Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 7 Aralık 2018 · 1:07:17
Sağmur aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesiniz. Dergâhta sizin imamlığınızda namaz kılmak istiyoruz. Bu mümkün müdür? Allah denk getirsin inşallah. Babam ve annem evlendiğinden beri babaannemin yanındalar. Ona bakıyorlar. Ve oturdukları ev çok eski. Dededen kalma. Ama şu an tabu babamın üstüne verildi. Babam şu an evi satmak istiyor. Ama babaannem çok kötü durumda. Eziyet ediyor onlara. Babam ne yapacağını bilemez halde. Dua eder misiniz? Babam için bir öneriniz var mı? Ne yapmalı şu an? Babamın annene bakmaya devam etsin. Eğer evi satıp daha iyi bir ev alabileceğini düşünüyorsa bunu yapsın. Eğer daha iyi bir ev alamayacaksa hiç satmasın.
Rahatını bozmasın. Sabretsin inşallah. Peygamberimizi sallallahu aleyhi ve sellem'i sevmek, dünyada cefaya, Allah'ı sevmek, dünyada dertlere hazırlıklı olmak gerektirir. Dualarımızda hem sevgiye, aşka ulaşmak hem de dünyada da selamet ve afiyet istemek tezat oluşturur mu? Bu sebeple dertler ve cefalar lütuf.
Her dönemin kendine ait derdi, cefası vardır. Her dönemin kendine ait sıkıntısı, belası, musibeti vardır. Müslümanlar Adem'den itibaren kendi yaşadıkları dönemde, kendi yaşadıkları dönemin sıkıntılarını, problemlerini, dertlerini, çilelerini çekerler. Bu Yusuf aleyhisselamın kuyuya ve zindana atılması gibi, Yakup aleyhisselamın gözlerinin görmemesi gibi, Musa aleyhisselamın başına Firavun'un musallat olması gibi, örneğin işte sahabelerin, Mekke'deki sahabelerin, müşriklerin eza ve cefalarına katlanması gibi, hicret etmeleri gibi.
Yani düşünebiliyor musunuz? Hicret ediyorlar, evlerini, barklarını bırakıp çıkıp gidiyorlar. Ve ardından da müşrikler onların evlerini, barklarına konuyor, tabiri caizse el koyuyorlar. Onların mallarına el koyuyorlar. Yani o iman eden, o kimselerin imanlarından dolayı mallarına el koyuyorlar. 28 Şubat'ta yapmışlar da bunu. Normalde bazı hoca efendilerin, bazı şeyh efendilerin, mesela evlerine el koydular. Bazı yurtlara el koydular. Yani yurt ama işte şahsın üzerinde. Şahsın üzerindeki bir Kur'an kursuna el koydular. Şahsın üzerindeki bir yurda el koydular.
28 Şubat'ta olanları söylüyorum. Dönem dönem bu sıkıntılar şimdi şeyden aldık ya, sahabeden. Sahabenin Mekke'deki sıkıntıları, oradaki iman edenlerin sıkıntıları, dertleri, problemleri. Medine Münevveri'deki sıkıntılar, dertler, problemler. Aşere-i Mübeşere zamanındaki sıkıntılar, problemler. E ardından geliyoruz biz Muaviye zamanına. Muaviye'den sonra Yezid, Yezid'in zamanındaki sıkıntılar, problemler. Yezid'den sonraki gelen Emevi sultanlarının Ehli Bey'te yaptıkları sıkıntılar, problemler. Yani düşünebiliyor musunuz şey, İmam-ı Hanbel'in çektiği sıkıntıları. Düşünebiliyor musunuz İmam-ı Azam'ın çektiği sıkıntıyı? Yani İmam-ı Azam Hazretleri şehit edildi.
Bütün imamlar eziyet çektiler. Gelin zaman, dönem dönem şimdi. Hadi bu tarafa doğru gelelim. Abdülkadir Geylan Hazretleri, Ahmet Er Rıfı Hazretleri, Ahmet El Bedevi, İbrahim Duseki. Kendi zamanlarının sıkıntılarını, problemlerini çeke çeke geldiler. Bu her dönemin sıkıntısı vardır. Bir kimse ben Allah'ı seviyorum, Resul'ünü seviyorum diyorsa, ben Kur'an'a tabi olacağım, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sünnetini, seniyyesini işeceğim, yaşayacağım diyorsa, bu sıkıntılar hiçbir dönem bitmez.
Gelin şimdi bu tarafa doğru mesela, bu normalde sanki Emeviler zamanında çekildi de ondan sonra çekilmedi mi? Ondan sonra da devam etti. Bu problemler, sıkıntılar Osmanlı'da da farklı bir cenahta devam etti. Mesela Osmanlı'nın fütuhatı vardı, fütuhatla alakalı. Belki de sınırlarının içerisinde bir şey yoktu. Ama sınırlarının dışına gidenler o sıkıntıları çektiler, problemleri çektiler, o dertleri çektiler, o sıkıntıları yaşadılar. Osmanlı'dan sonra Türkiye Cumhuriyeti devleti kuruldu. Yine o sıkıntılar, problemler ne yaptı? Devam etti. Bakın, burada meselenin aslı özü zamanın sıkıntılarına göğüs germektir. Zamanın dertlerine göğüs germektir. Zamanın kendi içerisinde, kendi içerisinde, kendi dairesinde Müslümanların üzerinde oynanan oyunlara göğüs germektir.
Bu geçmiş bir dönemde işte sahabenin ahad demesidir. Onun o sıkıntının içerisinde. Kimisinin işte eşinden aşından olmasıdır. Malından, mülkünden olmasıdır. Bunlar hiç eksilmez Adem'den itibaren. Ve eksilmeyecek de. Şimdi bugün de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine tabi olacağım derse bir kimse, o sünneti işleyeceğim derse, bugün de sıkıntı yaşar.
Ben Kur'an'a tabi olacağım, Kur'an'ı yaşayacağım derse, bugün de o sıkıntıyı yaşar ki yaşamaması mümkün değil. Yaşanıyor zaten. O yüzden her dönemin, her beldenin, her bölgenin kendine ait bir sıkıntısı, problemi vardır. Kendine ait, kendi zamanına ait. O gün için zor katlanılabilecek, o gün için ona sabretmenin, onu katlanmanın, onu yürütmenin, onu götürmenin, onu sırtlamanın zor olacağı, zor olacağı hal, hareket, tavır, davranışlar hep olacaktır.
Ve Müslümanlar, kendi sistemlerini kurmadıkları müddetçe, Kur'an ve sünnete dayalı, bu sıkıntıları hiç bitmeyecektir. Kurulsa farklı sıkıntılar oluşur, yine oluşur. Sıkıntısız, dertsiz, gamsız, kasavetsiz bir dünya yok. Bir Müslüman, eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü deyip, iman edip, imanını yaşamaya koyulursa, dakika bir, gol bir sıkıntı onu bulur.
Eğer hiçbir sıkıntısı, derdi yoksa, o kimse kendince imanını bir daha gözden geçirsin. Yaşamış olduğu dini, kendi yaşadığını din olarak gözden geçirsin. Dinden algısı ne? Nasıl bir din yaşıyor? Bunu gözden geçirsin. O yüzden biz hiçbir zaman, burada diyor ya işte afiyet, biz hep afiyet isteriz. Derdin içindeken de afiyet isteriz, sıkıntının içindeken de afiyet isteriz. Sufi felsefesi biraz daha meseleye farklı bakar. Biz derdi normalde kendimizce bir şifa gibi görürüz. Sıkıntıyı bir merhem gibi görürüz. Problemi biz manevi bir eşik gibi görürüz.
Böyle ama kendimizi aldatırız. Önemli değil, onu öyle geçeriz. Allah bizi muhafaza eylese. Dualarımızda tercih mi yapmalıyız? Normalde ki insanlar dua ederler. Dua etmek hem ayetle hem hadisle sabit. Dua edin. Muhakkak ki dualar sizin gönlünüzün bu noktada bir penceresi olacaktır. Ayakkabı bağınızı bile Allah'tan dileyiniz gibi bir geniş hazine varken ne yapacağız? Bu zor bir şeydir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin husisi dairede husisi olarak sahabesine söylediği bir tavsiyedir. Hazreti Ebubekir Efendimiz'e söyler, pardon Hazreti Ebubekir Efendimiz'e kamçısını söyler, başka bir sahabeye de Ebu Zer'i Gifari'ye der. Ayakkabının bağının bile Allah'tan istediği.
Hazreti Ebubekir Efendimiz'e düşen kamçını bile der. O yüzden bunlar husisi virdler, husisi terbiyelerdir. Bunu ümmete mütalik görmek, biraz Allah muhafaza eylesin, sıkıntılıdır. Üç İhlas bir Fatiha'nın sırrı nedir? Çok bas, çok böyle kısaca söyleyeyim. Kim üç İhlas bir Fatiha okursa Kur'an'ı hatmetmiş gibi ona sevap verilir. Bağışlama yapmanın sebebi nedir? E hediye ederiz biz. Hediyeleşmek sünnettir. Siz üç İhlas bir Fatiha'ya her gün okuyup Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne hediye ediyorsunuz. Geçmiş peygamberlere. E hediyeleşmek sünnet olduğuna göre, hediyeleşmenin en altı, ayniyle karşılık vermek.
E onun bir üstü fazlasıyla, misliyle karşılık vermek. E hiçbir şey yapamıyorsanız, ona dua edin diyor. E hediyeleşmek. Kimle hediyeleştin? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemle, geçmiş peygamberlerle, ashapla, pir efendilerle, imam efendilerle, velilerle, mürşitlerle, müminlerle. Ne güzel hediyeleşme. Bağışlayamayın. Bağışlanan faydası nedir? Biz sufiler meselenin fayda tarafına bakmayız hiç. Biz fayda için bir şey yapmayız. Fayda için bakarsak menfaat girer işin içerisinde. Allah muhafaza inesine. Dersli dervişlerin derslerini çekmelerinin faydası nedir? Çekmeyenin ahvali ne olur?
Tekrar söyleyelim. Biz namazı, abdesti, orucu, virdi, dersi bir fayda mülahaza ederekten yapmayız. Cenab-ı Hak bize emretmiş. Allah'ı zikredin. Biz de zikrederiz. Derviş ilk aldığı dersi ne zamana kadar çeker? Çektiği yere kadar çek çek çek Allah çek. Ders değişir mi? Kolay kolay değişmez. Ayrıyeten virt alırsa o kimse alır. Almasa da bir şey değişmez ki. Almadı diyelim. Ne yapacak? Dersim terk edecek. Virdim terk edecek. Dersim değiştirecek. Allah bizi affetsin inşallah. Eşimle ilgili olarak anlaşmazlıklar yaşıyoruz. İki çocuğum var. Ayrıldık.
Sonra tekrar çocukların psikolojisi bozulduğundan dolayı beraber yaşamaya karar verdik. Ama şu an aynı evde yaşayan iki yabancıyız. Duvallarınızı eksik etmeyin. Konu hakkında nasıl bir yol izlemeliyim bilmiyorum. Hakkınızı helal edin. Biraz böyle bu konudaki analizim size tuhaf gelebilir. Şunu merak ederim. Bir kimse yedi yabancıyla anlaşır da çocuklarının annesiyle veya babasıyla nasıl anlaşamaz diye. Ben evliliklere bakarken genel itibari olarak kusurlu olarak erkekleri görürüm. Namus söz konusu olmadığı müddetçe.
İşte daha birkaç daha ağır şeyler olmadığı müddetçe. Evliliğin dağılmasına birinci sebep erkekleri görürüm. Erkek bir şekilde evliliğini götürmeyi, yürütmeyi, evliliğini ebediyete kadar götürmeyi düşünmeli. O evi geçindirme, eşini, çoluğunu, çocuğunu ileri doğru götürme, çocukların geleceğini düzgün bir şekilde kurma açısından birinci derecede sorunlu erkektir.
Bir erkek, bir evi, bir eşi, çoluğu, çocuğu sevk ve idare edemeyecek noktadaysa evlenmeyecek. Adam mümkün olduğunca, gücünün yettiğince yapıyor ama kadın nefsine uymuş. Hani derler ya gemi azıya almış diye. Gemi azıya almış. O zaman adamın yapacak bir şeysi yok. Ben hep kardeşlere, arkadaşlara derim ya, kovansız olmayın, dövensiz olmayın, gönderen siz olmayın.
Ben böyle daha aktif, önceden bu tip işlerin içindeydim. Şimdi böyle küçük küçük kelimeler, cümleler söyleyeceğim. O kelimelerin, cümlelerin sahipleri bunu bilirler kendilerince. Bir kadın örneğin bir adamı istemiyor. Ne yapabilir adam ona? Mesela birisi dedi ki kocası için, onu gördüğümde şunu görüyor, şöyle bir şey görüyormuş gibi oluyorum dedi. Dedim bak sen boşanmayı istiyorsun, ayrılmayı istiyorsun. Yarın öbür gün dedim, oğulların bana bu mevzuyu sorarlarsa derim ki dedim, anneniz böyle böyle böyle dedi. O yüzden babanız mecburiyetten onu boşadı. Yoksa babanız onu boşamayacaktı derim dedim. Şimdi ne olursa olsun bir erkek mümkün olduğunca evliliğini yürütmeye, götürmeye çalışacak.
Ama olmuyor. Kadın ayrılmayı düşünüyor, ayrılacak. O zaman adamın yapacak bir şeysi yok. Veyahut da bazen, ben de şahit oluyorum ona, kadınlar o kadar erkeklere ağır laflar söylüyorlar ki, erkeğin o evliliği, götürebilirliği kalmıyor. Önemli. Bazen erkekler de kadınlara öylesine ağır kelimeler kullanıyorlar ki, o kadının o adama kadınlık yapması mümkün değil. Bu böyle sufi kardeşlerin içerisinde bunların yaşanması daha da acı. Bu daha sıkıntılı bir şey. Gönül arzu eder ki böyle bir şey olmasın.
Ama bir evde paylaşıyorlar, bir evi paylaşıyorlar. İnsanlar yedi kat yabancıyla ortak bir nokta bulup yürüyebiliyorlar. İnsan çocuklarının annesi, çocuklarının babasıyla ortak bir nokta bulamazlar mı? Ben bir, onun normalde oğluydu, pardon özür dilerim, gelinin mi, kızı mı ne bana söyledi? Otuz yıldır aynı evde yaşayıp birbirleriyle konuşmayan, birbirleriyle konuşmayan, birbirlerinin yemeğini yemeyen aile biliyorum.
Çocuklar evlenmiş, torun torba sahibi olmuşlar. Bakın çocuklar evlenmişler, torun torba sahibi olmuşlar. Adam çarşıdan ne alacaksa eve ihtiyaç olanı alıp geliyor, koyuyor mutfağa. Adam ayrı yemek yapıyor, kadın ayrı yemek yapıyormuş. Birbirlerinin yemeklerini de yemiyorlarmış. Odaları da ayırmışlar. Otuz yıldır ben dayanamadım, çocuklar nasıl oldu dedim ben. Çocuklar olduktan son olmuştu dediler. Otuz yıldır dokunmak diyor birbirlerine. Dedim bundan kaynaklanmış ben de şimdi çocuklarına. Adam dedim adamlık yapacaktı. Böyle baktılar. Dedim kadını zorlayacaktı dedim.
Bu tecavüz değil tabii. O da çekilmiş kenara. Yani böyle bir hayat yaşanabilir mi? Allah muhafaza eylesin. O yüzden eşler mümkün olduğunca birbirlerine saygı, sevgi, muhabbet noktasında duracaklar inşallah. Allah muhafaza eylesin. Duygularımla oynayan bir kişi var sonradan öğrendim. Ancak gönlümü kaptırdım vazgeçmek istiyorum.
Ne yapmalıyım? Kalbimi soğutamıyorum. Bildiğim halde hala vazgeçmiyorum. Zor durumdayım. Ne yapmalıyım? Duygu aldatır insana. Hep zarar ettirir. Sen hakikate yönel. Önceden genelde herkese selam vermeye çalışıyordum. Bir ortamda konu açıldı. Selam kimlere verilir denildi. Yaşlı bir amca hadis ile sabit namaz kılanlara verilir denildi. Yorumunuz selamı yayınız. Bunda da başarısız olursam ona namazda parmaklarını çıtlatmasını söylerim. Eğer o kimse namazda parmaklarını çıtlatmaya devam ederse beni yüceltenden, yüceltenlerden olur. Ben ezan okunurken çıtlatanı görüyorum. Kavmet getirirken çıtlatan Kur'an, okunurken ayet, okunurken.
Maşallah nelere dikkat ediyorsunuz ya. Ezan okunurken milletin elinden mi bakıyorsunuz? Siz de ezan okuyun. Ben 30 yaşındayım. Siyaseti çok iyi bilen biri değilim. Şu anki sistemde ciddi adaletsizlikler ve yolsuzluklar var. Maddi ve manevi zulümler görmekteyim. Bir Müslüman olarak nasıl bir siyasi arayış ve takipte olmalı?
Savaş, başımızdaki kişinin İslam'a hizmetine mi bakmalıyız? Ayrıca yeni kurulan Refah Partisi ve Fatih Erbakan hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ne yazık ki Müslümanlar sahipsiz. Müslümanlar sahipsiz olduğu kadar da dağınık. Dağınık oldukları kadar da birbirlerine düşmüş vaziyetteler. Bu gerçekten Ümmet-i Muhammed'in durumu iç açıcı değil. Bu dağınıklık yaklaşık 200-250 yıldan beri devam ediyor. Müslümanlar zaman zaman ama herhangi bir cemaatin, tarikatın, siyasi liderin peşine takılıp bu dağınıklığın biteceğini, bu dağınıktan kurtulacaklarını düşünüyorlar. Ne yazık ki bir müddet sonra Müslümanlar oradaki işlerin değiştiğini, farklılaştığını görüyorlar. Burası en acı tarafı.
Ümitsizliğe ve umutsuzluğe düşüp dağılıyorlar. Bunu normalde şeyh efendiler, hoca efendiler, siyasetçiler suçu yine Müslümanların üzerine atıyorlar. Onların hiç hataları, kusurları yok. Onların hiçbir yanlışlıkları yok. Bunun içerisinde sufiler de dahil. İnsanlar istişare mekanizmasını çalıştırmıyorlar. Müslümanlar sorgulamıyorlar. Bunu gidin İslam'ın siyasi kanadındaki kimselere söyleyin, şunu derler. Siz bir şeyhe gidip bağlanıyorsunuz, sorgulamıyorsunuz.
Şeyhlerinizi ilahlaştırıyorsunuz. Onu peygamberin yerine koyuyorsunuz. Bunu hep söylerler ya, ona peygamber gibi tabi oluyorsunuz. Bunlar hep sufilere söylenen sözlerdir. Arkadaşlar, ben 57 yaşındayım. 12-13 yaştan siyasetle başladım. Orta 1-2'yi demedik neydik. Sonra 12 Eylül'de siyasetle olan ilişkimi bitirdim. Sonra sufilikle tanıştım. 30 kusur yıl sufi hareketin içerisindeyim. 30 kusur yıl. Ben kendi cenabımdan söyleyeyim. Herhalde benim kadar eleştirilen, benim kadar arkasından gıybet edilen, benim kadar iftira edilen hiç kimse yoktur. Söylerler ya hani işte siz bunları böyle tutuyorsunuz diye.
Asıl kendileridir. Siz isim vermişler ya buradan şimdi Refah Partisi ve Fatih Erbakan diye. Peki. Milli Selamet Partisi zamanında Necmettin Erbakan Hoca'yı eleştirecek bir kimse tanıyor musunuz? Eleştirebilir miydi bir kimse? Necmettin Erbakan Hoca hakkın rahmetine kavuştu. Hakkın rahmetine kavuşuncaya kadar kim eleştirebildi? İsim zikrediyorum. Tayyip Erdoğan'ı kendi dairesinde, kendi etrafında eleştirebilecek bir kimse var mı? CHP lideri Kemal neydi su ismi? Kılıçdaroğlu.
Onu kendi etrafındaki herhangi bir kimse eleştirebilir mi? Adamın birisi eleştirmeye kalktı. Partiden atıverdiler adama. İyi. Fatih Erbakan'ı eleştirecek bir kimse var mı? Devlet Bahçeli'yi eleştirecek bir kimse var mı? Neyin o? İyi Parti miydi? Özür dilerim. Neydi kadın adı? Meral. Meral Akşener. Eleştirebilecek bir kimse var mı ki? Hazreti Ömer radiyallahu anh Hazretleri hutbede Ömer şaşarsa ne yaparsınız? Bedevi kılıcını çekiyor.
Bununla düzeltmesini biliriz. Yarabbi sana hamd ediyorum. Ömer şaşarsa onu düzeltecek olan kardeşleri var. Ne Ömer şaşıracak bir kimse ne de o bedevi edepsiz bir kimse. Ama bize ölçü. İnsanız hepimizde. Ebu Zer-i Gifari Hazreti Osman efendimizi biraz fazla eleştirince Hazreti Osman efendimiz onu Şam'a gönderdi. Şam'a gidince Şam'da da Muaviye ve etrafını eleştirdi. Bu sefer Muaviye oradan mektup yazdı. Şam'ı istiyorsan bunu buradan çek dedi. Bu sefer Hazreti Osman efendimiz mektup gönderdi. Ebu Zer-i Gifari'yi geri çekti. Ebu Zer-i Gifari'de Medine-i Münevvere'ye girmedi. Gitti dışarıda çadırın içerisinde yaşadı. Orada öldü.
Gerçekten bir kimse Kur'an ve sünneti sımsıkı yapışıyorsa, siyasetin içerisinde Kur'an ve sünneti yaşaması ve yaşatması ben kendi şahsımca mümkün görmüyorum. Bugünkü mevcut siyasi yapının içerisinde, Türkiye'deki siyasi yapının içerisinde bir kimsenin Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp yaşaması ve yaşatması ve Kur'an ve sünnetin yaşanma, yaşatma mücadelesi vermesinin mümkün görmüyorum.
Bir konuşurum, yıkılır ortalık. Bir başörtüsü yasağı kaldırıldı İslami olarak. Bana ikinciyi söyleyin. Başörtüsü yasağı kaldırılması ve imam hatiplerinin açılmasından, Kur'an kurslarının açılmasından sonra başka bir şey söyleyin bana. Ben kendimi bir partiye angaj eden kimse değilim.
Bir siyasete bu manada, partisel siyasete angaj eden bir kimse de değilim. Ceza veriyorlarsa versinler para cezası, ben oy kullanan bir kimse de değilim. Bakın dinin haram kıldığı ne varsa Türkiye'de serbest. Dinin haram kıldığı ne varsa arkadaşlar Türkiye'de serbest, terbest, tecavüz ediyor, öldürüyor adam.
Gidiyor yatıyor içeride, kaç yıl yatacaksa. Adamını buluyor, o sunu busunu buluyor. Alevere de alevere. Oradan da buradan da bir şeyler uyduruyor. Aa bir bakıyorsun, adam normal cinayeti işlemiş gibi 17-18 yıl ceza olmuş. 17-18 yıl sonra çıkacak. Bir af maf bir şey de çıkarsa daha erken çıkacak. Tecavüzcüler, zaniler, katiller bu manada aramızda dolaşıyor. Sistem bu, sistem bu. Siz zaten herhangi bir yerde dini olarak, dini söylem olarak, ben zinanın yasak olmasını istiyorum derseniz, dini söylem olarak, layık, demokratik, hukuk devletini teokratik sisteme dönüştürmeyi istemekten ve döndürmekten savcının önünde nefeslenirsiniz.
Şunu diyebilirsiniz, İslam dini zinayı haram kılmıştır. Bunu söyleyebilirsiniz. Dini söylem olarak, ben Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin anayasasında veya hukuki sisteminde, dinimin emri olarak, dinimin emri olarak, zinanın yasaklanmasını istiyorum diyemezsiniz. 82 anayasası sizi çarpar.
82 anayasası sizi çarpar. Yani darbecilerin yaptığı anayasa sizi çarpar. Darbecilerin yaptığı anayasayı da, bakın 82, yıl kaç? 2018. Kaç yıl geçmiş? 36 yıl. 36 yıldır darbecilerin anayasası duruyor bu ülkede. Ve herkes darbelere karşı, herkes darbecilere karşı darbeyi yapanları yargılamaya kalktık. Biz anayasalarını değiştiremedik. Değiştiremezsiniz. Bakın değiştiremezsiniz. Ya nasıl? Bas be kardeşim.
Ne zaman değiştirirsiniz? Bu benim kendi analizim. İngiltere, Amerika ne zaman bu anayasayı değiştir dedi, sen o zaman değiştirirsin. Neden? Çünkü bu anayasa onların haklarını koruyor. Biz, var mı anayasayı okuyan, inceleyen aranızda kaç kişi var? Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi.
Evet. Düşünebiliyor musunuz? Bu topluluk nasıl bir anayasayla yönetildiğini okumuyor. Biz Kur'an'ı okumuyoruz, sünneti okumuyoruz, anayasayı da okumuyoruz. Ya anayasadan bir şey paylaştım, Twitter'da millet telefon açıyor. Efendim işte bu, yani nasıl böyle bir şey? Anayasada var. Ne o anayasadaki hukuk? Hükümet, ekonomik olarak, ekonomik. Diğer devletlerle herhangi bir anlaşma yaptığında, meclisten geçirme zorunluluğu yok. Evet, 82'den beri aynı. O yüzden habire devolasyon olup bizim paramızı alıp götürüyorlar.
Biraz siz para biriktirin, kazanın diyorlar. Biz çalışıyoruz, çabalıyoruz bir üç yıl, beş yıl, on yıl. Ondan sonra bir rüzgar estiriyorlar. Bizim aldığımız, kazandığımız şeyi alıp götürüyorlar üç günde. Dolar üç bin beş yüz, dolar altı bin beş yüz. Dolar üç bin beş yüz, dolar altı bin beş yüz. Nerede? Para. E dolar şimdi beş bin üç yüz. Seviniyoruz biz şimdi. E o en son haber var ya, diyorum ya bunlar resmen kafa yapıyorlar insanlarla. Ne işte gülüyoruz, şimdi dolar işte altı buçuk diyenlere bak, dolar işte bak beş iki yüze indi. Allah Allah diyorum ya, milletin aklıyla mı alay ediyorlar?
Ya matematik bilmiyor mu bu insanlar? Ya sen üç buçuktan aşağı düşür, ondan sonra biz gülelim ulan alay edelim ulan namı operasyon yaptılar ha. Bak gördün mü operasyon nereye tepti? Dolar şimdi iki buçuk lira. Ne? Dolar iki buçuk lira. Doların iki buçuk liraya düşeceğine inanan var mı burada? Varsa aklı gitmiştir zaten. Doların üç buçuk liraya gerileceğine, eski yerine geleceğine inanan var mı burada? Aklı gitmiştir. Dört buçuk liraya düşeceğine inanan var mı burada? Aklı gitmiştir. Beş buçuk lirada durdu. Üç buçuk liradan beş buçuk liraya. Yüzde seksen. Yüzde seksen. Akıllı telefonlarınız cebinizde.
Bölün beş bin, üç bin, beş buçuğu, üç buçuğa. Böl böl. Böl Yusuf. Bir nokta elli yedi. Türkiye bir ay içerisinde bir nokta elli yedi geriye gitti. Yüzde elli yedi. Hepimizden yüzde elli yedi aldı gitti. Nereye gitti bu? Bunu sorgulayabiliyor muyuz? Hayır. Bunu irdeleyebiliyor muyuz? Hayır. Bunun hesabını sorabiliyor muyuz? Hayır. Bitti. E şimdi ne o?
Fatih Erbakan maşallah. Bir şey söyleyeceğim. Ortalık yer yerinden oynayacak. Babasının altınlarının hesabını verdiler mi bu millete? Bu altınları nerede kazandıydı acaba? Çocukları arkasından kıyamet kopardılar. Mahkemelere verdiler. Birbirleriyle mahkemelere düştüler. Nereden kazandı bu parayı? Alparslan Türkeş'in İsviçre Bankası'ndaki bilmem kaç milyar dolarını nereden kazandı o parayı? Bunun hesaplarını verecekler.
Bakın bunun hesaplarını verecekler. Kim verebilir? Hiçbirisi der. Hiçbirisi. Amaçları dinmiş mi? Ha bu millet yine koşar aldatır mı kendini?
Aldatır. Ben bir sefer aldandım. Ben bir sefer aldandım. 12 Eylül'de biz vatan millet, kuran, sünnet diyoruz. Kan satıyoruz. Dernek kirası ödüyoruz. Ne bileyim işte şeyden alçıdan bozkurtlar yapıyoruz. Üç ilerler yapıyoruz. Dernek kirası ödeyeceğiz diye uğraşıyoruz. Millet, milletvekili olacağım diye uğraşıyor. Sonra bir bakıyoruz ki milyon dolarlar çıkıyor banka hesaplarında. Milyon dolarlar çıkıyor. Milyon dolarlar çıkıyor. Biz Kur'an, sünnet, vatan, millet diye koşacak insanlar. Emeklerini harcayacaklar, paralarını harcayacaklar, zamanlarını harcayacaklar.
Ha ne olacak? Birisi belediye başkanı olacak. Birisi milletvekili olacak. Ondan sonra belediye başkanı milletvekili olup gelip tepeden bakacak bana. Yanaş yanına yanaşabiliyorsan. Kaç yıldır buradasınız? Burada, bu mekanda. Beş yıl mı olur? Beş yıldan beri bir tane siyasetçi gördünüz mü burada? Beş yıldan beri sizin derdinizle dertlenen, sıkıntınızla sıkıntılanan birisini gördünüz mü burada? Beş yıldan beri ya burada millet toplanıyor. Ne yapıyorlar? Ne ediyorlar? Değeni gördünüz mü? Yok.
Daha kendi etrafındaki tetikçilere şunu söyletiyorlar. Biz FETÖ'den ağzımız yandı. Eee, bütün cemaatleri ve tarikatlara uzağız. Ben dedim, bu senin sözün mü? Bu, hani, AK Parti'nin sözü mü? Hocam, benim sözüm değil. Ya, AK Parti'nin, bak bunu derste kullanırım dedim. Bunu derste kullanırım, bu büyük vebal dedim. Yok öyle hocam dedi. Genelge gönderdiler dedi. İyi, biz de uzağız desek ne olacak o zaman? Biz komple siyasete uzağız kardeşler. Günlük siyasetle işimiz yok.
O yüzden günlük siyasetle işimizi bitirdik. Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olarak 23'e kadar durması gerekiyordu. Bu benim devletimin üzerinde yaptığım analiz. 2023'e kadar durması gerekiyordu. Ben bu analizimde hala da duruyorum. Bu analizim zaten mitti şey olarak.
Ama şu acı bir şey bakın. Ciddi adaletsizlikler ve yolsuzluklar var. Geçen Cafer'le paylaştığımı şimdi sizle de paylaşayım. Sayıştan raporlarını açıklıyorlar ya. Ben de böyle boş kalınca bakıyorum onlara. Hani geçenlerde, geçen hafta da böyle adaletle alakalı bir şeyler paylaştım ya istatistikler. Bunlar şeyden, ne o internette var. Adalet Bakanlığı'nın girin sayfasına. Adalet Bakanlığı'nda suç istatistikleri, ceza istatistikleri, ondan sonra mahkeme istatistikleri, sonuçlananlar, sonuçlanmayanlar hepsi de var istatistik olarak. Girin bakın. Sayıştan raporlarını da böyle yayınlıyorlar. Girin onlara da bakabilirsiniz.
Bakın onlara da bakabilirsiniz. Şimdi adam, biz bunu orman işletmesinde ben çalışırken bunu bizimkiler yol ihalesinde yapardı. Ona örnek vereceğim şimdi size. Yol ihalesi yaparız biz. Yangın yolu, yangın şeridi veyahut da işte dağ yolu, orman yolu. Yangın şeritleri ayrıdır. Orman yolları ayrıdır. Orman yolu stabilize olur. Daha masraflıdır. Yangın şeridi işte masrafsızdır. Yararlar dağın tepesinden bir yeri. Öbür tarafa kadar giderler. Belli bir metre açılır. Oraya da normal bir topraklarlar, işte grey dergiler. O yangın şerididir. Şimdi oradan bildiğim yerden örnekleyeceğim size. Ben o metre tül hesaplarını bilirim geçmişten. Şimdi yol ihale etmişler.
Kaç metre? İki yüz metre. İki yüz metre ihale etmişler. Üç kişi ihaleye girmiş. Birisi iki yüz yirmi lira vermiş. Birisi iki yüz kırk lira vermiş. Birisi de iki yüz altmış lira vermiş. Peki. İki yüz metre eğer ne olacak değil mi? İdare bunun üçünden birisini seçme hakkı var. Bizim zamanımızda öyleydi. Cafer dedi ki değişti şimdi ortalamasını seçiyorlar dedi. Yani istediğine veremiyor dedi. Ortalamasına seçiyor. İyi ortalamasına seçtik. Kime seçti? İki yüz kırk lirayı seçti. Öyle değil mi ortalaması? İki yüz yirmi lira var. İki yüz metre ihale etmiş. İki yüz kırk lirayı seçti. Dersiniz ki ya ne olacak iki yüz metreden yirmi lira para verirse. Haa. Öyle değil. Adam işi iki yüz metre olarak almış.
İşi aldıktan sonra iş iki bin iki yüz metreye çıkmış. Anladınız mı? İki yüz metrede adam yirmi lira zarar edecekti. İki bin iki yüz metrede devlet ne kadar zarar etti şimdi? İki bin metrede dört yüz. İki kere iki dört. İki bin iki yüz metreye çıkardı ya. İki bin metreye çıkardı. On katına çıkardı. İki bin oldu. Evet doğru. Adam ne oldu zararı? Orada normalde iki yüz metrede adam yirmi lira zarar edecekti devlet. Ama iki bin iki yüz metre çıkarınca dört yüz lira zarar etti.
Orta yerde şimdi ihale kanununa göre bir usulsüzlük var mı? Yok ihale şartnamelerine göre bir usulsüzlük var mı? Yok. Bu para nerede? Açın okuyun sayışlar raporlarını. Ben vatanımı milletimi seven insanım. Benim babamın oğlu bu vatana bu millete zarar verse siler atarım.
Ben onu okuyorsam görüyorsam benim babamın oğlu olacak bu devlete bu millete zarar veren onu dahi siler atarım. Ben o yüzden bu vatana bu millete bu devlete zarar verenlere hakkımı helal etmiyorum. Size bir şey diyemem. Kim bu vatana bu millete bu devlete bu topraklara zarar veriyorsa ben hakkımı helal etmiyorum. Asla da etmeyeceğim. Altını tekrar çiziyorum. Kim bu vatana, millete, devlete zarar veriyorsa siyasi, ekonomik, idari hiç önemli değil. Ben ona hakkımı helal etmiyorum.
Cenab-ı Hak mahşerde benim hesabımı görsün. Ahir zamanda diyoruz. Siz bunu beceremeyeceksiniz, yapamayacaksınız, hakkınızı alamayacaksınız diyor. Hakkınızı alamayacaksınız. Bugünleri yaşayacaksınız. Ve diyor bunu mahşerde Cenab-ı Hak diyor bunun hakkı. Hadi şerif de diyor ki sen bu hakkını diyor alamayacaksın. Müslümanlara söylüyor. Ama diyor bu mahşere saklanacak. Benim alacağım mahşere saklı kalsın. Alamıyoruz. Evet. Allah bizi affetsin. Yani düşünebiliyor musunuz ya? Diyanet işlerinin parası faizde. Diyanet vakfının parası faizde.
Başka bir şey lazım mı? Başka bir şey konuşmaya gerek var mı? Geçenlerde bizim hoca arkadaşa saydırıyorum. Dört milyon ilahiyatçı, diyanetçi, imam-ı müezzini, ilahiyatçısı, imam-ı tip hocaları dört milyon. Ya dört milyon insan, dört milyon insan devletten maaş alıyor. Devlet yetkilisi.
Ya bunlar on kişinin hidayetine sebep olsalar, on kişiyi Kur'an ve sünnete davet etseler, çağırsalar, bakın dört milyon insan on kişi getirse birer kişi kırk milyon yapar ya. Kırk milyon yapar, kırk milyon, kırk milyon yapar. Son on bir senede, on bir senede fuhuş yüzde yedi yüz elli yedi artmış.
Yüzde yüz değil, yüzde yedi yüz elli yedi fuhuş artmış. Son on bir yılda ya dört milyon insan maaşlı eleman imam hatiplerde, ilahiyat fakültelerinde, camilerde görevli müezzini, ondan sonra imamı, müftüsü, bilmem nesi, her şey. Dört milyon insan.
Bu ülkede dört milyon maaşlı din adamı var. Biz bu dört milyonu bırakmışız kenarda. Bakın ülkenin gündemine bakın. Dört milyon ne yapıyor diye hiç kimse sormuyor. Bir şeyh efendinin birisi, bir sufinin birisi yola çıkmış, memleket yanıyor demiş, ortalığı din anlatmaya çalışmış. Dört milyonu bırakmışız biz. Orada bir avuç insanla uğraşıyoruz biz. Oturmuşuz bir avuç insanla uğraşıyoruz. Hiç kimse demiyor bu ilahiyetteki hocalar ne yapıyor? Bu ilahiyetteki öğretim görevlileri ne yapıyor? Bu camilerdeki imamlar ne yapıyor? Bu camilerdeki müezzinler ne yapıyor? Bu müftüler, müftü yardımcıları, bu hocalar, hacılar ne yapıyor?
Bu imam hatiplerdeki meslek dersi hocaları ne yapıyor? Bu ilahiyet fakültesinden mezun olan bu kimseler ne yapıyorlar? Dört milyon insan sadece mevcutta olan bir milyona yakın sadece diyanetteki kadro, bir milyona yakın diyanet kadrosu var bu ülkede. Bir milyona yakın diyanet kadrosu olan bir ülkede fuş yüzde yedi yüz elli yedi artıyor. On yılda. Ya bunlar ne anlatıyor ya arkadaşlar? Ya bu bir milyon diyanetçi ne anlatıyor ya? Bu bir milyon diyanetçinin anlattığı din mi sıkıntılı? Bizler mi sıkıntılıyız?
Kim sıkıntılı ya? Bugün perşembe. Dersten çıkacaksınız, eve gideceksiniz. Eve gittiğinizde ATV'de bir tane profesör, Kanal D'de bir tane bilmem kim, Fox TV'de bir tane bilmem kim, Kanal 7'de bir tane döndür gel, çevir gel, cebellezi minel beşer et. Hepsi de toplanmışlar. Televizyonları parsellemişler. Harika konuşuyorlar, sohbet edilir var. Ne diyeyim anlatıyorlar acaba bunlar? Gece Murtaza dedi, beş milyon dedi, geceliği dedi şeyin, döndür gelin. Ne onu soy ismi ya? Dön gel.
Dedim iyi, indirim yapmış. Bayındır'a gittik, Bayındır'a, Kutlu Doğum'a gittiğimizde yirmi dakika filan konuşmadı. Orada sordum ben. Dedim para aldı mı? Aldı dediler. Belediyenin elemanlarına soruyorum, Bayındır Belediyesi'nin elemanlarına. Kaç para verdiler dedim, yedi milyar verdiler dedi. Yirmi dakikaya yedi milyar. Bundan beş, altı yıl önce. Piyasa düşmüş. Efendim? Saatliğine otuz milyar ama geliyormuş. Evet. Ha o ATV'deki. Onun adı neydi? Ne? Nihat Hatipoğlu. Bir saatliğine otuz liraya mı geliyormuş?
Otuz milyar. Otuz milyar. Bir saatliğine gidiyormuş. Ramazan'da bir aylığına sekiz yüz milyar mı alıyormuş? Tarkan Halt'ıymış yanında. Namazda.
Sen de kerametini patlattın ya şimdi İsmail. Anlaşıldı İsmail. Sen de gittin. İsmail'e de otuz lira verelim artık. Allah bizi affetsin. Halimiz bu. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. Ben yine niyetimi yapayım inşallah. Useyd bin Hudayr anlatıyor. Useyd atı yanında bağlı olduğu halde bir gece Bakara suresini okuyordu. Kur'an okurken at şahlanmaya başladı. Useyd sustu. At da sakinleşti. Tekrar okumaya başlayınca at yine şahlandı. Useyd sustu. At sakinleşti. Bundan sonra Useyd bir daha okumaya başladı.
At yine şahlandı. Useyd de artık okumaktan vazgeçti. Bu sırada oğlu Yahya ata yakın yerdeydi. Atın oğlu Yahya'yı çiğnemesinden korktuğu için onu yanına çekti. Bu esnada Useyd başını kaldırıp göre baktığında başının üzerinde gölgeye benzer bir şey ve içinde kandillere benzer şeyler olduğunu gördü. Daha sonra bu gölgelik göğe çıktı. Nihayet onu göremez oldu. Sabah olunca Useyd bu durumu Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme anlattı. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Onlar biliyor musun diye sordu. Hayır dedim ya Resulullah. Onlar senin sesine yaklaşan meleklerdi. Eğer sabaha kadar okumaya devam etsen kaybolmayacaklardı. Ve insanlar onlara bakacaktı buyurdu.
Buhari Müslim. Kıymetli dostlar bir kimse Kur'an-ı Kerim okurken, Virdini çekerken, namazını kılarken, bir ibadet ederken ve o ibadeti canı gönülden ediyorsa gökteki melekler onlara iştirak ederler. Bir kısım kimseler bu meleklerin görülmeyeceğini söylerler.
Oysa hadis-i şerifte beyan edildiği gibi sahabe melekleri görmüştür. Ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diğer insanların da o melekleri görebileceğini beyan etmiştir. Demek ki bir ibadet ederken özellikle sufi kardeşler derslerini çekerlerken, viyetlerini çekerlerken, Kur'an-ı Kerim okunlarken kendi kendilerine şunu bilmeleri gerekir.
Bir kısım melekler onlara eşlik ederler. Ve belki de o kimse o eşlikten haberi olmayabilir. Hatta bazen kardeşler ürperdik, korktuk, çekindik, bir ses duyduk. Bir böyle karaltı, gölgelik gibi bir şey geçti. Korktum, hemen dersi bıraktım, korktum, hemen yorganın altına girdim. Bir sanki gölge geçti, bir karaltı geçti, bir ışık geçti, bir sülliyet geçiyormuş gibi oldu diye anlatırlar. Bunların hepsi de melektir. Melekler, virtlerini çeken, zikrini yapan, hatta toplu halde zikrullah yapılan yerlere ne yaparlar? Gelirler. Oralara iştirak ederler. Ve o ibadeti yapan kimselere dua ederler.
Bu tabii bazen insanlar bunları görürler. Bunları gördükleri halde, bunların ne olduklarını bilmediklerinden dolayı bir anlam veremezler. Yani bu, bazen insan kalbi olarak bir keşfe sahip olur. Veya onun üzerinde bir şey tecelli eder. O bilmediğinden dolayı onun keşif olduğunu bilmez. Bu onda bir eksiklik değildir. Bakın bu onda eksiklik değildir. Sahabenin bilmemesi gibi. O yukarıdan gelen, o kandilimsi, içinde ışık olan, o pırıltıların melek olduğunu anlayamaması, bilmemesi gibi. Derviş kardeşler de veya bu tip ibadetlerle haşır neşir olanlar, bu tip haller yaşayabilirler.
Ama onların ne olduklarını bilmediklerinden dolayı bir anlam veremezler. O yüzden normalde melekler Allah'ı zikredenleri, melekler namaz kılıp, oruç tutup, Allah yolunda koşuşturan, cihad edenlere selam verirler. Ama onların normalde belli bir keşfi, keşif noktasına gelemediyse insanlar, o selamlarını duymazlar. Onların konuşmalarını bu noktada işitmezler.
Hatta onları görmezler de. Cenab-ı Hak cümlemizin kalbi paslarını attırıp, kalplerine ilham ettiği, keşiflerini açtığı kullarından eylesin. Amin. Fa'levennehu. La ilahe illa. El Fatiha'ma selamata.
Amin. Destur.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.