mustafaozbag.org

58. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 59:59

İzârın iki topuktan aşağı sarkandasını ateşte büyürmüştür, kardeşlerim. Ürünlerde gelinlerin bilgi, gelinlikçi o zaman uzundur, veya bir sürekli, yani bu ölçüde gelinlik ürün değildir.
Bu ölçüde olan hiçbir şey uygun değildir. Hanefiler demişler ki, kadınların giydikleri, giysiler, kemikleri var ya aşağıdaki, çıkıntı olan, o kemikten aşağı sarkarsa ateştir. Yani bazı kadınların pantolonları, etekleri, mantıları, yerde sürünüyor ya böyle, o caiz değildir. Tabi buradaki bile buna bakarken şunu da dikkat etmekte fayda var. Bunun eski Araplar uzun elbiseyi kebirlilikten dolayı, büyüklenmekten dolayı, böyle bu noktada öbür insanlardan daha kendisini elit görmek, daha yüksek görmek için diyemem. Hâlâ da Arap erkekler, bu vardır Arap erkeklerin üzerindeki pistanları uzundur. Böyle biraz elit takılanların pistanları uzundur. Erkekler için de, kadınlar için de kibirlilikten dolayı bir elbiseyi uzun tutmak, uzun kesmek.
Elbiseden kibirlenmek caiz değildir. Allah muhafaza eylesin. Bu nokta tabi erkeklerin, kadınların gelinliği de bunun içine giriyor. Düğün salonu yapıp kiraya vermek caiz değil. Şimdi, bunu Davul İslam'ın neticesinde düşünürse bir kimse Davul İslam'da böyle bir şey caiz olmaz. Davul Harp fıkışçıların bunun caiz olduğuna dair fetva vermişler. Fetva ararsanız, Davul Harpçı bunda bir sıkıntı olmaz. Takva ararsanız, o zaman bunda zaten sıkıntı var. Bu noktadan hareket ederek de, düğün salonu yapıp kiraya vermek uygun olur, uygun olur. Yani, karşıdaki kimsenin nasıl düğün yapacağını bilmiyorum ki. Adam geliyor, kiralıyor. Şimdi daha önce böyle İslami olmayan bir düğün yapılan yerde, İslami bir düğün de yapılabiliyor mu?
Yapılabiliyor. Ama düğün salonu yapıp da insanlara kira vermek caiz değil derse, helal olan ticarete haram vermiş olur. Ama düğün salonunda, bir salonunda, böyle kadınla erkekle birbirleriyle oynaşan, birbirleriyle kaynaşan, birbirlerinden dans eden, herkesin önünde fahşiyata yol açan bir düğün caiz değil. Adam da düğün salonunu kiraya veriyor. Sana normalde nasıl düğün yapacağını sen o zaman, senin kendine bağırıyor. O sana bastırmıyor ki, böyle düğün yapacaksın diyor. Öyle değil. O yüzden normal. Cibir ilminde bir ilim var. Uzun mesele. Bikniğe gidildiğinde bayanlar açık alanında namaz kılabilir mi? Kılabilirler. Yalnız haneviler olduğu kısmı demişler ki, böyle açık alanda herkesin göreceği yerde namaz kılarken, işte kadınlar edebirliği kısmı oturarak kılabilir demişler.
Bir sütrenin arkasında, bir ağacın arkasında, bir ormanın arkasında kılanlar bunda bir problem olmaz. Organ nakli caizdir. Bu konuda çok konuştuğumuz, caizdir diyenler var. Diyanetçiler diyor ki, caizdir. Ben onlara katılanlardan değilim. O yüzden buna katılacağım. Bir hadisi kabul etmesen veya muhalefet etse sorumlu olur veya cezası olur. Normal bir hadisi kabul etmemek eğer ki, o kimse hadis ilmine vakit bir kimse ise, hadis ilmini biliyorsa, o hadisin ravileriyle alakalı bir şüphesi varsa, o ravilerin şüphesinden dolayı hadiste şüphelenmesi veya o hadisi kabul etmemesi onun için makul olur. Ama eğer ki bir kimse hadis ilmi alimi değil ise, ve bir hadis meşhur ise, o hadisi hadisçiler hadis olarak kabul ettiyse, ve bir kimse de o hadisi kabul etmezse, bir kısım hanefi derse küfürek, Allah muhafaza eylesin.
O yüzden, böyle bir hadis yoktur demektense, ben bu hadisi okumadım, bunu bilmiyorum demekten, veyahut da işte bu hadisin üzerinde bir şey konuşmak istemiyorum, yani tereddüdü vardı, konuşmak istemiyorum demek daha güzel. Cahil bir kimse ise, böyle hadis olmaz diyor, atıyor kenara. Böyle hadis olmaz diyor, atıyor kenara, Allah muhafaza eylesin. O yüzden, böyle bir hadis yoktur demektense, bu hadisin bize kaynağını göster kardeşim, bu hangi kaynaktan olmalı, veya ben bu hadisi okumadım, o yüzden bir şey diyemeyeceğim deyip, kenara çekinmek daha güzel, Allah muhafaza eylesin. Muharebet etsen ne olur? Yani muhalefette aynı nokta. Ama bir hadisin hadis olduğunu biliyorsa, bakın bir şeyin hadis olduğunu biliyorsa, ve o hadisi kabul etmiyorsa, reddediyorsa, ona teclil iman lazım.
Kötülüğe çığır açanın vebali nedir? İyiliğe çığır açanın sevabı ne olur? Bir kimse kötülüğe bir kapı açarsa, o kötülükten ebediyen, o açtığı kötülükten ebediyen, ve o kötülük devam ettiği müddetçe, her türlü o kötülük, yaparlığının cezasından, yani yaparlığının günahından o kendisini de alır. Adam bir meyane açtı. Meyane de kaç kişi gitti, içti, o meyaneden geçti, o meyane kapanınca kadar, kaç kişiye hizmet ettiyse, bütün o hizmet ettiği kimselerden günahını alır. adamın bir kumaranı açtı. Kaç kişi orada kumara oynuyorsa, ondan günahını alır. Adam spor, toto, loto açtı değil mi? Kaç kişi ondan oynadıysa, ondan alır hata. Şey yok hiç.
Yani şöyle bir şey düşünmeyiz. Yok ya olmadı. kim bir kötülüğe çığırlaştırsa, kim bir iyiliğe çığırlaştırsa, o iyilikten kaç kişi geçtiyse ondan sevamını alır. Ben bazen böyle Allah'a şükrederim, Allah'a hamlederim ya, derim ki, adam orada otursa, kenarda otursa, beni sevmese derim, zikrullaha devam ediyorsa, adam benim sevabımı yazıyor boyuna Cenab-ı Hak. Adam beni sevmese derim, beskiliye devam ediyor, bunun salatu selama devam ediyor mu ediyor, zikrullaha devam ediyor mu ediyor. Yaptığı her zikrullaha sevabımı alıyorum ben elhamdulillah. O yüzden diyorum ya, Allah'a zikir devam ettiği müddetçe, adam buradan gitse, başka bir yere de bağlan, nereye gidiyorsa gitsin, benden ilacı almış ya adam, zokayı yürtmüş benden bir kere, nereye giderse gitsin, zikrullaha yaptığı müddetçe, bir tarikata gittiği müddetçe, başka bir tarikatın dersini da alsa, sonuçta ilk benden tanıştıysa o,
çaresi yok, hep yazılacak bana, hep yazılacak, evde otursamdan bacak bacak üstüne atsam, hedef gibi böyle ayağımı da titretsem, keyiften yeridir elhamdulillah. Tabi, hayra çığır açmaya çalışın, kapa açmaya çalışın. Bir kimse size, şimdi ufakmış gibi gelir, küçük gelir size. Birisinin koluna girerseniz, namaza başlatırsınız adam, öyle değil mi? Siz zannedersiniz ki, orada bitti bu iş, hayır. O adam namaz kılmaya devam ettiği müddetçe, her rekat namazından, namazında her okuduğu ayet-i kerimeden, yaptığı her zikrullaha sevap alırsınız. Bitmedi. O adam, o namazını hanımına da kıldır. Öyle mi? Hanımından da sevap alır sanırsınız. Bitmedi. O adam çocuklarına da dini tebli eder, çocukların namaza alıştırır mı?
Alıştırır. Çocuklarından da sevap almaya başlarsınız. Bitmedi. Çocukları büyüdü, evlendi. Çocukları oldu, eşi oldu. Onlar da namazı devam etti, bitmedi. Onlardan da devam eder. Onların çocukları, onların çocukları, onların çocukları, sen kapristanda yatıyorsundur. Sen kapristanda yatıyorsundur. Yazılıyor boyun ona da. Yazılıyor boyun ona da. Yazılıyor. Şimdi Şeyh Efendi, hani manevi şirketlerdi ya Allah rahmet eylesin. Şimdi yaptığı yerde yazılıyor. Yazıyor. Buraya geldiniz ona da yazıyor. Onun Şeyh-i Hekim Çorunmacı Mustafa Efendi, ona da yazıyor.
Onun Şeyh-i Hekim Hacelaydar Efendi, ona da yazıyor. Bütün bunlardan, bütün olan bitenden her şeyden, bunu tefekkür etseniz var ya, derseniz ki, işte o yüzden Hadis-i Şerif, bazıları da sıkılsın diyor, Hadis-i Şerif diyorlar ki, Onlar nurdan minberler üzerinden ahirette koyacaklar. Ve Peygamberler soracaklar, hangi Peygamberlerden? Bir münati melek görevlenmeyecek diyecekler ki, bunlar Peygamber değil. Peki hangi şehitlerden? Şehit dedi. Ya bunlar kimler? Bunlar Allah'ı zikirle meşkû olan, Allah'ı zikreder, Allah'ı salih kurar. Oysa bunlar mahşerler, Nebilerin dahi, gırtlayla bakarak, Nuhdan minberlerin üzerinden tutulacaklar.
Neden? E geliyor arkadan boyunca. Abdülkadir Geylanlı'ya gidiyor mu şimdi? Gidiyor. Bütün ümmetin velilerine gidiyor. Sizin de aynı olacak şimdi. Bütün ümmetin velilerine gidiyor. Sizin de aynı olacak şimdi. Bir adam dergahla tanışıyor, gidiyor evde hanımla diyor ya hanım işte şöyle oldu böyle oldu şöyle de böyle.
Hadi sen de namaza başla. Hanımının namaza başlamasından sevap alıyor. Hanım masa kılıyor ya, o da ondan sevap alıyor. Hanım çocuklarına, oradan bir başkasına, kaç kişiye sebep olduysanız, hepsinin de çoluğunun, çocuğunun, torunun, torunun, torunun, torunun, oraya kadar. Onlar ibadete, o zürriyet, ibadete devam edinceye kadar, devam ediyor ya zürriyet, o onun çocuğu, onun çocuğu, onun çocuğu, onun çocuğu, hepsinden de sevap alır o kimse.
Şimdi iyiliğe kapı açan bir kimse ne olmuş oldu? Ahirette de göçse, hayır kapısı kapanmalı. Amel tehteri kapanmalı. Yazılıyor o başkasına. Aynı yazılıyor. Ahirete götünce. Allah'a emanet eylesin. Birkaç tane şimdi arkadaşımız vefat etiyor, değil mi? Yakında Mehmet Reşber vefat etiyor, öyle değil mi? Çocuklar şimdi geliyorlar derslere. Şimdi o çocukların her derse gelmesine, bak nasıl hayırda kapı açıyor. Çocuklarına da sevap veriyor. Çocukların çocukları gelecek, onlara da yazılacak. İşte ailesi, hanımı, çocukları, hepsi de derviş, hepsi de derslere giriyor. Hepsine de yazılıyor. O yattığı yerde alıyor şimdi. Mehmet Reşber, kime sebep olduysa, kime sebep olduysa, yattığı yerde yazılıyor.
Yattığı yerde yazılıyor. elhamdülillah. Hayra kapa açmaya devam ediyor. Bunun için mücadele edelim. Bunun kıymetini, bu noktada bunun faziletini, bunun derecesini dünyadayken tespit etmeniz mümkün değil. Dünyadayken tespit etmeniz mümkün değil. Dünyanın her köşesinde, bütün kıtalarında Müslüman ya da gayrimüslimlerden belki de aynı anda, yüz binlercesi, milyonlarcası Allah'a yakar.
Cenab-ı Allah'ın bütün bu yakarışları aynı anda duyabilmesi hakkında bilgi vermişsiniz. Allah'ın duyması sizin duyduğunuz gibi değildir. Allah'ın bilmesi bizim bildiğimiz gibi, Allah'ın görmesi bizim gördüğümüz gibi, bizim görmeyi bildiğimiz gibi de değildir. Siz Allah'ın duymasını belli bir kategorize etmeniz mümkün değil. Allah'ın bir sıfatını kategorize edip, onu dile getirme, onu anlatmak mümkün değil. Her dile getirerek, her onu anlatan, kendi bildiğince, kendi anladığınca, kendi tefekkürünce anlatırsın. Aslında kendi ilmini koyak ortaya vermesin. O noktadaki gerçek tecelliyatı anlatamazsın. O yüzden Allah'ın duymasını da, bir kimse gerçek tecelliyat açısından, gerçek tecelliyat açısından, bunu anlatması, bunu algılaması, bunu bu noktada tefekkürünü diline dökmesi mümkün değildir.
Buna dil yetmez. Ancak buna idrak lazım. Allah bize o idraklar denmez. Ve şunu unutmayın, Allah'ın hiçbir sıfatının, örnek vermesi olması mümkün değildir. Çünkü Allah'ın sıfatlarının tecelliyatı, hiçbir şeye vermez. Hiçbir şeye vermez. Yani işte, Cenab-ı Hak insanlara, hayvanlara, duyma vermiş. Öyle değil mi? Bütün duyma idrakini komple toplamış olsanız, hepsini yan yana, üst üste, alt alta koymuş olsanız, yine Allah'ın duyma sıfatını idrak etmekten yoksun olur. veya Allah'ın görme sıfatının, idrakten yoksun olur. Allah'ın sıfatları, Allah'ın sıfatlarının tecelliyatları, ne oldu?
Ancak Allah'a makun olur. Kullar, ucundan tutabildikleri kadar, kendilerine tecelli ettiği kadarını anlamak. Muhyiddin Arabi Hazretleri, bunu örnek olarak verir ki, üç tane hamaiye alıp getirseniz, ona deseniz ki, burada bir fil var. Arabi öyle anlatırdı onu. Birisine, filin bacağını tutursanız, deseniz ki, fil neye benziyor? O der ki diyor, fil çutuna benziyor. Birisine diyor ki, göğsüne bağrını ellerseniz, deseniz ki, fil neye benziyor? O der ki diyor, fil tepsiye benziyor. Birisinin hordumunu tuttursanız, ve deseniz ki, fil neye benziyor?
O da der ki diyor, fil horduma benziyor. Her kimse, tanıdığı ve bildiği yer kadar fili tanınlar. Allah'ın sıfatları da aynıdır. Bir kimse, âmâr gibi izdirir. Hepimiz âmâyız. Hepimiz der. Âmâr kimse, neden âmâyız? Allah'ı tanımalı ve bilmeden almayız. Biz neyi elimizde tutarsak, onu Allah zannediyoruz. Burası çok önemli. Biz neyi elimizde tutarsak, onu Allah zannediyoruz. Tamam kurtulduk, o zaman gerçekten Allah'ın sıfatlarının ne olduğunu idrak edeceğiz. Allah bizi muhafaz etmez. Nazar nedir? Nazardan korumak için ne yapmak lazım?
Nazar, bir şeye nazar etti. Ne oldu? Baktı. Bir şeye bakmak, keskin bakmak, veya merhametli bakmak, lütufkar bakmak, himmetkar bakmak, veya kıskanarak bakmak, veya kıskanarak bakmak, veya kötüleyerek bakmak, ekşiterek bakmak, bakın hepsi de bakmak. Bunun hepsinin, bakışının içeri, kalbimizle bağlı. Bizim kalbimiz o meseleye neydi, hangi duygu, hangi düşünce, hangi idrakla baktı? Bizim bakışımızı etkileyen ne olmuş olduğu zaman? Kalbimiz oldu. İşte, nazarla bakan, bir kimsenin nazar, bir şeye kıskançlıkla bakmaktır. Bir şeye kıskançlıkla bakmaktır. Kıskanç bakan kimse, duyguları kıskançlık üzerine olursa, o bakıştan, bakılan kimse zarar görür.
Ama, bakan kimse, hayranlıktan bakarsa, bu farklıdır. Lütufkarlıktan baksa, farklıdır. Himmetkarlıktan baksa, farklıdır. Dua noktasından baksa, farklıdır. Merhamet noktasından baksa, farklıdır. Buradaki nazardan kastımız bizim, kıskançlıkça bakmak. Kıskançlık çünkü, yani onda neden var, bende olması lazım, onda olmaması lazım demektir. Kıskançlık budur. Yani bunun neden var ki bunda? Buna neden oldu ki? Benim olması lazım. Kıskançlık budur. Allah muhafaza eylesin. İşte böyle kıskançlıkla bakan bir kimse, karşıya kötü nazar vermiş oluyor. Kötü, Arapçada şula, yani kötü eletrik veriyor. Bugünkü dilde kötü eletrik veriyor. Veya bugün işte, ben ondan negatif eletrik aldım, diyoruz ya millet.
Şimdi böyle bir terim buldu ya, oluştu ya insanların yüzünden. Bugünkü dilde negatif eletrik. Yani o kimse bakışını negatif bakıyor. Giriyor buraya içeri, ulan ne kadar kalabalıkmış, bu kadar beklemiyordum, neden bu kadar kalabalık geliyor içeri? Daha içeri girerken, adam bunu düşünüyor aklından. Ya mübarek insan, öyle yapacağını de ki, ya o ne kadar güzel, kalabalık burası, Allah muhafaza etsin ya. Kötü nazar. İçeri giriyor, ooo, adam sohbet ediyor ya diyor, ne kadar yakışıklı diyor. Kötü nazar ediyor. Yani burası içindeyken, benim için söylemiyorum, başka yerlerde. Hangi, adam birisi konuşuyor. Örne. Bunun gibi, Allah muhafaza eylesin. Hep böyle, iyi noktadan bakın. Adam araba almış, tamam mı? Ama kötü nazar ediyor.
Bu adam, bu arabaya nasıl biner ya, nasıl almış? Ben şimdi cumaları, işte, Allah affetsin, Allah razı olsun kardeşlerden. Arabayla gidiyor mu ya, öyle, iyi bir araba tabi. Ben, üstünde kocaman sakallı birisi. Yani, bakışlarından anlıyorum, kötü nazar ediyor. Sen bu sakalınla, bu arabaya binemezsin. Hatta birisi dayanamadı. Yaptı, bu nedir pek? Sakal var mı, araba nedir? Allah'ım, ineyim var, yeğen yürüyüm ben. Yani, bu sakal ne, bu araba ne bir araba? Kendince, o böyle, bütün şu asını yarıyor. Allah affetsin. Gidiyorum ben yavaş yavaş, adam yine arabaya takıyor kafayı. Hani, bu sakallan, bu araba ne diyor?
Mutlaka bir şey, kötü nazar. Adam, normalde kendi içerisinde, böyle, işte sünnet sakallı bir kimsenin, böyle iyi bir arabaya binmesini, içi kabul etmiyor. Kötü nazar. Veya hatta, işte, adam sünnet sakallı, veya belli yani, o kimse, ehli namaz, onun iyi kıyafet giymesini, kabul etmiyor. Yani, onlar böyle pasaklı, ondan sonra darınlık, işte, parti süsünün birisi, kulağı bir yerde, başı bir yerde, pantolonun paçaları söküp, yani, kafasında öyle bir, müslüman tiplemesi var adamın.
Veya kafasında öyle bir, derviş tiplemesi var. Yani, derviş adam, darınlık olacak. derviş adam, işte, böyle kokacak, düğmeleri, kopuk olacak, derviş sesini yırtık olacak, sökük olacak, bakımlısız olacak, düşük kimlikli, düşük seviyeli, düşük bir insan olacak. Onun kafasında o. Eğer ki, karşıdaki, işte, derviş denilen kimse, işte, böyle iyi kıyafetli, iyi giyinli, düzgün konuşan, böyle saçı sakalı, derlenmiş, toparlanmış, düzgün bir insansa, ona böyle kötü nazarla bakıyor, düşman olan. ama, adam böyle, iyiyim ettiyse, elhamdülillah, ya, İzmir'de, ilk program yapacağız, İzmir'de, arkadaşlara dedim ki, takım elbise olsa olanların, hepsi de takım elbise gelecek, dedi. Ondan sonra, işte, birisi dedi, ben kravat takayım, tak dedim ben şimdi, gayet rahat bir şekilde. Şimdi o, bayındırdan gelen dervişlerin hepsi de, diyorlarmış ki, tabi tanıyorlar ya bizim dergi.com, herkes.
diyorlarmış ki, yok ya, bunlar bizim bildiğimiz dervişler değil, diyorlarmış ya. O, diyormuş ki, benim beyim o, takım elbise de var. Senin beyin, takım elbise giyormadı, gız diyorlarmış, diyorlarmış, kafasında ona yerleşmiş. Derviş, takım elbise giymez. Dervişin kılığı, kıyafeti, dağınıktır. Dervişin, gömleği, gömlek düğmeleri, pantolonu, falan öyle, düzgün değildir. Bu, insanların kafasına yerleşmiş bir imaj. Onların kafasına yerleşirken, yine dervişler yerleştirmiş onlara, ha onların kafasına. Bakın, yine dervişler yerleştirmiş onların kafasına. Yani, adam kendince, kıyafet bozukluğunu, dervişlik zannetmiş adam. Kendince, işte yırtık, söküp, giyinliğin, dervişlik zannetmiş. İşte yırtık, pırtık, peşmurda bir şekilde dolaşmayı, dervişlik zannetmiş.
Bunu dervişlik zannetmiş. Dervişin, Allah'a sevdi olduğunu, Dervişin, Muhammed'e sevdi olduğunu, Dervişin, Kur'an'a sevdi olduğunu, Dervişin, iyi ahlak olduğunu, Dervişin, Allah'a bulup, Peygamber'e ümmetlik olduğunu, anlayanmışlar, Dervişlik eşittir, peşmurda yaşamak. Dervişlik eşittir, salaklık. Dervişlik eşittir, işte düşüklük. Dervişlik eşittir, bilencilik. Kafasının böyle bir dervişlik modeli, yüklenmiş. Nereden yüklenmiş? Televizyonda öyle görmüş, sinemalarda öyle görmüş, radyolardan öyle izlemiş. Aynı bunlara yakın portrelerle, topuğun içerisinde seyretmiş, onun adına dervişlik demiş. Yani bakın, eski Türk filmlerine, imamların hepsi de namussuzdur.
Kadınların ırzına, musallat olurlar. Gidip bakın, eski Türk filmlerine, işte, tefkelerde, dervişler, hep böyle kaygör kupak işlerle iştigaret ederler. Kafalarında böyle bir şey, milletin kafasını böyle bir Müslüman imajlı yerleştirler. Yani, böyle bir derviş adam, takım elbise gelecek, kılır kıyafetle, düzgün olacak, konuşması düzgün olacak, edebi adabı, ahrabiyet düzgün olacak. Böyle bir şey düşünmüyorlar. Dervişlik böyle bir şey değil çünkü onların kafasında. Allah muhafaza eylesin. İşte, iyisine denk gelince, onlar da, onlar da ona kötü nazaba bakıyorlar. Allah muhafaza eylesin. Peygamber Efendimiz, ikindi ve yaksın namazını genelde terk edermiş, ne kadar doğru herhangi bir kaynak var mı? Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ikindi ve yaksın namazını terk etmezdi.
İkindi ve yaksının, ikindinin zaten bir sünneti var onun, yaksının da ilk sünneti, bazen de son sünnetini de terk ettiği görülmüş ama bu böyle. Yani ikindinin sünnetini terk etti, ya birdir ya ikidir. Yaksının da sünnetlerini terk etti, ya birdir ya ikidir. Hadi üç olsun, hadi beş olsun. Bizimki gibi tervenlik değil, pasohat kenar. Sünnetlerini terk etmiş, anlaşıldı mı? Namazın kendisini deyip, Allah bizi muhafaza eylesin. Allah'ım. Edeb noktasında derviş nasıl olmaz? Oooo. Mesela edep uzun bir iştir. Ama edebi eğer ki sınır çizeceksek, Kur'an ve sünnettir.
Eğer sınır çizeceksek, Kur'an ve sünnettir. Bir kimsenin edebiyle, kendi içerisinde, mesela bir kimsenin hanımına edebi, çocuklarına edebi, annesine babasına edebi, bir kim dervişin sokaktaki edebi, bir dervişin derviş kardeşlerine edebi, işte başındaki büyüklerine edebi, şeyhine edebi. Edeb tarihçi çok geniş bir tarih. Ama bizim o zaman, edepten buradaki kastımızla, dergahın edebi. Derviş, dergahlar, şuradan kapıdan içeri girdiği anda, girdiği anda, yüksek sesle konuşmaz, yüksek sesle gülmez, yüksek sesle bolalık çarılmaz, dünyevi, hevayi hevesle konuşmaz. Derviş, buradan içeri girdiğinde, üzerine bir münamiyeti, tatlılık, bir ludufkarlık, bir himmetkarlık, bir vazifekarlık üzerine olması lazım.
Derviş, yumuşak huylu, iyi huylu, kötü ahlaklardan arınmış olması gerekir. Buradaki derviş kardeşlerine yumuşak, tatlı, sevecen, hoşgörülü davranacak. Onlarla tanışacak, onlarla sohbet edecek, onlarla tatlı muhafet edecek. Burada konuşurken, kotulurken, kalkarken, yatarken, çay içerken, edebi de davranacak. Allah'ı zihredecek. Hep böyle edebi göz önünde bulunduracak. Şimdi, bu edeb yapılırken, haddi de aşmayacak, o kimse. Yalnız sünnet seviyesini aşmayacak. Öyle bir noktaya geliyor ki, şimdi insanlar hızla, sünnet seviyesinden uzaklaşıyorlar. dervişler de uzaklaşıyorlar. Derviş, derviş kardeşine hakaret var et, alay var et, tepeden bakarak, kibirlenerekten davranmamalı.
Derviş kardeşler, birbirlerine hoşgörülü, yumuşak ve tatlı davranmalı. birbirlerine kötü rakat takmamalı. Birbirlerine kötü rakat takmamalı. Birbirleriyle alay etmemeli. Birbirleriyle yardımcı olmaları gerekir. Derviş, derviş kardeşini üzmez. Derviş, derviş kardeşini kırmaz. Derviş, derviş kardeşini tatlı tutar. Derviş, derviş kardeşinin kuruluna girer. Onun yardımcısı olur. Ona destek olur. Derviş, derviş kardeşini ütmez, avlatmaz. Onun canına, malına, eşine, aşına zarar getirmez. Derviş'in edebi bu, derviş kardeşlerine. Derviş, bir üstündeki ders yaptıran zakir çavuş kardeşlerine de edeb bir davranıyor. Onlara verilen bir şey olsun olmasının önemli değil. Onlar ders yaptırıyorlar, bunlar bizim abimiz, bunlar bizim büyüğümüz deyip, onlara da edeb ve adabla davranırlar.
Ona böyle işte samimi, işten ama saygılı davranırlar. Ona böyle tepeden, ondan sonra lerninden, zunlu, ona böyle saygısız davranmaz. Bir kimsenin, başındaki ders yaptığı çavuşuna edebi yoksa, onun üstadına da edebi yoktur. Onun üstadına edebi yoktur. Hadiya falan derse, ona da hadiyya verirler. Edeb, dervişliğin başıdır. Bir dervişin edebi yoksa, tırnak boyu kadar yol almalıdır. Ne demiş aşıklar? Edep başa tacimiş. Edep başa tacimiş. Bütün her şey edepten geçer. Her şey. İnsan derviş kardeşine edepli davranacak, ahlaklı davranacak.
Başındaki çavuşuna ahlaklı davranacak. Birinin evine gitmiş, ahlaklı davranacak. Bir yere gitmiş derse, ahlaklı davranacak. Böyle alıverin, giyiverin, içiverin, konuşuverin, söyleyiverin, bağırıverin, kızıverin. Yapsınlar canım, etsinler canım, getirsinler canım, götürsünler canım. Yapmak zorunda, etmek zorunda, getirmek zorunda, yedirmek zorunda, içirmek zorunda, gelmek zorunda. Bunlar dervişlikle bağdaşmayan şeyler. Edeble bağdaşmayan şeyler. Derviş karşılığındaki bir kimse, bir şeyi zorlamaz. Bir şeyi mecbur etmez. Derviş kendi işini kendisi görür. Derviş kendi aşını kendisi halleder. Kendi yiyeceğini, kendi içeceğini, kendi gezeceğini, kendi dolaşacağını, kendisi halletmeye olmayı der.
Kalkıp der, dervişlerler, şunu yapmaları lazım canım, bunu götürmeleri lazım. Beni de taşımaları lazım. Bu nasıl dervişlik canım, bana bakmaları lazım. Bunları ben böyle söylerken, yanlış anlaşılmasın, yirmi yılın geçmiş günü. Hep yaşamışım bunları ben. Gedirsinler gelsinler canım, bizi evden alsınlar, çavuş değil miyim ben? Ben zahir değil miyim, beni gelsinler, taksili alsınlar. Hep bunları duydum ben. Seni götürüyorlar ya, usta efendim bizi hiç götüren yok. Sanki ben böyle de diyorum ki, gelin beni götürün. Ben diyorum ki, kardeşim bu yanlış, bu böyle söylenmez. Bu ayıp. Derviş gelin beni götürün demez. Zahir gelin beni götürün demez. Çavuş gelin beni götürün demez.
Çavuş gelin beni götürün demez. Çıkar yayan çıkar yola, girdiceksen yayan çıkacak yola. Cebinde parası yoksa yayan yörecek. Çok yürürük biz. İçinlaşmazsın. Benim uçuna ihtiyacım var demez. Edeb ederler. Adam ders yaptırıyor ona. Topluyor. Toplarım canım. Çık topla. Iıkçık ıkçık. Birbirine edebli olursa, dergah komple edebli olur. Komple. Bu noktada, o kadar ince, ne kadar ince noktayı düşünürseniz, düşünürsünüz.
O da mesela. Allah affetsin. Sohbette. Adam dönüyor arkada, telefonla konuşuyor. Haa öyle mi? Evlahtasın ya. Sohbettesin. Zikrullah'tasın. Zikrullah'ta adam telefona bakacağım diye uğraşıyor. Bakıyor, telefonla kim aramış? Senin telefonla mı ilgilenecek? Zikrullah yapıyor, seninle mi ilgilenecek? Kimisi bakıyor. Haaala. Hani kimler var kimler yok. Bir gün öyle birisi çok keskin bakıyordu. Dışarıda tuttum, geldim ben. Gel bir yanıma. Polis misin kardeşim dedim. Bitmesin bitmesin. Ne baktım ben acaba? Yok hocam estağfurullah dedi. Edeb de yok dedi. Kadın edebinde yok. Gözlerinizi kapatın diyor mu?
Adam benim gözümün içine bakıyordu abi. Ulan bin kişinin içerisinde senin boğazını sıkacak değil mi? Kapat gözünü işte değil mi? Yok bakacak bak. Ne oluyor gözü kapanınca ne olacak? E baktın, hiç bir şey olmadı işte. Herkes kapattı gözünü kapat da, hala da başlacak bu adam. Edeb, doğru olan, güzel olan, hayır olan şeyi kabul etmektir. Birbirine sınırlı yaklaşmaktır. Konuşurken, davranırken, hitap ederken. Kim olursa olsun, edeb ile hitap etmektir. Ne haber lan? Ayıp. Hiç konuşmadım. Allah'a hiç hitap etmedi kimseye. Oldukça artık sana verdin ya sen. Edeb.
Tabi şey, muhabbet edecekler ya, alay edecekler ya insanlarla. Allah muhafaza eylesin. Edeb olgunluktur. Edeb kemalattır. Edeb Allah'a muhabbettir. Muhabbet eden insan, Allah'ın kullarına da muhabbet eder. Onlara saygısız davranmaz. Onlara edep dışında davranmaz. Allah muhafaza eylesin. Evet. Şimdi, uzaktan seyrediyorum. Şikayet değil. Bu noktada, yeni kardeşlerin, bu noktada eski kardeşlerin örnek alacaktır. Eski kardeşler, eskimişlik hastalığının tutulmasınlar. Eskimişlik hastalığı nedir biliyor musunuz? Dergah kardeşim, on beş yılımız geçmiş bizim. Şimdi, on beş yıl geçmiş, dergahdaki çavuş da, derviş de, eskimişler sonuçta.
Çavuşlar, yürü ya. Bunları görünce üzülüyorum ben. Bunları duyunca üzülüyorum. Görün ki ya, böyle olmaması lazım. Bu adam sonuçta, hasbelk kadar orada dergahan çavuşu, on beş yıldır o çileyi çekiyor. Sen de onunla beraber çekiyorsun. Seni de, önemsizlik etmiyor mu? Seni deli etmiyor mu? Ama sen örnek olacaksın yeni arkadaşlara. Yeni gençlere, bu örnekleme devam edecek. Durdu mu on beş yıldan beri dervişlik? Durmadı. Durmadı. Devamlı devrilayın ediyor mu? Ediyor. Kalıcı olanlar, birer edeb kimsali olacaklar.
Eskiler, onların edeplerine bakaraktan edeplenecekler. Ama, hani, Hz. Mevlana'ya demişler ki, Yüce Hinkar, bu edebe nasıl ulaştın? Hedefsizlere bakaraktan demiş. Yapmamayı öğrendim. O zaman, eski kardeşler, ağır derviş olacaklar. Kafamda hayal benim. Hayalim benim. Şu derkahta benimle beraber, koşturan kardeşlerle, arkadaşlarla, Allah hayırlı uzun ömür versin. Oturt yıl, kırk yıl, elli yıl, ne kadar ömürümüz varsa, burada oturmak. Hayal benim ki. Ama Cenab-ı Hak benim hayalimi gerçekleştiriyor. Böyle bir tekkemiz var şimdi orada, değil mi? Şimdi orada bir ağır dervişliğin yaşanması farklı bir şey, hafif bir hayat, hafif bir dervişliğin yaşanması farklı bir şey. Şimdi orada yeni gençler var, yeni semazeler, yeni çalışanlar var, dışarıdan gelenler var.
Oradaki insanlar ne kadar edepli davranıyorlarsa, geriden gelenler, orada da aslında edepli davranırlar. Sen, çavuşunun arkasından, şştlen baksana dersen, yeni gelen çavuşa öyle davranıyormuş da, şştlen gelsene der. Edeplansın. Veya eski, o zaman eski dervişin de, yenilerden edeb beklemeye hakkı olmaz. Ya sen çavuşuna şştlen dersen, adam yeni gelmiş, yeni derviş der, edebi yaşar mı? Yaşamaz. Yalnız edeb adına da, insanları ezmeyin, bu da olmaz. Biz kendi dairemizde edebimizi yaşayalım. kendi dairemizde, hürmetimizi, hizmetimizi, eksikliğimizi, noksanlığımızı bilelim. İnşallah öyle yaşayalım. Ey Kadir, her gelene hızırdır.
Güzel bir söz, her gelene hızır bilmek kolay bir şey değil ki. Gelen isteyip, bir pançak alıp gidiyor. Ne biliyor musunuz? Pançak. Biz de pançak deriz. Bizim o tarafta. adam gelir bir şey böyle vurun, izinsiz, pançak vurdu dediğin zaman, karşından izin almıyor, müsaade almıyor. Bir pançak koparıp gidiyor. Her gelene hızır bilirsen, her gelen senden bir pançak koparıp gider, sabretmen zor olur. Bir erkek, kayın pederine ve kayın muhaldesine bakmakla yükümlü müdür değildir. Bakarsa nur ala nur olur. Mümin kabir ve ahiret aleminin hayalini nasıl düşünmeli? Normalde bu hayali insanlar kendi dairesinde kuracaklar.
Nasıl orayı hayal ediyorsa, hayalini kuracak inşallah. Aklımdan sürekli sıkıntılı ve azaltı anları geçiyor. Bu düşünce, kendim için ve aynı zamanda bütün insanlar için kapımı kurcalıyor. İçim çok dar oluyor. Bu durumlar nasıl düşünmeli? Ben hiç öyle düşünmüyorum. Kendim ve arkadaşlarım için hiç öyle sıkıntılı bir kabir hayatı, sıkıntılı bir ahiret hayatı düşünmüyorum. Hiç aklıma gelmeden bugüne kadar. Kabirde ahirette sıkıntıya düşerim diyor. Öyle bir korku, öyle bir sıkıntım olmadı hiç. Bugüne kadar olmadı. Allah beni affetsin. Hep ümin ettim ben. Ümidim sıkıntımı açtı. Sen affedersin yarabbi diyorum. Tövbe diyorum. Ben kafamda öyle bir kabir hayatı, sıkıntılı bir kabir hayatı tefekkür etmiyorum.
Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle delirtilirsiniz. Ben sıkıntılı bir hayat yaşamıyorum. Muhakkak hatalarım, kusurlarım, eksikliklerim, noksanlıklarım vardır. Vardır. Muhakkak vardır ya. Ama Cenab-ı Hak kim bir namazdan bir namaza ribat ederse, yani bir namazdan bir namazı düşünürse, arasındaki küçük günahları Cenab-ı Hak affeder. Ben hayatım öyle yaşıyorum yirmi yıldan beri. Bir namazdan öbür namazı düşünerekten abdesti durmaya gayret ediyorum. Aradaki küçük günahları Cenab-ı Hak'ın affedeceğine dair, Resulullah sallallahu aleyhi ve selam hazret'in hadisi de var, hadisi kuds edisi de var. Bir zikrulahtan bir zikrulahtan Allah günahları affeder.
Cenab-ı Hak bütün amelleri perşembe gün, yani cuma gece bu gece amellerimiz gökyüzüne çıkarılır haftalık olarak. Biz bu geceyi, ben derdaha gireli on yedi, on sekiz yıl olmuş, ben on yedi, on sekiz yıldan beri, yani çok namütenayi günler olmuştur, belki de işte bayram girmiştir veya bir şey olmuştur, bayram tatili olmuştur, bayramda ders yapmayız veya işte son bayram haftası genelde ders yapmayız. Öyle bir tek o zaman Perşembe günleri dersi terk etmiş yıldır, cemaatı terk ettiği için. veya cemaatın komple terk etmesi yoksa, işte son haftalarında ben derse giderim. Hatırlamıyorum ben bir Perşembe derse gitmediğimi, iyiydi mi? Bir Perşembe derse gitmediğimi hatırlamıyordum. Ya düşünüyorum, düşünüyorum, düşünüyorum.
Yani böyle bir yerde, sadece Bursa'da umum şart değil, bayımdır ödemiş. Ondan sonra Bursa, hatırlıyorum, bir Perşembeden Perşembe'ye ders yapmadığının anı hatırlamıyorum. Bursa'da hiç kimse yoktu, Allah rahmet eylesin, Seyyid Taş'la beraber diz dize verip, iki kişi çok sekullar yaptık biz Perşembe günlerinde. Hiç kimse yoktu. Yukarıdaki polis ağır filan, Seyyid Taş'ın ağabeyi İbrahim Taş, ikisi çıkıp gülüyorlardı bizim sekullar yaptığımız yerde. İşte cigaret içiyorlardı dışarıda. Diyorlarmış ki ya, benden için. Bu adamın kafası kırık, kardeşimiz de kaybettik, o da kafayı kırık. Ve hiçbir, iki kişi ders yapmadık biz. Ben tek başıma ders yapmadım, tek başıma yaptığım zamanlardır.
Hiç kimsenin olmadığı yerlere çok gittim ben. Sana dedi ki, Şeyh'im oğlum sen zakirsin, ne yaptık bayılıyor bak. Zakir'in ne olduğunu bilmiyorum ben. Perşembede ders soruyor. Eğer bir yere gitmezsem, ben abdestimi alırdım, Kıble'ye doğru otururdum. Normalde bu alışlamaları yapardım. Bunlar size tuhaf gelebilir. Başlarım ben, normal zikilla dersi yaptırırmış gibi, dersi yapardım. Hayatım boyunca, hiçbir perşembe, dervişliğim boyunca terk etmedim, dediğim o. Hiç kimse yok. Görüntüde hiç kimse yoktur. Hiçbir zaman yalnız değilseniz, eğer gerçekten dervişiyseniz. Hiçbir zaman, hiçbir zaman, hiçbir zaman yalnız değilseniz. Hastanede Şeyh Efendi Hazretlerinin başında, hastanedeyim, başında duruyor, yine o şeyimi terk etmedim.
Bitti bakımın her şeyi, oturtturdum. Geçtim oraya, koltuğa oturdum. O biraz duyguladı zaten. Ondan sonra oturdu, bağımışlamaları yaptım, başladığım nefes var, hastanenin odasında. Hastanenin odasında, dedim ki bugün perşembe, bütün ehli tasavvuf ayakta. Perşembe, bütün ehli tarikat ayakta. Bütün ehli tasavvuf ayakta. Bütün yaşayan, ve vefat eden veliler ayakta. Bütün evliyalar ayakta. Bütün arifler ayakta. Bütün dervişler ayakta. Dünyanın neresinde olursa olsun, her perşembe, büyük vuslat var. Büyük halaka var, her perşembe. Sen nasıl oturursun? Ey gafi! Ey gafi! Sen nasıl oturursun?
Sen nasıl eminle kalırsın? Sürünerek de olsa, gidip o halakaya katılsana. Sürünerek de olsa, sürünerek de olsa, sen Muhammed, o halakanın ucundan tutsana. O halaka, Muhammed-i Mustafa'nın anaylasıdır. O halaka, meleklerin, cerrahin, hikâlin, israhinin anaylasıdır. O halaka, bütün peygamberlerin, Adem'den, Muhammed-i Mustafa'ya kadar. O halaka, Hz. Ebubekir'den, Vahşi'ye kadar. O halaka, Abdülkadir Geylane'den, Muhammed Üftade'ye kadar. O halaka, bütün gelmiş geçmiş, ne kadar veli, ne kadar evriya, ne kadar arif derviş var ise, hepsinin hayatı ne oldu bir zaman? Sen nereye yatıyorsun be ahmak? Nereye yatıyorsun? Sen nerede dolaşıyorsun?
Sen neredesin be ahmak? Sımsık yapışsana. Hem Allah'tan muza beklersin, hem Allah'tan hidayet beklersin, YouTube beklersin, ikram beklersin, hem de ahirette tatlılık, mahşerde güzellik beklersin, sen de gider perşembeleri yatarsın. Malak gibi. Konuşmalarım olur belki de. Evet, bunları hayal edecek olan kimse, yapışacaksın.
Perşembeler, ameller Allah'a, katacak, göğe çıkarıyor. Allah kapına. Ve Adi Şerif diyor ki, bakar ki diyor, perşembe gün, ehli tasavruf öyle demiş. Bakıyor Allah, perşembe günü zikirler. Yeni kalınlatın diyor. Gecen perşembe neden bu perşembeye kadar? Bakmış adamın perşembe, sonunda ne yazılacak? Zikrullah yazılacak. Hatın diyor, kenara der diyor. Öbür perşembeye kadar onu bırakmıyor. Ya o perşembesini hayırla geçirmiş, o haftasını hayırla geçirmiş olarak Cenab-ı Hak yazıyor. Ahmak sen neredesin? Afil derviş, salak derviş. Açık açık konuşuyorum. Diyeceğiniz ki, hakaret evet.
O büyük halakının kıymetini, idrakini bilmeyip de, evinde yatan insan başkanı denir ki, o büyük karı, o büyük hazineyi, o büyük mücevharatı boynuna takıp da gidecek. Söyleyecek bir söz yok ki başka. O yüzden elhamdülillah, hiç kabir hayatını öyle kötü keşek nazarıyla görmedim hiç. Hiç mahşerini kötü keşek nazarıyla görmedim hiç. Hiç görmedim artık. Hep ümit ettim elhamdülillah. Kuru ümit değil. Bakın kuru ümit değil. Benimki yaş ümit. Öyle tahmin ediyorum. Öyle düşünebiliyor musunuz? Muhakkak ben her perşembeye bir yere ders koyarım. Burada olmam şart değil. Başka bir yerde bir perşembe ben yine dersteyimdir.
Muhakkak ve muhakkak. Perşembe tutun hanım ucundan. Allah bize affetsin. Selamünaleyküm. Aleykümselam. Efendim sizinle alakalı rüyalarınızı sizlere anlatmasak olur mu? E şimdi bu konuda çok çekimler. Olur ama sonuçta tasavvuf rüya ile gider. Mahzun da olmazlar, mahcup da olmazlar. Onlara hüzün de yoktur. Ayet-i kerimesi var. Onlara dünyada da ahirette de müjdeler var diyor. Ayet-i kerimeler. Hemen ashab soruyor. Ya Resulallah. Ahiretteki müjdeyi tahmin ediyoruz.
Evet. Dünyadaki müjde nedir diyorlar. Dünyadaki müjde salih rüyalardır diyorlar. Burada salih rüya hem görünene müjdedir. Yani birisi görüyor ya, o görene müjdedir. Hem de görünene müjdedir. İki tarafın müjdedir o. Ahirette, ahirette gelince o hani nurdan mümberler vardır diyor ya, o ateşlerimiz söylüyor. Allah muhafaza eylesin. Nefsi râdiye olmuş ne demek? Oooo! Bu yüksek makam. Nefsi râdiyeye geldiği zaman oooo! İşi götürmüş demek ki. Onun kalbi açılmıştır artık. Onun kalbine ilham gelmeye ilham oturmuştur. Bir kimsenin üçüncü makamın sonlarına doğru kalbi ilham almaya başlar. Dördüncü makamda o kimsede günah-i kebâir kalmaz veya anlık şeyler yaşarsa yaşar.
Dördüncü makamda bir kimsede günah-i kebâir kalmaması gerekir. Dördüncü makamda bir kimsede günah-i kebâir kalmaması gerekir. Onun kalbi artık iyice ilham almaya başlar. Beşinci makamda ilham oturur artık. Onun kalbine bu önceden ilham üstadının dininden, üstadının görüntüsünden oluyorken beşinci makamda başlar artık. Ara sıra peygamber efendimizle görünmeye. Kalbinden peygamber efendimizle konuşmaya. Böyle arada bir saatin tık attığı gibi bazen Allah da onun kalbine ilham verir. Beşinci makamın halleridir. Beşinci makamda artık o böyle şeyhlik, müstatlık yapabilecek hale gelmiştir.
Hep devriyenler orada devirdiler. Esması hak esmasıdır. Onun kendine ait rüyası vardır. Kendine ait halleri vardır. O rüyayı veya o hali yaşadığında, onun kendine ait o hadise cereyan ettiğinde Üstad ona esmasını verir. Evladım bundan sonra sen işte hak esmasını çekeceksin. Rabıta böyle olacak der. Ona rabıtasını da değiştirir. Esmasını da değiştirir. O kimse devamlı hak esmasını çeker artık. Eğer günde belirli tane belirli bir adet verir. O belirli adetle o esmayı çeker. Neyse radiyenin hali olan. Dinimizde gelin ve kayınpeder bir arada yalnız kalmaların hükmüne de uygun olur. Yani bu noktada kayınpeder de gelin bir evde yanıt olarak kalabilirler, nikah olarak bunda bir problem yok.
Eğer ki kayınpeder veya gelinde bir hafiften sıkıntı varsa dikkat etmekte fayda olsun. Şimdi insanların ahlakın geçtikçe bozuldu çünkü. Ama böyle deyip de gelinler kayınpederlerinden kaçmasınlar. Bu da yanlış. Yani kimisi var kayınpederine çıkmıyor. Yok böyle bir şey. Kayınpederine hizmet etmiyor. Yok böyle bir şey. Allah muhafaza edersin. Efendim çevrendeki günler çalgılı oluyor. Hakrabalarımızın çok samimi arkadaşlarımızı tesir etmem konusunda nasıl olmalı Allah razı olsun. Bu noktada insanlar kendilerince bir plan program kurabilirler. Yani işte çalgı çekip başlamadan sabahtan gidip mübarekleyebilirler. Veya bir gün sonra mübarekleyebilirler.
Bir gün önceden mübarekleyebilirler. Aynı toplulukta yaşıyoruz. Şey değil bu ilaç çok büyütülecek bir mesele değil. Evladı dini eğitimi vermeden ölen anne babanın evladın sahip amellerinden yararı olur mu? Olur. Bir kadın kayınpederine ve kayın maddesine neden bakmakla hükümlü değildir. Yani bu neden namaz kılıyoruz der gibi bir şey. Din bunu sorunu tutmamış. Neden baksın ki bir kadın kayınpederine ve kayın maddesine? Din bundan sorunu tutmamış. Bu nedeni sorunmaz ki. Kadının hakkı. İş yerine kıyafet değiştirirken herkes birbirini gönlümle eminersin. Yani iş yerine kıyafet değiştirirken iş yamaşırları da değişmiyor arada. Yani iş yamaşırının donunu uzun gelecek biraz.
Dizimden yukarı benim gibi. Benim dizimden yukarıdır. Ben öyle çok iş yamaşırı dizime kadar giyemiyorum. Sıkıntı basıyor bana. Ama o kimsede böyle olunca hambelliğe göre zaten caiz. Hambelliğe göre caiz. Biraz daha böyle şey yapacak. Dikkat edecek kendine. Ama iş yamaşırları da değiştiriyorsa o zaten mümkün değil. Bir aile içinde herkes inançlı ise en azından orasını anlayamadım.
İbadet, zikir inancına bağlı neden huzursuzluk oluyor? Kim bu huzursuzluğu veriyor? Çare ne? Yıllardan beri sıkıntı veriyor. Yani bunun normal bir nefistir huzursuzluk olarak. Yani bir kimsenin inançlı olması demek ahlaklı olması demek değil. Bir kimse inanıyordur, namazını da kılar, orucunu tutar ama ahlaklı değildir. Yani ahlak demek harama bakmamak, içki içmemek demek değil sadece. Ahlak, güzel huy demek. Yani adam evden içeri giriyorsa, tırılık yapıyorsa, herkese bağırıp çağırıyorsa, kızıyorsa veya kadın evde sinirliyse, adamı adam, çocuğu çocuk gibi görmüyorsa huzur olmaz. İsterse başını seyceden kaldırmasın. İsterse başını seyceden kaldırmasın.
Kadın evde mülayim olacak, hoş gördü olacak, yumuşak olacak, tatlı olacak. Adam ona bakarlı olacak, hafif tatlı, sert olacak. Ama kırıcı, dökücü, yıkıcı da olmayacak. Adam adamını bilecek, kadın kadınını bilecek, çocuk çocukluğunu bilecek. Eve huzur o zaman gelir. Kur'an ve sünnete uyunuz efendim. Kur'an ve sünnete. Evlerinizde Kur'an ve sünneti uyurunuz ve uydurunuz. Kitap okuyunuz. Hadis-i şerif okuyunuz. Alın sünnete, Resulullah nasılmış onu öğreniniz. Evlerinizde uygulayınız. Dervişliğin temeli bu. Kadın ne? Derviş. Kadın telefon açıyor bana. Kiminle görüşüyorum. Buyurun, kimi aramıştınız? Ben Mustafa Özbağd'im.
Buyurun dedim. Sizin telenci dervişin var ya. Haa, elleri kırılsın. Ne oldu diyor lan? Dövdü beni diyor. Başka alamam. Ben söylüyorum diyor ki. Sizi şeyhinizi şikayet edeceğim diyormuş. Adam diyormuş ki. Hele sen ona bir telefon aç. Ben seni boşamam. Ben de burada yırtıyorum kendimi. Anadınızı dövmeyin. Haksız yere dövmeyin. Yırtıyorum kendimi. Şunu şöyle yapmayın. Bunu böyle yapmayın diye. Allah bizi affetsin inşallah. Allah katında en hayırlı amel hangisidir? İmam-ı Gazali'ye göre en hayırlı amel Allah'ı zikretmektir. Allah'ı kimlerdir?
Gördüğünüzde Allah hatırınıza gelen her kimse Allah'ın dostudur. İhizam ve mühakebe ne demektir? Bir dakika dersi anlatalım inşallah. Hakkınızı helal edelim. Cenab-ı Hakk'ın mühafaza eylesin inşallah. Üç, limlash, bir par'te yersin. Üç, limlash, bir par'te yersin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi