Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 28 Eylül 2018 · 51:08
Nasûh, Mesûh konusunda bildiğinizi sizden dinleyebilir miyiz? Bu Hazreti Aley, Radiyallahu anh Hazretleri'nin bir sözü var. Kur'an'da bu Nasûh'la Mesûh meselesini bilmeyen bir kimse ilim ehli değildir diye. Yani normalde Mekke'de inen ayet-i kerimelerle, Mekke'de inen ayet-i kerimeler, sonra Medine'de inen ayet-i kerimeler, bazı ayet-i kerimelerde birbirini nesh ediyor. Onun zamanla alakalı şeyi var. Ne o? Bir ayet-i kerime daha önce gelmiş, sonraki ayet-i kerime, ondan sonra gelen ayet-i kerimeler o ayet-i kerimenin hükmünü kaldırmış. Bunun gibi. Veyahut da din yavaş yavaş kendisini tamam ettiğinden dolayı böyle bir yol çizilmiş. Mesela içki ayetiyle alakalı. Önce uzak durun demiş, ondan sonra namaza yaklaşmayınız o haldeyken demiş.
Ardından tamamiyetle içkiyi haram etmiş. Bunun gibi. Veyahut da kabir ziyaretiyle alakalı. Önce Mekke'de yasaklanmış, sonra Medine-i Münevvere'de serbest edilmiş. Bazı hükümlerin daha öncesinden serbest ve yasak olup sonradan onun nesh edilmesi gibi. Mesela Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Mekke döneminde sadece müşriklere benzememek için müşrikleri muhalefet etmiş. Medine döneminde bir müddet sonra Hristiyanlara ve Yahudilere de muhalefet etmeye başlamış. Normalde Mekke ayetlerine baktığımızda Yahudilerle ve Hristiyanlarla alakalı bir herhangi bir mücadele yok. Ama Medine ayetlerine baktığımızda zaman içerisinde Hristiyanlar ve Yahudiler de ne olmuş? Onlarla mücadeleyle alakalı ayeti kerimeler inmiş.
Bunun gibi mesela Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Örneğin şimdi aşure ayındayız ya Yani aşure orucuyla alakalı biz bu orucu tutmaya daha fazla hak sahabiyiz deyip Normalde Medine'deki Yahudilerin tutmuş olduğu orucu Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ona söylenince o da tutmuş. Ama bir müddet sonra oruç farz kılınınca, dikkat edin buraya, oruç farz kılınınca bu aşure orucuyla alakalı dileyen tutsun, dilemeyen tutmasın demiş. Sebep? Çünkü Muhammedi noktasında din kendisini tamam ediyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne de oruç emredilince Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bu oruç dileyen tutsun, dilemeyen tutmasın diyor.
Hatta bir rivayette var, bir dahaki seneye tutmayacağına dair aşure orucu. O yüzden normalde bu tip İslam'ın içerisinde hem Kur'an'da hem sünnette bir hükmün bir müddet sonra o hükmün farklılaştığı görülmüş. Bu içki meselesinde olduğu gibi, oruç meselesinde olduğu gibi. Bunları normalde bir kimse bilmezse. Mesela ayet-i kerimenin inzal sırası ve sebebin üzülü. Hadis-i şeriflerin inzal sırası ve sebebin üzülü. Normalde bunları bir kimse bilmezse ve bunu bir hüküm vereceği zaman, bunları enine boyuna, en ince ayrıntısına kadar araştırıp öyle hükmetmezse işin içerisinde sıkıntı çıkar. Şimdi hani zaman zaman sohbetlerde bu yeni jenerasyon mealcilere kızıyor mu ya biraz?
Yani oturmuş adam, normalde Arapça dilinin özelliklerine, Arapça dilinin derinliğine, genişliğine, harflerin hangi manaya geldiğini, nasıl okunursa hangi manaya geleceğini, ne bileyim işte hangi kelime, hangi cümlenin içerisinde, hangi kelimenin arkasına gelirse manasının değişeceğini, yani bunların incelikleri, bakın bunları bilmiyorum ben. Ama bu incelikleri bilmeyen bir kimsenin, bakın bu incelikleri bilmeyen bir kimsenin kalkıp da bilmediği konularda konuşması kadar abes bir şey yok. Ve bir de çeviri yapacak, meal yapacak, hangi dile yapacak, örneğin Türkçe'ye yapacak. Yani o Arapça kelimenin Türkçe karşılığını bilmeyen bir kimse, Türkçe'de ona bir kelime bulamazsa, ne manaya geldiğini bilemezse, karman çorman çarpık bir mana çıkıyor.
Ama iki kelime bilen, üç kelime bilen oturuyor meal yazıyor. O yüzden bu meallerin büyük bir çoğunluğu sıkıntılı. Artı bu tefsirlerin de büyük bir çoğunluğu sıkıntılı. Son dönem olarak. Sıkıntılı. Yani bir kimse Türkçe iki kelimeyi bir araya getiremiyor, o kimse Türkçe meal yazıyor. Veyahut da yani Arap diline o kadar hakim değil, oturmuş adam meal yazıyor, tefsir yazıyor.
Ne kadar cesaretliler. Ne kadar cesaretliler. Ve bazı meallere bakıyorum ben, işte haydi dönüyorum eski meallere bakıyorum, eski tefsirlere bakıyorum. Onları kıyaslıyorum, işin içinden çıkılmaz. Hani demişler ki, deveye boynun eğri nerem doğru demiş. Yani bu da onun gibi bir şey. Neresini düzelteceksin, doğrultacaksın? Ama bu bizim insanımız şu anda din cahili. Din cahili olunca bunların inceliklerini bilmiyor. Yani oturuyor mesela, işte millet taslamamı dinliyor ya, ay ileri geri konuşuyor. Hiç kimse taslamamı dur diyecek. Ya taslamamın önüne getirsem benim gibi, Elif'i görsem mertek zannedecek. Ya nasıl ben Arapça diline hakim değil isem, o da değil.
Veyahut da bu konuşanların büyük bir çoğunluğu dilin bu inceliğine vakıf değiller. Artı, ayet ve hadislerin iniş sırasına, geliş sırasına da vakıf değiller. E ilahiyattaki profesörler vakıf olmazsa, yani normalde bu işler böyle nahi ilmi, işte Arapça dil ilmi, bunun normalde başlı başına ayrı bir ilim. Yani bu böyle Allah affetsin, bir meal yapacak olan, meal yazacak olan bir kimse, yani Mekke'deki müşrik diline bile hakim olması lazım. Bakın Mekke'deki müşrik Arap diline, Medine'deki Arap dili ile Mekke'deki müşrik Arap dili aynı değil. Medine'deki Yahudi Arap dili ile, Yahudiler de Arapça konuşuyorlar Medine'de. Hristiyanlar, oradaki İseviler de Arapça konuşuyorlar Medine'de.
Medine'nin kendi içerisinde farklı farklı Arapça şiveler var. O gün içinde köylülerin Arapçası ayrı, şehirlilerin Arapçası ayrı, okumuş olanların Arapçası ayrı, tüccar olanların Arapçası ayrı. Ya normalde bir kimse, Kur'an'ın bu noktadaki inceliklerini bilmezse, Arapçanın inceliklerini bilmezse, nasıl işin içinden çıkacak? Çıkması mümkün değil. Bakın çıkması mümkün değil. Ama şimdi herkes hadis inkarcısı oldu, herkes fıkıh inkarcısı oldu, iştahat inkarcısı oldu, adam İmam-ı Azam kimmiş diyor, İmam Şafi kimmiş diyor, İmam Malik kimmiş diyor, havada uçuşuyor cehalet. Bakın cehalet havada uçuşuyor. Adam iki tane meal okuyor oradan, kendini alim görüyor, adam iki rüya görüyor, kendini şeyh görüyor, birisi başka bir kimse, iki rüya görüyor, adam kendisini şeyh görüyor, işin içinden çıkılacak gibi değil, böyle bir hengamenin içindeyiz.
Yani bu mesele hani, Nasuh-Mesuh meselesi nereden nereye geldi? Yani kim çıkacak ki Nasuh-Mesuh meselesinin içerisinden? Kaç kişi çıkabilir? Yani adam Mekke müşriklerine inen ayet-i kerimeyi Müslümanlara okuyor şimdi. Ona diyorsun ya, bu ayet-i kerime Mekke müşrikleri hakkında geldi, bununla bilgin var mı? Bakıyor. Ya ne diyor, sen diyor Kur'an'ı şimdi diyor, Mekke müşriklerine ayrı, Müslümanlar ayrı mı? Evet, Kur'an'ın hitabı var. Ey kafirler diye, kafirlere ayrı hitap ediyor Kur'an. Münafıklara ayrı hitap ediyor. Müslümanlara ayrı hitap ediyor. Müminlere ayrı hitap ediyor. Salihlere ayrı hitap ediyor. Kur'an'ın hitabı ayrı.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ayrı hitap ediyor. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mübarek eşlerine, ayrı hitap ediyor. Tüccarlara ayrı hitap ediyor. Hakimlere, ulemaya ayrı hitap ediyor. Evet, Kur'an'ın hitapları var. Eee? Yok. Adam müşriklere okunan bir ayet-i kerimeyi Müslümanlara okuyor. Hristiyanlara gelmiş olan bir ayet-i kerimeyi Müslümanlara söylüyor. Böyle bir enteresan çarpıklık var. İslam dünyasında var bu. Kalkıyor, bir ayet-i kerime buluyor oradan. Meal okuyor ya. Adam gidiyor.
Onun üzerinden gidiyor. Yani, bizim gençlerden biri geldi. Ben şimdi dedi, normalde baki bir kızla evlenemeyecek miyim dedi. Ne oldu dedim ben? E dedi, diyor ya dedi, zinacıları zinacılarla evlendirin. Oğlum sen zinaya devam mı ediyorsun dedim ben? Hayır dedi. E tamam, tövbe etmiş dönmüşsün. Nereden çıkardın sen bunu dedim ben? Eee, ayet-i kerime var dedi. E kim söyledi bunu sana? Ben şimdi? Bu durdu. Filanca kimseler söyledi. Oğlum ne alakası var? Zina etmeye devam eden bir kimse, evet gitsin zina eden bir kimseyle evlensin. Sen dedim, nereden çıkardın bunu? Tövbe kapısını kapattınız mı? Şimdi, normalde o meal okumanın sıkıntıları var.
Veya bu normalde yeni dönem böyle kitap yazanlar, yeni dönem böyle bir şeylerle uğraşan kimseler, yani o ayet-i kerimenin geldisine, gittisine, sebebün üzülüne, nerede indirildiğine bakmadan adam alıyor, bir alıntı yapıyor, bir şey yapıyor. Hani çıkıyor ya bir tane ne o? Eli açık mı? Eli kapalı mı? Ne o? İhsan. O diyor ya, zekatla alakalı, sana sorarlar, ondan sonra ne kadar vereceğiz? Ondan sonra tamamını diyor. Yani zekatla alakalı, normalde işte ticaret mallarından kırkta bir, şu bu, hepsini daptı. Eee tamamını diyor. Yani zekatla başka hiçbir ayet-i kerimeye bakmıyor. Bakın hiçbir ayet-i kerimeye bakmıyor. O bir tane de öldü gitti ya, bir tane profesör vardı, Yaşar Nuri.
O hani, bizi gözet ayet-i kerimesini, başka yöne çekti adam. Allah'ım dedim ya, yani bu insanlar bile bile çarpıtıyorlar. Siyasi iktidara göre ayet-i kerime çarpıtma modası çıktı. Yani siyasi iktidara karşı olanlar, ayet-i kerimeleri farklı çarpıtıyor. Siyasi iktidara şey olanlar, ne o? Eee destekleyenler, ayet-i kerimeleri farklı çarpıtıyor. Ne o? Çarpıtıyor. Ya bu kadar bilimsizlik, bu kadar cehalet olur mu? Din neyse o, Kuran-ı Sünnet neyse o. Yok. Allah bizi affetsin. Sıkıntılı. Ben evde anneannelerim, babaannelerim ve dedelerimin niyetliyerek tevhid çektim.
Sizden ricam bu tevhidler dergah duasına katılabilir misiniz? İsimleri de var. Fethiye nenem, Fethiye kızı, hanımı, derviş dedem, İdris dedem, Nazengül nenemin, Nazengül oğlum, Veysel'in, hanım kızı, Nazengül'ün ruhaniyetlerine, seksen bin tevhid. Bizde böyle bir usül yok. Yani normalde biz burada zikrullahın arkasından dua ederiz. Bu tip şeyler geliyor, kardeşler getiriyorlar. Ben buraya geleni de, her geleni okuyorum. Biz inşallah duayı devşiren kardeş, normalde seksen bin tevhidi, tüm geçmişlere, inşallah bağışlasın. Böyle özel bir bağış olacaksa, bunu böyle evinizde kendiniz bağışlayın.
Burada böyle bir özel bir bağış yapma sistemimiz yok. Hakkınızı helal edin. Bir sıkıntımızın giderilmesi, hallolması için, bir kardeşimizden, hasta birisinden, ya da bir yolcudan, o sıkıntımızı anlatarak, dua etmesini istemek doğru mudur? Evet, hastanın duası, tece enno, müsteaptır. yani yolcunun duası, evet muhakkak geçerli. Neden sahibi varken, sahibine dua etmiyorsunuz da, evet olabilir, birisini de bu noktada vesile edebilirsiniz. Bir kardeşin, diğer bir kardeşine en güzel duası hangisidir? Bir derviş kardeşine nasıl dua etmeliyiz? Ya Rabbi, bize dünyada da, ahirete de afiyet ver.
Amin. Hakkınızı helal edin. Buradan rüya okumuyorum. Hocam, dergahta kavga olur mu? Olur. Derviş olan birinden, ağzı yakışmayan, bağırma olur mu? Olur. Dervişlik nasıl bir makamdır? Derviş olamadıklarından doluyor, oluyor. Daha derviş olamamışlar. Derviş olunca, bunlar olmaz. Ama, bir dergahta, herkes derviş değildir. Var mı? İçinizde derviş olan, bak hiç kimse daha olamamış. O yüzden bizden her şey beklenir. Elhamdülillah.
Allah razı olsun hepinizden de. Hamd olsun ki, olamamışsınız. Hani, Abdülkadir Geylan Hazretleriyle, Ahmet'e Rıfay Hazretleri, dergahta sohbet ediyorlarmış. Bir heyet gelmiş. Selamun Aleyküm, Aleyküm Selam demişler ki, efendim, hakkınızı helal edin, buyurun. Demişler, bize bir şeyh lazım. Bizim şeyhimiz vefat etti. Allah razı olsun. Bize demiş, emredin, bir şeyh vazifelendirin. Vazifelendirin. Ha olur demiş, Geylan Hazretleri. Orada, dergahın, çaycısı varmış. Demiş, alın götürün, sizin şeyhiniz olsun. Allah razı olsun demişler. Ellerini öpmüşler. Abdülkadir, Geylan Hazretleri, rahmetler, Rıfay Hazretleri'ne dönmüş.
İyi ki şeyh istediler demiş. Derviş isteselerdi, ya sen gidecektin, yamayın gidecektin demiş. O yüzden, bizim dergahda, hepsi de olur. Biz, kendisini tamamlamayı, becerebilmiş olanlardan, kurulu bir topluluk değiliz. Şimdi bazen böyle, kadınlar, erkekler, birbirlerini şikayet ederler bana. İşte dergaha gelip gidiyor da, şöyle yapıyor. O daha fazla yapar diyorum ben. Neden? E şeytan onunla uğraşır. Şeytan bir dervişle, daha fazla uğraşır. Derviş adayıyla. Derviş yok ya hiç şimdi. Şeytan, derviş adayıyla, daha fazla uğraşır. Onun tepesine daha fazla biner. Ona daha şedid, onunla ilgilenir. O yüzden, normalde şimdi, dışarıdan bakan kimse, şöyle der.
Ya derviş ya, böyle yapar mı? Yapar kardeşim ya, Allah Allah. Günah işlemek bize ait. Biz normalde öyle, kalem gibi, bir derviş değiliz ki, iş birimizde. Herkes kılçıksız, balık arıyor, etrafında. Yok öyle bir hayat. Yani herkes ıhlamur gibi olsun. Yok biz peygamber değiliz. Biz melek dedeyimiz. Ya biz on numara derviş dedeyimiz. Böyle bir iddiamız yok zaten. Benim yok, kendi nefsime ait. ya baktım sizin de yok maşallah subhanallah. Biz böyle, garip, fakir, fukara, günahkar, eli kara, yüzü kara bir topluluğuz. Birazdan zikrullah yapacağız, temizleneceğiz inşallah.
Hata bizim, kusur bizim, günah bizim, suç bizim. Olmadı bir neşetten patatarız biz. Bilemedim kıymetini, kadrini diye. Hata benim, suç benim. yıkarız ortalığı. Böyle bizimki. Yazıyorlar sonra bana. Böyle çok, böyle işte, hareketli mi zikrullah yapıyorsunuz. Öyle, neden böyle yapıyorsunuz? Çok günahkarız biz dedim. Ondan sonra, nasıl dedim, yazıyorlar bana. Dedim bas be, bizim arkadaşların hepsi dedim. Çok günahkar. O yüzden ver yansın, çek uzansın yapıyorlar dedim. En günahkarları da benim. O yüzden en fazla, benim sesim çıkıyor dedim. Onlar da bana uyuyorlar dedim ben. Öyle, biz inmeye inmeye, sızlaya sızlaya bağıra çağıra, biz dedim bu işi böyle yitireceğiz. E biz de zaten meydandayız.
Kendimizi de saklamıyoruz. Öyle sessiz, sakin, süktüm, püklüm, böyle bir şey yapacaksanız, biz onlardan değiliz. Biz Fırat Nehri gibi coşuyoruz. Ne önümüzde birisi var mı? Yok yanımızdaki kimse ne? Kendimizde değiliz. Kiminin ayağına basıyoruz, kiminin kulağına? Öyle olunca da yapacak bir şey kalmıyor. Ne yapalım? Böyle. O yüzden normalde hakkınızı helal edin. Yani bizim kardeşlerden eksik, kusur sudur eder. Hata, günah sudur eder. Ben böyle söyledim diye hep beraber, topluca günah işleyenlerden olmayın da, nasıl olsa böyleymişiz filan gibisinden. Öyle bir şey de yapmayın. Biz bu kadarız yani. olacağız inşallah. Ümidimiz var, umudumuz var.
Cenab-ı Hak inşallah bizi iyi, salih birer kul yapacak inşallah. Biz bu konuda gayretli, ümit varız. E bazen ayağımız çukura düşüyor, bazen elimiz karaltılara, bulanıklık, bulanıklık yerlere dalıyor. Oluyor o. Biz hepimiz bu noktada, dilimizin, ondan sonra ayarı kaçıyor bazen. gözümüzün ayarı kaçıyor. Kaçıyor. Şükür hamdolsun. Ne yapalım? Allah bizi affetsin. Biz öyle çok, on numara, dört dörtlük bir derviş olamadık daha henüz. İnşallah hep beraber olacağız. İnşallah. O yüzden derviş kardeşlere, bütün bayanlara da, erkeklere de tavsiyem. Yani normalde şikayet ediyorlar ya, işte eşlerini şikayet ediyorlar. Kadınlar da, erkekler de. Onlar hiç olmazsa desinler ki ya, bizimkiler evet günah işliyorlar ama hiç olmazsa zikrullah'a gidiyorlar.
Orada tövbe ediyorlar. Cenab-ı Hak onları affediyor. Zikrullah'a gitmeseler, iyice zikrullah'a gelmeseler, e affolmayacaklar. Katmer katmer üstüne, katmer katmer üstüne daha fazla zulmedecekler evde. Kadınlar, erkekler, o yüzden zikrullah'a giden eşlerinizin kıymetini bilin. Şikayet ettiniz, kimseler Allah'ı zikreden insanlar.
Biz Allah'ı zikreden insanların yanı başında olduğumuzdan bütün büyüteşle bakıyoruz. Biz onların eksik, kusur, hatalarını büyütüyoruz gözümüzde. Toplumun bakış açısı bu ama. Yani kime öyle bir büyüteşle baksan, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hariç, herkeste hata, kusur görürsün. Birisine büyüteci büyüt. Yani o senin hatanı, kusurunu gören kimseye sen de döndür. Yüzünü, gözünü, kalbini ona büyütece al. Nelerini görürsün, nelerini. Nelerini görürsün. Ama biz kardeşlerimize bunu öğütlemiyoruz. Biz diyoruz ki bırakın, milletin hatasıyla, kusuruyla, yanlışıyla uğraşmayın. Onlar sizin yanlışınızla, hatanızla, kusurunuzla uğraşacaklar.
Hakkınızla gıybet edecekler, dedikodu edecekler. Böylece temizleneceğiniz. Biz gece namazları şakır şakır kılan, günde bilmem kaç bin tane tevhid çeken, bilmem kaç bin tane lahz-i celal çekenlerden olamadık. Biz harara, gürere gidiyoruz bu ayına. Öyle olunca, bizim hakkımızda da dedikodu yapanlar, gıybet edenler, bizim de günahlarımızı temizliyorlar. O yüzden ehl-i zikrin, bırak kusurundan, hatasından uğraşmasa, kim ehl-i zikrin hatasıyla, kusuruyla uğraştı, diline doladı, dili koptu. Adamın dilini ensesinden çekseler iyi, ters getirirler adamı. O yüzden ehl-i zikirle uğraşmamak, onun hatasını, kusurunu öne çıkarmak, onun hatasını, kusurunu öne sermek, çok hoş şeyler değil.
Allah senin hatanın, kusurunu hem dünyada hem ahirette, insanların önüne çıkarır verir de, şaşırır kalırsın. Hatta Hazreti Pir'in deyimiyle apışır kalırsın. Söyleyecek bir lafın, gidecek gelecek bir şeyin olmaz. Allah muhafaza eylesin. Allah korusun, bu ehl-i zikirle uğraşırsın, zikrullah halakasından bir dışarı çıkarsın da, şeytanın midesinde lokma olursun, ebediyen, ebedi hayatını kaybedersin.
Bırak, uğraşma, kadın erkek hiç önemli değil. Hele bilhassa ehl-i zikir, ehl-i zikirle hiç uğraşmasın. Uraşma. Seni aşar bu mesele. Haddini bil. Evet. Haddini bil. Kadın erkek. Uraşma. Vay siz zikrullah gidiyorsunuz da, orada bunu mu öğreniyorsunuz da, sizi Mustafa abiye şikayet edeceğim de, vay siz orada Allah mı diyorsunuz, yallah mı diyorsunuz da, küfür bu sözler. Allah muhafaza eylesin. Şeytanı basmış, ezmiş, nefsini ezmiş, her şeyi ezmiş, gelmiş Allah'ı zikretmeye.
Her şeyi ezmiş. Her biri genç, zıpkın gibi delikanlılar. Her yere yakışırlar. Zıpkın gibi. Her yere yakışırlar. Yakışıklıkları mı eksik, gençlikleri mi eksik, albenileri mi eksik? Ezmiş şeytanı. Ezmiş nefsini. Beş vakit namazını kılıp, orucunu tutup, Allah'ı zikredeceğim diye uğraşıyor. Kadın erkek. Herkes şimdi kafede, barda, sazla, cazla, sinemada, AVM'de dolaşıyor mu? Ne eksi var herkesin? Her şeyi ezmiş, gelmiş buraya.
Sen de kalk ona, eşarbını yan bağlamadı. Yok sen de kalk ona, sarığını nasıl bağladın? O şimdi buraya mı geldi? Nerede be bizim makam sahibi? Görelim seni ya. Lazımsın sen öyle, karşımda oturacaksın sen. Yok Murtaza Mercan, orada neden oturuyormuş? O makam sahibiyse, ben dergaha gelmemmiş. E git, Allah yolları çıkarsın. E sen gittin, adam oturuyor daha orada, bak makam sahibi. Uğraşma. Sen gidersin. Senin hatalı, kusurlu gördüğün, kalır orada. Senin eksik, yanlış gördüğün, kalır orada. Sen böyle arabaların arkasında var ya, böyle sallanıyor, bay bay yapıyor. Sen bay bay yapar gidersin. Sen meleklerin gıpta ile baktığı, peygamberlerin gıpta ile baktığı, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin övünçle baktığı, Hz. Sahabenin bizatihi katıldığı, Hz. Pir Efendilerin bizatihi katıldığı, peygamberlerin bizatihi katıldığı,
meleklerin bizatihi katıldığı, zikrullahla kasına el sallar gidersin. Kör gözlü, kulağı sağır, kalbi mühürlenmiş, farkında değilsin. Küfre düşer gidersin hem bir de. Küfre düşer gidersin. Küfre düşer gidersin. Allah muhafaza eylesin. Hata da olur, kusur da olur, eksik de olur, yanlış da olur. Hangi kardeş, hangi kardeşe hata, kusur yaptıysa ben onlar adına özür diliyorum. Onlar adına ben özür diliyorum. Hepsi de benim kardeşim. Hatalarıyla, kusurlarıyla, yanlışlıklarıyla, eksiklikleriyle, bizle beraber yol giden bütün, hepsi de benim kardeşim.
eksiğiyle, kusuruyla, tabirimi hoş görün. Yürüyeniyle, yürüyemeyeniyle, koşanıyla, koşmayanıyla. Kim, ders aldıysa, hepsi de benim kardeşim. Hepsinin hatalarından ve kusurlarından dolayı, birbirlerine karşı ve dışarı karşı. Hepsinden de özür diliyorum. Allah hepsini de affetsin inşallah. O yüzden kardeşlerime laf söylemeyin dedim. Lütfen. Hamdolsun. Bak makam sahibi öyle dedi, hepsi de orası elhamdülillah dedi. O yüzden laf söylemeyin bizim kardeşlere.
Bu tecrübeyle alakalı. Bunun uyarı açısından söylüyorum. Laf söyleyen, eleştiren, el salladı gitti. Allah muhafaza eylesin. O laf söyledikleri, eleştirdikleri burada duruyor. Allah'ın zikre devam ediyor. Koşuşturmaya devam ediyor. Az çok. Herkes bir vazifenin ucundan tutmuş. Hepinizi ayrı ayrı, simalarınızı ayrı ayrı, hepinizin de ezberimde.
Bir yere gelemeyen öbür tarafa geliyor. Bir yere gidemeyen öbür tarafa gidiyor. Bir tarafta bir şey yapamayan öbür tarafta yapıyor. Kimsenin birbirinden fazla eksikliği, birbirinden fazla fazlalığı yok. Hepimiz bir buradayız. Hep beraber kardeşiz. Kardeşiz kardeş. Şeytanın kol gezdiği, deccaliyetin kol gezdiği, nefsaniyetin kol gezdiği, her türlü yanlışlığın, eksikliğin, noksanlığın, küfrün, batılın kol gezdiği, bir coğrafyada ve bir zamanda birbirlerine nasihat edip, birbirlerinin koluna girip, zikrullah'a gelmişler.
Benim nazarımda. Hepiniz de başımın tacısınız. Allah hepinizden de razı olsun. Amin. Bunların cuma dersi bitiminde dersi yaptıran hanım, burası sessiz zikir yapılan dergah, sessiz zikrullah yapmayan buraya gelmesin dedi. Bir çavuşun bu şekilde konuşması doğru mu? Siz birçok sohbetinizde dergahın herkese açık olduğunu söylemiştiniz. Burada bir çelişki var. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? Bizim zikrullah alakalarımız herkese açıktır. Kardeş için de özür diliyoruz bunu söylemiş. O yüzden bu hadde aşan bir söz olmuş. Eğer böyle söylediyse. Normalde bütün ders yaptıran kardeşler oradaki zikrullah adabını, erkanını absürt bir şekilde bozmadığı müddetçe hiç kimseyi zikrullah alakasından, sohbetten dışarı kovmayın.
Bizden dersi olsun olmasın. Bir kimse zikrullah yapılan meclise gelse, oraya köşeye otursa o da affolmuş olur gider. Bir kimse zikrullah meclisine gelse, temaşa etse, seyretmeye gelse, gelenler olur öyle. O da affolmuş olarak gider. Bir kimse zikrullah meclisine geldi, oradaki zikrullah ve zikrullah yapanlarla alay ederse, o da kalbi mühürlenir gider. Allah muhafaza eylesin. O yüzden asla zikrullah meclislerinizden, sohbet meclislerinizden kimseyi dışarı çıkarmayın. Bu bizim dergahımızın adabı, erkanı değil. Bizim kapımız herkese açıktır. Sadece Müslümanlara değil, ateisti de olsa, Hristiyanı da olsa, Musevisi de olsa, Budist de olsa, bizim kapımız herkese açıktır.
Herkes gelir zikrullah alakasına, katılır, sohbetini dinleyecekse, dinler. Buradan yürür gider. Hiç kimseyi kovmayız. Ben ders aldığım kimseleri, dersini aldığım kimseleri dahi zikrullah alakasından kovmam. Ben derim ki dersini aldık. Ama sen derslere gel, git yine. Çok böyle enderdir. Sen kardeş gelip gitme bize, demem. Onu da onu korumak adınadır. Orada bütün cemaate yönelik bir şey yapmıştır, birilerine yönelik bir şey yapmıştır. Derim ki gelme. Neden o adamın başını belaya katarsın, o adamın başına sıkıntı getirirsin? Bir şey olur. Allah muhafaza eylesin. O sebepten derim ki gelme.
Bu ayrıdır. Öbür türlü adam bizi eleştirmiş, eleştirmemiş, sevmiş, sevmemiş. Hiç umurumuzda değil. Biz Allah için buradayız. Hep beraber Allah için buradayız. Allah'ı zikredeceğiz. Hangi dergahtan, hangi cemaatten, hangi tarikatten olursa olsun, bizim kapımız açık. Hatta bilseniz ki başka bir cemaatten, başka bir tarikattan, başka bir topluluktan, onu incitecek, onu üzecek, onu sıkıntıya getirecek bir söz dahi söylemeyin. Kim olursa olsun, örnekliyorum, bir kimse tamirci, tamirciler böyle dersen, bütün tamircilere laf söylemiş olursun, üzersin insanları. Süleymancıların hepsi böyle dediğinde, bütün hepsini de üzmüş olursun. Hani nasıl biz üzülüyoruz şimdi, tarikatçılar böyle deyince, nasıl üzülüyoruz işte, bu semazenler böyle denilince, neden üzülüyoruz?
Kendi kendimize diyoruz ya biz Allah için buradayız. O yüzden, buraya gelen, kapıdan içeri girdi mi girdi, Allah'ın emaneti size. İster vahşi olsun, ister katil olsun. Allah'ın emaneti size. Kadın erkek, buradan birini kovmaya, birini çıkarmaya, birine laf söylemeye, hiç kimsenin hakkı yok. Bu konulara dikkat edecek herkes. Burada x cemaattanmış, x tarikattanmış, onun öyle olduğunu hissettin, ona laf söylemek, ona böyle laf atmak, ona çengel atmak, onu iğnelemek, olmaz zikrullahla kasında olacak olan şeyler değil bu. Bize yakışacak olan şeyler değil. Misafirimizdir, ağırlarız, çayını, çorbasını neyse, ikramımızı yaparız, gönlünü hoş tutar, göndeririz.
Hangi cemaat, hangi tarikat olursa olsun, hangi topluluk olursa olsun, hangi partiden olursa olsun, ya bu x partiden nasıl gelir? Gelir kardeşim, herkes gelir zikrullah halakasına. Ya işte filanca, tarikattan bunlar, gelir kardeşim. Bizim meclisimiz, bizim sohbetimiz, bizim zikrullahımız, herkese açık. Ha, bir kimse, sesli zikrullah yapmıyor, onu birinci, ikinci, üçüncü halakaya almazsın. bu konuda zaten arkadaşlar, bu konuda şeyler, ne o? Bilgililer, bilinçliler. Neden beni arkaya attılar, neden beni öne koydular? Bu da olmaz. Neden ilahiciler, ona göre olacak, zikrullah yapan, talimliler ona göre olacak, işte sallanmayabilecek, ortalık karıştığında, ne yapacağını bilecek, zikrullah da karıştığında, yani başka bir şey de karışmıyor da.
E o yüzden, o normalde talimlilerin, öne halkaya gelmeleri, işte eski dervişlerin, böyle, öne halkaya gelmeleri, talimlilerin, çavuşların, ders yaptıranların, o yüzden normalde, bir derviş, ben öne geçeceğim diye, uğraşmaz. Edeb eder. Der ki, abiler var, büyükler var. Bizden önce, burada bu işin çilesini çekenler var. işte ilahiciler, belli, hangi grupsa, onlara gelin, ilahiciler filan denmez, onlar tak tak tak … yerine geçer. İşte ders yaptıranlar, onlara filanca gel, pişmanca gel denmez, yok dergahına adabında. O kimse yavaşça, halaka kurulurken, gelir, yerini alır. Bakın, o kimse gelir, yerini alır.
Herkes haddini, hududunu bilir. Benden önce mi, benden sonra mı? Gelir. Ben, ondan sonra ders aldım. Ben, ondan sonra çavuş oldum. Ben, ondan sonra bana bu vazifeyi verdiler. Haddini, hududunu bilir. Her kafadan öyle ilahi söylenmez. Herkes kendi kafasına göre hareket etmez. Bir disiplin olur. Dervişlik yolunda. Herkes haddini, hududunu bilir. Allah muhafaza eylesin. Amin. Paramızı bankaya yatırsak, faizler yüksek olduğu için, fakat faiz haram uygun olur mu? Faizle alakalı, Hanefiler, Darül Harp, Darül İslam ölçüsü koymuşlar. O yüzden Darül Harp'te harbiyle, Müslümanın arasında faiz yoktur diye, şey yapmışlar.
Ne o? Fetva vermişler. Gönlüm arzu eder ki, hiç kimsenin bankayla işi olmasın. Çok kötü durumdayım. Duanızı istiyorum. İyice din imandan çıktım. Cinlerin musallatı altındayım. Kurtulmak istiyorum. Beni küfre götürüyorlar. Allah aşkı için yardım edin. Yardım eden Allah'tır. Ancak sana ibadet eder, ancak senden yardım dileriz. Rabbim tez zamanda kurtarsın inşallah. Amin. Yeni doğan erkek bebeklerin kaç aylıkken sünnet olması dinimize uygundur. Yedi yaşına kadar uygundur. Dergahlar ve tarikatlar, toplumsal grupların oluşturduğu dernekler, STK'lar, SİAD'lar ve siyasi parti teşkilatları gibi bu yapılar, içerisinde yer tutma çabası içerisinde olan bireyler, örnek alınarak belli bir kitle oluşturup, bu kitleden hareketle kendisine hizmet ve hürriyet, hürmet edilmesi anlamında bir makam ya da mevki,
kazanımı, sağlama amacı güden bir bireyler mi yetiştirir? Dergah içerisindeki bazı yetkili, görevli, çavuş, ağabeylerin bu bireyler gibi hareket etmeleri normal midir? Bunlar haddi aşan eleştiriler. Gelin bunu böyle söyleyin kimseyi, ben çavuş yapayım, o da hizmet etsin, hürmet etsin, görsün işin zorlanı. Arkadaşlar, hizmet eden kardeşlerin, çavuş olsun, zakir olsun, hepsinde hepimizin hataları, kusurları vardır.
Hepimizin vardır. Biz hata yapa yapa büyüyeceğiz. Ama bunu böyle bir tarikatı, bir meşakkatı, bir dergahı, bir siyasi partiye benzetmek, Allah rızası için toplanmış bir topluluğu, bilmem hangi STK'lara benzetmek, bu haddi aşan şeyler. Bunlar bu topluluğun adabını, erkanını bilmeyen, bu işin meşakkatini, zorluğunu bilmeyen insanların dışarıdan eleştirel olarak söylemiş oldukları sözler.
Senden hürmet isterse, kendisi, bir şahıs kendine ait, yapma. Kim senden özel bir hürmet istiyor ki? Burada kardeşlerden birisi, desin ki benim başımdaki çavuş, amir, zakir, benim şahıs olarak kendisine hususi bir hürmet istiyor. Arkadaşlar eleştirmek, hedef tahtası haline getirmek bir kimseyi kolay iştir.
Kardeşlere ait değildir. Varsa birisiyle bir kimsenin derdi, bana açsın söylesin. Ben buraya her gelen soruyu okurum. Sıkıntı değil benim için. Biz meydanda insanlarız. Birisinin birisiyle bir problemi varsa, benim telefonum meydanda, kendim meydandayım, her şeyim meydanda verir. Saklımız gizlimiz yok bizim. Herkesin bir problemi olabilir. Çavuş da olabilir, zakirle olabilir, birisiyle olabilir. Olabilir. Gelsin buradayız biz her perşembe. Zikullahtan sonra da uykumuz geldi deyip gitmiyoruz da burada oturuyoruz.
Gelir burada kulağımıza fısıldar gerekirse. Öyle beraber yol gittimiz, yol koştuğumuz insanları milletin önünde parçalatmam öyle. Yapacaksam kendim yaparım. Benim her zaman için tarzım, tavrımdır bu. Bir kimsenin üzerine eşeleneceksem eşelerim, eşelenirim. Tepineceksem üstünde tepinirim. Bir başkasına müsaade etmem. Ünize düşmüş, Allah rızası için, Allah dedirttirmek için uğraşan kimselerle uğraşmayın. Yapmayın. Onların hatalarını, kusurlarını örtmeye çalıştım.
Varsa bir problem, bu topluluğun hiyerarşisi belli. Bak geçenlerde semazen başlarıyla alakalı birisi bir şey söyledi. Gelsin bana dedim ben. Kimse gelmedi. Ne olacak şimdi? O semazen başlarının hakkını kim ödeyecek şimdi?
Kim şimdi bu? Hangi zahir, hangi çavuş bu? Belli mi? Değil. Öbürkünlerin hakkını nasıl ödeyecek şimdi? Allah bizi muhafaza eylesin. Amin. Allah bize edep versin. Amin. Allah bize terbiye versin. Amin. Allah bize zikredenlerin kıymetini bilmeyi nasip eylesin. Amin. Allah bizi zikrettirenlerin de kıymetini bilmeyi nasip eylesin. Amin. Allah bizi zikrullah alakasının ve cemaatinin kıymetini bilmeyi nasip eylesin. Amin. Cennet bahçesinde oturduğumuzun farkına varmayı Cenab-ı Hak bize nasip eylesin.
Amin. Cennet bahçesinde cennet nimetiyle nimetlendiğimizin farkına varmayı bize Cenab-ı Hak ferasetimizi açaraktan farkındalığımızı arttıraraktan bize nasip eylesin. Amin. Bizlere kardeşliğimizi tesis eden kardeşliğimizin kardeşliğimizi derinleştiren kardeşliğimizi genişleten birbirlerimizin hata ve kusurlarını örten bir idrak nasip eylesin. Amin. Böyle bir zamanda şeytanın kol gezdiği deccaliyetin kol gezdiği bir zamanda ehl-i zikrin hata ve kusurlarını diline dolayan Allah muhafaza eylesin. Sonunda münafık olan kimselerden bizlere eylemesin. Amin. Çünkü ehl-i zikrullahın hata ve kusurlarını diline dolayan kimseler sonunda münafık olup çıkarlar Rabbimiz onlardan eylemesin.
Amin. O yüzden bizleri delalete düşenlerden eylemesin. Amin. Sapkınlığa düşenlerden eylemesin. Amin. Mümin kardeşlerinin ayıp ve kusurlarını araştıranlardan eylemesin. Amin. Bizleri salihlerle beraber eylesin. Amin. Zikrullah yapanlarla beraber eylesin. Amin. Ehl-i zikirle beraber eylesin. Amin. Bizleri peygamberlerle, velilerle, mürşitlerle, dervişlerle, dervişlerle beraber eylesin. Amin. Bizleri hakkı hak, batılı batıl bilenlerle beraber eylesin. Amin. Fâlemennehu Destur.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.