Üstad Mustafa Özbağ

6. Siyasal İslam

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 9 Kasım 2019 · 46:04

Evet, bu cumartesileri, daha doğrusu birkaç haftadır, İslam ve siyaset, öyle diyebiliriz konu başlığı olarak, kaldığımız yerden sohbete devam edeceğiz, inşâAllah. İnsanlar yalnızca bu dünyaya yönelik isteklere sahip değillerdir. Bunun tabi İbn-i Haldun, bunun başlangıcı vardı, akli siyasetin iki şeklini ve dini siyaseti değerleri bakımından ele alır ve bu kıyaslamada dini siyasetin daha üstün olduğu sonucuna ulaşır. Çünkü insanlar yalnızca bu dünyaya yönelik isteklere sahip değillerdir. Dolayısıyla dini dikkate almayan siyasi hükümlere, yani akli siyasete dayanan devlet yönetiminin tam anlamıyla iyi bir yönetim olması beklenemez.
İbn-i Haldun'da toplum bilinci, düşünce 2000. Düşünür, siyasi otoritesi, dine dayanan devleti üstün kabul eder. Dini kanunlar olmaksızın rasyonel bir siyasete dayanan devleti eleştirir. Yine İslam medeniyeti üzerine araştırmalar 1991 demiş. Şimdi, buraları okumuşuz.
Bunu takip eden var mı aranızda? Yok. 6. sayfadan devam edeceğiz. İbn-i Haldun'un dini siyaseti, akli siyasetten daha iyi görmesi, onun devleti dini siyasetle yönetilmesi gerektiği düşüncesinde olduğunu ortaya koymamaktadır. Bu sadece onun olması gerekene dair temennileridir. Yani, o din temelli bir yönetimin üstünlüğünü teoride belirtip, pratikte ise bunun geçerliliği olmadığını algılamaktadır.
Haldun'a göre din ve dini otorite olmaksızın da toplumsal hayatın varoluşu mümkündür. Zira siyasi otorite tarafından oluşturulan kanunlar ve hükümler ya da insanların bir arada bulunmasını sağlayan asabiyet duygusu, toplumsal hayat ve düzen için temelde yeterli bir faktördür. Düşünür, bu gibi topluluklara örnek olarak döneminde mecusileri gösterir. Ve onların herhangi bir kitaptan olmaksızın devlet kurarak çeşitli eserler bıraktıklarını söyler. İbn-i Haldun'de siyasi otorite ve meşrutiyet problemi 25-12-2017. Şimdi, tarih boyunca insanlar inanma ihtiyacı hissetmişler. Bir, bu insanların inanma ihtiyacı ile alakalı.
İki, bakın birinci derecede insan böyle bir ihtiyaç hissetmiş tarih boyunca. Siz hani insanların ilkel toplum olarak nitelendirdikleri, hala da işte ilkel toplum olarak gördükleri, değişik kıtalarda değişik insanlar görebilirsiniz. O insanların, normalde ilkelmiş gibi görünen o toplulukların, kendilerince bir inançları, kendilerince bir dinleri vardır. İnsanın fıtratında çünkü inanma güdüsü, inanma olgusu vardır. Bütün herkesin kalbinde vardır. O yüzden mesela eski Yunan feylesofları, bu inanma güdüsünden, inanma düşüncesinden de insanların, onların tabiriyle söylüyorum, Tanrı'yı bulabileceğini, hikmeti ve hakikati bulabileceklerine dair öngörüleri vardır. Şimdi, bir insanın yaratılışı, inanmaya, iman etmeye uygun bir yaratılıştır.
Çünkü Cenab-ı Hak birinci derecede insanlara dinden sorumlu kılacağı için, yaratmış olduğu insanı da inanmaya uygun yaratmıştır. Bizim yaratılışımızda inanmaya uygun bir fıtrat, inanmaya uygun bir yaratılış vardır. O yüzden tarih boyunca insan toplulukları inanmadan yaşamamışlardır hiç. Bakın hiç, bir şeyin zıddını kabul eden bir kimse, aslında onu kabul etmiştir.
Yani bir kimse, işte inancın karşısında inançsızlığı kabul ettiyse, otomatikman inancı kabul etmiştir aslında. Bir şeyin zıddını kabul etmek, diğer zıddı, bir şeyi reddetmek, onu yok görmek, onun zıddına gitmek, var olanı reddetmek, onu var görmektir. Olmayan bir şey siz reddedemezsiniz. Bir şey yok ise, onu reddetmenin bir anlamı yoktur. Yoktur çünkü o. ama bir şeyi reddediyorsanız o vardır. Bakın, bu denklemi kurduğunuzda, ateist neyi reddediyor? Dini reddediyor. Yok bu din diyor. Olmayan bir şey neden reddediyorsun ki? Madem yok, neden reddediyorsun? Var olanı reddediyor.
Var demek ki, bir şey var. Sen o varı kabul etmiyorsun. Sen kabul etmiyorsun. O varı görmüyorsun. Aslında görüyorsun. Görmek istemiyorsun. Aslında o var. Sen kabullenmek istemiyorsun. Ama bir şey varsa, sen kabullenmek istemiyorsan, o yok manası çıkmaz onda. Hz. Mevlana meslevisinde, böyle işaret koyar ya, der ki sen, güneşe gözlerini yumarsan, güneş ortadan kalkmaz ki der. Sen güneşe gözlerini yumduğun zaman, güneş ortadan kalkmaz. Güneşi yok göremezsin. Sen sadece gözünü yumdun. İşte din de böyle bir şeydir. Siz dini reddetseniz dahi, reddederken dinin varlığını kabul etmiş olursunuz.
Ve tarih boyunca, kim dini reddettiyse, hep yıkılmıştır devletleri. Mecusilerin kitabı yok, düşüncesine katılmıyorum. Mecusilerin tarih boyunca kitapları olmuştur. Fakat bütün ilahi dinin dışındaki, hatta geçmiş ilahi dinler de dahil buna. İnsanlar kendi o inanmış oldukları metinlerin üzerinde oynama yaptıklarından dolayı, metinler değişkenlik göstermiş, böylece sağlam bir metne sahip olamamışlar insanlar. Mesela son Bosna gezisinde arkadaşlarla, kardeşlerle bir katolik kilisesine gitmiştik. Katolik kilisesinin papazı bize şunu söylüyordu.
Biz dini metinlerimizi revize ediyoruz. Yani güncelliyoruz. Güne uyarlıyoruz. Ama siz, İslam olarak bunu güne uyarlamıyorsunuz. Böyle bir tebessüm et dedi. Ben de ona dedim ki, biz dini metinlerimizi değiştirmiyoruz. Ama biz iştihat ediyoruz. Yeniden hükmediyoruz dedim, hatırlıyorsanız. Gelen arkadaşlardan burada var, el kaldırın. Son geziye gelin. Evet. Hatırladınız mı o katolik kilisesine gittiğimizde? Bakın o açık bir şekilde söylüyor. Diyor ki, biz dini metinlerin üzerinde revize ediyoruz. Biz değiştiriyoruz. Aynı şey Yahudiler için de geçerli. Aynı şey Hristiyanlar için de geçerli.
Aynı şey Mecusiler için de geçerli. Aynı şey Zerdüşler için de geçerli. Onlar da kendi dini metinlerini hep değiştirdiler. Şimdi aynı şeyi İslam için istiyorlar. Bakın bu, dinle ilgilenlerin en önemli, en önemli üzerinde durdukları şey bu. Dünya üzerindeki siyaseti elinde tutan, ekonomiyi elinde tutan, ticareti, her türlü dünyayı idare etme güç ve kuvvetini elinde tutan odaklar, Kur'an'ı değiştirme, Kur'an'ı revize etme derdindeler.
Onlar da çünkü, dünyanın üzerinde kurulmuş olan emperyalist sisteme, karşı duran felsefi boyutta bir tek İslam kaldı. felsefi olarak ha, bakın şu anda dünya üzerinde İslam'ın ekonomisi çalışmıyor, İslam'ın siyaseti çalışmıyor, İslam'ın bu noktadaki askeriyesi çalışmıyor. İslam'ın bir devleti yok şu anda dünya üzerinde. Öyle olmasına rağmen, İslam'ın felsefik olarak orada diri, hala da canlı, metinsel olarak hala da bozulmamış bir şekilde durması, durması onların gözlerini korkutuyor. Çünkü bir gün İslam ümmeti uyanır, İslam ümmeti dirilirse, onların o emperyalistliğe dayalı, o sömürüye dayalı, o haksızlığa dayalı, o vahşiliğe dayalı, o acımasızlığa dayalı, o öldüren, yıkan, katleden, yeraltı ve yerüstü zenginliklerini sömüren sistemin, sonunu ancak İslam getirecek.
Onlar bunun farkında, Müslümanlar bunun farkında değil. Onlar bunun farkında. Ama Müslümanlar bunun farkında değil. İslam alemi bunun farkında olmadığından dolayı uyanamıyor. Bunda da ayrı bir ilahi hikmet de vardır. Şu anda uyansa da elinde silah yok, güç yok, siyaset yok, hiçbir şey yok, uyandık diyelim, bu gavurlar, komple İslam dünyasını yerle yeksan ederler. Bombalarlar bir gecede. Suriye'yi bombaladıkları gibi, Irak'ı bombaladıkları gibi, Lübnan'ı bombaladıkları gibi, Afganistan'ı bombaladıkları gibi, canlarının istediği yeri istediği anda bombaladıkları gibi, canlarının istediği yerde istediği anda anarşi çıkarıp, terör örgütlerini destekleyip, orada istedikleri katliamları yaptırdıkları gibi.
bunları normalde hala da yaptırabilirler mi? evet, yaptırıyorlar mı? evet, hem de din adına, dindarlar adını buna yaparlar mı? evet, bizim Müslümanlar da buna kanar mı? evet, Almanya'da vardı ya tahtadan tüfekler Anadolu İslam Federe Devleti kurmuşlardı, ne zaman? 28 Şubat'tan önce değişik maketler yapıp Almanya'da işte o maketleri yıkıyorlardı, Anadolu İslam Federe Devleti kurmuşlardı.
nerede kurdular? Almanya'da kurdular. bakın oyun küçük değil. bazı Müslümanlar da gidip buna kandı mı? Evet. sonra 28 Şubat'ta o zavallı adam sözde uçakla ondan sonra gidip Anıtkabir'in üzerinde harakiri yapıp, ondan sonra Anıtkabir'in üzerine uçakla oraya vuracak diye adam tutuklandı. tutuklanma sebebi. kendi kendinize konuşacaksanız ben konuşmayayım. hala da cezaevinde adam. bakın 28 Şubat'ta tutuklandı adam. oğlu, Cemalettin Kaplan'ın oğlu. ben isim de vereyim. Almanya'da Anadolu İslam Federe Devleti'ni kuran kim? Cemalettin Kaplan. neyle kurdu? tahtadan tüfeklerle.
bildiğiniz tahtadan maket, tahta tüfekler yürüyorlar kapalı spor salonunda. yıkmaya yıkmaya geldik diye. onun oğlu öldü babası veya öldürüldü bilmiyoruz. sonra oğlu tutuklandı Türkiye'de. ceza aldı. ney biliyor musunuz cezası? uçak kaçırıp, uçakla Anıtkabir'in üzerine pike yapıp, şey yapacak. Japonlar yapmışlardı yani. kamikaze gibi Anıtkabir'de patlatacak. uçak var mı? yok. uçak tutulmuş mu? yok. yani birisi ben orucu bozacağım diyor. orucu bozacağım deyince boğazını sıkıyonun. neden? orucu bozacağım dedin ya. ya adam daha orucu bozmadı ki.
ama Anadolu İslam Federe Devleti böyle bitti. yani Almanya'da kuruldu, Türkiye'de bitti. müslümanlar da buna inandı mı? evet. müslümanlar buna para akıttı mı? evet. bu paralar Almanya'da toplandı mı? evet. almanya bunun merkezi oldu mu? evet. almanya hala bazı terör örgütlerinin merkezi mi? evet. PKK'nın finansal desteği ayağı Almanya'da mı? evet.
silahsal desteği Amerika, Almanya, Norveç, İskandinav ülkeleri mi? evet. şimdi devşirdiler şeyde alfabede türkçe alfabe yetmiyor 29 harf. harfleri ekle çıkar önündekini başına koy başındakini ardına koy bir tane daha örgüt kur. kuruyorlar mı? evet. bu kurdukları örgütler bir anda Irak, Suriye dolaşıyorlar mı? evet. bir anda Türkiye'de bombalar patlatıyorlar mı? evet. müslümanlar da Suriye, Irak, İslam Federe Devleti kuruldu deyip kendi kendine inanıyorlar mı? evet. ve müslümanları böyle kandıraraktan, müslümanları böyle aldataraktan, müslümanları ümitsizliğe ve umutsuzluğe itiyorlar mı? evet.
