mustafaozbag.org

598. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 8 Şubat 2019 · 53:01

Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Gündüzünüz hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Derviş kardeşlerimize rüyalarımızı anlatabilir miyiz? Daha önce size veya rüya yorumlayan abilerimize mi anlatmamız gerekir? Bu konudaki adab nasıldır? Yani böyle bu rüyalar ulu ortağı herkese anlatılınca, bu bir de o rüyayı görenler kendilerince, kendi dairesinde kendilerine önem atfettiriyorlar. Sıkıntı bu. Veyahut da işte böyle bir kısım derviş kardeşler, o böyle rüya anlatan kardeşe böyle daha önemliymiş gibi davranış içerisinde bulunuyorlar.
Bu yönden sıkıntılı. Yoksa rüya anlatılır, ehline anlatmakta muhakkak hadiste sabit gerekir. Ama hani derviş kardeşler zaten bu yolun içindeler, hani onlara da anlatılabilir desek, mesela bir kısmı kendince rüya yormaya kalkıyor. Veyahut da işte birine rüyasını anlatacak. Böyle bir problem, sıkıntılar, sakıncalar çıkıyor. Sonuçta ehlini anlatacak, bir ehlini anlatacak deyince bir kimse ya başındaki zakiri anlatır, ya da bu konuda rüya yoran yorumuyla alakalı müsaade edilen veya dinlenilmesiyle alakalı müsaade edilen kimseler varsa, onlara anlatılır. Bu bizde çok, böyle bir şeyin olacağını tahmin etmiyorum ama değişik bizim eski zamandan kalma şeyler var.
Tecrübeler var. O yüzden o tecrübelerin ışığı içerisinde, Şeyh Efendi Hazretleri de Allah rahmet eylesin, öyle herkese rüya anlatılmasını, hal anlatılmasını istemezdi. O yüzden dergahın içerisinde rüya ve hal anlatılan, onun haricinde bir tek bu fakir vardı, başka kimsede yoktu. Bir normalde işte zakirlere, mesela Ahmet Duran abiye dinletirdi, onun o sona. Başka benim bildiğim yoktu, varsa da ben bilmiyorum. O yüzden rüyaların böyle önce ehline, zakire veya dinlenilen kimselere anlatılmasında fayda var. Ve öyle olması lazım. Edeb, adab bu. O edeb, adaba kardeşler riayet etsinler. Onlara anlattıktan sonra, bu rüyanı kardeşlerle paylaşabilirsin, anlatabilirsin denilirse, o kimse o rüyayı kardeşleriyle ona anlatabilir, paylaşabilir.
Mübeşşirattan olan rüyalar vardır. Müjdeci rüyalar. Şahsın kendisini değil, cemaati ilgilendirir. Şahsın kendisini değil, ülkeyi ilgilendirir. Şahsın kendisini değil, bütün ümmeti Muhammed'i ilgilendirir. Böyle rüyalar vardır. Bu rüya normalde ehli onu dinler, onu dinledikten sonra bu rüyanı anlatabilirsin dediğinde, o kardeş kendi nefsine paye vermeden, bu böyle ulak gibi, haberci gibi, yani onun üzerinden frekans, radyo frekansı gibi, bunun yayınlama vazifesi sana verilmiş.
Sen bu rüyayı anlat. Kendini öyle görüp anlatabilir. Ama yine nefsine paye çıkarırsa, Allah muhafaza eylesin, sıkıntı olur. Şii ve Sünnilik ayrımı tam olarak nasıl oluşmuştur? Bunların çok tarihsel boyutları vardır. Tarihsel siyasi boyutları vardır. Öyle söyleyelim. Bu tarihsel siyasi boyutları içerisinde, bunlar böyle tarih içerisinde, zaman içerisinde, ilk önce küçücük bir şeydir. Ama bunlar büyütüldükçe, büyük bir yol ayrımı çıkar. Bu şuna benzer. İşte Bursa'nın meydanına, kent meydanına gidersin, Ankara'ya gidiş yoluyla, İstanbul'a gidiş yoluyla, İzmir'e gidiş yoluyla, Bursa'ya çıkış yolu arasında, merkezde, aralarında 5'er, 10'ar metre fark vardır. Merkezde.
5 metre o tarafa gittiğinde, Ankara'ya gidersin, 5 metre daha geçersen İstanbul'a, 5 metre daha geçersen İzmir'e gidersin, 5 metre daha dolaşsan, Bursa'nın merkezine gidersin. Şimdi bazı şeylerde, başlangıçta, bu farklılıklar belli olmaz. Küçük nüans gibidir bu. Ama o küçük nüans gibi görünen şey, yol aldıkça, birisi bir tarafta kalır, birisi bir tarafta kalır. İstikametleri ve menzilleri değişir. Şii ve sünni ayrımı da, Allah'u alem böyle olmuştur. Küçük nüans farklılığı vardır, yolun başında, ama zaman içerisinde, bu nüans farklılıkları, çok farklı bir noktaya gitmişler. Otursanız, konuşsanız, onlar da kendilerince Müslümanlar, Vahabilerle de otursanız, konuşsanız, onlar da Müslüman, işte Şii ile oturup konuşsanız, Müslüman, harici ile oturup konuşsanız, Müslüman, işte ne bileyim, daha değişik bir sürü gruplar var, bu noktada.
Onlarla oturup konuşsanız, Müslüman. Ama burada, normalde, kendilerini sünni olarak tanımlayan kimseler, kendilerini Kur'an ve sünnetin özü olduğunu, doğru olduğuna inanıyorlar. Bir Şia'ya gitseniz, söyleseniz, o da kendini doğru olarak görüyor. Bir Vahabi'ye gitseniz, sorsanız, o da kendisini doğru olarak görüyor. Veyahut da işte, bir Mısır'daki, Vahabi, Selefi'yi kimseye söyleseniz, o kendini doğru olarak görüyor.
Veyahut da Mısır'daki, işte Müslüman kardeşler, kendilerini siyasi olarak, ilmi olarak, kendilerini doğru noktada görüyorlar. Yani İslam dünyasının, veyahut da Hristiyan dünyasının, veyahut da Musevi dünyasının, en büyük ortak sıkıntılarından birisi bu. Bütün klikler, bütün mezhepler, bütün meşrepler, kendilerini en doğru noktada görüyor. Bugün bir, mesela bir üstada gitseniz, o kendi yolunun, en doğru olduğunu söyleyecek. Veyah, bir tarikata gitseniz, işte bir cemaate gitseniz, hepsi de kendilerinin, yollarının doğru olduğunu, en doğru kendisinin olduğunu, hatta bazıları, daha da ileri gidecektir, kendisinden başka doğru tanımayacaktır. Diyecektir ki, bizden başka doğru yok.
Ya, bu 73 fırka var ya, evet, 72 dışarıda kaldı, bir tanesi biziz diyecek. Bunu söyleyen ben, ehli tarikatlarla, bunu söyleyen değişik cemaatlarla, müntesip kimselerle, görüştüm. yani İslam dünyasının da, çaylarınız için, İslam dünyasının da, ne bileyim işte, diğer inanç sahiplerinin de, hepsinin de, ortak sıkıntısı, veyahut da, ortak zenginliği bu. Şimdi, normalde eğer ki, biz bunları bir zenginlik olarak görsek, tekfir etmesek, bu noktada, veyahut da, birey olarak, şahıs olarak, topluluk olarak, isim vererek de, tekfir etmesek, ölçüleri koysak, oturtursak, orta yere, belki de, makul noktada, bu insanlar, birbirleriyle buluşacaklar, görüşecekler, konuşacaklar, problemlerini halledecekler, belki de.
Yani, biz nerede hata yapıyoruz, biz nerede ifrata düştük, biz nerede tefrite düştük, biz nerede sıkıntıya düştük, bunu nasıl çözümleyebiliriz, bunu nasıl halledebiliriz diye, belki de ortak noktalar buluşulacak. Ama ne yazık ki, işin içerisine devlet sistemleri, işin içerisine uluslararası oyunlar, uluslararası tezgahlar, işin içerisine uluslararası oyunların, tezgahların pençesine düşmüş, İslam ümmetinin başında, idareci olan devlet başkanları, krallar, ne bilemiş de, adına ne derseniz deyin, onlar, bu işin içerisine,
buradan nemalanan, şeyh efendiler, hoca efendiler, movvalar, ayetullahlar, bunun hepsini de katalım içerisine. Bunlar da işin içerisine girince, bu iş çözümsüzlüğe gidiyor. Herkesin kendince bir hiyerarşisi, kendince bir konumu, durumu, emrettiği, etrafında döndürdüğü, bir yapısı var. hiç kimse bu yapısından vazgeçmek, bu yapısından geri dönmek, bu yapısını, ne bileyim işte, bu yapıda, kendi özelliğini veya, kendi kurum özelliklerini, kaybetmek istemiyor. Büyük bir sıkıntı bu. Yoksa, Şii'miş, Sünni'miş, Vahabi'miş, işte, adı şuymuş, buymuş, bunların hepsini de, bir şekilde, veyahut da, Kadiri'miş, Rufa'ymiş, Bedevi'miş, Mevlevi'miş, Şafi'miş, Malik'i'miş, Hanbeli'miş, Hanefi'miş, yani, bunları normalde, ortak noktalarda, yani, yine, bunu yok etmek mümkün değil.
Küçük ayrıntıları yok etmek, küçük inanışları yok etmek, veyahut da, böyle bir, felsefi, farklılıkları, renkleri yok etmek, bu mümkün değil. Zaten yok olmasını da istemiyorum zaten. Bir de işin bu tarafı var. Yani normalde, o zenginliği kaybetmek, tek renkliliğe bürünmek, o farklı fikirlerin, farklı düşüncelerin, farklı iştahatların çıkmasını önlemek, bunlar İslam dünyası için, sıkıntılı şeylerdir. İslam'ın, inanç olarak, inanç olarak, kelam olarak, kendisini yenilemesi, fıkıh olarak, iştahat olarak, kendisini yenilemesi, bunun durdurulmaması için, muhakkak ki, belirli şeyler, gerekli ve lazım. Bunu devletler, farklı noktalarda görebilir, farklı noktalarda, düşünebilir, ama, yani mesela, örneğin, bunu eleştiri için, söylemiyorum.
Bakın, bunu eleştiri için, söylemiyorum. Bir şey olarak, söyleyeceğim şimdi. İşte, peygamberliğini, ilan eden, peygamberlik, iddiasında bulunan, bir evrenası oğlu var. Öyle değil mi? Hadi gelin ben sizi, 1400 yıl öncesine götüreyim. Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerinin zamanında, müselleme tür kezzap var mı? Var. Ya neden kezzap, yalancı demek. Yalancı bir peygamber çıkmış. Peygamberlik, iddia ediyor. Kimin zamanında? Hz. Muhammed Mustafa'nın, sağlığında. Sağ, peygamber orada oturuyor. peygamber oturuyor orada. Ve Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri, peygamberlik, iddiasında bulunan, kimseye, savaş açmıyor.
Peygamberlik, iddiasında bulunan, kimseyin, kılıcını çekmiyor. Size, bu benim söylemim, tuhaf gelir şimdi. Bakın, bu söylemim, tuhaf gelir. Yani, benim yaşım, 58, ben bu adamı, 30 yaşından beri tanıyorum. 28 yıl. 28 yıldan beri, bu kimse, peygamberlik iddiasında. 28 yıldan beri, bunun televizyon kurmasına, medyada, normalde yayın yapmasına, her türlü faaliyetlerine, müsaade edeceksiniz, seslenmeyeceksiniz, televizyonlara çıkaracaksınız, konuşturacaksınız. Bu adamın, uluslararası medyada, televizyonu var. Uluslararası medyada, televizyonu olduğunu da, bileceksiniz. İnternette, bir sürü sayfaları var.
Onları da, bileceksiniz. Sonra, geleceğiniz, bu kimsenin, bu uluslararası, medyatinin, medya durumunun, yasaklanması için, müracaat edeceksiniz. Koca diyanet. Koskoca diyanet. Ben diyanet olmuş olsam, utanırım kendimden, o adamı yasaklamaya. Ben öylesine deliller getiririm, öylesine, öylesine deliller getiririm, o adamı, ilmen, ilmen, fıkıhen, çok affedersiniz, cacını çıkarırım. Biz, bu halimizle, biz bir iki sohbet yaptık, onun adına.
Bir tanesi cevap veremedi. Bir tanesi cevap veremedi. Cevap vermeye çalışanlar oldu. Dedim, ağanız gelsin. Ayetler bunlar, hadisler bunlar. Yarın öbür gün, diyanetin, çizdiği yolun, haricinde, bir fikir, ortaya çıkarsa, diyanet, onunla mı yasaklayacak?
Hz. Muhammed Mustafa'nın, yasaklamadığı, Hz. Muhammed Mustafa'nın, engellemediği, Hz. Muhammed Mustafa'nın, yapmadığını, kim cesaret edip de, din adına yapabilir? Bakın, mesele farklı.
Buradaki mesele şu, bir kimse, kendisini, peygamberlik iddiasıyla, iddialandırabilir. Siz, onu yasaklayamazsınız. Din adına yasaklayamazsınız. Neden? Yasaklayacak olsaydı, Hz. Muhammed Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem, yasaklardı. Meseleyi bu açıdan, bakan var mı Türkiye'de? Yok. Herkes alkışlıyor şimdi. İyi, yarın öbür gün, Şafili yasaklarsa, ne yapacaksınız? Derse ki, Hanefi de, Şafi de, Maliki de, Hanbeli de, yasak. E, ben diyanet olarak, yeni bir, kitap çıkardım, yeni bir fıkıh çıkardım, herkes buna tabi olacak, derse, ne yapacaksınız?
Ne yapacak bu insanlar? Alkışlayacak mı herkes yine? Alkışlarsa ilim, nereye kadar gidecek? Yeni iştahatları kim getirecek? Veya var olan iştahatları kim eleştirecek? İmam-ı Azam bir iştahat getirmiş, İmam Muhammed ona farklı iştahat getirmiş, İmam Yusuf ona farklı iştahat getirmiş. Meclisinden çıkın gidin dememiş onlara. İkisi birleşince onlara uyun demiş. Koca İmam-ı Azam, benim dediğim doğru demiyor. Bunun ikisi bir yerde ittifak ederse diyor, bunlara uyun. Muhteşemliğe bak. Ben sadece şunu söylüyorum, dinle Kur'an Sünnet. Canım kardeşlerim, Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin, kendi zamanında, kendi çağında, kendi döneminde, örneği var olup da, yasaklamadığı, haram kılmadığı bir şeyi, hiç kimsenin onu yasaklaması ve haram kılması, hakkı değildir.
Hakkı değil. Ona ilmen, mücadele et onunla. Otur ilmen, mücadele et. Diyanetin televizyonu var. Çağır Diyanetin televizyona. Açıktan yayın et. Ey kendisini Peygamber ilan eden, gel kardeşim, burada konuşalım, anlaşalım. Aha, meydan burası desin. Eyvallah. Yasaklamak yok. Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, yasaklamamış. Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin, yasakladığı şeyleri, mahkemeye götürmüyorlar. Fuhuş, yasak kardeşim, git müracaat et.
De ki, fuhuş yapılan evlerin kapanmasına. Hoş geldin 23 Nisan. Gene Mustafa Özbağ'a canları sıkılacak herkesin. Ayetle, hadisle, imamların iştahı ile, yasak kardeşim. Bir kadın, günde bilmem kaç tane erkekle, fuhuş yapamaz. Bir tanesiyle dahi yapamaz. Bir erkek, bilmem ne evlerine gidip, fuhuş yapamaz. Yapamaz. Yasak kardeşim, yasak. Faiz yasak, fuhuş yasak, içki yasak, haram kardeşim. Haram. Uyuşturucu haram. Hırsızlık haram. Kumar oynamak, oynatmak haram. İçki içmek, içirmek haram.
Eşcinsellik haram kardeşim. Büyük günahı kebahir bunlar. Bunların yasak olması için, bu insanlar, neden imza toplamazlar? Bunların yasak olması için, bu insanlar, neden demokratik haklarını kullanıp, miting yapmazlar? Bu Müslümanlar, bunların yasaklanması için, neden yollara düşmezler? Neden siyasetçilerine bunları sormazlar? Allah'ın dini, ekmeğiniz kadar kıymetli değil mi? Allah'ın dini, maaşlarınız kadar kıymetli değil mi? Emeklilik günleriniz kadar kıymetli değil mi? Fabrikalarınız kadar, evleriniz kadar, eşleriniz kadar, çocuklarınız kadar, sokaklarınız kadar kıymetli değil mi Allah'ın dini?
Neden hangi partiden gelirse gelsin, siyasetçilerinizden, Allah'ın yasakladığı, haram kıldığı, yemede, içmede, giymede, hukukta olan şeyleri, onlardan istemiyorsunuz? İstemeyiz. Neden? Şeytan aldatır bizi. Şeytan kandırır bizi. Yolumuzu ne zaman yapacaksınız? Yolun batsın senin. Yolun batsın. Neden? Gelecek neslimiz elden gidiyor. Çok basit. Allah'ın haram kıldıklarını, yasakladıklarının, yasaklanması için neden mücadele etmez? Diyaneti, imamlar, şeyh efendiler, alimler, bu halk.
Neden? Kızıyorlar ben böyle söyleyince. Ne kızıyorsun kardeşim? Bir gecede alacağın parayı düşünme. Dinini düşün. Bir gecede ben kaç para para alacağım? Aman televizyon sahibine şirin görüneyim. Aman belediye başkanlarına şirin görüneyim. Aman şu vakfa şirin görüneyim. Aman bu paratörlere şirin görüneyim. Aman bu zenginlere şirin görüneyim. Aman bu siyasi çerçeveye, çevreye şirin görüneyim. Aman bürokratları şirin görüneyim diye ağzınızı, dilinizi yumduğunuz, ağzınızı, dilinizi değiştirdiniz, yamulttunuz yetmiyor. Bir de siz dininizi, ayetlerinizi yamulttuyorsunuz. Eğip büküyorsunuz. Ondan sonra başında acayip bir sarıklı adam böyle diyor.
Böyle diyecek. Desene ben para almadan konuşuyorum diye. Diyemez. Dese ya alimler, şeyh efendiler, hoca efendiler, biz dini Allah için anlatıyoruz, Allah için söylüyoruz, Allah için yollardayız deseler ya. Diyemezler. Ama bakın yasak mı bunlar? Yasak. Bir devletin elinde genel ev mi olurmuş? Yarın öbür gün senin bacını satarsa, yarın öbür gün senin kardeşini satarsa, yarın öbür gün senin akrabanı satarsa, yarın öbür gün senin akrabandan birisi oraya giderse, devlet eliyle mi satılır bu? Malbara sigarası mı satıyorsun?
Malbara sigarasını dahi paketliyor, üzerindeki resmi çiziyor, siliyor, neden alışmasın bu insanlar diyor, doğru yapıyor. Fuhuşu neden yasaklamıyorsun kardeşim? İçkiyi neden yasaklamıyorsun canım kardeşim benim? Neden bunun için alimi, uleması, hoca efendisi, şeyh efendisi, Müslümanlar yollara düşmezler? Neden hani meşhur dedikleri demokratik haklarını kullanmazlar?
Haram kardeşim, haram istemiyoruz. Gelecek nesillerimizi korumak istiyoruz. Gelecek nesillerimizi haramdan uzaklaştırmak istiyoruz. Sigara kadar içki de haram. İçki kadar faiz de haram. Faiz kadar fuhuş da haram. Fuhuşun içerisinde eşcinsellik, fuhuş da haram. Haram kardeşim. Neden istemeyiz? İstemeyiz. Ama otururuz mesela Şia'yla Sünni'nin arasındaki farklar nedir? Aa ne yapayım? İstemiyorum ya. Ha ben Şia olayım bu gece ya. Ne yapacaksınız? Ne yapacaksınız? Şia'da içki helal mi? Şia'da fuhuş helal mi?
Şia'da uyuşturucu helal mi? Şia'da namaz farz değil mi? Şia'da oruç farz değil mi? Oturmuş koca koca. Ben bu soruyu soran kardeş için söylemiyorum. Oturmuş koca koca insanlar bunlarla uğraşıyor. Bunlarla uğraşma kardeşim. Benim gelecek neslimi teminat altına al. Devlet odur ki tebaasının namusunu, tebaasının aklını, tebaasının dinini, tebaasının canını, tebaasının malını korumakla vazifelidir.
Devlet budur. Devletin ana görevidir. Tekrar söylüyorum. Devletin ana görevi. Tebaasının namusunu, tebaasının aklını, tebaasının dinini. Tebaasının canını, tebaasının malını korumakla mükelleftir. Devlet bunun için vardır. İnsanlar kendi kendilerine anarşi çıkartmasınlar diye devlet bunları teminat altına alır. Der ki tebaasına ey tebaa senin namusun benim emniyetim altında. Hadi buyurun bizim namusumuz kimin elinde? Devlet benim namusumu koruması gerekirken bilmem ne evi açmış. Çalıştırıyor.
Hani koruyacaktın ya? Devlet benim aklımı korumakla mükellef. Bu içki ne kardeşim her yerde var. Benim aklımı korumakla mükellef. Benim gelecek neslimin aklını korumakla mükellef. Ülkede uyuşturucu 10 yıl içerisinde, bakın %5-10 değil, %1760, %1700, fuhuş %735. Aklımı koruyamadı.
Namusumu da koruyamadı. Ne kaldı? Dinim. Hadis inkarcıları, ayet inkarcıları, köpekleri salmışlar, taşları bağlamışlar. O peygamberlik ilan etti. Açıktan öbürkü de peygamberlik ilan etti. Hadisleri inkar ediyor. Onu ne yasaklamıyor ülkenin içinde? Hadi ona da bir şey yazsın. Mahkemeden karar çıkarttırsın. Desin ki, hadis inkarcılarını televizyonlara çıkmasına, medyada görülmesini yasaklasın. Yasaklasa ya. Dinin korunması da gitti. Aklın korunması gitti. Malın korunması zaten yok. Siz şimdi diyeceksiniz ki var.
Nerede var kardeşim? Ticaret yapıyor. Bankalar herkese çek veriyor. Adam ticaret yapıyor. Ardından bir Concordo'da ilan ediyor. Adamın ne? Malı gitti adamın. Tüccarlar karşıdaki firmalar Concordo'da ilan edecek diye ticaret yapmıyor şu anda. Adam çok basit. Karşıdaki kimse doğuruyor. Pırasa doğrar gibi. Ondan sonra bir Concordo'da ilan ediyor. Bir Concordo'da kararı çıkarıyor. Ne kadar adamın dışarı borcu var? 5 trilyon, 6 trilyon, 20 trilyon, 50 trilyon, 100 trilyon. Bitti al alabilirsen. Malı korudu mu onu da korumadı. Boş verin kardeşler. Siz Şia ile Sünni'nin arasındaki farka bakmayın. Bunlar bizim işimiz değil zaten.
Bizim işimiz ne? Allah'ın haram ettikleri, yasakladıkları. Biz kendi dairemizde, kendi içimizde Allah'ın yasaklarını uygulamıyoruz. Şia ile ne işimiz var? Allah bizi affetsin. Ruhlarımız yaratıldığında Allah cennete veya cehenneme gideceğimizi biliyordu. Peki dünya hayatının buradaki önemi nedir? Şahitlenmeniz için gönderdik diyor. Kendi kendimize şahit oluyoruz. Ayet-i Kerime'de diyor ki, eğer biz sizi direkt ruhlar aleminden cennetlik, cehennemlik ayırmış olsaydık, siz derdiniz ki diyor, bizi dünyaya göndereydin, biz cehennemlik amal işleyenlerden olmazdık. Namazda son oturuşta Rabbena atine, Rabbena fili duasından sonra, Rabbicil, Anne duasını okumakta bir sıkıntı olur mu?
Siz sünnete uyun, Hanefiyseniz Hanefilere uyun. Bir bayan içinde bir kötülük olmadan, karşı cins biriyle konuştuğunda, herhangi bir konuda erkek art niyetli düşündüğünde, bayan onu günaha teşvik etmiş gibi olur mu? Yoksa karşı tarafın günahının sorunlu değil miyiz? Siz karşı tarafla zorunluluk hallerinde konuşun. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir, Kur'an'ı güzel sesle ve ahenkle okumayan bizden değildir.
Ben Kur'an'ı Arapça harflerle okumayı sizden ders aldıktan sonra öğrendim. Ders kağıdımda okunabildiği kadar Kur'an okunur yazılıydı. Kur'an'ı tecvid ile, kıraat ile okumayı arzu ediyorum. Yoğun olduğum için, zaman ayıracak vaktim olmadığı için, herhangi bir kursa gidemiyorum. Kur'an'ı güzel sesle ve ahenkle okuyamadığım için, yukarıdaki hadise göre, ben Müslüman değil miyim? Değil kardeşim, o manada değil o. Kendi kendine yorma hadisleri. Mübarek insan. Kur'an'ı Kerim'i güzel okumaya gayret et inşallah. Vefat edenlerin resimlerini sosyal medyada paylaşıyorlar. Bu beni rahatsız ediyor. Öyle azaptır diye öğretilmişti bize. Dini boyutunu öğrenebilir miyim? Sen paylaşma. Mersin'de oturan ablam eşiyle 25 senedir evli.
Eşi sürekli bahis oynuyor, tefecilik yapıyor. Yedi çocuğu var, zina yapıyor. Ablam bu haramdan nasıl kurtulabilir? Allah yardımcısı olsun, Cenab-ı Hak kurtarsın inşallah. Mehdi gelmesi beklenen kurtarıcı, kimisi geldi diyor. Nasıl anlayacağız? Milletlerce insanın arasında nasıl yaşıyor, yiyor, içiyor mu? Çarşıda, pazarda geziyor diyorlar. Dünyada görevinin başında diyorlar. Allah için hizmet ediyor fakat kendini bilmiyor diyorlar. Biz onu nasıl tanıyacağız? Sizin onu bildiğinizi hissediyorum. Hz. Muhammed Aleyhisselam onu gerçekten görmüş gibi bize alametlerini bildirmiş. İsa Aleyhisselam gelince mi biz onu tanıyacağız? Herkes bir şey söylüyor. Madem gezip dolaştığını biliyorlarmış da, madem gezip dolaşıyormuş ne gidip tanışmıyorlar, göstermiyorlar.
Bunlar, ben sufi hayatla tanıştığımdan beri 30 yıldır dinlediğim şeyler. 30 yıldır. Ha çıktı, ha çıkıyor. Eyvallah. Bir ara dediler İstanbul'da yaşıyor. Ben de dedim ya İsa nerede? Çünkü ardı ardına çıkacak onlar. İsa Aleyhisselam nerede? Buna cevap bulamayınca neymiş? İsa Aleyhisselam Mecnun gibi İstanbul sokaklarında köprü altlarında dolaşıyormuş. Böyle saçmalık olur mu? Evet canım kardeşlerim. Mehdi Aleyhisselam çıkacak. Ne zaman çıkacağını bilmiyoruz. Zuhur edecek. Bir hadis-i şerifte kıyamete 7 gün kalsa da diyor o zuhur edecek.
Belki de kıyamete 7 gün kala zuhur edecek. Belki de kıyamete 70 yıl varken zuhur edecek. Bilmiyoruz. Muhakkak ki Mehdi zuhur edecek. Muhakkak. Bunu bütün peygamberler Adem'den itibaren söylemişler. Bu konuda hiç şüphe yok. Bakın Adem Aleyhisselam'dan itibaren bütün peygamberler ümmetlerini Mehdi'yle müjdeleyip Deccal'la korkutmuşlar. Mehdi'yle müjdeleyip Deccal'la korkutmuşlar. Bütün insanlar oturmuşlar. Herkes. Tarikatlar, cemaatler.
Ümmet-i Muhammed'e bir Mehdi pompalanıyor. Ben başlayayım mı sıralama Mehdileri? Bakın ilk Mehdi sıralaması menzildeki ölen Muhammed Raşit Erol müydü adı? O'ydu. Bütün menzil cemaati diyordu ki Mehdi. Ondan önceki Mehdi neydi? Bediüzzaman Said-i Nursi'ydi. Ben daha namaza başlamamıştım. Bayındır'daki yeni Asyacı grup Bediüzzaman'ı bir kısmı Bediüzzaman'ı Mehdi diyordu. Daha ilerisini söyleyeyim size. Süleyman Demirel'in dahi Mehdi olduğunu söyleniyordu. Süleyman Demirel'in. Mason, koca mason. 33 dereceli koca mason. Onun dahi bu insanlara Mehdi diye itekliyorlardı.
Böyle seçim zamanları gelirken bir Mehdi furyası başlar. Bakın ben Mehdi olarak bana cemaati veya tarikatı veya etrafı tarafından Mehdi olarak bana lanse edilenler. Bir, Bediüzzaman Said-i Nursi. İki, Süleyman Demirel. Üç, menzildeki Muhammed Raşit Erol. Bakın bana Mehdi olarak söylenenler. Adnan içeride şimdi. Ankara Havaları oynayan Adnan. İçeride Adnan, Mehdi, Evronos. Bir Mehdi, bir Nebi. Erbakan Hoca, Mehdi. Evet. Diyorlardı ki Mehdi. Ben diyordum yapmayın kardeşim ya söylemeyin böyle. Yok diyorlardı Mehdi siz görmüyorsunuz.
Mehdi. Bu son seçimlerde oynadılar. Ne? Şeyde Tayyip Erdoğan'la Mehdi. Ondan önce ne? Fethullah Gülen, Mehdi. Cemaatin kendi içindeki de bazı kimseler onun mehdiliğine inanıyordu. Sıralayın mı daha? Bizim içimizde dair bir arkadaş kendi mehdiliğini ilan etti ya. O da Mehdi. Bizim Bayındır'da da vardı birkaç tane Mehdi. Bizim Bayındır mümüt toprak zaten. Her şehre gitseniz her şehirde kendince bir Mehdi, Mehdi'si var ilan ediyor. Ama deli, ama veli, ama Mehdi. Var. Gına geldi artık buraya. Gına geldi.
Şimdi kızacaklar ama yani baya oluyor birkaç yıl oluyor. Mahmud Efendi'nin cemaatından da birisi. Mehdi diyor. Mahmud Efendi için. Bunların hepsi de şöyle diyeceğim. Kendi cemaatlerinin ve kendi topluluklarının mehdisi olarak anılıyorsa, zikrediliyorsa, eyvallah. Eyvallah kardeşim. Söyleyecek lafım yok o zaman. Ama yok. O beklenen bütün ümmete gelecek olan, gönderilecek olan mehdi olarak tanımlanıyorsa, e burada sıkıntı var ya. Yapmayın. Yapmayın. Birisinin hidayetine vesile olan onun mehdisi olabilir. Eyvallah. Eyvallah. Ama Allah muhafaza eylesin. Rabbim cümlemizi korusun inşallah.
Yine bir hadis okuyalım Allah'ın izninden inşallah. Biz hadislere sımsıkı yapışalım. Biz Kur'an-ı Kerim'e sımsıkı yapışalım. Biz iştahat olarak bir fıkıh halimine sımsıkı yapışalım. Biz suf isek, herkes, kendince, üstadı kimse, ona sımsıkı yapışsın. Onun için kurtuluş budur. Bırakın. Ciddi ciddi söylüyorum. Bizim eski kardeşler bu muhabbetleri iyi bilirler. Yani bir 94'te çıkacaktı. Olmadı 98'e ertelendi. Olmadı 2001'e ertelendi. Sonra da Şeyh Efendi vefat etti. Biz bunu yaşamış bir topluluğuz. Bunu böyle söylemek istemezdim.
Rüyanızda görebilirsiniz. Haktır. Halinizde görebilirsiniz. Haktır. Şimdi dervişler, sufiler, öyle bazen cendereye düşerler. O cendereye düştüklerinde, Cenab-ı Hak onları manevi bir kapı aralar. Bir Mehdi'yi görür. Bir üstadını görür. Bir pire efendileri görür. Hani az kaldı. Dayan. Biraz daha onun maneviyatı yüksekse, peygamberlerden bir kimseyi görür. Biraz daha yüksekse, İsa Aleyhisselam'ı görür. Onlar böyle bir manevi, biz öyle söyleyeyim, bir kapı aralamak.
Manevi olarak hani ona bir moral olsun. Manevi olarak bir direnç olsun. Hani Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri o kadar çok baskı altında, o kadar çok baskı altındaydı ki, hicretten önce. Hz. Hatice annemiz vefat etti. Müslümanlar hicret ediyorlar dışarı. Eziyet ediyorlar. Her türlü eziyet var. Her türlü baskı var. Ortalık toz duman götürüyor. Kaos ki kaos. O esnada, Cenab-ı Hak ona, miracın kapılarını açıyor. Öyle bir zamanda. Öyle bir zamanda, miracın kapılarını açıyor, o sıkıntıların ve dünyanın ehemmiyeti kalmıyor. Bu onun gibi bir şeydir.
Bir sufi topluluk, bir sufi, böyle bir cendereden geçer. Bizim veya İslami topluluklar, cemaatler, tarikatlar, Allah yolunda koşuşturanlar, bir cendereden geçer. Böyle bir darboğazdan geçer. Arkan firavun, önün deniz. Yaşanır bunlar. Firavun askerleriyle, her şeyle sana saldırır. Gidecek bir yerin, sığınacak bir tarafın kalmaz. Yapacak bir şeyin kalmaz. O esnada, Cenab-ı Hak sana, bir manevi pencere açar. Sana bir manevi kapı aralar. O manevi kapıdan, o manevi pencereden, sen bir nefes alırsın. Sıkıntılarının anlamsızlığı, veya sıkıntılarının gerekli olduğu, o cenderenin anlamsızlığı, veyahut da, o cenderenin, o manevi kapıya, bir aralık olduğu, o manevi kapıya, bir sıçrama tahtası olduğu, o manevi perdeye, bir atlama perdesi olduğunu görürsün.
Ama isyan etmezsin. Mücadeleye devam edersin. Burnun kanar, ertesi gün gözün kanar, ertesi gün yüreğin kanar, ertesi gün kolun kısar, ertesi gün bacağın kısar, ertesi gün gövden kısar, ertesi gün bir başkaları kısar. Bunlar yaşanır. Sufi hareketlerde bunlar vardır. Allah için yaşanan, Allah'a doğru koşulan yerlerde bunlar vardır. Bir topluluk, gerçekten Allah için uğraşıyorsa, Allah için yaşıyorsa, o toplulukta sıkıntı olması gerekir. Bir birey, Allah için koşuyorsa, Allah için yaşıyorsa, onun başında bir sıkıntı olması gerekir. Eğer onun başında bir sıkıntı yoksa, kendi kendine dikkat etsin. Samimiyetine dikkat etsin, yoluna dikkat etsin, varsa şeyhine dikkat etsin, varsa cemaatine dikkat etsin, etsin.
Böyle bir cenderenin içerisinde, Cenab-ı Hakk'ın sıçrama tahtasıdır o cendere. Bunlar yaşanır, ve bunlar o sıkıntının içerisinde, Mehtal-i Resul'u görür. Mehtal-i Resul der ki, sabret, dayan, az kaldı, geliyoruz. Sen sabah olduğunda, vatan kurtarmış, kahraman gibi olursun. Dersin ki ya geliyor, nefesini duydum, sözünü duydum, kendisini gördüm. Hangi sıkıntı beni durdurabilir? Hangi sıkıntı benim yoluma engel olabilir dersin? Sabahleyin, şimşek gibi, fişek gibi yürürsün yoluna. Eyvallah. Teşvik, müjde, mübeşşirat, o sıkıntının, o problemin, o darboğazın, Allah için yaşandığına işarettir. Bir ümittir bu.
Kendi kendine dersin ki, doğru yoldasın, yürü. Veyahut da işte, ölmüş şeyhefendilerden birisini görürsün, pirefendilerden birisini görürsün, Yahya Aleyhisselam'ı görürsün, Yakup'ı görürsün, sıkıntının içinde. İbrahim'i görürsün, ateşin içerisinde, sana tebessüm eder. Senin yaşadığın ne ki diye. Utanırsın kendi yaşadığından. Başımı nereye sokayım, nereye gömeyim dersin? İbrahim misin ki de, dersin kendi kendine. E Musa'yı görürsün, arkasında Filom'un ve askerleri önünde, der ya. Olmadı, yanı başındaki kimselerin, Musa'ya ihanetini görürsün. Hepsi de ayrı telden çalıyor. Dersin ki ya, bir peygambere ayrı telden çalmışlar.
Sen kimsin ki? Koca nebiye ayrı telden çalmışlar. Sen kimsin dersin, sabah olduğunda kendine geldiğinde. Bunlar yaşanır. Bunlar manevi birer haldir. Manevi birer penceredir. Ümit kapısıdır, mübeşşirat kapısıdır. Yoluna delildir, sana delildir, sıkıntına delildir, probleme delildir. Delildir her şeyine senin. Sen bu sefer duvara inandığın gibi inanırsın. Masaya inandığın gibi inanırsın. Dersin ki yolum hak, gidişim hak, menzilim hak, varışım hak, nefesim hak. Yürü. Tekrar toparlanırsın, yenilenirsin. Ama kalkıp da bunu, kardeşler, Mehdi'yi gördüm, yakında çıkacak. bekleyin. Üç senesi var. Bekleyin.
Beş senesi var. Bekleme kardeş. Yürü. Sıkıntının üstüne yürü. Ateşin üstüne yürü. Yürü. Allah için yürü. Yürü. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem için yürü. Yürü. Din-i mübin için yürü. Dosdoğru ol. Sözün hak olsun. Yürüyüşün hak olsun. Duyuşun hak olsun. Seyircisin hak olsun. Kalbine gelen hak olsun. Yürü. Hak seninle. Bırak. Peygamberler alkışlasın seni. Bırak. Melekler alkışlasın seni. Bekleme hiçbir şey. Bekleme. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sancağını gördüğün yere kadar yürü. O sancak önde sen arkada. Yürü.
Yürümekle gidiyor bu işler. Bin bir tane mehdi gelsin yolunun etrafında dizilsin senin. Desinler ki biz Adem'den beri biz filanca zamanın mehdisiyiz. Biz filanca zamanın mehdisiyiz. Mehdileri o zaman tanı. O zaman dersin ki evet. Her zamanın bir mehdisi varmış. O zaman anlarsın. Ondan sonra demezsin. İki yıl sonra çıkacak. Üç yıl sonra çıkacak diye. Neden? İki yıl sonra çıkacak olan da kendi zamanının mehdisidir. O makam boş kalmaz. Sen yürü. Yıllar önce söylediğim bir laf vardı. Tekrar söyleyeceğim. Mehdi çıktı.
Evlerinizi bırakıp gidebileceksiniz mi? Mehdi çıktı sıcak yataklarınızı bırakıp gideceksiniz mi? Mehdi çıktı. Gül kokulu çocuklarınızı koklamadan gidebilecek misiniz? Mehdi çıktı. İki gün, üç gün üst üste derse gidip çocuğunuzu hiç görmediğiniz zaman oldu mu? Dört gün, beş gün üst üste derse gidip çocuğunuzu sizin simanızı unuttuğu zaman oldu mu?
Beş gün, on gün, on beş gün Allah yolunda seyahat edip koşturup çocuğunuzun simasını unuttuğunuz oldu mu? Mehdi çıksa ne olacak? Halimize ham dedi, bulunduğumuz yerde Allah için çalışanlardan olalım.
İbni Ömer anlatıyor. Fâlemennehu leel el fâtiha mâ selâvâta. Amin.
Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi