Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 15 Şubat 2019 · 59:56
Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzlüğünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Bayanlar bölümünden bir kardeş video çekiyordu, uyardık, konuşmalarımız, kıyafetlerimiz uygun değil dedik, silemem dedi, isterseniz gidin mahkemeye verin dedi, bu uygun mu? Bizi size şikayet etmekle tehdit ediyor. Uygun değil, videoyu seesin, bayanların kendi içlerindeki kendi hallerini, bayanların normalde onları videoya çekmeleri, onları normalde kendi içlerinde bir program yok, bir şey yok.
Orada bir kimse kendi cep telefonunu, onları kameraya alıyorsa, onları videoya çekiyorsa, şimdi konuşurum, burada çok üzülürler. O yüzden normalde bir daha bunu hiç kimse yapmasın. Hiç kimse. Bunu yapan kimse, bizim bir korkumuz, çekintimiz yok ama bu muhakkak kardeşlerden birisidir. Biz şimdi öyle de nitelendirmek istemiyorum. CIA'ya mı çalışıyor, Jiteme mi çalışıyor, Biteme mi çalışıyor, Mite mi çalışıyor, Mossad'a mı çalışıyor? Bayanların kendilerine ait, kendi bulunduğu yerde neden kameraya çeker ki bir kimse? Doğru şeyler değil, oranın görevlisi var. Sonuçta orada bir sürü görevli var. Birisi çekme kardeşim derse çekmez. Sil bunu dediğinde siler.
Burada da aynı, arkadaşlar vazifelilere tabi olurlar. Her yerde aynı. Arkadaşlar, bayanlar ve erkekler, şunu çok iyi bilin. Nerede bir vazifeli varsa, herkes o vazifeliğe itaat etmek zorunda. Kur'an Sünnet dairesine. Hatası varsa, o kimsenin kusuru varsa, oradaki kardeşlerin, oradaki dervişlerin, onlarla didişmeye hakkı yok.
Bakın, burada bütün sorular. Ben gücümü yettiğince, her bölgeye, her beldeye gidiyorum. Orayla alakalı bir meseleyse, bekle. En az ayda bir gidiyorum oraya, o bölgeye. Yaz soruyu, koy önümüze. Orada problemi çözelim. Yok, eğer özel bir meseleyse, aç telefon veya özel bir meseleyse, gittiğimde ben özel görüşmek istiyorum de, görüş, söyle, anlat derdini.
Ben bu mevzuyu aşamadım de, sizin buradaki vazifeleriniz de, zakir kardeşleri de. Biz meseleyi çözelim. Uzak bir yerde değiliz ki. O yüzden ister bayanlar, ister erkekler. Sakın derviş kardeşler, böyle ben bazen zakirlere, çavuşlara, meseleyi öğrensinler diye, neyi nasıl yapmaları gerektiğine dair ben buradan konuşuyorum. Bu sizi aldatmasın. Bu hiç kimseye aldatmasın. Bakın, bu hiç kimseye aldatmasın. Bir üstad, zakirin yanında soyunur, zakirin yanında giyinir. Manevi olarak. O yüzden sakın hiç kimse aldatmasın.
Herkes bir yerin vazifelisi var, o vazifeli tayin edilmiş oradan. Herkes ona uyar, tabi olur. Varsa onun yanlışlığı, eksikliği, noksanlığı, her şeyin bir sorumlusu var. Gelir o sorumlusuna der, böyle bir sıkıntı var. Bitti. O yüzden bayanlar tarafındaki o kardeş, videoyu silsin. Onu bu noktada uyaran görevli kardeşlerden de özür dilesin. Helallık alsın. Bizim işimiz öyle hiyerarşisi bozuk, anarşinin içerisinde bir şey değil ki. Allah muhafaza eylesin. Bir İslami topluluk hiyerarşiye uyar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Hz. Ebu Bekir Ömer, Osman Ali, Halid bin Velid, o nice komutanların, nice büyük sahabelerin olduğu, bulunduğu orduya, 16-17 yaşında gencecik bir komutan tayin etti.
Geri dönmedi oradan, Hz. Ömer Efendimiz gitti, bu Medineliler gittiler dediler ki, bunu olmaz söyle bunu dediler. Hz. Ömer Efendimiz, Hz. Ömer Efendimiz'e dedi ki, o olacak. Medineliler bir daha gittiler, ben bir daha konuşmam dedi. Kadın erkek, hiç önemli değil. Herkes başındaki vazifeliğe, dergahla alakalı meseleler de itaat edecek. Bitti. Geri kalan, tekrar bunun altını çiziyorum. Kimsenin evlenmesi, boşanması, işiymiş, aşıymış, eşiymiş, sorumlu değildir. Ne zakir, ne şey. Bizi ilgilendirmez. Ailevi meseleler bizi ilgilendirmez.
O kimsenin ticari meseleleri bizi ilgilendirmez. Gelir bize münacat ederlerse, elimizden geliyorsa, bir yardımımız olacaksa, yardımımız olur. Eyvallah. Öbür türlü bizi ilgilendirmez. Biz evlendirme memuru, evlendirme dairesi değiliz. Biz iş ve işçi bulma kurumu değiliz. Biz problemleri, işleri düzelten bir kurum kuruluş değiliz. Değiliz. Biz gücümüzün yettiğince insanlara Kur'an'ı, sünneti anlatmaya, gücümüzün yettiğince imamların iştahını anlatmaya, gücümüzün yettiğince sufili anlatmaya, gücümüzün yettiğince etrafımıza hayır hak olmaya gayret ederiz. Durduğumuz çizgi bu. O yüzden öyle kardeşler, bir kardeş orada. Bakın bu tip meselelerde bir zakir hata yapsa, ben insanların önünde o hata yapmış, sen ne yapma böyle yaptın dememem.
Ben onu çekerim kenarda, ben onu kenarda istersem üstüne tepinirim. Ben bütün zakirlere, çavuşlara kendimden fazla güvenirim. Derim ki ben üstünde tepinsen bunların mıkkı çıkmaz. Orada bir şey söyledi değil mi sana? Bunu kaldır buraya koy dedi. Kaldır koy sen. Sana mı sordular eksikliğini, yanlışlığını? Video çekme demişler. Çekme kardeşim. Yani bu serkeşlik nereden? Bu cesaret nereden? Allah'ım hafaza eylesin. Kur'an-ı Kerim'de kadını dayak meselesi hakkında ayetler vardır. Siz bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?
Evet var. Normalde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hiç dövmemiş. Bir müddet yasaklamış sahabeyi, eşlerini dövmeyi. Ama Hazreti Ömer radiyallahu aleyhi ve sellem hazretleri gelmiş. Demiş yeter ya Resulallah artık kadınları zaptı raptı altına alamıyoruz. Onların serkeşliğinin önüne geçemiyoruz. Bize müsaade et demiş. Dövelim. Onun o haline tebessüm etmiş. Gene müsaade ettim dememiş. Şimdi buradaki dövmeyle alakalı mesele serkeşlikle alakalı. Bu serkeşlik yemeğin tuzu eksik olmuş. Yok salçası fazla olmuş. Yok sen işte şurada şöyle pişirmişsin. Bu onunla alakalı değil. Buradaki serkeşlik, buradaki serkeşlik, kadının gözünü başka erkeklere çevirmesi, meyletmesi.
Çünkü bundan önceki ayeti kerimede erkeklerin serkeşliğini anlatıyor. Diyor ki erkekler serkeşlik yapar da başka bir kadına meylederlerse siz diyor onlarla oturun, anlaşın. Yani o erkek kadına diyor ki sen otur, o adamla anlaş. Onunla bu noktada hukukunu güzel bir şekilde belli bir noktaya götür. Ben oradan şunu anlıyorum. Bu adamın gözü başka bir kadına gitti. Sen otur, o adamdan haklarını al. Anlaşma bu kadının adamı dövebileceği söz konusu değil ise dövemeyeceğine göre o erkekle anlaşacak. Aynı noktada kadınla alakalı serkeşlik meselesinde diyor ki onlara nasihat edin.
Olmadı yatağınıza ayırın. Olmadı dövün. İmam Şafi'nin hangisi o esnada olması gerekiyorsa o olur diyor. Sıralamaya tabi tutulmaz. Ebu Hanife sıralamaya tabi tutmuş. Demiş ki anlatılır, anlamazsa yatak ayrılır. Yine anlamazsa bu sefer dövülür. Buradaki serkeşlik şu. Kadına dedin ki karşı komşuya gitme. Gidiyor. Son nokta artık bu. Dinlemiyor. Veyahut da kadına dedin ki ya böyle önüne gelen adamlarla cımbıldak bir şekilde selamlaşma. Komşu da olabilir, alt katı olur, üst katı olabilir. Daha resmi bir şekilde iyi günler, iyi günler. Merhaba, merhaba. Hanımefendiye selam söyleyin. Bitti. Aynı şey erkekler içinde geçerli.
adamlar da bir kadını gördüğünde cımbıldaklaşmaz. Hele kakara, kekiri, kokura. Eee ama komşum ama. Eşin yapsa ne olacak? Hani argo deyimler, yavşamak var ya, adam da kadın da yavşamaz. Adam bir kadını gördüğünde yavşamaz. Hele sufiler daha dikkatli olacaklar. Herkes dikkatli olacak. Bu konular ehemmiyetli. o bizim abimizdi, o bizim babamızdı.
Yok kardeşim, yavşamayın. İş kimse birbirine yavşamazsın. Ya bizim komşumuz. Olsun kardeşim, ciddiyetini muhafaza eyla. Selamun aleyküm, aleyküm selam. Bitti. He kadınlar içinde. Gevşeme, yavşama. Evli barklı kadınsın. Düzgün, dimdik yürü git. Üzerinde şüphe söz konusu olmasın çünkü. Birisi dışarıdan görür, anlında mı yazıyor komşu oldu? Birisi dışarıdan görür, anlında mı yazıyor yeğenin olduğu? Herkes adabını, erkanını korur. Kadınlar da, erkekler de. Bu noktadaki serkeşlik, kadının gözünün başka erkeklere kayması. Şimdi bu ne?
Şimdi bu, günümüze uyarlayalım bunu. Bunu günümüze uyarlıyoruz şimdi. E kadınlar şimdi karşı karşıya, gevşeyenler de vardır. Adam onu tespit etti, etti, edemedi. Şimdi Facebook'u var. Şimdi Twitter'ı var. Instagram'ı var. Mesajlaşması var. Bunlar serkeşlik. Kadının serkeşliği. O yüzden diyorum, bayan kardeşler, bu Facebook illetini kapatın. ya da böyle takipçi arttıracağım. Yok işte millete İslam tebliğ edeceğim. Bırak kardeşim ya. Sen kendini nefsine önce İslam anlat. Dergahın normalde varsa, tasavvuf topluluğunun normalde var mı haberleşme araçları?
Var. O zaman sadece onu takip et. Başka hiçbir şey takip etme. Hiçbir şey. Hit Üstad'ını takip et. Git tasavvuf topluluğunun resmi sitesini takip et. Bitti. Herkes düşmüş meydana. İslam anlatacak. Biliyor kardeşim herkes İslam'ı. İslam'ı bilmeyen mi var? Bugün için İslam'ı bilmeyen kimse yok. Yaşamıyor insanlar. Yaşamayan insana ne anlatacağım ki? Ne söyleyeceğim? Millet yaşamıyor, tartışıyor boyuna. Yaşamıyor, anlatıyor boyuna.
Yaşamıyor ama yaşantıyla alakalı bir şey yok. O kadar biliyor ki herkes benden fazla biliyor. Herkes benden fazla biliyor. Benim bilmeme gerek yok. O kadar herkes her şeyi tebliğ ediyor ki birbirine. Neler, neler, neler. Yaşayan yok. O yüzden bayan kardeşler, erkek kardeşler yapmayın. Erkekler için de geçerli. Onlar için geçerli değil mi? Onlar için de geçerli. Yapmayın kardeşim. Orada zaman geçirmeyin. Ticaret yapanlar ticaretiyle alakalı vası sayfası. Eyvallah. E öbür türlü ne yapıyorsun sen?
Tamam şimdi herkesin işi, gücü fazla. Kalabalık, ortalık. Eyvallah. Nerede ne program olduğunu biliyorsun. Tamam. Normalde toplumluğun resmi sayfaları var. Onları takip et. E genelde ben paylaşıyorum. Twitter'da ne gün, nerede oldu. Oradan onu takip et. Sen üç bin tane, beş bin tane takipçi toplamak zorlamasın ya. Bırak. E sonra da serkeşliğe doğru gidiyor. Önce dost, önce samimi. Aa, ortaklaşıyor. Tanımadığı bir kimseye sırlarını anlatıyor. Tanımıyor. Aslında erkek onu tanıyor veya kadın onu tanıyor. Sahte isimler, sahte logolar. Her şey sahte. Senin her şeyini öğreniyor. Çeteleşen, gruplaşanlar var.
Çeteleşmiş. Senin her şeyini öğreniyor. Bir bakıyorsun kapının önünde senin. Paranı ütüyor. Seni takip ediyor. Senin açığını biliyor. Sen sazan gibi atlamışsın. Kaç sefer ne o evlenip boşanmışsın. Kaç sefer nişanlanıp ayrılmışsın. Neyi ne yapmışsın. Sen gece koşuya dertleşmişsin onunla. Bana bir fotoğrafını gönder. Yok bana şununu gönder. Seni merak ettim bitti. Selamun aleyküm. Ondan sonra gel. Şeyh'im beni kurtar. Ne oldu? Böyle oldu, böyle oldu, böyle oldu. Ya size yapmayın demiyor muyum? Kafa önde. Size kapatın demiyor muyum? Kafa önde. Size konuşmayın, yapmayın, etmeyin, sırlarınızı bir başkasına anlatmayın demiyor muyum?
Kafa önde. E dinlemiyorsun ne yapayım ben seni? Kendi sazan bende, beni de sazan görüyor. Ben de anlayamayacağım ya hiçbir şeyi. Bir de öyle var. Allah muhafaza eylesin. Allah'u. Kendine gel. Her müşteriye el atma. İki sevgiliyi sevmek kötüdür. Mesnevi. Bugün 14 Şubat. Hazreti Pir neyi ifade etmiş? Ne olmuş 14 Şubat olunca? He? Maaşa bir gün var. Maaşa bir gün var. O yüzden mi abi? Maaşa bir gün varmış.
14 Şubat o yüzden mi yazdın? Şimdi 14 Şubat'ı. Herkes biliyor da susuyor. Ne 14 Şubat? Sevgililer günü. Hoş geldin. Hoş geldin 23 Nisan. Değil mi? Batı kafası. Annesini yılda bir gün hatırlar. Babasını yılda bir gün hatırlar. En çok sevdiğini yılda bir gün hatırlar. Eşini yılda bir gün hatırlar. Ne? Eşini hatırladığı gün. Bak. Bir de doğum günleri var. İki sefer diyorsun. İki gün çok tehlikeli. Maşallah Subhanallah. Ahmet sen aklında tutuyorsun o zaman.
Vay. Biz yandık ya. Kendi doğum günümüzü bilmiyoruz biz ya. Eyvah ki eyvah. Allah muhafaza eylesin. İki müşteriye el atma dedi. Dünya sevgisi ve Allah sevgisidir. Bir kimsenin kalbinde hem dünya sevgisi hem Allah sevgisi olmaz. Bunu böyle başka bir yere bağlar insanlar. İşte sadece Allah'ı sevmek. Kardeşim biz Allah'ı severiz. Hazreti Peygamberi de severiz. Sahabeleri de severiz. Pre efendileri de severiz. Üstadımız da severiz. Eşimizi de severiz. Arkadaşlarımız da severiz. Kardeşlerimiz, çocuklarımız da severiz. Biz severiz. Biz kocaman yürekliler. Sevemeyen düşünsün.
İçeriden haber verin. Video silindi mi? Bakın oradaki kimse. Buraya haber verin. Bir kağıt gönderin. Silindi silinmedi. Ona göre. O kardeş dediğiniz her kimse silmiyorsa onun fotoğrafını çekin. Benim telefonuma gönderin. Geçmiş yıllarda üzerime cevişen takardım. Sonradan fark ettim.
Her takıp çıkarınca değişiklik oluyor. Takınca olumsuzluk yaşıyorum. Sohbette Fatih'e takın dediniz. Altı ay önce taktım. Yine olumsuzluk yaşadım. Üç gün önce yine Fatih'e yazıp taktım. Üstüme yine bir olumsuzluk. Bu bence mi? Böyle ne yapacağımı yaşardım. Takma. Ali Alkari hakkında ne düşünüyorsunuz? İyi bir zat. Sokak köpeklerini beslemeli miyiz? İnsanları bazen saldırıyorlar bizim çevremizde. O yüzden kararsız kalıyorum. Normalde önceden köpekleri sadece bir şey yapma diyorlarsa yapmayacaksınız. Sil diyorlarsa sileceksiniz.
Arkadaşlar kim olursanız olun. Bir yerin vazifelisi geldi size bir şey söylüyorsa ona tabi olacaksınız. Bitti. Bayan erkek. Allah muhafaza eylesin. Topluluklarda davranış biçimi oranın bir adabı erkanı vardır. Gider oturursun. Dersini dinlersin. Zikrullahını yaparsın. Neyse. Sorunu varsa sorunu sorarsın. Yürür gider. Dersin. Şimdi buraya birisi gelse. Burada ders mi var? Evet. Birisi çıkarsa şimdi. elinden bir kamera. Herkesi başlasa tek tek çekmeyen. Suç. Biz 28 Şubat'ı yaşamış bir topluluğuz.
Bu tedirginlik değil. Biliyoruz. Alırdı amcalar ellerine kamerayı. Gelirler çekerlerdi orada. Zikrullahı çekiyormuş gibi. Sözde zikrullahı çekiyor. Biz de zikrullah yapıyoruz. Bilmiyor muyuz? Ve buraya da geliyorlar mesela. Kimisi kamerayla geliyor. Kimisi cep telefonuna çekiyor. Görmüyor muyuz? Bunu da söylüyoruz zaten. Arkadaşlar buranın TNO. Kameraya da çekerler. Sesini dalırlar. Biz onlar zahmet etmesinler diye canlı yayın yapıyoruz. Biz devletimize yardımcı oluyoruz. Al kardeşim canlı yayın. Kimin fotoğrafını çekeceksen çek.
Kimin yayını yapacaksan yap. Konuştuklarımız meydanda. Bizim korkumuz çekintimiz yok. O tarihçi var ya. O tarihçi normalde işte şey olsun. Onu şikayet ettik hakaretten diye. Normalde o ne o? Uzlaştırma a**acı geldi bir tane. Dedi işte uzlaşın şöyle böyle. Dedim yok uzlaşmayacağız. En sonunda adam bir daha geldi. Hani uzlaşın diye. Yine dedim yok. O zaman dedim bir şeyle şartla uzlaştırırız. Tıksın dedim. Yine aynı dedim kanalda. Hata yapmışım. Hakaret ettim. Özür dilerim. Meselenin içini dışını incelemeden böyle bir laf söyledim.
Desin biz uzlaşırız dedim. Ardından ne geldi biliyor musunuz? Avukatı ne demiş uzlaştırmacıya? Onun sohbetlerini demiş komple. Gözden geçiriyoruz. Biz de onu şikayet edeceğiz demiş. Ben de uzlaştırmacıya dedim. İyi gözden geçirsinler. İzlesinler. Hilayet bulurlar hiç olmaz. Allah dedim onlara da dedim ben bir tövbe etme, doğruyu görme, hakikati görme nasip eder. Her şerden bir hayır çıkar dedim. İzlesinler, takip etsinler dedim. Düşünebiliyor musunuz? Neyle tehdit ediyorlar? Tehdit ettiği şey bu. Ben uzlaştırmacının bana söyledi. Geldi büroya kadar. Allah razı olsun.
O da iyilik düşüncesiyle. İyi. Ne yapıyorlarmış? Komple sohbetleri gözden geçiriyorlarmış. Benim gözden geçirdiklerinde varsa bir şey, Kur'an, sünnet tarihinde değil. Ya, TİD hukukuna uymayan bir şey var ise onunla gidip şikayet edecekler beni. Kim bunu yapacak? Tarihçi. Yapsın bakalım inşallah. Araştırsınlar. İnşallah Cenab-ı Hak onlara hidayet kapısını nasip eylesin. Bizim kimsenin kötülüğünü istemek şeyimiz yok. Biz isteriz ki bütün Müslümanlar, La ilahe illallah, Muhammeden Resulullah diyen, gerçekten hakiki birer mümin olsunlar. Çünkü mümin odur ki diğer müminler, diğer Müslümanlar onun elinden, dilinden, camından, malından emin olurlar.
E biz emin değiliz onun dilinden. Sokak köpekleri. Bu normalde sokak köpeklerini beslemeli miyiz? Eğer gerçekten açlıktan bitap düşmüşse, ölecek bir noktadaysa, yapılabilir. Hani birisi bir, geçmiş ümmetlerden bir kimse su içmek için kuyunun başına geldi, bir baktı ki bir köpek susuzluktan ölmek üzere. İndi kuyudan suyu çekti, o köpeğe suyu içirdi. Diyor ki Allah onu cennetlik etti. Eyvallah. Biz Cenab-ı Hakk'ın yaratmış olduğu hiçbir hayvana, insanlara zarar vermediği müddetçe, biz onların öldürülmesinden yana değiliz. Ama bir hayvan insanlara zarar veriyorsa, o zaman öldürmek hak olur. Akrep gibi, yılan gibi, domuz gibi, kurt gibi, normalde çakal gibi, yırtıcı, vahşi köpek gibi.
Bunlar eğer insanlara zarar veriyorsa, evet öldürülür. Dini hukuk bu. Bir kimse akrebi öldürdü diye sorguya çekilmez. Yılanı öldürdü diye sorguya çekilmez. Bir kimse geldi, işte kurt saldırdı, kurdu öldürdü diye sorguya çekilmez. Köpek havladı, yolda gidiyorsun sen. Yanında çocuk. O köpeğin kurduz mu olduğunu bilmiyorsun. Saldırıp saldırmayacağını bilmiyorsun. Kendini korumak maksadıyla o köpeğe taş atarsın, sopa atarsın. Korursun kendini. Çocuğunu korursun. Bunlar caiz. Tabii şimdi böyle bir şey yaparsanız, hayvanseverler sizi taşa topa tutabilirler. Haklı olduğumuzu düşündüğümüz bir davada galip yani kazanmak adına etkili olabilecek bir dua söyleyebilir misiniz?
Sufiler böyle şeylerle uğraşmazlar. Biz Allah'ı zikrederiz. Allah'a dua ederiz. Bizim bu noktada böyle özel tasnif edilmiş vekfler, özel tasnif edilmiş böyle zikirler, özel tasnif edilmiş dualar, bizde böyle şeyler olmaz. Bunları zannediyorum, Cübbeli böyle bir kitap yazdı herhalde. Ondan sonra buradan bakabilirsiniz. Bizim böyle bir maharetimiz yok. Allah bizi affetsin. Ya da bunlarla uğraşanlar var böyle. Ondan sonra işte ne o? Cezaevine düşmüş olanları çıkartacak dualar. Yok işte böyle gerçekten ciddi ciddi bunlarla uğraşan insanlar var. Bizim böyle bir şeyimiz yok ki. Bankalardan kredi almaksızın aracı firmalar vasıtasıyla Fuzul Ev, Emin Evi'nin araç aldık.
Giriş bedeli olarak küçük bir miktar ödedik. Caiz midir? Bunlarla alakalı olabileceğine dair, bunların olabileceğine dair, Türkiye'deki hamd-i döndüren gibi. Ondan sonra neydi o şey? Hayrettin Karaman gibi. Bu Türkiye'nin böyle işte hukuk profesörleri. Bunların olabileceğine dair, caiz olduğuna dair şey veriyorlar. Ne o? Fetva veriyorlar. Bir kimse onların fetvasına uyulur diyorsa, uyabilir, böyle şeyler yapabilir. Kur'an-ı Kerim'de cariyelik nasıl açıklanmıştır? Günümüz insanları bunu nasıl uygulamalıdır? Kur'an-ı Kerim'de cariyelik normalde sistem olarak açıklanmış bir sistem ya da ben okumadım. Cariyelik çünkü İslam'ın kurduğu bir sistem değildir.
İslam tarafından emredilen bir sistem de değildir. Cariyeli İslam kendi taviri caizse, toplumun içerisinde var olan, kendisinin tabiri caizse kucağında bulduğu bir sistem. İslam'ın, İslam onu var olan bu sosyal hadiseyi belli bir düzene kattı.
Kölelik İslam onu belli bir düzene kattı ve ortadan kaldırdı. O yüzden bu tip şeyler normalde bir sistem olarak yok. Bir birlik kurulması gerekirse, Kur'an birliği mi yoksa İslam birliği mi kurulması gerekir? İyi siz böyle bir İslam birliği dediniz. Söyler misiniz bana, hangi ülkelerden bir birliğe gelen olur?
Hadi söyleyin. Böyle bir birlik kurdunuz. Mısırlılar gelir mi? Mısırlılar gelir diyen elini kaldırsın. Peki Suudlular, Mısırlılar kurarsa gelir. Evet. Peki Suudlular gelir mi? Onlar kurarsa gelir. Ateist olan birine Allah'ı nasıl ilandırırız? Allah'ın varlığını nasıl kanıtlarız? Bırakın adam ateist kalsın ya. Ne uğraşıyorsunuz? Adam inanmış, ateist inanmıştır. İnanmıştır. Adam inanç sahibi. Bir inanç sahibini yolundan döndürebilir misin sen? Hata yapıyorsunuz.
Bir Hristiyanı siz yolundan döndürebilir misiniz? İnanmak farklı bir şey canım kardeşlerim. Ellemeyin, ateist kalsın adam. Bankadan fon almak uykum mu? Canım kardeşim, fon ne oluyor? Bize bunu söylesin soruyu soran. Bayanlardan herhalde. Ben normalde fonu bilmiyorum çünkü. Ne fonu? Bankalar para mı dağıtmaya başladı yoksa ya? Bankacı var mı aramızda? Vardı birkaç tane bankacı arkadaş ya. Gelmediler mi bugün hiç? Soraydık ya.
Para istemezdik ya. Kaderin üstünde bir kader vardır sözü hangi manadadır? Mutlak kader manasında. Kaderin üstündeki kader mutlak kaderdir. Mutlak kaderin de ne olduğunu kendisi biliyor. Rüyada Allah'ı görmek hak demiştiniz. Sesini duymak da hak mıdır? Evet. Vahdedi vücut nedir? Bizim bu konuya bakışımız nasıl olmalıdır? Vahdedi vücut bir ilimdir, bir zevktir. Buna bakışımız bizim nefreti makamından değildir. O hale geldiğimizde Cenab-ı Hak bize de bunu anlama, bunu idrak etme kapısına inşallah aralar. Türkiye operasyon kozunu elinde tutuyor.
Orta Doğu her geçen gün karışıklığa gidiyor. Bu denklemde sizce Türkiye nasıl davranmalıdır? Ne yaparsa Türkiye'nin yararına olur görüşleriniz. Şu anda Türkiye'nin Orta Doğu'da Suriye, Irak, Irak yapılanmasını ben gayet olumlu görüyorum. Bu konuda çok büyük bir hata yapmazlarsa hata yapacak gibi de görünmüyorlar. Oradaki Türkiye'nin şu anda Suriye, Irak, İran politikası gayet uygun bence.
O yüzden Türkiye'nin şu anda Orta Doğu politikası belki de Osmanlı'dan sonraki en doğru politikalardan birisi. Şimdi kızacak bana gene AK Parti'nin ondan sonra muhalifleri. Arkadaşlar kim nereye muhalif olursa olsun ben vatanını, milletini, Kur'an'ını, sünnetini seven ona bağlı bir vatandaşım bireyim. O yüzden AK Parti'de olsa başka bir partide olsa doğru hareketlerine alkışlarım, desteklerim.
Yanlış yaptıklarında da eleştiririm. Burası yanlış oldu, burayı yapamadınız derim. Bu konuda görüşümü, düşüncemi açık bir şekilde söylerim. Tekrar söylüyorum. Osmanlı'dan sonra Türkiye'nin Orta Doğu politikasının en güçlü, en etkin, en etken olduğu bir zaman yaşıyoruz. Daha önceden hatalar yaptılar, yaptılar.
Yani daha önceden girilmesi lazımdı. Daha önceden sınır güvenliğinin alınması lazımdı. Yani gerçek ciddi bir şekilde. Önceden öngörülüp gerekli yığıntının, askeri yığının, yığınağın yapılması lazımdı. Daha öncesinden içeride temizliğin olması lazımdı. Bunları hep söyledim. Önce içerisini temizleyin diye. Ha bu normalde olamama sebepleri de varmış. Bu son 15 Temmuz'dan sonraki bu NATO'cuların komple tasfiye edilmesi, bu tasfiyenin ardından Suriye sınırında ve Irak'ta ve Güneydoğu'da ve Doğu'da iç terörle etkin bir mücadele edilmesi ve bunda başarıya ulaşılması bugüne kadar olan başarısızlığın sebebini çıkardı ortaya.
Bu NATO'cu Yezidiler, NATO'cu Yezidi bozuntuları, Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu politikasını ve aynı zamanda Orta Doğu politikasını perişan etmişler. Bunu zaman içerisinde gördük. Biz buradan eleştiriyorduk. Neden olmuyor, neden yapılmıyor, neden daha etkin bir mücadele yok diye. Ama bu NATO'cu, darbeci, Yezidi bozuntuları temizlenince, o zaman meselenin ehemmiyeti çıktı ortaya.
Gerçeği meydana çıktı. Şimdi Doğu'da, Güneydoğu'da, PKK denilen, ne üdüğü belirsiz, CIA'nin, Mossad'ın, İngilizlerin, zaman zaman Rusların, değişik kliklerin, değişik parçalarda emrine girip kurulandığı, o örgüt hiç olmasa içeride etkinliğini kaybetti, yerle bir oldu. Bu konuda iyi bir mücadele verildi. İyi bir yol çizildi. Ardından tabii anında, Suriye'deki operasyonlar, Irak'taki operasyonlar, bu meselenin ne kadar önemli olduğunu, gerçekten içerisinde bu darbeci, darbeci, CIA'ci, Yezidilerin ne kadar sıkıntıya soktu, çıktı meydana. O yüzden normalde, şimdi orada güzel işler oluyor.
İnşallah bariz hata yapmazlar. Bu noktada daha da ileri götürürler. İnşallah iyi bir çizgideler. Şimdi, bölgede kuvvetli olan, bölgede çok kuvvetli olan, aynı zamanda, Rusya, İran, Türkiye, üçünün bir araya gelip, orada böyle işte güvenlikle alakalı, daha iyi bir yaşamakla alakalı, değişik açılımlar yaparlarsa, inşallah iyi olur. Türkiye'nin orada durması lazım. Sınır güvenliğini sağlaması lazım. Irak'da bu noktada bir operasyon gerekebilir. Hoş kalmadı oradan korktular şimdi çekildiler oradan ama, bir operasyon gerekebilir. Bir ülkenin namusudur sınır güvenliği. Bakın namusudur. O namusunu koruyacak ülke. Devlet niçin var? Niçin bu insanlar, ordu besliyorlar, savunma giderlerine katlanıyor bu millet?
Bunun için. Hamdolsun. Tekrar söyleyeceğim bunu. Osmanlı'dan sonraki en etken, en etkin ve en etken. Yani bir yerde etkinsindir, ama bir tarafın edilgendir. Bu öyle değil. Gerçekten gurur verici bir noktadalar şu anda. Bu inşallah daha da devam eder. Oradaki bu Suriyelilerle alakalı güvenli bölgeler kurulur, güvenli yerler kurulur. İçimizdeki Suriyeli kardeşleri de oraya istihdam edilir. Oturtulur oraya. Böylece Türkiye'nin içerisindeki işsizlik problemi de bir şekilde hallolmuş olur. Onlar çünkü Türkiye Cumhuriyeti kimliği taşımadıklarından dolayı çalışıyorlar her yerde.
Çalışınca Türkiye'deki ucuza da çalışıyorlar. Böylece Türkiye'de işsizlik fazlaymış gibi görünüyor. Ama Türkiye'nin de ucuz iş gücüne ihtiyacı vardı. Yani bunu da görmüyor insanlar. Yani bunu normalde yanında 10 taneden fazla arkadaş çalıştıran insanlar bunun eksikliğini daha fazla görür. Çalışacak insan bulamıyorlar. Bulabiliyor musun İsmail? Kaç kişiye ihtiyacın var? Bak bir ay diyor yerel iki gazeteyi ilan veriyorum diyor. Nasıl bir eleman arıyorsunuz?
Nasıl bir insan arıyorsunuz diye diyor. Kimse diyor telefon açıp söylemiyor bile diyor. Geçenlerde her seferinde Fehim bizim geldi mi burada mı? Gelmedi mi? Bana mesaj çekmiş. Ehliyetli düzgün şoför arıyorum diyor. Bana mesaj çekiyor muhasebeci arıyorum diye. Sana diyor müracaat eden olur diyor. İşte müracaat eden olursa diyor. Bana yönlendir diyor. Böyle giderse ben gideceğim yanına çalışmaya. Ehliyetli düzgün şoförü var. Ne olacak Allah'ın izniyle? Çalışma kayıp değil. Geçen hafta okumadık değil mi hadisi? Okumadık. Okuyayım inşallah bu hafta. İbn-i Öber anlatıyor. Abdullah bin Ubey bin Selül öldüğünde Abdullah bin Ubey bin Selül biliyorsunuz münafıkların en önemli kimselerinden birisi.
Münafık olduğunu hemen hemen bütün sahabe bilirdi. Bunun münafık olduğunu. Öldüğünde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem onun namazını kılmak için ayağa kalkınca Hazreti Ömer de kalktı ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin elbesisinden tutaraktan şöyle dedi. Ya Resulullah, Rabbinin namaz kılmanı nehyettiği kimsenin cenaze namazını mı kılacaksın? Tekrar edeyim. Ya Resulullah, Rabbinin namaz kılmanı nehyettiği kimsenin cenaze namazını mı kılacaksın? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de ona Allah beni bu hususta serbest bıraktı diye buyurdu. Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai, Allah bu konuda beni serbest bıraktı diye buyurdu. Şimdi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bu selülün namazını kılmak için ayağa kalkıyor.
Sahabe münafık olduğunu kendince tespit etmiş. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine tabi Hazreti Ömer Efendimizin yaptığı hareket enteresan. Elbisesinden tutup onu çekmek. Tabi Hazreti Ömer radiyallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bu tırnak içerisinde benim kendimce bakış açım. Dine olan, burada birisi mi konuşuyor birisiyle, çocuklar değil de başka birisi konuşuyor orada.
Hazreti Ömer radiyallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Kur'an'a, Allah'a, Dine, iştiyaki çok yüksek bir kimse. İslam'a tabiri caizse her şeyiyle tutkulu, Müslümanları çok seven bir kimse. Öyle olunca o sevgisi, o sevgisi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin önüne geçerekten, sen münafıkların mı namazını kılacaksın noktasına getiriyor.
Fakat onun o sevgisi, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin gönlüne gelen vahiyden haberdar değil. Değil, perdeli, eğer o sevgi, o muhabbet perdesiz olmuş olsaydı, Hazreti Muhammed Mustafa'nın gönlüne gelen gaybi varidattan haberdar olacaktı.
Onun gaybi varidattan haberdar olmuş olsaydı, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin elbisesinden tutup çekmeyecekti. Sufilerde böyle bir hal yaşanır. Sufiler, üstadlarına gelen gaybi varidattan haberdar olmadıkları için, üstadın yaptığını anlamazlar, idrak etmezler.
Neden buradan gidiyor diye kendi kafasından sorgularlar. Buradan gidilmesi gerekirdi derler. Bu, o Sufi'nin perdeli olduğunu gösterir. Sufi, perdeli olduğundan dolayı üstadın gönlüne düşen varidattan haberi yoktur. Sufi, üstadından da, üstadıyla alakalı ilişkisinde de perdeli ki, üstadının gönlüne düşen varidattan haberi yok.
Biz tabi bunu Hazreti Ömer radıyallahu anh Hazretleri nasıl böyle bir şey yapmış diyebiliriz. Bu doğru değil. Buna bak, siz de ilk etapta öyle baktınız. Öyle değil mi? Hadis-i şerif okudum da. Bu doğru değil. Bunu o hale iten, bunu o hale koyan, onun İslam'a olan iştiyakından kaynaklanıyor. Müslümanlar olan iştiyakından kaynaklanıyor. Kur'an'a olan iştiyakından kaynaklanıyor. Ama perde tam açılmamış. Ayna tam berrak değil. Ayna berrak olmuş olsaydı, Hazreti Muhammed Mustafa'nın gönlüne düşen, onun da gönlüne düşecekti. Hazreti Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, o meselede muhayyer olduğuna dair, ilahi müsaade eden, onun da haberi olacaktı.
Hani geldi birisi, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri su dağıtıyordu. Üç tane Yahudi geldi. Sordular. Su dağıtan Hazreti Resulullah'a sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine. Buranın emiri kim dediler? O da dedi ki, ümmetine hizmet eden. Ama Hazreti Ebubekir radıyallahu anh hazretleri bunu duyacak bir yerde değil. İleride dinleniyor. Ama kılığı, kıyafeti, görünümü, görüntüsü, bir ümmetin emiri gibi. Yani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, kılık ve kıyafetinden üstün onun kılık ve kıyafeti. O üç tane Yahudi bakındılar böyle etraflarına, hani bu meczup dediler. Bu normal değil. Haşa.
Hoş normal değil. Hoş meczupluğu da doğru da söylediğim şey, küçümseyici noktada baktılar onlar. Dediler ki yani şu gölgelikte bu ağaca yaslanan kimsedir büyük bir ihtimalle buranın emiri. Gidelim ona sordular. Soralım dediler. Gittiler ona sordular. Dediler ki buranın emiri kim? Direkt aynı cevabı verdi. Ümmetine hizmet eden dedi. Burada aynı dili, aynı harfleri konuşmaları, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin söylediğinin ve onun gönlüne düşen varidatı, çünkü ümmetine hizmet eden sözü habis oldu. Ümmete ne oldu? Ölçü oldu. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hem fiilyatı hem de sözleri ümmete ölçü oldu.
Ne yapıyordu? Yorulan sahabesine su dağıtıyordu. Yorulan sahabesine su dağıtıyordu. Oysa kendisi de yorgundu. Kendisi de balyoz kullanıyor. Kendisi de taş kırmaya çalışıyor. Kendisi de hendek açmaya, hendek kazmaya çalışıyordu. O esnada ama o yorgun olmasına rağmen o ben yorgunum deyip kenara çekilmemişti. O ümmetine su dağıtıyordu orada, orta yerden. Ashab onun elinden su içiyordu. Gitti Hazreti Ebubekir radıyallahu anh hazretlerine o üç tane Yahudi ümmetine hizmet eden dedi. Onlar dediler ki bu da meclin, bu da normal değil. Ama dil aynıydı, dikkat edin. Dili aynı. Neden? Hazreti Ebubekir radıyallahu anh hazretleri, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin manevi halinden perdeli değildi.
O yüzden aynı kelimeleri kullandılar. Ama Hazreti Ömer radıyallahu anh hazretlerinin o manevi perdesinden dolayı o bunu anlayamadı. Allah muhafaza eylesin inşallah. Ben bu noktada Hazreti Ömer radıyallahu anh hazretlerini sekir halinde görüyorum. Sekir halindedir, henüz daha fenaya ve bekaya ulaşmamıştır.
Bu ama o zamanki hali, sakın sonuna kadar böyleydi diye düşünmeyin. Bu onun o zamanki hali, henüz daha tam olarak bu manada, ser-i sülük noktasında kemale ermedi. Ne zaman erdi? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri vefat edince, kılıcını çektik, kimse ona ölü demesin dedi. Hazreti Ebubekir Efendimiz dedi ki, Dur ya Ömer, biz hiç ölmeyecek olan, diri olan Allah'a iman ettikten.
O zaman ne oldu? Bekaya geçti. Kendisi de diyor zaten, vücudumda ılık bir şeyin dolaştığını hissettim. Allah cümlemize nasip eylesin inşallah.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.