mustafaozbag.org

593. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 4 Ocak 2019 · 57:46

Selamun Aleyküm. Hem çaylarınızı için hem sohbete başlayalım, sohbeti yetiştirmiş olalım hem de vakit olarak kazanalım. Çaylarınızı için içmek isteyenler içebilirler, çayları kesmeyin. Mürşir-i kâmiller, veliler hata, günah işler mi? Yoksa peygamberler gibi günahsızlar mıdır? İsmet sıfatı, yani günah kebar işlememe, küçük günahlardan korunma en yüksek derecede peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine aittir. O hatadan, kusurdan, küçücük zellilerden dahi münezzehtir. Çünkü Cenab-ı Hak onu husisi manada korumuş, husisi manada muhafaza altına almıştır. Geçmiş peygamberlerde küçük zelliler vardır.
Bu zelle günah da değil. Mesela işte Yunus Aleyhisselam'ın Allah'ın emrini beklemeksizin beldeden ondan sonra çekip gitmesi gibi. Bunlar böyle haram değil. İtaatle alakalı bir vahiy beklemeden, bir emir beklemeden kendince hareket etmesi. Kendince. Bunlar zelle. Adem Aleyhisselam'ın unutması gibi. Zelle. Bunlar da geçmiş peygamberlerde görülür. Ama onların, yine de o peygamberlerin günah işledi diyemeyiz. Allah muhafaza eylesin. Onların peygamberliklerine leke getirecek şeyler değildir. Peygamberler bu manada masumdurlar. Gelelim velilere.
Veliler bunlar zaman içerisinde, ümmet-i Muhammed'in içerisinde ifrat tefrit noktasına konmuş. Yani kimisi demiş ki, işte günahsızlardır. Yok günah işlemezler. Bunlar biraz fazla şatahata giriyor. Açık konuşmak gerekirse. Hiçbir kimse yoktur ki, bir günah onun pençesinin altına almamış olsun. Hatta hadis-i şerifin başında diyor ki, ümmetimden hiçbir kimse yoktur ki, bir günah onun pençesinin altına almamış olsun.
Günah işleyenlerin en hayırlısı, günahına tövbe edenlerdir. Günahına tövbe edenler de hiç günah işlememiş gibidir. Hadis-i şerif. Şimdi, bir veliyi günahsız görmek, bir veliyi bu noktada ismet sıfatıyla sıfatlanmış görmek, insanı küfre götürür. Çünkü hiçbir veli bu manada, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri veya geçmiş peygamberler mesabesinde değildir.
Onlar peygamberlik mesleği ve peygamberlik makamı noktasında hiçbir zaman velilerle eş değerde değillerdir. Velilerden yukarıdadırlar. Şimdi bazen zaman zaman, hani Gazali'nin ihyasına aldığı, Tirmizi'nin de rivayet ettiği, İmam-ı Hanbel'in rivayet ettiği, ümmetimin velileri Beni İsrail peygamberleri mesabesindedir. Hadis-i şerifine bakaraktan, velileri günahsız görmek, doğru bir analiz değil.
Bu hadisler, velilerin vazifeleriyle alakalıdır. Peygamberlik mesleği bitmiş, peygamberlik yolu kapanmış, bir daha peygamber gelmeyecektir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ne olur bu insanların hali, bu ümmetin hali ne olur deyince, velilerle alakalı hadis-i şerifler sudur eder. Der ki, ümmetimin velileri, peygamberlerin vazifesini yapacaklar. Bu manada vazife ne? Allah'ı tebliğ etmek. Vazife bu. Vazife ne? Kur'an ve sünneti tebliğ etmek. İnsanları, insanları Allah'a davet etmek, Allah'a çağırmak, insanları Kur'an ve sünnete çağırmak. O yüzden buradaki velilerin vazifesi, geçmiş peygamberlerin vazifesi mesabesinde, niteliğinde. Bunu ismet sıfatıyla sıfatlandırmak, bunu günahsız görmek, haddi aşmaktır.
Allah muhafaza eylesin. Bu kim olursa olsun, hangi Şeyh Efendi, hangi veli, hangi mürşid olursa olsun. Benim sözüm de yanlış anlaşılmasın. Ben bazen, Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi için derim ki, ben bir kusurunu görmedim benim yanımda. Ben şahit oldum, bir şey olmadı. Ama muhakkak var mıdır? Vardır. Ben yoktur deyip kapıyı kapatmam. Ben şahit olmadım, öyle söyleyeyim. Sevenin gözü kör olurmuş ya, kulağı sağır olurmuş. O esnada o kimseye o, hataymış, günahmış, kusurmuş gibi görünmez. Sonradan da bunları analiz etmeye kalkarsa insan yine hata yapar. Olmuş, bitmiş, yaşanmış bir hayat. Defterini dürmüş, koymuşuz kenara. Cenab-ı Hak herkese, bir üstada, bir velin, onun yanında durmayı nasip ve müesser eylesin.
Kolay şeyler değildir çünkü. O yüzden herkesin hatası, kusuru, eksikliği noksanı vardır. Velilerin de vardır. O yüzden kardeşler, arkadaşlar, yolun disturlarını konuşsunlar. Meseleyi şahıs noktasında tutup bizim üstadımızdan işte günahı yok, kusuru yok. Böyle şeyler söylerlerse bizim de hakkımıza girmiş olurlar. Biz de Allah'ın bir kuluyuz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin ümmetiyiz. Kur'an ve sünnete iman ettik. O imanımızı yaşamaya gayret ediyoruz. O yüzden kalkıp da normalde bunun üzerine bir şey, bir iddiamız yok. Allah muhafaza eylesin. Bureyder radıyallahu an anlatıyor. Bazen zaman zaman bazı kimseleri duyuyorum, soru soruyorlar, işitiyorum.
Şeyhleriyle alakalı. Hayır işte o günah işlemez, o hata işlemez. Yok onun nasıl hata işler dersiniz filan. Veya bizim şeyhimiz böyledir filan. Ben başka yerlerden de duyuyorum bunu. Bunlar abartı Allah muhafaza eylesin. Bir insanın Allah için şeyhini sevmesi haktır. Allah için şeyhinin olumlu yönlerini, olumlu taraflarını dile getirmesi haktır. İyiliklerini anlatması haktır. Ama onu peygamberler seviyesine çıkartması, peygamberlerden üstün görmesi ve hatta üstün tutması hak değildir. Bu da Allah muhafaza eylesin. Ümmetin içerisinde sıkıntı var. Bilhassa Türkiye'de de sıkıntı var. Bazı Türkiye dışındaki sufi gruplarda da problem var. Biz sufi düşüncesini, Kur'an, sünnet, imamların iştahı, ilk sufilerin bulunduğu dairede tutmaya ve yaşamaya gayret edeceğiz.
İnşallah. Bu reyder radiyallahu anh anlatıyor. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu. Münafığa efendim demeyiniz. Eğer o efendi olursa muhakkak yüce olan Rabbinizi öfkelendirmiş olursunuz. Nebevi, Riyas-ı Salih'in, Ebu Davud. Yukarıdaki hadise göre biz bir kimsenin münafık olup olmadığını nasıl anlayabiliriz? Özellikle iş yerinde, devlet tarihlerinde nasıl anlayabiliriz? Münafıkların bir amelde işaretleri vardır. Biz ona amelde münafık deriz. Bir de itikatta münafıklık vardır. Biz onları itikatta münafık deriz. İtikatta münafıklar, mesela onlar Allah ve Resulüne inandım derler. Kur'an'ın herhangi bir yerini inkar ederler. Veyahut da sahih hadislerle ve ümmetin ittifak ettiği bir şeyi kabul etmezler.
Bunlar itikatta münafıktır. Bir kimse bunu söylerse, diliyle ikrar ederse biz deriz ki bu itikatta münafık. Ancak oradan geri döndüğünü duymamız lazım. Basına, sosyal medyaya açıklama yapıyorlar ya, böyle bir açıklamada bulundu. O kimse ondan geri dönmüyorsa, o noktada duruyorsa o itikatta münafıktır. Sıkıntılı olan yer orasıdır. Amelde münafıklık vardır. Hani konuştuğunda yalan söyler, emanete ihanet eder, sözünde durmaz. Münafıklığın alameti üçtür diye hadis-i şerif var ya, bunlar amelle alakalıdır. Bir kimse amelde, amelinde bu oradaki imamların ortak noktası şu. O diyorlar ki bu günah kebar işlemiş. Bir kimse konuştuğunda yalan söylüyorsa günah kebar işliyor.
Emanete hıyanet ediyorsa günah kebar işliyor. Verdiği sözü yerine getirmiyorsa günah kebar işliyor. O kimse dinden çıkmadı. Bakın bu noktada o kimse dinden çıkmadı. Onu dinden çıktı gibi görmek insanı dinden çıkarır. Allah muhafaza eylesin. Asıl dinden çıkma itikatta münafıklıktır. O da nedir? Mesela herhangi bir kimse öldükten sonra hesaba çekileceğine inanmıyor. Ama kendisi konuşurken Kur'an ve sünnete iman ettiğini, Müslüman olduğunu söylüyor. Hem Müslüman olduğunu söylüyor, hem bir de öldükten sonra hesaba çekileceğine inanmıyor. Bu itikatta münafık. Veyahut da mütevatir hadisler var ki kadere iman farzdır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kadere imanı farz kılmıştır.
Ama mesela diyelim ki geri dönmedi. Mustafa İstemoğlu kadere imanın farz olmadığını, kadere iman diye bir şeyin olmadığını söyledi. Bu itikatta münafık olmuş oluyor. Yani itikatta münafık o kimse aynı zamanda küfür noktasında. Ama o itikatta münafık diye ince bir perde koymuşlar oraya. Yani çünkü la ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen bir kimse biz küfür ehlisin diyemiyoruz. Öyle olunca itikatta münafık. Ama sonuç itibariyle o da küfür ehli. Veyahut da bir kimse diyor ki işte bu zamanda İslam hukukuyla ufuklanmak mümkün değil. İslam hukukunu icra etmek de mümkün değil. İslam hukukuyla yaşanması da mümkün değil. Bunu söyleyen bir kimse Müslüman ama la ilahe illallah Muhammeden Resulullah dedi.
O itikatta münafık olmuş oldu. Bunu bir kısım uleman direkt küfür ehli olarak görüyor. Mesela bunu İmam-ı Şafi küfür görür, İmam-ı Malik küfür görür, İmam-ı Muhamberi küfür görür. Hanefilerden, İmam-ı Azam'dan sonra gelenler küfür görür. Bir tek burada İmam-ı Azam Hazretleri işte siz iman ehlini la ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyeni tekfir etmeyeni sadı-ı şerifin üzerinden itikatta münafık olarak görüyor. Ama aynı İmam-ı Azam namazı kasten terk eden bir kimsenin üç gün hapis tutulacağını, yine namazı kılmazsa tuzlu su içerenlikten katledileceğine de fetva veriyor. O yüzden burada bir tenakuz yok, burada bir herhangi bir karşı duruş yok veyahut da bir sıkıntı yok burada. Ama itikatta münafık, Kur'an ve sünnette sabit olmuş olan herhangi bir şeyi reddetmek, inanmamak.
Allah muhafaza eylesin. Böyle bir kimseye efendim denmez. Böyle bir kimseye itaat edilmez. Böyle bir kimse, mesela bir kimsenin imamı olamaz. Böyle bir kimsenin arkasında namaz kılınmaz. Böyle bir kimse, mesela şeyse, mesela müminlerin emri hükmünde olamaz. Böyle bir kimse, Müslümanların bu noktada komutanı olamaz, emri olamaz.
Bunun gibi hükümler, hukuklar çıkar orta yere. Ya mesela itikatta münafık oldu, kesin imamın birisi çıktı hutbede, dedi ki öldükten sonra hesap kitap denilen bir şey yok, onun arkasında namaz kılınmaz. Veyahut da birisi dedi ki, işte, ya ne bu orucu dolaştırıyorsunuz ki, kışın tutuverin orucu. Onun arkasında namaz kılınmaz. Veyahut da birisi, bunlar Türkiye'de konuşulan şeyler. Bunlar Türkiye'de çok rahat konuşuluyor. Fikir özgürlüğü adı altında bunlar konuşuluyor. Adam diyor ki, ben fikrimi beyan ettim. Mesela işte Kur'an'ın hukukla alakalı ayetlerinin kaldırılmasını konuşuyorlar. Bunlar Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde millet meclisinde konuşulmuş, tartışılmış.
O zaman için cesaret edememişler. Bunları çok ayan beyan konuşup, tartışıp, milletin önüne sergilemeye. Şimdi bunu mesela insanların arasında ama profesör ismi, diyanet işlerinden, pardon, ilahiyat fakültelerinden veyahut da işte bir sosyolojicisi, bir psikolojici, bir ekonomist, bir normalde işte ilahiyatçının herhangi bir kimse, bunu fikir özgürlüğü adı altında bunu koyuyor orta yere, konuşabiliyorlar bunu. Cesaretliler. Çünkü bir tepki koymak mümkün değil. Demokratik, layık, sosyal hukuk devletinde bir kimse bunları konuşabilir. Atatürk'e hakaret edemez, onu eleştiremez. Örneğin ama Hz. Muhammed'i Mustafa'ya hakaret edebilir, onu eleştirebilir, Kur'an'a hakaret edebilir, onu eleştirebilir, şeriata hakaret edebilir, onu eleştirebilir.
Yani böyle bir şey var, olgu var orta yerde. Yani bunları normalde karşı çıkarsanız, gerici, irticacı olursunuz. Yani sıkıntı yaşarsınız. O yüzden bu ülkenin, bu memleketin mukaddesatına, inancına, değerlerine saldırmak serbesttir. Bunda bir sıkıntı yoktur. Yani fikir özgürlüğü adı altında her şeyi yapabilirsiniz. Gavurluğun hepsi de serbesttir. Fikir özgürlüğü ve normalde işte insanların hayat standartlarının özgürlükleri var. Gavurluk olunca her şey serbest. Bunda bir problem yok. Hiçbir sıkıntı yok. Ama Müslümanım, ben Müslümanca yaşayacağım, Müslümanca konuşacağım derseniz sıkıntı var. Gerçekten sıkıntı var. Yani bu böyle bir aldatmacaya arkadaşlar kanmasınlar.
Ben yıllardan beri söylüyorum, söylemeye devam edeceğim. Yani bir kimse, La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyorsa arkasından gelecek olanlara dikkat edecek. Allah muhafaza eylesin cümleyi. Kolay şeyler değildir. O yüzden normalde bir kimse itikatta münafık ise o kimseye efendim denmez. Eyvallah. Allah muhafaza eylesin. 50-60 yaşlarında bir bayan ikinci evliliğini yapmış. Beyinin aynı evde yaşayan 24 yaşında bekar oğlu varmış. Evde mahremiyet açısına nasıl davranması gerekir? Bir erkek bir kadını nikahladı da onunla cinsel ilişkiye girdiyse bir erkek bir kadını nikahladı onunla cinsel ilişkiye girdiyse o erkeğe kadının, o erkeğe kadının kendi kızı, kızının kızı, kızının kızı, kızının kızı, kızının kızı.
O kadının annesi, annesinin annesi, annesinin annesi, annesinin annesi yukarı kadar yani yaşaması mümkün değil de erkeğe haram olur. Nikahlayamaz bir daha. Bir kadın bir erkekle nikahlandı. Onunla cinsel ilişkiye girdi. O kadının, o erkeğin oğlu, oğlunun olduğu oğlunun oğlu, o erkeğin babası, babasının babası, babasının babası. Ona hiçbir zaman nikah düşmez. Buradan hareket ederekten bir kimse nikahlı kocasının, oğullarının yanında kendi oğlu hükmündemiş gibi davranabilir. Küfür etme alışkanlığında nasıl kurtulabiliriz?
Küfür etmek çok bayığı bir şeydir. Ancak bayığı ağızlara yakışır. Allah muhafaza eylesin. O yüzden hiç kimseye küfür etmeyin. Mesela hadis-i şerif bir Müslümanın annesine küfür edersen bütün inananların annelerine, Müslümanların annelerine küfür etmiş gibisin. Mesela bir kimse bir Müslümanın annesine küfür etti öyle değil mi?
Bütün Müslümanların annelerine küfür etti. Bundan kıyas yapabilirsiniz. Bir kimsenin babasına küfür ettin, bütün Müslümanların babasına küfür ettin. Kıyas bir kimsenin eşine küfür ettin, bütün Müslümanların eşine küfür ettin. Kıyas yapıyoruz ya, bir kimsenin o zaman normalde bir kimseye küfür ettin, bütün Müslümanlara küfür ettin o zaman. Allah muhafaza eylesin. Küfür etmek dervişlerin ağzına hiç yakışmaz. Müminlerin ağzına yakışmaz. Dervişlerin ağzına hiç yakışmaz. Hiç yakışmaz. Müslüman odur ki, dilinden diğer Müslümanlar emindirler. Müslüman odur ki, dilinden diğer Müslümanlar emindirler.
Sizin dilinizden insanlar emin olmalı. Dervişler küfrü unutmalı. Eşlerine, çocuklarına, etraflarına, hiç kimseye küfür etmemeli. Allah muhafaza eylesin. Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin sünnet ve ahlakını öğrenebileceğimiz hadis kitaplarından önerileriniz hangilerdir? Ahlakla alakalı edebil müfret var. Çok güzel böyle İmam Bukhari'nin hazırlamış böyle harika. Yedi yüz kusur tane hadis var içerisinde. Edebil müfreti muhakkak bütün derviş kardeşler ellerinin altında bulundurmalı, okumalı ve onunla amel etmeli. Ellerinin altında bulunmalı, okumalı ve onunla amel etmeliler. Sonra diğer hadis kitabı, Riyay-ı Salih'in.
Bütün derviş kardeşlerinin ellerinin altında olmalı, hatta onu mümkün ise ezberlemeliler ve yaşamalılar. Riyay-ı Salih'in. Bakın size iki tane hadis kitabı öneriyorum. Bir, edebil müfret. Evde, yolculukta, otobüslerle yolculuk giderken, bir yerlere giderken, ders yaparken, ya ben okudum, dön bir daha oku, hayatına tatbik et. Dön bir daha oku, hayatına tatbik et. İkincisi ne? Riyay-ı Salih'in. Muhakkak, herkesin elinin altında, kitaplığında olacak. Bilhassa, Hanefi'ye göre ibadet edenler. Çünkü Riyay-ı Salih'in, Hanefi mezhebine uygun olan hadislerden kurulu bir hadis kitabıdır. İmam Nevevi'de Hanefi'dir kendisi.
O yüzden özellikle, o hadis kitabı bütün kardeşlerde bulunmalı. Bütün kardeşlerde. Ve kardeşler bunu okumalı, aynı zamanda da hayatlarına uygulamalılar. Okumuş olmak için değil, birine cevap vermek için değil, biriyle laf dalaşı yapmak için değil, birisine ilim satmak için değil. Müslümanların handikapları bunlar şimdi. Birine cevap vermek için hadis okuyor, ayet okuyor. Neymiş de tartışacakmış, okulda, otobüste, orada burada. Geç canım kardeşim ya, sen dinini yaşa. Sen dinini yaşa. Ümmet-i Muhammed'in en büyük sıkıntılarından birisi bu. Bize hep dediler ki, okuyun, okuyun, okuyun, okuyun, ikra, oku, ikra, oku. İyi biliyoruz kardeşim.
Yaşayan kim? Bunca okuyor insanlar, sabah namazına kaç kişi kalkıyor? Okuyor insanlar. Bunca okuyor, gene heva hevesine uyuyor. Bunca okuyor, yine nefsine uyuyor. Bunca okuyor, yine şeytanlaşıyor. Okuyor ama herkes alim. İmam Hatip mezunları namazı terk etmiş. İlahiyat fakültesinden mezun olanlar namazı terk etmiş. İlahiyattaki doçentler, asistanlar, öğretim üyeleri namazı terk etmiş. Ne okuması kardeşim? Diyanetteki imamlar namazı terk etmiş. Ne okuması ya?
Herkes okuyor. Biz neredeyse kötü bir siddeyi hıfz edeceğiz, ezberleyeceğiz. Hadislerin hepsini ezberleyeceğiz. He yaşayan yok ama. Ele geleni yersin, dile geleni dersin, böyle dervişlik dursun, sen derviş olamazsın. Yunus nasıl söylemiş ya? Kitabın tam ortasından söylemiş. Okuyor o zaman. Herkes bir bilgili, bir bilgili, bir bilgili. Ne kadar bilgili. Bilgi yığılıyor. Herkes biliyor. Birisine nasihat edecek, birine bir şey söyleyecek noktan yok. Neden?
Biliyor ya adam. Biliyor. Ama yaşamıyor. Yaşamıyor. Sahabe bilmiyordu. Ama yaşıyordu. Sahabe bilmiyordu. Ama yaşıyordu. Bakın yaşıyordu. Ya meşhur ya, kadının birisi geldi beni nikahlı dedi Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'ne. Sustu. İkinci gün bir daha geldi. Üçüncü gün bir daha geldi. Susunca, oradan sahabeden bir kimse dedi ki, sen nikahlamayacaksan bana nikahla dedi. Ona dedi ki, mehir ne vereceksin? Hiçbir şey yok. Git akrabalarına danış, danıştı geldi.
Hiçbir şey yok. Hiç kimsede hiçbir şey yok. Dedi ki, hıfzında kaç ayet var? İki ayet mi, üç ayet mi ne biliyor hıfzında? Bakın, sahabenin hıfzında iki veya üç ayet var. Diyor ki, bunu ona öğretmen karşılığında mehir olarak seni buna nikahladım. Ya sahabe üç ayet bilmiyor canım kardeşim ya.
Sahabe üç ayet bilmiyor. Bizde hafızlar dolu, dolu. Okuyanlar dolu, dolu. Bu ümmet ne halde? Bu ümmet ne halde? Bunca televizyon. Şimdi bu akşam gidin eve, buradan dersten çıkın, ATV'de, Kanal D'de, Fox'ta, Star'da, her tarafta şey var. Ne o? Dini sohbet var. Hepsinde. Yığılıyor, yıkılıyor. Ramazanlar'da, bütün kanallarda. Her yerde dini sohbet var. Harika. Her biri ellişer, altmışer, yetmişer, seksener, yüzer milyar, yüz yirmi milyar. Geceliği beş milyarmış. Murtaza söyledi ya, beş milyar. Adam gelip iki saat sohbet ediyor, beş milyar alıp gidiyor belediyeden.
Alıyorlar, gidiyorlar. Bu kadar din anlatılıyor. Ya bu kadar din anlatılan yerde, on beş yılda, on beş yılda, bu kadar din anlatılan bir ülkede, ya fuş yüzde yedi yüz yirmi beş artar mı? Devlete, devletin tespit ettiği, bir o kadar da devletin tespit etmediği vardır, yüzde bin beş yüz.
Radyolar, televizyonlar, din anlatıyor boyuna. On yılda yüzde bin beş yüz fuş artmış bu ülkede. Herkes okuyor. Okuyor herkes. Herkes okuyor. Uyuşturucu on yılda yüzde dört yüz otuz beş artmış. Herkes okuyor. TÜİK var ya, TÜİK. Evet, oradan okuyorum ben de. İstatistik kurumu. Adalet Bakanlığı'nın açıkladıkları var. Adalet Bakanlığı'nın açıkladıkları. Kaç? Yüzde bin yedi yüz seksen dört işte.
Son an yolda. Dedim ya, yedi yüz otuz dediydim, devletin tespit ettiği. Bunu bir katla daha dedim. Bin beş yüz, yüzde bin yedi yüz seksen araştırmaya göre. Artmış. Okuyor insanlar boyuna. Dinliyorlar. Evet okuyor, herkes okuyor. Bize de boyuna diyorlar, oku. Yaşa diyen yok. Ha bire okuyun diyorlar. Yaşayın diyen yok. Yaşayın diyen yok. Hiç yaşayın diyeni duydunuz mu? Okuyun. Ne? Kitap yüklü eşekler olun. Oku, amel etme. Oku.
Amel etme ama. Namazın farzını bil. Ama kılma. Millet zaten bir namaz kılsa camiler iflas edecek. Millet bir namaz kılacak, diyanet kapıyı kapatır camilerin kapısını. Der ki ya bu kadar iş bize fazla.
Grev eder imamlar. Hani böyle işte cemaatlere, tarikatlara hepsine tadıp tutuyorlar ya. Kimler? Profesörler. Bazen zaman zaman aklıma gelmiyor değil ha. Diyorum bir çılgınlık yapayım. Bütün herkesi toplayayım, gidelim ilahi yata. Selamun aleyküm, aleyküm selam. Biz din öğrenmeye geldik. Kaç kişi? Bin kişi. Nasıl? Basbaya. Soracağız, cevaplayın bize. Atarlar bizi, tutuklarlar. Siz bir camiye gidin. Beş kişi, on kişi. Her namazdan sonra imama deyin ki, Hocam sorularımız var. Bize beş hadis okuyun mu? Katmaz sizi camiye bir daha. Ya da bırakır camiyi sana.
Ulan sizle mi uğraşacağım der? Ya biz diyeceğim ki ehli. Sen ne olursan ol dedi birisi bana. Siz ne olursanız olun kardeşim. Alın cami sizin ya. İkide birde bana hadis diye gelmeyin dedi. Baktılar. Dediler ya biz bu imamı böyle tanımıyorduk. Yani dediler Mustafa hocam sen gelince böyle oldu bu. Yok dedim ya boş verin siz ya. O imam iyi bir insandır. Siz gelin. Akşam namazdan sonra toplanın. Deyin ki dedim ya hocam beş tane hadis oku bize. Gidin kardeşim demiş ya. Hadis madisi okumam size. Kim öğrettiyse size bunu demiş ya. Nereden çıktı bu demiş ya. Siz ne güzel kahvede demiş kağıt oynuyordunuz ya köyde. Ben tabii yaklaşık iki. İki ay geçti.
İki ay sonra filan orada gene bir akşam namazına gittim. Ben sarık filan sarmıyorum hiç. Haydari giymiyorum. Normal. Bana soruyorlar ne iş yapıyorsun? Tüccarım diyorum ben. İşte ne alıp satıyorsun? Ucuz bulduğumu alırım. Pahalı bulduğumda satarım diyorum. Hani aldığım malı. Pahalı bulduğumda satarım. Hiç önemli değil diyorum ben. Neyse bakıyorlar şimdi ne alacak ne satacak belli değil. Gelin bakalım. Oturuyoruz biz şimdi. Hadi bir sohbet. Hadi bir oradan bir buradan. Ondan sonra. şeyde var ya camilerde orada hadis kitapları. Getirin bir hadis kitabı oradan. Getiriyorlar. Bir, iki, üç hadis okuyoruz şimdi. İmam demiş ki bu adamı bir daha buraya camiye katmayın.
Bu demişler dayış olabilir. Bir dahaki gittiğimde soruyorlar. Selamun aleyküm, aleyküm selam. Bakıyoruz diyorlar çok hani. Hoş sohbetsin. Tatlı dillisin. Hocam dayış ile bir bağlantı var mı? Dedim günaha gireceğim ama kalbim patlayacak dedim. Söyleyeyim mi dedim ben? Söyle dediler. İmam mı söyledi dedim ben? Herkes boynunu büktü. Dedim böyledir. Ya neden? Okuyun siz ya yaşamayın. Bakın okuyun yaşamayın. Yaşamadığınız müddetçe okumanızdan hiçbir sıkıntı yok. Yahudiler de aynıydı.
Hristiyanlar da aynı. Şimdi Müslümanları da aynıleştiriyorlar. Okuyun kardeşim. Ne geldiyse başınıza cehaletten geldi. Heee? Ne ge... Okuyalım. İyi okuyalım. Ben okudum faiz haram. Sen ne yapıyorsun? Okuduk kardeşim. Kumar haram. En büyük kumarbaz devlet. Okudum faiz haram devlet. En büyük faizci devlet. Kumar haram. En büyük faizci... En büyük kumarcı devlet. Eee? Fuhuş haram. Ulan devlet çalıştırıyor. Okudukça öğreniyorum. Ben diyorum ya boyuna televizyonlarda. Gelin kardeşim. Kur'an'ın Türkçesini mi öğreteceksiniz? Öğretin. Ama yaşayın. Yaşa kardeşim. Namaz farz.
Eee? Nasıl gidecek adam mesai saatinde namazı? Nasıl kılacak? Ben orman iş etmesinde çalışıyorum. Namaz farz. Ben atıyorum secda diye. Allah-u Ekber farzını kılıyorum dört rekatte. Öğlen namazının. Bütün daire öğrendi. Ben namazı kılıyorum şeyde. Ne o? Büroda. Müdür geldi. Dedi sen namaz kılıyormuşsun. Ha kılıyorum dedim. Burada kılıyormuşsun dedim. Burada kılıyorum dedim. Burada kılıyorum. Bu millet dedi burada dedi şeyde büroda namaz kılmaya başlarsan olacak dedi. Başlasınlar Allah'ın emri dedim. Bu millet dedim çay içerken bir şey olmuyor.
Hatunlar gelince sohbet ederlerken bir şey olmuyor. Dedim gaydır guppak muhabbet varken bir şey olmuyor da dedim. Namaz kılarken mi bir şey olacak? Müdür de eski ülkücülerden. Yani hala da MHP'li ülkücü ama bizim ülkücülüğümüzden eser yok. Nerede hoplatacak, zuplatacak, güpletecek işler var onlara uğraşıyor. Akçeli işler. Yolu ihale etmişler. Kaç bin metre? İki bin iki yüz metre. Benim elimde şerit metre. Ben ölçüyorum. Ne iki bin iki yüzü? Bin beş yüz, bin altı yüz de bırakmışlar. Bin altı yüz imzalamam diyorum ben. Biraz daha zorluyorlar. Bin sekiz yüz e çıkıyorlar. İmzalamam diyorum. Dört yüz metre kalıyor orada. İmzalayacağım ben arkadaş parayı alacak.
Müdür diyor imzayı atsana. Atmam dedim. Kim atacaksa atsın burada. Zaten yapmışlar yapacaklarını. İlk ihaleye çıkarırken üç yüz metre, dört yüz metre çıkarıyorlar. Ondan sonra iki bin iki yüz metreye çıkarıyorlar. Yutacaklar ya. Hep ihaleler öyledir. Büyük bir çoğunluğu. Devlet ihalelerinin büyük bir çoğunluğu böyledir. Altını çizin. Herkes yalar yutar oradan. Hepsi de. Bakın müteahhitlerin sonuna sonunda iflas ederler. Neden? Yetimin hakkı var onda. Yetimin hakkı var. Adam olmazlar. Neden? Yetimin hakkı var.
Haram. Haram. Ben namaza başladım orada. Bu sefer olmadı. Dedi ki herkese bulaşır bu. Ne olacak dedim ben o zaman. Ben namazı kılacağım. Camiye git o zaman dedi. İyi ben camiye giderim. Şimdi ezan okunuyor. Ben tam dairenin tam karşısında parkın orta göbeninden dosdoğru gidiyorum. Orada Hacı Mehmet Camii var. Hacı Mehmet Camii'nde namazı kılıyorum. Geliyorum tekrar geriye. Bir hafta öyle gittim. O da hoşlarına gitmedi. Olmaz dedi. E nasıl olacak? Nasıl olacak? Bu sefer merdivenin altında kıl dedi. Bodrum kat var. Olur. Hemen tahtadan bir secdada yaptırdım ben. Merdivenin altında namaz kılıyorum. Tahtadan bir secdada. Birdim iki oldum. Üç oldum. Dört oldum. Ben orada da Devam ediyorum ben.
Haydi birisi bir tahta daha yaptırdı. Dedim secdada ne yaptır gel tahta. Ya burada dedim merdivenin altında mı namaz kılacağız? Ne yapalım dedim müdür. Buraya attı bizi dedim. Burada kılıyoruz. Bir, iki, üç, dört. Erkek olarak namaz kılmaya başladık. Bunu da duydu müdür. Bana bir şey de diyemiyorum. Tam bana bir şey diyecek. Sağ sağa kulakları çınlasın. Öldü mü bilmiyorum. Allah rahmet eylesin öldüyse. Bizim Sop var. Hasan Sop. Benden büyük. Ama o kardeşi benim sınıf arkadaşım. O zaman o da böyle eski ülkücü abilerden. O da şeyde orman işte genel müdürlükte iyi bir vazifede. O zaman için personel şube müdürü mü?
Ne bir şey müdürü oldu. Hatta genel müdür yardımcılığı falan yaptı. Amerika'da eğitim falan gördü. Ondan sonra böyle genel müdürlüğe oynuyor falan. Böyle gidiyor geliyor. Genel müdür olacak o ara. Ben çok daralırsam böyle sıkıntı çekersem. Ona telefon açıyorum. Abi sen bir telefon aç diyorum ben. Buraya. Tamam Mustafa'cığım diyor. Kapatıyor telefonu. Aradan iki saat geçiyor. Müdürün odasından telefon açıyor. Müdürün odasından. Bizim Mustafa'yı bir çağırır mısın diyormuş. Hemen o çalışan kimse geliyor müdürün şeyi. Müdür bey çağırıyor diyor. Ben biliyorum ne olduğunu. İniyorum ben aşağıya. Buyurun müdür bey diyorum ben. Sop arıyor. Sop diyor. Sop arıyor.
Ben alıyorum telefonu. Selamun aleyküm aleyküm selam. Vay abi nasılsın iyi misin? Öyle miydi böyle miydi? Bir muhabbet. Bu esas duruş da yanımda. İşte ne yapıyor bedeller filan. İyiler mi? İyi abi. Geçen gün işte oradan geçiyordum. Gerçekten de işte babayla selamlaştım filan. Valide şöyle işte böyle tamam muhabbet. Var mı bir emrin isteğini? Estağfurullah abi senden emrimiz isteğimiz mi olur abi ya? Ne demek? Allah senden razı olsun. Burada her şey gayet iyi. İyi de iyi de diyor. İyi de. Burada her şey iyi abi. Bir sıkıntı yok maşallah. Bir problem yok abi. Görüşürüz. Selamun aleyküm aleyküm selam. Kapatıyorum ben şimdi telefonu. Böyle yapıyor. Allah'ım diyor ya.
Böyle duruyor şimdi. Valla ne yapayım müdürüm? Çok seviyor beni diyor ben şimdi. Gerçekten de o çok sever bizi. Abimi de çok sever o. Hatta bu normalde Bursa'ya filan gelip gittiğinde uğrardı şeye. Bu ara görüşemeyiz. Abimle görüşür gene de mahallenin çocuğu. Öyle tutuyoruz adamı. Yoksa adam gene yapacak yapacağını bize. Bu sever. Baktı gördü diş geçiremeyecek. Ondan sonra dedi ki merdivenin altını mescit yapın o zaman dedi. Biz merdivenin altını ahşaptan lan ormanda ağaç mı yitar? Rabıtadan bir mescit yaptık. Muhteşem. Bir daha kimse çökemez onu. Bilmiyorum hala daha duruyor mu orada. Biz başladık tabi mescidi yapmışım. Öyle tutar mıyım?
Öğlenin namazından sonra La ilahe illallah. La ilahe illallah. Üç sefer. Tamam mı? Hepsi de soruyor. Dersler çekildi değil mi? Çekildi de yok. Sıkıntı yok. Üç sefer. La la ilallah deyince cemaatle dersler çekiliyor. Bütün hepsi toplanıyor. Dersi bedavaya getirecek. Ondan sonra bir baktım çok alıştılar. Dedim böyle olmaz ya. Gene de evde çekin dersimizi. Şimdi namaz farz. İyi herkes kılsa ne olacak? Okuyun. Yaşamayın. Dertleri ne? Okuyun, yaşamayın. Bilin, yayın. İlahiyat mezunu, ünlü bir siyasetçi geldi büroya. Böyle bir şey konuşacak oldu.
Dedim konuşurum batarsın. Yoksa öyle hocam dedi. Namazı bile kılmıyorsun dedim ya. Neren ilahiyatçı senin dedim. Handikap bu. Allah bizi affetsin. Yalanın üç yerde mübah olduğu ile ilgili bir hadis okuduk. Bununla alakalı bir ayet bulamadık. Bu hadise dayanarak yalan söylemede kapı aralanabilir mi? Bu hadis-i şerifi nasıl yorumlayabiliriz? Halkın söyleyip durduğu yalanlardan sadece üçüne izin verildiğini işittim. Bir, savaşta düşmanı aldatmak. İki, iki kişinin arasını bulmak maksadıyla üç kocanın karısına, karanın da kocasına aile düzenini korumak düşüncesiyle söylediği yalanlar. Bu üçüne müsaade edilmiş zaten. Bunun dışında bir yalana müsaade edilmemiş.
Bir, savaş halindeysen düşmana, Darül Harp'te harbine, Darül Harp'te harbine, savaş halinde düşmana deyince Darül Harp'te harbi de giriyor. İki, iki kişinin arasını bulmak için. İki arkadaş, iki kardeş. Ya o seni sever aslında filan. Üç, karı koca arasında, ikisinin arasını bulmak için. Kadın diyor ki, adamı gördüğümde domuz görmüş gibi oluyorum. Ben ne yapacağım onu diyor. Adama diyorum ki, Bak diyorum ya, senin hakkında ne kadar olumlu şeyler söylüyor. Adam da diyor ki, gerçekten mi? Tabii diyorum ya. Seni gördüğünde diyorum ben, Bütün tüyleri diken diken oluyormuş heyecanlan diyor.
Ne yapayım? Dervişlere yapmıyorum bunu. Allah muhafaza eylesin. Ama karı kocanın arasını bulmak da ne? Büyük sevap. Birinin olumsuz sözünü öbürküne yetiştirmeyeceksin. Senin hakkında böyle böyle dedi, demeyeceksin. Ona, ona şöyle siyaset size. Ya bu adamın hiç mi iyi tarafı yok? Başlayacak. İşte şusi iyi, busi iyi, busi iyi, busi iyi. Onları cımbızlıcan. Diyeceksin ki ya, senin eşin dedi ki, İşte cömerttir, evine bakar, çocuklarına bakar. Adam şişiyor. Güzel şeyler bunlar. Allah muhafaza eylesin. Avon, Farmasi gibi firmaların çalışma sisteminde çalışan kişiler yeni üye kazandırdıkça gelen yeni üyelerin sattığı ürün üzerinden prim kazanç elde ediyor.
Bu şekilde çalışma sistemi uygun mu? Uygun. Neden uygun olmasın ki prim sistemi? Ya geçen hafta da bununla alakalı sohbet edemedik. Kağıt eskidi artık bir haftadan beri taşımaktan. İnşallah. Bu uzun biraz mesele ama bunu kısaltayım inşallah. Cabir bin Abdullah'tan şöyle rivayet edildi. Allah-u Teala'nın o zaman içinizde iki bölük bozulmaya yüz tutmuştu. Halbuki Allah onların yardımcısı idi. Ayeti bizim hakkımızda yani Beni Halise ve Beni Seleme hakkında inmiştir. Bu ayetin inmemiş olmasını isteyemezdim. Hem de bu ayette Allah onların yardımcısıdır ifadesi verdi. İfadesi vardır. Şimdi Sufilerde şöyle bir şey vardır.
Hani burada Cenab-ı Hak tehkit ediyor. Yani diyor bu iki bölük bozulacaktı. Birbirine düşman olacaktı. Burada bir durum tespiti yapıyor ve bunu da ikaz ederekten söylüyor. Yani tehkit ederekten söylüyor. Ardından da diyor ki Allah onların yardımcısıdır. Bunu ikaz ederken, tehkit ederken arkasından da müjdeyi veriyor. Allah onun yardımcısıdır. Şimdi hani bir sahabe ikide birde içki kullanırdı ya Yani Allah Resulü de sallallahu aleyhi ve sellem adedir. Birkaç kez de onu böyle şey yapmıştı. Hat uygulamıştı. Yine ikincisinde mi, üçüncüsünde mi ne hat uygularken Sahabeden bir kimse Yani gene böyle içtim, gene böyle bu şeyi yaptın gibisinden laf söyleyecekken Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri birden ona döndü.
Dedi sus. O Allah ve Resulünü sever. Şimdi, sufilikte bir terbiye vardır. Allah terbiye eder kulunu. Kulunu Allah terbiye ederken gerekirse onu ikaz eder, tehkit eder. Veya bir üstad, bir müridi terbiye eder. Ona gerekirse tehkit eder, tehdit eder. Bu caizdir. Bu onu sevmediğini göstermez. Hatta bu onu sevdiğini gösterir. Asıl kıskançlık budur. Asıl koruma, sevmek budur. Bir kimse sevdiğinin hatasını, kusurunu göz göre göre boş geçmez. Onu ister ki daha iyi olsun.
Onu ister ki daha güzel olsun. Onu ister ki daha iyi bir yere gelsin. O yüzden onu ikaz edilmesi gerekiyorsa ikaz eder. Tehkit edilmesi gerekiyorsa tehkit eder. Ona bir ceza verilmesi gerekiyorsa ceza verir. Bu onun sevmediğini göstermez. Allah muhafaza eylesin. Başıboş bırakıldıysa sıkıntılıdır. Hani Cenab-ı Hak burada tehkit ediyor. Ama ardından da diyor ki Allah onların yardımcısıdır. Yani Cenab-ı Hak onların üzerinden elini kaldırmadı. Cenab-ı Hak onun üzerinden yardımını kaldırmadı. Yine Tevbe suresi ayet 121. Hani sen müminleri savaş için duracakları yere yerleştirmek üzere erkenden ayrılmıştın. Allah semidir, alimdir.
O zaman sizden iki takım bozulmaya yüz tutmuştu. Bu normalde bu ayet-i kerimenin geldisi bu. Halbuki onların dostu Allah idi. Müminler yalnız Allah'a güvenip dayansınlar. And olsun ki siz düşkün bir durumdayken Bedir'de Allah size katı bir zafer vermişti. Allah'tan korkun ki şükretmiş olasınız. Ya normalde burada şimdi Cenab-ı Hak bu özür dilerim Ali İmran'dı bu 121, 122, 123. Cenab-ı Hak burada diyor ki hani siz düşkündünüz bir de. Yani zayıftınız. Ama Bedir'de diyor Allah size katı bir zafer verdi. Ve burada da diyor Bedir'de siz neredeyse birbirinizden ayrılacaktınız. Siz birbirinize düşecektiniz. Birbirinizden de ayrılacaktınız. Ama Allah sizin yardımcınızdı. Allah burada onları hem ikaz ediyor hem teykit ediyor hem de aynı zamanda onları ne yapıyor?
Onların yardımcısı olduğunu söylüyor. Elini onların üzerinden kaldırmıyor. Tevbe suresi ayet 25-27. And olsun ki Allah size Huneyn gününde yardım etmişti. Burada da bir ikaz var. Hani çokluğunuz sizi böbürlendirmişti de size bir faydası olmamıştı. Hani Huneyn'de Müslümanlar kalabalık çocuk çokluklarından dolayı böbürleniyorlar. Ama diyor size faydası olmamıştı. Ayet-i Kerime'nin sonunu okuyorum. Allah gafurdur, rahimdir. Hatta ayet-i Kerime'nin ortası yeryüzü genişiğine rağmen size dar gelmişti. Sonra gerisin geri dönüp gitmiştiniz. Bilare Allah Resulü ile müminlerin üzerine sakinetini indirmişti. Görmediğiniz orduları da indirmişti.
Ve kafirleri azaba uğratmıştı. Siz aslında geri geri döndünüz. Çokluğunuza inandınız. Çokluğunuza bakaraktan böbürlendiniz. Çokluğunuza bakaraktan nefsinize uydunuz. Ama Allah size yardım etti. Melekleriyle yardım etti. Şimdi burada söz konusu olan mana şu. Bir kimse terbiyeye girince dervişlik noktasında el bebek gül bebek büyümez.
Yol el bebek gül bebek yolu değildir. Yok işte bana sert davrandı. Tabi sert davranacak. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri cenk meydanına çıkmayan sahabeye dedi ki selamı sabahı kessin bunlarla. Onlarla selamı sabahı kesti. Bütün sahabeye de emir verdi. Yasakladı. Hiç kimse onlarla selamlaşmayacak dedi. Ta ki onların tövbelerini ayeti kerimeyle kabul edildikleri tespit edilinceye kadar. O zaman bir kimsenin ikaz edilmesi bir kimsenin bu noktada yolun içerisinde şunu şöyle neden yapmadın bunu böyle neden yaptın denmesi yolun gereğidir. Bunun olması gerekir. Hatta hani meşhurdur ya hani büyük zatlar kendilerini cehennemlik görmüşler.
Ona rağmen kulluğa devam etmişler. Demişler ki başka gidecek kapı mı var? Allah bizi hayırlı eylesin inşallah. Rabbim muhafaza eylesin. O yüzden normalde yolun içerisinde kardeşlerin ikaz edilmeleri, tehkit edilmeleri haktır. Mesnevi'den bir beyt ey sevgili sen kızıyorsun bu benim hoşuma gidiyor. Canım sana feda olsun benim sevgilim biraz kızıyor. Allah bizi o sevgiliye sevgili olanlardan eylesin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi