Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 13 Aralık 2020 · 46:38
Sabah çağının ışığı baş gösterip, altın akbaba kanat çırpınca, tan yerini yaran, sabahı ışıtan, israfil gibi, hepsini o ülkeden alır, şu görünen âleme getirir. Yayılmış canları beden yapar, her bedeni de gene gebe bırakır, can adlarına yersiz kor, işte uyku ölümün kardeşidir, sırrı budur. Yalnız gündüzün geri gelsinler diye ayaklarını uzun bir bağla bağlar, bağlar ki gündüz olunca o çayırdan geri gelsinler, o yayladan gelip yük altına girsinler.
Keşke şu canı ashab-ı keyf gibi yahut Nuh'un gemisi gibi korusaydı da, şu hatırı, şu gözü kulağı, bu uyanıklık, bu anlayış lütfundan kurtarsaydı. Dünyada bu zamana da nice ashab-ı keyf vardır ki, senin yanı başındadır, karşındadır. Dost da onunla nameler terennüm eder, mağarada. Fakat ne fayda ki senin gözünde, kulağında mühür var. Sabah olduğunda insanlar uykudan uyandıklarında, uykudan uyanacakları zaman Cenab-ı Hak bütün herkesin saatine, dakikasına uyandığına göre, ruhlar aleminden, o uykudayken ruhlar geri aldı, tekrar ruhlar aleminden hepsini de bedenlere verir. Yeniden Cenab-ı Hak bedenlere onları lütfeder, bedenlere ikram eder. Ve o ruhlar bütün hepsi de ne yapar?
Bedenlere girer. Aslında her dem Cenab-ı Hak, o ruhlar aleminden, o ruhları her dem bedende diri tutandır. O yüzden o altın akbabanın çırpması, o bir meseleyi misal aleminde anlatmaktır. O yüzden ruhlar nasıl her gece veya gündüz ne zaman uyursak, Allah'ın takdir ettiği kata çıkarılıp Cenab-ı Hak onu alır. Ve ne zaman tekrar uyandık, uyandığımızda Cenab-ı Hak tekrar ruhlarımızı geri verir.
Diyor ki, yayılmış canları beden yapar, her bedeni de gene gebe bırakır. Ve bütün bedenlere ne yapar? O ruhları teslim eder, taksim eder. O ruhları ona verir. Ve diyor ki, yine ayaklarını onların uzun bir bağ ile bağlar. Hani çok affedersiniz, siz bir böyle bir bağ olsa, bir ineği bağlasanız, o belli bir mesafede otlar. Ama o mesafeden fazla dışarı gidemez. Bir bağı vardır onun. Veyahut da siz bir diyelim ki, bir koyunu bağlasanız, bir bağ noktasında gider. İşte ruhların da, ruhlar da, bedenler de ruhlara bağlıdır. Ruhlar da bedene bağlıdır. Cenab-ı Hak o ruhları bedene bağlar ve o ruhlar bedenden başka bir yere gidemezler. Bedenle ilişkilidir.
Ve herkesin o sınırı, o bağı bellidir. O sınırının haricinde, o bağın haricinde gidemez. Bu bizim cüz-i irademizin dışında olan küllü iradedir. Ve bizim bu noktada ruhlara söz geçirmemiz mümkün değildir. Ruhların üzerinde tasarruf etmemiz de mümkün değildir. O ruhlar Cenab-ı Hakk'ın kendi emrinde. O ruhlar Cenab-ı Hakk'ın kendi tasarrufundadır. Allah onları istediği gibi tasarruf eder. Ve Cenab-ı Hak da onları bir matematiğe bağlamıştır. O matematiğe bağlayaraktan o ruhlar belli bir dairede, belli bir seviyede ne yaparlar? Hayatlarına devam ettirirler. Yalnız gündüzün geri gelsinler diye ayaklarını uzun bir bağla bağlar. Yani o ruhlar alemiyle o bedenin arasında bir bağ vardır.
O ruhla bedenin arasında. Ve o ruh o bedenle o bağın arasında ne yapar? Gelir gider normalde. Ve o beden, o bedenden ta ecel geldiğinde ayrılır. Ecel gelinceye kadar o ruh o bedenle sabittir. Ve beden bu manada akılsız hükmündedir. Akılsız.
Bedenin bu noktada bu meseleyi algılama özelliği yoktur. Çünkü öldüğünde beden, ruh ondan ayrıldığında bedenin hiçbir kıymeti harbiyesi kalmaz. Ve Cenab-ı Hak o bedenle o ruhun arasında ecel gelinceye kadar bir irtibat kurmuştur. Bunu böyle bir tel gibi, bir hortum gibi düşünün.
Bu tel gibi, hortum gibi manevi bu. Bunu normalde yakaza halinde bir kimse, bir sufi için söylüyorum bunu, bedenden süzülüp çıkışını görür. Ve bedenden süzülüp çıkarken o kimsenin ruhu önünden doğru çıkmaz. Bu ensesinden, bu omur ilinden doğru süzülüp çıkar.
Ve omur ilinden doğru süzülüp çıkarken görür bedenini de orada. Ve o ruhun bedenden ayrılışını o kimse seyr-i sülûk esnasında görür. Ölüm, bunun tekrar geriye dönmeyişidir. Ve sufi bunu yaşarken zikir halindedir. Bu zikir halindeyken ruhun bedenden ayrılışını görür. Ve zikir halinde tekrar ruhun tekrar bedene dönüşünü de görür.
Bu bir belki de alemi misalde yaşanan bir şeydir. Bunu rüya gibi görün, hal gibi görün, bunu nasıl görürseniz görün. Ama bu muhakkak seyri sülükte o sufi tarafından görülür. Eğer o kimsenin seyri sülükü devam ediyorsa ve iyi bir noktadaysa, o kimse haramlardan uzak ise, haramlarla irtibatı yoksa, iyi sufilerdense, güzel sufilerdense, o ruhun bu noktada Cenab-ı Hakk'ın verdiği izin miktarın canı, bir bağla bağlıdır diyor ya, bir otlakta bir hayvan düşünün, otlaktaki hayvana bir çilbirle bir bağ kurdunuz, bir iple bağladınız,
o hayvan o ipin mesafesi miktarınca otladı. Hayvanın ipini daha da uzattınız, daha da uzattı. Veyahut da biz kasnaklı deriz İzmir Bayındır'da, uçurtma diyorlar ya, biz önceden onu kargıdan yapardık, uçururduk. O bir ipi var onun. İp ne kadar uzun, o kadar göğe doğru çıktı, uçtu, rüzgar var, uçuyor. İp senin elinde, ipi bir daha bağladın, bir daha uçtu, bir daha bağladın, bir daha uçtu, rüzgar güzel. Gitti, gitti, gitti, gitti, görünmüyor artık. Sadece ipi görüyorsun sen buradan. Kasnaklı görünmüyor, o kadar uzun bir iple saldın sen. Kasnaklı var mı? Var. İpi var ama elinde senin. Kasnaklıyı görmüyorsun. İşte ruhlar da bedene böyle bir iple bağlılar. Bedenden ayrıldıktan sonra ipin mesafesi önemli. O ipin mesafesi herkes için ruhlar alemine kadar.
Her gece o ruhlar alemine tekrar dönüyor. İpin mesafesi bu. Ama bazılarının ip mesafesi farklı. İp mesafesi farklıysa, o daha da yukarı çıktı. Dünyada yaşayanların ruhlar alemi, arşaladan, lef-i muhafızdan aşağıda, onu çok yukarılarda falan zannetmeyin. Çok uzaklarda zannetmeyin onu. Veya gelecek olan ruhların da bekletildiği yer çok yukarıda değil. Onlar da aşağıda. O yüzden normalde o ruhun, o ruhlar alemi dediğimiz o aleme, gece bekletildiği yere gidip gelmesi basit. Onu çok uzak olarak görmeyin. Zaten ruhlar latif. O bedeni gören sufi, kendi ruhunu görmek noktasında uzak. O sadece ne yapıyor?
Bedenini görüyor. Çıkıyor dünyada işte örneğin nereyi gördü? Beytullah'ı gördü. Medine-i Münevvere'yi gördü. Orada haç yapanları gördü. Orada dua edenleri gördü. Orada işte namaz kılanları gördü. Ne bileyim işte cennete çıktı, cenneti gördü. Cehennemi gördü. Arş-ı alayı gördü. O dağ da yukarı çıktı. Bu o ruhun bu noktadaki ipiyle alakalı. Bu ipi kısaltan ve uzaltan Allah. Ama o iple bağlı. Nereye çıkarsa çıksın bedenini görebilir. Evini görebilir, çoluğunu çocuğunu görebilir. O eşi oradadır, çocuklar uyuyordur. O ülkesini, o beldesini görebilir. Beden oturmuş zikir yapıyor daha.
Bedenin zikri devam ediyor. Bunlar seyir-i sülükte yaşanan şeyler. İtikaflarda yaşanan şeyler. Dervişlerin yaşadıkları haller. Bunların oluşması için haramdan uzak duracak sufiler. Haramla irtibatlarını kesecekler. Öyle kakarayla, kukarayla irtibatlarını kesecekler. Haramla oluşacak olan şeyler değil bunlar. Derslerini, virtlerini dosdoğru çekecekler. İbadetlerini dosdoğru yapacaklar. Allah yolunda koşacaklar. O zaman anlayacaklar ki bu dünya cife. O zaman anlayacak. O zaman anlayacak ki, diyecek ki ya eyvah. Bu ruh tekrar bu bedene giriyor. Tekrar bu dünyaya iniyor.
O zaman anlayacak. Bunu yaşamadıkça o kimsenin gözünde dünya şatafatlı ve şataatlı. Duracak hep orada. Onun için dünya hep kıymetli. Sabah namazına kalkmadığı müddetçe dünya kıymetli. Uyku kıymetli onun için. Dinlenmesi lazım. Vücut kıymetli. Uykusuz kalırsa yanakları buruşur onun. Timse beğenmez. Uykusuz kalırsa gözlerinin altı mor arır. Timse beğenmez. Uyku kıymetli onun için. Sabah namazına normalde dünyadan fazla değer verecek Sufi. Sabah namazını kılacak. Sabah namazını uykuda geçirmeyecek Sufi. Ben Allah'ı seviyorum diyen kimse sabah namazında ayakta duracak.
Ben Resulullah'ı seviyorum sallallahu aleyhi ve sellemi diyen sabah namazını ayakta geçirecek. Ben üstadımı seviyorum diyen sabah namazını ayakta geçirecek. Ben müminleri seviyorum diyen sabah namazında müminler sana selam verdiğinde sen de selamı al. Sen de selam ver. Eksik kalma. Esselamun Aleyküm ve Rahmetullah dedi sabah namazında bütün Müslümanlara, müminlere selam verdi. Bütün peygamberlere selam verdi. Bütün meleklere selam verdi sabah namazında. Bir Müslüman namazı kıldı. Esselamun Aleyküm ve Rahmetullah dedi sağına. Sağında bütün peygamberlere, meleklere, müminlere, velilere selam verdi. Ve sabah namazında Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Esselamu Aleyküm ve Rahmetullah dediğinde sen selamı aldın mı?
Sabah namazına kalk. Erken yatman gerekiyorsa erken yat. Saat mı kuracaksın? Ne kuracaksan kur. Ertesi sabah 2 liralık televizyon 1 lira denilince millet geceden kuyruğa giriyor ya. Deseler ki şimdi iPhone, 5S, 1 lira herkes kuyruğa girecek mi? Girecek. Girecek. Bim'de uyduruktan bir şey 5 lira indirim yaptı mı? Bim'de sabahleyen herkes Bim'in önünde. Veya X firmanın önünde hangisi olursa olsun. Sabah namazına kuyrukta değil kimse. Bunlar ancak gerçekten dini yaşayanlar için olacak olan şeyler. Kur'an ve sünnete tabi olanlar için.
Harama dalmayanlar için. Hocam içki haram olmaması lazım. 2 duble içince bir haram olmaz dedim mi? Olmaz. 2 duble içip de astral seyahattan bahsedecek bana. Astral seyahat var mı hocam? Astral seyahat yapılabilir mi? Önce içkiyi bırak dedim ben. Nasıl yani? Ya sen dedim sarhoşken hangi aleme gittiğini de bilemezsin şimdi dedim. İnsanları böyle kandırıyorlar. İçki haram. Haram. Kumar haram. Fal haram. Zina haram. Haram. Faiz haram. Mümin müminden faiz alır mı? Haram. İster mi? Haram. Haramın içerisinde nasıl olacak? Sufi kardeşler.
Gıybet haram. Dedikodu haram. İftira haram. Gözünle gördün mü? Bir tek sen gördün. Yetmez. 2 erkek şahit lazım. Zina. 4 erkek şahit lazım. Haram. Konuşma. Dilini tut. Gördün mü hayır? Duyduklarını söylemen sana yalan olarak yeter. Haramla olmaz.
Haramla seyrisülük olmaz. Olmaz. Haramdan uzak duracak herkes. Herkes. Namaz kılmamak haram. Oruç tutmamak haram. Hacca gidebilecek hükümdeyken gitmemek haram. Zekat verebilecek noktadaki bir kimsenin zekat vermemesi haram. Haram. Yaz geliyor şimdi. Herkes açılacaksa açılacak. Haram. Haram. Haram haram. Belli. Bunu helal etmeye kalkmayalım. Allah muhafaza eylesi. Keşke şu canı Ashab-ı Kev gibi yahut Nuh'un gemisi gibi korusaydı da. Şu hatırı, şu gözü, kulağı, bu uyanıklık, bu anlayış lütfundan, bu anlayış tufanından kurtarsaydı.
Ya keşke Ashab-ı Kev gibi bizi yapsaydı diyor. Hani Ashab-ı Kev gitti, şeyde, maharada uyudu. Meşhur ya, yedi uyuyanlar. Keşke diyor, beni diyor, Ashab-ı Kev gibi yapsaydı. Uyutsaydı dünyaya karşı. Ashab-ı Kev'in hikayesini biliyorsunuz, üç aşağı beş yukarı. Hani vardı ya, zalim bir hükümdran vardı. Zalim hükümdarın zulmünden dolayı o yedi arkadaş Allah yolunda uğraşır, çalışır, didişirlerdi. Ve hükümdar bunlara hakkında ölüm fetvası çıkardı. Ölüm fermanı yayınladı. Bunlar da o beldeden uzaklaştılar, bir mağaraya sınındılar. O hükümran da askerleriyle onun hükümdar, o zalim hükümdar onları askerleriyle katletmek için arkasından yürüdü.
Bunlar bir mağaraya girdiler. Allah'ı zikretmeye başladılar, Cenab-ı Hak bunları uyuttu. Bunlar hala da uykudalar. Bunlar Mehdi, Ala Resul zuhur edince bunlar da zuhur edecek. Mehdi İstanbul'da dolaşıyor diyen şaklabanlara duyurulur. Tarih vermekle bu mesele olmuyor.
Geçen gün televizyonda o şaklabanın şaklabanını dinliyorum. Diyor ki, Mehdi İstanbul'da dolaşıyor diyor. İstanbul'da dolaşıyormuş Mehdi. O şaklabanlara duyurulur. Mehdi zuhur edince arkasından tesbih tanesi gibi. Ashab-ı Kevf de zuhur edecek. Tesbih tanesi gibi. Hemen Hazreti İsa Aleyhisselam da zuhur edecek. Meryem annemizi zina üzerinden yürüme, küfrüne düşenler. Küfürdür Meryem annemize zina hükmü verenler. Var bunlar Türkiye'deki Müslümanların içerisinde. Hazreti Allah ayeti kerimede Meryem temizdi derken, onun üzerinde şeyh şüphe soru işareti koyan, Mehdi bozuntuları, alim bozuntuları bunlar.
Bana diyorlar sonra bu sözler size yakışıyor mu? Az bile söylüyorum size. Siz insanların dinini ifsad ediyorsunuz. Bunlar alim filan değil. Bunlar şeyh Meh değil bunlar. Bize Kur'an ve sünnet lazım. Hazreti Meryem'in temizliğine Kur'an şehadet ediyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şehadet ediyor. Onun namusuna dil uzatanın dili kopar. Kopsuz zaten. İsa aleyhisselam da zuhur edecek o zaman. Mehdi aleyhisselam zuhur etmiş de İstanbul'da dolaşıyormuş. Denk gelmedik biz. Öyle mi diyelim şimdi? Zuhur etmiş İstanbul'da. Ashab-ı keyfi şimdi ben İsa aleyhisselam nerede diyordum ben?
Bunlar bizim sohbetlerimizi de takip ediyorlar. Öyle bunları da öyle takip ediyorlar ki bana ne yazılar gönderiyorlar, mailler gönderiyorlar bana. Sohbetleri takip ediyorlar. Ben İsa aleyhisselam da inmesi lazımdı, zuhur ettin de deyince İsa da inmiş, İstanbul'da inmiş haberimiz yokmuş. Hatta dolaşıyormuş o kendinden habersiz İstanbul'da dolaşıyormuş. Bak bak bak … Peygamber olarak gökyüzüne çıkarılan bir peygamber yeryüzüne Allah'ın veli kulu olarak indirilecek ve o kekinliğinden habersiz olacak. İstanbul sokaklarında dolaşacak. Ben de yazdım hangi köprü altında yaşıyor acaba dedim. Böyle bir salak, böyle bir manyakça bir şey olur mu? Böyle bir haince bir şey olur mu?
Bir şeyi unutuyorlar. Tabii sıralamayı bilmiyorlar ya. Hadis-i şerif okumuyorlar çünkü. Kör her birisi. Kör. Hadis-i şerif okuyun bol bol kıymetli kardeşler. Hadis okuyun. Alın kütüb-i siddeyi okuyun. Evlerinizdeki televizyonlar 4 milyar liradan 2 milyar liradan aşağı değil. Evinizdeki 2 milyarlık televizyon mu kıymetli? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sözü mü kıymetli? Her evde kütüb-i sidde olması lazım. Bir Müslüman evi mi burası? Evet. Bir Kur'an-ı Kerim. Bir Kur'an-ı Kerim'in tefsiri. Elmalılı olabilir. Oraya bir tane hadis-i şerif muhakkak olacak. İster Buhari, ister Müslüm, ister Tirmizi, ister Ebu Davut.
En alası kütüb-i sidde olacak evde. Evinizde bunlar olsun. Televizyonlar baş köşede. En ucuz 2 milyar lira. Milletin koltuğunun altında laptoplar var. En ucuz 2 milyar lira. Evinde bir kütüb-i sidde yok. Cep telefonlarınız en azından 1 milyar lira. Evlerinizde bir kütüb-i sidde yok. Herkes Allah'ı benden fazla seviyor. Herkes Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini benden fazla seviyor. Ama evlerinde bir hadis kitabı yok. Evlerinde bir tefsir kitabı yok. Çocuklarını açıp da bir tane hadis-i şerif okuyacak olan kimse yok. Ama herkes Allah'ı bir seviyor, bir seviyor. Çok seviyor. Adamla çıkıyor, bizimle alay ediyor televizyonlarda.
Herkes. Kimse onlara zaten dur diyen yok. Onlara karşı çıkan yok. Onlara faks yağmurunu tutan yok. Onları şikayet eden yok. Bu adam bizim dinimize hakaret ediyor deyip de şikayet eden yok. Adem diyor ki, Havva annemiz cennette diyor bir yaprak altına koydu. İki yapsak da üstüne koydu. Allah'ı zikretti, ibadet etti diyor. Şimdi diyor, siz kadınları örtüyorsunuz. Yok ki bu öyle bir şey diyor. Kimse şikayet etmiyor. Kimse şikayet etmiyor. Bu adam bizim dinimize hakaret ediyor diye kimse şikayet etmiyor. Sen ne yaprakla dolaşmıyorsun? Adem babamız da diyor, bir yaprakla dolaştı diyor. Öyle ibadet etti diyor.
Sen ne takım elbise giyiyorsun, sen de yaprakla dolaş. O dolaşsa hakkı zaten. Neden? Bakırköy ruh ve sinir hastalıklarından raporu var. Bir sıkıntı yok. Buna sıcaklar çok geldi, yaz mümkündür diyecek, götürecekler. E öbür geri kalan. Bu din anlatıyor adam. Allah muhafaza eylesin. Bu hale geldik. Bu hale geldik. Ha işte ashab-ı keyif gibi olsaydım diyor. Ashab-ı keyiften kasıt ne? Ben dünyaya aşık olmasaydım. Ben dünyaya tapmasaydım. Onlar Allah'ın dini için, Allah'ın dini için zalim bir hükümrana kafa tuttular. Allah'ın dinini anlatmak için, Allah'ın dinini o zalim hükümrana gidip tebliğ ettiler.
O zalim hükümdar da onları öldürmeye kastetti. Onlar da dağa çekildiler. Kaçmak için değil, savaşmak için. Ama Cenab-ı Hak onları uyuttu mağarada. Herkes bir rivayet sunuyor. Diyor ki, var ya Antalya tarafında yedi uyuyanlar diye yerler. Herkes bir yer tarif ediyor onlara. Ama umulur ki Şam bölgesinde. Şam bölgesi de ne? İşte Dimeşki'de için alan, komple bir coğrafik bölge Ankara'ya kadar böyle için alan, Antalya'yı da için alan. Öbür taraftan o böyle kocaman bir yuvarlak çizin. Ortasını Dimeşki koyun. Yani bugünkü Şam denilen yeri koyun. Onun üzerine bir daire çizin Ankara'ya kadar. İşte oradan Yemen'e doğru, ondan sonra Lübnan'a doğru.
Böyle bir daire çizin. O daire böyle Şam bölgesi. Eski tarihte, eski bu noktada tarih kitaplarında ve coğrafyada Şam bölgesi olarak geçiyor. Umulur ki bunlar Şam bölgesinde. Niçin? Mehta'yla zuhur ettiğinde bunlar da zuhur edecek. Tesbih tanesi gibi. Mehta'yla Resul zuhur edecek. Mehta'yla Resul, onun Mekke'de zuhur edecek. İstanbul'da değil. Zamanın yedi tane büyük mürşidi. Bunu böyle tevhil edebilirsiniz. Zamanın yedi tane büyük devleti. Bunu böyle tevhil de edebilirsiniz. Yedi bayrak sahibi diyor. Yedi bayrak sahibi. Yedi bayrak sahibi dediğinizde bayrak sahipleri ancak devlet hükmünde. Devlet hükmünde.
Bu tarikat değil. Bu cemaat değil. Devlet hükmünde. Yedi tane büyük devlet. Bu Mehdi belki de devlet hükmünde olacak. Başında bir zat olacak. Ama devlet hükmünde olabilir. Bunu böyle cemaate bağlamak, tarikata bağlamak, benim şeyhim Mehdi demek bu meselenin çoluk çocuk oyuncağı. Alakası yok bunlarla.
Alakası yok. Mehdi Allah alem bir sistem, bir devlet olacak. Bir devlet. Halifelik kaldırılmadı. Millet meclisinin uhdesine çekildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi halife hükmündedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi üzerindeki vazifeyi tamamlamakla mükelleftir. Türkiye Büyük Millet Meclisi İslam halifeliğini açıklamak zorundadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi İslam birliğini kurmakla mükelleftir. Millet meclisi bunun şuuruna varmak zorundadır. Türkiye bunun şuuruna varmak zorundadır.
Türkiye Cumhuriyeti devleti bu şuurla hareket etmek zorundadır. Mukaddes emanetlerin hakkı verilmelidir. O mukaddes emanetler ki Ta Hazreti Peygamber'den, Ta Hazreti Musa'dan, Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hazretlerinden Ta Hazreti İbrahim'den Ta Hazreti Süleyman'dan Bunların hepsi de Türkiye'de. Hepsi de İstanbul'da. Hepsi de İstanbul'da. Ve bunların hakkının yerine getirilmesi gerekiyor. Bunun hakkının yerine getirilmesi gereken Bir ümmet şuuru lazım. Bir ümmet şuuru. Bu ümmet Şu Anadolu Müslümanlarını bekliyor. Silkelenelim, kendimize gelelim.
Cemaat kavgasını, tarikat kavgasını, Ocu bucu kavgasını bırakalım. Bırakalım. Ümmet, ümmet bu insanları bekliyor. Kısır çekişmeleri bırakalım. Topyekun Kur'an ve Sünnet'e sarılalım. İşte o yedi tane o bayrak sahibi diyor. Yedi tane bayrak sahibi. Gider diyor Mehdi'ye biat eder. Der ki diyor ben sizin aradığınız Mehdi değilim. Biatı kabul etmez. Kabul etmez. Medine-i Münevvere'ye gider diyor. Hemen ardından onlar da Medine-i Münevvere'ye gider. Orada diyor onu söylerler. O yine diyor kabul etmez. Tekrar Mekke'ye döner. O yedi kişi de diyor tekrar Mekke'ye döner.
Ve bu sefer diyor biatları kabul etmek zorunda kalır. Biatları kabul eden, kim kabul edecekse, o kutsal emanetleri alması gerekiyor. Nerede kutsal emanetler? Türkiye'de. Kim verir onları Türkiye'den bir başkasına? Kimse. O zaman 3 aşağı 5 yukarı bu Türkiye'dir. Mehdi İstanbul'da dolaşıyor demekle olmuyor bu. Çünkü hadis-i şeriflerde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin bayrağı ile diyor meydana çıkar. Bayrak nerede? Kutsal emanetlerde. İstanbul'da. Duruyor mu? El cevap duruyor. El cevap duruyor. Kılıcı duruyor mu Hz. Peygamber Efendimizin? Evet. Hırkası duruyor mu? Evet. Hz. Yusuf'un sarığı duruyor mu? Evet.
Ne kaldı? 3 tane size sır. 1- Hz. Adem aleyhisselamın cennetten çıkarılırken olan gömleği. Burayı iyi dinleyin. Onun mübarek bir gömleği var. Bu gömlek ondan oğluna, oğlundan oğluna, oğlundan oğluna, peygamberlere, ta Yusuf aleyhisselama kadar. Yusuf kuyuya düştüğünde boğulmamasının sırrı Adem aleyhisselamın gömleğidir.
İbrahim aleyhisselamı ateşin yakmamasının sırrı fiziki olarak sırrı üzerindeki Adem aleyhisselamın gömleğidir. Hz. Yunus'u balığın karnında etkilenmekten kurtaran Hz. Adem aleyhisselamın gömleğidir. O Mehdi şarlatanlarına duyurulur, şarlatanlara duyurulur, Mehdi aleyhisselamın üzerinde o gömlek olacak.
O gömleği de size ufacıktan bir şey söyleyeyim mi? Kibrit kutusu büyüktür o gömleğin saklanması için. Böyle bir gömlek düğmesi kadar, öyle ince. Bir ceket düğmesi var ya, ceket düğmesi gibi o gömlek. Sır, sır. O kadar, o kadar ince, o kadar zarif, o kadar da dirençli ve kuvvetli. Ne yapacakmış? Hz. Mehdi'nin üzerinde o gömlek bulunacak. Bu sefer onu öldürmeye çalışanlar öldüremeyecekler. Mermi sıkacaklar geçmeyecek. Kılıç vuracaklar kesmeyecek. Ateşe atacaklar yanmayacak.
Bakın bu şahsın üzerine. Ama bir sistem var. Bir sistem var, bir devlet var. Bu devletin başındaki kimse. Cenab-ı Hak onu böyle koruyacak. İkincisi, Sultan Süleyman'ın mührü elinde olacak. Kuşlar itaat edecek. Hayvanlar itaat edecek ona. Üçüncüsü, Musa aleyhisselamın asası elinde olacak. Musa aleyhisselamın asası elinde olacak onun. Bu üç şey onda toplanacak. Bu üç şey. Bunu yazılı kitaplarda bulmanız mümkün değil. Aramayın hiç. Bu üç şey onun üzerinde bulunacak. İşte o Mehdi.
Şahıs birey noktasında. Ve o zuhur edince Ashab-ı Keyf de zuhur edecek. Ashab-ı Keyf de aynen o günkü kıyafetlerinde zuhur edecek. İbret alem için bütün televizyonlar Mehdi'yi gösterecek. Bütün dünya Mehdi'yi tanıcak. Mehdi çıktığında. Öyle İstanbul sokaklarında safsalakça dolaşmayacak o. Öyle İstanbul televizyonlarında hatunu oynatmayacak Mehdi. Öyle bir şey yok. Öyle bir şey yok. Elinde kılıcıyla zuhur edecek. Elinde kılıç. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin kılıcı. Kılıçsız bir peygamber yoktur. Kılıçsız da bir Mehdi yoktur. Bir tek İsa aleyhisselamın kılıcı olmamıştır. İsa aleyhisselam da zaten savaşmakla emrolunan bir peygamber değildir.
Bazı peygamberler savaşmakla emrolunmamıştır. Nuh aleyhisselam savaşmakla emrolunmadı. Yakup aleyhisselam savaşmakla emrolunmadı. Yunus aleyhisselam savaşmakla emrolunmadı. Musa aleyhisselam savaşmakla emrolundu. Davut aleyhisselam savaşmakla emrolundu. Hz. Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri savaşmakla emrolundu Ya rüzulah ilahe illallah Muhammeden Resulullah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum dedi o yüzden Hz. Mehdi hatun oynatmayacak televizyonda savaşacak mücadele edecek bunlar onun üzerinde
bulunacak ve işte burada bahsedilen ashabı keyf de hemen arkasından zuhur edecek tesbih tanesi gibi Hz. Mehdi'nin zuhurunu bütün dünya görecek bütün dünya görecek geliyor Mehdi diyecek şu anda dünya görüyor geliyor bu sıkıntıların sebebi bu geldiğini bütün dünya görüyor daha henüz zuhur etmedi ama geleceğini biliyor artık dünya geleceğini biliyor dünya geleceğini bildiğinden dolayı dünya ne yapacağını ona karşı nasıl bir önlem alacağını kestirebilmiş değil nasıl bir önlem alınır bilmiyorlar
bilemeyecekler şapşallaşacaklar salaklaşacaklar zaten zuhur ettiğinde bütün hepsi de savaşacak onunla bakın zuhur ettiğinde bütün herkes savaşacak bu sancılar bu sıkıntılar onunla alakalı işte ashab-ı keyf böyle bir hükümrana deccaliyete karşı savaş açmış tekrar böyle istihkam etmek için dağa çekilmiş mağaraya girmişler Cenab-ı Hak onları uyutmuş onları dünyaya karşı Cenab-ı Hak uyutmuş dünyaya karşı onlar yaşıyorlar mı evet ölüler mi hayır ama ne dünyaya karşı uykudalar devam ediyoruz dünyada dünyada da bu zamanda
nice ashab-ı keyf vardır ki senin yanı başındadır karşındadır dünyada da şu anda yaşayanların içerisinde ashab-ı keyf olanlar var bu nedir bunlar dünya sevgisinden arınmış Hz. Mevlana'nın ey ol bağı çöz ne zamana kadar altına ve gümüşe bağlı kalacaksın dediği bağı çözmüş ashab-ı keyfler vardır bunlar yeryüzünde 40 tanedir hadis-i şerifle sabittir bunlar normalde 40 tane Allah'ın veli kuludur bunlar 40 tane Allah'ın veli kulu bunların içerisinden 7 tanesine 7'ler denir 3 tane 7'nin içerisindeki 3 tanesine 3'ler denir
3'ün içinden bir tanesi vardır merkezde duran o zamanın kutbudur onun sağında vardır solunda vardır onlar 3'ü de nedir kutuptur onların sağlarında sollarında vardır 7'si de nedir kutuptur bunlar diğer geri kalan 33'ü Allah dostu evliya velidir onlar da aralarına çok bir fark yoktur fazilet açısından çok ince ince nüanslar perdeler vardır o zamanın kutbu olan hem evladı resuldur zamanın kutbu olan evladı resuldur ehli beytendir o hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin saf temiz sülalesinden gelir
o hem aynı zamanda seyyid aynı zamanda da şeriftir hem hasan radiyallahu an hazretlerinden hem de hüseyin radiyallahu an hazretlerinden gelir o çift kanatlıdır yani hem hasan ile hüseyinden soyu gelir onun aynı zamanda hem nümmüvvet nuru vardır hem velayet nuru vardır onda o zamanın kutbudur kutbul azam denilen odur bunlar hadiste sabittir imam-ı hambeli hazretleri bu hadis-i şerifi nakleder örnek imam-ı hambeli hazretlerinin hadis-i şerifi imam-ı tirmizi nakleder imam-ı hambeli nakleder imam-ı beyhaki nakleder bu hadis-i şerifi
bu hari de yoktur müslüm nakleder bunu bu zamanın o kırk tane velisi vardır bir rivayette bunların otuz tanesi İbrahim gönüllüdür der onların gönü kırkının da kırkının da gönlü herhangi bir peygamber gönlü gibidir o kırk tane velinin peygamberlerden birer tane kutbu vardır zamanın kutbu hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle görüşür her daim diğer kutuplarda görüşür ama o zamanın kutbu her daim görüşebilir ve bir peygamber bunları seyr-i sülük esnasında her birisinden bir peygamberlerden birisi
ilgilenir onunla üstün noktada olana biraz böyle kutuplıya yaklaşacak olanla İsa aleyhisselam ilgilenir bunlar bunlar seyr-i sülükte yaşanan şeylerdir işte o kırk tane veli yeryüzünde her daim vardır birisi eksildiğinde seksenlerden gelir birisi kırkların içerisine karışır seksenlerden eksilince yüz yirmilerden gelir hadiste zabittir bu da bakın bu söylediklerimin hepsinin de temelinde hadis vardır bunu bir evliya menkübesi kitabından değil bunlar bunların hepsinde temelinde hadis-i şerif var size hadis-i şerif anlatıyorum
yüz yirmilerden vefat ettin de iki yüz kırklar üç yüz altmışlar devam eder ona yedi yüzler sekiz yüzler binler devam eder burada arabiyi devreye katayım der ki her beldenin de bir kutbu vardır der manevi kutbu ama haberdardır ama haberdar değildir der bu ayrı mesele ama bunlar vardır işte onlar nedir ashab-ı keyf hükmündedir onlar dünya sevgisinden arınmışlar o yüzden diyor ki onlar senin yanı başındadır karşındadır onlar her yerde bu noktada Cenab-ı Hak onları ne yapar dini üzerinde istihdam eder Cenab-ı Hak peygamberlerden sonra
bunlarla dünya üzerinde dinini hakim kılar dinini yaşatır dinini bu noktada korur muhafaza eder bunlar Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışan insanlardır sımsıkı azı dişiyle durur bunlar Kur'an ve sünnette önemli olan da odur devam ediyor dost da onunla nameler terennüm eder işte Allah da onların üzerinden ne yapar nameler terennüm eder onların üzerinden dini anlayışı yeniden yeniler onların üzerinden Cenab-ı Hak dinini anlattırır onların üzerinden Cenab-ı Hak gerçek dinini söyletir buradaki nameden kasıt şiir şarkı değil
buradaki nameden kasıt Kur'an ve sünnet ne yaparmış Allah onların üzerinden dinini yayar Hz. Abbas diyor ki hani yeryüzünün direkleri vardır ondan sonra manevi direkleri de vardır ayet-i kerimesinde diyor ki Hz. Abbas peygamberlerden sonra diyor arzda peygamberlerin varisleri dolaşır işte onlar dinin yaşanmasına sebep olur der dost onunla nameler terennüm eder mağarada fakat ne fayda ki senin gözünde kulağında mühür var ne fayda ki sen gözün kulağın sağır senin gözün kör kulağın sağır olmuş sen o ashab-ı keyf gibi
Allah için Allah adına yaşayanlardan haberin yok senin onlarla irtibatın yok sen kakara kukaraya düşmüşsün sen yalan yanlışa düşmüşsün heva hevese düşmüşsün sen dünyaya düşmüşsün peşine o yüzden gözünün önünde duran o Allah dostlarından haberin yok gözünün önünde duran kendisini Allah'a Allah'a teslim etmiş olanlardan haberin yok Allah bizi onlardan eylemesin inşallah El Fatiha Allah'a
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.