mustafaozbag.org

582. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 19 Ekim 2018 · 58:18

Esselamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Bir Müslüman'ın din kardeşine şaka maksadıyla gavur, kafir gibi kelimeler söylemesi kendisine küfre düşürür mü? Evet. Bunlar doğru sözler değil. Allah muhafaza eylesin. Dinden uzak olan insanlarla yaptığım evlilik görüşmelerimde üç defa görüşmenin yetmeyeceği cevabını alıyorum. Böyle durumlarda nasıl davranmamız gerekir? Valla bununla alakalı ben bir hadis okuduydum ama okuduğum yeri bir türlü bulamıyorum şu anda. İşte üç sefer görüşüleceğine dair. Bunu nerede okudum, ne zaman okudum, nasıl okudum?
Bunu Ankara'dan bir kardeş bununla alakalı benden bu hadis nerede diye sormuştu. Ama bir türlü bunun yerini bulamıyorum. Uzun zamandan beri daha doğrusu çok böyle etraflı aramadım. Malmade bu üç defa görüşmeyle alakalı o hadisi bulamadığımdan dolayı bu üç sefer görüşülecek sözünün şu anda kendi kendimi, kendi sözümü rafa kaldırıyor. Hadisi bulamadım çünkü. Zahiri olarak bulamadımdan dolayı bununla alakalı üç sefer demeyeceğim bundan sonra. Hadis-i şerifi buluncaya kadar. Ama normalde üç sefer görüşme yetmeyecek. Bir kimse kendince öyle diyorsa bunun kararını neye göre verecekler? İşin bir de bu tarafı var. Yani evlilik görüşmesi ne kadar sürecek?
Makul süresi ne kadar olur? Yani görüşüldü, konuşuldu, bir daha görüşüldü, bir daha konuşuldu, bir daha görüşüldü, bir daha konuşuldu. Ne kadar konuşacaklar? Sonrası flörte girmeyecek mi? Adını flört diyorlar ya şimdi. Anne baba buna nasıl hükmetecek? Neye göre hükmetecek? Sıkıntılı bir durum. Yani o zaman bir erkek veya bir kadın nefislerine tatlı geldi, heva, heveslerine uydu. Görüşüyorlar boyuna. Kızın annesi babası ne düşünecek? Burada sıkıntılı bir durum çıkıyor ortaya.
Şimdi bununla alakalı, görüşmeyle alakalı, sınırlamayla alakalı ayet-i kerime yok. Hadis-i şerifi de bulamadım. Daha doğrusu tam teferruatlı bir şekilde arayamadım. Zamanım olmadı. Ama kendimce düşünüyorum şimdi. Kendi kendime iştahat edeceğim. İyi. Üç sefer değil. Kaç sefer? Beş mi? Yedi mi? Dokuz mu? On bir mi? On üç mi? On beş mi? Üç ay mı? Beş ay mı? Bir sene mi? İki sene mi? Sıkıntı var. Pek azınız iman etti ayeti. Şimdi tabii normalde üç sefer yetmedi diyen bayan mı, erkek mi? Bir de dünyayı kurtaracaklar sanki.
Görüşecekler, görüşecekler, görüşecekler. Minnet beş yıl görüşüyor, altı yıl görüşüyor, yedi yıl görüşüyor. Evleniyor, yedi gün sonra boşanıyor. Tabii Mehmet Ali bir şey attı hafta içinde. Dedim bunu derste paylaşayım. Şimdi yeni bir boşanma modeli çıkmış. Erkek dinini değiştirmiş. Boşanabilmek için.
Yani İslam yazıyor ya. Adam gitmiş, mankeme vermiş. Ben Hristiyan'ım demiş. O zaman daha mı çabuk boşanıyor Mehmet Ali? Allah iyi etsin inşallah ya. O yüzden bunun bir şeyi yok. Bir şey diyemeyeceğim şu anda. Pek azınız iman etti ayeti dünya üzerindeki sufi topluluklar için mi söylenmiştir? Yoksa sufi toplulukların içinde maneviyat olarak daha önde olan rüya gören ve hal gören sufiler için mi söylenmiştir? Bunu çok azınız iman etti müminler için söylenmiş bir söz. Gerçekten takva sahibi müminler için söylenmiş bir söz.
Bunun sufiler de eğer gerçekten o takvaya ulaşırlarsa bunda bir sıkıntı yok. Hal görmek, rüya görmek takvaya eriştiğinin göstergesi değil. Bakın tekrar söylüyorum. Hal görmek, rüya görmek bir kimsenin takvaya eriştiğinin göstergesi değildir. Yani rüya görmeyen de hal görmeyen bir kimse de takvaya erişebilir mi?
Evet. Nice rüya görenlerden, hal görenlerden iyi olan derviş kardeşler var. Sözünde, özünde, ahlakında, edebinde, hizmetinde, çalışmasında, koşturmasında var. O yüzden rüya, hal, bu tip şeyler bir veçeden ölçüdür, bir veçeden değildir. Siz üstadınıza özel dua yapıyor muydunuz?
Sizin olmadığınız zamanlarda dergahımızı sevk ve idare edecek olan abiler kimler? Bizim onlara hürmet ve saygımız ne olmalıdır? Sufilikte hiyerarşi vardır. Hiyerarşisiz bir sufi topluluğu düşünülemez. O yüzden sufilikteki hiyerarşi, mesela eğer birisine özel bir işte sen nakipsin, sen nükabbasın, sen halifesin denilmediyse, bizde yok şu anda.
Hiç kimseye denilmedi. O zaman orada, normalde ders yaptıranların içerisinde, ilk ders yaptıran kim? Çavuş olarak. Bu konuda bizde sıralama herhalde birinci Hüseyin olacak, ikincisi Adnan senin mi yoksa Cafer'in mi? Cafer, bilmiyorsunuz. Hangisi Hüseyin senden sonra? Cafer mi? Yok o ayrı mesela, ders yaptırma. Cafer mi? O zaman ikincisi Cafer, üçüncüsü Adnan şu anda. Ders yaptıranların içerisinde. Aralıkta dördüncüsü Hacı Mehmet olacak galiba, o bayınlardan.
Normalde ondan sonra sıralanıyor örnek. Hacı Mehmet'ten sonra Barbaros var herhalde, değil mi Barbaros? İstanbul'a gittiğinde başladığıydı. Hacı Mehmet'ten sonra Barbaros var, ders yaptıran. O şey var, İsmail nerede bizim ya? Demirtaş'ta, İsmail var. O senden önce, değil mi Barbaros? İsmail senden önce. İsmail eskisin, sen de maşallah, subanallah. Bizde şimdi bunlar çok önemli olmadığından, bu tip mevzu öne gelmez. Hani böyle konuşulmaz. Birisi böyle bir şeyi öne atmaz bizde kolay kolay. Ama normalde hiyerarşik olarak sıralama bu noktada bellidir. Çarşembeş yukarı ama, mesela İstanbul'daki arkadaşlar, örneğin Barbaros'a tabi olacaklar.
Örneğin işte Çanakkale, işte Halit'e tabi olacaklar. İşte İzmit. Nerede? Cemil geldi mi? Cemil, evet. Cemil hem Adapazarı'nın hem de İzmit'in abisi. Tabi İzmit'te o normalde ders yaptıran... Nerede hocam? Evet. İzmit'te de ders yaptıran Yusuf Hoca var. Normalde işte her yerde ders yaptıran bir kardeş var. Mehmet Ali örneğin, işte Yunak'ta ders yaptırıyor, Yunak'a gidiyor, çevreye gidiyor.
Niğde, Akşehir, Konya. Başka neresi var Mehmet Ali? Üç yer var değil mi? Kazalar, köyler var oralarına. Mehmet Ali o bölgeye gidiyor komple. Şeyde ne o? Afyon'da gene Mehmet Emin var. Ondan sonra ders yaptıran. İl ilçe olarak gideceğim de şimdi. Şey nerede? Erdoğan gelmedi herhalde Tekirdağ. Tekirdağ'da Erdoğan var. Keşan'da Abdullah var. Başka? Bizim Bayındır'da Nuri var. Nuri, tabi şey olarak ders yaptıranların yok. Senden eski değil o. Senden eski o. Yok, ders yaptırmada da eski. Değil mi? Şey, İsmail gidiyorum dediğinde kim yaptırdı orada?
Yok. İmam İsmail gittiğinde. Ondan sonra kim yaptırdı orada? Ha şey, Ömer miydi? Yok. Nuri, Şeyh Efendi'nin zamanından da mi o da? Tabi. Yok. Yok, değil yaptırmadı. Nuri ders olarak önde. Tabi ilk ders alan da Oktay. Öyle olunca Oktay hepinizin abisi. O ne şimdi kuruluyordur ha İzmir'de. Tamam, bir nargilesi eksiktir şimdi. Oktay benim Bayındır'da da benim zakirliğimin başlangıcında ilk ders verdim kimseye. O yüzden Oktay bütün dergahın abisi.
O nereye giderse gitsin herkes hürmet edecek. Ona herkes saygılı bulunacak. Oktay bu noktada bütün her yerin abisi. Free. Cenab-ı Hak ona da öyle nasip etmiş. Öbür türlü arkadaşlar başlarında hepsinin de bizde şeydir. Bir yerde ders varsa orada bir görevli vardır. Herkes görevliler başlarındaki görevliye tabi olurlar. Onlar da onların derslerini yaptırırlar. Herkesin başında bir görevlisi var. Ama normalden şey olarak dergahın umumunu ilgilendiren şeyler olursa bizim istişarelerimiz var zaten. Arkadaşlar, kardeşler istişare ederekten ne yapılması gerekiyorsa yaparlar inşallah. Bu yola başlayalı üç yıl oldu.
Dervişlik yolunda ilk üç dört ayı mükemmeldi. Yani zikirden, ibadetten zevk alıyordum. Virdime hiç ara vermedim. İşte de olsam, yolda da olsam bir şekilde virdimi tamamlamaya çalışıyorum. Benim sorum şu, şu anda eski aşk yok bende. Bu normal midir? Veya ne yapmam gerekiyor? Nefis mücadelemle en iyi nasıl baş edebilirim? Hakkınızı helal edin. Yola her gün yeni başlamış gibi başlarsanız bunları yaşamazsınız. Ama normalde bu tip şeylerde iniş çıkış yaşanır. Bu iniş çıkışlar yaşandı diye ümitsizliğe düşmemek lazım. Derslerinizi çekeceksiniz. İstikametinizi düzgün tutacaksınız. Dersini çekmek, derse gitmek o kimsenin istikametini düzgün tutar.
Ne olursa olsun mahallende, şehrinde nerede bir ders varsa muhakkak derse gideceksin. Eki dersini çekeceksin. Mümkün olursa buraya derse geleceksin. Mümkünse bir işin ucundan tutacaksın. İnşallah istikamet düzgün olur. Eşinin sütünü içen kocanın eşiyle durumu nasıldır? Çocuğuyla süt kardeşi olur mu? Böyle bir soruyla karşılaştık, cevap veremedik. İnsan eşinin sütünü içse ondan süt kardeşi olmaz. Hatta çocuk dair süt kardeşi olması için belli bir yaşa kadar süt kardeşi olur. Mesela iki yaşına kadar. İki yaşından sonra bazı Hanefilerin ve Şafilerin ayrıştığı yerler var.
Ama ortalama iki yaş diyelim. İki yaştan sonraki bir çocuk süt değilse süt kardeşi olmaz. Başka bir çocuk da süt ister, süt kardeşi olmaz. Peygamber Efendimiz Hazreti Ali'ye sorar. Allah'ı seviyor musun? Evet. Resulünü seviyor musun? Evet. Kızın Fatıma'yı seviyor musun? Evet diye cevap verir. Hazreti Peygamber bir kalpte üç sevgiyi nasıl barındırıyorsun? diye sordular. Görüşlerinizi lütfeder misiniz? Hiç okumadım böyle bir şey. Hiç okumadım. Ama geldi Bedevi'nin birisi dedi ki içimizden en fazla kimi seversin? Aişe'yi dedi. Onu değil ya Resulallah erkeklerden bizden kimi seversin?
Dedi Ebu Bekir'i dedi. O zaman onun kalbinde de üç tane olmuş olmadı mı? Hem Aişe var hem Hazreti Ebu Bekir var hem Hazreti Allah var. Bu soru hadis kitaplarında yok. Benim okuduğum yerlerde yok en azından. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemle Cebrail aleyhi ve sellem arasındaki konuşmada vahiyin nasıl getirdiğini sorar.
O da Sidre-i Münteha'ya kadar çıktığını söyler. Daha çıktığını söyler. Daha çıkamadığını söyler. Peygamber Efendimiz Seyyah Cebrail bir daha çıktığında oradaki ince zarı kaldır. Oradakinin kim olduğuna bak der. Ve o kişinin Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem olduğunu görür. Sorum şu. Allah bilinmezdi, bilinmekliği istedi. Peygamber Efendimizin bilinmekliği arasındaki ölçüyü nasıl anlamalıyız? Bilinmezdi, bilinmekliği istedi. Peygamber Efendimizin bilinmekliği arasındaki ölçüyü nasıl anlamalıyız? O peygamber, hırk-ı Allah, Allah'ın bilinmekliği ile Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin bilinmekliği aynı nokta değil.
Hakkınızı helal edin. Sorusu olan varsa sorsun. Bir şey okumayacağım bu gece çünkü. Dervişler üstadını beklerken nasıl davranırlar, nasıl bir halde olurlar? Bu dergahlarda dervişler üstadı beklerlerken değişik usuller, kaideler koymuşlar. Bu değişik usuller, kaidelerin içerisinde işte mesela ilahi okunması da var.
İnsanların oturup çay içmeleri, birbirleriyle sohbet etmeleri de var. Ben açık konuşacağım şimdi. Ben mesela ilahi söylenmesine uygun görmüyorum. Ama arkadaşlar söylüyorlar. Buna söyleyecek bir laf yok. Ama kardeşler mesela buraya geldiklerinde çok yüksek sesli olmadan çay içebilirler. Birbirleriyle sohbet edebilirler, birbirleriyle tanışırlar, birbirleriyle kaynaşırlar. Derse hazırlık yaparlar. Herkes sarını, takkesini, işte haydaresini. Kıyafet değiştirecekse, adaba uygun kıyafet değişimini yapar. Beklerler. Bu normalde arkadaşların, kardeşlerin dışarıdan gelen, içeriden gelen hepsinin birbirleriyle kaynaşmaları için de uygun. Normalde benim bir şeyim vardır.
Hani usulüm ben böyle küldür tek girmem içeri. Ne kadınların sohbetine ne erkeklerin sohbetine. Benim geldiğim haber verilir, söylenir, geliyor, geldi, şu bu, neyse. O esnada arkadaşlar kendilerince bir düzen alırlar. Derlenip toparlanırlar. Mesele biter. Aslında sohbetten sonra da, zikrullah'tan sonra da normalde çay fastı var. O çay içerken de arkadaşlar çok sesli olmamak şartıyla, kendi aralarında konuşurlar, çay içerler. Böyle çok nahoş, çok böyle yüksek perdeden olmadığı müddetçe sohbet devam eder. Eğer bir soru sorulur, bir sohbet devam ediliyorsa, herkes pür dikkat sohbete kesilir. Sohbeti dinler. Ama sohbet yoksa, çay içiliyorsa, herkes oturur, çay içer.
Bu noktada hani dersten önce burada arkadaşların işte normalde ilahi söylüyorlar. Neden söylüyorlar diye söylemiyorum ben, yanlış anlaşılmasın. Ama arkadaşlar, kardeşler haftada bir bir araya geliyorlar. Dışarıdan gelen arkadaşlar, kardeşler var. Onların birbirleriyle tanışmaları, kaynaşmaları, kardeş hukukunu geliştirmeleri ancak birbirleriyle sohbetle mümkün olacak. Birbirleriyle tanışacaklar, birbirleriyle sohbet edecekler. Dergahda böyle fazla gruplaşma olması hoş değildir. Hani nasıl işte İstanbullular bir yerde toplanmış, İzmirliler bir yerde toplanmış. Bu uygun değildir ana merkezde. Herkes serbest, hür, birbirleriyle sohbet eder, konuşur, tanışır. Birbirlerinden varsa muhabbet edecekleri bir şey, muhabbet ederler.
Ta ki ne zamana kadar sohbet başlamasına 5-10 dakika kalınca kadar işte geldi, geliyor filan dendiğinde herkes bir sohbet düzeni alır, mesele hallolur. Şimdi sohbet düzeni alırken de, normal dizikullah düzeni alırken de herkes kendince kendi adabını, erkanını, kendi hiyerarşisine uygun yere oturur. İlahi söyleyecek olanlar, ilahi söylenecek yere, işte ders yaptıracak olan, ders yaptıran çavuş kardeşler orlara, işte ne bileyim sesi, nefesi, temposu düzgün olanlar, birinci alakaya, ondan sonra ikinci alakaya, ondan sonra üç, dört, öyle otururlar.
Böylece sohbet düzeni alınmış olur. Sohbet bittikten sonra hemen soru sormak için veya bir şey anlatmak için gidilmez. Sebep, yani herkes dinlenecek, bir nefeslenecek, bir ne bileyim terini silecek, çayını içecek. Ondan sonra delilirse ki, soracak olan soru var mı, anlatacak olan bir şey var mı, özel bir şey soru var mı, o zaman insanlar gelirler, ne bileyim işte soracaklarını sorarlar, özel bir şeyleri varsa danışırlar.
Öbür türlü herkes çayını içer, sohbetini eder, ne bileyim durumuna, vaziyetine kendince devam eder. Bunun böyle olması uygun kardeşlerin birbirleriyle kardeşlik hukukunun dizayn edilmesi için. Yoksa normal, ya bir kardeş var ama işte İzmir'den geliyor ama, ya tanışmadık hiç ya. E tanışaydın, e nerede tanışacaksın? Girdin burada, ilahi var, yok işte ya da sohbet var ya da bir şey var, tanışması mümkün değil. O yüzden kardeşler bu tip şeylere dikkat edecekler. Tabi bu sohbet esnasında o kimsenin özel hayatı, özel durumu, özel konumu sorulmaz, araştırılmaz. Allah için birbirimizi sever, Allah için birbirimize sohbet ederiz. Evet. Mikrofon verin, soru anlaşılmazsa cevap da anlaşılmaz.
Mikrofon çalışmıyor mu? Halit Hoca sever hem mikrofona konuşmayı. Dinimizde Hazreti Peygamber Efendimiz üzerinde bir şüphe yaratma, hadisi şeriflerinin üzerinde oldu mu, olmadı mı, doğru mu, yanlış mı gibi insanların üzerinde şüphe yarataraktan Hazreti Peygamber müessesesini sorgulatmak, doğruluğunu ve yanlışlığını tartışılır hale getirilmek üzere çok küresel anlamda bir moda var.
Tabi bu kısmen Arap coğrafyasının bir kısmında, İslam coğrafyasının bir kısmında başarılmış durumda. Yani Türkiye'deki bu mealist akımlarla beraber bu akımcılar işte mealizm olsun, bize Kur'an yeterciler olsun. Bu hatta Amr-ı bin As, mızrağının ucuna Kur'an-ı Kerim'i asmasıyla da ilgili sizin verdiğiniz örnekler var. Tarih boyu, Müslümanların yaşadığı en büyük problemlerden biri, bize Kur'an yeter.
Hazreti Peygamber müessesesini ise vaktin koşul ve şartlarına göre, uygunluk derecesine göre alır kullanır, uygun değilse kullanmayız diye bir düşünce tarzı oluşturulup, Peygamber Efendimizin üzerinde şüphe yaratılıyor. Ben bunun kasıtlı olarak yapıldığını ve yaratıldığını düşünelim. Fakat burada bir tenakuz var. Bir kimse Peygamber müessesesine şüpheli baksa, bize Kur'an yeter dese, Kur'an-ı Kerim'in indirilmiş hükümleri de Allah katından belgeli olarak, vesikalı olarak veya kesin delilli ve kanıtlı olarak indirilmedi. Malum, Hazreti Peygamber Efendimiz dedi ki, şu şu şu şu ayet indi, biz de dedik ki, evet o ayeti İslam olarak kabul ediyoruz, Kur'an-ı Kerim olarak kabul ediyoruz.
O zaman Kur'an'ın esası da Hazreti Peygamber Efendimiz'e dayanmıyor mu? Sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine. Yani bir kimsenin Peygamber müessesesini sorgulayıp da, üstünde şüpheye düşüp de, bize Kur'an yeter demesi, aslında bir süre sonra Kur'an-ı Kerim'in doğru hükümlerinin de tartışmaya açılacağı, Hazreti Peygamber'in hadisi şeriflerde yanlış bir şey yapmışsa, burada da ayetin nakillerinde veya asıllarında yanlış bir şey yapmış olabilir düşüncesi, günümüzün veya bundan sonraki, bu akımın, bundan sonraki adımı olabilir mi?
Bu konuda nasıl düşünebiliriz? Bu sonraya bırakmadılar bunu. Şimdi bunu konuşuyorlar. Yani Ümmet-i Muhammed, hadisi şeriflere ritmik olarak çok sert cevap vermeyince, yani Ümmet-i Muhammed'in hadisi şeriflerin inkarına ritmik bir şekilde çok sert cevap vermesi lazımdı. Topyekun bir cevap vermesi lazımdı. Ama Ümmet-i Muhammed buna topyekun, ritmik, çok sert bir cevap vermeyince cesaret aldılar. Cesaret alaraktan, mesela şimdi bunlar böyle alay ve ağrı sinsice konuşulan şeyler. İşte bazı ayetleri keçinin yediğini, 19'a göre şeyin ne o bizim okuduğumuz lakatca'yı ondan sonra komple 19'a göre bu son iki ayet fazlalık deyip onu edip yüksel edepsizi onu söylüyor zaten. Ve normalde bazı ayetlerin ortadan kaldırıldığını, bazı ayetlerin yok edildiğini, bazı ayetlerin yok edildiğini hatta bazı ayetlerin sonradan ilave edildiğini dair bu tip şimdi tartışmalar ve sözler var.
Bu şundan kaynaklanıyor. Direkt Ümmet-i Muhammed yenildi. Siyasi olarak, ekonomik olarak, kültürel olarak, askeri olarak Osmanlı'yla beraber Ümmet-i Muhammed yenildi. Bu yenilginin altında Ümmet-i Muhammed'in bir şeye ritmik cevap verebilme yeteneği kalmadı. Bu eziklikle ve Ümmet-i Muhammed yenilince, Ümmet-i Muhammed'in başına devletsel olarak hep kendi dönmelerini, kendi yetiştirmelerini, kendi devşirmelerini oturtturdular.
Mesela bugün haberlerde izlemişsindir, ABD Dışişleri Bakanı Prens Selman'a ne demiş? Seni kral yapmayız demiş. Seni kral yapmayız. Bu ne demek? Siz o koltukta oturuyorsanız, bizim sayemizde oturuyorsunuz demek. Zaten bunu açıktan, o Trump denilen çılgın da bunu açıktan söylüyor zaten. Böyle olunca veyahut da bütün İslam ülkelerinin durumu hali meydanda. İçlerinde diyebiliriz ki, en dik duran biziz, biz de rahibi paldır küldür verdik. Yani en dik duran biziz, biz de rahibi sorgusu sualsiz verdik. Hadi git Trump'la öpüş dedik. Gitti öpüştü adam. Şimdi, Ümmet-i Muhammed'in hadis inkarcılarına, hadis inkarcılarına ritmik bir şekilde cevap veremedi.
Topyekun. Ve Ümmet-i Muhammed topyekun, dinin hukukundan ayrıldığı gibi, dinin ibadetinden ve ahlakından da ayrıldı. Bakın, yüz yıldır Ümmet-i Muhammed dinin hukukundan ayrıldığı gibi, dinin ibadetinden ve ahlakından da ayrıldı.
Şimdi, din olarak orta yerde, bir tek insanların, ben Müslümanım, ben iman ettim demeleri kaldı. Böyle olunca, mesela Ümmet-i Muhammed, bu tip tartışmalara, yani bir kısım ayetlerin keçinin yediğini, bir kısım ayetlerin sonradan ilave edildiğini, bir kısım ayetlerin değiştirildiğini, bir kısım ayetlerin 19'un kat sayısına uymadığından fazla olduğunu, çıkarılması gerektiğine dahil, bu tartışmalara ritmik bir şekilde, sert cevap veremiyor.
Şimdi, Ümmet-i Muhammed hukukundan ayrıldığı gibi, ibadetinden ve ahlakından da ayrıldı dememin sebebi şu, ibadetinden ve ahlakından ayrıldı, ibadetinden ve ahlakından ayrılanlar için kapı aralandı. Yani, onlar zaten ibadet etmiyorlar. Kendince şöyle diyor, zaten bazı ayetler sıkıntılıymış. Zaten ibadet de etmiyorlar ya, zaten hadisler de sıkıntılı.
Bakın, bu normalde hadislerle alakalı sıkıntıları çıkaran kimseler, ibadetten uzak duranlar. Bu Kur'an ve sünnetle alakalı inkara giden insanlar, İslam'ın hukukunu zaten yaşamaları mümkün değil, dünya üzerinde böyle bir yer yok, ama kendi nefislerinde de yaşamayan, kendi nefislerinde ibadet etmeyen, kendi nefislerinde de İslam'ın ahlakını benimsemeyen kimseler. Bunların nefislerine daha hoş geliyor. Yani namaz, ne demek namaz? Namaz salat demek. Bu ne demek? Bu böyle aerobik, öyle demiyorlar mı bize? Ne o? Siz jimnastik mi yapıyorsunuz namaz kılmak? Ya namaz kılmak ne? Özünde namazı kılmak lazım. Ya özündeki namaz ne? O senin kalbinde. Sen onu içinde ara. Ulan sen dışını bulamamışsın daha, içini nereden bulacaksın?
Şimdi normalde birisi de ona böyle bir cevap vermiyor ki, aha ne özlü konuştu, tabii içinde ara. Ulan seni daha dışın bulmamış, için nereden bulacak? Senin ağzın leş kokuyor, burnun leş kokuyor, oran buran leş kokuyor senin. Senin dışın bulmamış daha, içi nereden bulacak? Sen dışını islam etmemişsin, içini nereden edeceksin? Sen önce bir dışını islam et bakalım bir. Sonra içini etmek için uğraş, çaba sarf et. Dışı islam etmek kolay. İçi etmek en zor. Adam daha dışını etmeden içini islam etmiş adam. Biz de bilmiyoruz ya dinin hukukunu, hükmünü, kaidesini, geldisini, gittisini. Biz de diyoruz, aa ya tabii ya adamın içi önemli.
Bir de ayeti kerimeyi de patlattım, Allah sizin suretinize değil, siretinize, içinize bakar. Tamam bitti işimiz. Eee sen dışın şişane, altın tophane, için çirişane ne olursa olsun önemli değil. Adamın içi, içinde Allah bildiğine göre ya beni ilgilendirmiyor senin için. Beni ilgilendiren senin dışın, senin dışın beni ilgilendiriyor. E ben sana o zaman yumruğu koyayım gözünün üzerine. Ben sana merhamet ettim, iç olarak öyle düşündüm. Sana merhameten vurdum diyeyim. Sen buna inanacaksın mı? Hayır. Neden? Yediğin yumruk sana acı gelecek. E yok, adamın dışı Müslüman değil. Dışı İslam değil ama adam içini Müslüman etmiş. Kendince öyle söylüyor.
Ya içini Müslüman etsen bu senin dışına yansır, yansımamış dışına senin bir şey. Ama öyle değil. Öyle olunca bu tartışmaları koparan, bunları böyle söyleyen ibadetsiz Müslümanlara, ahlaksız Müslümanlara hoş geliyor. Böyle de söyleyince ağır konuştun sen. Ya İslam'ın ahlakına uymuyorsan, ahlaksızsın. Başka ne diyeceğiz sana? Ahlaklı mısın diyeceğiz. İslam'ın belli bir ahlak ölçüleri var. Günah kebahirleri var. Sen bu günah kebahirleri göz göre göre yapıyorsan, uymadın, ahlaksızsın. E böyle de denmiyor. Böyle de konuşunca sert konuştu oluyor. Sinirlendi mi, şekeri mi yükseldi? Başlıyor millet. Ama o ayet ve hadis inkarcılarına karşı ümmet-i Muhammed net, ortak bir dil kullanıp onlara karşı gelmiyor.
Televizyonlar onlara çalışıyor. Gazeteler onlara çalışıyor. Radyolar onlara çalışıyor. Siyasetçiler onlara çalışıyor. Bürokratlar onlara çalışıyor. Sakallı bir kimse siyasetçilere ters geliyor. Böyle İslami görüntülü bir kimse siyasetçilere ters geliyor. Siyasetçiler onlarla beraber görünmek istemiyorlar. İstemiyorlar. Oyu onlardan alıyorlar. O istedikleri kimseler, hacı abiler, hacı ablalar, sufi abiler, bir cemaate, bir tarikata, bir yere giden kimseler, öyle. Vatan millet deyince en önemli ortaya gidecek olan onlar, ülüfe dağıtılacağı zaman onlar unutuluyor. Onlara bakan yok.
Yani hadis inkarcıları bangır bangır televizyonlarda bir şey söyleyen yok. Bir şey söyleyen yok. E şimdi siyaset, bürokrat bunlar devletin içerisinde önemli organlar. E siyasetçiler bir şey demezse, bürokratlar bir şey demezse, biz zavallı fukara halka ne düşüyor ki? Biz burada kendi kendimize mücadele edeceğiz diye uğraşıyoruz. Ne olacak? İşte diyoruz ki toplayın komple hadisleri inkar eden, hadisleri alay edenlerin sohbetlerini, videolarını. E gönderin diyoruz şeye. Ne o? Bizim Salim'e. Salim'e sordum ne kadar? Çok az. Nerede Salim? Ne kadar toplandı? 14 tane toplanmış. E biz de çalışıyoruz ya hesapta.
Bizim halimiz de bu. Bizim halimiz de bu. Twitter'da dolaşmayı, Facebook'larda dolaşmayı seviyoruz. Ama böyle bir hadis inkarcılarını yakalayalım. Bunların sohbetlerini tespit edelim. Bunları tespit ederekten gönderelim. Bu konuda bir çalışma yapılacak. Bu çalışmada bizim de bir tuzumuz olsun. Bu çalışmada bizim de bir payımız olsun. Bu önemli bir şey. Buna biz de bakmıyoruz. Buna biz de bakmıyoruz. Biz de hamasi nutuklar atıyoruz. Yapmamız gerekeni yapmıyoruz. Ümmet-i Muhammed yapması gerekeni yapmıyor. Kardeşim ben hadislere iman ettim ya.
Bununla neden alay ediyorsun sen? Bunu neden küçük görüyorsun? Sen benim dini inancımı küçük göremezsin. Suç Türkiye'de bu. Biz bir Hristiyanın dini inancıyla alay edebilir miyiz? Edemiyoruz. Suç. Biz bir Yahudinin normalde dini inancıyla alay edebiliyor muyuz? Edemiyoruz. Suç. Atatürk'ü peygamber olarak görenler var bu ülkede. Biz onların bu dini inançlarını suçluğu, suç olarak görebiliyor muyuz? Göremiyoruz. Türkiye'de Atatürkçülük dini var diye buna inanan insanlar var. Biz onlara kalkıp da hayır siz suç işliyorsunuz diyor muyuz?
Hayır. Şiir yazmış adam. Araplar Kabe sizin olsun. Bize anıt kabir yeter diye. Normalde böyle bir şey oluşmuş. Biz buna şimdi kalkıp da hayır sen neden bu dine müntesipsin diyebiliyor muyuz? Diyemiyoruz. Ama ülkede belli bir kesim var ki normalde hadislerin inkar ettikleri yetmiyormuş gibi alay ediyorlar, dalga geçiyorlar.
Ve hadisleri savunan kimselere hakaret ediyorlar. Onlarla alay ediyorlar. Biz bunlara karşı biz de urdum duymazız. Yani bizim şey nerede Demirtaşlı çocuk? Yani o şey şikayet dilekçesi yazmış mesela. Dilekçe aslında tam şey değil. Ne o? Yani belki de ondan bir şey çıkmayacak ama ayağa kalktı ortalık. Ben Twitter'da yayınlayınca. Ayağa kalktı ortalık. Korktular bir anda. Bir anda ne yapacaklarını şaşırdılar. Türkiye'de ilk defa böyle bir şey oldu çünkü. Nasıl cevap vereceklerini kestiremediler. Bakın bu meseleyi güzel bir şekilde bütün herkes bunları inceleyip göndersin.
Bunun planı programı hazır. Muhteşem bir plan programı var. Bunu uygulayacağız. Ve insanlar hadis inkar ederlerken yüz sefer düşünecekler. Bin sefer akletmeye kalkacaklar. Televizyonda basında orada burada hadis inkar edemeyecekler. Benim nazarımda yüz yılın hizmeti olacak bu. Yüz yılın hizmeti. Bu konu önemli. Bu konu çok önemli hem. Bu konu o kadar önemli ki. Bu mesele Türkiye'nin gündemini değiştirecek. Bakın Türkiye'nin gündemini değiştirecek. Bunlar abiyane tabirle köpeksüz köy buldular, değeneksiz dolaşıyorlar. Adam Türkiye televizyonlarında hadislerle alay ediyor.
Ya bu ülkeden hiç kimsenin sesi çıkmıyor. Hiç kimsenin sesi çıkmıyor. Hiç kimsenin. Ne ilahiyatçıların sesi çıkıyor, ne diyanetçilerin sesi çıkıyor, ne siyasetçilerin sesi çıkıyor. Hiç kimsenin sesi çıkmıyor. Bir yerlerden mi korkutuyorlar bunları? Bir yerlerden tehdit mi ediyorlar? Bunları bir şeyler mi görüyorlar? Bir şeyler söyleyerekten gözdağı mı veriyorlar? Ya bu kadar böyle bir şeyin olması mümkün değil. Yani bir kimse edilmesini istemem. Hiçbir siyasi liderin hakarete uğramasını, herhangi bir kimsenin hakarete uğramasını istemem.
Ama herhangi bir yerde bir kimse, ama Cumhurbaşkanı'na, ama herhangi bir parti başkanına hakaret etse, savcılar kendiliklerinden harekete geçiyorlar. Anında. Sonuç durma açıyorlar. Ama adam Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerini inkar ediyor. Hadisleriyle alay ediyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine haşa pedofilli diyecek kadar hakaret ediyor.
Ya kimse seslenmiyor. Kimse seslenmiyor. Hiç kimsenin hiçbir itirazı yok. Hiçbir itirazı yok hiç kimsenin. Biz şimdi kendi kendimize diyoruz. Vay muhafazakar parti var ya iktidarda. Allah Allah. Nerede ya? Nerede kardeşim? Hadis inkarcıları meydanda. Mezhep inkarcıları meydanda. Sufi inkarcıları meydanda. Tarikat inkarcıları meydanda. Meydanda onlar var. Cemaat inkarcıları meydanda.
Herkesin dilinde bir laf var. Yeni FETÖ'ler olmasın. Ulan sizsiniz yeni FETÖ. Sizsiniz. Biz nereden FETÖ olacakmışız? Biz devlete adam mı katacağız diye uğraşıyoruz? Devlete adam katmaya çalışıyorsa şimdi o FETÖ'cü. Kim haksız yere, kim hukuksuz bir şekilde, kim adam kayıraraktan devlete yerleşiyorsa o FETÖ'cü şimdi.
On kişi toplanmış Allah'ı zikrediyor. Bunlar yeni FETÖ'cü. Ulan belediyeleri ben mi yiyip içiyorum şimdi FETÖ'cü olacağım? İhaleleri ben mi yiyip içiyorum? Ben mi ortadan para kaldırıyorum? Ona buna çamur atacaklar.
Hadisleri savundun mu yeni FETÖ'cü bunlar. Mezhepleri savundun mu yeni FETÖ'cü bunlar. Ortalıkta haksızlık var, hukuksuzluk var, adaletsizlik var deyince yeni FETÖ'cü bunlar. Dil bu. Allah Allah. Meydandayız kardeşim. Aslımız belli, özümüz belli, geldiğimiz yer belli, gittiğimiz yer belli. Meydan hadis inkarcıları, Kur'an inkarcıları, mezhep inkarcılarına kaldı. Onlara kaldı. Herkes de seyrediyor. Hiç kimse bir şey diyemiyor. Ortalık Allahsızların oldu, kitapsızların oldu, dönmelerin oldu. Evet. Allahsız, kitapsız, ahlaksız, dönme, devşirme ne varsa ortalık onlara kaldı.
Onlara kaldı. Başka hiçbir şey değil. Milletin elinde on parmağında on yağlı kara, kime yağlı karayı bulaştıracağız diye akşamdan düşünüp sabahleyen yağlı karayı bulaştırıyorlar. Deccal gece ne söylüyorsa onlara sabahleyen yerine getiriyorlar. Memleketin hali bu. Kırk bin kişi var cezaevlerinde uyuşturucudan yatan kırk bin kişi. Cezaevlerinde kırk bin kişi uyuşturucudan yatıyor Türkiye'de. Kırk bin kişi. Dikkat edin. Cezaevlerinde bil fiil yatan kırk bin kişi uyuşturucudan ülkenin geldiği hal bu. Biz hadis inkar edeceğiz diye uğraşıyoruz.
Biz ayet inkar edeceğiz diye uğraşıyoruz. Biz mezhep inkar edeceğiz diye uğraşıyoruz. Biz millet beş kişi, on kişi, yirmi kişi toplanmış orada Allah sohbeti yapıyor. Biz onlarla uğraşacağız diye uğraşıyoruz. Fuhuşa yardım ve yataklık yapan yirmi bin kişi var cezaevlerinde. Yirmi bin kişi fuhuşa yardım ve yataklıktan, fuhuş yapmaktan değil. Fuhuşa yardım ve yataklık ne demek biliyor musunuz? Adam kendi evini fuhuşa açmış. Çok abiyane tabirle evini umumhane yapmış, bilmem ne hane yapmış. Yirmi bin kişi var. Ya bu evler nefeste çalışmıyor, kadınla çalışıyor, adamla çalışıyor. Yirmi bin kişi, yirmi bin tane ev sahabini sen tutup içeriye attıysan, yani her evde on kişi olmuş olsa ne yaptı?
İki yüz bin kişi. Türkiye'de iki yüz bin kadın var fahişelik yapan. İki yüz bin kadın fahişe Türkiye'de. Sen otuz bin kişiyi cezaevine attıysan onunla çarp onu. Üç yüz bin kişi uyuşturucu kullanıyor ülkede. İki yüz bin kişi fuhuşla iştigal ediyor. İki yüz bin kişi fuhuşla iştigal ediyor. On binin üzerine, onunla on iki binin üzerine, on üç binin üzerine ağır ceza mahkumu. Katil, işte ağır yaralama bunlar var. Bunların yanında bunlar melaike kalır.
Bir kız mı? E terör var. Dikkat edin. Yirmi beş bin kişi hırsızlıktan yatıyor. Yirmi beş bin kişi hırsızlıktan yatıyor. Yakalanan yirmi beş bin kişi. Yakalanmayanlarla beraber yüz bin kişi de.
Gitti bir milyon insan. Faal halde. Ne yaptı? Binde kaç yaptı doktor? Bir milyon böyle bir kimse olmuş olsa kirli işlerle. Seksende kaç etti? Seksen milyonda bir milyon. Yüzde bir nokta yirmi beş. Evet. Biz hadis inkar edeceğiz. Biz ahlak inkar edeceğiz. Biz hadisleri inkar edersek ahlak tamamen ortadan kalkacak zaten. Zaten kalkıyor. Tamamiyetle de kalkacak. Komple kalkacak. E ayetlerin üzerinde de bizim şüphelerimiz olunca olacağız biz ne Hristiyan, ne Yahudi, ne de Müslüman. İstedikleri de bu. O yüzden hadis inkarcılarına ritmik olarak ümmet-i Muhammed ve ülkemiz cevap vermediğinden, veremediğinden dolayı şimdi ayetleri inkar ediyorlar.
Ayetleri inkar ediyorlar. Hoca tehlike var diye parmak bastı. Ben tehlike değil. Zaten yaşanıyor şu anda. Bildiğiniz ayetleri inkar ediyorlar. Yani o beklemediler yani. Nasıl olsa ümmetten ses çıkmıyor. Hızla biz bu işi halledelim dediler. Şimdi ayetleri de inkar ediyorlar. Yok hayır direkt inkar ediyorlar. Hazreti Peygamber Efendimiz naklederken yanlış nakletti. Gibi. Şöyle oldu. Onlar buluyorlar yolunu. Bir şekilde onu. Onlar yolunu buluyorlar. Bir de bunların yolunu bulacağı zaman hadis inkarcıları, hadisi inkar ettikleri yetmiyormuş gibi hadis inkarcıları burada işte hiç aslı astarı olmayan hadislere mesela Buhari'de yok, Müslüm'de yok, Tirmizi'de yok, İbn-i Mace'de yok, Ebu Davud'de yok, İmam-ı Hanbel'de yok.
İşte ne bileyim Ebu Nuaym'de yok, şunda yok, bunda yok ama o dığdımın dığdığı otuz kusur tane hadis kitabının dışında bir hadis buluyor o. Bir kitap buluyor. Diyor ki buradaki buradam diyor. Böyle söylüyor diyor. Bir de işin böyle edepsizliği var. Seni alemlere rahmet olarak gönderdik ayet-i kerimesini almış mesela Bayraktar Bayraklı. Kendince bir yorumlamış aslında böyle yanlış anlaşılmıştır bu ayet-i kerime işte biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik burada bu anlam yanlıştır işte alemlere rahmet olan farklı bir şekilde kendince bir yorum katmış demiş ki bu da böyledir. Yani adam artık direkt olarak peygamber efendimizin müessesi üzerinde tartışma başlatıp artık demek ki hadis-i şerifleri geçmişler.
Geçtiler. Geçmişler. Şuna geldiler. E hadis-i şerifleri söyleyen Hazreti Peygamber ise e o da şüpheli şeyler söylediyse, yanlış şeyler söylese demek Kur'an'ı da kendi kafasına göre yazdı veya Kur'an'ı naklederken kendisine göre nakletti. Ve o zaman ayet-i kerimeler de elden geçirilmelidir. Tüm insanlık açısından doğru olanlar doğru olarak sabitlenmeli. Yani bir reellenmelidir diye bir düşünce çıkıyor ortaya. Ama biz hani gönlümüz yine Allah-u Teala Kur'an'ı Kerim'i sabit olarak koruduğundan ve koruyacağından hamdolsun. Gönlümüz mutmayın ama toplumumuz için çok büyük bir sıkıntı var. Büyük bir sıkıntı. Büyük bir sıkıntı var. Allah muhafaza eylesin. Amin. Cenab-ı Hak korusun inşallah.
Amin. Ümmet-i Muhammed'e inşallah feraset ihsan eylesin. Amin. Doğruyu görmeyi nasip eylesin. Amin. Fâlemen naho. Laaaaa.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi