mustafaozbag.org

585. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 9 Kasım 2018 · 34:23

Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Bu demirtaşlılar böyle jest yapmışlar. Demirtaşlılara da ayrıyeten teşekkür edeyim. Çiçek için. Evet sorabilirsiniz.
Bizim Halit hocanın deyimiyle interaktif, Halit hocam, interaktif oluyor değil mi? Canlı, evet. Bugün ne o, ders yaptığımız kitabı geç kalıyorum diye paldır küldür çıktık. Yaşlılık, ihtiyarlık üst üste geliyor demek ki. Unuttuk. Hadis de var. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri uykudan, deliden, yani kafa giderse, bir kimse delirirse, uykuda, uyuduğu zamanki hallerinden, bir de unuttuklarından sorumlu değil demiş. Üç kişiden sorumluluk kalkar. Unutandan, uyuyan'dan, delirenden.
Hamdolsun, üçü de var bizden. Üçü de var diyorum, doktor rapor veriyor çünkü. Diyor ki, şeye, ne o? Gelseniz diyor, hastane diyor, kesin sizi yatırırlar diyor. Öyle demedin mi doktor? Geçerli mi teşhisin hala da? Geçerliymiş teşhisin. İlaç tedavisine diyor, başlarlar size diyor. Bir güzel yatırırlar diyor. Bu psikolojik sendromla mı alakalı? Delilikle alakalı yani, değil mi? Ne, şizofreni teşhisimi koyarlar bana? Şizofreni koyarlarmış. O yüzden doktor böyle söylediği için, doktor adam sonuçta. Bir başkası söylemiyor.
Allah rahmet eylesin. Şeyhimin hanımı da derdi zaten bana. Normal olmadı mı? Eski arkadaşlarım da derdi. Demek ki biraz bende, biraz fazla doktor, demek ki olgunlaşmış haline geldi, gördü. Deli raporumu verdi doktor. Teşhis koydu. Rapor vermedi ama. Öbür türlü ne? Uykuda yaptıklarımızdan. Biz zaten uykudayız. Ölünce uyanacağız. O da hadiste sabit. İnsanlar uykudadır. Öldüklerinde uyanırlar. Öbürkü ne kaldı? Bir de unuttu. Zaten unutkanız. Hamdolsun. O yüzden sorumlu değiliz. Evet sen mi soracaktın Hacı Mehmet'e? Namaz söz konusu olur mu? Bunamak ayrı.
Bunamak ne doktor? Mikrofona konuşun ya. Mikrofon verin doktora. Hem soruyu mikrofona verin. Hem de cevabı. Önce soruyu sorsun. Velilerin nebilerinde bunama söz konusu olur mu? Önce bunamayı öğrenelim.
Neymiş bunama? Evet doktor. Bunama halk arasındaki tabir. Bizim normalde demans dediğimiz bir hastalık değil aslında. Birçok hastalığın bir sonucu diyebiliriz. Özellikle yaşla beraber olan durumuna biz buna mı diyoruz? Halk tabiriyle. Temel sebebi şudur. Yaşla beraber nasıl bütün vücudumuzun hücreleri belli bir dejenerasyona, belli bir bozulmaya gidiyorsa, beyin hücreleri de aynı şekilde, sinir hücrelerimiz de aynı şekilde belli bir bozulmaya gider. Tabii bu herkeste olacak diye bir şey yok. Normalde bazısında 50 yaşında olur, bazısında 40 yaşında, bazısında 80 yaşında, 90 yaşında olabilir veya hiç görülmeyebilir. Normalde gençliğinde ne kadar beyin fonksiyonlarını bizim yani normalde modern tıbbın uygun gördüğü şey şu. Engellenmesi açısından. Beyin fonksiyonları ne kadar fazla kullanırsa bir insan gençken bunaması sinir hücrelerinin harabiyeti o kadar gecikiyor.
Ama temel olarak biz bunamayı sinir hücrelerinin harabiyetine bağlayabiliriz. Teşekkür ederim doktor. Sorunun cevabında eğer olursa, bunama söz konu olursa itibar edilir mi, etilmez mi? Bunayı bunamadığını kim karar verir? Bu velilerin, nebilerin. Teşekkür ederim babacığım. Normalde bir kimsenin bunaması demek, hafızasının gerektiği şekilde çalışmaması halk tabirinde.
Bir kimsenin hafızası geri gelmeyebilir, hafızasını kaybedebilir bir kimse. Ama normalde o kimse eğer, bir sefer şunu yerli yerine koyalım. Bir kısım sufiler, mürşid-i kamil noktadaki kimselerin bunama haliyle hallenmeyeceğine hükmederler. Ve kendi derler ki, işte mürşid-i kamiller bunamazlar.
Bunu normalde mesela değişik noktalarda, değişik dairelerde bunu söylerler. Bunamadan kasıt, eğer o kimsenin hafızasını kaybetmesi ise, bu herkes için mümkün. Ama bunamadan kasıt, yani normalde biz hastalıkları teşhis ederken, hastalıkları koyarken, ister klasik, ister modern tıbbın tanımlamasıyla bu hastalıkları koyuyoruz.
Hastalıkların isimlerini koyuyoruz. Şimdi bir taraftan sufiler diyecekler ki, hastalık yoktur, hasta vardır. Bir taraftan diyeceğiz ki, biz bunamayı bir hastalık olarak göreceğiz. Bu tenakuz olmuş olur. Eğer sufi felsefesinde hasta varsa, hastalık yoksa, o zaman bir kimsenin kendi kendisini hasta görmesi vardır. Bu psikolojiktir. Ve sonuç olarak da, o kimsenin kendi kendisini hasta görmesinden dolayı, hastalık onun üzerinde zuhur etmiş olur. Şimdi, buradan hareket edersek, o kimsenin bunaması olmaması lazım. Daha doğrusu, hastalık olarak görmememiz lazım. E şimdi hastalık olarak görmediğimiz bir şeyi, biz nasıl o kimseyi hasta olarak göreceğiz?
Burada bir tenakuz oluşuyor. Bu tenakuzu normalde, tabii kendi dairesinde insanlar kendilerince aşabilirler. Benim düşüncem şu, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, tam korunmuş bir peygamber idi. Tam korunmuş bir peygamber, ateşli hastalıktan, zehirlenmeye bağlı ateşli hastalıktan, sebebi bu, ondan öldü. Zehirlenmeye bağlı ateşli hastalık geçiren, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, o dönem içerisinde çok sıkça bayılmaya başladı. Mesela bayılırdı, bayıldıktan sonra tekrar soğuk suyla yüzüne su serperler, başına su dökerler, hatta yıkarlar. Yıkarlar, ayılır kendine gelir, yüksek ateşten dolayı bir dava ayılırdı.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ateşli hastalığa zehirlenmeden dolayı, ateşli hastalığa tutulduysa, bütün herkes hastalığa tutulabilir. Hastalığının ne adı, adı ne olursa olsun. Tabii ben şimdi isim zikretmek istemiyorum ama tanıdığım bazı şeyhler, işte bu noktada kendilerinde bunama olmayacağını veyahut da işte mürşid-i kamillerde bunama olmayacağını söylerlerdi.
Ben bazılarının zaman zaman halk tabiriyle bunama dediğimiz o tezahürleri onlarda gördüm. O yüzden ben olmayacak kapısını, olmaz kapısını kapatanlardan değilim. Hastalık herkes için. Onun mürşid-i kamilliğine şey değil, ne o? Zarar değil o. Nasıl bir hastalık peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberliğine zarar değilse, nasıl Adem'den itibaren peygamberlere değişik rahatsızlıklar ve hastalıklar üzerine geldiyse, o yüzden bir velinin, bir mürşid-i kamilin veya bir kutup seviyesindeki bir velinin üzerine de hastalık gelmesi gayet normaldir.
Bunu böyle hastalıktan münezzeh tutmak çok hoş bir şey değil. Allah muhafaza eylesin. İnternetten dinleyenler için anlaşılsın. İstişare mekanizmasını soracaktım ben. Ayet-i kerimede buyruluyor ki, bilmediklerinizi zikire ehline sorun. Buradaki bilmekten kasıt kişi için, oradaki neticede bilmek marifetullah, biz orada yani her şeyi mi sormalıyız?
Bilmekten kasıt nedir? Bir de her şeyi istişare edebilir miyiz? Allah razı olsun. İstişare ayetle, hadisle, imamların iştahatlarıyla olması gereken bir şey. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kendisini bile ilgilendiren meselelerde sahabelerle istişare etmiştir. Hazreti Ayşe annemize iftira atıldığı zamanki gibi. İstişare etmiş. Görüşlerini sormuş. Hazreti Ebubekir'in, Ömer'in, Hazreti Ali Efendimiz'in başka sahabelerin bu konu hakkında görüşünüz nedir diye istişare etmiş. İstişare etmesi, tekrar bugün sohbet oradan açıldı demek ki öyle konuşayım, peygamberliğine zarar getirecek, helal getirecek bir şey değildir. Çünkü ayet-i kerimeyle de istişare et, bir karar alındığında da o kararı uygula der.
O zaman istişare ayetle sabittir. Ve müminlerin işlerini istişareyle götüreceklerine, yöneteceklerine dair de ayet-i kerime var. Demirtaşlılardan özür dileyerekten bunu kaldırtırabilir miyiz? Bunu arkaya doğru götürür. Allah razı olsun. Şimdi istişare ayetle hadiste sabit olunca bir kimsenin bilmediği meselelerde konusunda uzman o meseleyi bilen bir kimseyle istişare etmesi hem ayet hem hadis noktasında caiz olmuş oluyor.
Hatta duruma göre farz oluyor. İstişare eden yanılmaz hadis-i şerif, istişare eden aldanmaz hadis-i şerif, istişareyle işlerini götürürüz, hadis-i şerif. Öyle olunca bir kimse ticaret ise ticaret erbabıyla. Askeri bir mesele ise askeri erkanla. Siyasi bir mesele ise siyasi bir mesele, siyasi erkanıyla. Ekonomiyle alakalı ise ekonomiyle ilgili olan insanlarla. Devleti ilgilendiren bir mesele ise devlet erkanıyla. İstişare etmesi şarttır. Dergahlarda, tekkelerde istişare mekanizmasını çalıştırmamak, bunu çalışmaz hale getirmek oradaki insanların aklına fikrine hakaret gibidir.
Bir kimse, mesela bunu böyle söylerken kendimi meth etmek için söylemiyorum. İçinde bulunduğum dergahta ilk istişare eden insanlardan birisiyim. Arkadaşlarla istişare edip bu işi daha ileriye nasıl götürebiliriz? Daha iyi nasıl bulabiliriz? Daha farklı noktalara nasıl gidebiliriz diye istişare eden insanım. Ve dergahın içerisinde diğer zakirler tarafından eleştirilirdim. Hatta istişarelere başlarken eski arkadaşlar bilirler. Derdim ki ben dahil her şeyi konuşabiliriz burada. Ben dahil. İnsanlar bir işte samimiyetlerini ortaya koymalı. Ha istişare edilir, belki de istişareden alınan fikirlerin çok dışında bir fikir uygulanabilir.
Bu da olması mümkün. Veya istişareden alınan bir karar, Cenab-ı Hak onu bereketlendirir. İsabetli olmuyormuş gibi, isabetli görünmüyormuş gibi olsa, istişarenin bereketiyle, Kur'an ve sünneti uymanın bereketiyle Cenab-ı Hak onu aslında isabetli değilmiş gibi olsa dahi Rabbim ona isabet verir. Cenab-ı Hak hakkı o tarafa çevirir. O yüzden istişare etmek, istişarenin sonucunda bir karar alındığında o karara da tabi olmak, o karara itibar etmek haktır. İstişarenin sonucunda bir karar alındı da o istişareye uygun davranılmıyorsa, uygun davranmayanlar, hakka ve hakikate aykırı iş yapmış olurlar ki, bunun neticesinde bu mesele maneviyse manevi zarar görürler, maddi ise maddi zarar görürler.
Her maddi zararın arkasından muhakkak manevi zarar gelir. Çünkü maddi zararlar insanların maneviyatlarını bozar, kalplerini dağıtır. Allah muhafaza eylesin. Bize yani ne oldu ki ya canım malımıza gelsin. Senin malına geldiğinde senin kalbini dağıtma ihtimali var onun. Senin kalbini bozma ihtimali var. Sen malıma gelsin deme. Ne olmuş ya işte hastalık gelmiş. Hastalık da gelmesin kardeşim. Allah muhafaza eylesin. Sen bu noktada kendi kendini dağıtabilirsin. O yüzden meselenin kendisine göre, kendi dairesinde istişare etmek gerekir. Her şeyi mi sormak gerekir? Böyle bir özel emir yok ise bir kimse kendi özel dairesindeki her şeyi sormak zorunda değil.
Dergahı ilgilendiren bir mesele ise zakiriyle istişare eder. Şeyhiyle istişare eder. Örneğin örnekliyorum bunu. Tekkeyi ilgilendiren bir konu ise tekkenin sorunları oturur, kendilerince istişare ederler. Bu meselede nasıl davranalım derler. Bunu nasıl halledelim derler. Bir problem var ise. Bir mahalleye ilgilendiren bir mesele ise mahallenin abileri, büyükleri toplanırlar. Bu meselede nasıl davranmamız lazım, neler yapmamız lazım deyip orada istişare ederler. Etmeliler zaten. Eğer istişare etmiyorlarsa, bir istişare heyetleri yok ise bu noktada sıkıntı yaşıyorlar. Sünnet-i Seneyi terk etmiş oluyorlar. Küçücük bir yerde de olsa istişare edin. Bu dergahla alakalı söylüyorum. Arkadaşlarla alakalı söylüyorum.
İsterse orada üç kişi olsun. Üç kişi oturun istişare edin. Ortak bir nokta bulun kendinizce. Ama bu bulduğunuz nokta, Kur'an sünnete, tasavvufun kendi içerisindeki doğrulara, kendi bizim topluluğumuzun kendi içerisindeki kaidelere uygun olmalı. Bakın uygun olmalı. O yüzden istişare heyetlerini, istişare sünnetini, istişare yolunu hiçbir zaman bırakmayın.
Bu ne bir şeyhin şeyhliğine, ne bir zakirin zakirliğine, ne de bir çavuşun çavuşluğuna helal getirecek bir şey değildir. Arkadaşlarınızla paylaşın. Onların da görüşlerini alın. Onlarla oturun, istişare edin. Onların da fikirlerini alın. Onların da düşüncelerini alın. Ticaret yapacaksın. Git üç beş tane ticaret erbabıyla, yapacak oldun ticaretle. Kuyumcülük kan açacaksan, kuyumcularla istişare et. Demircilük kan açacaksan, demircilerle istişare et. Aklıma geleni söylüyorum. İnşaat işine gireceksen, git müteahhitlerle, inşaat işi yapanlarla istişare et. Alıp satacaksın, alıp satacak olan kimselerle otur, istişare et.
Ben biliyorum deme. Ben biliyorum deme. Mustafa Özbağ. Kendince ufak tefek işler yapıyor. O işi yaparken dahi etrafımda o işle alakalı, bilgili üç dört tane kimse var. Atacağım adımı bile sorarım onlara. Derim ki böyle böyle var. Ne diyeyim, ne yapayım, nasıl söyleyeyim. Evet, istersen ne olursan ol. İstişare kapısını kapatma. İstişare kapısını kapatma. İnsanlar gün geçer, devran döner, bir şeyi bırakırsın. Kendi kendine akıllandığını, kendi kendine tecrübe sahip olduğunu düşünebilirsin.
Yanılırsın canım kardeşim. Yanılırsın. Tekrar söylüyorum, yanılırsın. İstişareyi bırakan kimse yanılır. Bir daha sor. Ne olur yanılırsam deme.
Bir sefer yanıldığında, ikinci yanılgının kapısını açarsın. O yüzden istişareyi terk etmeyin. İnşallah. Abdullah doktor, bir hastalık derler. Bir şey sordun. İşte ilaçla tedavisi var. Bir de ameliyatla tedavisi var. O dedi ki mesela ilaçla tedavisi var. Bir de o zaman dedi ki ameliyatla böyle zararları var. O zaman dedi ki böyle zararları var. Buradaki karar verme mekanizması bize mi ait olmalı? Yoksa biz oradaki istişareyi kesinlikle bulmalıdır. Ben bu noktada insanların etrafında güvenebileceği, güven duygusunu oluşturacağı kimseler olmalı. Ben doktorun doktorluğuna güveniyorum mesela.
Soruyorum, danışıyorum. Böyle böyle bir mesele var. Bu konuda fikrin ne diyorum anlatıyor bana. Ben doktorun benim üzerimde söylediği şeyleri hiç itiraz etmiyorum. Bir başkasına da sormuyorum mesela. Güveniyorum doktora. Örnek. Ben ikinci bir kimseye sormam. Doktor çünkü bu noktada doktor. Başka doktor var mı etrafımda? Yok. Bir Murat Hoca var. Doktora ulaşamazsam Murat Hoca çok yoğun. Murat Hoca'yı öyle çok rahatsız edemiyorum. Ama doktora soruyor. Mesela doktor bir mesele oldu. Ameliyat olman lazım. Bana ameliyat olman lazım deyince ben hiç tereddüt etmedim. Ameliyat oldum geçtim.
Aynı şeyi Murat Hoca da aynı şekilde söyledi. Dedi ameliyat olman lazım. Ben tamam dedim benim şu gün dersim var, bugün dersim var, şu gün boşum dedim. Boş olduğum günü söyledim. O gün de ameliyat oldum. Dedim derslerimi etkilemesin. Ben uyarım istişare kararlarına, Kur'an'a, sünnete, genel duruma, genel kaidelere, hikri deyisi uyarım.
Bir şey olmaz ondan. Ben mesela bazen bir yere zakir tayin edeceğim. Yeni bir yere mesela. Kendimden niyet ederim. Derim ki şuradakinden rüyalarını da görseler de derim ben. Zakirlerini, kendileri rüyalarını. Niyet ederim mesela. Birkaç yeri öyle yaptım mesela. Dedim niyet ettim. Ben niyet ettim. Yarabbi dedim zakirlerini göster şunların rüyalarını da. Mesela gittim bir yere. Selamun aleyküm, aleyküm selam. Hiç daha sohbete başlamadan. Dedim anlatın bana rüyalarınızı. Başladılar anlatmaya. İşte rüyamızda filancayı zakir olarak gördük. Rüyamızda filancayı zakir olarak gördük. Rüyamızda filancayı zakirlik veriyorduk. O ders veriyordu. Dedim kalbiniz mutmain oldu mu? Oldu.
Aha bu kardeş dedim. Sizin zakiriniz. İstişare illaki zahiri dolmaz. Bu kardeşiniz dedim. Sizin zakiriniz. Ondan rahatsız olanlar oldu. Hala daha rahatsız olanlar var. Ben hiç umuruma katmıyorum. O manevi istişare. O daha ailadır. Bir de şimdi madem öyle açıl kapı açıldı oradan da başlayalım. Manen de istişare ederler. Toplanır pir efendiler. Bu meselede ne yapacağız derler. Bir kimsenin rüyası hala çıksa orada o istişareyi seyreder. Rüyasında görür.
O da orada oturur orada. Kendisi hakkında dahi istişare ederler. Birisi bir şey söyler. Öbürkü bir şey söyler. Onlar orada istişare ederken onların fevkinde üstünde bir zat gelir. Der ki sen haklısın. Böyle böyle bir durumu var. Ona der ki sen de haklısın. Onun da böyle böyle bir durumu var. Ona der ki sen de haklısın. Böyle böyle bir durumu var. Ama bu böyle olacak dediğinde hepsinin istişaresi kalır. O zaman herkes boyun keser ona. Ey Allah der biter. İstişare biter orada. Bir de böyle istişare var. Veyahut da söylerler, söylerler, söylerler. Bir yere bağlanmaz. Görürsün bağlanmadığını. Hiçbir yere bağlanmadı.
Beklersin. O konu öyle bekler. Üç gün, beş gün, on gün, yirmi gün, otuz gün. Bu iş sabır işi, imtihan işi. Beklersin. Bir ay sonra bir daha toplanır millet. Konuşulur, konuşulur, konuşulur. Gene kalır. İmtihandır bu işler. Beklersin. Bir de işin bu tarafı var. Bu işin ayrı bir tarafı. Ama biz normalde zahir olarak kendimizce bir işimiz varsa dedim ya demircilik yapacaksa demirciye gidecek Şaban Usta'nın yanına selamun aleyküm, aleyküm selam. Şaban Usta ya ben bir demirci dükkanı açacaktım diyecek. Şaban Usta'la istişare edecek. Örneğin. E ben bir marangoz dükkanı açacağım. Burhan var. Başka bizim ne, nerede öbürü bir tane daha Usta?
Neydi adı? Efendim? Vedat var. Başka bir tane daha var. Sefa Usta var. Değil mi? Başka marangoz. Üç tane mi var mobilyacı? Hasan var. Başka kim var? Cihangir var. Gidecek, istişare edecek onlarla mesela. Kim geldi dedi benim yanıma dükkanı açacağım diye. Sen gel dedin. Ne dedi dedim sana? İstişare et dedim. Bu. Neden? E ben o piyasanın içinde değilim. Bilmiyorum. Bir de ben onun sanatını da bilmiyorum. Şimdi adam benim gibi civata sıkamıyordur.
Ona de ki ha sen ha ben marangoz dükkanı açacağım. Hayırlı uğurlu olsun. Ben marangoz dükkanı açmayı düşünüyorum. tamam. Sen bu konuyla alakalı git Cafer'le istişare et. Açmayı düşünüyor. Öbürü açacağım diyor. Karar vermiş. Hayırlı mübarek olsun. Benim ona söyleyecek bir lafım yok. Karar vermiş adam. Adamın verdiği karardan haramsa geri döndür. Haram değse ne diyeceksin? Yapacak bir şey yok. O yüzden istişarete de stil, sistem önemli. Bir de işin manevi tarafı var. Oradan bir karar çıkınca onun istişaresi olmaz. Zahir olarak. Ona itaat edilir. Veyahut da bir kimse bunu ancak üstad yapar.
Bir yerde istişare edilir. Bir şey olur. O istişarenin üzerine o hilafına bir şey diyebilir. onun kendince gördüğü bir şey vardır. Kendince bildiği bir şey vardır. Ona dersin ki bir böyle istişare ettik ama yok siz bu işten vazgeçin. Böyle böyle yapın dediğinde itaat edilir. Bu ancak üstadadır. Yoksa örneğin işte Caferler oturmuşlar tekkeyle alakalı bir istişare ediyorlar. İstişareden böyle yapalım dendi. Oradan birisinin kalkıp hayır böyle yapılacak deme hakkı olmaz. Orada istişareye tabi olunur. Bu ancak dergahlarda üstad'a aittir. Evet. Allah hayır varsın inşallah.
Efendim? Oturdun saydın onları bir de. Hiçbir sıkıntı yok. Arkasından patlatacaktın yıldızlar da kayar diyecektin Ferdi'den. Ne yapacak asker adam ya? Canı sıkılırsa Ferdi'den de takılacak. Hoşbaban senin gence bayacağı mı? Değil mi? Allah iyi etsin inşallah. Fâle mennehu La El Fâtiha Mâsselam Adâhu Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi