mustafaozbag.org

592. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 29 Aralık 2018 · 1:22:06

Hem çaylarınız için hem de sorular biraz fazla. Bunlar da yavaş yavaş bitirmiş olayım. Ben de çayımı kahvemi içeceğim çünkü o yüzden. Eşim ve tüp bebek çalışmasına başladık. Ancak bu çalışmada birden fazla yumurta olgunlaştırılıyor. Eşim ise tek çocuk istiyor. Bayanın söz hakkı var mıdır? Hanefilere göre rahim erkeğin aittir. Ama bu noktada, bu meselede kimsenin sözü geçmez.
Yani şöyle sözü geçmez. Yani ben tek çocuk istiyorum deyip de kadın ikiz doğurursa ne yapacak herkes ki? Birini boğacak değil ya. Bu tip meselelerde de normalde tek çocuk istiyor herkes ama ikiz değil, üçüz bile oluyor. Dört yüz bile oluyor. Yani bunu normalde doktorların tanzim etmesi, doktorların bunu tertip etmesi bu kadar çok müdahaleye açık değil bildiğim kadarıyla. Öyle mi doktor? Fazla müdahale edemiyorlar değil mi? Tüp bebek de edemiyorlar. Evet. Yani normalde İslam hukukunda genel bir şey vardır. Bir mantelite vardır. Siz bir şeyi normalde kabullendiğinizde onun sonuçlarını da kabullenirsiniz. Yani mesela evlenmek, nikahlanmak, onun sonuçları vardır. Onun sonuçlarını da kabullenirsiniz.
Veyahut da ben zaman zaman derim. Mesela işte ticaret. Sen bir senet aldın mı? Aldın. O senetin sonuçlarını sen kabul etmiş olursun. Bir çek aldın, çekin sonuçlarını kabul etmek zorundasın. Yani o çek, ya vadesinde ödendi. Ödendi, ödendi. Ödenmedi, kaybettin. Sen onunla alakalı bir şey diyemezsin karşıdaki kimseye. Veyahut da o çek'i kabul ettin de çek'in hukukunu kabul ettin.
Senedi aldın da senedin hukukunu kabul ettin. Evlendin gittin resmi nikahı kıydın, resmi nikahın hukukunu kabul ettin. Gittin dinen bir kadını nikahladın, dini nikahın hukukunu kabul ettin. Ben bilmiyordum, anlamıyordum. Tiyansın, ben böyle değil. Bunu İslam hukuku kabul etmez. Bir kimse bir şey yapıyorsa yapmaya ehliyetlidir. Sonuçlarına da ehliyetlidir. Katlanacak, katlanmayacak. İşte yapacak, yapmayacak. Bunun gibi. O yüzden tüp bebek sonuçlarına da o kimse katlanacak. Yani bunu ben böyle istiyorum deme lüksüne sahip değil. Yılbaşı dolayısıyla iş yerimiz çikolata paketi veriyor. Ve bunun gibi ikramları almakta bir sıkıntı var mı? Darül Harp'te yok. Yani kendinizi Almanya'da görün. Almanya'da bunun herhangi bir iş yerinde çalışıyorsunuz.
Almanya'da bir iş yerinde çalışırken orada Noel tatili yapılıyor. Siz Noel tatilini reddetmenin lüksüne sahip değilsiniz. Alman hukukuna göre. Çünkü Noel tatili var mı? Var. Veya Avrupa Noel tatiline giriyor. Avrupa Noel tatiline girince Avrupa'nın veya Amerika'nın veya herhangi bir X ülkenin vatandaşısınız. Orada onlar böyle bir tatil yapıyorken yok hayır ben gideceğim Mercedes fabrikasında çalışacağım. Yok hayır ben gideceğim Fiat fabrikasında çalışacağım diyebiliyor musunuz? Hayır. Oranın hukuku ne? O. Oranın hukukuna göre. Vay işte Noel geldi. Herkese kredi dağıtalım, para dağıtalım, maaş dağıtalım, hediye çekiverelim dediklerinde siz orada. Hayır ben bunu kabul etmiyorum lüksüne sahip değilsiniz. Değişen bir şey de yok.
Ya normalde ne zaman bizim burada şimdi Noel tatili? 31'i yani salı gün tatil mi? Salı gün Noel tatili ya değil mi? Salı gün Noel tatili. E salı gün Noel tatili olunca ne yapacaksınız şimdi? Normalde resmi dairelerde çalışanlar. Yok kardeşim ben Hristiyan değilim. Ben Müslümanım. Ben salı gün ben Noel tatili yapmam deyip gidip devlet tarihinde mi çalışacaksınız?
Hayır. Veya Noel tatili yapmışlar ya. Noel resmi tatil adı bizde. Adı Noel tatili. Noel tatil olunca normalde kurum ve kuruluşlar hayır biz bu tatili yapmayacağız diyebilirler mi? Türkiye'deki Hristiyanlar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Hristiyan vatandaşları da var. Nasıl Müslüman vatandaşları var, Müslüman vatandaşlar için kurban var, Ramazan bayramlarına tatil yapıyor.
Hristiyan vatandaşlar var. Hristiyan vatandaşlar için de Noel bir bayram, onlar için de bir tatil yapıyor. Yani aslında Yahudilerin de günleri var. Yılda bir gün öyle. Aslında o günün de tatil olması lazım. O haftalık onlar. O ayrı. Onlar haftalık canım benim ya. Onlar haftalık. Biz haftalıkları demiyoruz. Yıllık. Onlar haftalık tatiller. Onlar ibadet etsinler rahat diye. O yüzden onlar Cumartesi günleri tatil. Pazar günleri de Yahudiler için tatil. Onların, pardon Cumartesi Yahudiler için, Pazar günleri de Hristiyanlar için tatil. Normalde mesela hiçbir yerde Cumartesi'leri tatil yapmaktan çıkaramazlar. Antisemitizm o velvelesi var ya onu koyarlar ortaya. Hristiyanlara dumanını çıkarırlar insanın. Siz şey yapamazsınız onu. Mümkün değil.
Bunun gibi. Normalde mesela Hristiyanların da bir yıllık tatilleri var. Onların bir günlüğüne bayramları, pardon Yahudilerin. Geçenlerde Cumhurbaşkanı kutlamıştı. Yahudilerin şu gününde mübarek olsun diye. Bunlar insanların doğal dini hakları, insani hakları. Bunları küçümsediğimi düşünmeyin. Öyle bir şeyim yok. Biz bu ülkede Hristiyanların ve Yahudilerin veya dinsizlerin dinlerini özgür bir şekilde yaşamasından yanayım ben.
Benim derdim şu. En az Hristiyanlar ve Yahudiler kadar biz de dinimizi özgür bir şekilde yaşayalım. Benim derdim bu. Benim başka bir derdim yok. Biz en az bir Hristiyanın din özgürlüğü kadar bizim de dinimiz özgür olsun. Bir Yahudinin din özgürlüğü kadar bizim de dinimiz özgür olsun. Mesela siz bir Yahudi tarikatına baskı yapabilir misiniz? Sıkıntı çıkarabilir misiniz? Bir Hristiyan tarikatına sıkıntı çıkarabilir misiniz? Bir laf söyleyebilir misiniz? Siz bir papaza, bir hahama bir laf söyleyebilir misiniz Türkiye'de? Söyleyemezsiniz. Siz İncil'i eleştirebilir misiniz? Ki eleştirmeyin zaten.
İnsanların kutsalı. Ha ne ya siz uyduruk diyebilir misiniz? Diyemezsiniz. İnsanların dine inancı. Veyahut da siz bir Tevrat'ı küçümseyip Tevrat'la alay edebilir misiniz? Edemezsiniz. Ne kadar tahrif edilirse edilsin içerisinde tahrif edilmemiş ayetler vardır. Bir bütün olarak siz onunla alay ederseniz Allah'ın ayetleriyle alay etmiş olursunuz. Siz İncil'le alay edemezsiniz. Tevrat'la alay edemezsiniz. İslam hukuku içerisinde de bunu alay edemezsiniz. Siz İsa Aleyhisselam'la Musa Aleyhisselam'la alay edemezsiniz. Küfre düşmüş olursunuz. Allah muhafaza ila etsin. Biz en az onlara tanınmış özgürlükler kadar özgürlük istiyoruz. Yani siz bir kiliseye hangi papazın tayin edileceğine devlet mi tayin ediyor?
Hayır. Bir havranın başına hahamı devlet mi tayin ediyor? Hayır. Kendi içlerinde bir sistemi var. O sistem içerisinde onlar kendilerince uygun olan hiyerarşiyi tayin ediyorlar. Ama bizde öyle değil. Bizde Diyanet İşleri Teşkilatı devletin elinde. Dini kurum ve kuruluşların hepsi de devletin elinde. Devlet istediğini atıyor, istediğini alıyor, istediğini çarpıyor, istediğini sekize bölüyor, dokuza katlıyor. Siyasi iktidarın hoşuna giderse Diyanet İşleri Başkanı, onu tutuyor. Hoşuna gitmezse değiştiriyor. Olmadı canını sıkacak bir açıklamada bulunursa bir daha değiştiriyor. Kafasına göre takılıyor. Diyanet İşleri Teşkilatı sonuçta devletten maaşını alıyor çünkü.
Mesela kiliseler devletten mi maaş alıyor? Hayır. Havralar devletten mi maaş alıyor? Hayır. Ama camiler devletten maaş alıyor. Örneğin. Bunlar layıklığa aykırı şeyler aslında. Bu normalde iş farklı bir noktada. E tabi o zaman için devleti kurarlarken böyle bir teşkilat kurmuşlar. Allah iyi etsin. O yüzden yapacak bir şey yok. Ziraat Bankası'nın faizsiz kar zarar katılım bankacılığına para yatırmak caiz midir? Dine dinimizde ne bu banka var mı? Dinde banka olup olmaması önemli değil. Bugün şeyde ne o? Akşam böyle bir yazı okuyorum.
Dilip akım bir yazısını okudum. Neydi o? Oltasında din mi? Ha oltasına din takıp Müslüman avlamak. Aha bu. Oltaya din takıp Müslüman avlamak. Oltaya din takıyorlar. Yani diyorlar ki faizsiz bu banka size. Gelin paralarınızı buraya yatırın. Faizsiz. Banka ne? Faiz yuvası. Evet. Ben de ona o yazıyı paylaştım. Ben de ucuna bir şey ekledim onun. Oltasına bir şey ekledim.
Şu dedim oltasına din ekleyen siyasileri ve bürokratları dedim dilip akın tanımaması bilmemesi mümkün değil. Bunları isim olarak açıklasın cesareti varsa bu halk onları tanısın. Aldanmasın. Oltasında kim din koyup da insanları siyaseten, bürokraten aldatıyor? Oltasına kim din koyaraktan bu Müslümanların gözyaşını, emeğini, parasını, malını, mülkünü, mesaisini harcıyor.
Ütüyor. Şimdi bangır bangır bütün bankalarda bu var. Benim de emekli maaşı Halk Bankası'na yatıyor ya. Onlar da bütün müşterilere gönderiyorlar. Halbuki ben güvenilir bir müşteri değilim onlar için. Tabi ben bankalar açısından hiç güvenilir değilim. Bankalar açısından kim güvenilir biliyor musunuz? Bankalardan kredi alan, kredi kartı olan, ondan sonra böyle kredilerin içerisinde dönen, dolaşan. Bunlar bankalar için güvenilir müşteri. Benim gibi bankada ticari hesabı olmayan, hiç çeki olmayan, hiç kredisi olmayan, bakın kredi hiç olmayan, çeki hiç olmayan, bankalarla hiç borcu harç ilişkisi olmayan kimseler bankalar için güvenilir insanlar değil.
Banka girince Mustafa Özbağ olarak bir bakıyor, adamın kredi kartı yok, kredi borcu yok, ticari hesabı yok, çek yok, senet yok, sepet yok, hiçbir şey yok. Yani yaşıyor mu bir TC'si var, yaşıyor işte kağıt üstünde. Öyle olunca güvensiz. Şimdi bütün banka, ona geleceğim, Halk Bankası beni güvensiz görmesine rağmen bana mesaj çekmiş. İşte yastık altında altın, salkım ne varsa, ondan sonra toplayın. Eee, ayın kaçıydı bu aralığın 24'ünde, 25'inde Ankara'dan ekspertizler gelecek. İşte altınlarınızı tartacak, ölçecek, batacak, kaç ayar. Ondan sonra sen bankaya yatıracaksın. Allah Allah, bankaya yatırılacak kadar altın var demek ki bizde. Herhalde karıştırıyorlar, öldükten sonra evinde 100 kilo, 120 kilo altın çıkan dini liderlerle.
Öldükten sonra işte İsviçre bankalarını, orada burada milyon dolarlar çıkan siyasi liderlerle. Karıştırabiliyorlar. Bazen de böyle geliyorlar, hacca ömreye götürecek olanlar, bunlar çok hoş oluyor. Hocam, bu sene sizin arkadaşlarınıza talibiz. Allah razı olsun canım kardeşim. İşte bütün arkadaşları ömreye götürelim, şunu yapalım, bunu yapalım. Harika. Fiyat olarak ne yapacaksınız? İşte şöyle hocam, üç kişilik yataklar böyle, iki kişilik yataklar böyle, dört kişilik yataklar böyle, işte sunumlar falan. Harika. Araya kıstırıyor şimdi. Hocam, Ramazan'dan önce sizi maa aile misafir etmek isteriz.
Nasıl diyorum ben? İşte maa aile hocam. Yani diyorum, eş, çoluk, çocuk, damat, torun hepsi değil mi diyorum ben? Tabii hocam diyor. Diyorum yavrum sen neyle karşılaştın? Farkında değilsin diyorum ben. Nasıl hocam diyor bu. Ben saymıyorum diyorum ben. O işi şaka zannediyor. Hocam başımız üstüne. Lan oğlum dedim ben birine. Ben ey evlatlar, ömreye götürüyor bu arkadaş desem dedim. Bir dakika da dedim sürmez, iflas edersin. Hepsi evlat bizim dedim. Kaldı. Ben öyle demek istemedim dedi. Ya dedim ben, hani aile olarak, aa yine kalırsın dedim ben. Neden dedim, o da çok bende dedim ben. Ama şey değil, bu illaki iş alacak ya benden.
İnatla götürüyor da. Kendi kendime diyorum ki, ben şimdi. Anam diyorum, demek ki böyle yapıyorlar bunlar bu işleri diyor. Sonra böyle olunca, ya hocam diyor ya. Biz diyor alışmışız ya diyor. Her gittiğimiz yerde böyle oluyor. Bununla karşılaşıyoruz diyor. Özür dilerim diyor. Yani işte ben sizi herkes gibi zannettim diye. Böyle baktım dedim, herkes gibi zanneden bir firmayla gidemem. Hakkını helal et dedim. O hani en son ömreye gittiğimiz şey vardı ya, firma. Neydi o? Ekrem. Ekrem'in asıl sahibinin havaalanına kadar gelip bizi uğurlamasının sebebi buydu. Hani adam havaalanına kadar uğurladı, gelirken de karşıladı ya. Sebebi şu.
Yani demiş ki, ben demiş böyle bir adam görmedim. Başkası olsa demiş yani muhakkak bir şey alırdı bizden. Hani kendisine bir şey alırdı. Alışmışlar, Allah muhafaza eylesin. Oltaya din takıp Müslüman avlamak. Evet bunlar da bu bankalarda ne yapıyorlar? Oltaya din takıp Müslüman avlıyorlar. Siz bir borcunuzu ödemeyin bankaya da görün siz. Ensenizde boza mı pişiriyor yoksa sizi tava sote mi yapıyor görün. Allah muhafaza eylesin. Müzik dinlemek günah mı? Müzikle ilahi dinlemek günah mı? Bizi bilgilendirir misiniz? Şiirle alakalı hadis-i şerif paylaşıyorum. Ama bununla alakalı mesela ashabın çalgı aletleri kullanıldığı, onları dinlediklerine dair rivayetler var.
Bu konuda ifrat ve tevrit var. Haram diyenler de, komplesine helal diyenler de doğru noktada durmuyorlar bence. Bazen bayanlar tokalaşmak için elini uzatıyor. Bu gibi durumlarda ne yapmamız gerekir? Peygamber Efendimiz namehrem bir bayanla hiç tokalaşmış mıdır? Bir sefer peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerinin zamanında aa hoş geldin tokalaşalım böyle bir adet usul gelenek yok zaten. Yani bu peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerinin zamanında icra edilmesi için böyle bir usul gelenek yok. Bu son 50-60 yılın, 100 yılın meselesi. Bu aslında Avrupa'da da öyle bir gelenek yok. 100 yıl öncesine kadar Avrupa'da da kadınların erkeklerle tokalaşma geleneği yok. Fransız sosyetesinde, İngiliz kraliyetinde ve hatta Avrupa kraliyet ailelerinde şöyle bir şey var.
Sosyetede yüksek standarttaki bayanlar ellerini lütfederlerse herhangi bir erkeğe erkeğe ellerini uzatıyorlar. Erkek de ellerinin üzerinden öpüyorlar. Tokalaşmak yok yine. Bu sonradan avamın içerisinde, avamda. Kadın erkek tokalaşmaya başlıyor Avrupa'da. Avamın işi bu. Bu entelektüellerin işi değil. Avam kadın ve erkekler tokalaşıyorlar. Ama kendilerini bilen kadınlar Avrupa'da tokalaşmıyorlar. Yine ellerini uzatıyorlar. Erkekler büyük bir saygıyla eğilip kadınların ellerini öpüyorlar. Bizde de kadın erkek tokalaşma kültürü yok.
Bizde el öpme kültürü var. Kimlerin eli öpülür? İmamlar sıralamışlar, iştahat etmişler. İşte anne babanın eli öpülür. Amcaymış, dayımış bunların eli öpülür. Annenin annesinin, onun annesinin, babanın babasının, onun babasının babasının eller öpülür. İşte dayı, büyük dayı, onun büyük dayısı, onun büyük dayısı, hepsini büyük dayı. Eller öpülür. İşte teyze, eli öpülür. Teyzenin teyzesi eli öpülür büyük sıralıya göre. Hanefiler demişler ki, bir bayan için karşısındaki erkek babasının yaşındaysa elli öpebilir. Bir erkek için demişler ki, karşıdaki bayan annesinin yaşındaysa onun eli öpülebilir. El öpülmeyle alakalı bizde şeyler var. Ne o?
Gelenek var, kültür var. İslam'ın bu noktada dinin iştahı var. El öpmekle alakalı. İşte gelin kayınpederinin elini öper, gelin kaynanasının elini öper, damat kayınvalidesinin elini öper. Sarmaşmak yok. Yani damat kalkıp da kayınvalidesiyle sarmaşmaz. Yok. Veyahut da işte kayınpeder geliniyle sarmaşmaz. Yok. Bunlar el öpme. Bakın, el öpme. Elini öper. Eyvallah. Bu oturmuş yerleşmiş. Yani bu son cumhuriyetle beraber tokalaşma var şimdi. Yani biz Avrupa'nın entelektüellerinin veyahut da oradaki Avrupalılarca saygınların kültürlerini almıyoruz. Avamın kültürünü alıyoruz.
Biz mesela batıdan ne alıyoruz? Düşük bel modası alıyoruz. Yani bir bakıyoruz, bütün herkeste düşük bel var. O modanın nereden geldiğini kimse bilmiyor. Düşük bel modasına baktığınızda şeyin Amerikan'ın cezaevlerinden çıkıyor. Nereden çıkıyor? Amerikan cezaevlerinde kendilerini kadın gören mahkumlar donlarını düşük giyiyorlar. Düşük bel modası Amerikan lutilerinin modası. Bunu kim getiriyor ülkeye? Ve Tarkan getiriyor. Örneğin biz bunları alıyoruz. Yani siz Avrupa'nın entelektüellerinin modasını almıyorsunuz. Size avamın düşük seviyedeki kimselerin modalarını veriyorlar size.
Siz onları da satın alıyorsunuz sonuçta. Yani siz derken diğer ülkeler. E şimdi bir bakıyorsun, kadınların hepsinde düşük bel modası. Bütün arkaları meydanda. Erkeklerde düşük bel modası. Bunların arkaları meydanda. Herkesin arkaları meydanda. Dolaşıyor herkes öyle. Sandalyeye oturuyorlar, tabureye oturuyorlar. Görünüyor arkaları. Yani erkek kadın görünüyor hepsi de. Bunları alıyoruz biz böyle şey olarak. Şimdi tokalaşmayı da almışız. Şimdi tokalaşmayla alakalı fetva arayanlar yok. Yani son 50 yıla kadar, 60 yıla kadar tokalaşma diye insanların içerisinde bir kültür yok. Bunu nereye döneceğiz bakacağız? Biatlaşmaya bakacağız.
Bununla alakalı bir tek biatlaşma hadisleri var. Biatlaşmayla alakalı olan meseleler var. Onlara baktığımızda iki türlü hadis var. Bir, Hazreti Ayşe annemizin söylediği Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin eli hiçbir mahrem kimsenin eline değmedi. Onun sözü. Bu Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin sözü değil. Hazreti Ayşe annemizin tespiti. Ama öbür tarafta diğer sahabelerin tespitleri var. Mesela Mekke'nin fetih günü. İşte Süfya'nın hanımı geliyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin elini yüzünü, yüzünü, gözünü sarıyor. Elini uzatıyor biatlaşmak için. Bu el kadın elimi, erkek elimi diyor. O da diyor ki kadın elidir.
Bu hiç kadın eline benzemiyor diyor. Gidiyor elini kına yakıp geliyor. Orada yalnız elini tuttu tutmadı bir söz yok. Biyatlaşmak için geliyor elini uzat diyor yine tekrar. O da ona dedi. Erkeklerin önüne o çocuklarınızı öldürmeyeceğinizi. Çocuk mu bıraktın ki diyor. Öldürülecek. Tebessüm ediyor. Öbür taraftan da Hazreti Ömer Efendimiz bu sözü duyuyor. O da tebessüm ediyor. Hint kendini çaklamış ama tanıyorlar onu. Bunun gibi mi mesele? Veyahut da işte Medine-i Münevvere'de Hazreti Ömer radıyallahu anh hazretlerini Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri biatlaşmak için Medineli kadınlar toplanmışlar bir evde oraya gönderiyor. Ensar kadınlar diyor ki Hazreti Ömer elini uzattı pencereden içeri.
Neden elini uzatır pencereden içeri? Yorum. Madem kadınlar onun elini tutup biatlaşmayacaklardı neden elini pencereden uzattı? Öyle ya. Siz bir pencereden neden elinizi uzatırsınız içeri? Gibi böyle birkaç tane daha. Bu meseleyle alakalı böyle milletin söylediği gibi söylemek istemiyorum. Sayfada bir küçük bir risale var. Yani bu meseleye haram diyenlerin dayandıkları argümanlar. Ve da bu hadisleri de koydum oraya. O yüzden bu meseleyi böyle direkt haram deyip kestirip atmak biraz güç bence. Hadisler ışığında. Ama arkadaşlara tavsiyem şu. Siz elinizi uzatmayın. Erkeklere söylüyorum. Kadınlara da söylüyorum. Sizler ellerinizi uzatmayın.
Hiçbir erkeğe. Erkeklere de diyorum. Siz ellerinizi uzatmayın. Öfkelendiğimizde çok sinirli olduğumuz zamanlarda sakinleşmek için hangi esma'ya çekmeniz? Tevhid benim kalağımdır. O ne güzel bir kalağdır. Şeyh Bedrettin'in bilim aşkının yanında adalet arayışına eklemesi ve bunu bir tutku haline getirmesi yaşadığı toplumdaki toplumsal gerçeklerin payı elbette büyüktür. Emir Buhari'nin de dergahından geçmiş ve tedrisatına vakıf olmuş Bedrettin için Muhyiddin Arabi'nin ışığı ondadır. Büyük mutasavvufi olacaktır demesinden yola çıkacak olursak. Buhari İbni Haldun Şeyh Hüseyin Ahlatı gibi önemli zatlardan etkilenmiş ve dergahlarında bulunmuş Bedrettin'in hocası Ahlatı'nın tabiriyle Enel Hak diye mansur gibisin.
Sonuç olarak Türk-İslam toplumunda Bedrettin'in yeri sizin açınızdan nedir? Mansur ve Arabi ile bağdaştırabilir miyiz? Bedrettin'in sonunu getiren de Musa Çelebi ve Mehmet Çelebi arasında tah çatışmaları olduğu gerçeğini düşünürsek. Hakikati söyleyen mutasavvufların Allah kavramında ortak paydada buluşmaları ve toplum dışı görülüp katledilmelerine bakış açınız nedir? Ona sıkı sıkı bağlı olan Börkülüce Mustafa ve Torlak Kemal'in Anadolu'da oluşturduğu özellikle köylü halkta yarattıkları bilinç. Günümüzde Bursa köylerinde de devam ettirilen bahar şenliklerine dede denmesinin bu zatların o dönemde köylerde yaptıkları toplantılarla bağdaştırabilir miyiz? Saygılarımla. İsim de var burada ama okuyeyim mi? İsim sahibi burada mı? Okuyeyim mi?
Yavuz, Bağru, Buğra, Güçlüler. Evet. Bu tarihi şahsiyetlerle herkes kendi baktığı pencereden bakıp kendince değerlendirip burasında şu su vardı, burasında bu su vardı diyebilir. Bu böyledir, şu şöyledir diyebilir. Bunların hepsi de tarihi şahsiyet. Kendi zamanlarında hatalarıyla, kusurlarıyla yaşamışlar ama iyilikleri galip gelecek, ahirette mekafatlarını alacaklar. Ama varsa niyetleri, kötülükleri galip gelecek, onun cezasını çekecekler. Bu noktada bizim buradan oturup da onları iyi veya kötü diye eleştirmemiz, doğru veya yanlış diye eleştirmemiz çok doğru olacak kanaatinde değil. Ama şunu unutmamakta fayda vardır. Bütün dinler imanın yanında adaleti taşır.
Bütün dinler, din bir sistemdir. Bir açıdan. Dünya zahiri olarak o sistemin üzerine kurgular. Aslında metafizi de bir sistemdir. Onu da metafizik olarak, manevi olarak da bir sistemin üzerine kurgular ve kurar. Bu normalde zahiri olarak kurmuş olduğu, kurgulamış olduğu sistem, en ince adalet anlayışının üzerine kurulmalıdır.
Yoksa dini kabuk olarak tutar da, içini biz imanla, adaletle, ihlasla, samimiyetle, doğrulukla dolduramazsak, O zaman hem bireysel manada, hem toplumsal manada, hem de devletsel manada çökmeye mahkumdur. Burada din çökmez. Kendilerini dindar görenler, kendilerini din üzerinde hareket ettiğini zannedenler çöker. Şimdi biz burada bir topluluğuz, kendi içimizde. Eğer biz kendi içimizde, kendi dairemizde, kendi adalet olgumuzu yerleştiremezsek, biz de dağılmaya ve batmaya mahkum oluruz. Siz isterseniz havada uçun.
Eğer elinizin altındakilere adaletle davranamıyorsanız, onlara adaletli, onlara ihlaslı, samimi davranamıyorsanız, siz de çökmeye mahkum olursunuz. O yüzden din muhakkak ki altın bilezik gibi bütün dinler Adem'den itibaren adaleti kollarına takmışlar. Bakın, dini inancı aldık, çok özür dilerim ama bir kenara koyduk.
Adalet var ise, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Müslümanları hicrete gönderirken, ne dedi Hristiyan devlet adamı, Habeşistan'daki devlet adamı için ne dedi? O adaletli bir kraldır dedi. Dikkat edin. O adaletli bir kraldır dedi. Bakın, bir sürü Hristiyan var ama o adaletli bir krala gönderdi hicrete Müslümanları. Demek ki burada birinci derecede bir sistemde aranacak olan en temel özellik adalettir. Birinci derecede bir şahısta aranacak olan özellik adalettir. Bir toplulukta birinci derecede aranacak özellik adalettir.
Bakın, elinizin altındakilerden sorumlusunuz. Elinizin altındakilerin adaletle davranmak zorundasınız. Sizin babalığınız, sizin kocalığınız, sizin işverenliğiniz ancak adaletle mümkün. Beni ilgilendirmiyor, senin hangi dine inandığın. Sen adaletli davranıp dosdoğru mu iş yapıyorsun? Yoksa adaletsiz mi davranıyorsun? Sen adaletsiz davrandığı müddetçe dinine ve yoluna en fazla leke getirecek olan, laf getirecek olan sensin. Evde adaletli davranmazsan eşin şunu diyecek. Sen nereye gidiyorsun? E filanca Şeyh Efendi'ye bağlayayım da oraya gidiyorum. Size bunu mu öğretiyor? Baba sen nereye gidiyorsun ya?
İşte filanca yere zikrullaha gidiyorum. Baba, sen kardeşime on lira harçlık veriyorsun, bana iki lira veriyorsun. Bunun nesi adalet? Bakın, küçücük bir yerde, bir iş yeri. Siz adaletle davranmak zorundasınız. O yüzden bunu özellikle koyun orta yere. Zakir kardeşler, çavuş kardeşler, Şeyh Efendiler, Hoca Efendiler adaletle davranmak ve hükmetmek zorundalar kendi dairelerinde. Biz devlet değiliz. Bir devletin organı da değiliz. Bizim adaletimiz ne olur? Bizim adaletimiz maddi manada insan kardeşlerin hukuklarını korumak, topluluk içerisindeki uyumu sağlamak, bu noktada topluluğun içerisindeki adaleti oturtturmaktır.
Aile olarak ailenin adaletini oturtturmaktır. İşveren olarak kendi iş yerinin adaletini oturtturacak. Şimdi, devlet olarak da devlet kendi adaletini oturtturacak. Bakın, bir baba evde adaletli davranmazsa baba serkeş olur. Serkeş bir baba, serkeş bir koca olur. Bir iş yören, iş yerinde adaletli davranmazsa müflis bir iş adam olur.
Serkez bir iş adam olur. Sevilen bir iş adam olmaz. Ama bir devlette adalet yoksa devlet eşkıya olur. Asıl sıkıntı budur. Bakın, tarih boyunca asıl sıkıntı budur. Şimdi, bu ülkede 250 yıldan beri var olan sıkıntı da budur. Bakın, bu ülkede 250 yıldan beri var olan sıkıntı da budur. O yüzden, kimileri adaletsizliklerden dolayı Ege bölgesi vurmuş dağ kendine. Asmış tüfek, çapraz tüfek, çıkmış dağ. İşte, kim ona adaletsizlik yaptı? Kaymakam. Kaymakam indirmiş. Bolu Bey'e ne yapmış?
Gibi. Yani, çıkmış bu tip insanlar. Doğuda, Güneydoğu'da çıkmış bu tip insanlar. Kimisi eşkıya demiş, kendi bulunduğu yerde. Kimisi Efe demiş, kimisi Zeybek demiş. Kimisi Ağa demiş, kimisi Aga demiş. Bir şeyler demişler. Zaman zaman Osmanlı, 1600'lerden sonra, kendi oradaki bölgesel, bugünkü manada, valilerin, kadıların, kaymakamların, yapmış olduğu hatalardan dolayı insanların böyle yaptıklarını tespit edip, bunlara af çıkarmışlar.
Şimdi, ben, Ege'li bir kimse olarak bunların tarihçelerini üç aşağı beş yukarı bilirim. Ama bazen, şimdi, bunları da konuşmakta fayda var. Yani, af çıkardık. İnin dağdan demişler. Dağdan indikleri yere de devlet tuzak kurmuş. Sonra bunları katletmişler. Bu sefer bir daha inin deyince, devlete inanmamışlar.
Bakın, herkes yalan söyleyebilir, devlet yalan söylemez. İnsanlar haksızlık yapabilir. Devlet haksızlık yapmaz. İnsanlar zalimce davranabilir. İnsan zalimce davranır. Devlet zalimce davranmaz. İnsanlar hukuksuz davranır. Devlet, hukuksuzluğe uğrayanın hukukunu korur. Muhafaza eder. Devlet hukuksuz davranmaz. Bakın, devlet hukuksuz davranmaz. Böyle olunca, tabii, hep bunlar devletlerin yıkılış sebebi olmuş. İçleri çürümüş. Veyahut da dergahların, tarikatların yıkılış sebebi olmuş.
İçleri çürümüş. Ben mesela, işte sorarlar ya, zaman zaman, böyle, dışarıdaki salon toplantılarında, kimisi, kasti sorar. der ki, işte tekke ve zaviyeler kanunuyla alakalı görüşünüz nedir? Ben de gerçek görüşümü söylerim hep. Arkadaşlar, bir şey mi adını doldurduysa, bir şey kendi kendini çürüttüyse, ona birisi gelir, yapar, söner o. Biter işi. Bakın, Osmanlı'daki mevcut tekke ve zaviyeler, işlevlerini yitirmişler demek ki. İşlevlerini yitirmişler. Püf deyince sönmüş hepsi de. Tekke ve zaviyeler olarak söylüyorum. Ama, o veliler, o metafizik aleme ayak basanlar, metafizik aleme ayak basanlar, o peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin manevi soyundan gelenler, onların manevi olarak dergahları kapanmamış ki.
Onlar devam etmişler. Bakın, onlar meselenin fiziki boyutunda kalmamışlar. Yani bir tekke varmış, tekke kapandı, dükkan kapandı, iş bitti, selamünaleyküm dememişler. Onlar yollarına devam etmişler. Onlar işlevlerine devam etmişler. Ama, tabiri caizse, kabaca işi bitenin, çöplüğe atmışlar. Ben, neden bu böyle yıkıldı, neden kapandı? Allah kahretsin kapatanlar. Bunlar tek gözlü deccal filan. O terenine de değilim ben. Kardeşim, belki de o kadar çok katı bir zorluk yaşamadık ama, yani biz de tırmalaya tırmalaya, ötelene ötelene, yani yıkıla yıkıla, hançerlene hançerlene, sorgulana sorgulana, öyle geliyoruz.
Ya neden? Kapatırlar burayı da. Ne yapacağız? Dükkan kapandı, paydosteyip, evde mi oturacağız? Ben öyle bir insan değilim. 28 Şubat'ta evde oturmadık biz. O zorluklar, sıkıntılar çekildi mi? Çekildi. Kalanlar kaldı yanımızda. O zorluya, o sıkıntıya katlananlar kaldı. O çiliğe, o derde müştak olanlar kaldı. Haklı parasını düşünen, malını düşünen, mülkünü düşünen, rahatını düşünen, aman kardeşim biz basılmayalım, biz aman bizi karakola götürmesinler, işimizden, eşimizden, aşımızdan olmayalım diyenler, çekildiler kenara. Ben hiç onlara neden çekiliyorsunuz demedim.
E ben de böyle söyleyince canları sıkılıyormuş. Ne canını sıkılıyor kardeşim? Siz de, devam edin evde paranızı saymaya. Aman eşlerinizin yanından ayrılmayın. Aman olur mu olur, evinizi elinden alırlar, dükkanınızı elinizden alırlar. Oturun, bu işler bitmez Türkiye'de. Ben açık açık konuşuyorum. Bir rüzgar eser, haydi bizi toparlarla. Bir rüzgar eser, haydi başkalarını toparlarla. Olur, Türkiye burası. Bir bakmışsın, CIA'ciler, derdest ediliyor, Türkiye'den çıkıyor. Bir bakmışsın, neydi Avrasya'cı mı bunlar? Avrasya'cıları derdest ediyorlar. Türkiye'den çıkarıyorlar veyahut da kapatıyorlar. Yani şeyin, bizim Halit Hoca'nın tezi var. Avrasya'cılarla CIA'cılar diyor savaşıyor.
NATO'yla, Avrasya'cılar. Evet. Ben bunu latife gibi söylüyorum ama değil gerçek bu. Türkiye'de bir pasu, kol güreşi, kuvvet güreşi var. İnsanlar da bakıyorlar. Ulan bunlar neci? Bunlar NATO'cu. Hıra alıp götürüyorlar. Bunlar neci? Ulan bunlar Avrasya'cıymış. Haydi. Ben neydim? Avrasya'cı mıydım ben? Ben Erganokoncu'yum. Halit Hoca'ya göre ben Erganokoncu'yum bir de. Halit Hoca öyle diyor. Sen diyor baba diyor, Erganokon'un neyi ben? O beyinde yetiştirilmişim ben. Tabii. Yarın öbür gün ben de bu savcılığın karşısındayım. Ulan nasıl Erganokon buradaymış? Gel bakalım. Hoş geldin 23 Nisan.
Senin yanında kadam söyledi. Al bakalım. Tabii. Bu işler böyle. Bunlar delil hepsi de. Benim korkum, çekintim olmadığından ben böyle sesli seslendiriyorum. Bir şey örülecekse örülür senin başına. Merak etmeyin. Böyle söylüyorum. Kendimi aklamak, paklamak için değil. Ben olmayan faturadan ceza yatmış insanım. Mahkemeye yazı yazdım. Bana ceza kestiniz faturaları bana fotokopilerini gönderin diye. Arkadaşlar şahit. Mahkeme dedi ki söz konusu faturalar yok. Türkiye burası. Anladınız mı? Bana diyor ki devlet sen katilsin.
Ben diyorum cesedi göster. Yok. Silahı göster. Yok. Ya ceset olmayınca ne olur zaten? Hiçbir şey yok. Bakın ben katilim, ceset yok. Bakın ben katilim, ceset yok. Türkiye burası. Öyle. Kendi kendiniz. Ulan bizim başımıza bir şey yapma. Gelir kardeşim ya. Allah Allah. Sen leblebi yerken seni alır. Sen ne yiyorsun? Leblebi. Ne? Leblebi yiyorsun ha? Evet. Ya nasıl? Her yerde satılıyor. Yiyemezsin kardeşim sen leblebi der. Sos konusu kimseyi leblebi derken yakaladık. Leblebi den kasıt, dikkat edin buraya. Leblebi den kasıt, uyuşturucu. Bunlar kendi aralarında böyle bir dil üretmişler.
Leblebi aldın mı? Leblebi getirdin mi? Leblebi anneannene götürdün mü? Leblebi den anneannene aldın mı? Bu şifreli söz al sana uyuşturucu. Uyuşturucu nerede? Yok. Ulan oğlum aldatma bak beni. Ben bunu derste konuşacağım. Bak bunu bana söylüyorsun. Ben bunu derste anlatırım. Hacı baba valla da böyle, billaha da böyle. Ben sana kayıtları getireyim. İyi getir. Bana kayıtları getirttir. Adam kayıtları getirtirdi bana. Adam yeğenine telefon açmış. Hem yeğeni. Yani iki, bunlar iki kız kardeşi, iki kardeş almışlar. Anladınız mı? İki kardeş, iki kız kardeş almışlar. Yani anneannesi, aynı zamanda şey, ikisinin anası, onun da anneannesi. Oğlum gittin mi Diyarbakır'a?
Gittim amca. Hem amcası, hem eniştesi. Oğlum anneannene uğradın mı? Uğradın amca. Oğlum anneannene o Diyarbakır'ın meşhur bir tatlı, tahinli bir şeysi varmış. Böyle ekmek gibi bir şeysi. Oğlum giderken anneannene ondan götüreydin. Çok severdin. Götürdüm amca. Ha iyi. Oğlum gelirken birkaç tane de bize getir. Adam bu konuşması. Allah Allah. Oğlum bundan mı seni uğradılar cezaya? Ha hacı baba. Oğlum lan sen kendini avukat tutmadın mı? tuttum hacı baba. E ne oldu? E beni içeri attılar. E sen uyuşturucu bulundu mu senin üzerine? Hayır baba. E yok zaten uyuşturucu bulunmamış. Adam bu tek yeğeninle bu kadar konuşmayanmış. Bu kadar.
Buna inanmıyorsunuz değil mi? Ben söylediğim için inancınız şimdi. Başkası söylese inanır mısınız? Mümkün değil inanmazsınız. Ben de inanmadım sizler gibi. Dedim ki ya hani bu böyle bana şirin görünmek için mi söylüyor bu çocuk acaba dedim ya. Dedim ya bana getir. Bir dedim avukat bulalım. Şunu yapalım bunu yapalım. Bu baktıralım bu davaya. Adam bir klasör getirdi. Hanımına demiş ki acaba bu var burada. Her tarafta sözü geçiyor. Astı astık. Kestiği kestik. Valla matkabı sallıyor burada. Ya bir dahaki çarşambaya bir klasör geldi. Lan oğlum bu ne? Dava dosyası baba. Oğlum bu ne?
Bakacağım baba tanıdıklarım vardır. Senin yargıtay da orada burada. Sen boyuna ben boyuna dilekçe yazıyorum ya içeride bir şey olacakmış gibi. Ben de büyük bir hırsla dilekçe yazıyorum. Faturaları ver. Yoksa işte mahkemeye düşür. Yok şöyle böyle. Hiç kazıyan yok bize. Eee? Adamı okudum. Baktım. Mustafa Özbaş sanki dedim ucuz kurtulmuşsun ya. Adam sana dedim olmayan faturadan ceza vermiş. Ya olmayan uyuşturucudan ceza verseydi sana dedim ne yapacaktın? Bakın adalet herkese lazım. Devlete en başta. O yüzden zaman zaman Şeyh Bedreti'nin zamanında da olmuştur bu.
Muhyiddin İbn-i Arabi'nin zamanında da olmuştur. İbn-i Haldun'un zamanında da olmuştur. İbn-i Haldun'un devletle alakalı sistemle alakalı Meşhur tespitleri vardır. Muhyiddin İbn-i Arabi'nin devletlerle alakalı meşhur tespitleri vardır. Mesnevi'de tespitler vardır. Biz Mesnevi'yi sadece böyle başka göze bakarız. Mesela Mesnevi'de hukuk, Mesnevi'de adalet. Biz bunlara bakmayız. Siz hiç Türkiye'de veya işte Mevlevi topluluklarında Mesnevi'de hukuk, Mesnevi'de adalet anlayışı. Bunların dile getirildiğini gördünüz mü? Biz dile getireceğiz ama. Merak etmeyin. Mesela Mesnevi'de akaid, Mesnevi'de fıkıh. Bunlar Mesnevi'de var tespitler.
Öyle ince tespitler var ki. Muhteşem. Allah izin verirse inşallah hepsine de bakacağız onlara. O yüzden Şeyh Bedreti'nin zamanında veyahut da Anadolu'da zaman zaman devletin, sistemin adaletsiz davranan valilerinden veyahut da güvenlik güçlerinden veyahut da değişik unsurlarından dolayı rahatsızlıklar olmuş. İnsanlar bu konuda rahatsızlıklar yaşamış. Bu Anadolu toprakları bunlarla hep mücadele etmişler. Şimdi biz kendi kendimizi öyle öz eleştiri yapmıyoruz. Mesela şimdi ben ırkçı değilim. Bunun hepimiz herhalde benden iyi biliyorsunuz şimdi. Kürtler elini kaldırsın. Kaldır korkmayın. Evet. Hiç bugüne kadar benim böyle bir ikinci sınıf vatandaşlık gibi hissediyor musunuz burada kendinizi?
Hayır. Evet. Şimdi zaman zaman mesela işte nerede Yunaklılar var mı Yunaklı? Evet. Kaldırın ellerinizi. Siz Yunan'ın Kürt'ü değil misiniz? Evet. İndirin. Yunan'a gittim ben. Yunak'ta Kürtler var. Ya Yunak'ta Kürt ne arar? Ya bunlar buradaki yaşayan kardeşler, vatandaşlar.
Ya hiçbir şey yok. Şöyle bir çıkalım, bir dolaşalım mı dediler de çıktılar. Yunan'a geldiler. Polatlı'da Kürtler var. Bakın derse gittiğim yerler benim. Ya bunlar hiçbir şey yoktu. Ya Polatlı'ya elini kollarını sallaya sallaya mı geldiler? Ertan neresi babanın memleketi?
Üsküp. Senin? Selanik. Senin? Özgür. Nereli? Üsküp. Üsküp. Ne yaptılar? Ya bunlar şimdi Üsküp'ten. Ya biz bir gidelim ya Anadolu'ya mı yerleşelim dediler. Veya Selanik'ten yani aa bizim ya bunlar çok havası hoşumuza gitmedi. Biz Bursa'ya mı yerleşelim dediler. Veya benim baba dedem. Yani Dede Ağaç'tan ya şöyle gideyim İzmir'e Bayındır'a yerleşeyim diye mi geldi? Herkes sonuçta oradaki bir adaletsizlikten, oradaki bir sıkıntıdan, devletin, mevcut olan devletin baskısından ve zulmünden veyahut da oradaki devletin yanlış tutumlarından dolayı bir taraflara gitti.
Yani Polatlı'ya ne yapmaya gelsin? Veya Yunan'a ne yapmaya gelsin? Veya Akşehir'e ne yapmaya gelsin? Neden bağını bahçesini bıraksın gelsin? Bakın neden bağını bahçesinin yurdunu bıraksın gelsin? Eşini, dostunu, akrabasını bıraksın gelsin? Yani düşünebiliyor musunuz? Bizim şimdi baba tarafından hiç kimsemiz yok sülale olarak. Kimseyi tanımıyoruz biz. Bakın kimseyi tanımıyoruz. Babamın bir tane daha oğlan kardeşi vardı benim isim sahibim. Aynı zamanda dedemin babasının ismi. Dedemin babasının ismi Mustafa, onun babasının adı Ahmet. Normalde isimler böyle gelmiş bizde. Dedemin adı Ahmet, birinci oğlanı Ahmet koymuş.
İkinci ben Mustafa olunca bu sefer de benim amcamın ismi Mustafa. Aynı zamanda dedemin babasının adı Mustafa. Benimkinin de adımı Mustafa koymuş. Yani kimse yok. Oradan akrabaları vardı ama bizim. Yani biz normalde çocukluğumda işte daha yeni yetişirken daha 12, 13, 14 yaşlarındayken biliyorum. Babam ölmezden önce bir oradan akrabalar geldiydi. Bir tane de kız getirmişler, evlendireceklerdi. Ben kurbanlık koyun gibi ilk önce beni sürdüler orta yere fıs fıs fıs konuşuyorlar. Sonra ben abimi evlendirin deyince oyun bozuldu. Gittiler, uşağa gittiler bir daha geri dönmediler. Onlar bir daha gelmediler değil mi abi? Hiç gelmediler bir daha. Bir daha hiç gelmediler.
Bir de işin enteresan noktası ben evin küçüğüyüm beni evlendiriyorlar abime değil. Ben kurbanlık koyumum ya. Sonradan babam ölünce anam gene bir coştu. Beni evlendirecek. Allah Allah. E ben geldim öğlende eve. Hayır teyzem de seni bekliyorlar. Gittim. Teyzem bir kız var. İğne oyası yapıyor. Böyle yapıyor. Bak buna hani. Ben ne işliyorum ben şimdi? İşaret ediyorlar. Sen bak. Ben bakacağım zaman da kızın örtüsünü, kulağının arkasını şey yapıyorlar. Hani yüzünü sen gör. Ulan dedim bunlar tezgah kurmuşlar. Ben gene gidiyorum dedim ben. Satıştayım ben gene. Kız da orada iğne oyası yapacağım diye uğraşıyor.
Annem sonra patladı. Babam öldükten son oluyor. Ben de ölüveririm diye dedi. Mürüvvetinizi göreyim istiyorum dedi. Ulan dedim ben mi varım dedim. Hedef tahtasında. Mürüvvet göreceksen ahamı evlendirsene dedim ben. Aa yok o okuyor ya dedi. Hep yırttı bu hayatta. Hep yırttı. Hep arkamda benim. Hedef tahtasında ben varım. Kurşunlara gelen Mustafa Özbağ. Hançerlere gelen Mustafa Özbağ. Ne varsa. Ama bir ara böyle hani sessiz sakin duruşundan cesaretlenmişler. Sonra bir res çektim. Evlendirecekseniz abimi evlendirin diye. Öyle kurtulduk. Diye düşünüyorduk. Askerden sonra gene garantılıya geldik.
Evet. Velhasıl kelam. Şeyh bedretinden çıktı. Yani zaman zaman herkes bu tip adaletsizliklere düçar olmuştur. Olur. Ama işimiz, derdimiz, vatanımız, milletimiz, insanlarımız. Pes etmek yok. Geri çekilmek yok. Yenilgiyi kabul etmek yok. Mücadeleye devam. Eşimiz, çocuğumuzun ya da sevdiğimiz kişilerin doğum gününü kutlamak günah mı? Ya günah diyemeyiz bunlara. Nasıl günah diyelim? Yani kendi kendilerine böyle doğum günü kutluyorlar. Bu bizim adetimiz değil, geleneğimiz, göreneğimiz değil. Ama anılmak hani sen geçmiş peygamberlerin kısalarını an. Onları an. Eyvallah. Biz sevdiğimiz kimselerin böyle çocuklarımızın günlerini böyle anabiliriz. Olabilir.
Ama bunda da hani böyle bir Hristiyan adeti önde. İşte pastalar, mumlar. Ne o yanıp sönen, yakılan şeyler? Konfeti değil böyle maytap mı? Pastaların üzerine böyle alevlendiriyorlar, kıvırcım saçıyor. Ne o Halit Hoca ya? Maytap mı adı? Bunlar tabii Hristiyan adeti. Bu husus çok önemli bir husus mu? Valla ben hiç daha doğum günü kutlamadım. Kendim değil, başkasının da çocukları da dahil buna. Hiç benim alışkanlığım değil. Bana bazen soruyorlar doğum günün diye. Ben diyorum anama sordum. Ana beni ne zaman doğurdun? Perşembeyi cumaya bağlayan gece diyor. E peki, perşembeyi cumaya bağlayan gece. Bir tane ahiretlik vardı benim.
Onun da adı Mustafa koymuşlar. O benden üç günlü büyüktü. Öyle bir şeydi. Aşağıda yapıcı şey vardı ya, onun oğlu Mustafa. Ahiretlik. İşte o pazartesi mi, salı mı ne doğmuş? Ben de perşembeyi cumaya bağlayan gece doğmuşum. Hesapladım, hesapladım. Ana on dördümü, işte on dördümü, yirmi birimi. On dördümü, yirmi birimi. İkisinin arasında kaldık. Ondan sonra sonradan o çocukla benim konuşmalarım aklıma geldi. Yirmi biride ben kanaat getirdim, tahmini. Anama dedim, bu gıdam da hiç mi istemiyordun beni? Doğum günü müdahale dedim. Bütün tarihleri biliyon dedim. Barış Manço'nun ölüm tarihini, ölüm sebebini bile biliyon dedim. Ha annemde öyle bir şey vardı, Allah rahmet eylesin.
Yani yazıyordu, Barış Manço'nun ölüm sebebi. Kemal Sunan'ın ölüm sebebi ve ölüm tarihi. Sor ona, Kemal Sunan neden öldü? Tamam mı? Uçak korkusundan şu tarihte. Barış Manço neden öldü? Şu tarihte şundan öldü. Annemde öyle bir şey vardı. Ne diyorsun bana? Özellik diyelim. Öyle enteresan bir aile bizimki. Normal değil. Tamam mı? Benim doğum günümü yazmamış. Dedim, neden istemedin oğlum dedi. Babaannenden oldu dedi. Allah rahmet eylesin. Düşürmek için çok uğraşmış ama ben de inanççıyım ya düşmemişim. Eş ve çocuklarımızın geleceğini düşünerek onlara bir ev, araba ya da birikim yapabilmek için çoğu zaman krediye borçlanarak tam maddi sıkıntı içine giriyoruz.
Ve bu durum bizi birçok şeyden mahrum ediyor. Ümre yapmak, haç yapmak, şehir içi ve dışı sohbetleri gidememek gibi bu konuda bize tavsiyelerinizi lüt ediver misiniz? Bunlar ailelerin özel işleri. Bir kimsenin hayata kendince baktığı daire, hayata bakış açısı, hayata verdiği ehemmiyet, önem veya bunlarla alakalı ehemmiyeti, önemi. Bunlara ben şimdi şöyle yapın deme noktasında değilim. Ha, ben böyle şeyler yaptım mı? Hayır. Yani ben bir şeyi böyle borçlanarak almak, böyle işte taksitlere bağlanaraktan bir şey yapmak. Benim hiç hayatımda yaşadığım bir şey değil, böyle bir şeyi de yaşamaktan korkuyorum. Yani ben taksitle bir şey ödeyemiyorum hiç mesela.
Bir arkadaş kredi kartını verdiydi bana. Dedi ki ara sıra çek bundan. İşte sıkıştığında. Bizim Said geldi. İşte bir şey lazım. Kredi kartı var ya, parada olması. Al Said, çek. Said gidiyor, çekiyor. Onu çek, bunu çek. Birinci ay bin milyar geldi. İkinci ay iki milyar geldi kredi kartı. Onu düşünmeye başladım ben. Üçüncü ay üç milyar mı ne geldi? Dördüncü ay mı, beşinci ay mı ne? Böyle dört milyar mı, beş milyar mı ne geldi? Kredi kartı ödemesi. Ulan bu ne dedim ya. Halbuki her ay o para gidiyor bizden. Gitmiyor değil. Dedim yok bizi bu batıracak dedim ben. Ben aldım kredi kartını, kırdım.
Sonra o arkadaşı aramış bankadan. Bankacılar demişler ya. Böyle böyle işte kredi kartı hani devam etsin. Valla demiş şu telefon numarasını arayın, o kullanıyordu. Aradılar beni. Biz filanca bankanın genel merkezinden arıyoruz. Kredi kartı dedim yok kardeşim kullanmak istemiyorum. Allah razı olsun. İşte limitinizi indirelim. Hayır. İşte beş liradan limiti dört liraya indirelim. Hayır üç liraya indirelim. Hayır iki liraya indirelim. Hayır bir liraya indirelim. Hayır ben kullanmak istemiyorum. Onu ödemek çok zor geliyor bana. Bana hala da böyle bir şeyi borçtan tutuyor. Ödemek bana çok zor geliyor. Bunu nasıl yapıyorlar, nasıl ediyorlar bilemiyorum.
Bir tane kamyon aldım. Ticari hayatımda banka kredisiyle ödeyince kadar göbeğim düştü. O yüzden arkadaşlara bu konuda bir şey diyemem. Sufilik yolunda ve kardeşlerle birlikte olmakla çocuklarımızı kötülükten, haramlardan, sapmalardan koruyabilir miyiz? Onların üzerinde hükmünüz nedir? Ben bu konuda kendimce olanı söyleyeceğim. Arkadaşlar çocuklarınızı dışarıda korumanız mümkün değil. Kız ve erkek çocuklarınızı. Bu benim kendimce. Dışarıda korumanız mümkün değil. Benim gördüğüm bu. Çocuklarınızı genç yaştayken, daha ufakken dergaha alıştırın. Erkek çocuklarınızı erkeklerin arasında.
Burada semazen başlarına, mutruman başlarına çok iş düşüyor. O çocuklara normalde ona göre müşrik davranmak, onlara iyi davranmak, onlarla ilgili ilgilenmek, alakadar olmak, o çocukları bu noktada iyi eğitmek çok önemli. Yaptıkları iş gerçekten çok önemli. Bir çocuğu kaybederlerse bir aileyi kaybedeceklerini, bir sülaleyi kaybedeceklerini düşünerekten, hissederekten bu vazifelerini yerine getirmeleri lazım.
Erkeklerin de, bayanların da. Ve burada gelen, mesela çocuklar burada şimdi ses yapıyorlar değil mi? Ben onlardan rahatsız değilim. Yani o çocuklar, bunu ben dinlemişimdir hep. Bizim dedemiz dervişti, evde toplanırlardı. Sizin gibi zikrederlerdi. Ah, bakın o çocuk, çocukluğunda o kimse, dedesinin, arkadaşlarının zikrinden etkilenmiş.
Haberdar ondan. Hani ben zaman zaman anlatıyorum ya böyle anılarından. Hikaye değil, ders alınsın diye anlatıyorum. Hani diyorum ya, ödemişte bir camide zikrullah yapıyorduk, basıldık. Aldılar, götürdüler. İyi. Hemen müftü yasakladı bizim orada dersimizi. Ben hemen caminin altındaki, doğru yolcuydu o adam. Doğru yol, ilçe başkanlığı yapmış ama çok düzgün bir adam. Bütün ödemiş seviyor o adam. Dediler ki müftüyü durduracak olan o. Ben gittim, selamün aleyküm, aleyküm selam. Dedim biz burada yukarıda camide ders yapıyoruz. Pazartesi ve dedim, o zaman pazartesi, perşembe yapıyorduk. Pazartesi, perşembe burada ders yapıyoruz dedim.
Müftü yasakladı dedim ben. Basıldık demedim. Müftü yasakladı dersimizi bizim dedim. Ne yapıyorsunuz dedi. Dedim hadis okuyoruz, ardından tevhid çekiyoruz dedim. Zikrullah yapıyoruz dedim. Ne gün dersiniz dedi. Dedim perşembe günü. Ben geleceğim dersinizi. Müftü yasakladı mı dedim. Ben konuşurum müftüyle dedi. Buyurun gelin dedim ben. Biz perşembe günü yasak ya müftü yasakladı ama o adam şey, her tarafı sözü geçiyor adamın. Adam beş vakit namazında, beş vakit gündüz namazında camide kılıyor, yukarıda kılıyor. O caminin böyle şeyi gibi. Zaten o dernekleri falan oluyor ya, oradan dernek başkanı, caminin bütün ihtiyaçlarını o görüyor. Hali vakti yerinde zengin, ödemiş eşrafından.
Adam geldi, orada müezzinliğe oturdu. Biz perşembe günü zikrullahı dersi yaptık, her şey bitti. Kalktık. O da en arkada müezzinlikte bizi seyretti, dinledi. Ondan sonra, ya siz dedi dedem gibi zikrullah yapıyorsunuz dedi. Benim dedem rufaydı dedi. Siz rufaymışsınız dedi. Evet dedim ben. Biz dedim hem Kadir'iyiz, hem rufayız, hem bedeviyiz, hem dosiki, hem şazeliyiz, hem evliyiz, hem bayramıyız, hem bektaşiyiz. Ben şimdi böyle biraz şiirsel oldu. Öyle baktı bana. Gençlikte var ya böyle. Sizin yaptığınızda bir sıkıntı yok dedi ya, benim dedem de böyle zikrullah yapıyordu dedi. Müftü kimmiş ya dedi. Aynen böyle, müftü kimmiş dedi. Sen dedi yarın gel benim yanıma cumadan sonra dedi. Ben tık tık tık … cumadan sonra gittim. Müftüye bir telefon.
Müftü Bey, bu arkadaşlar orada ders yapıyorlar. Hadis okuyorlar. Ben de dün akşam katıldım bunlara bir şey söyleme. Bizim arkadaşlar buradan zaten bir esnafın yanında müdür bu arkadaş. Bir sıkıntı yok bunlarda. Tabi efendim, tabi efendim. Türkiye'nin en acınası hali bu. Türkiye'nin en acınası hali bu. Tabi efendim, tabi efendim telefon kapandı. Bana şöyle yaptı. Mustafa oğlum, dersinize devam edin. Bize de dua edin dedi. Allah razı olsun dedim. Ben hala da derim ki o adamdan Allah razı olsun. Biz dersimize devam ettik. Zekrullah'a devam ettik. Ne polis basıyor bizi ne bir şey. Ardından orada ders yapmamıza o vesile oldu diye orada iş çamaşır firması İmer var.
Fabrikası var adamın. Bakın şeye doğru giderseniz ödemişten birgiye doğru giderken sol tarafta. Allah rahmet eylesin ona da. Cenab-ı Hak varsa onun da taksiratını affetsin. Bunlar benim yol yürürken benim için önemli insanlar bunlar. Bizi almıyor. Normal şartlarda biz orada pazartesi, perşembe ders yapıyoruz. Ama mesela Şeyh Efendi geldiğinde bizim orayı caminin dışında kullanabileceğimiz bir yer yok.
Ben bunun sıkıntısını yaşıyorum ödemişten. Yani kendi kendimize ders yapıyoruz. Sıkıntı yok. Ama Şeyh Efendi geldiğinde çoğalıyor, büyüyor. Bir de böyle şey vardır. Yani her yerde vardır bu. Yani sorarlar. Şeyh Efendi geliyor mu? Sanki Şeyh Efendi gelmese o ders ders olmayacak. Zikrullah zikir olmayacak sanki. Hayatta sevmem bunu ben. Ben o yüzden derim. Bir kimse mahalle dersine, kendi bulunduğu bölgesinin dersini takip edecek. Şeyhçilik yapmayacak. Bunun sıkıntısını yaşayan insanım var. Şeyh Efendi gelince tabii toplanıyor. Tireliler geliyor. İşte bayındırlılar geliyor. Ondan sonra ödemiş zaten var. Çevreden duyanlar geliyor. Bir de böyle şey, ben o Şeyh Efendi'yi çok seviyorum diye böyle bahadırlar olur böyle.
Yani nerede Şeyh Efendi Hazretleri? İşte ödemiş de. Gidak kardeş. Allah Allah. Lan oğlum kendi memleketinden ne gitmiyorsun? Sen ne ama böyle davranıyorsun? Ve gittin dön geri. Bir de bu da hastalıktır. Bunlar da geliyorlar tabii. Neyse bize büyük yer lazım. Velhasıl kelam onunla konuşurlarken bunlar demiş ki yahu benim demiş fabrikada da ders yapsınlar onlar. Allah. Adam da ödemişler böyle onunla bir şey konuşurken korkarak konuşuyorlar. Çok sert, agresif, sinirli diyorlar. Herkes öyle söylüyor. Selamun aleyküm aleyküm selam. Onun da fabrikasının kapısındaki bekçi Melami Şeyhi. Babasının arkadaşıymış o.
O böyle işi gücü yok diye. Babasına hürmeten o demiş gitmiş demiş bana demiş burada bir iş ver. Beğendin işi al demiş. Ben burada kapıda bekçi olayım gece bekçisi demiş. Allah'ı zikrederim orada. Olur demiş. O da kapıda gece bekçisi. Lazım değil ama. Oraya koymuş onu. İyi. Neyse konuştuk onunla biz. Dedi benim dedi yemekhaneye bak. Hoşuna giderse dedi orada yapın ders dedi. Olur abi dedim. Biz bakalım. Gittim yemekhaneye baktım. Kocaman yemekhane. Ama masa sandalye var. Abi dedim masa sandalye var burada. Orası bana ait dedi. Sen şu gün lazım de dedi. Ben orayı mescit haline getireceğim dedi. Allah'ım dedim ya. Kimlerden ne çıkarıyorsun yarabbi dedim.
Şeyh efendi geliyor. Dedim bu cumartesi oradayız abi. Ben şimdi üç gün öncesinden söyledim. Tamam dedi. Sakın dedi çay may meselesi yapmayın. Çaylar bana ait. Abi çok kalabalık kız. Biz çayımızı kendimiz. Hayır dedi. Çay da bana ait. Hizmeti de bana ait dedi. Allah sizi inandırsın. O koskence fabrikatör adam. Çay ocağının başına geçti. Bütün herkese çay dağıtıyor. Kendisi. O baktı o fabrikatör çay dağıtıyor ya. O gece bekçisi. Melami şeyhi de. Ona demiş ya. Demiş böyle tek başına kazanmak var mı? Demiş böyle dervişlere demiş. Kendin hizmet ediyorsun. Ben çay dağıtacağım demiş. Ya bu demiş şeyh işi değil demiş. Ondan sonra sen ne yapacaksın demiş. Ondan sonra.
Şeyhler çay mı dağıtırmış demiş. Sen şeyhsin demiş. Ya biz Mustafa Efendi'nin müridi dahi olamayız. Sen bakma bize milletin şeyh dediğine demiş. Yok demiş ona söyle demiş. Bu geldi. Mustafa Efendi ben çay dağıtacağım burada dedi. Allah söyletecek ya bana. Dedim ya bir şeyh dedim. Çay mı dağıtırmış? Sen otur şuraya dedim. Biz sana verelim çay. Sana hizmet edelim. Sen bizim başımızın tacı ol dedim. Ondan sonra. İmer senin kulağına bir şey mi söylet dedi. Hep söylüyor o benim kulağıma dedim ben şimdi. Ben de dedim ya dedi. Bunun kalbi açık diye dedi. İmer'ten için. Kulağına eğildim. Dedim. Açık olmamış olsa dedim. Bizim sıkıntımızdan haberi olur muydu dedim.
Kalbi açık ki dedim. Cenab-ı Hak bizim sıkıntımızı dedim. Onun üzerinden çözdürdü bak dedim. Bir toplanıyor tabii yüz elli iki yüz kişi. Habire bu çay demliyor. Bir zikrullah bir zikrullah. Jandarmanın işi yok. Gel sen orayı bas. Lan adam çarpılacak yer arar ya. Lan demiş ya Geylan Hazretleri. Bizim kılıcımız havada durur. Aptallar gelir çarpar. Lan jandarma. Lan komutan. Lan başçavuş başka eşim mi yok? Ya ödemiş de başka basacak yer mi yok? Ödemişsin. Tek ihracat şampiyon adam. Vergi dairesi müdürü. Teşekkür etmeye gelirken. On sefer telefon açıyorlarmış. Teşekkür etmeye gelebilir miyiz diye. Bir bağırıp çağırıyormuş. Bir yıl sonra geliyorlarmış ancak.
Sen bunun kulağına fısıldamışlar. Jandarma geldi bastı diye. Allah Allah Allah … Tabii Şeyh Efendi de susturamıyor bunu. Bakmış başçavuş dayağı yiyecek bundan sinirle. Demiş o karakolu ben yaptım. Yarın geleceğim yıkacağım demiş. Karakolu demiş ben yaptım oraya. Yarın geleceğim yıkacağım oraya demiş. İzmir'den komutan özür telefonu açmış ona her tersi gün. Jandarma halay komutanı demiş ki. Efendim hakkınızı helal edin. Bizim demiş. Komutanlar bir saygısızlık yapmışlar size. Ben bir saati size uğrayacağım demiş. Öylesi sükunetlerdir. Şimdi bir kimse çoluğunu çocuğunu etrafını en iyi şekilde benim bu kendi kastım. Dergâhta yetiştirir.
Başka bir yerde değil. Yol uzun. Allah bizi affetsin inşallah. Bir fabrikada çalışırken her daim zikirle hemhal olabilirken kendi işimizde çalışırken aklımızda her daim iş ve alışveriş gelmekte. Öyle olur. Başkasının işinde gelmez aklınıza. Kendi işinizi yaparken alırsınız satarsınız. Allah bizi affetsin. Saat on bir olmuş. Fâlevenlâhû. Fâtiha. Amin.
Yarın Afyon son şebarısımız var inşallah. Katılabilen arkadaşlar bay bayan herkes katılmaya gayret etsin inşallah. Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi