mustafaozbag.org

583. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 26 Ekim 2018 · 23:03

Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Çaylarını içmeye devam edenler, içmeye devam etsinler. Ne o? Şakırdatmasın, şıkırdatmasın, höpürdetmesin. Çayını içmeye devam etsin, çayını kesmesin. Şimdi, soru, midye yemek caiz midir diye soru var. Hanefi, İmam-ı Azam Hazretleri, balık ve türevlerinin haricinde hiçbir şeyi caiz görmemiş.
İmam Şafii de, meşhur sözünü söylemiş. Babam çıksa yerim demiş. Tabii, normalde şimdi, deniz ürünleri öğretim üyesi Halit Kuşku'ya sordum, dedim, midye yenilebilir mi? Dedi ki, günlük, günde yedi kilo, yedi sene boyunca yese dedi, bir zararı yok dedi. Günlük yedi kilo, yedi sene boyunca yerse bir kimse, normalde midyeden bir zarar görmüyor. Aslında, midyeyle alakalı sıkıntı, midyeyi pişirirken, içindeki necasetiyle beraber pişmesinden kaynaklanıyor. Başka bir şeyden değil. Normalde, necaset caiz değil. O yüzden normal, mesela bir şeyde, bir herhangi bir ürün, herhangi bir, mesela tavuk caiz mi caiz ama necasetle beslense, hemen onu yemek caiz değil. Koyun caiz mi caiz ama necasetle beslense, hemen o yenmez.
Bunun gibi, normalde midyeyle alakalı necasetle beslendiğine veyahut da işte içinde necasetle pişirildiğinden dolayı uygun olmaz. Ama ve lakin öbür türlü, midyenin içi necasetsiz bir şekilde pişirilirse yenilir mi? Evet. Aşılama ve tüp bebek yaptırmak caiz midir? Bu noktada bir sıkıntı yok. Yani normalde eğer ki gerçekten aşılama veya tüp bebeği kadının nikahlı kocasından oluyorsa bunda bir problem yok.
Ama bununla alakalı değişik böyle şehir efsaneleri olabilir, şaiye olabilir, böyle bir şey vardır, yoktur. Bunlar ayrı bir tartışma konusu. Bu işte hani babanın sipermin değil de siperm bankalarından siperm kullanıldığına dair böyle sözler var. Ne kadar doğru, ne kadar yalnız, ben işin orasında değilim. Ama öbür türlü babanın kendi siperminden oluyorsa bunda bir sıkıntı yok. Benim eşim deniz ve hamamlara gitmeyi çok seviyor ama ben istemiyorum sizce nasıl bir yol izlemeliyim? Hamamlar normalde hadis-i şerif var. İşte siz öyle yerleri fethedeceksiniz, öyle yerlere gideceksiniz. Orada hamam denilen yerler göreceksiniz. Bu hamam denilen yerlerden uzak durun diye hadis-i şerif var. Ama aynı şekilde bir zaruret söz konusu olursa, sağlık söz konusu olursa bir kimsenin hamama gitmesinde beis yok.
Denizle alakalı bir kim yüzmek sünnet, yani denize girmeyi yasaklayacak, denize girmeyi haram edecek bir olgu yok. Ama ve lakin deniz bölgelerinde, denize girerken oradaki mayolu, bikinili kadınlara bakmak, oradaki işte deniz kıyafeti, erkekler var ya böyle onlar da böyle silip mayo giyiyorlar. O tip onlar olursa onlar bakmak haram olmuş oluyor, caiz olmuyor. Sünnete göre günlük öğünleri nasıl yemeliyiz, çok yemenin sufilik yolunda zararları nelerdir? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hiç doymadan öldü. Hiç doymadı. Yemekle alakalı makul noktada günde iki öğün yerdi, hiç üç öğün yemedi.
Ama bir kimsenin ağır bir işi vardır, ağır bir iş yapıyordur. Yani onun için gündeki iki öğün, üç öğün, dört öğün yiyebilir. İşiyle alakalıdır. Ama normal şartlarda bir kimse günlük iki öğün yiyecek, az yiyecek. Tabii iş bu noktaya kadar geldiyse güzel bir şey. Biz böyle öğünlere falan dikkat ediyoruz, sünnet diyoruz, işte az yiyelim diyoruz. Ama çok gıybet ediyoruz. Az yemeye dikkat ettiğimiz kadar gıybete, iftiraya, suizana, bühtana, etrafla olan geçimimize dikkat etsek, asıl takva bence o. Peygamber efendimizi görmesine rağmen gülümsemeyen melek hangisidir? Neden gülümsememiştir? İlk defa duydum, duyanınız var mı içinizden böyle bir şeyi?
İlk defa duydum ben. Namaz kılarken içimize dua etme isteği doğunca, içimizden dua etsek namazımız bozulur mu? Veya ne yapmamız lazım? Namazın içerisinde Kur'an'dan ancak bir şey söyleyebilirsiniz. Kur'an'ın dışında başka bir kelam konuşmak namazı fasit eder. Ama normal namazın içerisinde örneğin dua etmek isterseniz, Kur'an'ı Kerim'de geçen dualardan edebilirsiniz.
Bunda bir sıkıntı olmaz. Mahalle dersi sohbet kısımlarında fıkıh ve imihal bilgilerinin gerekli olmadığı ile alakalı sohbetler yapıyoruz. Fıkıhsız yol yürünür. Bize abdestin farzları lazım değil. Ooo! Hatta fazla hadis bilmemize gerek yok, gerek olmadığı vurgulanmakta. Ve sizin sohbetinizde söylemiş olduğunuz, Sahabeler bizim kadar hadis bilmiyordu.
Cümlesinden yola çıkarak, Üstadımıza bu şekilde düşünüyor gibi destekleyici zemin oluşturup, Fıkıhın ve imihal bilgilerinin gerekli olmadığı vurgulanıyor. Bu konuyla alakalı düşünceleriniz. Ben sahabeler sizin kadar Kur'an bilmiyordu diye söylüyordum. Hadis bilmiyordu demiyorum ama, Hadis de bilmiyorlardı. Ama bu bizim fıkıhsız yol yürüyeceğimize işaret değil, delil değil. Fıkıhsız, hiç kimse yol yürüyemez. Şeytanın maskarası olur. Abdestin farzları lazım değil demek, Allah muhafaza eylesin. Yolu ifsad eder, fasit eder. Biz fıkıhımızı iyi bileceğiz. Biz hadisleri iyi bileceğiz. Evet, benim bir tarafım böyle fazla ağır basar hadislerle alakalı. Yani normalde bu benim kendi şahsi kanaatim.
Bir kimse evet hadis bilgisinin ne kadar çok bilgisi fazla olur ve onları uygularsa, hayatı yaşarken o kadar hayatını düzgün örer. Muhakkak ki Kur'an-ı Kerim'de çok önemlidir, onu da bilmemiz gerekir. Ama günlük hayatın içerisinde, real Kur'an'ın çünkü yaşanmış hali, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinde tecelli etmişler. Bir kimse, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine bir tamam uymuş olsa, bir tamam Kur'an'ı yaşamış olur. Bakın Kur'an'ı öğrenmek, Kur'an'ı bilmek ile Kur'an'ı yaşamak farklı şeylerdir. Mesela bir kimse bir tamam fıkıh kaidelerine uymuş olsa, o kimse Kur'an'ı yaşamış olur.
Günlük hayatında Kur'an'ı yaşamış olur, fıkıh kaidelerine uymuş olsa. O yüzden fıkıh bize lazım değil, sözü boş bir söz. Bir kimse günlük hayatında bir tamam hadis-i şeriflere uygun hayatını idame ettirmiş olsa, o kimse Kur'an'ı yaşamış olur. Sıkıntı Kur'an'ı bilmek mi, yaşamak mı? Kur'an'ı yaşamak. Bakın, Kur'an'ı bilmek mi, yaşamak mı? Yaşamak. Kur'an'ı, bu noktada sakın Kur'an bilimine, Kur'an'ı bilmeye karşı çıktığımı düşünmeyin. Öyle bir şey yok. Ama Kur'an'ın yaşanmasına dair örnek, nasıl yaşanacağına dair delil, nasıl yaşandığına dair hüccet, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine.
Öyle olunca, bir kimse, sabahtan kalkıp akşam yetinceye kadar, haftalık, aylık, yıllık, ömürlük, hayatını komple, sünneti Resulullah'a uydurmuş olsa, o kimse Kur'an'ı yaşayanlardan olur. Şimdi, bütün dünya üzerindeki sıkıntı şu, herkes Kur'an'ı biliyor. Kendince. Bu yeni bir mealist düşünce, yeni bir mealist hakkın var ya, biliyorlar Kur'an'ı. Hem böyle işte, örneğin işte, Bakara'nın 114. ayeti demiyor, 2'ye 116. 5'e 57. Konuşurlarken ölü konuşuyorlar.
Ama 5'e 57'de, aslında bu 5'e 57'de, işte 2'ye 16, 2'ye bilmem kaç, bu aslında şeyden gelmemize, İsevilik'ten gelme. Bunu böyle nitelendiren, böyle söyleyen, İsevilerdir. Bu İsevi kültüründen geçme bu. Şimdi o meal, üzerine duran kimseler, bu İsevi kültüründen, kaynaklanan bir şey söylüyorlar. Mesela, normalde Bakara'da demiyor, Nisa Suresi demiyor, Ali İmran demiyor, Zuhruf demiyor. Mesela, böyle kendilerince, işte, rakamlarla konuşuyorlar. Bu mealciler. Şimdi normalde, biliyorlar Kur'an'ı. Zaten bütün dünya biliyor. Bütün dünya Müslümanları biliyor. Ama gel gelelim, Kur'an'ın yaşama noktasında sıkıntı var.
Kur'an'ı yaşayan, en iyi yaşayan, en güzel yaşayan, en zirvede yaşayan, Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. Ondan sonra, aşere-i mübeşşere, ondan sonra diğer sahabeler. Yani, Hulafeyi Raşid'in, aşere-i mübeşşere, ondan sonra yakın dairedeki sahabeler. Mesela örneğin, Mekke'den itibaren Müslüman olmuş olan, Medine-i Münevvere'de de, Müslümanlığını devam ettiren kimseler. Asıl çilekeş olan onlar. Yani Mekke'de Müslüman olmuş, hicret etmiş. Çileyi çekmiş. Evini, barkını, malını, mülkünü, çoluğunu, çocuğunu bırakmış orada. Her şeyini bırakmış, hicret etmiş. Ama Medine'ye hicret etmiş ama, bugün Pakistan'ın ilerisi olan, neresiydi? Habeşistan'a hicret etmiş. Onlar, o çileyi çekmişler.
Sonra, haber gelmiş, Medine-i Münevvere'ye hicret ettiklerinden dolayı, hicret edildi diye, Habeşistan'dan tekrar nereye dönmüşler? Medine-i Münevvere'ye dönmüşler. Yani, bu, o ilk Müslümanlar, ilk çilekeşler bunlar. Bunların hayatları birer örnektir. Medine-i Münevvere'deki ilk Müslümanlar, bunların hayatları birer örnektir. Bunlar, real olarak, çilekeş olan insanlar. Son dönem Müslümanlar. Mesela işte, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin, vefatına yakın Müslüman olanlar. Bunlar, dini de, ilim noktasında iyi biliyorlar. Böyle, tasnif etmemiz gerekirse, bunlar ilim noktasında, ilmi incelik noktasında iyi biliyorlar. Artık, tabi meselenin ilmine dalıyor.
Evet, eyvallah. Hani, ilmi noktada, onlar ilmine dalmışlar. Ama, yaşam noktasında, yaşantı noktasında, ilk, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, örnek önlerinde, bir tamam örnek ondan alanlar, belli sayıda sahabeler. Bunlar, evet, bunlar da Kur'an'ı, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nden sonra, en iyi yaşayanlar. O yüzden dedi, ashabım yıldızlar gibidir, hangisine sarılırsanız, beni bulursunuz diye. O yüzden, o ashab, çünkü, o ilkler, meselenin çilesini çekmiş olan insanlar. Şimdi, böyle o, dinin, normalde sonuçta, yaşantıya tecellisi, bunlar, e, fıkıh ilmi, bunların yaşantılarından çıkarılmış olan kaideler. Fıkıhsız bir sufilik, şeytan maskarası, başka bir şey değil.
Yani, normalde, bunu böyle, söylerken, kardeşler, arkadaşlar, biraz yerli yerinde konuşacaklar, her şeyi. zakirler, çavuşlar, bir mevzuyu konuşurken, yerli yerinde konuşacaklar, yerli yerinde söyleyecekler. Meseleye es geçmeyecek. Oradaki o kimse, onunla amel edecek çünkü. Onunla hayatını devam ettirecek. Öyle söylerken, ince düşünmekte, ince davranmakta, ince konuşmakta fayda var. Allah bizi affetsin. Bize abdestin farzları lazım değil. E abdestin farzını bilmezse, bir kimse ibadet edemez. Mübarek insanlar. Meramını anlatmak için, daha farklı kelimeler bulacak insanlar.
Daha farklı cümleler kuracak. Bu sözler, bu cümleler, kuzuya kurt getirir. Doğru cümleler, doğru sözler değil. Allah bizi affetsin. O yüzden kardeşler sohbet ederlerken, konuşurlarken, böyle bu tip sözlere, bir tüp davranış biçimlerine dikkat edecekler. Fıkıhsız bir sufilik, şeytan maskaralığı olur. Allah muhafaza eylesin. Hadisiz bir sufilik, şeytan maskaralığı olur. Biz sufili, Kur'an, sünnet, imamların iştahadı dairesinde bakarız. Öbür türlü bir yol, yol yol değildir. Bir şey, dinden ise, bunu hiçbir zaman unutmayın.
Bir şey dinden ise, bir şey dini ise, hakkında ayet, yoksa hakkında hadis, imamların iştahı, iştahı, yoksa imamların iştahı. Öyle ya, bulamayabilir bir kimse, imamların iştahına bakar. O orada da bulamayabilir belki de. O zaman o meselenin üzerine, iyi düşünüp, iyi tefekkür edip, onunla alakalı, bir yol bulmak lazım.
Allah muhafaza eylesin. Biz şimdi halaka halinde oturuyoruz, değil mi? Hadis de sabit. Bakın, zikrullah halakası, halaka halinde. Hadis de sabit. Cemaatle zikrullah, hadis de sabit. Bakın, hadis de sabit. Zikrullah'ta hafif sallanma, hadis de sabit. Bizim kendi içimizdeki ritüelleri söylüyorum bakın. Bunların hepsi de hadis de sabit. İki dizinin üzerine oturma, hadis de sabit. Bakın, hadis de sabit hepsi de. Ne o, başınızı örtmeniz, hadis de sabit. Sarık, hadis de sabit. Hem kıyafet olarak, hem de davranış biçimi olarak.
Ritüeller olarak. Hepsi de hadis de sabit. Hadis de sabit olmayan, şükür, hamdolsun. Hiçbir şey yok. Bakın, hiçbir şey yok. Heva hevesinden bir kimsenin bir şey, oradaki bir kimse bir şey yapmış. O kimsenin kendi heva ve hevesinden başka bir şey değil. Dergah'ın ritüeli değil. O kimse kendi heva hevesinden bir şey yapmış. Biz kadınla erkekle zikrullah yapmayız. Yok sünnette. Bakın, sünnette yok. Karışık, beraber, iç içe, böyle. Yok sünnette. Yapmayız.
Bakın, nettir, kesindir. Biz de normalde, o yüzden çünkü, bakarız biz, sünneti Resulullah'ta var mı? Yok. Zaten, bizim silsilemizdeki, hiçbir şey efendi yapmamış. Abdullah Efendi'de yoktu. Mustafa Efendi'yi anlatırdı. Mustafa Efendi'de yoktu. Mustafa Efendi'nin eski dervişleri vardı. Normalde, Hacı El Aydar Efendi'yi tanıyan, ve Hacı El Aydar Efendi'nin arkasında namaz kıldığı, bir hafız vardı. Ondan sonra Mustafa abi vardı, Kırşehir'de. Ben onlarda da sohbet ettim. Onlara yetiştim ben. Onlar da mesela, Hacı El Aydar Efendi'yi çok iyi tanıyorlardı. Ben o zaman tanıştığımda daha, böyle, 28-29 yaşındaydım.
28-29 yaşındaydım. Onlar benim, ben tanıştığımda, 65-70 yaşlarındaydı. Şeyh Efendi'den, büyüktü onlar, yaş olarak. Onlarla da ben sohbet ettim. Onlarla da konuştum. Tabii onlara böyle, direkt soru sormak biraz zor oluyordu. Yani böyle eski dervişler biraz fazla ağırlar, böyle ağzından bir laf almak, biraz böyle zaman alıyor. Böyle rahat konuşamıyorsun. Böyle, böyle bir kaşını kaldırsa bir kimseye yeter. Anlattım Mustafa Abidi. Öyleydi o. O ta, Hacı Ali Haydar Efendi'den çavuş. Hani öyle şey değil. Ardından Çorum'un Hacı Mustafa Efendi'nin gelmiş.
Çorum'un Hacı Mustafa Efendi'de de çavuşluk yapmış. Ardından Şeyh Efendi'ye intisap ediyor. Şeyh Efendi'nin zamanında da çavuştu. Adam böyle bir çizgisi olan, cömert, Allah rahmet eylesin. Böyle dervişleri seven, şeyhleri seven bir kimseydi. Yani onlarda, ondan da duydum mesela. Hiç öyle bir şeyler olmamış. Çünkü benim yeni derviş olduğum zamanlarda böyle topluluklar vardı. Kadınla erkekli, zikir yapan. Veyahut da işte şeyhleri oturuyor, kadınlarla beraber zikurlar yapıyor. Biz böyle topluluklar vardı. Onları bize söylerlerdi. Ben de sorardım onları. Böyle var mı? Geçmişte var mıydı? Böyle bir şey uygun mudur, değil midir diye. Ondan öğrendim ben de. Böyle şeyler hiç olmamış. Hiç böyle şeyler yapmamışlar.
O yüzden Sufilik, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vessellem Hazretleri'nin yolundan gitmektir. Sufilik, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vessellem Hazretleri'nin yolundan gitmektir. Allah cümlemize nasip eylesin inşallah. Amin. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi