Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 1:12:46
İnsanların cüz-i, irtimse bir şeyi yapmak ister ama o yapmak istediği şeyi Allah yaratır. Allah yaratmadı müddetçe onu yapamaz. Fiiliyat bu noktada Allah'a ait. İnsanlar muhakkak ki bu dairede Allah'ın dilerse yaratmasına muhataptırlar.
O yaratımada kulun sadece cüz-i irazi noktasında isteme veya fıkıh dilinde kes denilen isteme noktasında durur kulun. Ama geri kalan yaratıma, bu yaratımada fi kudret, kuvvet Allah'a aittir. Bu Allah bilemedikçe siz bir şey dileyemezsiniz. Nin açılımı bu olması gerekiyor. Allah'a aittir. Kovacak, közüye bir isim koyacaklar. Başka ilgilenecek daha ciddi alımlarımız olması lazım.
Amcamı birer salınırlar, oradan harçlı kalıyorum, o para haram olurum. Haramla iştikal eden bir yerden bile bile, bile bile oradan geçinmek bir noktada şüpheli, haram olacak. Ama orada çalışıyorsa o kimse, emeğinin karşılığı kadar bazı imamlar bu noktada değişik şeyler vermişler. Darut hakkında. Ama ve lakin orada durmamakta fayda var. Oradan, orada çalışmamakta fayda var. İnşallah.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretler, benim ismim anıldığında salavat getirmenin burnu iade sürüysün demiştir. Efendimiz'in ismini çocuklara koyuyorlar. Ama çocuğun ismini kast ediyorlar. Onun için de salavat şerife, yoksa Peygamber Efendimiz'in kendisi kast edince salavat getirilir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kast edildiğince salavat getirilir. Ama normalde buna ümmet, çocukların isim olarak, künye olarak Muhammed isimini koymuşlar. Ama genelde çocuklarına çağırırlarken, işte Muhammed Ali, Muhammed Hasan, Muhammed Hüseyin diye çağırmamışlar. Hasan, Hüseyin, Mustafa, Ahmet, Mehmet öyle çağırmışlar. Yani çocuğa isim okunurken, işte örneğin Muhammed Hüseyin diye okunur.
Ama normalde o çocuk çağırırken, Muhammed Hüseyin bu engellendiğinde, Muhammed cülyesi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini andırdığında, herkese salavat-ı şerife getirmek icap eder. Bu noktada insanları sıkıntıya koymamak için, siz çocuklarınıza böyle sadece tek Muhammed ismi koymayın. Örneğin, işte çift isim kullanarak da çocuğunuzu da o ikinci ismiyle çağırırsın. Süt kardeşin miras hakkı var mıdır demiş, süt kardeşin miras hakkı yok bildiğin kadar. Değil mi? Süt kardeşin miras hakkı yok. Bir tartışma esnasında sigara için mürşid-i kâmil olmaz veya Allah dostluğu, dostluğu söylenen kimselerden sigara içemez dedim, hatalı mıyım? Yani bir işin bencesi varsa, hatalı değilse.
Ben de aynı görüşü savunanlardan birisiyim. Hal nedir, yerleşmesi nasıl olur, kal nedir demişler. Hal, bir kimsenin bir meselede tövbe edip geri dönmemesidir. Hal ise, tövbe edip aynı işe devam etmesidir bir insanın. Kalp kelam verir. Hal ise, o şeyi yaşamak demek. Bir kimse tövbeyi yaşarsa, diliyle kal ile tövbe etti, hal ile de o günaha bir daha dönmedi. O günaha bir daha dönmemek halidir. Ama normalde o günaha devam ediyor fakat aynı şekilde de kal, yani dil ile tövbe ediyor. Onun tövbesi dilde kaldı, hale sirayet etmedi. Hal bu, yani bir kimsenin içinde bulunduğu fiyedâ.
İçinde bulunduğu durum. Kal ise, içinde bulunmadan söylem geliştirir. Yani lafızla alakalı şey. Sarık takmanın hükmü nedir? Sarık, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem aleyhisselam, Bedir savaşından sonra sünnet halinde, Cebrail aleyhisselam bu melekler, başlarında sarıklarla Bedir ashabından yanında savaşmaya, onlara yardım etmeye gelmişlerdir. Ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem aleyhisselam, Bedir savaşında, Müslümanların bunun ortasında sarık sarmalarını istemiş, kafirlerden ayırt edilmiştir. Ve Bedir savaşından sonra sarık sarmak sünnet olmuştur. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem aleyhisselam ve ashab, bu sünnete devam etmişler, riayet etmişler.
Ve insanlar şu anda sarık sarmak terk edilmiş bir sünnettir. İnsanlar namazlarında, evlerinde, örneğin bu mecliste sarık sarık kardeşlerimiz az. Ama bu noktada, bir kimse sarık sarmazsa günah kebahire girer diye böyle bir düşünce yok, sünneti terk etmiş olur. Sarık, işte yeşili, siyahu, beyazı, pembesi, ondan sonra, gibi değişik renklerde olmuş. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem adetleri yeşil sarık sarmış, siyah sarığı matem günlerinde ve cuma günleri sarmış, beyaz sarık sarmış, işte sarıya dönük sarık sardığı rivayet ediliyor. Kırmızıyla böyle pembe arasındaki bir renk, sarık sardığı rivayet ediliyor. Ama mesela işte kahverengi, ondan sonra parlament mafisi gibi renkler okumamış.
Bu renklerde, beyazlar sarılar ve sellem adetleri sarık sarmış. Müsahit olanlar, mümkün olanlar, evlerinde namaz kılarlarken, hiç olmazsa terse giyirken, kendi ortamlarında sarık sarmaya gayret etsinler. Anne karnında çocuğa ne zaman ruh yüklenir, hangi hallerde çocuk aldırmak caiz olur. Dört aylık olunca, çocuğa ruh yüklenir. Dört aylık olunca. Annede bir problem olursa, annenin sağlığını korumak maksadıyla, her halde çocuk anneden alınır. Annenin sağlığını korumak için. Çocuk rızık endişesiyle alınmaz. Hangi halde olursa olsun, bir kimse rızık endişesiyle çocuğunu aldırırsa, noktada insanı katletmiş gibi günah alıyor. Hanefiler, Darül Harp'te, Darül Harp'te, çocuğu yetiştirememek, bak, çocuğu yetiştirememek, eğitimini verememek, Darül Harp'te bir İslami bir noktada, yetiştirememek gibi bir korkusu olursa, dört aya kadar alınmasına cevaz vermişler Hanefiler.
Bu noktada, bir kimse nüfus planlaması adı altında, veyahut da rızık endişesiyle çocuklarını aldırmayacaklar. Bakın, iki şeyi koyuyorum ortaya. Bir, rızık endişesi. İki, nüfus planlaması. Nüfus planlaması, dünya üzerinde gücü elinde tutanların, gücü elinde tutanların, İslami ülkelere, veyahut da ekonomik büyümesi tehlike olan ülkelere dayatılan bir savaş aracıdır.
Nüfus planlaması bir savaştır. Sonradan öldürmek daha pahalı olduğundan önceden öldürüyorlar. Dolmadan öldürüyorlar. Sonradan büyüyünce öldürmek daha pahalı. Büyüyünce, öldürünce böyle iyice belli oluyor. Tatlihamlar. Kalabalık bir nüfusu yönetim altında tutmak, kalabalık bir nüfusa söz geçirmek, kalabalık bir nüfusu zapturapt altına almak kolay değil.
Bunun için savaş çıkarmaları gerekir. Savaş çıkarmak da maliyetleri artırıyor. Yani Bosna'da, Çeçenistan'da, Afganistan'da, yakında Pakistan'da, Somali'de, Irak'ta, Irak-İran Savaşı'nda, Azerbaycan-Ermenistan Savaşı'nda ve gelecek planlanmış savaşlarda maliyetler artıyor. Yani şimdi Türkiye'yi savaşa katmak istiyorlar, PKK'yla savaştıracaklar sözde, maliyetler artıyor. nüfus planlamasıyla maliyetleri düşürüyorlar. Daha maliyetsiz bir ölüm söz konusu oluyor nüfus planlamasıyla. Veya rızık endişesiyle daha kolay ölümler oluyor. Yani şimdi mesela insanlar bir çocuk, iki çocuk yapmaya başladılar Türkiye'de.
Bu aldatmacıyı yuttuk biz. Devlet olarak yuttuk, millet olarak yuttuk, İslam'ı cenam olarak yuttuk, ekonomik cenam olarak yuttuk, hepimiz yuttuk. Yani bir insan beş çocuğun varlığına utanır hale geldik. Adamın yedi tane, sekiz tane çocuğu olduğu zaman ailesi, etrafı, zıvır zıvır, herkes ters bakmaya başladı ona. Yani doğrular yanlış noktaya geçti. Yani iki tane çocuk aslında zürriyetsiz gibidir. İki tane çocuğu olan, üç tane çocuğu olan çocuğun var diye bakmasın. Yani çok çocuklu olanlara da biz yaptığı da taktık. Çok hafet edersiniz, bu ırkçılık olarak ağrılanmasın. Ya dediler ki, Kürtler gibi bir sürü çocuk yapıyor, çocuk yapıyorsunuz.
Ya da çok affedersiniz dediler ki, Çingeneler gibi çok çocuk yapıyorsunuz. Bunun kadınlar da, erkekler de, devlet, medya, el ele, dünyayı yönetenlerin yeni savaş sistemine boyun eğdiler. Dünyayı yönetmek isteyenlerin savaş sistemi bu. Az çocuk yapmak. Ve bütün çocuk yapmama, korunma mekanizmalarının hepsi de bedava. Dünya üzerinde bedava. Kim bunu finanse ediyor biliyor musunuz? Yani adam salak mı? Adam salak mı kardeşim? Yani parasını neden bedavaya dağıtsın? Aptal mı? Gerizekalı mı adam? Gelsin Türkiye'ye, desin ki, aile planlaması yapın, çocuklarınızı koruyun, korumayla alakalı her şeyinizi ben bedava dağıtacağım. Bedava.
Kadınlar korunma noktasında ne kullanıyorlarsa bedava. Erkekler korunma için ne yapacaklarsa bedava. Beleş. Müslümanlar beleş olsun ne olursa olsun. Beleş ya ne olursa olsun. Bunun bir savaş sistemi olduğunu hiç kimse bilmiyor. Biliyor, bilmemezlikten geliyor. Çünkü bunu bilir de buna karşı mücadele ederse onu iktidar etmezler. Yani bize bir şeyi önce bir problemmiş gibi gösteriyorlar. Ondan sonra o problemi biz halletmek için. Bizim nüfusumuzu problem gibi gösterdiler. Yani Türkiye ondan sonra işte nüfus planlamasıyla ne olacakmış? Kalkınacakmış. Çalışmayan bir insan kalkınır mı? Nüfus planlaması uygularsanız ihtiyarlar, ihtiyarlayan bir devlet, bir millet yenilmeye mahkum var.
Siz ihtiyarları fazlalık olarak görürseniz siz de yarın öbür gün fazlalık olacaksınız. Yani ihtiyarlayan bir milletin savaşmaya, üretmeye, mücadele etmeye gücü olabilir mi? İhtiyar bir milletin askerlik yapmaya, silah tutmaya, İhtiyar bir milletin dağlarda kar altında mücadele etmeye, İhtiyar bir milletin açsızlığa, açlığa, susuzluya, zorluya katlanabileceğini düşünüyor musunuz? Çocuk planlaması bir savaş sistemidir. Savaş savaş çocuk planlamasına yardım eden kim ise, Yardım eden kim ise, Ama devlet erkanından, ama sivil kuruluşlar olarak, Ama işte gönüllü kuruluşlar olarak, Ama tüm Müslümanlar olarak, Herkler olarak, Hem vallahi de hem illa de büyük günah kebal işliyorlar.
Ve İslam dünyasına ihanet ediyorlar. Kendi ırklarına, kendi milletlerine, kendi dinlerine ihanet ediyorlar. İhanet ediyorlar, ihanet içerisinde. İhanet diyorum vakit, ihanet. Bunun ihanet olduğunu zaman gösterecek size. Şunu da diyebilirsiniz, Bir sürü ihanetin içerisinde bir de bu tav olsun.
Olur. Önemli değil. Ben ihanet olduğunu söyleyeyim mi? Sizler ihanet edecekseniz etsin. Bu millet kendi insanına, kendi vatanına, kendi dinine, Kendi kendisine hançer vurup ihanet edecekse etsin yine. Bunun hakkında çok laflar duyabilirsiniz. Yok bakabileceğin kadar çocuk yap. Yok eğitebileceğin kadar çocuk yap. Yok şu kadar çocuk yap. Yok bu kadar çocuk yap. Çekere tutacaklar başımıza bir de. Çekere tutacaklar başımıza. Ve herkes de birbirine böyle akıl veriyor ha. Birbirine akıl veriyor. Benim dayının oğlu var, sekiz tane dokuz tane çocuk var.
Bütün sülale onun lafını söyler. Bir laf olunca sekiz tane çocuğu var. İyi seyah, senden bir top 10 ekmek istiyor düğümden susuyorlar. Senden bir tane kazak mı istiyorlar diyorum ben. Susuyorlar ben önüne deyince. E sen böyle dersen yapsın da. Ya yapsın sana ne diyorum ya? Sana ne diyorum ben şimdi duruyorum. Ya seni ilgilendiren ne birisini sekiz tane dokuz tane çocuğun olmasından sen neden rahatsız oluyorsun? Senin kapına gelirse kov kardeşim sen ya. Allah Allah. Ama o psikolojik savaşta mağlup olmuş, o yenilmiş. Saf değiştirmiş bu noktada. Farkında değil. Gay müslüm safında. Farkında değil. Kafirlerin safında bu meseleler. Sinek meselesi var ya, geçmiş ümmetlerden bir sinek yüzünden birisi cennetlik olmuş, birisi cehennemlik olmuş ya.
Hani birisi geçerken iki arkadaş bir beldeye gelmişler. O beldenin zalim askerleri, komutanları, padişahı sarmış onları. Demiş ki biz de bizim tanrılarımıza bir şey kurban edeceğiz. Demiş ki birincisi benim hiçbir şeyim yok. Olsun demiş ya. Yani mutlaka bir şey kurban edeceksin demiş. Yok hiçbir şeyimiz. Demiş ya bir sinek kurban et o zaman. Canını kurtar. O da demiş tamam ya ne olacak ki? Bir sinek demiş ya kurban edeceğiz. Bir sinek kurban etmiş. O beldenin tanrılarına. Öbürgüne demişler ki bak arkadaşın bir sinek kurban etti, canını kurtardı. Gel demiş sen de bir kurban et, bir sinek kurban et. Arkadaşı demiş ki yapamam Allah'tan başka hiçbir şeye kurban olmaz.
E demiş canın gidecek. Vallahi Allah yolunda gidecekse gitsin demiş. Canını almışlar onun da. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri naklediyor bunu. O kimse cennetli konmuş. Bir sinek kurban etmediği için. Bir sinek. Bu noktada da size küçük gelebilir ya o işte çocuk korunmayla, aile falan namazıyla bu meseleyi büyüttün diyebilirsin. Evet diyebilirsin. İnsanın savaşta ölecek askerinin dair olması bir güçtür. Bir güçtür. Biz merak etmeyin on tane kazak giyeceğimizi iki kazakla geçiniriz. Yani on tane pantolon olacağını iki pantolonla geçiniriz. Yani siz zannedersiniz ki biz çocuklara bakamayız, yetiştiremeyiz. Sizin gardıroplarınızdaki kıyafetlerle, çocuklarınızın kıyafetlerle, evlerinizdeki giyeceklerle daha birkaç tane aile geçinir en fakiriniz.
En fakirinizin dair. En fakirinizin ha. İçinizdeki en fakirinizin evindekilerle birkaç aile geçinir. Hepinizin, Türkiye'deki hemen hemen yüzde doksan beşinin öyle yüzde doksan beşini. Yani birisinin üç tane dört tane pantolon oldu mu kendisini fukara zannediyor. Yetim çocuk hakkında İslam'ın hükmü nedir?
Yetim çocuklar ya teyzeleri bakar ya da avcaları bakar. Onunla hüküm var. İnsan'daki gelecek korkusu, beklentisi hakkındaki görüşleriniz nedir? Rızık endişesi insanda nasıl olur? İnsanın dünyalık belli bir makama, mevkiye gelmeyi istedi hakkında görüşünüz nedir? Gelecek, öyle değil mi? İnsanın gelecek noktasında planlama yapması farklı bir şeydir.
Gelecekle alakalı endişeye düşmesi, korkuya düşmesi farklı bir şeydir. Siz yarının plan program altında bir hedef koyabilirsiniz. Bu dinen caizdir. Devletler geleceğe dair plan program yaparlar. İş adamları geleceğe yönelik plan program yapmalılar. Veya iş yeri sahipleri, aile reisleri geleceğe yönelik plan program yapmalılar. Bu plansız ve programsızlık keşfe keşfi getirir. İslam'ın bizde tuli emelden, yani gelecekle alakalı uzun emelli olmaktan sakındırdığı şey, biz onu yüzde yüz bağlanıp olmazsa hüsrana uğramayız. Dünya ile alakalı gelecek hesapları yaparken dünyayı sevme noktasında durmayız. Bununla alakalı bir kimse dünyayı sevme noktasından uzaklaşırsa problemini haller.
Bu programsızlık noktasında olmayacak yalnız. Yani bunu İslam dünyası, bilhassa ehli tasavvuf yarınla program yapmamayı, yarınla program yapmamayı kendi dairesinde takva olarak görmüş, programsız bir hayat yaşamışlar. Bunu takva olarak görmüşler. Devlet program yapmak zorunda. Şirketler program yapmak zorunda. İş yeri sahipleri program yapmak zorunda. Bir tek yer, dergah, cemaat program yapmak zorunda. Kendisine hedef belirlemek zorunda. Programsız bir hayat, programsız bir hayat mümkün değil. Bu bizi realiteden uzaklaştırır. Ama biz yarın için endişeye düşmememiz gerekir.
Biz rızık endişesine düşmememiz gerekir. Bu Allah muhafaza eylesin iman zayıflıdır. Biz yarın için batma endişesi düşmememiz gerekir. Bu Allah'a iman noktasında eksikliktir. Bunlar farklı şeyler. Biz dünyayı sevme noktasında durmamamız gerekir. Dünyaya aşık olmak, dünyaya tapmak, dünyasız bir hayatın olmaması için uğraşmak yanlış bir noktadır. Allah muhafaza eylesin inşallah. Ve dünyada bir kimsenin dünyalık olarak müdür olmayı istemesi veyahut da işte bir makama gelmeyi istemesi o kimsenin niyetiyle alakalıdır. Bir kimsenin dünya işlerindeki planı, programı niyetiyle alakalıdır. Eğer ki siz işinizi daha da genişletme noktasında niyetiniz çok zenginiz. İnsanlara hükmetmek, insanları emrin altına almak, insanlara böyle tibirlilik taslamaksa o seni helaka götürür.
Ama senin işini genişletmen, işini derinleştirmen, işini büyütmen, insanlara bir rızık kapısı, insanlara bir kolaylık kapısı olacaksa, etrafına bir fayda kapısı olacaksa ve niyetin buysa o seni güzelleştirir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin veren elin alan halden hayırlı olduğunu unutmayacağız. Bir adamın yanında beş kişi çalışacağına on beş kişi çalışsın. On beş kişi çalışacağına yirmi beş kişi çalışsın. Üç kişiye bakacağına otuz üç kişiye baksın. Üç kuruş zekat veracağına on üç kuruş zekat versin. Ama dünyayı sevme, dünyayı kapma noktasında durmasın. Yani bir lokma, bir hırka felsefesinin bürünmesin hiç kimse. Kendisi evinde bir lokma, bir hırka yaşasın. Evinde otursan bir lokma, bir hırka yaşa.
Sen evinde bir çeşit yemek yiyin. Ama fakir fukaraya üç çeşit yedir. Sen evinde akşam yemeği olarak bir çorba iç. Ama iş yerinde çalışan insanlara kebap gelir. Sen evinde bir takım elbise olsun, yanında çalışan alemanların iki takım elbisesi olsun. Sen git normal bir evde otur, yanındaki elemanlara bir lira fazla maaş ver. Yanındaki elemanlara bir lira fazla maaş ver. Sen evde git her gün et ye, elemanlarında ot yesin. Ve de ki benim niyetim daha fazla elemanlara refah sağlamak için ben çalışıyorum. Aldatma kimseyi. Kendini dağlatma. Buradaki niyetin senin, senin resmindir, kimliğindir. Bir lokma, bir hırka felsefesinde değiliz. Kendi ağzımıza bir lokma, bir hırka olsun.
Etrafımıza beş lokma, beş hırka verelim. Etrafımıza beş lokma, beş hırka verelim. Dünyayı takmayalım, dünyayı sevmeyelim. Ama dünyayı terk etme noktasında doğulmayalım. Bize dünya işi lazım değil diyenlerden değiliz. Bize dünya işi lazım. Tembellik istemiyorum. İşsiz bir derviş istemiyorum. Açık ve net söylüyorum. Adam gitsin bekçilik yapsın. Adam gitsin pazarcılık yapsın. Maydanoz satsın, liman satsın. Gitsin birisinin yanında çalışsın. Beş lira, bir dönemde üç lira alsın. Bir lira alsın. İsterse hiç para almasın. Desin ki tembelliğe alışmayın ben. Ben sizin dükkanınızı açık kapatayım.
İş buluncaya kadar. Ben gireyim yardım edeyim sana iş buluncaya kadar. Piyasadan kopmayın, çevreden kopmayın. Değil mi? Size tuhaf gelebilir bu tip şeyler. Üç lira maaş bulmayı ver. İki buçuk liraya da git çalış. İki liraya da git çalış. Boş durma. Bir liraya da çalış. Boş durma. Çocuklarına kötü örnek olma. Etrafına kötü örnek olma. İnsan çalışmadan da geçinir. Hiç önemli değil. Allah rezzaktır. Çalışmak sebeptir yalnız. Derviş sebebe dayanır. Mümin sebebe dayanır. Çalışmayacak olsam ben çalışmam. Ben çalışmam. Derim ki arkadaşlar bakın bana.
Herkes bakar bana. Açık konuşuyorum. Can atar zaten böyle bir şey olsun diye. Sıraya girer herkes. Bu sünnet değil. Bu din değil. Bu tarikat değil. Bu tasavuk değil. Çalışacak adam. Boş gezmeyecek. Gidecek bir yerde duracak yine çalışacak. Sabahleyin evden çıkacak ben işe gidiyorum diye gidecek. Ben inflas ettim de her gün evden dışarı çıkıyordum. İşim varmış gibi. Her gün. Hem gidiyordum oturuyordum. Allah rahmet eylesin. Seyirin, dükkanın önüne. Cenab-ı Hak bir işten getir. Alırım satarım diyordum ben oradan. Alıp satıyordum da oradan. Canımı, çocuğumu geçindiriyordum. Allah bizi affetsin. O yüzden öyle plansız, fırınamsız bir hayat yok. Ümitsiz bir hayat yok.
Ümitsiz bir hayat yok. Hem dini noktada ümitliyiz. Hem de dünyevi noktada ümitliyiz. Hem de dünyevi noktada ümitliyiz. Borcun varmış. Ödersin kardeşim. Çalış, koştur. Kazanamıyormuşsun. Bir gün sonra kazanırsın. Çalışmaya devam et sen. Zarar etmişsin. Seneye etkar edersin. Çalışmaya devam et. Ya bu sene işler kötüymüş. Seneye düzelir. Çalışmaya devam et sen. Çalışmaya devam et. Koşuşturmaya devam et. Mücadeleye devam et. Ya biz tuğuyla emel sahibi değiliz. Ya yarına karşılık biz herhangi bir şey düşünmüyoruz. Eee o yüzden boş geçiyor. O tembellik, o şeytana tapma. Şeytan seni hegemonyasını almış. Hegemonyasını almış.
Çalışacağız hep beraber. Bir sözde faziletli kişiler hakkında cahiller de ilim sahiplerine düşman kesilirler. Cahil kimdir? Neden cahiller alimlere düşman olur? Eee tarih boyunca cahiller hep ilme düşman olmuşlar. İlme düşman olduklarından dolayı cahil kalmışlar. Alimlere düşman olduklarından dolayı cahil kalmışlar. Eğer ilme ve alime düşman olmasalardı cahil kalmayacaklardı. Gidip ilmin önünde diş çökeceklerdi. Alimler de dost olacaklardı. Ve alimlerin peygamber varisi görüp onlar da dostluklarını arttıracaklardı. Cahil kimseler ilmin ve alimlerin kıymetini bilmediklerinden dolayı onlara laf ve din uzatırlar.
Onlarla mücadele ederler, savaşırlar. Tarih boyunca alimleri katledenler, ilmi katledenler hep cahillerdi. Biz cahilliği okumamak olarak görürüz bizleriz değil. Cahillik feraset sahibi olmamak, hikmet sahibi olmamak, ilmi tanımamak, alimi tanımamaktır. Doğruyu tanımamaktır. Cahil sadece kendisini tanımak, Allah bize affetsin. O yüzden fasiletli kişilerle mücadele eden insanların, insanlar yeryüzünde şeytanın kutlalarıdır. Şeytan onlara sahip olmuştur. Şeytan onları bu noktada kendisine yardımcı kılmıştır. Ve şeytanın yardımcılarıdır yeryüzünde. O fasiletli insanlara laf atarlar, taş atarlar, arkalarına konuşurlar. Onlar hakkında dedikodu ederler, kıymet ederler, iftira ederler.
Şeytanla dosttur çünkü onlar. Nerede alim, fasiletli, fazıl, nerede böyle ilim noktasında belli bir noktaya gelmiş insanlar var? Gidin şeytan ve şeytanlaşmış insanlar onlar hakkında mühtanda, suizanda, iftiranda, onlar hakkında dedikodudadır var. Onlar şeytanın askeridir. Onlar şeytanın borazanıdır. Onlar şeytanın yardımcılarıdır yeryüzünde. Alimlerin ve ilim ehlinin, fasiletli insanların da imtihanlarıdır. O faziletli insanlar, o cahillere sabredecekler. Cahillere de sabrettikçe onların da faziletler artacak, onların da Allah'a yakınlığı artacak. O yüzden cahil insanlara, faziletli insanlar sabrederler. Onlarla mücadele edip, onlara laf yetiştirip, kendi değerlerini aşağı düşürmezler.
Başka hamlar, başka cahiller de o faziletli insanların o cahillerden korktuğunu, çekildiğini veya o cahillerin o faziletli insanlar hakkında öne sürdüklerini, dedikodularını, gıybetlerini doğru olduklarını zannederler. O da cahiller sınıfındandır onlarla. Çünkü cahilin sözüne ancak cahil kanar. Cahilin sözüne ancak cahiller değer verirler. Faziletli insanlar, cahillerin sözlerine, hal ve davranışlarına uymazlar. Onlarla beraber olmazlar. Onlarla itişip, kakışmazlar. Ancak cahiller güruhu birbirini tasdikler, birbirine yardımcı olur. Ve hepsi de onlar ne yazık ki tarih boyunca şeytanın askeri ve yardımcılar olmuştur. O yüzden Hazreti Ömer Efendimiz'i katletmişler.
O yüzden Hazreti Osman'ı katletmişler. O yüzden Hazreti Ali'yi katletmişler. O yüzden Hazreti Hasan'ın Hüseyin'i, Ehli Beyt'i katletmişler. O yüzden büyük zaatların arkalarından onca çok gıybetler edilmiş, iftiralar edilmiş. O zaatları berdeden berdeye sürmüşler. O zaatları taşlamışlar faziletli insanları. Yerlerde çöründürmüşler. Çöllerde aç açık bırakmışlar. Şehirlilere girme izni vermemişler. Ama onlar yine de insanlara ilim öğretmek için, insanlara doğruyu göstermek için, insanlara hikmeti göstermek için mücadele etmişler. Bu işin ne yazık ki acı tarafı bu. Ve bir kısmı o faziletli insanların faziletlerini görmüşler. Onlar akıl sahipleri olarak nitelendirilmiş.
Kur'an-ı Kerim'de. O peygamber varislerinden hikmeti almışlar. İlmi almışlar. Çünkü ilim, Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin sözüyle, hikmetli ilim kitaplardan öğrenilmez. Geylan Hazretleri buyurur ki, Ey oğul! Eğer ki sen ilmin özü olan, marifetullah'a talipsen, sen kitaplara bakma. Sen git, bir peygamber varisi mürşidin önünde diş çök edep eder. Ancak seni Allah'a vusla da çek, seni Allah'a götürecek, seni Allah'a tanıtacak ve bildirecek ilim, o Allah'ın yeryüzünde dolaşan dostlarından, yeryüzünde o peygamberlerin varislerinden öğrenebilirsin der. Ve hadis-i şerifi de söyler. Alimler peygamberlerin varisleridir.
Peygamberin demiyor bakın, peygamberlerin. Yeryüzünde ne kadar Allah'ın göndermiş olduğu peygamber var ise, o peygamberlerin varisleri vardır yeryüzünde dolaşan. Burası sır alemidir. Onlar da Muhammedidir. Şu anda Muhammed-i Mustafa'nın ümmetinde ne kadar peygamber gelmiş ise, hepsinde varisi mevcuttur.
İsa'nın da, Musa'nın da, İbrahim'in de, İsmail'in de, İshak'ın da, Yakup'un da, Yusuf'un da aslınıza gelebilecek. Sizin ismen bilmediğiniz peygamberlerin dahi varisleri yeryüzünde dolaşırlar. Ve onlar peygamberlerin görevlerini ifade ederler. Peygamber değildir bunlar. Bunlar Nebi değildir. Bunlar Resul değildir. Bunlar Allah'ın velileridir. Ne yazık ki bazı sapkınlar kendilerini Nebi, Resul, Peygamber zannederler. Bu zandan başka bir şey değildir. Hiçbir veli, hangi peygamberin himayesine, hangi peygamberin vazifesine, hangi peygamberin himmetine mazlar olursa olsun asla bir peygamber değildir. Kim bir veliyi peygamber gibi görürse, o büyük günah-i kebale düşer, şirke düşer.
Hangi veli kendisini peygamber gibi görürse, Nebi görürse, Resul görürse, onun da tehdit-i imana ihtiyacı vardır. Kübür ehlidir. Cahiller ancak kendilerini Peygamber, Nebi, Resul görürler. Cahiller ancak bir kimseyi, bir kimseyi Peygamber, Nebi veya Resul statüsünde görürler. Cahildir onlar. Onların Kur'an'dan ve sünnetten haberleri yoktur. Onlara tehdit-i iman gereklidir. Ve onlar bu noktada eğitim gereklidir. Cahilse bilmiyorsa eğitirsiniz. Onlara doğruyu söylersiniz. Ama o doğruyu söylediğinizde, eğittiğinizde, doğruyu tebliğ ettiğinizde, hala da aynı şeyde söylüyorsa, o kimseye tehdit-i iman gereklidir.
Onun bir devlet olsa onun cezasını verir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden fazilet insanı Peygamber etmez. Fazilet insanı Nebi etmez. Fazilet insanı Resul etmez. Allah muhafaza eylesin. Çok büyük bir veli olabilir. Çok faziletli bir veli olabilir. Veliliğin en üst noktasına çıkabilir. En üst noktasına çıksa dahi o kimse yine de Nebi değildir, Resul değildir, Peygamber değildir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden faziletli insanlar, yeryüzünde Allah'ın dinini ayakta tutmak için çaba gösteren Allah'ın veli kullardır. Allah dinini onlarla ayakta tutar. Ama Allah onlara muhtaç değildir. Allah'ın onlara ihtiyacı yoktur.
Allah onlarsız da isterse dinini ayakta tutar. Bunun altını çizelim. Sanki buradan hareket ederekten bir kısım çok affedersiniz ham fikirliler, geri düşünceliler, bir kısım din bilmez insanlar sanki Allah'ın onlara ihtiyacı varmış gibi zannederler. Bu da o kimsenin fazilet noktasında olmadığını gösterir. Kemal noktasında olmadığını gösterir. O kimsenin Kur'an ve sünneti tam olarak algılayamadığını gösterir. Bütün peygamberlerde bütün veliler, evliyalar, dervişan, süfi, müminler bütün Allah'ı tanısa da tanımasa da bütün varlıklar Allah'a muhtaçtırlar. Allah hiçbir varlığa muhtaç değildir. Allah muhafaza eylesin inşallah. Din kardeşinin bir suçundan dolayı ayıplayan o suçu işlemedikçe ölmez.
Evet. Kim bir insanı herhangi bir hatasından dolayı, herhangi bir hatasını kalkar insanlara anlatırsa, onun bir kusurunu insanlara naklederse, onun o kusurundan dolayı kalkar da onu işte yererse Allah muhafaza eylesin. Onun başına tecelli eder. Böyle bir şeyi gördüğünüzde o kimseyi dua etmeniz gerekir. O kimseyi hayırla yad etmeniz gerekir. O kimseye muhabbetten dolayı biraz daha ikide kantarın topuzunu kaçırmışlardır. Olabilir. Ve insan üstadına daha fazla muhabbet besler. Bu dine sakınçası yoktur bunun. Ama üstadına muhabbet beslemesi demek, etrafındaki aile kalplerine muhabbetsiz davranmak demek değildir. Eğer muhabbet onun gönlüne yerleşti ise, o muhabbet hakiki ise, o muhabbet hal olarak onu da tecelli ediyorsa, o kimse annesine, babasına, eşine, çocuklarına, akrabalarına, etrafına da muhabbetli davranır.
Seviyesi aynı olmayabilir. Ama muhabbet onun gönlüne yerleştiyse, bu muhabbetten dolayı biraz daha ikide kantarın topuzunu kaçırmışlardır. Olabilir. Ve insan üstadına daha fazla muhabbet besler. Bu dine sakınçası yoktur bunun. Ama üstadına muhabbet beslemesi demek, etrafındaki aile kalplerine muhabbetsiz davranmak demek değildir. Eğer muhabbet onun gönlüne yerleşti ise, o muhabbet hakiki ise, o muhabbet hal olarak onu da tecelli ediyorsa, o kimse annesine, babasına, eşine, çocuklarına, akrabalarına, etrafına da muhabbetli davranır. Seviyesi aynı olmayabilir. Ama muhabbet onun gönlüne yerleştiyse, başkasına da muhabbetli davranır. Üstadına olan muhabbet, onun gerçek manada başkalarının da muhabbet etmeye yöneltmesi gerekir.
Eğer üstadına muhabbet hakikisi öz manadasa, hakiki öz manadasa. Üstadına muhabbet göster, üstadının dervişine muhabbet gösterme. Üstadına muhabbet göster, annene babana muhabbet gösterme. Üstadına muhabbet göster, eşine muhabbet etme. Üstadına muhabbet göster, çoluğuna çocuğuna muhabbet gösterme. Üstadına muhabbet göster, komşularına, akrabalarına muhabbet gösterme. Bu muhabbetin, üstadı olan muhabbetin hakiki olmadığını gösterir. Özel tecelli etmediğini gösterir. Surette olduğunu gösterir. Allah muhabbet, mücid-i kamillik aile sinsilesi ile mi ilerliyor, yoksa maniyat buluyor, şiddiyi belirliyor. Mücid-i kamillik, Allah'ın velili, Allah'ın dostluğu, hiç kimsenin, hiçbir ailenin, hiçbir zümrenin tapulu malı değildir.
Bu hiç kimsenin tapulu malı değildir. Hiç kimsenin. Eğer söz konusu olan şeyhlikse, aile şeyhliğidir o, babadan oğla babadan oğla padişarlık gibi geçer. Bu mürcidi kamillik değildir, bu virilik değildir. Bu babadan oğla geçme bir padişarlıktır. Oğla olmazsa kardeşi olur. Kardeşi öldüyse kardeşinin oğlu olur. Ondan sonra kızının bir daha oğlu olursa bu sefer o da şeyh olur. Babadan oğla geçiyorsa bunda bir rant vardır. Bir rant. Rant deyince illaki para gelecek diye bir şey gelmesin. Şanlı, şöhre, ne bileyim para, kul, makam, mevki. Hepsi de girer işin içine. Tasavvuf da böyle bir şey yoktur.
Gerçek tarikatlarda, gerçek tasavvufta, gerçek Allah yolunda, fazilet yolunda, gerçek maneviyat, ilim yolunda böyle bir şey olmaz. Hz. Ömer'e gelirler senden sonra kim halife olsun derler. Der ki eğer ki bir halife tayin edecek olsaydım en yakın kardeşim ve arkadaşın olan ve Resulullah'ın da en iyi arkadaşı olan kardeşim Ebubekir'in sünnetini ifa etmiş olurdu.
Tayin etmezsem de, etmezsem de o peygamberlerin sonuncusu, en şereflisi, en faziletlisi Muhammed Mustafa'nın sünnetini yerine getirmiş olurdu der. Ve tayin etmez. Tavsiyede bulunmaz. O yüzden Hz. Ebubekir Efendimiz, Hz. Ömer'e tavsiye etmiştir. Tayin etmemiştir, tavsiye etmiştir. O yüzden velilik Allah'ındır. Hangi kulu çalışır, çabalar, kendi yolunda mücadele ederse, Cenab-ı Hak bunu veli eder. Konuşacaksanız lütfen dışarı çıkın. Sohbetinizi dışarıda yapabilirsiniz. Benim burada sohbet edin, siz biz dinleyelim. İnsanların tayiniyle olsaydı seçim yapılırdı, herkes seçerdi birisini.
Sen bizim velimiz ol derlerdi. Onu ancak Allah seçer. Onu ancak Allah görevlendirir. Onu ancak Allah tayin eder. Ve Cenab-ı Hak tayin ettiğini mümin kullarına bildirir. İnsanlar onları rüyalarında görür, hallerinde görür. İnsanlar onları Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin tavsiyesiyle bilir. Geçmiş velilerin, evliyaların tavsiyeleriyle bilir. İnsanlar onları kalben tanırlar. Fasilet yönünden, ilim yönünden, hal yönünden onları tanırlar. Allah tanıtır onları. İnsanların tanıtmasına gerek yoktur. Ve Allah bir velisini tanıtacaksa kendisi tanıtır. Tanıtmayacaksa tanıtmaz. Saklar, gizler onu. Hiç kimse tanımaz onu. O velidir ama hiç kimse rüyasında görmez. O velidir ama hiç kimse onun halinden bir şey anlamaz.
O da velidir. Ama onun en faziletçisi tanıttığı olandır. Bu rüyalarında, hallerinde, insanların etrafında gördüğü insanlardır ki, onlar meşhur olan, kitap indirilen peygamberlerin varisleridir. Onları çünkü halk tanır. Kendisi de bilir veli olduğunu. İnsanlar da bilir. Birisi, bir kısmı vardır ki kendisi dahi bilmez veli olduğunu. Allah bilir. Onu Allah sahip olmuştur. Bir kısmı vardır ki kendisi de bilir. Halk bilmez. Allah da onu öyle yapmıştır. Ama bunların içerisinde fazilet noktasında, derece noktasında en üstün olanı insanların bildiği ve kendisini bilendir. O hem kendisini bilir, hem insanlar bilir. O Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine gelip soruyorlar.
Onlar dünyada da ahirette de onlara müjdeler vardır. Onlar mahzun ve mahcup olmayacaklardır. Bunlar hakkında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine soruyorlar. Ya Resulallah bu müjde nedir dünyada da ahirette de? Dünyadaki müjdeyi, ahiretteki müjdeyi anladık diyorlar. Onlar işte nurdan minberler üzerine oturtacaklar. Bu ahiret müjdesi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretler diyor ki, mahşer kurulur. Ve bütün mahşer halkı onlara güptayla bakar. Peygamberler de onlara güptayla bakar. Ve Peygamberler sorarlar, bunlar hangi Peygamber ki? Onlara derler ki bunlar Peygamber değil. Bunlar hangi şehitler ki? Onlar şehit de değil. Bunlar yeryüzünde Allah'ı zikreden Allah'ın dostları, veli kullarındır derler.
Ve onlar mahşerde herkes canıyla, herkes haliyle haşır neşir olurken nurdan minberler üzerine oturturlar. Bunlar ahiret, bu ahiret müjdesidir. Bununla alakalı da bir sürü adiş şerif vardır. Ama ashab dünyadaki müjdeyi sorar. Der ki ya Resulallah bunlara dünyadaki verilen müjde nedir? Der ki onların gördüğü rüyalardır, sahih rüyalardır. Ve onların göründüğü, başkalarının gördüğü sahih rüyalardır der. Yani bir başkası onun rüyasında görür, sahih bir şekilde. O bir başkasının rüyasında sahih olarak gördüğü hem veliye müjdedir, delildir, hem de o kimseye müjdedir, delildir. Karşılıklıdır yani. O zaman bir kimse bir veliyi rüyasında görürse, sahih bir şekilde kendisine müjde.
Ve aynı zamanda veliye de müjdedir. Allah bizi muhafaza eylesin. O yüzden velilik babadan uğruna geçmez. Şeyhlik yeter. Ben çünkü şeyhlik ve veliliği ayırırım. Bizim arkadaşlardan birkaç tanesine şeyhlik yap desek yaparlar. Bizim Allah affetsin. Yanımızda duran kardeşlerden. Gerçekten bunu samimi bir şekilde söylüyoruz. Samimi bir şekilde söylüyorum bunu. Cenab-ı Hak'a hamdolsun bu konuda da mutluyum ha. Yani en azından bizim şu anda kardeşlerinin içerisinde 20-30 tane şeyhlik yapabilecek arkadaş var. Öyle şey değil yani. Türkiye'de benimleyen şeyhlerler niye şeyhlik yaparlar ha. Kendileri bozulmazlarsa.
Biraz rüyadan halden çok anlamayabilirler. Ama şeyhlik yaparlar. Ne olacak ki? Hiç olmazsa para toplamazlar var. Cepleri derin olmaz. Hiç olmazsa evlerini, banklarını baktırmazlar. Öyle arabalarda gezdirmezler kendilerini. Onun cübbeyi giyip sarıyı giyip kavu takıp asayı dalıp arabanın arkasına konsolos bilmem neleri gibi kurulup gitmezler. Hiç olmazsa tevazuları vardır, çalışmaları vardır. Allah için koştururlar, Allah'ı zikrettirler. İnsanlara bu noktada talim, terbiye verirler, edep verirler. Kur'an ve sünneti öğretirler. Allah razı olsun hepsinden de. Ben hatta dedim arkadaşlara, gitseniz halife olsun olursunuz başka yerde dedim. Ama benim yanımda bir şey olamazlar.
Ben olamamışım ki onlar olsun. Allah bizi affetsin. Bizim sıyırıntılarımız halife oluyor zaten başka yerlerde. Zahir oluyor, şeyh oluyor. Gerçekten. Bunlar biraz kaldılar bizim yanımızda. Hiçbir şey olacaklar burada. Hiç olmak istiyorlar. O yüzden kaldılar burada. Allah bizi affetsin. Şeyhlik yapacaklarsa, şeyhlik kolay. Herkes şeyhlik yapar. Sıkar birisi ben şeyhim der. Adını da yazdırın bir kağıt. Nasıl olsa intihar eden yok. Rüyada görmeyi isteyen de yok. Görmüş görmemiş önemli değil. Birkaç tane daha her şeyhin etrafında dal kovuk da olur. Bir iki dal kovuk da çıkar. Onlara görürler halifelik, zakirlik, çavuşluk bir şeyler verirsin.
Onlar da hürra gider buraya. Gider. Cahil insanlar. Cahil. Bilmiyor ki adam. Bilmeyince de gider. Allah'ın hafaza edersin. Şeyhlik babadan oğlu da geçer, toruna da geçer. Akrabalara da geçer. Adamlarlar ki biz şeyh sülalesiyiz. Tabii şeyh sülalesiysen sen de şeyhsin. Ben şeyh torunuyum, sen de şeyhsin. Ben şeyhin oğluyum. Şeyh ölünce ne olacak? Oğlu geçecek. Normal prosedür öler Türkiye'den. Bir de şeyhin bulunduğu ilde olacak yani şeyhlik. Oradan dışarı da çıkmaz. Allah bizi affetsin.
E insanlar bu noktada sorumlamayınca, bu noktada fikir yürütmeyince, ilim, ihlas, samimiyet bu noktada eksik olunca böyle oluyor. Allah'ın hafaza edersin. Selamun aleyküm aleyküm selam. Gençliğimizde cahil zamanımızda bir bayanla beraberliğimiz oldu. İkimiz de bekardık. Sonrasında helalaşıp ayrıldık. Tövbe ettim. Allah katında nasıl karşına varım? Tövbe eden herkes Allah katında iyi karşılarım. Bir kimse tövbe ettiyse Allah'ı hatırlamıştır. Tövbe edip geri döndüyse o Allah'la barışmıştır. Tövbe ettiyse hakiki manada net bir şekilde söylüyorum. Allah onu affetmiştir.
Ne günah işlediysen işledin. Ne yaptıysan yaptın. Net bir şekilde tövbe edip geri döndüysen hay olarak da, hay olarak da geri döndüysen, Allah seni affetmiştir. Hadis-i Kudsi'de Cenab-ı Hak buyurur ki, bir kulum günah işler. Bu size müjde olsun. Tövbe eder. Allah der ki, kulum günah işledi. Tövbe etti. Kendisini asf edecek olan bir Allah'ı hatırladı. Onu affettim der. Hadis-i Kudsi devam eder. Kulum yine günah işledi. Yine tövbe etti. Allah der ki, yine devam eder. Yine devam eder. Kulum günah işledi.
Tövbe etti. Allah'ı hatırladı. Allah'ı gördü. Allah'ı bildi. Tövbesini kabul etti. Affettim der. Günah işledi. Yine tövbe etti. Yine geri döndü. Yine Allah'ı hatırlamayı bildi. Der ki, ben yine onu affettim. Allah affedin. Bak ayeti kerimede ey hafibim. Kullarım sana benden sorarlarsa onlara de ki. Tövbe ederseniz Allah tövbelerinizi kabul edendir. Allah tövbelerinizi kabul edendir. Kulluğun göstergesidir tövbe etmek. Allah'a yakın olmanın göstergesidir tövbe etmek. Allah'la irtibat olduğunun göstergesidir tövbe etmek. Allah'a dolu yol almanın göstergesidir tövbe etmek. Allah'ın ustak kapısıdır tövbe kapısı. Tövbe kapısıdır tövbe kapısı.
Allah'ı tanıma, Allah'ı bilme. Allah'ı seyretme. Allah'ı görme kapısıdır tövbe kapısı. Allah'ı görmek istiyorsanız tövbe kapısında durun. Allah'ı hissetmek. Damarlarınızda, hücrelerinizde, yüreğinizde, kalbinizde hissetmek istiyorsanız. Devamlı tövbe kapısında durun. Sakın başka bir kapıya yönelmeyin. Zikrinizi, namazınızı, orucunuzu, ibadetlerinizi, amellerinizi tövbe kapısının önünde yapın. Sakın başka bir kapıya yaslanmayın. Sakın başka bir kapıya tevessül etmeyin. Orucunuz tövbe için. Zikriniz tövbe için. Namazınız tövbe için. Arkadaşınız, dostunuz, kimliğiniz, kişiliğiniz. Tövbe noktasında olsun. Sakın ha. Ve tövbe kapısında bütün peygamberleri görebilirsiniz. Tövbe kapısında bütün velileri görebilirsiniz.
Tövbe kapısında, Hz. Ökir'den bugünün zamanın kutbuna kadar, bugünün evliyalarına kadar. Tövbe kapısı gereken bir kapıdır. Kendisine tövbe ederler, cimriler.
Sadece kendilerine tövbe ederler. Hodgam insanlar, dam insanlar. Ümmete tövbe edin. Kardeşlerinize tövbe edin. Ve her tövbe ettiğiniz kimsenin o kapıdan içeri girdiğini görün. Yanağınızı o eşiğe koyun. Elinizi kaldırın. Teker teker kardeşlerinizi tövbeyle oradan içeri katmaya çalışın. Teker teker bütün ümmeti oradan katmaya çalışın. O tövbe kapısından ayrılmayın. Kim ki tövbe kapısından ayrıldı? Muhammed-i Mustafa'nın sünnetinden ayrılmıştır. Muhammed-i Mustafa'nın muhabbetinden ayrılmıştır. Muhammed-i Mustafa'nın ümmetliğinden ayrılmıştır. Peygamberlerin sünnetinden ve hasretinden, özelliğinden ayrılmıştır. O peygamberlerin dairesini, ilmini, haziletini dert etmiştir.
Çünkü o eneğe ve kibre düşmüştür. Çünkü o yanlışlığa ve eksikliğe düşmüştür. Tövbe ettikçe o kimsenin Allah'a yakınlığı artar çünkü. Demedi mi Muhammed-i Mustafa? Ben yüzde yüz kez Allah'a tövbe ederim. Demedi mi Muhammed-i Mustafa? Ben az günde, en az günde yetmiş kez tövbe ederim. Demedi mi Muhammed-i Mustafa? Tövbe edin, Allah sizi affetsin. Ve Allah dedi ki, tevvab olan Allah'tır. Bana tövbe ettiği müddetçe o da affedecektir. Madem ki Cenab-ı Hak bana tövbe edin demiş, aslında tövbe edin derken, at fermanını imzalamıştır. Tövbe edin derken, o tövbe etmenin içerisinde o kimsenin at fermanına yazılıdır.
Ve kim yarabbi beni affeylediyse, at fermanını eline almıştır. Neyse yarabbi kusur işledin. Hücrelerim de, sen kafur rahimsin. Sen tevvamsın. Elleri verdiysen sana uzatmak için. Elimi uzattım. Beni affeylediyen Allah affeder. Devamlı tövbe kapısında. Eşiğine koyun. Bütün tövbe edenden gelip sizin yalanınızın üzerine basıp da gezdin. Bütün tövbe ettiğiniz gelip yanağınızın üzerine kapıdan içeri. Ve onlar kapıdan içeri geçerken siz mutlu olun. Yarabbi annemi de affeyle deyin. Ve annenizin yanağına basarak içeri geçtiğini görün. Yarabbi babamı affettin. Babanızın yanağınızın üzerine basından geçtiğini görün.
Hatta size laf söyleyin. Küfreder. Hızın üzerine basarak o tövbe kapısından içeri girip ak bulduğunu görün. Volkan gibi kaynatanı dahi siz tövbe ederekten o kapıdan geçmesine vesil olmaya çıkıyorsunuz. Bir elinizi onun eline uzatın. Bir elinize o Rabbül alemine uzatın. Bir elinizde deyin ki Yarabbi bunu da affeyle. Onun elinden tut gönder onu. Semazen o yüzden bir eline Rabbül. Der ki benim elinden. Onun işi dışarıdan alıp içeri atmaktır. Onun işi şeytanın midesinden koparıp, midesinden, şeytanın hücrelerinden çıkarıp, tövbe suyuyla yıkayıp Allah'ın önüne getirmektir.
O tövbenin, tövbe kapısının önüne getirmektir. Yarabbi! Tövbe suyunu da yıkandı. Yarabbi! Tövbe iksirine girdi, kimyasına girdi. Tövbe ederekten nurunu ortaya çıkardı. Sen bunu da affeyle deyip, kapıdan içeri iteklemektir. Devam edeceksin. Ve kendi nefsinizi düşünmeyin. Ve kendi ailemizi düşünmeyin. Ve sadece kendi sülahlerinizi düşünmeyin. Ve sadece kendi derviş kardeşlerinizi düşünmeyin. Bütün üreti Muhammed'in günahkarları için tövbe edin. Gerekirse ismen tövbe edin. İsimlerinizi, milliklerinizi, kardeşlerinize ismen tövbe edin. Yarabbi Ahmet'i de affeyle. Yarabbi Mehmet'i de affeyle. Yarabbi Hasan ile Hüseyin'i de affeyle. Yarabbi Aksınlığa getirdin bütün kardeşlerini.
Gece, gündüz, sırala diline. Kimi sevdiğin meydana çıkar. Kimlerin sevdiğin meydana çıkar. Gerçek sevgi, geceleri onlar için ağlamaktır. Dostların için tövbe etmektir. Dostların için zikretmektir. Dostların için el açmaktır. Gerçek sevgi odur. Zahiri sevgi gördüğünde hatırlarsın. Merhaba merhaba. Selamun aleyküm aleyküm selam. Ondan ayrıldığında onu unuttuysan onu sevmiyorsun. Gece aklına gelmiyorsa onu sevmiyorsun. Yarabbi derken, eğer o senin sevdiğin aklına gelmiyorsa sevmiyorsan. Eğer sövbe çekerken. Subhanallah. Subhanallah. İnsanlara niyet etmiyorsan.
Onların gönlünden geçirmiyorsan. Onları hatırandan geçirmiyorsan. Onların kalbinde tutamıyorsan. Ve tövbe kapısına o kocaman kalbinle gidip dayanamıyorsan. Tekinlere de affet. Arkadaşlarımı da affet. Arkadaşlarımı da affet. Bana selam verenlere affet. Bana küfredenlere de affet. Bana hançer bulanlara da affet. Bağırma, yangınları düşürenlere de affet. Diyemiyorsan. Daha çok işim var Kemal Akmakası. Tövbe edeyim. Elinizi hiç ayırmayın. Vücudunuzu hiç ayırmayın. Sakın ha kendinizi başka bir kapıda görmeyin. Sakın ha. Zikriniz o kapıda olsun. Fikriniz o kapıda olsun.
Tebek günümüz o kapıda olsun. Rabıtanız o kapıda olsun. Namazınız o kapıda olsun. Vücudunuzu, manevatınızı, kalbinizi, elinizi, kolunuzu, her şeyinizi o tövbe kapısının önüne yıkın. Elinizi, farkınızı, kolunuzu, çocuğunuzu.
Her şeyinizi oraya yıkın. Öncelikle Cebrail'e sordu Muhammed'i Mustafa Miraç'ta. Ey Cebrail bütün kapılarda, bütün kapılarda. Cebrail aleyhisselam. Ya Muhammed bu senin ümmetine olan tövbe kapısıdır. Hiçbir peygamber, hiçbir peygamber senin ümmetin ne zaman? Bu kapıda ne?
Kıyamete kadar ve sormete kadar. Kim tövbe eder? Kim kabul edecek ya Muhammed? O kapının bilmem kaç bin arşil olduğunu, bilmem kaç yıllık yolda olduğunu anlatır. Bize tövbe etmek düşer kardeşler. Tövbe edelim. Ve asla, asla ve asla beni affetmez diye düşünmeyin. O şeytanın sesidir. Bizi affetmez diye düşünmeyin. O şeytanın sesidir. Sen affetmez, şeytanın sesidir. Ama insanlaşmış şeytandır. Ama semavi şeytandır. Ama şeytandır. O şeytanın sesi ve vazifelesidir. O şeytanın yardımcısıdır. Der ki sen şu günahı işledin o yüzden Allah seni affetmez.
Allah bütün günahları affeder. Övbelip geri dönenleri. Yeter ki Ya Rabbi der. Ya Rabbi kelimesinin içindedir. Ya Rabbi cümlesinin içindedir. Ya Rabbi isminin içindedir buyur kulum.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.