mustafaozbag.org

596. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 25 Ocak 2019 · 1:04:37

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. İş gücünü olumsuz etkiledikleri ve vatanlarını terk ettikleri için eleştirenler de var. Maaş aldıkları için eleştirenler de var. Siz Suriyeliler ve Suriye sorunu için çözümü için ne düşünüyorsunuz?
Evet, yani normalde ben bunu insanlık dramı olarak görüyorum. Bu bir. Bundan çok insanların ders çıkartması lazım. Müslümanlar son 200 yıldan, 250 yıldan beri katliam görüyorlar. 200-250 yıldan beri mecburu göçlere tabi tutuluyorlar. Bu yeni bir şey değil. Yani bu normalde 2. Dünya, 1. Dünya Savaşı'nda da, 2. Dünya Savaşı'nda da bu bütün her yerde aynı şekilde oldu. Müslümanlar katledildiler, öldürüldüler, sürgüne gönderildiler. Malları yağmalandı, canları yağmalandı, evleri yağmalandı. Namusları, şerefleri, haysiyetleri, her şeyleri yağmalandı. 250 yıldan beri İslam dünyası hem yerüstü zenginlikleri, hem yer altı zenginlikleri, hem dini, hem kültürel olarak, hem de devletler olarak yağmalanıyor.
Bu yağma bitmedi, bitmiyordu. Yani normalde 250 yıldan beri Müslümanların kanı dökülüyor her yerde. Bu mesele sadece bir Suriye meselesi değil. Bu topyekun Müslümanların problemi. Irak'ta da aynı sıkıntı var, Suriye'de de aynı sıkıntı var, Lübnan'da da aynı sıkıntı var, İsrail'de, Filistin'de, Yemen'de. İleriye doğru gidin, Afganistan, Pakistan, daha ileriye gidin, Bangladeş, daha ileriye gidin, Arakan'da, Müslümanlarda problem var.
Afrika'ya gidin, Afrika'da Mısır, ondan sonra şey, Neonkriş yeri de Libya, oradan aşağı doğru inin. Afrika'nın nerede bir Müslümanlar varsa, problem var. Kanlar akıtılıyor, sürgüne gönderiliyor. Namusları lekeleniyor, şerefleri, haysiyetleri lekeleniyor. Yani yeraltı ve yeryüzü zenginlikleri yağmalanıyor komple. Bunu sadece Suriye meselesi olarak bakarsak aldanırız.
Bunca coğrafyayı dolaştık. Türkiye'nin içerisinde, yani normalde 28 Şubat'ı unuttu mu insanlar, 12 Eylül'ü unuttular mı? Veyahut da şu anda en son 15 Temmuz'dan sonra Müslümanların ensesinde boza pişiriliyor gene. Neyi unuttular? Yani FETÖ'yü bahane edip, bütün cemaatlere, tarikatlara laf söylemeler, bütün cemaatlere, tarikatlara, zan altında bulundurmalar.
Bunlar böyle kenara atılacak şeyler değil. Yani normalde işte, haklıyı, haksızı ayırt etmeden bütün tarikatlara, bütün cemaatlere sallıyorlar. Bunlar normalde Müslümanlar dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir bölgesinde huzur içinde değiller. Değiller bakın, dikkat et. Hiçbir yerine bana bir yer gösterin, deyin ki burada Müslümanlar hür, özgür, huzur içinde yaşıyorlar. Yok, zulme uğramadan, adaletsizliğe uğramadan, yağmalanmaya, yıkıntıya, namusları, şerefleri, haysiyetleri parçalanmamış bir yer söyleyin. Çünkü böyle bir yer bulunursa, böyle bir yer var derseniz, bütün Müslümanların oraya hicret etmeleri farz olur.
Bakın bütün Müslümanların oraya hicret etmeleri farz olur. E şimdi tabii yani Suriyeliler normalde şöyle düşünün, Anadolu'da Balkanlardan gelen Müslümanlar var. Balkanlara gidenler mesela örneğin en kısa, yani diyelim ki o kimse Sarayova'da yaşıyor.
Gelir mi buraya? Böyle bir kendi kendinize düşünün. Yani Bulgaristan'da, Anahutluk'ta, ne bileyim işte Bosna'da, Karadağ'da. Hele o Karadağ'ı gördüm ya ben. Ya orada yaşayan bir kimse, yanlış anlaşılmasın burada Anadolu'yu küçümsemek için değil. Neden buraya gelsin ya? Cennetten köşe gibi her bir yer. Ben ilk Bosna'ya gittim de kaldım böyle. Kalmamın sebebi şu, yani bildiğiniz toprak, toprak göreceğiniz bir yer yok. Her yer Zümrüt Yeşil.
Toprak ya bildiğiniz toprak. Bir kıraç bir yer gördün değil mi? Bir kıraç toprak gör. Ancak böyle orada bir inşaat, toprak almışlar yol için. Toprak aldıkları bir dağ var orada, bir yer. Baktım oraya iyice, ha oradan toprak almışlar şey için. Hani yol yapımını da kullanmak için. Toprak görünmüyor o kadar yeşil. İçinden ırmak, nehir, dere akmıyor bir yerleşim merkezi görmedim.
Görmedim. Bazen diyorum ilk göç edeceğim yerlerden birisidir diyorum Bosna. Evet, bir insan neden bıraksın yerini, yurdunu ki? Mecbur kalır. Sürgün yer. Bunlar memleketlerinde savaşmadılar da, orada direnmediler de. Niye yaşadıklarını kim biliyor?
Gece yarısı 10 tane asker evini basıp senin çoluğunu çocuğunu götürdüğünü hiçten şahit oldun mu? Gece evini, Türkiye'de o kadar da zulümlü olmaz. Türkiye'de gece evi basılıp da çocuklarının önünde götürülen bir tane arkadaş var mı içinizde? Bak çok basit bir şey söyledim.
Hiç sohbetten giderken siz sohbete mi geldiniz buraya, sohbete mi gidiyorsunuz deyip, arabadan alıp götürülen bir tane arkadaş var mı içinizde? Allah hiçbirinize yaşatmasın. Bakın Allah hiçbirinize yaşatmasın. Duysanız, filanca yerde bütün kadınları top sahasına toplamışlar, askerler de etrafını çevirmiş.
Bütün kadınlara, kızlara hepsine de tecavüz ediyorlar sırayla. Siz o şehirde yaşamıyorsunuz. Kendi yaşadığınız şehirde fırsat bulduğunuzda eşinizi ve çocuklarınızı daha güvenli bir yere götürür müsünüz, götürmez misiniz? Var mı götürmem diyecek olan? Ne yaparsınız eşinizi ve çocuklarınızın namusunu korumak için daha güvenli bir ülkeye, daha güvenli bir yere göç eder misiniz, etmez misiniz?
Kuyucu Mehmet'in babaannesi oluyor, benim anneannem oluyor. Yunan basınca, işgal edince bizim o bölgeye anneannem anlatıyor. Biz diyor gündüz olunca diyor göveç karası sürüyorduk yüzlerimize diyor. Göveç karası. Ellerimize, kollarımıza göveç karası sürüyorduk. Bizim orada ormanlık derler. Böyle ucunda kuş üzümü gibi, deli kuş üzümü ne diyorlar ona? Dikenli. Hacı Mehmet ne diyor, biz ona kuşburnu. Biz ona normalde şey diyoruz. Çalılık diyoruz biz ona, değil mi? Çalılık değil mi değil mi bizim için? Biz ona çalılık olarak görüyoruz.
Bizim orada böyle hiç kimse onun ne o ucundaki meyvesini yer, ne bir şey yapar, dikenlidir bizim orada o. Böyle çalılık, dikenlik, adamın böyle orasını burasını çizer, biçer böyle, uzaktan böyle şey yaparlar. Hani dokunularsa onun böyle ucunun meyvesini uzaktan yerler. Diyor ki, diyor ki, andanem anlatıyordu bunu bana. Sabah namazından önce diyor, her tarafımızı göveç karası sürüp, o çalılıkların içine giriyorduk diyor. Gırda. Yunan askerleri basarsa görmeyecekler onları hiç. Meydanda duran kimler? İhtiyarlar. İhtiyarlar diyor, meydanda duruyordu diyor. Hani evin içinde, bahçede, tarlada. Hepimiz diyor, göveç karası sürüp diyor, ormanlığın içinde, çalılığın içinde duruyorduk akşama kadar diyor.
Neden? Çünkü Yunanlılar gelip, insanların namuslarına musallat oluyorlar. Şimdi bunu yaşamayan bir kimse ucuz kahramanlık yapar. Ben derim, senin imanın karakolla yüzleşince çıkıyor meydana. Başka zaman çıkmıyor.
Senin imanın baskıyı görünce çıkıyor. Başka bir zaman çıkmıyor. Şimdi onlar da, şimdi burada herkes atıyor, tutuyor. İşte bu Suriyeliler geldi de, şöyle oldu da, böyle oldu da. Ne yapalım? Tekmede bizim uğralım millet olarak. Hani düşküne el uzatmaktı bizim şiarımız. Hani fakire yardım etmekti bizim şiarımız. Hani insanların namusunu, şerefini, haysiyetini korumaktı bizim şiarımız. Hani sığınana kol kanat kermekti bizim şiarımız. Evet. Suriye politikasında hatalar olmuştur, kusurlar olmuştur, hala da oluyor. Biz devlet idaresini bilmiyoruz. Devlet değiliz ki biz. İnsanlar oturup buradan ahkam kessinler.
Biz devlet değiliz. Devletin kendince hesabı vardır, kitabı vardır, anlaşacağı vardır, görüşeceği vardır. Açmazı vardır, açarı vardır. Olacak olanı vardır, olmayacak olanı vardır. Güç yetirebileceği vardır, göç yetiremeyeceği vardır. Yani Suriye denilen yer, Irak denilen yer, Afganistan denilen yer, Filistin denilen yer. Öyle ucuz bir yer değil ki. Bakın Suriye'de Rus güçleri var, Suriye'de Amerikan güçleri var, Suriye'de Fransız güçleri var. Suriye zaten Fransa'nın sömürgesi halindeydi. Suriye'de İran var, Suriye'de Suudi Arabistan var, Suriye'de Almanya var, Hollanda var. Suriye'de baş doktör, baş aktör İngiltere var.
Yani siz burada bütün bu varlığın içerisinde siz bir şey yapmaya çalışıyorsunuz. Kolay şeyler değil bunlar. Yani ne yaparsınız? Rusya ile mi çatışacaksınız? Karşınızda Rusya ile mi savaşıyorsunuz? Amerika ile mi savaşıyorsunuz? İngiltere ile mi savaşıyorsunuz? Almanya, Hollanda, Fransa ile mi savaşıyorsunuz? İran ile mi, Suudi Arabistan ile mi savaşıyorsunuz? Yani bu son dönem savaşları böyle. Herkesin askeri var orada. Geriye dönün. Hani bir meşhur sohbetler vardı ya. Zeytin ağaçlarının diplerine askerlerini bağlamadıkça neydi? Mehdi çıkmazdı. Bakın o ne yerde, neresiydi?
Şam bölgesiydi. Şam bölgesine ne yapacaktı? Hadis yorumladığıydı. Kaç yıl oldu? 12-13 yıl oldu. Kaç? 12 yıl olmuş. 12 yıl önce. Ne dedi? Sohbet geriye dönün. Herkes İran'a saldıracak. Sıra İran'da diyordu herkes. Biz burada diyorduk ki, hayır yanılıyorsunuz. Sıra İran'da değil, sıra Suriye'de diyorduk. Bütün herkes atlarını bağladı mı oraya? Bağladı. Biz öyle görüyoruz şimdi. Belki de 50 yıl sonra olacak. Belki de 100 yıl sonra olacak. Belki de 200 yıl sonra da aynı şey olabilir. Belki de 300 yıl sonra da aynı şey olabilir. Tarih vermek benim işim değil. Ama normalde bütün herkes bağladı mı şimdi atlarını oraya? Bağladı.
Hatta İncilik'te var mı? Var. Şu anda bakan olan, daha önce başbakan yardımcısı olan Numan Kurtulmuş'un bir sözü vardı. Benim çok hoşuma itiydi. Yani bu Suriye ile alakalı ne o? Uçağının kapanı geliyor dedi. Uçağının kapanı geliyor. Nereye geliyor? İncirliğe geliyor. Alma hadi. Uçağının kapanı geldi mi? Geldi. Uçaklar İncirlikte mi? Evet. Hepsi de tam teşhisatlı mı? Evet. Hepsi de mühimmat dolu mu? Evet. Elimizde bir, bizim elimizde var asıl.
Pimi çekilmemiş elboması. O yüzden Suriye meselesi daha bir hayli gider. Ha bunun normalde ilk başlangıçta aslında güzel bir politika öğretmişlerdi. Hani böyle sınırda böyle bir güvenli bölge hani işte otuz kilometre, otuz beş kilometre, neyse. Bu sağlanabilseydi bu sıkıntı daha da az olurdu. E sağlanamadı. Şimdi değişik şeyler oluyor. E Türkiye'de askeri olarak orada durmak zorunda. Oradan terör geliyor çünkü. Terör gelmiyor yalnız. Bildiğiniz bu yabancı devletlerin paralelik askerleri size saldırıyor. Önceden örtülüydü. Şimdi açıktan savaşıyorlar. Ama adı bir isim, bir sürü harflerden oluşma. Harflerden oluşma.
Adı ne? Terör örgütü. Harflerden oluşma. Geliyor CIA'si, Mossad'ı, KGB'si, M16'sı. Böyle Müslümanlar da saf, cahil zaten. Evet. Yani. Ama kendilerince zannediyorlar ki İslam böyle gerçek. Yani kandırılmaya müsaitiz, eziliyoruz ya. Yani o güçsüzlük, o böyle ezginlik, o böyle ümitsizlik, o böyle yani orta yerde görülenleri gördükçe insanın böyle işte silahı eline alıp dağa çıkası, vurası, kırası, dökesi geliyor ya.
Oradaki o Müslümanları düşünün. Yani sizin köyünüze gelmiş, basmış birisi, eşinizi, çoluğunuzu, çocuğunuzu vurmuş veya eziyet etmiş, namusunuza, şerefinize leke getirmiş. Siz ne yaparsınız? Silaha sarılmayacak bir kimse var mı? Yok. Önceden birisini ülkücü yapmak istiyorsan, ülkücü yapacaksın ya onu.
Solcu şekline bürünüp gidip bir güzel döversin, o ülkücülerin yanına gider. Eğer bir yerde solcular kuvvetli onu solcu yapmak istiyorlar değil mi? Ülkücü klanına girip onu bir döverler, o da gider solcu olur. Adam neden solcu olduğunu bilmez, neden ülkücü olduğunu bilmez. Adam neden Müslüman olduğunu bilmez. Evet, şimdi hani bir laf var ya, hani at izi, it izi karışmış birbirine diye, izler karışmış. Bu zamanda hani böyle bir zaman ki, yani fitne her yerde. Kim doğru, kim yanlış, kim eksik, kim fazla tartamıyorsun da. Hani hadis-i şerif var ya, sizin dilinizden konuşuyor.
Yanıldığımız yer burası. Sizin dilinizden konuşuyor. Sizin gibi konuşuyor. Sizin gibi namaz kılar. Sizin gibi oruç tutar. Sizin gibi gelir zikreder burada. Müslümanların en sıkıntılı noktası burası. Ve ondan sonra aldanıyor Müslümanlar. Normal. Ben aldananlara neden aldandınız demiyorum. Hepimiz aldanabiliriz. Sebep, karşımızdaki din satıyor çünkü. Din konuşuyor. Biz istediğimiz kadar burada kendimizce bağıralım, çağıralım. Aldatır bir kimse bizi. Biz çok uyanık geçiyoruz. En safı biziz. Bizi bir çocuk bile aldatır ya.
Evet aldatır. Aldatır. Müslümanlar aldanıyorlar. Ben aldanan Müslümanlara siz ne kadar safsınız, aptalsınız diye kızmıyorum onlara. Yani bana en uyanığını getirin. Bu ülkede Cumhurbaşkanı'da kandırıldık, aldatıldık dedikten sonra herkes kandırılır, aldatılır. Devletin bütün gücünü, bütün kuvvetini, bütün istihbaratını elinde tutan kimse televizyona çıkıp gayet rahat bir şekilde kandırıldık, aldatıldık diyorsa e bu ülkenin bütün insanları kandırılıp aldatılmaya müsait.
Devlet aldatıldıktan sonra bu millet nasıl aldanmaz? Aldanır. Bizim elimizde mit yok, bit yok. Asker istihbarat yok, hiçbir şey yok. Biz daha rahat aldatılırız. E miti var, jandarma istihbaratı. İstihbaratı var, polis istihbaratı var, bir nemle istihbaratı var, Mossad'ı var, CIA'si var, M16'sı var, KGB'si var. Bu teşkilatlar bunlarla beraber ortak çalışıyorlar. Ulan bu kadar ortak, bu kadar gizli teşkilatlar, bu kadar gayrimilli teşkilatlar bu kadar çok haber alıyorlar, birbirlerini takip ediyorlar. Ulan bu kadar bunların içerisinde bir devlet aldatıldıysa öyle söylediler. Biz de biz de onların açıklamasına göre konuşuyoruz. Suizan değil, onlar aldandıysa, aldatıldıysa, Müslümanların aldanması, aldatılması kadar kolay bir şey yok.
Gene aldatılırız, gene aldatılırız, gene kandırılırız. Üç kişi, beş kişi aldatılmamış, onun bir anlamı yok. Devlet aldatılmış ya, bu ne demek? Devletin aldatıldığı yeri konuşuyoruz. Devlet aldatılmış. E bir vatandaşın birisi de çıkıp da, kardeşim siz nasıl aldanıyorsunuz böyle? Deme lüksü de yok. Bir yerde bir müdür olsa aldandı, dese adam mahkemeye verilir, içeri atarlar adamı. Sen ihalede böyle nasıl aldanırsın diye. Hoş onlar da dokunmuyorlar şimdi de. Allah bizi affetsin. Darül Harp hukukuna göre Müslüman'ın gayrimüslimden şahıs ya da kurumsal olarak faiz alması uygu mudur? İmam Azam Hazretleri ve İmam Muhammed Serahsi böyle söylemişler.
Biz Müslümanların çoğunlukta olduğu bir ülkede, bir çevrede, bir ailede doğduk. Fakat buraya bir net not düşelim. Müslümanların çoğunlukta olduğu bir yer neresi var ki ya? Bakış açımız farklı herhalde. Müslümanların çoğunlukta olduğu bir ülkede zina, resmi kayıtlara göre 10 yıl içerisinde %735, gayri resmi kayıtlara göre %1700 artar mı?
Müslümanların çoğunlukta olduğu bir ülkede uyuşturucuyla alakalı tedavi olmak isteyenler 10 yılda %2200 artar mı? Müslümanların çoğunlukta olduğu bir ülkede ben vesikalı hayat kadını olmak istiyorum diyen 100 kusur bin tane kadın müracaat eder mi devlete? Müslümanların çoğunlukta olduğu bir ülkede 10 yılda %700 artar mı?
Müslümanların çoğunlukta olduğu bir yerde uyuşturucu kullanımı devlet istatistiklerine göre %600 kusur artar mı? Bunlar benim TÜİK açıklamalarından TÜİK'in yayınladığı şeyler. Yanınız doğrusu onlar.
Yani oranlarda 5'tir, 10'dur, yanılmışımdır, unutmuşumdur. Müslümanların çoğunlukta olduğu bir yerleri söylüyoruz. Müslümanların çoğunlukta olan bir yerde 5 vakit namaz kılanlar ben Müslümanım diyenlerin %10'u olur mu? Müslümanların çoğunlukta olduğu olan bir yerde camide 5 vakit namaz kılanlar Müslümanların %2'si olur mu?
Sıkıntı var. Bakın günahına keballilerden yürüdük geldik. Müslümanların çoğunlukta olduğu bir yerde eşcinseller revaçta olup sokaklarda yürüyüş yapabilirler mi? Müslümanların çoğunlukta olan bir yerde önceden gece saat 10'dan, omurdan sonra çıkıyorlardı.
Şimdi sabah saat 10'dan itibaren eşcinseller şehrin değişik yerlerinde kendilerine mesken edip, merkez edip oradan huyuşa gidebilirler mi? Evet. Milyonlarca Müslüman olmayan kişi var. ABD, Çin, Avrupa gibi yerlerde hiç dinle iç içe olmayan, evinden işe işten eve giden, hiç sorgulama yapmayan. Milyonlarca kişi Müslüman olmadan yaşayıp ölüyor. İnsanların bazıları vardır. Her şeyi sorgular, düşünür, taşınır ama bazıları hiç böyle şeylerle uğraşmaz. Karnım doysun yeter der, hayat mücadelesi içindedirler. Müslüman olmadan ölen böyle kişilerin durumu anlamakta zorlanıyorum. Soru bir, Müslüman olmadan ölen böyle kişilerin durumu nedir?
Soru iki, yeryüzündeki dağılışımız ruhlar alemindeki seçimlerimize mi bağlıdır? Yani boş şeyler, özür dilerim soru sorandan ama, Müslüman olmadan ölen böyle kişilerin durumu nedir? Ne yapacaksın? Bunlar cennetik olacağını mı düşünüyorsun? Müslüman iman etmeden ölen giden kimse ebedi cehennemlik. Çocuklarımıza ergenlikte alakalı halleri anlatmamız gerekir mi? Adabına, erkanına uygun olabilir. Kız çocukları ise teyzeleri, halaları, büyük ablaları anlatabilir. Erkek çocuksa işte dayısı, amcası, büyükler onlara anlatabilir. En faziletli şefaatlerden biri evlilik hususunda iki kişiye aracı ve yardımcı olmaktır. İbn-i Mace, evlilik meselesinde aracı olan bir kimsenin bu hususta dikkat etmesi gerektiği noktalar nelerdir?
Hayırlı işlerde acele edilmediği takdirde fitneye sebep olacağı belirtiliyor. Bunun hikmeti nedir? Evet, yani evliliklerde gerçekten araya birilerinin girmesi lazım. Girince daha rahat, daha kolay olur. Bu konuda arkadaşlar, kardeşler gayret edebilirler, cehd edebilirler. Bu konuda hem bayanlar olarak hem erkekler olarak bir hayli bekarımız var. Allah hepsini hayırlı nasip eylesin. Bu noktada arkadaşlar, kardeşler araya girip bunu böyle uygun bir şekilde, uygun bir dille yapabilirler. Yalnız gün geçtikçe insanlar böyle heva hevesine uyup çok farklı şeyler talep ediyorlar, bekliyorlar. Sıkıntı bu. Kadınlarda da erkeklerde de bu sıkıntı var. Yani kimse hayırlı bir eş arama noktasında değil.
Yok kaşları böyle olacak, yok gözleri böyle olacak, yok boyu posu böyle olacak, yok mali durumu böyle olacak, yok durumu bu olacak. Herkesin gözü zirvede. Bu biraz böyle size acı gelebilir. Kimse aynaya bakmıyor sanki. Yani aynaya bakan çok az. Ya öyle şeyler duyuyorum, öyle şeyler görüyorum, böyle Allah'ım diyorum ya millet kendini ne zannediyor acaba diyorum. Böyle tuhaf tuhaf davranışlar, tuhaf tuhaf sözler, tuhaf tuhaf istekler. Böyle tuhaf, böyle itapyolar var insanlarla. Ben onları itapya olarak görüyorum.
Bu sözüm bayanlara bir erkeğin işi olacak, evi olacak, arabası olacak, katı yatı olacak, mali durumu yerinde olacak. Bu adam 35 yaşına gelir zaten bunları yapıncaya kadar. Türkiye gibi bir yerde. Ya 35 yaşında o adamın evlenmesi lazım. Nereye evlenecek o adam 35 yaşında? Zaten adam evini, arabasını, katını, yatını, ne bileyim mali durumunu o hale getirince seni ne alsın ya? Yani bayan onu bekliyor. Erkek de diyor ki işte gözleri mavi olacak, saçları siyah olacak, boyu şu kadar olacak, kilosu bu kadar olacak, ailesi şöyle olacak. Ya öyle bir kısmı sana neden varsın ya?
Ya kimse şunu söylemiyor, kadınlar da, erkekler de, derviş mi de bunların hepsi de? Ya ben kendi halime göre evlenir, geçer giderim, bir yuva kurarım, bir evlilik kurarım. Evimde benim bir eşim olsun, çoluğum çocuğum olsun, ben geçineyim gideyim. Hem dinimi koruyayım, hem kendimi koruyayım. Bitti. Herkesin o kadar çıtası yüksek ki. Kadın erkek gelmiş yaşa bilmem kaça, çıta yüksek hala daha. Evet ben normalde özgüven aşılarım bütün herkese. Özgüven ayrıdır, kibirlilik ayrıdır. Özgüven ayrıdır, beğenmemek ayrıdır.
Hala elde buraya ayırt edemedik galiba biz. Arkadaşlar özgüvenli olun, bayan erkek. Ama kibirli olmayın. Özgüvenli olun ama beğenmemek ne? Özgüven şudur, her şartlarda sen geçinirsin. Bu özgüvendir. Sen her şartlarda hayatını devam ettirirsin. Bu özgüvendir. Bir erkek özgüvenli olmalı. Demeli ki ben eşime bakarım, çoluğuma, çocuğuma bakarım. Ben onunla da geçinirim. Hayatımı devam ettiririm. Bu erkeğin özgüvenidir. Bir kadın özgüvenlidir. Der ki ben bir adamı idare ederim. Çoluğunu, çocuğunu idare ederim. Evini de idare ederim. Ben geçinirim de namusunu da korurum, şerefimi de korurum, adamı da korurum, evimi de korurum.
Bu da bir özgüvendir. Ben bunu aşılamaya çalışıyorum size. Bir sufi özgüvenlidir. Bir adam bir eve bakamaz mı? Limon satar bakar, maydanoz satar bakar. Kimseye muhtaç etmez evini. Yüzba, maydanoz çıkar pazara, satar.
Evinin ekmeğini geçindirir. Bu özgüvendir. Eyvallah. İster fırtına etsin, ister kar yağsın, ister yağmur yağsın, isterse dünya yarılsın. Adam evine, çoluğuna, çocuğuna bakar kardeşim. Bu özgüvendir. Bir sufi böyle özgüvenlidir. Ama bir sufi şu değildir. Onun gözünün üstünde kaşı var, onun saçı böyle, onun kolu böyle. Onun o su böyle, onun bu su böyle. Sen nesin? Sen nesin ki? Kadın erkek hiç önemli değil. Sinirlendiğimi düşünmeyin, üzülüyorum.
Ve araya girmek çok güzel bir şey, harika. Araya giriyorsun. Diyorsun ki, bak filancı yerde bir kız var, gidin bakın. Allah. Kızdan öyle bir kriterler geliyor ki. Allah Allah ya. Ya o kriterlerde bir derviş yok bizde. Birine öyle dedim. Öyle olsa sana neden gelsin a** dedim ben. Kaldı. Üzüldüm sonra da. Yapmayın. Makulu arayın. Makulu. Edeyeceksin hadi. Hani herkes diyor ki ya abiler öne geçsin. İyi abiler öne geçiyor, abileri dinleyen kim? Soruyorum bazen işte ya şu adama öne ayak olun ya evlendirin şunu.
Ya işte böyle bir öne ayak olduk şöyle oldu. Allah Allah. Birine diyoruz ya böyle böyle ık çıktı, ık çıktı, ık çıktı. Bık çıktı. Allah Allah. Ablalar desen ona keza onlar da yani şey yok hiç. Allah muhafaza eylesin. Bu konuda herkes bir tabiri caizse şapkasını önüne koysun. Herkes bir kendi kendine bir analiz etsin. Makul, olumlu düşünsün. Gözünü yükseklere çevirmesin. Özgüven patlaması yaşamasın insanlar. Allah muhafaza eylesin. Tasavvufa göre şeyh-mürid ilişkisi nasıl olmalıdır? İçinde bulunduğumuz cemaati, tarikatı ve tasavvufu insanları nasıl anlatmalıyız? Davetimizi nasıl yapmalıyız?
Bu her yerde sorarlar şeyh-mürid ilişkisi nasıl olmalı diye. Ne olacak ki, bunun normalde sanki artık insanlar bir yerde mi yaşıyorlar? Önceden bir dergah varmış, bir tekke varmış. Herkes oraya toplanırmış. Sabahtan akşama kadar hayat orada yaşarlarmış. İç içe yaşarlarmış. Orada mürid-mürşid ilişkisi çıkarmış meydan. Şimdi öyle bir şey yok ki. Haftanın, Bursa'da olanlar haftanın iki günü sohbette geliyorsunuz. Başka ne yaşayacağız? Dışarıda sohbetlere gittim, derslere gittim. Yani şeyler var. İşte kimine ayda bir, kimine iki ayda bir, kimine üç ayda bir. Ne ilişkisi yaşayacak ki onlar benden? Kim burada mürid-mürşid ilişkisi yaşar ki? Gereksiz sorular.
Bir kimse şimdi kendince, sufili kendi dairesinde ve bulunduğu dairede yaşıyor. Şeyhin dizinin dibinde kim yaşıyor şimdi? Hiç kimse. Ben bazen örnekliyorum şeyhefendiyle on gün seyahatı çıkardık, on iki gün seyahatı çıkardık diye. Kim yaşayacak şimdi bunu? Kaç kişi yaşayacak? Bitti bunlar. Kim göze alacak iflazı? Var mı iflaz edecek olan? Bak mürid-mürşid ilişkisi soruyor arkadaş, çok güzel. Var mı iflaz edecek olan dedim.
Hiç kimse elini kaldıramadı. Hani Hacı Bayram'ın, Hacı Bayram Veli Hazretleri'nin meşhur kıssası var ya, demiş var mı? Kelle-i varacak olan demiş. Bir kişi çıkmış benim demiş. Ben kelle de istemedim. Var mı dedim iflaz edecek olan kimse? Bırak canı. Ne mürid-mürşid ilişkisi? Hangi mürid-mürşid ilişkisi? Çok basit bakın.
Sizi utandırmak için söylemiyorum. Var mı iflaz edecek olan dedim. Hadi parası olan parasını düşündü. Parası olmaya neyini düşündü ya? Hadi parası olan kendi kendine düşündü. Ulan yüz bin liram var, iki yüz bin liram var, üç yüz bin liram var. Bir trilyonum var, iki trilyonum var. Ulan ne o var, onu da kaybetmeyeyim şimdi dedi. İyi güzel. Olmayanlarınız var, maaşla çalışanınız var. O neyini düşündü de ben iflaz etmeye hazırım demedi. Hiçbirinizin de iflaz etmesini istemem. Sakın ha aklınıza öyle bir şey gelmesin. Çok zor bir şeydir. Çok zor bir şeydir.
Herkesin kaldırabileceği bir şey değildir. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak hiçbir derviş kardeşimizi borç yüzü göstermesin. Borçlu olarak da Allah'ın huzuruna çıkartmasın. Rabbim huzurullaha hepimizi kul borcundan kurtulmuş olarak çıkan kullarından eylesin. Zekat veren kullarından eylesin. Zekat verip hacca giden, ömreye giden, çoluğunu çocuğunu rahat geçindiren kullarından eylesin. Öyle bir derdim yok. Amin. Yani o yüzden normalde mürid-mürşid ilişkisi. Bunları geçin. Ciddi ciddi söylüyorum. Farzları yerine getirin. Ahlakınızı güzelleştirin. Evlerinizde, eşlerinizde, çocuklarınızda, kadınlara da erkeklere de söylüyorum bunu. Sevgiyle, muhabbetle, merhametle, şefkatle bir hayat yaşayın.
Kadınlar, erkekler, eşleriniz sizlerden memnun olsun. Çocuklar, anne babalar. Çocuklar ve anne babalar birbirlerine memnun olsunlar. Mutlu olsunlar. Benim istediğim ilişki bu. Bırakın, yani ben kendimi şeyh olarak gördüğümden dolayı değil, ben kendimi şeyh olarak görmüyorum. Bırakın, ben kendi işimi kendimi hallederim. Ben yolumu bulurum, ben yolumu giderim. Bana hiçbir şey lazım değil. Yani siz elinizin altındakilere merhametle, şefkatle yaklaşın. Zakirler, çavuşlar, nakipler, nügabbalar, aile reisleri, kadınlar, zakirler, çavuşlar, çocuklar, gençler. Etrafınızda sevgiyle, muhabbetle, şefkatle, merhametle yaşayın.
Öyle davranın. Erkekler, ellerinizin altındakilere merhametli ve şefkatli yaşayın. Yaklaşın. Eşlerinize, çocuklarınıza merhametli ve şefkatli davranın. Çocuklarınız ve eşleriniz bu nasıl bir derviş ya? Bunu demesinler, yeter. Kadınlar, kocalarınız bu nasıl derviş demesin. Çocuklarınız bu nasıl derviş demesin. Bu yeter, başka bir şey lazım değil. Tasavvuf da bu, sufilik de bu, dervişlik de bu. Evde eşiyle kavga eden, gürültü eden, patırt eden, eşiyle küs olan, çocuklarıyla, anne babalarıyla küs olan bir kimsenin gönlüne Allah nasıl tecelli etsin ya? Eşini kırmış, dökmüş, sövmüş, hakaret etmiş, üzmüş, ağlatmış. O kimsenin gönlüne Allah mı tecelli edecek haşa?
Çocuğunu kırmış, fatmış, dökmüş. Eee gelecek burada dervişlik yapacak. Allah onun gönlüne tecelli edecek. Öyle mi? Allah bizi affetsin inşallah. Cuma namazı için camide sarık sarabilir miyiz? Kardeşler, sarık sarabilirsiniz caminizde, evinizde, derslerinizde. Sünnet. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem uzun müddet ailesinden ayrı kalan kimse evine gece yarısı gelmesin buyurmuştur. Yukarıdaki hadise göre bir kimse ailesinin bulunduğu şehre gece yarısı varabilmişse evine girmeyip dışarıda veya otel gibi yerlerde mi kalmalı? Normalde mesela o kimse seyahate çıkmış, ne zaman döneceği belli değil.
Evine haber verecek. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri seyahatten döndüğünde millette böyle bir haberleşme yok. Haberleşme olmayınca da işte Medine'nin dışında gece yarısı geldilerse Medine'nin dışında sabahlatırdı. Ama haberci gönderirdi Medine'ye münevvereye. İşte gazaya gidenler, sefere gidenler veya şuna gidenler döndüler geri diye. Böylece o işte sefere giden askerlerin, gazaya giden askerlerin ailelere evde hazırlık yaparlar. Kadın evini temizler, kendini temizler, çoluğunu çocuğunu düzene kadar kendince bir hazırlık yapar. Hani bir hadis-i şerifte var ya evlerinize hırsız gibi girmeyiniz diye. Bunun ikisini birleştirin. Bir insan evine habersiz gitmez erkek olarak.
Ben geliyorum bir şey lazım mı? Ben iş yerinden çıktım geliyorum bir şey lazım mı? Bir saat sonra orada olacağım bir şey lazım mı? Gece saat 2-3 gibi dönerim ben orada olurum inşallah bir şey lazım mı? Haber vermek bu. Bu hadis-i şerif haber vermek. O yüzden haber verin evlerinize. Bursa'ya geldiniz derse çıktınız. Bunlar ayıp değil, günah değil, zayıflık değil bunlar. Eşlerinize haber verin. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Biz Bursa'dan yola çıktık Allah'ın izniyle. 3 saat sonra oradayız, 2 saat sonra oradayız Allah'tan bir şey gelmezse. Haber verin. Veya işten çıktınız, eve gidiyorsunuz. Haber verin.
Yemeğini hazırlasın, kendini hazırlasın, evini hazırlasın. Adamın ne zaman geleceği belli değil. E pat tak gitti eve. E hem yok hazır değil mi daha. Ya senin ne zaman geleceğin belli değil. O kadın ne yapsın ki? Mutat bir zamanın olur da mutat bir zamanda olduğunda haber vermene gerek yoktur. Her gün 5.30'da geliyorsun. Sünnet yine a** haber ver. Haber ver. Bir yere gidiyorsun haber ver. O erkeklik değil. Ben haber vermeden giderim. Olur. Ne erkekmişsin sen ya. Haber ver. Bilgisi olsun. Kadının, çoluğun, çocuğun. İnşallah. Benim babam genç yaşta ve 46 vefat etti. Seninkinden daha genç olan var ya.
Bizimki 40 yaşında vefat etti. Annem ayrı dünyada. Tarikat sevmez. Parantez içince cahil. Al. Dedem vefat etti. Bir amcam kaldı. O da tarikat düşmanı. Benim derdimi anlatacağım. Kimsem yok. O yüzden ben sıkıntılarım. Ancak beni bilen ve aynı dünyada olanla paylaşırım. Sen rezil oldun diyorlar. Ben hakkımı aldım. Biz de dernek başkanı değişti. Daha önceki başkan beni çok severdi. Ve temizlik parası, cami camları ve cami süpürmeleri ve bayram parası verirdi. Yeni gelen başkan Muhtar beni daha da tanımadığı için bana az para veriyordu.
Konuştuk 100 TL ve 20 TL de bayram. 120 TL temizlik parası verecek. Benim emekli maaşım var. Benim sorunum para yok. Aldığım bu temizlik parası ve bayram parasını İsmail Hakkı talebelerine, yetim ve fakire veriyorum. Konu bu. Yanlış anlaşıldı. İnsanın manevi babasına her şeyi anlatmalı. Ben bundan dolayı rahatım. Allah rahatlığını artırsın. Eşimin hipodromundan jockey tanıdıkları var. Onlardan kupon tahminler alıp arkadaşlarına veriyor. Bu konuda ne nasihat buyurursunuz. Harama yardım at yarışı oynamak haram. Ben 13 yaşındayım.
Ailemden istediğim bir şey var. Bir tane silah. Ama kuru sıkı istiyorum. Ailem bu konuda sizden fikir almak istedi. Teşekkürler. Silaha alışma şimdiden kuru sıkı da olsa. Eşimin ailesiyle aynı mahallede ikamet ediyoruz. Yeni evlendiğimde kaynım daha bekar yıkan birkaç kişi beni onun hakkında uyarmıştı. Eve küçük oğlan çocuklarının aldığını ve yanlış bir takım şeylerden şüphelendiklerini, hatta bazı şeyler gördüklerini, duyduklarını söylüyorlardı.
Ben şahit olmadığım için eşime ve ailesine bir şey demedim. Ama kendimce temkinli olmaya çalıştım. Şimdi evli çocukları var. Bazen benim çocuklarıma fazla yakın davrandığını hissediyorum. Sizce nasıl bir yol izlemeliyim? Temkinli olup 40 yaşındayım yaklaşık 10 yıldır düzenli namazlarımı kılmaya gayret ediyorum. Daha önceki kılmadığım namazlarımı kaza etmek gerekir mi? Şart mıdır? Evet. Vakit namazlarındaki sünnetin nafile namazlar yerine kaza namazı kılsak sünneti terk etmiş olur muyuz? Olmazsın. Namazların sünnet olan kısımlarını nasıl eda etmeliyiz? Sünnetler evde yalnızken mi kılınmalı? Bu sabah namazında mümkün. Ancak diğer zamanlarda ezanın hemen ardından camilerde kılınıyor. Camilerde kılındığı gibi kıl.
Zikrullah meclisleri ve tövbe de af müjdesi veriyoruz. Veriyor Hazreti Allah. Daha önceki kılmadığım, tutmadığım, yapmadığım ibadetlerimde affolunur mu? Sen gene kaza etmeye gayret et. Devri, ıskat, salat nedir? Caiz midir? Fetva vermişler. Caiz olduğuna dair. Bizim bu konuda fetvalarla alakalı bir şey diyemeyiz. Aslında bir hadis daha okuyacak. Bu kim? Hazreti Ayşe Radı Allah'u Van Hazretleri anlatıyorlar. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem geceleyi muhafızlar tarafından korunuyordu. Allah-u Teala'nın Allah seni insanlardan, düşmanlardan korur ayetin inmesinden sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem başını çadırdan dışarı çıkardı ve şöyle dedi. Ey insanlar yani muhafızlar gidin dağılın.
Allah beni koruyor. Bu Maide suresi ayet 67. Ey peygamber Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer yapmazsan Allah'ın peygamberliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Şüphesiz ki Allah kafirler topluluğunu hidayete erdirmez. Tabi Maide suresi bu 67. Ayeti gelince kadar ve 67'den sonra ehli kitapla alakalı hükümder var. Onların sapkın olduklarını, yanlış olduklarını, eksik olduklarını. Normalde ehli kitapla alakalı Mekke'de herhangi bir ehli kitabı eleştiren ayet-i kerimeler yok. Ama Medine-i Münevvere'de bilhassa son dönem yani peygamberliğin son 5-6 yılı öyle diyelim.
Ehli kitapla alakalı tehditvari, ehli kitabın hataya düştüğü, yanlışa düştüğü yerlerle alakalı ayet-i kerimeler çoğunlukta. Bu ayet-i kerimede Maide suresinde geçiyor. Maide suresinde bundan önce Hristiyanların ve Yahudilerin neler yaptıklarını ve daha bundan sonraki ayet-i kerimede de zaten neler yaptıklarını ve yapacaklarını. Onlardan hani sen Hristiyanları ve Yahudileri dost tutma ayet-i kerimesi de Maide'nin içerisinde. Tabi Maide suresinde yukarıdan aşağı doğru ehli kitabı tehditvari, ehli kitabın eksik ve yanlışlıklarını anlatan ayet-i kerimeler olduğu gibi bu ayet-i kerimeden sonra da var. Cenab-ı Hak Hazret-i Peygamber'e diyor ki sen bu ayet-i kerimelerin hepsinde tebliğ et.
Sakın bu konuda geri adım atma. Seni koruyacak olan da biziz. Tabi normalde bu ayet-i kerimeden önce de Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini tehdit edenler, Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini öldürmeye kalkanlar, hani meşhur ya işte bir gölgelikte gölgelenirken bir ağacın dibinde bir müşriklerden birisi geliyor, kılıcını alıyor, onun boynuna uzatıyor, seni kim diyor benim elimden kurtaracak şimdi.
Kalk ayağa ayağa kalkıyor Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Allah diyor. Bir rivayette o kimse birden düşüyor, düşerken de kafasını orada bir taşa ağaca vuruyor, beyni doğuluyor gidiyor. Bir rivayette de elinden kılıç düşünce alıyor elinden kılıcı, seni kim şimdi elimden kim kurtaracak diyor. O yüzden bu hadiseler böyle söz konusu olunca sahabelerden bazıları Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini koruma maksatlı etrafında dolaşmaya başlıyorlar.
Gece evinin önünde, çadırının önünde nöbet tutanlar falan oluyor. Hatta bir rivayette var, yani gece Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kendince niyet ediyor, diyor ihlaslı, samimi, mümin bir kimse olsa da kapımda beklese diye sonra bir tıkırtı bir şıkırtı oluyor, kim o diye bağırıyor içeriden, kim o diye bağırınca sahabeden bir kimse şimdi aklı, ismi aklıma gelmedi, o da benim ya Resulallah, seni diyor nöbete geldim, senin hani burada kapında nöbet tutacağım deyince Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sakinleşiyor.
Tabi peygamberler herhangi bir şeyden korkmazlar. Peygamberlerden böyle bir korkusu yoktur. Burada, Allah-u Alim ben bu meselede bu Müslümanlara bir ikaz, bu Müslümanlara ölçü. Ey iman edenler, siz Kur'an ve sünneti tebliğ edin. Siz hak ve hakikati koruyun. Tebliğ etmekten ve yaşamaktan korkmayın, çekinmeyin. Bu konuda Allah'a yaslanın, Allah'a güvenin, Allah'a dayanın. Siz dininizi yaşamakta ve anlatmakta, dininizi tebliğ etmekte. Herhangi bir kimseden, herhangi bir yerden korkaraktan geri çekilmeyin.
Siz ne dininizi yaşamaktan, ne de dininizi tebliğ etmekten geri durmayın. Eğer siz geri durarsanız, eğer siz tebliğ etmezseniz, eğer siz yaşamazsanız, Allah tabiri caizse peygamberine dair diyor ki, sen Allah'ın vermiş olduğu peygamberliği yerine getirmemiş olursun. O zaman birinci derecede alimler, şeyh efendiler, mürşitler, birinci derecede kendisini Allah'a adanmış gibi görünenler, sizler Kur'an ve sünneti tebliğ etmekte, hak ve hakikati anlatmakta geri adım atmayın.
Alim elbisesi giyenler, şeyh elbisesi giyenler, derviş elbisesi giyenler, Müslüman'ım, müminim, ben tebliğciyim, ben tebliğ ederim, hak ve hakikat yolunda ben yola çıktım diyenler, hak ve hakikati korkusuz bir şekilde anlatacaklar. Hak ve hakikat yolunda korkusuz bir şekilde yürüyecekler. Kur'an ve sünnete iman edenler, her sabah korkaklığın şerrinden Allah'a sığınırım deyip yürüyecekler. Dininizi yaşama, dininizi anlatma yolunda devam edeceksiniz. Sizi de, bizi de, bütün müminleri de, düşmanların şerrinden, münafıkların, mürtedlerin şerrinden, yerdekinlerin ve göktekinlerin şerrilerin şerrinden bizleri koruyacak olan Allah.
Allah'a yaslanıp, Allah'a dayanırsın. Rabbim cümle ümmeti Muhammed'i korusun inşallah. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi