede vardır. Her şehirde vardır. Her şehirde vardır. Allah için yaşayan bir insan vardır. Cenab-ı Hak onun kalbini açar. Onun Cenab-ı Hak dilini açar. O yolda giderken mezarlıklarla konuşur. O yolda giderken ruhaniyetlerle konuşur. Yine pisişik, psikolojik problemli diye bana bir ilaç yazabilirler. Bu böyle bir şeydir çünkü. Allah için yaşarsa o kimse, Cenab-ı Hak onun gözünden perdeyi kaldırır. Allah için düşünür, Allah için yaşar. Allah için zikrederse, Rabbim onun gözünden, gönlünden perdeyi kaldırır. Gözünden, gönlünden perdeyi kaldırınca, yolda gidenin kendisiyle hakkında ne düşündüğünü, ne konuştuğunu içinden dahi bilse, onun kalbine gelir.
Böyle bir şeydir bu. Böyle bir şeydir. Ama onlar yeryüzünden de zevk almazlar. Gidip bir kabrin başında uyumak onlara daha iyi gelir. Kabirdekiler onlara dost olur, o kabirdekilere dost olur. Yeryüzünde kabir ehli gibi olun, hadis-i şerifi budur. Kabir ehli gibi olur o. Onlarla hemen irtibat kurar. Onlar Allah adına yaşıyorlar. Allah adına. Allah için. O zaman bu her mahallede vardır. Eksik değildir. Her şehirde vardır, eksik değildir. Bir şehre girerken dua edin. Ya Rabbi buranın vardır muhakkak delisi velisi. Delisinden velisinden Ya Rabbi. Dost olalım, arkadaş olalım. Onun da o ruhaniyetine diye.
Sufiler okurlar. Bir şehre giderken şehre okuyun. Bir kasabaya giderken kasabaya okuyun. Bir beldeye giderken o beldeye okuyun. Hatta böyle yüksek yerinden geçiyorsanız, arabanızı marabanızı çekin kenara, o beldeye dua edin. Oraya okuyun. Sufi adabıdır. Beldeler de önemlidir. Eğer beldelerde çok günah kebar işleniyorsa, günah kebarin işlenen belgelerde dua edin. Dua edin. Eğer fazla işiniz yoksa orada, Kur'an ve sünnet tarihinde durmayacaksanız, hızla terk edin. Orada yaşıyorsanız her gün dua edin. Öyle bir beldeye gidiyorsunuz. Örneğin işte X bir belde. Orada çok fuhuş var. Oranın yüksek yerine çıkıp, orada dua edin. Ya Rabbi, buradakilere hak ve hakikati göster. Buradakilere selametlik ver.
Buradakilere hidayet nasip eyle. Günah kebarileri üzerinden alın diye dua edin. Bir işiniz var orada, işinizi görün gidin. Ama sohbete gittiniz, tebliğe gittiniz. Sıkıntı yok. Orada sohbet ettiniz, tebliğ ettiniz, zikrettiniz müddetçe. Oradaki tufandan size bir zarar gelmez. Çünkü oralarda manevi tufanlar vardır. Günah kebarin çok yaşandığı yerlerde manevi tufanlar vardır. Günah-ı kebarin açıkça yaşandığı, açıkça fitursuzca yaşandığı yerlerde manevi tufanlar vardır. Oraya giden sufiler, oraya giden müminler, bir işleri varsa okuyaraktan girecekler, okuyaraktan çıkacaklar. Allah'tan muhafaza dileyin. Allah'tan yardım dileyin. Bizim gücümüz yetmez, gözümüz kayar, gözümüz kaydıktan sonra gönlümüz kayar.
Gönlümüz kaydıktan sonra dağılırız. Allah muhafaza ila esin. O yüzden çarşıya hani, hadis-i şerif var ya, sizler diyor öyle bir zaman gelecek, çarşı denilen yerlere gireceksiniz. Oralarda şeytan bol olur. Hadis-i şerif, siz diyor oraya girerken, La ilahe illallahü ve atavü la şerikele lehül mülkü ve leül hamdu ve hu ala küllü şeyin kadir diyerekten girin. Bunu zikrederekten oraya girin. Ve her devamlı bunu diyor zikredin. Neden? Orada diyor, şeytan bol olur, şeytan çok olur. Orada diyor, yalan çok olur, orada gıybet çok olur, orada yemin çok olur, orada aldatma çok olur. Bakın bunlar manevi tufan. Ve çarşıda işimiz var. Bu manevi tufandan muhafaza olmak istiyorsan, çarşıda işin var, iş yapacaksın.
Tevhide devam. Sabahleyen dükkanını açarken, üç ihlas, bir fatiha, Ya Rabbi, beni ne aldananlardan eyle, ne aldatanlardan eyle. Bu duayı yaparaktan dükkanını açan, içeri gireceksin besmeleyle, içeride üç ihlas, bir fatiha akacaksın. Ya Rabbi, beni muhafaza eyle, beni koru, işimi hayırla eyle. Bu duaları yapacaksın. Cenab-ı Hak'tan isteyeceksin, imdat isteyeceksin. Yoksa kendini muhafaza edemezsin. Kendini koruyamazsın. Dağılır gidersin. Dağılır gidersin. İşin de dağılır, sen de dağılırsın. Bir müşrik, bir fasık, dağılmaz. Neden? O malı alırken yalan söyler, satarken yalan söyler, sen arada derede kalırsın. Sen arada derede kaldığından gidersin zaten. Ya tam imanlı, İslam, mümin bir kimse olacaksın, öyle yaşayacaksın.
Ya da fasık, fitne fücur içerisine dalacaksın, gideceksin. O kimse zengin olur. O faize faiz demez, yalana yalan demez, kumara kumar demez. Eksikmiş, fazlaymış, tartıymış, önemli değil onun için. Ha şey değil, o yürür gider o. Sen arada derede kalırsın. İsraf etme. İşine dikkat et. Parana dikkat et. Malına dikkat et. Bu sevmek değil, dikkat etmek. Muhafaza etmek, korumak, işine bakmak, çoluğuna çocuğuna bakmak. Farz bunlar. Annene, babana bakmak, farz. Eşine bakmak, çoluğuna çocuğuna bakmak, farz. Ailenin düzenini dizayn etmek, farz. Dikkat edeceksin. O zaman, tufanla alakalı, yerlere gidersen, dikkat edeceksin. desen ki, ya Rabbi, Nuh'un gemisini muhafaza ettiğin gibi, beni, ailemi, işimi, aşımı, çocuklarımı, dergamı, kardeşlerimi, muhafaza et, et diye, dua edeceksin.
Allah bizi onlardan eylese.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi