Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 30 Kasım 2018 · 37:09
Arkadaşlar hem çaylarınız da için kendi kendinize sıkıntı yapmayın. İnşallah. 19. hadisi. Ahnev bin Kays anlatıyor. Kureyş'ten bir cemaat içerisinde bulunuyordum. Derken Ebu Zer-i Gifari oradan şunları söyleyerekten geçti. Mal biriktirenlere sırtlarının dağlanmasını müjdeliyorum. Bu dağlanmanın etkisi yanlarından çıkacak.
Bir de kafaları tarafından dağlanacaklarını müjdeliyorum. Bunun etkisi de yüzlerinden çıkacak. Sonra Ebu Zer-i Gifari bir kenara çekilip oturdu. Ben yanında bulunanlara bu zat kim diye sordum. Bana Ebu Zer'dir dediler. Ben hemen kalkarak onun yanına gittim ve az evvel dediğini işittiğim şey nedir dedim. Ebu Zer radiyallahu anh söylediğim şeyler ancak Hazreti Peygamber'den sallallahu aleyhi ve sellemden işittiğim şeylerdir dedi.
Ben verilen bu bağışlar hususunda ne diyorsun diye sordum. Ebu Zer de onları al. Çünkü bugün onlarda bir yardım var. Yapılan bağışlar dinin karşılığında verilirse onları bırak şeklinde cevap verdi. Malum Ebu Zer-i Gifari dini Mekke-i Mükerreme'de açıktan tebliğ eden ilk kimsedir. Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışık ve kendince züht ehli, takva ehli bir kimsedir.
Öyle ki Hazreti Osman radiyallahu anh hazretlerin halifeliği döneminde Hazreti Osman efendimizin etrafındaki insanların sefahatini, onların bu noktadaki lükse düşkünlüğünü, mal biriktirmeye düşkünlüğünü görmüş, onları eleştirmiş ağır bir şekilde. Bu sefer de o Hazreti Osman efendimizin etrafındaki insanlar onun Medine'de bulunmasını istememişler. Şam'a göndermişler. Şam'da da Muaviye istememiş. Tekrar Medine-i Münevvere'ye geri dönmüş ama Medine-i Münevvere'nin içinde de yaşamamış. Medine'nin dışında tabiri caizse hurma dallarından, hurma yapraklarından bir çadır gibi bir şey kurmuş, terek gibi, onun altında yaşamış, orada garip bir şekilde ölmüştür. Bu sözler Sufiler için bir delildir, ölçüdür.
Sufilerin büyükleri bu sözlerden hareket ederekten kendini bilen alim, kendini bilen Sufi, kendini bilen takva ehli ve bildikleriyle amel edenler, dinlerinin karşılığını herhangi bir şeyle değiştirmemişler. Bu bütün dönemlerde Adem'den itibaren Müslümanların en büyük handikaplarından birisidir.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de benden sonra size üç büyük fitne, dünya, mal ve kadın, bazı yerlerde makam, kadın, para. Bu üçüyle alakalı hep uyarmış. Ve amirler bozulmazsa alimler bozulmaz, alimler bozulmazsa halk bozulmaz diye hadislerde de beyan edilmiş.
Kıymetli kardeşler, Adem'den itibaren müminlerin takvasını bozan, ihlasını bozan dinin karşılığıdır. Dinin karşılığı. Bütün insanlar buradan bozulmuşlardır. Bütün topluluklar buradan bozulmuştur. Bütün dervişler buradan bozulur. Bütün cemaatler, tarikatlar, bürokratlar, siyasetçiler buradan bozulurlar hep. Bakın hepsi de buradan bozulur. Bozulma yeri burasıdır. Bizi ilgilendiren şey din anlatanlardır. Din anlatanların bozulduğu yer, anlattıkları dinin karşılığında bir şey beklemeleri ve almalarıdır.
Bu sevgi olabilir. Bu karşıdan muhabbet bekleme olabilir. Bu alkış olabilir. Bu bir yere tırmanmak için basamak olabilir. Bu iktidar olmak için basamak olabilir. Kendisini dindar gösterir. Ticaret yapmak için kendisini dindar gösterir. Bir mal almak için kendisini dindar gösterir. Bir mal satmak için kendisini dindar gösterir. Evlenmek için kendisini dindar gösterir. Boşanmak için kendisini dindar gösterir. Sonuçta insanlar, sonuçta insanlar kendilerini dindar gösterirler. Bir yere sohbete gider, orada onun en iyi şekilde yemek yemesini ister. Yatmak, kalkmak ister.
Bir yere sohbete gider, arabasının eksikliklerinin tamir edilmesini bekler. İster. Bir yere sohbete gider, arabanın lastiklerini değiştirmek ister. Bir yere sohbete gidecek ya, telefon açar, beni götürün der. Bir yere sohbete gidecek ya, o önemli bir kimse, o sohbete giderken ona hizmet edilmesi gerekir. Bir yerde sohbete gidecek, orada zikrullah yapacak, zikrullah yaptıracak ya, bu önemli bir şey.
Ona hizmet edilecek, bir fiil ona hürmet edilecek, bir fiil onun bütün istekleri yerine getirilecek. Biz ilk önce sufi cenahı konuşuyoruz. Önce iğneyi değil, çuvaldızı kendimize batırıyoruz. Eğer dervişliğimizi bir metaya, dervişliğimizi bir duyguya, dervişliğimizi bir alkışa, dervişliğimizi bir bizi sevsinlere değişiyorsak, işte buradaki yapılan bağışlar dinin karşılığında verilirse, onları bırak, emrini yerine getirmemiş olduk.
Size birisi bağışlarken, dininizin karşılığında size bir bağış yapıyorsa, ve siz onu alıyorsanız, ve siz onu tüketiyorsanız, o zaman sufiliğinizi sorgulama, sufiliğinizin ihlasını sorgulama sizin önünüzdedir. Bunu sorgulamanız lazım. Bunu kendinize sormanız lazım. Her nerede olursanız olun, dinin karşılığı yoktur arkadaşlar. Dini hizmetin karşılığı yoktur. Sufiliğin karşılığı bu dünyada yoktur. Sufiliğin karşılığını bu dünyada bekleyenler, ahirette onun meyvesini yiyemezler. Bizim orada göklü yedin derler, bayındır da. Göklü yedin şu, meyve oldu daha olgunlaşmadı.
Sen olgunlaşmadan gökken yedin onu. Ben şimdi muhtarı gördüm, armut daha henüz gök olgunlaşmamış, sen alıp yiyorsun. Olgunlaşmamış meyve ağzında yapşak yapşak durur. Meyvesine göre ekşi durur, tat vermez, lezzet vermez. Bu dinle alakalı, sufilikle alakalı, meyveleri dünyada yemeye çalışır, gayret ederseniz, bunlardan tat almazsınız. Midenizi bozmakla kalmaz, bağırsaklarınızı da bozar. Onunla da kalmaz, vücudunuzu bozar, onunla da kalmaz, maneviyatınızı da bozar. Bu büyük sıkıntıdır. Sufilerin yıkıldığı yer, sufiliklerinin karşılığını, bu dünyada almalarıdır. Tekrar bunun altını çizerekten söylüyorum. Sufiler, sufiliklerinin karşılığını, bu dünyada almayacaklar.
Bu dünyada karşılığını almaları, onların bütün her şeylerini bozar. Her şeylerini bozar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Ebu Zerek ifade yapılan bağışlar, dinin karşılığında verilirse, onu bırak. Onu alma. Dinin karşılığında verilirse, yani sen dindarsın diye, birileri sana bir şeyler yapmaya çalışıyorsa, onu bırak. Sen zakirsin, sen çavuşsun, sen nakipsin, sen nükabbasın, sen şeyhsin, sen mürşitsin, sen dervişsin, sen iyi bir müritsin, iyi bir mürşitsin, bunun karşılığında sana, bir şey yapılıyorsa, onu bırak. Bu senin ihlas ve samimiyetini bozar. Sen azameti tercih et. Birisi ben seni sohbete götürüvereyim diyorsa, onu bırak.
Kendince gitmeye çalış. Kendince yürümeye çalış. İsteme hiç kimseden. Burayı tekrar başa alıyorum. Birisi seni götürmüş, hediye. Buna söyleyecek bir söz yok. Sen isteme. Sen isteme. Sen beni götür deme. Millet rağbet eder. Sen o rağbetten kaç. Millet hizmet etmek ister. Sen ondan kaç. Uzaklaş. Şeytandan uzaklaşır gibi uzaklaş. Şeytandan uzaklaşır gibi uzaklaş. Çünkü senin sufiliğinin karşılığı bu dünyada yok. Senin dervişliğinin karşılığı bu dünyada yok. Senin Allah'ı sevmenin karşılığı bu dünyada yok. Senin Allah'a aşık olmanın karşılığı bu dünyada yok.
Senin Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ayak izlerine zahiren, nefesine, batinen takip etmenin bu dünyada karşılığı yok. Bu dünyada bunun karşılığını bekleyenler ahirete hiçbir şey bulamazlar, hiçbir şey göremezler. Çünkü Cenab-ı Hak hadisi kudüsüde de, hadis-i şerifte de beyan buyrulmuş. Diyor ki, biz size dünyada bunun karşılığını verdik. Ahirette ne karşılık bekliyorsunuz şimdi? Bunun ahirette karşılığı olmaz. Bu dünyada karşılığını alanlar öbür tarafta karşılık bulamazlar. Bu dünyada alkışlanmışsın. Bu dünyada hürmet görmüşsün. Bu dünyada hizmet edilmişsin. Bu dünyada seni sevmişler, saymışlar, başlarına tac etmişler. Sen öbür dünyada bunu bekleme.
Bakın öbür dünyada bunu bekleme. O yüzden Sufi, Allah için yaşayandır. Sufi, Allah için seyahat edendir. Sufi, Allah için sohbet edendir. Sufi, Allah için zikredendir. Sufi, Allah için mücadele edendir. Allah için mücadele eden. Sufi'nin gözünde Allah'tan başka hiçbir şey olmaz. Sufi başka hiçbir tarafa bakmaz. Birisi hediyeleşmek sünnettir. Buradan hareket ederekten hediyeleşmeye bu sünnete karşı geldiğim düşünülmesi. Bir kimsenin hukuku vardır. O hukuk kendi hukuk dairesindedir. Kendi hukuk dairesinde arkadaşıdır onun.
kardeşidir. Bazen örneklerim ya benim Nuri'yle olan arkadaşlığım dervişlikten önce. Benim Oktay'la olan arkadaşlığım dervişlikten önce. Örnekliyorum şimdi bunu. Onlar derviş değildi. Ben normalde son dönem Bayındır Ülke Ocakları yönetim kurulundaydım. Onlar da şeyde okullarda ülkücü çocuklardandı, gençlerdendi. Onlar bir ekip Bayındır'da. Benim onlarla olan hukukum ta oraya dayanıyor. Benim onlarla olan hediyeleşmem dini değildir. Bir dostumuz var, bir arkadaşlığımız var, bir kardeşliğimiz var çok öncesinden. Onlar yaşça da benden ufak zaten. Örnekliyorum bunu. Bir arkadaşınız var sizin, bir kardeşiniz var. Siz onunla hediyeleşirsiniz.
Bunda bir sıkıntı yok. Bunda bir problem yok. Bunda hediyeleşme sünnetinin icra edilmesinde bir problem yok. Ama örnekliyorum. Bizim derviş olarak tanıştığımız arkadaşlar var, kardeşler var. Benim konumumdan dolayı bana hediye etmeye çalışsalar olmaz. Ben dervişliğimi kullanmış olurum. Ben dergahdaki hiyerarşimi kullanmış olurum. Olmaz. O yüzden derim bana getirmeyin diye. O yüzden derim bana hediye de getirmeyin. Bana bir şey de getirmeyin. Bana bir şey de söylemeyin. Sebep? Ya arkadaşlar biz bu dergahta tanıştık sizlerle. Bu kapıyı açarsak herkes eline bir şey alır.
Gelir mi? Gelir. Herkes bir şey yapmaya çalışır mı? Çalışır. Yok bu kapıyı aralamayacağız. Bakın bu kapıyı aralamayacağız. Bu kapıdan geçmeyeceğiz. Bu acı gelebilir bize. bu sıkıntılı gelebilir. Bu problemli gelebilir bize. Bu gönlümüze acı dökebilir. Ne olmuş ya bir gömlek getirseler değil mi? Hediyeleşsek. Bir pantolon bir takım elbise değil mi? Bir ayakkabı. Bunun sonu gelmez. Allah muhafaza eylesin. Bu bizi ve sufileri ilgilendiren şeyler. Bizim sufilimizin karşılığı bu dünyada yok. bu işin alim tarafı var. Hani çıkıyorlar ya sohbetlere gidiyorlar televizyonlarda konuşuyorlar. Bunlar din tüccarı.
Ne alıp satıyorlar? Din. Televizyonlara çıkıyorlar. Duyuyoruz yalan doğru medyadan takip ediyoruz. Bir Ramazan programı işte bir ay boyunca bilmem kaç milyarlar dönüyor. İşte bugün de yok yarın akşam yıldırıma geliyorlarmış. selam sana ya Resulallah diye bir de Yıldırım Belediyesi'nin şeyi var afişi var. Bir arkadaş dedi ki menajeriyle görüştüm dedi. Hocalar dedi beşer milyar alıyormuş dedi bir gecede. Bizim Harun söylemişti. Harun mu söyledi? Harun'un yanındaki bir arkadaş mı? Ne söylemişti? Bayındır'da bir kutlu doğuma gelmişti. O dön gel mi döndür gel mi ne onun adı? O işte yedi bin beş yüz lira almış o gece. Yirmi dakika konuştu adam.
Yirmi dakikası yedi bin beş yüz lira. Şimdi bugün bir arkadaş ben böyle buna eleştiri koyunca bir arkadaş bana Whatsapp'tan yazdı. Menajeriyle görüştüm dedi. Ne o? Hocalar dedi beşer lira alıyorlarmış. Beş milyar. Canım kardeşlerim on yılda bakın iki gündür Adalet Bakanlığı'nın istatistiklerine bakıyorum. Biz nereye gidiyoruz diye. On yılda iki bin on yediye kadar Türkiye'de yüzde dört yüz elli suç oranı artmış. Yüzde dört yüz elli. Yüzde dört yüz elli. On yılda Türkiye'de suç oranı yüzde dört yüz elli artmış.
Bu ne demek biliyor musunuz? Yüzde dört yüz elli suç oranının artması. On yıl içerisinde. On yıl içerisinde yüzde dört yüz elli suç oranında artma var. Fuhuş'ta yüzde dört yüz kusur. Fuhuş. Hırsızlık yüzde dört yüz kusur. Mala zarar vermek olarak geçiyor. Açın Adalet Bakanlığı'nın istatistikleri var. İki bin on yedi istatistikleri. Ne kadar ne o davalar artmış, ne kadar yargıtayda dava var, ne kadar hakimlerde dava var, ne kadar savcılıklarda dava var.
Adalet Bakanlığı'nın verileri. Adalet Bakanlığı'nın verileri başka bir yerden değil. Yüzde dört yüz'ün üzerinde yüzde dört yüz elliye yakın suç oranı artmış Türkiye'de. Canım kardeşlerim, bir ülke düşünün, on yılda suç oranı yüzde dört yüz elli artmış. Bir ülke düşünün, o ülkede fuhuş yapan fuhuş yapan kadınların oranı on yılda yüzde dört yüz yirmi mi, yüzde dört yüz yirmi yedi mi ne artmış.
Yüzde dört yüz'ün üzerinde fuhuş yapan kadın adedi. Yüzde dört yüz'ün üzerinde on yıl içerisinde. On yılda Türkiye'nin nüfusu yüzde dört yüz mi arttı? On yılda Türkiye'nin nüfusu yüzde dört yüz artmadı. Ama suç oranı yüzde dört yüz'ün üzerinde. Dört yüz elliye yakın. Dört yüz elliye yakın. Bugün ben o ilanı görünce beşer lira parayı da görünce dedim ki bu kadar din tutucarının önünde bu insanlar hangisinin anlattığı dine inanacak ki? Hangisinin anlattığı sohbet insanların üzerinde tesir edecek?
Hangisinin anlattığı din insanların üzerinde tesir edecek? Bunlar sahne sanatçısı gibi. Çık beş tane türkü çağır parayı al git. Bunlar da çıkıyorlar beş tane hadis okuyacak beş tane ayet okuyacak parayı alacak gidecek. Bir saat iki saat en fazla olsa program iki saatte beş milyar alacak gidecek. Sahne sanatçısı. Sahne sanatçısı. Ve bunları belediyeler destekliyor bir de. Belediyeler destekliyor. işte bunlar yapılan bağışlar dinin karşılığında olursa alma hükmünün tersini yapıyorlar. Dinin karşılığında bunlar bağış aldıklarından dolayı bunların sözleri tesirli olmuyor.
Bunların anlattıkları tesirli olmuyor. Bunlar televizyonlara çıkıyorlar, radyolara çıkıyorlar, basın yayına çıkıyorlar, belediyeler bunları davet ediyor, belediyeler bunlara para veriyor. değişik kurum ve kuruluşlar bunları çağırıyor, bunlara para veriyor. Bunlar anlatıyorlar orada böyle. Bunlar söylüyorlar, ağlıyorlar orada, anlatıyorlar. Ama halkın üzerinde bir tesiri olmuyor. Sebep bunlar çünkü ses sanatçısı gibi. Bunlar tiyatro sanatçısı gibi. Bunlar gerçekten Kur'an sünnet dairesinde bir alim hükmünde değil. Bunlar Kur'an sünnet dairesinde bir hoca hükmünde değil.
Öyle olmadığından dolayı insanların üzerinde tesiri olmuyor. Öyle olmadığından dolayı ülkede bunca din anlatılmasına rağmen suç oranı dört yüzde dört yüz elli artıyor. Yüzde dört yüz elli artıyor. Tesir etmediğinden dolayı düşünebiliyor musunuz? Bizim ülkemiz çocuklarda cinsel istismarda neredeyse dünya birincisi olacak. Dünya birincisi olacak. Altı on bir yaş erkek çocuklarında altı on bir yaş kız çocuklarında cinsel istismarda acı şeyler bunlar.
Dünya birincisi olacak. Kadınlara zorla tecavüzde biz neredeyse dünya birincisi olacağız. Bu alim ulema takımı bu televizyonlarda orada burada paraya pula kendini satan kimselerden dolayı ne yazık ki biz dünya birincisi olacağız suç ortalamasında. Ücret almalarından dolayı ilimlerini parayla satmalarından dolayı ülke ne yazık ki büyük bir karanlığa doğru gidiyor.
Bu konuda uyuşturucu yüzde dört yüz artmış. uyuşturucu fuhuş yüzde dört yüz artmış. Çocuk istismarı cinsel istismarı yüzde üç yüz yetmiş mi ne artmış. Kadın cinsel istismarı yani kadınlara cinsel saldırı on yılda yüzde dört yüzün üzerine çıkmış. Gönlüm arzu ederdi ki burada bunları konuşmayayım ben. Gönlüm bunu arzu ederdi. Ve iki üç gündür işte bugün on dokuzuncu hadis bir okudun böyle bunu. En sonunda yapılan bağışlar dinin karşılığında verilirse onları bırak hükmünde kaldım. Dedim ki Mustafa Özbağ incelik burada.
Dinin karşılığında bir şey alıyorsan dinin karşılığında bir şey talep ediyorsan dinin kar dini geçinme geçinme yolu ettiysen dini kendine basamak ettiysen şahıs olarak rezil olmaya mahkumsun. Topluluk olarak rezil olmaya mahkumsun. Şahıs olarak hem dünyanı hem ahiretini perperişan etmeye mahkumsun. Bir topluluk olarak cemaattır tarikattır adına ne derseniz deyin. Eğer dine yapmış oldukları hizmetleri dünya üzerinde metaya çevirdilerse onların helakı yakın. Çünkü o Müslümanların paralarını o Müslümanların gayretlerini heba ediyorlar.
Müslümanların ümitlerini Müslümanların umutlarını Müslümanların geleceklerini heba ediyorlar. Müslümanların çocuklarını Müslümanların tertemiz inançlarını ve imanlarını heba ediyorlar. Müslümanları kandırıyorlar. Müslümanları kandıraraktan paralarını alıyorlar. Müslümanları kandıraraktan oylarını alıyorlar. Müslümanları kandıraraktan enerjilerini boş yere harcatıyorlar. Müslümanlar habire kandırılıyor. Müslümanlar habire kandırılıyor. Kimi herkes Müslümanların üzerine basamak yaparaktan bir yerlere çıkmaya çalışıyor. Babalarını taşıdık oğulları çıkıyor. Oğullarını taşıdığı torunları çıkıyor.
Çıkıyor. Bir yerlere taşıyacağız hep biz. Yani orada hasta yatağında yatıyor şeyhefendi benim oğlum benden sonra olacak diyor. Ondan sonra da onun oğlu var ya diyor. Evet o olacak diyor. Getirin bana icazetleri. İcazetlerini yazıyor. Biz taşıyoruz boyuna Müslümanlar olarak. Biz o şeyhefendiyi taşıdık. Onun oğlunu da taşıyoruz. Onun oğlunu da taşıyoruz. Böyle giderse onun oğlunu da taşıyacağız. Böyle giderse onun oğlunu da taşıyacağız. Biz taşıyoruz. Alimleri taşıyoruz. Bu büyük alim diyoruz. Bu muhteşem bir alim diyoruz. Arabayla taşıyoruz onları. Onları sohbetlere götürüyoruz. Onları ev sohbetlerine götürüyoruz. Onlara para topluyoruz. Onların ev kiralarını ödüyoruz. Olmuyor evlerini alıyoruz. Olmuyor altlarını arabalarını alıyoruz.
Olmuyor biz onların çoluğuna çocuğuna da hizmet ediyoruz. Olmuyor her şeylerine hizmet ediyoruz. Basamak olarak kullanıyorlar. Müslümanları basamak olarak kullanıyorlar. Türkiye dahil bütün dünya üzerinde Müslümanlar basamak olarak kullanılıyor. Aldatılıyor Müslümanlar. Herkes Müslümanların bir şeyine gözünü dikmiş. Herkes Müslümanlardan ne koparacağız, ne alacağız, ne üteceğiz, nesini kullanacağız diye sabahtan akşama kadar hesap kitap ediyorlar. Biz gene aldanıyoruz. Yine aldanıyoruz. Yine aldanalım din uğruna. Yine aldanalım razıyım. Din adına aldanalım. Ama sonu yok kıymetli dostlarım. Sonu yok. 200 yıldan beri aldanıyoruz. Sonu yok. Sonu yok.
Yine aldanıyoruz. Yine önümüze geliyorlar bizim. Yine anlatıyorlar bize. Yine pender rüyalar gösteriyorlar. Biz bir daha aldanıyoruz. Biz bir daha aldanacağız. Çünkü en mahrem yerimiz aldandığımız yer. Hani çoban gelmiş ya demiş ey pir Şemsen sana selam getirdim demiş cübbesini vermiş. Demiş yalan söyledim. Biliyorum demiş yalan söylediğini. O yüzden cübbe mi verdim demiş. Doğru söyleseydin canımı verirdim sana demiş. Biz yine cübbeyi kaptıracağız böyle giderse. Biz yine aldanacağız. Bizi aldatacaklar. Bizi aldatacaklar. Çünkü bizim aldandığımız en mahrem yer sevdiğimiz yer. İnsan sevdiğinden aldanır. İnsan sevdiği yerden kandırılır.
İnsan sevdiği yerden ısırılır. İnsan sevdiği yerden zehirlenir. Sevdiği yerden. Biz yine kandırılacağız. Bunu söyleyen benim. Belki de ilk kandırılacak olan da benim yine. Bunu söyleyen Mustafa Özva. Belki de ilk önce ben kandırılacağım gene. Yine ben kandırılacağım. Ama bir şey. Burada ana nokta. Biz kandıran olmayalım. Biz basamak yapan olmayalım. Biz kendimize buradan bir paye çıkaran olmayalım. Biz kendimize buradan bir menfaat sağlayan olmayalım. Ben bütün kardeşlerimle beraber Arşe Allah'ın gölgesinde gölgelenmek istiyorum.
Benim derdim bu. Ben o yüzden bir tane kardeşimin dahi orada eksik olmasını istemiyorum. Kim bizle beraber yol aldı, hareket etti, bizle kardeşlik bir hatı yaptı. Ben bir tane eksiksiz, noksansız haddim değil ama Arşe Allah'ın gölgesinde gölgelenmek istiyorum. Benim derdim bu. O yüzden hiçbirinizde hiçbir derdim yok. Hiçbir kimseyle de bir derdim yok kardeşlerimin. Benim bir tek derdim bu. biraz bu konudaki hiddedimin sebebi de budur belki de. Arkadaşlar, kardeşler yolu basamak yapmayın hiçbir şeyinize. Varın tersi anlaşılın bir çay dahi içmeyin.
Varın tersi anlaşılın bunlar ne tersi insanlar ya yemek dahi yemiyorlar desinler. Ya bunlar ne tersi insanlar ya. Ne varmış yani oturup bir yemek yeseydik. Öyle desinler. Biz gözümüzü öteye dikelim. O yüzden neydi hadisi kutsi? Onlar akraba olmadıkları halde. Birbirleriyle alışverişleri olmadıkları halde. Birbirlerini Allah için severler. Toplandıklarında da Allah'ı zikrederler. İşte bunlar hiçbir gölgenin bulunmadığı Arşe Allah'ın gölgesinde gölgelenirler. Mahşer halkı bunlara bakar ve der ki bunlar hangi peygamberlerden bir münadi melek cevap verir. Der ki bunlar peygamber değil.
Çünkü peygamberler dahi onlara gıpta ile bakarlar. O mahşer halkı yine sorar. Bunlar hangi şehitlerden yine bir münadi cevap verir. Bunlar şehit de değil. Bu sefer o mahşer halkı yine sorar. Bunlar kim? Bunlar dünyadayken akraba olmadıkları halde birbirleriyle alışverişleri menfaatleri olmadıkları halde sırf Allah için birbirlerini sevip ve toplandıklarında Allah'ı zikredenlerdir.
Allah bizi bunlardan eylesin. Allah bizi Arş-ı Allah'ın gölgesinde gölgelenenlerden eylesin. Allah kardeşliğimizi arkadaşlarımızı biratımızı Arş-ı Allah'a gözümüzü dikerekten yapanlardan eylesin. Kardeşliğini sufiliğini dergahtaki duruşunu dünya ve dünyanın içindeki bulunanlardan bulunanlardan dolayı değil direkt Cenab-ı Hak'ın gölgesinde gölgelenme üzerine Kur'anlardan eylesin. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Cenab-ı Hak cümlemizi Kur'an ve sünnet yolunda devam eden Kur'an ve sünnet yolunda gayret eden kardeşlerden eylesin. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.