Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 23 Kasım 2018 · 1:12:29
Allah'ın bir rahmet derecesi var ve rahmet derecesinde birçok insan bundan faydalanıyor. Hatta birçok biz olumsuz, zalim diyebildiğimiz insanlar rahmetten yararlanabiliyorlar. Bu rahmetin sınırı nedir? Allah'ın rahmeti madem bu kadar genişse biz niye ibadet ediyoruz, zikir yapıyoruz, namaz kılıyoruz, oruç tutuyoruz? Madem böyle geniş bir rahmet var, biz o zaman bu fiilleri neden icra ediyoruz?
Yani buradaki amacımız ne? O da rahmetin içerisine girecekse veya Allah'ın rahmet şemsiyesi bu denli genişse, o zaman aradaki farkı oluşturan temel unsur ne? Veya sınıflandırma nasıl oluyor? Sonuçta biz de burada Allah'ı zikredip Allah'ın rahmetini istiyoruz, merhametini istiyoruz. Acaba içten içe insanların sınavları mı farklı? Veya tez salı günü söylediğimiz gibi insan evvel alemde bir anda o rızayı kazanıp burada sadece kendini o noktaya getirmek gibi bir görev mi addediyor kendine? Yani kendini mi arıyor? Burada ne olmuş oluyor yani? Burunun içerisinden biz çıkamadık. Ben şahsım olarak tabii bunu söyleyeyim. Allah'ın sıfatları sonsuzdur. Allah'ın cemali sonsuzdur, celali sonsuzdur, kahrı sonsuzdur.
Bu noktada Cenab-ı Hak'ın bütün sıfatları sonsuzdur. Sonsuz sıfatlar sonsuz bir şekilde tecelli eder. Bu manada Allah'ın Rahman ismi şerefini veya Allah'ın rahmetini düşündüğümüzde o da sonsuzdur. Ve Cenab-ı Hakk sıfatsal olarak sonsuz sıfatlara sahiptir. O normalde evveli yoktur. Hani evveli yoktur derken bu manada el evvel ismi şerefi başlangıcı yok yani. Allah'ın başlangıcı yoktur. Allah'ın sonu da yoktur. Öyle olunca Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarının da başlangıcı yoktur. Aynı zamanda sonu da yoktur. Biz onun rahmeti sonsuzdur derken rahmeti hiç bitmez. Ebediyen hiç bitmeyecektir.
Ama aynı zamanda da onun kahhariyeti de sonsuzdur. Onun kahhariyeti de hiç bitmeyecek. Ve celaliyeti de sonsuzdur. Celaliyeti de hiç bitmeyecek. Cemaliyeti de sonsuzdur. Cemaliyeti de hiç bitmeyecek. Veya Cenab-ı Hakk'ın Rabli, Rab ism-i şerîfi, Rab sıfatı da sonsuzdur. O sonsuz bir şekilde Rab olarak kalacaktır. Veyahut da işte aklınıza gelen kudres sıfatı, kuvvet sıfatı, ilim sıfatı, bunların bütün aklınıza gelen sıfatların hepsi de sonsuzdur. Ve aynı zamanda da başlangıcı yoktur. Başlangıcı olmadığı gibi sonu da yoktur. Peki biz normalde o zaman günlük fiiliyatlarımızda işlerimize bakarken biz onun sonsuz rahmetine bakıp günah işleyicilerden mi olacağız?
Ama onun kahhar ism-i şerîfi de sonsuzdur. Günah işleyicilerini Cenab-ı Hak cehennemde kahhar ismi şerifiyle kahreder. Cehennem atar, cehennem de sonsuzdur. Bakın cehennem de sonsuzdur. Ha bütün ismi şerifleri onun ismi şerifleri. Bu noktada bütün varlığa nimettir. Cehennem ehline celaliyet ve kahhariyet nimettir. Cehennem ehli onu da nimetlendirir Cenab-ı Hak. Neyle kahhar ismi şerifiyle. Neyle celal ismi şerifiyle. Onu cezalandırır. Onlar için cezalandırılmak nimettir ama. Bakın onlar için cezalandırılmak nimettir. Nasıl böyle bir işte leştir, akbaba'ya nimettir. Leştir ama akbaba'ya nimet olur.
Veyahut da leştir, kurtlara nimet olur. Leş ama kurda nimettir o. İçin o kurtçuklar ne yapar? Onunla nimetlenirler. Veyahut çok özür dilerim ama hani bizim o tarafta bok böceği derler. Yani o habire çok affedersiniz necaset yuvarlar. Enteresan bir şeydir. Meşe gibi necaset yapar onu yuvarlar boyuna. Ve bütün necasetleri toplar. Bir bakmışsınız yuvasına bir sürü yuvarlamış yuvarlamış getirmiş. Orada gübre haline gelmiş onlar. Onun için necaset onun için nimettir. Onun için nimettir ama. Bizim için nimet değildir. Veyahut da akbaba için o leş nimettir. Bizim için nimet değildir. O zaman Cenab-ı Hak leş, kam, örneğin domuz eti bizim yenilmesi, içilmesi haram olan şeylerle ne yapar?
Cenab-ı Hak diğer mahlukatlara nimet olarak vermiştir. Veyahut da cehennem ehline cehennem nimet gibidir. Bakın cehennem ehline cehennem nimet gibidir. Yani o kendince cehenneme intibak sağlar. Onun için orada hayat devam ettirir. Bir bakarsınız birisinin hayatına, hayat standardını, sizin hayat standardınıza uymaz. Ama onun için köprünün altında durmak nimettir. Köprünün altında bir kartonun üzerine durmak onun için nimettir. Siz onu eve götürseniz, bir gün sonra tekrar oraya gelir. Siz onu normalde örneğin, çok özür dilerim, yani siz ona götürseniz, bir döner kestirseniz, koysanız, koy oraya diyor, koyuyorsun döneri oraya. Bir iki lokma yiyor. Ye diyorsun ona tamam mı? Böyle bakıyor sana.
Yemiyor onu. O normalde takva alınan filan değil. Onun için nimet değil o. Ya o böyle çöpten alacak, toplayacak, onu yiyecek. Onun için nimet o. Onu siz hayat standardını değiştirmeye çalışsanız değiştiremiyorsunuz. Bakın değiştiremiyorsunuz. O kimse kendi kültürünce, kendi seviyesince, o yaşadığı hayat onun için nimet. Bir başkası için nimet değil, onun için nimet ama. Bir başkası için zulmet olan, bir başkası için nimet oluyor. Bir başkası için kahır olan, bir başkasına selametlik oluyor. Bakıyorsunuz ilaç, zehir öyle değil mi? Çok acı. Ama öbürküne hastaya ne olmuş oldu? Nimet oldu, şifa oldu. Oysa acı, zehirden yapılma. Bazı ilaçlar var, hayvani zehirlerden yapılma.
Bazı ilaçlar var, bitkisel zehirlerden yapılma. Ama o hastaya ne oldu? O zehir, şifa oldu. Normal şartlarda o kimse onun yemişi, içmiş olsa şifa olur mu? Olmaz, zehir. Onu yese bir kimse ne olacak? Ölür. Zehirlenir, gider. Ama o zehir gördüğümüz şey, kahhar ism-i şerîfi gibi tecelli eden şey, içinde Rahman ism-i şerîfi, Rahim ismi şerifini barındırdı. İçinden ne çıktı onun? Bir başkasına nimet çıktı, bir başkasına şifa çıktı. O yüzden biz çıplak gözle baktığımızda birisini zarar gibi görürüz. Veya birisini normalde bu noktada, ya ne kadar kötü, ne kadar sıkıntılı, ne kadar problemli deriz. Ama onun için o hayat nimettir. Bakarız şimdi, bir kimsede hastalık var, devamlı olan bir hastalık var.
Baktığımızda sıkıntı gibi, öyle değil mi? Yani kim hasta olmayı ister, hiç kimse istemez. Ama hastalık, eğer ki o kimse gerçekten uyanık bir kimse ise, kalbi uyandıysa, hastalık onun için bir nimet oldu. Devamlı ise o hastalığı onun, devamlı nimetin içinde oldu. Devamlı ona sabrederekten, devamlı onu severekten, onu okşayarakten ne yaptı? O ebedi hayatını kurtardı o hastalıkla. Çünkü bir başkası için zulmet gibi görünen şey, onun anlayışıyla, onun idrakıyla, onun bakış açısıyla o zulmet olmaktan çıktı. O nur oldu ona. Ona rahmaniyet oldu. Ona bir şekilde lütuf oldu. O yüzden normalde biz, hani siz bilmezsiniz, Allah bilir diyor ya, biz bilmeyiz. Biz Kur'an ve Sünnet tarihinde, biz Cenab-ı Hakk'ın emretti, Kur'an'a ve Sünnet'e uymaya gayret ederiz.
Üzerimize farz olan, vacip olan, sünnet olan, ibadetlerini yerine getirmeye çalışırız. Ama normalde birisi yapmıyordur. Cehenneme gidecektir. Cehennem onun için yuvadır. Nimettir onun için. Orada o zakkumun suyunu içerekten, ne bileyim cehennemde dikenlerin içerisinde durmaktan mutluluk duyacak. Veyahut da ondan tat alacaktır, lezzet alacaktır. Onun için o bir nimettir. Nasıl bok böceği, boktan nimet alıyor, lezzet alıyorsa, o da cehennemden lezzet alacaktır. Ve o da cehennemde durmaktan dolayı nimetlenecektir. Biz ona kalkıp da, ya cehennem ehli bu, ona nimet. Veyahut da bakıyorsunuz bir kimseye, yani işte hepimizin başından gelmiştir, geçmiştir. Burada normalde medreseden gelen çok, yok bizim kardeşlerden.
Var mı medreseden dini tedrisat alıp da gelen buraya? Yok elhamdülillah. E şimdi öyle bir şey olunca, normalde şimdi herkes belli şeyleri tattı da geldi buraya. E şimdi bakıyorsunuz, acı, öyle değil mi? İşte zehirli bir şey. Ama ondan ne yapıyor insan o esnada? Zevk duyuyor. Acıdan zevk alıyor. O normalde söz konusu olan o sıkıntılı işlerden zevk alıyor kimse. Yani bakıyorsunuz siz, sigara içmeyin, her şeyinize zarar diyorsun. Adam sigarayı öyle bir keyifle üfüttürüyor ki, dudağından düşürmüyor. Bir de ooo bir sigara içiyor adam, bir duman çekiyor. Allah Allah. Onun için o ne olmuş oldu? O diyor ki kendince, ya sigara bırakılır mı diyor.
Sigarayı nimet gibi görüyor o kimse. Allah affetsin. E demek ki bu alemde sıfatların değişik cilveleri var, değişik tecelliyatları var, sıfatların değişik işleri var. O yüzden o işlerini saymak mümkün değil. O işlerini normalde hepsini akılla erdirmek mümkün değil. Hepsiyle böyle bir tamam bilmek de mümkün değil. O zaman biz ne yapacağız? Biz bilmeyiz, Rabbim bilir diyeceğiz. Ama onun normalde merhameti geniştir, rahmeti geniştir, onun lütfu geniştir, ikramı geniştir, ihsanı geniştir. Biz onun rahmetine, ihsanına, lütfuna, ikramına doğru koştuğumuzu koşacağız ve o doğru noktaya doğru koştuğumuzu göreceğiz. Bence doğru olan bu. O yüzden normalde Allah'ın rahmeti sonsuz mu?
Sonsuz. Allah'ın gazabı da sonsuz. Onun gazabı da sonsuz. E gazap, gazaba duçar kalacak ameller işleyen insanlar, gazaba duçar kalacaklar. Ama gazap da onlar için rahmet. Bakın gazap da onlar için rahmet. Cenab-ı Hak, rahmetini esirgemesin cümlemize. Var mı devamı? Şimdi bazı durumlar var. Adam insanları katletmiş, öldürmüş, dine, diyanete savaş açmış, Allah Resulüne savaş açmış. Mesela sizin bir örneğiniz var. İşte bir gün bir dervişin gayrimüslim mezarlığına dua etmesinin onun üzerindeki tecelliyatlarından örnek verirsiniz.
Bu durumda dervişlerin dua silahını nasıl kullanması eftel olur? Yani her şeye rahmet mi dilememiz gerekiyor veya rahmet dileyemiyorsak bu bizim kendi eksikliğimizden mi? Mümin, mümine dua eder. Müminin Müslümanlara, müminin mümine duası müstecaptır. Yani duanın sınırı nedir? Bir insan için hangi kıstasları göz önünde bulundurup, biz onun mümin olup olmadığına dair nasıl hüküm edelim? Biz şahıs olarak, şahısperestlik yapmayız bu konuda. Şahısperestlik yapacaksak bildiğimiz kardeşlerimizi yaparız. Örnek mesela... Ben örnek Halit için özel dua ederim ama... O Halit ben oluyorum değil mi? He. Böyle oraya baktınız da başka Halit mi var? Her yerden göremem mi? Şimdi görebilirsiniz. Görmek için illaki bir kimsenin yüzünü mü çevirmesi lazım?
Bedenini mi çeviriyorsun? Bir Halit geldi de benim var. Oradaki Halit senden daha iyi zaten. Biz o Halit'i tanıyoruz zaten. Mümin, mümine dua eder. Müslüman, Müslümanlara dua eder. Müstecaptır bu. Biz bütün Müslümanlara dua ederiz. Allah hepsine de merhamet etsin. Allah hepsine de lütfetsin. Allah hepsine de ikram eylesin. Allah hepsine de ihsan eylesin. Rabbim hepsinin sıkıntısını def eylesin. Hepsine derman eylesin. Hepsine şifalar versin. Hepsinin sıkıntılarını giderdiği gibi isteklerini de yerine getirsin.
Cenab-ı Hak onların hepsinde kalbine ilham eylesin. Kalbine feraset nuru koysun. Bütün Müslümanları doğruyu ve hakikati göstersin. Bütün Müslümanları doğruyu ve hakikati yaşasın. Müslümanın işi bu. Biz dua ederiz. Kötülere beddua eder miyiz? Biz normalde kolay kolay, ben Müslüman bir kimseye beddua etmek istemem. Kötü yani, Müslümanlık alameti yok adamın üstünde. Ben Müslüman bir kimseye beddua etmek istemem. Ben birey şahıs olarak bir kimseye karşıma alıp da beddua ettim hatırlamıyorum. Benim işim değil ama Cenab-ı Hak Müslümanlara zarar veren, nerede varsa Müslümanların yoluna set çeken, Müslümanların Müslümanlıklarının yaşamasına engel olan varsa, Cenab-ı Hak hepsini de kahre eylesin.
Bu benim geniş bir duam. Çünkü Cenab-ı Hak... Müslümanlıkla sınırlı, duamızın çizgisi. Benim duam o, Cenab-ı Hak diyor ya, Allah'ın zikrini yasaklayandan daha zalim kim vardır? Ben Allah'ın zikrini yasaklayanlara dua edecek değilim. Allah'ın zikrine düşmanlık yapacak olanlara dua edecek değilim. Benim dilim dönmez onlara. Ancak, hidayeti mümkün ise, hidayet eylesin derim. Yani benim yapabileceğim başka bir şey yok ama, mesela kafirlere dua edilmez bu manada. Onlara, onlara, onlara hidayet dilenir. Denilir ki, Ya Rabbi, bütün inanmayanlara hidayet eyla. Bitti.
Müslümanın duası bu olur. Biz, inanmayanlara, müşriklere, şirkin içerisinde yüzenlere, Cenab-ı Hak hepsini de, imanı kamil nasip eylesin. Ölmüşse, küfür üzerine ölmüşse? Küfür üzerine öldüyse, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Bedir'de hepsini de, öldürtürdü, Bedir'de meydana önce bir serdi hepsini, sıralattı. Sıralattıktan sonra, hepsini de bir kuyun içerisine attı. Bir kuyun içerisine attıktan sonra, başlarına da gitti, başına da gitti, başladı, Eyut be, şey be, isim isim zikretmeye. Şimdi, Allah'ın varlığını, birliğini, benim de onun Resulü olduğumu, kullu olduğumu, gördünüz mü, şahit oldunuz mu? Dedi. Onlar için dua etmedi.
Bir münafık için dua ettiydi ya, dedi ki, Allah izin verirse, sen şefaat edebilirsin. Bu, münafıkla alakalıydı. Bunu alıyorlar şimdi, işte peygamberin de, şefaat hakkı yok deyip, bu ayeti kerimeyi, oraya kullanıyorlar. Sallallahu aleyhi ve sellem için. O meselenin, yani o ayeti kerimenin, sebebi, nüzülünü söylemiyorlar. O ayeti kerime, kimin için indirildi, kime dua etmişti, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, onu söylemiyorlar. Onu diyorlar ki işte, bak peygamberine de, böyle dedi, sen istediklerine şefaat edemezsin, dedi, onun şefaat yetkisi yok diyorlar, değil. Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, müslümanların, günahkarlarına şefaati, haktır.
Allah bizleri de, onun şefaatine nail eylesin. Amin. O yüzden, peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kafirlerin iyiliği için, ölen kafirler için, ölen kafirlerin iyiliği için, öyle bir duada bulunmadığı için, sünnette yok. Ve devam, ben okumadım. Bir soru daha var. Peygamber, Efendimiz, Hz. Muhammed, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, buyurdular ki, siz, ayın böyle karanlık bir gecede, ayın, dolunayın, parıldadığı, zaman, söylüyor bunu.
Siz diyor, ahirette, Allah'ı böyle göreceksiniz. Allah'ı böyle göreceksiniz. Allah'ı, burada, bir tanımlama ve betimleme var. Şimdi, teşbih. Teşbih var. Şimdi biz, dünyadaki yaşamımızın amacını, Allah'ı tanımak ve bilmek olarak, en üst perdede nitelersek, o zaman, ahirette, Allah'ı zihnimizce ve tanımlayıp, bildiğimiz zaman, orada bizi yaşatacak olan hayal ne olacak? Yemek, içmek için mi var olacağız? Yoksa, hadi burada Allah'ı tanıma ve bilme yolunda yürüyoruz. Neden? Allah tek bir varlığın veya tasvir ve tabir edilebilir bir yerde değil, bu bizi devamlı arayışa yöneltiyor. Ama öteki alemde, hem Allah'ın cemalini görüp, hem dolunayı gördüğümüz gibi, çok net bir şekilde, Allah'ı tanımladığımız zaman, bizim iştiyakımız, bizi orada yaşatacak olan heyecan ne olacak?
O hiçbir şeye benzemez. O her an, ayrı bir iştedir, ayrı bir tecelliyattadır. Ama mesela bu dünyada, Hz. Peygamber Efendimiz, diyor ki, benden sonra resmimi görürseniz yırtınatın. Tasvir ve tanımlamada, muhakkak bir, Hz. Peygamberin suretine de dahil olmak üzere, sallallahu aleyhi ve sellem, şey var, engel var. Çünkü insanların zihinlerindeki Allah algısını, tek bir noktaya bağlamama, bu sayede onların iştiyaklarını daima ileriye götürebilme.
O zaman, ahirette biz Allah'ı görüp, o bu gördüğümüzü, sabitlediğimiz zaman ne olacak? Müteşabih ya, müteşabih olunca, istediğin tarafa çekmek serbest. Tartışmak yok. Müteşabih. Ben şöyle yorumlayabilirim. Gecenin karanlığında dolunayı görürsün, ama normalde gündüz olduğunda dolunay kalmaz. Ondan sonra geceyi tekrar beklersin dolunay olsun diye. Demek ki, ayın dolunay olması, geçicidir, mecazdır. Kalıcı değildir. Mecaz. Bugün dolunay olur, yarın dolunaylıktan çıkar. Ertesin biraz daha çıkar, ertesin biraz daha çıkar, ertesin biraz daha çıkar, ertesin biraz daha dolunaylıktan çıkar. Tersine hilal olur. Çünkü ayın dolunay gibi görünmesi mecaz.
Allah'ın bu noktada görünmesi de mecaz. Ben böyle, bu hadisi kutsunun içerisinden, böyle çıkabilirim. Direkt net olarak görmeyecek miyiz? Göreceğim. Konuşabilecek miyiz? Konuşacaksın. E o zaman nasıl mecaz? Ama ne gördüğünü o, ne de konuştuğunu o. Onunla konuşup gördüğümüzde, kalbimiz ve imanımız kani olacak. Kani olacak. Burada niye olmuyor? Burada neden olmuyor? Oluyor mu? Oluyor. Neden olmasın? Sordum sadece. Ama hemen orada teşbih'e tenzih. O hiçbir şeye benzemez diyor. Zaten teşbih, tenzih. Bir de Hazreti Peygamber Efendimiz ayı işaret edip birliyor ya, Allah'ı birlemek de bu noktada sıkıntılı bir durum oluyor yani.
O da teşbih. Çünkü Allah ikide yok mu? İkide de var, üçte de var, dörtte de var. O da teşbih. Peki burada insanlar, dünyanın çeşitli yerlerinden aya baksalar, birisi turuncu görür, birisi bulutların arasından farklı görür. Hepimizin Allah'ı görüş açısı, niteliği, tanımlaması farklı mı olacak? Teşbih. Öyle. Güzeldi. Şahsım adına akli dengesinin bozuk olduğunu düşündüğüm, İslam ile alakadar olmaya çalışırken İslam'ı alaşağı eden, Türklüğe dil uzatıp Yunan'ın işgalini isteyen ve kendisini üstad olarak adlandıran Kadir Mısırlıoğlu denen zata, Diyanet tarafından yapılan ziyaret hakkındaki görüşleriniz nelerdir, saygılarımla. Sözcü de, neydi o adamın adı?
Soner Yalçın, Kadir Mısırlıoğlu için bir bağlantı kurmuştu. Ben o yazısını okumuştum onu. Onun yazısını telin etmediler, mahkemeye de vermediler. Yazısı bir delil gibi kaldı. Ya normalde bir telin etselerdi, onu mahkemeye verselerdi, böyle olmadığını iddia etmiş olsalardı, ha diyecektim ki ya böyle böyle hani bu konuda şey oldu, mahkeme açtılar.
Soner Yalçın o yazısında diyordu ki, biz yani medyadan, gazetelerden okuduk. Kendisinin İngilizce olduğunu, 12 Eylül'de İngiltere'de durduğunu, İngiltere'nin orada yaşamasına müsaade ettiğini, ondan sonra yurda döndüğünü, kendisi de zaten söylüyor, Kıbrıs'ın iyi bir şeyh olduğunu, kızı da Kıbrıs'ıya müritmiş, Kıbrıs'ı da, Kıbrıs'ı hakkında da Soner Yalçın, İngilizlerin kurduğu bir dergah diyor.
Zaten o şeyin de, Kıbrıs'ın de açıklaması var. Prens Charles'ın, ondan sonra Müslüman olduğuna dair. Sonradan bir açıklama daha yaptılar, onlar çıkardılar bu açıklamayı. Şeyin ne o, İngiliz Kıraliyet ailesinin de, ondan sonra Ehli Beyt olduğunu. E bunlar tabii şey, ne o, böyle derin ilişkiler. Bunları ben çok şey yapmıyorum, ne o, şaşırmıyorum. Bunları gerçekten şaşırmıyorum. Daha önce bir Çeçen, şey vardı, Mücahit vardı komutan, bir gün haberlerde böyle bir, bir şey gibi böyle, basit bir haber gibi geçti. İngiltere oturum vermiş, İngiltere'ye geçmiş, oturmuş, İngiltere'de hayatanı devam ediyor.
Yani oradaki Mücahit'leri bırakmış, oradaki askerlerini bırakmış, gitmiş İngiltere'ye, İngiltere'ye bir pasaport vermiş, bir de ona oradan bir, villamsı bir ev vermiş. Demiş, sen burada vazifeni yerine getirdin, Çeçenistan'da, gel artık demiş, biz Rusya'yla anlaştık, gel şimdi burada rahat et, gibisinden, onu almış. Şimdi, böyle yabancı devletlerin, ondan sonra böyle değişik dışarılarda, değişik insanları olur. Bu bir tarikat şeyhi olur, bu cemaat lideri olur, bu bir parti lideri olur, bir partinin önemli organında, önemli bir vazife alan bir kimse olur. Bu bir bürokrat olabilir, bu askeri, sivil bürokrat olabilir, bu adli bir bürokrat olabilir. Bunlar normalde, mesela herhangi bir yerde, büyük bir iş adamıdır. bir bakmışsın, Londra ona bir paye vermiş, bir madalya takmış.
Bunlar olur. Yani sonuçta, bu tip şeyleri böyle çok, ne o, artık şaşırmıyorum. Aa demiyorum hiç. O yüzden, benim için, Kur'an sünnet ölçüsüdür. Şahıslar, ikinci derecededir. Birisi gelip bizi, satabilir, birisi gelip bizi hançerleyebilir. Birisi gelip bizi aldatabilir. Bizim çok Müslüman, mümin gördüğümüz kimse, bir bakmışsın, herhangi bir yerin ajanı çıkabilir. Bunları çok yaşadık. Dergahın içinde de yaşadık biz bunları. Yaşamadık değil. O yüzden, Kadir Mısırlıoğlu, öyle yapmış. Bu sıkıntı değil. Veyahut da işte, Diyanet İşleri Başkanı gitmiş, ona ziyarette bulunmuş. İnsani bir ziyaret diyor kendince. Sıkıntı değil bunlar, problem değil. Bir meselede, karar vermekte güçlük çektiğimizde, zahiren, üstadın sessiz kalması, rüyada ise, bazı açıklamalarda bulunmasına bakarak, rüya ile bu noktada hareket edebilir miyiz?
Yani normalde insanın kendi şahsını ilgilendiren bir konuysa, bir kimse kendince, ben rüyamla hareket edeceğim diyorsa, hareket edebilir. Biz ona kalkıp da, sen neden rüyamla hareket ediyorsun, deme noktamız yok. Bir kimse der ki, ben rüyamda gördüm, ben böyle hareket ediyorum. Rüyamda kalktın, örneğin, örnekliyorum, Abdullah'a, tabanca ile vurduğunu gördün. Gidip vuracaksın mı? Rüyamda dediler ki, bütün mal varlığını infak et. Gidip infak edecek misin? Yani bunlar böyle, küçük şeyler de, insan ben rüyama tabi olayım, ben rüyama göre hareket edeyim, diyebilir de, bunlar basittir çünkü.
Yani bir insanın cebindeki bir lirayı tasaduk etmesi, kolay gelir. Ama yüz milyarı tasaduk etmesi, kolay gelmez. Bir trilyonun tasaduk etmesi, kolay gelmez. Yani deseler ki, bütün mal varlığını, evini, barkını, adamın diyelim ki, on dairesi var, on tane iş yeri var, rüyasında gördü, hadi bunların hepsini tasaduk et dedi.
Ertesi sabahleyin, onların hepsini tasaduk etmek. Her baba yedi, neşi değil. Bunlar böyle, bir ölçüsü olmayan şeyler. Rüya, neden tevile muhtaç? muhtaçtır. Bu yüzden tevile muhtaçtır rüya. Mesela, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, dedesi, rüyasında, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, babasını, kurban ettiğini görüyor ya, İbrahim gibi.
İbrahim aleyhisselam, hiç tevil etmeden yürüyor, İsmail'i kurban etmeye. Ama mesela şey, dedesi, Abdülmuttalip, tevil ettiriyor rüyayı. Şimdi, bir kimse ben rüyama tabiyim, istediğimi yaparım diyemez. Kendisini bağlayan, talih meselelerde, bir kimse rüyasına uyacakmış, uyar.
Bunda bir sıkıntı yok. Burada bir de, üstadın sessiz kaldığı demiş, zahirin, üstadın sessiz kaldığı. Yani normalde bazı meseleler vardır. Ben karşıdaki kimseyi incitmek istemem, kırmak istemem, sessiz kalabilirim. Veyahut da o kimse, üzülmesin derim, sessiz kalabilirim. Şahsı ilgilendiren bir şeydir. Ama ben, dergahın hiyerarşisini ilgilendiriyorsa, dergahın geleneğini ilgilendiriyorsa, sessiz kalmam. Bakın, ona sessiz kalmam. Onu söylemişimdir ben, söylediysem, o söylediğim şeyi bir sefer söylerim, biter.
Uyumazsa bir kimse, derim ki kendi kendime, bu benim söylediğimi, uymuyor. Neden ona ikincisini söyleyeyim? Dergahın içerisinde, hepinizin de gözünün içine baka baka konuşuyorum. Kimisinin mesela, neler söylüyorum değil mi her sohbette? Öyle söylememe rağmen, yapanlar var mı? Var. E ben neden ona bir daha söyleyeyim? Yapmayın dediklerim var. Öyle değil mi? E yapmayın dediklerimi, normalde bile bile, yapan kardeşler var mı? Var. Hata yapacaklar mı?
Yapacaklar. Yapmayın dediğimiz halde yapacaklar mı? Evet. Bir de böyle nitelendiriyorum ya ben, hem yapma diyorum, yapıyor, hem bir de gelip, en öne oturuyor diyorum. ne yapayım? Boğazını mı sıkayım adamın? Veya kadının? Bu dergahı ilgilendiriyorsa, hiyerarşiyi ilgilendiriyorsa, yok. Bir, iki, dışarıda anlatıyorsun onu, söylüyorsun. Devam ediyor gene. Yani o böyle, o meselede döndürüyor onu, kendince.
Arkadaşlar, bir şey söyleyeyim mi size? Sufi hayatı, sufilik, yarına bırakmaz işini. Sen yarına kaldı zannedersin. Sen bu geçti zannedersin. Ama bu gömüldü, üzerine biraz daha toprak atayım. Öyle zannedersin. Ne gömülür, ne kalır. Ben her zaman derim ya, bu dergahda haklılığını savunma. Sufi hayatta, ben haklıyım demem. Otur. Ya burada da mı hakkımız yenecek? Hiç hak yenilmeyecek yer burasıdır.
Bir şey çıktıysa, orta yere buna hamd et. Neden biliyor musun? O dervişliğinin sonu olurdu senin. Orta yere çıkmasaydı, senin dervişliğinin sonu olurdu. Hatansa hatan. Çıktı mı orta yere? Çıktı. Kalk, özür dile. Helallık iste. De ki, burada ben yanlış yapmışım. Hakkınızı helal edin. Özür dilerim. Kardeşlerden de özür dilerim. Üstadım sizden de özür dilerim. Bu mesele bitti, kapandı. Bu rahmettir, berekettir bu. O yüzden sakın ha, ben de öleceğim gideceğim. Ha bu, ya bu, kaydığı orta yerde. Düşünme, kaymaz.
Çıkar bir gün orta yere. O yüzden normalde dergahın hiyerarşisi ise, dergahın geleneği ise bu, ben sözümü söylerim. Uyumuyor. ne yapayım, derviş mi kıyayım? Kıymam derviş. Kolay kolay. O kimse kendi kendine der ki, aman geldi geçti. Gelip geçmez o. Bir gün çıkar meydana. Olmaz. Bu tecrübe. O yüzden derim ya, hiyerarşi. Arkadaşlar, başlarınızda, hepinizin de birer tane zakiri var. Herkes zakirine tabi olsun. Ders yaptıran kardeşler var.
Nerede olursa olsun. Herkes ona tabi olsun. Dergahın bir oturma hiyerarşisi vardır. Zikrullah hiyerarşisi vardır. Herkes uyusun ona. Bakın, herkes ona uyusun. Ya işte, ben gider en öne otururum. Yok öyle bir şey. Dergahın hiyerarşisi var. Zakiri var, çavuşu var, vazifeleri var. Böyle. Bu benim koyduğum kral da değil. Yok ben gideceğim, Adnan Hoca'nın oraya oturacağım. Ya böyle bir, hiç kimsenin hakkı yok. Dergah böyle bir yer değil. Böyle bir yer değil dergah. O yüzden, hiyerarşisi, adam Erkan'a oturmuştur.
Oturmadıysa da zamanla oturuyordur. Sen öğrendikçe uyarsın. İnşallah. Öyle ben rüyamda şunu gördüm, şöyle gördüm. Ben bunu böyle yapacağım. Öyle bir, kimsenin hakkı yok. Allah bize affetsin. Mehtala Resul yaşıyormuş ve gaybetteymiş. Bu gaybet dönemi nasıl bir şey efendim, bilgi verirmişsiniz? Bunu söyleyene soracaksanız, bizim böyle bir iddiamız yok. Ya zaman zaman Ümmet-i Muhammed'in içerisine böyle sözler atıyorlar. Müslümanları gevşetiyorlar. Mehtala Resul yaşıyor. Ha iyi. Siz yaşıyor diyorsunuz. bana geldi, görevini yaptı, tamamladı, gitti. Sen ne Mehdi'si bekliyorsun diyenleri biliyorum ben. Ben yeni Müslüman olduğumda, yeni Asyacılar, Risale-i Yeni Asya grubu, bana şunu söylüyorlardı.
Mehdi geldi, vazifesini yaptı, gitti. Sen ne Mehdi'si bekliyorsun diyordu. Onlar Mehdi olarak Bediüzzaman Said-i Nursi'yi görüyorlardı. Ve geldi, vazifesini yaptı, gitti. Bediüzzaman da normalde Risalelerinde kendisinin o beklenen Mehdi'nin olmadığını, ama ona zemin hazırladığını, onun yolunda çalıştığını söylüyor. Ama normalde ondan sonra gelen Risaleciler, diyorlardı ki, Mehdi o. Ya kendini sakladı öyle diyerekten. Ama Mehdi kendini saklamayacak ki. Kendisini saklamayacak. Belli işte, Mekke'de gidecekler, ona biat etmek isteyecekler. O Medine-i Münevvere'ye gidecek.
Medine-i Münevvere'de biat etmek isteyecekler. Bu sefer Mekke'ye dönecek. Mekke'de herkes biat edecek. Biat edince de Deccal ordusunu kaldıracak. Mekke'ye doğru yürüyecek. Hadis-i Şerif bu. Şimdi de ki, Mehdi çıktı, kaybette. Veya Mehdi çıktı, vazifede. Yani İsa nerede dedim de, vazifede ise, İstanbul sokaklarında, kendini bilmez halde dolaşıyor. Laf mı bu? İlim mi bu? Din bu mu? İslam bu mu? Allah bizi muhafaza eylesin. Bunları hızla geçeyim. Olmaz mı? Bir konu var, o hadisten devam etmek istiyorum. İnşallah. Şeyhleri ve Mürşid-i Kamilleri kim seçer? Nasıl görevlendirirler? Tarikat ve tasavvuf, velilik, şeyhlik, babadan oğula geçer bir yol mudur?
Şeyh Efendi, babadan oğula geçen bir yol değil derdi. Mürşidliği, Mürşid-i Kamilliği. Şeyhlik, babadan oğula geçer. Doğuda, güneydoğuda komple, şeyhlerin büyük bir çoğunluğu, babadan oğuladır. Hatta, birisi şeyhtir, onun dört oğlan var, dördü de şeyh olur. Onlar ölürler, onların oğlanları şeyh olur. Onlar ölür, onların oğlanları şeyh olur. Böyle, babadan oğula, oğuldan oğula geçer. Kabile şeyhliği gibi bunlar. Bunu hem Çorum Nacı Mustafa Efendi, hem Nevşeli Abdullah Gürbüz Efendi, bu şeyhliklerin muteber olmadığını, bunların gerçek manada şeyh olmadığını, söylerlerdi. Benim bildiğim doğru bu, ama bu şeydir, genel kaidedir.
Ha bir kimsenin oğlu yetişir, dergahın içerisinde, gerçekten millet onu rüyasında görür, halinde görür. Yani o da şeyhin oğlu, olmaz deyip de, kapı kapanacak değil. Böyle bir şey yok. Ama ve lakin, yani şeyh efendi, sağlığında, işte benim oğlum da şeyhtir, diyecek. Veyahut da işte, torununu, diyecek ki, gelecek şeyh budur, diyecek. Filan, fişman, bunlar böyle, sıkıntılı şeyler. Allah bizi affetsin. Kim seçer, Allah seçecek. Hadisi kudüsü var ya, Allah bir kulunu severse, Cebrail'e söyler, ben bunu sevdim, gök halkına söyle. Cebrail Aleyhisselam, gök halkına nida eder, Allah onu sevdi, siz de seveyim. Gök halkı da, mümin kulların kalbine ilham eder, diyor, melekler.
Allah seçecek. Mürşidi kamillerin, müritlerini seçme ruhsatı, var mıdır, yoksa müritler, mürşidini mi seçerler? Yani normalde bir mürşidin önüne bir kimse gelecek, ben seni rüyamda gördüm, böyle böyle intisap etmek istiyorum, diyecek de, o kimsenin ona hayır mı diyecek? Sıkıntılı. Üstadı tarafından ders verilen müridin, bu dünyada seyri sülukunu tamamlamıyorsa, bu yolda ölen müridin süluku tamam olur mu? O kimse nefes yetiştiremezse, derviş oldu, derviş olduktan sonra nefesi yetmedi. Öyle ya. E onun böyle bir hakkı olur, ama sen 30 yıl dergâhta otur, hiçbir şey yapma. Ben öldükten sonra benim sülukum tamamlanacaktı.
Biraz tembellik. Şehvet nedir? Kurtulmak için oruç dışında ne yapılabilir? Şehvetten kurtulunmaz. Şehvetten kurtulmak için de mücadele edilmez. Şehvet doğru yola sevk edilir. Nedir? Bu eğer kadınla, erkekle alakalıysa, cinsiz, cinsellikle alakalıysa, evlenecek. Evlenemiyorsa oruç tutacak. Evlenecek. Evlenmek fıtridir. Bir kimsenin şehvetiyle mücadele etmesi fıtrî değildir. Geçici bir zaman olabilir. Ama o evlenmesi lazım. En doğru yol o. Kadınlarda Ramazan ayında özel durumlarda tutamadıkları oruç borçları varken nafile oruç tutabilirler mi? Hanefi'ye göre tutabilirler.
Ama normalde nafile tutacakları zaman o borçlarına niyet etseler daha iyi olur. Alkol alan kimsenin vücudundan alkolün etkisi kaç zamanda çıkar? Genel olarak haramla ilgili bilgiler nelerdir? İyicek içeceklerde haram yiyen içen bir kimse kırk gün vücudundan çıkmayacağına dair hadis-i şerife. Ailemin, kardeşlerimin durumu hem maddi hem manevi çok kötü.
Elimden duadan başka bir şey gelmiyor. kabul olmayan dua yoktur ama başkalarına ettiğim dua kabul olduğuna şahit olurken ana baba kardeşlerime ettiklerim olmuyor. Hem daha kötü oluyor ne yapayım? Allah rızası için dualarımızı, dualarınızı rica ediyorum. Normalde elimden, duadan başka bir şey gelmiyor demek duayı küçümsemektir. Duayı küçümseyen bir kimsenin duası kabul olunmaz. Ne yapalım elimizden, duadan başka bir şey gelmiyor? Bu ne demek ya? Dua en büyük silah. Sizin duanız olmasaydı siz ne işe yarardınız? Dua edin. Ve duanızın kabul olacağını iman ederekten dua edin. Öyle bir şey yok. Ağlayın, gözyaşı akıtın.
Allah'tan isteyin. Yalvarın. Dua zikirdir. Hani o gizlice Allah'ı sessiz bir şekilde anarlar dediği şey dua edenlerle alakalıdır. Allah'a dua etmek gizlice, tenhalarda, hiç kimsenin olmadığı yerde, gösteriş için değil. O dua müstecaptır. Gözyaşıyla yapılan dua müstecaptır. Cenab-ı Hak onu geri çevirmez. Secdede yapılan dualar, gözyaşıyla yapılan dualar, Beytullah'ta yapılan dualar, Medine-i Münevveren'e, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. Kabri şerifinde yapılan dualar, Cuma günü, Cuma saatinde yapılan dualar, Seher vaktinde yapılan dualar, Gece yarısından sonra yapılan dualar, Bunlar vakit olarak, ve yer olarak müstecaptır.
Dua edin. Duanızı da küçük görmeyin öyle. Ben bir senelik evliyim. Eşimin ailesi nişanlıyken çok iyiydiler. Ya da rolleri öyleydi. Düğün oldu, bitti. Bunlar kendi gerçek yüzlerine çıkardılar ortaya. Evde babaanne maaşımızı alıyor. Eşimin halaları karışıyor her şeye. Çok mutsuzum. Şu an babamın evindeyim. Ve bu ilk gelişim değil. Eşim uyma akıl. Hiç benim yanımda değil. Hep halaları, Babaannesi, Babasının dediği onun için önemli. Hocam ne yapmam gerekiyor? Benim babam bu sefer geri göndermek istemiyor beni. Allah yardımcı olsun. Zor şeyler bunlar. Zor şeyler.
Bir kadının iki kocası olmayacak. Bir kadının bir kocası olacak. O da kocasıdır kadının. Ama adam bu noktada Evine, eşine, Bir başkasının eline bırakmayacak. Evine ve işine. Eşine sahip çıkacak. En büyük handikap bu. Erkek evde erkek gibi olmalı. Bu böyle Eşine başkaları da karışıyorsa Bu sıkıntı. Huzur bulunması mümkün değil. Kimisi ne yazık ki böyle muktedir olmuyorlar. Erkekler Eşlerinin üzerinde Ve evlerinin üzerinde Muktedir olmuyorlar.
Muktedir olamamak O normalde eşine herkes karışıyor. Veyahut da o kimsenin üzerinde herkes karışıyor. Geliver ayı olsun gidiver tingozun. O evlilik düzgün olmuyor. Allah bizi affetsin. Ebu Derda anlatıyor. Dimeş Camii'nin karşısında her gün 50 dinar kazanıp Allah yolunda harcayacağım bir ticarethanemin olmasını, cemaatle namazı kaçırmamaya tercih etmem. Allah'ın helal kıldığını haram kılacak değilim. Fakat ben Allah'ın şu ayetinde belirttiği Onlar ne ticaretin ne de alışverişin kendilerini Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoyduğu insanlardır. Onlar kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar. Nur suresi ayet 37 diye beyan ettiği kimselerden olmamayı da istemem.
Yani demek ki bir sufi için dünyevi meşgaleler ne kadar hak ise, dünyevi meşgaleler ne kadar caiz ise de, o yine o dünyevi meşgaleleri onu namaz kılmaktan, onu zekat vermekten, onu Allah'ı zikretmekten alıkoymaması gerekir. Demek ki ne kadar dünyevi meşgalemiz olursa olsun, ne kadar biz dünya olarak işimiz çok olursa olsun, bizim namaz kılmaktan, oruç tutmaktan, zekat vermekten, Allah yolunda cihad etmekten, Allah'ı zikretmekten bu meşgalelerimiz, bu dünyanın içerisinde olan şeyler bizi bu yoldan alıkoymaması lazım.
O yüzden şunu düşünmeyin, bir sufinin dünya ile işi olmaz. Yok hayır. Sufi dünya ile işi olur, alır, satar, ticaret yapar, işine gücüne bakar. Ama o bunları yaparken, Kur'an ve sünnetin doğrusundan asla ayrılmaz, harama dalmaz ve aynı zamanda da, onun normalde dünyevi meşgaleleri, günlük, haftalık, aylık, yıllık ibadetlerini engellemez.
Ramazandan Ramazan'a oruç tutmak, örneğin, yıllık ibadettir. Bir kimsenin pazartesi, perşembe oruç tutması, haftalık ibadettir. Cuma günleri, cuma namazı kılması, haftalık ibadettir. Bir kimsenin beş vakit namaz kılması, günlük ibadetidir. Bir kimsenin günlük virdini çekmesi, zikrini yapması, günlük ibadettir. Haftanın bir günü veya iki günü, toplanıp cemaatle Allah'ı zikretmesi, haftalık ibadettir.
O zaman, normalde insanlar, bu günlük, haftalık, aylık, ne bileyim işte, yıllık ibadetlerini terk etmeyecekler. Kendilerine vird ettikleri, kendilerine vird ettikleri ibadetleri, dünyevi meşgalelerden dolayı terk etmeyecekler. Ya işte ben namazı, ya ne yapayım bugün işim çok sıkışıktı, kılmadım. Böyle olmayacak, böyle olmayacak. Ya perşembe günü ders var, zikir var ama işte, ya olmadı işte, olmayacak. Yani o derse gideceksin. İşte mahallelerde, salı günü, çarşamba günü, cuma günü, değişik mahallelerde değişik dersler var. Ya olmadı ya gidemedik, onu demeyeceksin. Ona gideceksin derse.
O Allah'ın zikrini, günü veya Allah'ın zikrini yapmaktan seni bir şey alıkoymayacak. Virdleriyle alakalı bu. Her gün toplu bir şekilde burada ders olmuyor. Haftanın bir günü oluyor. Haftanın bir günü geleceksin. İşte mahallede de bir güne gidiyorsan veya nasıl yapıyorsa, iki gün. O vird gibi, onu takip edeceksin. Hiçbir şey seni engellemeyecek buna gitmekten. Senin beş vakit farz namazı kılmanı bir şey engellemeyecek. Senin otuz Ramazan oruç tutmanı bir şey engellemeyecek. Engellediği anda, Allah muhafaza eylesin. Şeytana uydun, nefse uydun, heva hevese uydun, gaflete düştün. Rabbi muhafaza eylesin cümlemizi.
O yüzden normalde bir kimse kendince, kendi dairesinde kendisine ait bir yol çizecek. Bu kendinize kesinlikle bu yolları çizerken helalları haram etmeyin. Sufilik adına. Bir kısım sufi topluluklar var. Allah muhafaza eylesin. Birkaç tane böyle kardeşler falan görüyorum ben böyle bazen. Yani kendilerini haram etmişler helalları.
Yasaklamışlar kendilerine helalları. Hadi bir kimseye riyazat yaptırırsınız. Bir şey olur. Dersiniz ki ya onu sen böyle yemek ye. Veyahut da ona dersiniz ki sen böyle davran. Veyahut ona dersiniz ki sen böyle kendine istikam edeceğiz. Bu şahsa ettir. Ama topluluğa etsen din adına bir kimseyi helalları haram edemezsin. Haramları da helal edemezsin. Bu din değil. İşte benim şeyhim helalı haram etse ben yapmam. Boş laf. Senin şeyhin helalı sana haram ediyorsa şeyhin cahil bir kimse senin. Benim şeyhim ee haramı helal etse ben helal görürüm onu. Cahil laf bunlar.
Bunlar insanı Kur'an ve sünnetten dışarı çıkaran laflar. Bunlar dervişlik lafı değil. Bunlar sufi lafı değil. Ha ben şeyhimi çok seviyorum. Bana helalı haram etse ben kabul ederim. Laf. Sen şeyhin çok sevsen böyle kelama benim kızdığımı bilirsin söylemezsin. Sen şeyhini çok sevmiş olsan şeyhinin Kur'an ve sünnetin dışında bir şey istemeyeceğini, bir şey söylemeyeceğini, Kur'an ve sünnetin helal ettiğini haram etmeyeceğini, haram ettiğini de helal etmeyeceğini bilirsin. Bu tip boş lafları kullanmazsın. Bunlar bir kimsenin dervişlik göstergesi değildir. Bunlar o kimsenin cahillik göstergesidir.
Cahildir o. Desen ki şeyhin bana dağa tırman dese tırmanırım. Eyvallah. Dağa tırmanmak zor geliyor. Yolda gitmek de zor geliyor. Yolun kurallarına uymak da zor geliyor. Edebiyat kolay ama. Şeyhin bana helalı haram etse ben haram ederim. Bunlar yola laf getiren şeyler. Bunlar yolumuza laf getiren şeyler. Bunlar Kur'an ve sünnete laf getiren, sufiliğe laf getiren, haddi aşan sözler bunlar. Kardeşler, ağzımdan Kur'an ve sünnetin dışında bir şey çıkarırsa uyarın beni. Deyin ki bu sözün Kur'an ve sünnetin dışında.
Sizin uyarmanızdan mutluluk duyarım. Kendimi değiştiririm. Hemen tövbe ederim. Sözümü geri alırım. Sözümü geri alırım. Bir Müslümanın ağzından Kur'an ve sünnetin dışından bir şey çıkmaz din adına. Kimin ağzından Kur'an ve sünnetin dışında bir şey çıkıyorsa hata yapmıştır, yanlışlık yapmıştır. Yaptığı şeye göre günah kebar yapmıştır. Söylediği şeye göre küfre bile düşmüştür. İnsanlar, sufi topluluklarda dinin inceliklerini öğrenirler. Bunlar dinin inceliklerinin dışında şeyler. Bunlar dinin derinliğinin dışında olan şeyler.
Bunlar sürüye kurt getiren şeyler. Bunlar dervişlik sözleri değil. Bunlar sufi sözleri değil. Bunlar bizim sözlerimiz değil. Bizim yolumuz bu değil. Bizim tarzımız bu değil. Biz Kur'an sünnet için yaşarız. Kur'an sünnet içerisinde yaşarız. Bunu ben ta yolun başında söyledim. Benim şeyhimin şeyhimin şeyhi böyle yapardı. Benim şeyhim böyle yapardı. Kur'an ve sünnetin dışındaysa benim için edep değildir o. Benim için ölçü değildir o. Benim için ölçü değildir. Benim şeyhimin şeyhi böyle yaparmış.
Biz de böyle yapıyoruz. Ölçü değil kardeşim. Bizim ölçümüz değil. Bizim ölçümüz direkt Kur'an, sünnet, imamların iştahı. Direkt ilk sufilerin yolu. Senin şeyhinin şeyhi öyle yapıyormuş. Beni ilgilendirmiyor. Adam şalvarını diktirmiş. Dizine kadar cebi var. Şeyhinin şeyhi de öyle diktirmiş. Şeyhi de öyle diktirmiş. Halife kendisi. Kendisi de öyle diktirmiş. Dedim neden? Dedi Cuma mübarekinde bizde harçlık verilir dedi. Ne yapıyorsunuz dedim ben. Böyle bir işte zikir yaptıkları bir yer düşünün. Cuma'yı orada kılıyorlarmış. Bütün cemaat olarak. Herkes Cuma'ya gelecek burada kılacak.
Cuma'dan sonra herkes Cuma mübarek olsun. Şeyhin elini öpecek. Cebine de 1 lira koyacak. 5 lira koyacak. 10 lira koyacak. Bunun adı da sufilik olacak. Adamlar bunu görmüşler. Dedim yok böyle bir şey. Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Ayet-i kerime. Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz.
Zakirler sizden borç isterlerse vermeyin. Çavuşlar borç isterlerse vermeyin. Ben sizden borç istersem vermeyin. Ben, zakirler, çavuşlar beni şuraya götürün dediklerinde götürmeyin. Bana yemek gidir, beni içir, beni gezdir, beni dolaştır. Yapmayın. Bu kim olursa olsun. Bu kim olursa olsun. Bayan erkek. Yolu bozmayın. Sözlerinize dikkat edin. Tavır ve davranışlarınıza dikkat edin. Yolu bozmayın.
Hiyerarşiyi bozmayın. Ben Zakir'i tanımam, ben şeyhi tanırım. Seni hiç tanımam. Seni hiç tanımam. Kadın erkek. Ben çavuşu tanımam, ben şeyhe bağlıyım. Hiç bana bağlı değilsin. Hiç tanımam. Kimse yolun adabını, erkanını, hiyerarşisini bozmayacak. Burası nefis terbiye yeri. Burası Hacı Baba tekkesi değil. Yol geçen anı da değil. Burası herkesin nefsine göre hareket edeceği bir yer değil. Değil kardeşim. Al dersini git. Değil. Ya tabi olursun, uyarsın. Ya da çeker gidersin.
İkisinden biri. Ya dervişsindir. Buranın hiyerarşisine, adabına, erkanına uyarsın. Ya da çeker gidersin. Zakirlerimizin arkasından gıybet ve dedikodu edecek olanlar tövbe etsinler. Derslerini alıp gitsinler. Ya da tövbe etsinler, kalsınlar. Ders yaptıran çavuş kardeşlerimizin arkasından dedikodu, gıybet edecek olanlar alsınlar derslerini gitsinler.
Ya da otursunlar dosdoğru derslerine, yollarına devam etsinler. Ya tabi olursunuz. Nefsinizi terbiye eder, yol yürürsünüz. Ya da dersiniz ki ya bana ağır geliyor. Ben yapamayacağım. Ne oldu? X zakire ben uyamayacağım. Ben X çavuşa ben uyamayacağım. Eyvallah. Ben sufili böyle dangolo zaflar olarak biliyorum. Yok kardeşim böyle bir şey. Herkes Kur'an sünnete sımsık yapışacak. Herkes Kur'an sünnet içerisinde yaşayacak. Ve herkes bu topluluğun adabına, erkanına, hiyerarşisine tabi olacak. Tabi olacak. Edeb edecek. Ahlakını güzelleştirecek. Dedikodu etmeyecek.
Gıybet etmeyecek. Laf dolaştırmayacak. Kur'an ve sünnet yolunda yol yürüyecek. Hizmet edecek, çalışacak, mücadele edecek, gayret edecek. Ben bazen diyorum ya, bir civciv bak bakalım diyor. Bir çiçek büyüt. Bir kuş bak. Bir böcek bak. Birini yetiştir ya. Bir şeye yetiştir. Bir şeye yetiştir. O zaman anla. Kimse har vuru parmağın savurmayacak. Zakirler de ben zakirim deyip, har vuru parmağın savurmayacaklar. Ama onların hesabı bana ait. Derviş kardeşleri ait değil. Kimse hesap kesmesin.
Kimse kendi kafasından şeyhlik yapmasın. Kimse zakir değiştirmeye kalkmasın kendi kafasından. Kimse kendi kafasından çavuş değiştirmeye kalkmasın. Bugün çavuş değiştirmeye kalkan, yarın zakir değiştirmeye kalkan, ertesi gün şeyh değiştirmeye kalkan. O yolları gördük biz. Onları yaşadık. Allah muhafaza eylesin. O yüzden helalı haram etme, haramı helal etme yolu sufilik değildir.
Ne diyor Ebu Derda? Ben diyor helalı haram edemem. Allah'ın helalini kimse haram edemez. Allah'ın haramını da kimse helal edemez. Edemez. Edemez. O yüzden topluluğumuzun içinde de hiç kimse böyle lafları kullanamaz. Kur'an ve sünnetin dışında lafları. Ve herkes o hiyerarşisine uyar. Allah bizi onlardan eylesin. Rabbim cümlemizi muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak cümle kardeşlerimizi her türlü beladan, musibetten, sıkıntıdan korusun inşallah. Cümle kardeşlerimizi Kur'an ve sünnet yolunda devam et der seni. Burada bir son soru geldi. Onu da okuyuvereyim. Benim eşim çok cümri.
Korkumdan bir şey harcayamıyorum. Çocuğun okuluna para bile harcasam bunun hesabını soruyor. Bir TL bile harcasam bana hesap soruyor. Bazen çok yoruluyorum. Kimsem olmadığı için de boşanamıyorum. Bazen o kadar çok bunaltıyor ki, eve almamak için kendimi zor tutuyorum. Eve almasam bunun günahı vebalı bana sorulur mu? Yapma. Eve almamazlık etme. Allah muhafaza eylesin. Allah ne cimri olanlardan ne de israf edenlerden eylesin. Rabbim cümlemizi bu noktada israftan koruyup cömert kullarından eylesin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.