evet. Türkiye'de koskoca bir cemaatta uçaklar kaldırıp insanları bombaladılar mı? evet. ve Türkiye'de o işi, o hareketi yapan kimseyle asıl müslümanlara zarar verdiler mi? evet. ülkedeki İslami gelişmelere zarar verdiler mi? evet. bilir bilmez herkes bunlar da FETÖ olabilir deyip tertemiz müslümanları lekelemeye başladılar mı? lekeliyorlar mı? evet. bakın elin gavuru bir taşla kaç tane kuş duruyor? bir taşla kaç tane kuş duruyor? neden? kuşlar aptal. kuşlar dinini bilmiyor. kuşlar uyanık değil. neyin nereden kaynaklandığını bilmiyor. yönlendirmeye ve yönetilmeye geliyor. Allah muhafaza eylesin.
o yüzden normalde mecuseler dini devlet olmama noktasında örnek teşkil etmez. mecuselerin kitabı yoktur diyemeyiz. o yüzden dini otorite sözü İslam dininde uygun bir söz değil. sünnet-i seniyede dini otorite diye bir söz söylenilmez. çünkü dinde otorite yoktur.
dini otorite diye bir kavram da yoktur. kimdir İslam'da dini otorite? İmam-ı Azam dini otorite midir? değildir. İmam-ı Şafii dini otorite midir? değildir. İmam-ı Malik dini otorite midir? hayır. birer mezheb imamıdır. Bediüzzaman'da dini otorite midir? hayır. bir şeyh dini otorite midir? hayır. bir veli dini otorite midir? hayır. bir kimse dini otorite diye bir kimseyi kabullenemez. nerede vardır bu? Şia'da vardır. Şia'da dini bir otorite vardır. İslam'da dini bir sistem vardır Sünniler'de. dini otorite yoktur. sistem nedir? bir iştahat kurulu vardır. iştahat kurulu.
bu dini otorite değildir. bu bir sistemdir. orada şahsın otoriteliği yoktur çünkü. orada kurumun otoriteliği vardır. kurumun bilgisi vardır. kurumun iştahatı vardır. kurumun öngörüsü vardır. bütün müslümanlar o kurumun öngörüsüne bağlı kalma zorunluluğu yoktur. İslam'da otorite Kur'an ve sünnettir. İslam'da otorite Kur'an ve sünnete bağlı olan imamlardır. Allah'a itaat edin. Resulüne itaat edin. sizden olan imamlara itaat edin. o zaman otorite dediğimizde böyle bir siyasi otorite gibi bir şey çıkar orta yere. çünkü İslam bu noktada insanların üzerinde bir otorite mekanizması kurmaz.
tarih boyunca hani bize absürt gelen, bize sapkın gelen, bize uygun gelmeyen değişik gruplarda çıkmıştır çünkü. onlar sünnet dairesinde, ehli sünnet dairesinde la ila illallah Muhammeden Resulullah dendiği müddetçe onu küfürle itham edemezsin, katledemezsin. o zaman farklı iştahatlar çıkabilir mi? Evet. farklı iştahatlar, farklı görüşler, farklı anlayışlar İslam dünyasında çıkabilir mi? Evet.
bunlar felsefi olarak İslam dünyasında var olmuşlar mıdır? Evet. ve dini olarak onların reddedilmesi onların katledilmesi, onların bu noktada öldürülmesi mümkün mü? Hayır. hariciler gibi, rafiziler gibi, kadereyeciler gibi, cebriyeciler gibi siz bunları 1400 yıl boyunca tarih boyunca, tarih boyunca İslam dünyası bunları katletmiş mi? Hayır. şia gibi, şianın içerisinden çıkan değişik bir sürü oluşum gibi şia sadece caferlik noktasında kalmamış ki caferlikte hiç bir sıkıntı yok hiç bir problem yok, İmam-ı Azam'ın imam hocası ama sonradan oluşan şia grupları, sonradan oluşan şia çok farklı yanlara gitmiş.
ama İslam dünyası onları katletmiş mi? Hayır. dini bir otorite onların üzerine baskı kurup onları yok etmeye çalışmış mı? Hayır. o yüzden İslam bu manada Kur'an ve sünneti sımsıkı tutup Kur'an ve sünnetten yeni iştahatlar çıkararak da yeni oluşumlar yeni fikir akımları yeni ölçüler kurgulayabilir mi? Evet. bu yol açık mı? Evet. böyle olunca ortodoksal bir ortodoksal bir otorite İslam dünyasında olması mümkün değildir. veya katoliksel bir otoritede İslam dünyasında tutması mümkün değildir. veyahut da şia bazında bir otoritede İslam dünyasında tutması mümkün değildir. bakın o da mümkün değildir.
bunları normalde veyahut da Suud'un şu andaki sistemi düzeni gibi bir sistemin düzeninin İslam dünyasında yer bulması mümkün değildir. Anadolu'da tutması mümkün değildir bunu. Anadolu'daki Osmanlı'dan kalan o İslam anlayışı yani yukarı mezopotamya olarak nitelendirdiğimiz Anadolu'daki tekrar söylüyorum yukarı mezopotamya İslam anlayışı yukarı mezopotamya Sufi anlayışı yukarı mezopotamya din anlayışı aslında Osmanlı'nın bu noktada temelini teşkil eder.
Bu nedir? Farklı kültürlerin, farklı inanç noktalarının, farklı iştahatların, farklı renklerin aynı ortamda, aynı toplulukta yaşanabilir olmasıdır. Biz bu kültürü terk ettik şu anda. Bakın bu Anadolu İslam anlayışıdır. Bu yukarı mezopotamya İslam anlayışıdır. Bu farklı anlayış ve farklı toplulukların bir yerde yaşayabilme kültürüdür. O yüzden az önce o sıraladıklarımın bir yerde, bu noktada bizde yer bulmaması, tutmaması bu sebeptendir. bizim ister ananevi din anlayışımız ister bu topraklarda aldığımız dini eğitim bizim ne şia eğitimine ne vahabi eğitimine ne haricisine ne osuna busuna asla benzemez.
Bu manada. O yüzden normalde buradaki söz konusu olan yazıdaki otorite dini otorite sözünün altını çizmek istiyorum. Şimdi İslam dünyasında aslında örnek teşkil edebileceğimiz Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin dönemi Hz. Ebubekir Ömer Osman Hz. Ali radiyallahu anh hazretlerinin dönemini kendimize örnek alacak olursak dini otorite ile siyasi otoritenin ayrıştığını görmeyiz.
Bu çocuğu iyice sıkmayın. Alın o çocuğu indirin, biraz gezdirin o çocuğu sakin olun. Çocuk boğulacak. Allah muhafaza eylesin.
Sakin edin çocuk ben susunca. Çocuğun annesi sakin ol, sakin ol öyle büyüyecekler. Sıkıntı yapmayın kendinize. Sakin olun. Çocuğu elleme. Sıkma daha çocuğu. Sakin ol. Padişahlar söz geçirememiş. Anne baba mı söz geçirecek çocuğa? Öyle. Çocuk bazen stres yaptı mı susmaz. Anneler babalar böyle stres yapınca çocuğun yerini değiştireceğiniz. Hadis-i şerif var ya hani siz diyor öfkelendiğinizde ayaktayken oturunuz.
Oturuyorsanız yatınız. Yatıyorsanız kalkınız, yürüyünüz. Aynı şey çocuk için de geçerli. Hemen çocuk öfkelenmiş. Ağlıyor. Hemen yerini değiştireceksin çocuğunu. Dolaştıracağım. Nefes aldıracaksın çocuğu. Çocuğa farklı bir yere göstereceğim. Öyle büyüteceksiniz. Sakın çocuklardan nefret etmeyin. Çocuk sesinden nefret etmeyin. Çocuklardan ve çocuk sesinden nefret edenler, Allah muhafaza olsun kalbi katılaşmış kimselerdir. Çocuk sevmeyen kalbi katılaşmıştır. Sakın. Çocuklara merhamet edilir. Çocuklar sevilir. Çocuklara muhabbet ebeslenir. Sakın ha.
Çocuklara terslik, ters davranmak. Çocuklara böyle kötü davranmak uygun değil. Allah muhafaza eylesin. Şimdi bizim elimizde devlet modeli olarak, elimizde devlet modeli olarak. Herkesin kendince, kendi inancı dairesinde bir devlet modeli çıkar. Mesela Osmanlı Devleti'ni ben hiçbir zaman İslam Devleti olarak nitelendirmem.
Ama kendi zamanının en iyisidir. Bir model olarak. Bakın kendi zamanının en iyisidir. Bunu neyle karşılaştırırız? Diğer imparatorluk ve diğer devletlerle karşılaştırdığımızda, kendi yaşadığı zamanda en iyi imparatorluk ve en iyi bir devlettir. Bir medeniyet kurmuş. Bakın bir medeniyet kurmuş. Bunu reddetmek mümkün değil. Ama bu medeniyeti kurarken kendisine temel olarak aldığı esaslar, bir, Orta Asya'dan kopup gelme, Orta Asya'dan kopup gelme kültür, siyaset, askeri, hukuk bilgisini İslam'la harmanlayıp, İslam'la harmanlayıp yeni bir medeniyet oluşturmuş. Bunun bilinçli bilinçsiz bu ayrı bir tartışma.
Eksiklikleri vardır ayrı bir tartışma. Ama Türklerin, yani bu topraklarda yaşayan herkesi Türk olarak kabul ediyoruz, isim olarak. Onun ırkı nerede olursa olsun hiç önemli değil. Bu, onların kendi karakteristik özellikleridir tarih boyunca. Bunu İslam'la yoğrulunca bu toprakların insanları, kendi çağlarında, kendi zamanlarında, bütün dünyaya örnek teşkil edecek bir devlet ve medeniyet sistemi oluşturmuşlar.
Bunu reddedemeyiz. Peki bunu oluştururken almış oldukları ölçü, eğitim nereden? İki yol var, kanal var. Birincisi din. İkincisi ne? Kendi asabiyetinin, yani kendi ırkının, kendi ta Orta Asya'dan itibaren gelen devlet terbiyesi ve sistemi ile alakalı. Hani mesela bu sistemde şöyle bir şey vardır. Bir kimse Kaan oğlu, Kaan oğlu, Kaan'dır. Bu nedir? Gelen silsile hep devlet başkanıdır. Devlet otoritesini ve devlet siyasetini öğrenerekten büyür. Aynı şekilde bu Selçuklulardan Osmanlı'nın ara da böyle geçer.
Kaan oğlu, Kaan oğlu, Kaan oğlu, Kaan'dır. Mesela Osmanlı padişahlar kendilerini tanıtınca, tanıtmaya başladığında Ertuğrul'dan başlarlar tanıtmaya. Neden Suriye'de biz hala da o mezarı taşırız? Semboliktir. Kimin mezarı? Süleyman Şah. Süleyman Şah. Semboliktir. Sebep? Çünkü Osmanlı'nın ilk, Osmanlı'nın ilk kaanıdır. Süleyman Şah, tarihçiler üzerinde dururlar, öyle yaparlar, böyle yaparlar. İşte Osman Bey'in ceddi miydi değil miydi?
Değil kardeşim. Osmanlı kendisine devlet kökü olarak Süleyman Şah'ı görür. Dikkat edin. Bir şey daha söyleyeceğim şimdi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de istediği kadar ben laikim, istediği kadar ben şuyum, ben buyum desin, devlet olarak kendisini Süleyman Şah'a dayandırır. Bu önemli bir şeydir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bakın bunu sonradan her ne kadar bir kısım Kemalistler bunu değiştirmeye çalışıp, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin temelini hani Mustafa Kemal Atatürk'ü oturtturmaya çalışmış olsalar dahi, Mustafa Kemal Atatürk dahi devletin temelini Süleyman Şah'a bağlatır.
Sebep. Sebep. Çünkü tebaa yani devlete itaat eden kimseler devletin temelini bilmek isterler. Bu devletin temelinde kim var? Eğer siz bu devletin temelinde Süleyman Şah yok derseniz, Süleyman Şah ile bugüne kadar olan bütün devleti reddetmeniz gerekir. Devlet aklı bunu reddetmeye yetmez, müsaade etmez.
Sen istediğin kadar büyük paşa ol, sen istediğin kadar büyük devlet adamı ol, sen büyük istediğin kadar siyaset adamı ol, sen o devletin bir neferisindir. Bunu açık açık söyleyeceğim. Sen Mustafa Kemal Atatürk de olsan devletin neferisin, İsmet İnönü de olsan devletin neferisin, Tayyip Erdoğan da olsan devletin neferisin. Mustafa Özbağ'da olsan devletin neferisin, çobanından devlet başkanına kadar. Herkes bu devletin neferidir. Buradaki mesaj odur. Bakın buradaki mesaj odur. Sen hangi dini noktada olursan ol, bu devlete bağlısan bu devletin neferisin. Kim hangi şeyh olursa olsun devletin neferidir, hangi mürid olursa olsun devletin neferidir.
Hacı Bayram-ı Veli de devletin neferidir, Muhammed Üftade Hazretleri de devletin neferidir. Bu manada normalde İstanbul'daki bütün şeyh efendilerin, geçmiş bütün velilerin hepsi de Mahmud-u Hüdayi dahil devletin neferidir. O yüzden Süleyman Şah türbesi bizim için önemlidir. Bakın bizim için önemlidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin varoluşu için önemli bir şeydir o. O yüzden Türkiye Cumhuriyeti Devleti örneğin Süleyman Şah türbesinin olduğu yer, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin dışarıdaki yegane tek yeridir. Sınırların dışında, bu İngilizler öyle yapmışlar, sınırın dışına koymuşlar. Demişler ki o bizim devletimizin temeli, onun bölgeyi size verdik demişler.
Aslında Atatürk'ün Misaki Milli Sınırları, yani devletin ilk başlangıçta, Türkiye Cumhuriyeti Devleti yeniden Osmanlı'dan ayrılıp yeni bir devlet kurulurken, Misaki Milli Sınırları çizilir. Bu Osmanlı'dan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne geçiş noktadaki sınırlardır. Bu Misaki Milli Sınırları Türkiye'nin olmazsa olmazıdır. O yüzden Misaki Milli Sınırları'nın içindedir Halep. Misaki Milli Sınırları'nın içindedir Kerkük. Misaki Milli Sınırları'nın içindedir Musul. Misaki Milli Sınırları'nın içindedir Varna. Misaki Milli Sınırları'nın içindedir Bulgaristan'daki Filibe. Misaki Milli Sınırları'nın içindedir Selanik'e kadar. Misaki Milli Sınırları'nın içindedir Kıbrıs.
Misaki Milli Sınırları'nın içindedir Rodos. Misaki Milli Sınırları'nın içindedir Ege Denizi'ndeki bütün adalar. Türkiye'nin sınırları Misaki Milli Sınırları budur. Şimdi konudan konuya geçtik ama. İşte Osmanlı modeli, ben şimdi konuyu tekrar toparlayayım aynı yere. Osmanlı modeli Türklerin, ben bunun ırkçılık manasında söylemiyorum. Osmanlı'nın içerisinde Kürt'ü var, Arap'ı var, Laz'ı var, Çerkez'i var, Gürcüsü var. 72,5 millet var. Ama bu toprakların sufi anlayışı nedir? 72,5 millet de dost olmaktır. 72,5 millet de dost olmazsan Kemal'e eremezsin der Hacı Bektaş-ı Veli. Yunus 72,5 millet de dost olmazsan Kemal'e eremezsin der. Hz. Mevlana 72,5 millet de dost olmazsan Kemal'e eremezsin der.
Bakın bunlar bu toprakların bu feyziyle, bu aşkıyla, bu felsefesiyle yoğrulmuş düşüncesidir. Neden? Çünkü bu topraklarda 72,5 millet huzur içerisinde yaşar. Osmanlı'da yaşamıştır. Bu bir modeldir. Ama bu modelin temelinde Kuran Sünnet ve Türklerin Orta Asya'dan gelme devlet geleneği vardır.
Şimdi dine dayalı bir devlet modeli, dine dayalı devlet modeli sadece bu noktada dinin emrettikleri değil, aklın da getirdikleri vardır. Sebep, mesela sahabe bir mesele söz konusu olduğunda toplanırlardı. Bu konuyla alakalı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden bir şey duyan var mı? Bir şey duyan varsa onu söylerdi. Onu söylediklerinde ona tabi olurdu sahabe. Eğer o konuda söylenmiş Hz. Peygamber'den bir söz yok ise sahabe kendisi iştahat ederdi. Bu yol nereden açıktı? Hani Yemen'e vali gönderiyordu ya, neyle amel edeceksin? Kur'an'la ya Resulallah. Bulamazsan senin sünnetin ne ya Resulallah? Bulamazsan iştahat ederim ya Resulallah deyince ona tebessüm etti.
Burada vahyin getirdiklerinden iştahat etme kapısı açık mı? Evet. O yüzden zaten Osmanlı kendisini yenileyebilmiş ve ileriye doğru gidebilmiştir. Ne zaman İslam dünyasında iştahat kapısı gerektiği gibi çalışmadı, devlet çöktü. Ehil insanların elinde bu çalışmadı, devlet çöktü. Şimdi o yüzden insanların bir arada bulunması asabiyete bağlı değildir artık. Burada diyor ya, düşünüre göre siyasi otelette tarafından oluşturulan kanunlar ve hükümler ya da insanların bir arada bulunmasını sağlayan asabiyet duygusu toplumsal hayat ve düzen için temelde yeterli bir faktördür diyor. Değildir.
Bugün asabiyet duygusu insanların bir arada bulunmasına yeterli bir faktör değildir. Sebep? Çünkü asabiyet kalmamıştır artık. İnsanlar o kadar birbirinin içine girmiştir ki, o kadar birbiriyle iç içe olmuştur ki, bir asabiyetin üzerine bir devlet sistemi dünya üzerinde zor kalmıştır. Ancak böyle diktatörlükle idare edilen, faşist bir şekilde idare edilen devlet modellerinde var bu.
Mesela siz Türkiye'de asabiyete yönelik bir devlet sistemi kuramazsınız. Yani bu ne demek? Mesela işte sadece Türklerin üzerine kurulu bir devlet sistemi yapamazsınız. Veyahut da sadece Kürtlerin üzerine kurulu bir devlet sistemi yapamazsınız. Sıkıntı doğar. İran'daki sıkıntı gibi. İran sadece Şia'nın üzerine, Perslerin üzerine bir devlet modeli kurdu. Dini bir devletmiş gibi görünüyor değil. İran'ın kuzeyinde kalan, Güney Azerbaycan olarak nitelendiren oradaki, Tebriz'deki, oradaki Türklerin üzerinde büyük bir baskı var. Patlamaya hazır bomba gibi. Asabiyet üzerine olmuyor. Çin asabiyet üzerine bir sistem var. Bakın oradaki Doğu Türkistanlılara zulmediliyor.
Asabiyet üzerine bir devlet sistemi oluşturmak mümkün değil. Bunu kim yaptı? Bunu İngilizler yaptı Osman'ın yıkıldıktan sonra. Asabiyet üzerine devlet modelleri kurdular ki, o insanlar zulmedilsin diye. Aynı şey Türkiye'de de bir dönem uygulanmak istedi. Şu anda Suudi Arabistan'da uygulanıyor. Suudi Arabistan'da devlet tarihlerinde normalde memur olarak alınacak olan kimseler direk Suud ailesinden. Yüksek bürokrat komple Suud ailesinden. Komple. Ekonomi Suud ailesinde dönüyor. Askeriye Suud ailesinin üzerinde dönüyor. Asabiyet üzerine kurulu bir devlet sistemi. Bunun gibi. Onun şu anda dünya üzerinde bunun oluşması mümkün değil. Düşünür bu gibi toplulukları örnek olarak döneminde mecusileri gösterir. Ve onların herhangi bir kitapları olmaksızın devlet kurarak çeşitli eserler bıraktıklarını söyler.
Ki mecusileri bu noktada yani kitapları yoktur demem benim için doğru değil. Vardı. Yeni bir konu var. Yeni konu başlığına inşallah geçmeyeyim. Ona on var çünkü. Afganistan'da Amerikan üssü yapacaklarmış. Türkiye'den işçi götürüyorlar. Sizce orada çalışmak günah mı? Çalışmak neden günah olsun ki? Benim sorunum var. Gece beni uyandırıp beni sinir bozucu sözlerle rahatsızlık veriyor. İyi sen de otur sohbet et onunla. Başla la ilahe illallah, la ilahe illallah demeye. Hiçbir şeyin kalmaz Allah'ın izniyle. Hatırlatın önümüzdeki hafta yedinci sayfadan devam edeceğiz tamam mı?
Bir daha geriye dönmeyelim. Bu herhalde bu seneyi çıkaracak bizi. Bunu kaç ayda hazırladıysa bizim Hakan geldi mi gelmedi mi? Soruya attı gitti bizim üstümüze ha. Al dedi ne yapıyorsan yap dedi. İlk hafta geldi bir daha yok. Ne yapalım olsun. Hazırlıyordur o işini yeni soru hazırlıyordur. Yunus var mı yeni soru? Haberin yok mu hiç? Görüşmediniz mi? Allah iyilasını emesin. Geceniz mübarek olsun. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi