mustafaozbag.org

58. Mesnevi Şerhi (389-399 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 6 Aralık 2020 · 1:11:07

Yardımların bizimle oldukça o aşağılık hırsızdan korkar mıyız hiç? Bir adımda binlerce tuzak bile olsa sen bizimle olduktan sonra hiç gam yok bize. Hani Fatiha suresinde sonunda ihtinâs sırâtel mustakîm, sırâtel lezîne enâmt âleyhim, yani Ya Rabbi bizi sırât-ı mustakîmde eyle, o inâm ettin, ihsan ettin, o lütfettin, ikram ettin peygamberler var ya, evet, bizi onlarla beraber eyle.
Bu o hal, yani o kimse Cenab-ı Hak'la beraber olan bir kimsenin bir şeyden korkmasına, bir şeyden çekinmesine, bir şeyden üzülmesine ihtiyaç kalmaz. Hani sen bizimle olduktan sonra hiçbir hırsız bize zarar vermez. Sen çünkü gözetleyicisin, sen çünkü muhafaza edicisin, sen çünkü koruyucusun, sen bir annenin şefkatinden milyon kez bize şefkatlisin.
Sen bir anne babanın korumasından trilyon kez bizi fazla korursun. Sen bütün herkes ve her şey, bütün herkes ve her şey bize tuzak kursa, sen o tuzak kurucuların tuzaklarını kendi başlarına makos eylersin. En büyük tuzak kurucu sen, en tuzak bozucu sensin. Bütün insanlar tuzaklarını kursalar, sen bize yardım ettiğin müddetçe o tuzakların hiçbir anlamı kalmaz.
Bütün büyücüler büyülerini gösterseler, hemen sen bizim elimize bir asa versen, o asaya sen at desen meydana, o bütün büyücülerin asalarının yaptığı büyülerin hepsinde o asayı yutup atıverir kenara. O yüzden sen büyücülerin büyüsüne de, sen tuzakçıların tuzağına da, bu noktada bize kötülük yapacak olanların kötülüğünü de yegane önecek olan sensin. Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, amcasının oğlunu atının terkesini bindirmiş ya, diyor ki, ey oğul iyi dinle, bütün insanlar sana kötülük yapmayı istese, Allah müsaade etmedikçe hiç kimse, bu yaptıkları kötülüklerin sana bir zararı olmaz. Sana kötülük yapamazlar.
Bütün insanlar sana iyilik yapmak için hazır dursalar, Allah müsaade etmedikçe hiç kimse de sana iyilik yapamaz. İyilik yapmaya müsaade eden, müsaade, bu müsaadeyi çıkaran Allah, kötülüğü önleyecek, kötülüğe dur diyecek, sana olan tuzakları engelleyecek olan da Allah. O zaman sen Allah'la berabersen, gam yok. Allah'la berabersen, sana kasavet yok. Allah'la berabersen, sana tuzak yok. Tuzak olsa dahi, tuzak onun tuzağı. O düşürecek seni tuzağa, o düşürsün. Seni gama düşürecekse, o düşürecek, o düşürsün. Seni yokluğa düşürecekse, o yokluk onun, onun yokluğuna düş. Ama sen onunla berabersen, bu sefer bu noktada bir sıkıntı yok, bir problem yok. Asla herhangi bir yanlışlık yok, eksiklik yok.
O yüzden Hazreti Mevlana diyor ki, senin yardımın bizimle beraber oldukça, o ahşalık hırsızlardan korkmayız biz. Sen bizimle beraber olduktan sonra, binlerce tuzak kurulmuş. Ne olacak ki? Hiçbir anlamı yok, hiçbir kıymeti yok. Hiçbir ifadesi yok. Her gece beden tuzağından canlarını kurtarırsın. Tahtaları sökersin. Her gece bir beden tuzağı, bu beden tuzağı sana ait. Bu bedeni sen verdin bize. Ve bu bedene kendi ruhundan ruh üfledin. O nasıl her gece kendinden üflemiş olduğun ruhu, bu bedenden alıp çıkarıyorsan, onu bu tuzaktan kurtarıyorsan, bizi de her türlü tuzaktan kurtarırsın. Canlar her gece şu kafesten kurtulur, hiçbir şeyle ilişkileri kalmaz. Ne kimseye buyruk yürütürler, ne kimsenin buyruğu altına girerler.
Geceyi düşünün, uykuyu düşünün. Uyuduktan sonra sizin ruhunuza birisinin emri mümkün mü? Size birisinin emretmesi mümkün mü? Size birisinin acı vermesi mümkün mü? Size birisinin tuzağı mümkün mü? Sizin birisine emretmeniz mümkün mü? Sizin herhangi bir şey yapmanız mümkün mü? Değil. O çünkü sahibine gitti. O ilk kendisini var edene, kendisini üfleyene gitti. O senden emaneti aldı. Sende emanet duruyor o. Allah'ın sizde emanetidir. Cenab-ı Hakk'ın size üflediği ruhu. O emaneti aldı, götürdü sizden. Alıp götürünce sizin ona söyleyecek bir şey yok. Ona dur diyecek noktada değilsiniz. Onu engelleyecek noktada değilsiniz. O sizin değil çünkü. Vakti saati geldiğinde gidecek. Kim olursa olsun.
O zaman bizde bir şey var. Bizdenmiş gibi görünen ama bizim değil. Bizde bir şey var. Bizdenmiş gibi görünüyor. Bizimmiş gibi görünüyor. Ama bizden değil. O bizi dinlemiyor hiç. Onun bizle alakası yok. O bizim emrimizde değil. O bizim emrimizde değil. O bizim isni hatifimizde değil. O bizim idrakimize bağlı değil. O bizim ihtiyarımıza bağlı değil. O bizim aklımıza bağlı değil. Ne sende akıl var. Hadi ruhuna söz geçir. Geçiremiyorsun. Ne kadar dirayetlisin. Ruhuna söz geçir. Geçiremiyorsun. Ne kadar zenginsin. Ruhuna söz geçir. Geçiremiyorsun. Bütün dünyanın askerleri senin emrinde olsun. Bir tane ruha söz geçiremiyorsun. Söz geçiremiyorsun. Bir tane ruha. Bütün paranın dünyanın parasının üzerine otur.
Bir tane ruha söz geçiremiyorsun. Bütün materyalistler toplansınlar. Bir tane ruha söz geçiremiyor. Bütün felsefeciler toplansınlar. Birisinin ruhuna söz geçirsin. Geçiremiyor. Otursun. Birisinin ruhuna söz geçirsin. Alamıyor. Birisinin ruhunu zaptırat alsın alsın. Mümkün değil. Felsefenin, metafiziğin, inançların, inananların, inanmayanların, topyekün hepsini de toplasak. Hepsinin de sınıfta kaldığı, çamura battığı yer. Batış. Birisinin ruhuna söz geçir. Yok. Kendinize de geçiremiyorsunuz. Nefsinize söz geçirebilirsiniz. Yemek istiyor. Yeme diyebilirsiniz. İçmek istiyor. İçme.
Oturmak istiyor. Oturma. Uyumak istiyor. Uyuma. Söz geçiriyorsunuz. Bir yere kadar. Bir yere kadar. Ruhunuza söz geçiremiyorsunuz. O yüzden nefisle mücadeledir. Ruhla değil. Ruhla değil. Tüm inançlar nefsin üzerine kuruludur. Siz ancak nefsinize söz geçirebilirsiniz. Bu da belli dairededir. Siz ruhunuza söz geçiremezsiniz. Ruhunuza söz geçirmeye kalkarsanız cehaletiniz çıkar ortaya. Bir başkasının ruhuna da söz geçiremezsiniz. Martaval hepsi de. Var ya orada burada böyle üfürükçüler, cinciler, işte astrologlar, mastrologlar bir sürü var ya. Boş.
Boş. Cinni taifesini ruh zannediyorlar. Çok basit. Birisinin ruhuna söz geçir. Ben geçiriyorum. Ala. Gelsin benim yanıma. Gelsin. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine verilmeyen ona mı verildi? Adem aleyhisselamdan itibaren hiçbir peygamberi verilmeyen ona mı verildi?
Ruhlara söz geçirselerdi. İnsanların nefislerine söz geçirselerdi. Nuh aleyhisselam eşinin iman etmesini istemez miydi? Adem aleyhisselam oğlunun katil olmasını ister miydi? Lut aleyhisselam eşine söz geçirmek istemez miydi?
O gitti gambazladı. Lut'a dedi parlak misafirler geldi. Eşi gitti gambazladı. Başkası değil. Demek ki bir başkasının ruhuna siz söz geçiremiyorsunuz. Bir başkasının nefsine söz geçiremezsiniz. O sizi dinlerse söz geçirirsiniz. O size itaat ederse söz geçirirsiniz. Söz geçirmiş olsaydı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri amcasına söz geçirirdi. Dedesine söz geçirirdi. Şimdi böyle millet şeyhlerden keramet bekler ya işte oğlu serkeşlik yapıyor. Şeyh efendi büyüfleyecek onu oğlunun serkeşliği geçecek.
Ya o kimse isterse o dua yerine tecelli eder. O kimse istemezse ne yapacaksın ki? Eğer öyle bir şey olsaydı Hz. Peygamber Efendimiz bütün müşriklere bir dua ederdi mesele biterdi. Mekke'yi fethetmek için yeniden namı o kadar asker toplasın ki çıkardı Mekke'nin başında bir daha bir okur bir üflerdi bütün Mekke'ye İslam olurdu. Bir okur bir üflerdi bütün Arap yarım adası İslam olurdu. Bir okur bir üflerdi bütün dünya İslam olurdu. Adetullah bu değil demek. Sünnetullah bu değil. Ama bizde böyle enteresan beklentiler var. Birileri bundan nemalanıyorlar. Birileri bundan para kazanıyorlar. Birileri bundan makam sahip oluyorlar. Ve onu senden de istiyor.
Biz diyoruz ki biz din anlatıyoruz kardeş. Kur'an ve sünnet anlatıyoruz. Bu tip şeylerle işimiz yok. Bu tip şeyleri de bilmiyoruz zaten diyorum ben. Ona göre işte ben böyle zayıf. Zayıf hiçbir şey anlamayan. Öyleyim de. Yani hiç gale alınacak bir kimse değil. Neden? Bir üflemedim onu. Onu bir üfleseydim tamamdı. Diyecektim ki olur dua ederiz. Olur inşallah. E ama bunu 3-5 gün dua edeceğiz. Haa anla. Eee koltuğun altına bir zarf sıkıştır. Bizim milletimiz enteresan. Parasını alırsan kıymetlisin. Aldatacaksın, kandıracaksın, üteceksin. Yani düşünebilirim. Geçen gün birisi söyledi. Zatın birisi varmış. Dua etmek için herkesi sinemalara, salonlara toplanıyormuş.
Giriş ücretli. Herkes yazıyormuş. Şeyini. Ne o? İsteğini. Ondan sonra bir salatu selam okuyorlarmış. Versin Allah'ım inşallah deyip dua seansları herkes paraları veriyormuş, çıkıyormuş. Dedim ya bu nasıl bir şey? Dediler ya işte yani senin haberin yok mu? Yok dedim ben. E dedi televizyona da çıkıyor bu adam. Lan oğlum nereye televizyon seyredeceğim ben dedim. Gece gündüz yoldayım ben. Ben dedim eve geliyorum 2-2,5. 3. Bazen 5. Nereye televizyon seyredeceğim dedim ben. Dediler böyle birisi var. Eee? İşte kadın telefon açıyor. Beli mi ağrıyor? Beline. Gözü ağrıyor.
Gözüne. Millet telefon açıyormuş. Toplanıyormuş herkes. Para veriyormuş. Bir dua bitti iş Allah'ın izniyle. Ne kadar güzel. Geçen günde enteresan bir şey dinliyorum. Yolda gidiyorum. İzmit'e giderken. Aaaa. Şeyde. Televizyonda. Bir adam Kur'an-ı Kerim satıyor. Ama kitabı size göndermiyor. Yani bana 50 tane Kur'an-ı Kerim alacağım dedi. Dinliyorum hata yapmamak için. Yani Allah'ım dedim ya bu nasıl bir şey. Ama böyle kendinizi yerden yere vurursunuz. Yani eğer bir yerde birisi Kur'an-ı Kerim yoksa onun sorunlusu sensin artık ya. Git atacaksın mı kendini bir yere at. Böyle bütün ne yapacaksan yap. Bir ağlıyor. Bir böyle sızlanıyor. Bir sesini değiştiriyor.
Eyvah eyvah eyvah eyvah. Sonu önemli. Onlar gönderiyorlar kurslara Kur'an-ı Kerim'i. Sen göndermiyorsun. Sen sadece parayı veriyorsun. Onlar senin yerine gönderiyorlar. Allah Allah dedim ya. Bu nasıl bir şey. Alıştı herkes kandırmaya insanları. Zekatı ver senin yerine o dağıtacak. Kurbanı ver senin yerine o dağıtacak. Ne olduğu belli değil. Bir banka hesabı kurbanlarınızı kesiyoruz. Nereye gidiyor? Afrika'ya gidiyor. Şuraya gidiyor.
Buraya gidiyor. Aaa. Memlekette aç yok bizim demek ki. Hem bir taraftan diyorlar ki memleket iyi idare edilmiyor. Memlekette açlık, sefillik var. Bir taraftan da zekatlar, kurbanlar memleketten dışarı gidiyor. Bu nasıl tenakus bunu anlayamadım. Aynı şey. Müslümanlar uyanın. Uyanın artık. Gidin kurbanınızı kendiniz kesin. Gidin derinizi kendiniz bir yere verin. Görün verdiğiniz yeri. Gidin zekatınızı kendiniz verin.
Görün verdiğiniz yeri. Bir ibadet edeceğiniz. Kendiniz yapın. Bu vekalet mahçurlu, sıkıntılı, idraki yerinde değil. Zaruretten dolayı vekalet vardır. Zaruretten. Mahçurlu musun, kısıtlı mısın? Zaruretin mi var? Hem fiziki olarak hem akli olarak bir mahçurluğun, kısıtlılığın mı var? E vekalet de haç yapılıyor. Yapılıyor, tamam. Sen sağlıklı değilsen gitme. Sen Osmanlı devleti gibi bir devlet başkanıysan gitme. Kıyasladığı şeye bak kendi kendine.
Osmanlı'da padişahlar vekalet de gidiyordu ya. Ha sen padişah mısın? Üç kıtaya hüküm ediyorsun. Sen o gitmeyecek zaten. Adam kendisini padişahla eş değerde tuttu. Ama benim işim var. İyi. Sana var zaten işin olduğu için. Sen gideceksin. Fabrika batar diye düşünüyor. Birisini gönderiyor. Öldün, öldün. Ne olacak? Bunun gibi. Allah muhafaza eylesin. Aldatan şarlatan çok. Millet ruhları toplayıp sohbet ediyormuş.
Ya kardeş kendine gel. Kim kimin ruhuna söz geçirecek? Kim kimin nefsine söz geçirecek? Allah muhafaza eylesin. Geceleyin zindandakilerin zindandan haberleri yoktur. Padişah adamlarının da geceleyin devletten haberleri yoktur. Demek ki gece olunca uyudu. Zindandakinin zindandan haberi oldu mu? Cezaevinde yatıyor adam. Uyuduğu zaman zindandan haberi var mı? Yok. Uyuyunca ruh ondan çıktı gitti. Zindandan haberi yok adamın. Geceleyin diyor. Padişah adamlarının da geceleyin devletten haberi yoktur. E gece yapılacak bir iş var mı? Yok. Onların da devletten haberi yok. Gündüz çalışıyorlar ya. Devlet dairesindeki memurun gece devletten haberi var mı?
Yok. Nerede devlet? Yok. Ama var. Ama yok. Niçin? Senin için yok. Mesai bitti. Adamın bir iş yeri var. Normalde iş yerinde çalışırken gece iş yeriyle işi var mı? Yok. Bu da onun gibi. Ne kar ziyanga mı vardır ne böylesine bir düşünce ne filanın hayali vardır ne de feşmanın hayali. Bitti. Gece yattı uyudum o kimse. Kar zarar yok. Şunun hayali bunun hayali yok. Bitti. Neden? Hepsi de geçti gitti. Emanet sendeydi. Emanet alındı gitti senden. Emanet senden alınıp gitince seninle bağlantısı kalmadı. Senin gündüzkü velvelen, gündüzkü heyecanın, gündüzkü korkun, gündüzkü üzüntün uyumazdan önce her ne yaşadıysan hepsi de bitti gitti.
Senden hiç bağlantısı kalmadı. Sen gece yattığın yerde ruh senden çekildikten sonra senin yaşadıklarınla alakalı hiçbir şey kalmadı. Arif'in uyanıkken de hali budur. Demek ki Arif için uyanmış, uyanmamış önemli değil. Senin uykudaki halin Arifler için uyanıkken hali. Sen kar zarar endişesini uykuda atıyorsun. Ama Arif olmak, uyanıkken atmak onu. Sen felanın hayalini, feşmanın hayalini kuruyorsun. Uyudun gitti sende. Arif, uyanıkken felanın, feşmanın hayalini kurmuyor. Felanın, feşmanın hayalini ne? Bir erkeğin kadını hayal etmesi. Bir kadının erkeği hayal etmesi.
Şehveti noktada. Bu helal daire dese, bu böyle şehveti ayakta tutmak ibadet. Bir kadının eşini sabahtan akşama kadar şehvetle hayalinde tutması ibadet. Bir erkeğin hanımını öyle şehvetle normalde ayakta tutması şehvetini hayal noktasında ibadet. Bunda bir sıkıntı yok. Öyle hayallemesi de ibadet. Adamın hanımını düşünmesi âlâ bir şey. Kadının kocasını düşünmesi âlâ bir şey. Düşünsün, başka adamı düşünceğinin kocasını düşünsün. Başka kadını düşünceğinin eşini, karısını düşünsün. Bu ibadet hükmünde. Bunu biz böyle ibadet hükmünde görmezler insanlar. Bir insanın bu noktada eşini hayallemesi kadın erkek hiç önemli değil. İbadet hükmünde. Birbirine olan iştiyakını artırır.
Birbirine olan muhabbetini artırır. Birbirine olan rabıtasını artırır. Birbirine olan muhabbetini artırır. Bu lazım. Eksik insanlarda bu. Eksik. Bizde sanki burası yanlışmış gibi insanları buradan uzaklaştırıyorlar. Burası yanlış değil. Utanılacak bir şey de değil bu. Bu böyle kerih görülecek bir şey değil. Bir kadının kocasını düşünmesi ve onu istemesi gayet normal ve doğal. İbadet hükmünde. Bir erkek için de böyle ibadet hükmünde. Nafile namaz kılmış gibi. Nafile gece ibadeti etmiş gibi. Bunu normalde bunu söylemiyor. Ama bunun haricindeki hayallenmeleri söylüyor Hazreti Mevlana.
Felanın hayalini korumak. Fişmancanın hayalini kurmak diyor. Bunlar uyuduğunda biter. Adam fabrika hayali kurar ya uyuduğunda biter. Adam işte çok zengin olma hayali kurar. Uyuduğunda biter bunlar. Hazreti Mevlana bunları normalde Allah muhafaza eylesin diyor ki. Böylesine bir diyor filanın hayali. Ne feşmancanın hayali. Bunlar diyor sende uyuduğunda bitecek. Ama diyor ariflerde bu zaten bitmiştir diyor. Demek ki ariflerde böyle kendince, kendi dairesinde insanların sıkıntıları yok işte kardı, yok zarardı, yok suydu, yok buydu. Bunlardan geçmiştir onlar diyor. Bunlardan geçmiştir. Yani bunlardan geçmiştir ne demek?
Bunlar onun için üzüntü sebepleri değildir. Bunlar onun için sıkıntı sebepleri değildir. Onlar kar desteler, zarar desteler onları çok etkilemez. Arifin hali insanların uykudaki hali gibidir diyor. İnsanlar uyuduklarında karları, zararları nasıl bittiyse arifler de diyor. Bu manada uykudadırlar. Onlar uykudadır. Onlar hadis-i şerifte onlar dünyaya karşı uykudadırlar diyor. Allah dostları dünyaya karşı uykudadırlar. Heva hevese karşı uykudadırlar. Onlar gece gündüz dünya hallerine karşı uykuya dalmışlardır. Onlar gece gündüz önemli değil. O Allah'ın dostları, o veliler, o peygamberler, o Allah yolunda koşanlar.
Allah'ın isminin yücelmesi için mücadele edenler. Onlar dünyalık meseleler için uykuya dalmışlardır. Onlar dünyaya aşık değillerdir. Dünyanın peşinde koşmazlar. Dünya onların peşinden koşturur. Onlar da dünyayı ahiretlerine binek ederler. O yüzden onlar dünyaya karşı uykuya dalmışlar. Onlar Rabbin elinde evirip çevirdiği kalem kesilmişlerdir. Onlar Cenab-ı Hakk'ın elinde kalem mesafesindedir. Bir şeyi yazar ya o kimse. Yazdığında Ahmet yazdı denir. Kalemi görmezler. Var mı cebinizde kalem kendi kendisine yazacak olan? Yok.
Kalemi bir tutan var. O zaman bir kimse kalem yanlış yazarsa, kalem yanlış yazdı diyeni duydunuz mu? Kim diyor? Mustafa yanlış yazmış. Mustafa Özbağ olarak söylüyorum. Demiyor hiç kimse, kalem yanlış yazdı. Neden? Kalem Mustafa Özbağ'ın elinde. Onlar öyle kimselerdir ki, Allah'ın elinde alet gibidir onlar.
Hızır Aleyhisselam'ın kıssasını hatırla. Hani Musa Aleyhisselam bir sohbetinde sordular beni İsrailliler. Dediler ki, bu zamanda senden daha alim bir kimse var mı? Musa Aleyhisselam dedi ki, yok zannediyorum. Yok zannediyorum deyince, bu Cenab-ı Hakk'ın gücüne gitti. Dedi ki, Ya Rabbi Tur-i Sina'da, bana karşı uzaksın biraz. Bana karşı mesafelisin. Ben ne yaptım da bana karşı böyle bir mesafe koydun? Cenab-ı Hak dedi ki, Ya Musa, sen hani filanca yerde sohbet ederken birisi sordu. Senden daha alim bir zat var mı? Sen de yok dedin ya, evet, ona ücüldüm dedi. Ona gücendim sana dedi. Var mı ki ya Rabbi dedi. Var dedi filanca yerde bir Hızır kulum var.
Bir kul. Musa Aleyhisselam yanına yardımcısını aldı. Bir de tuzlanmış balık aldı yanına. Dedi ki, balığı yanına al. Balık dedi ne zaman denize kendisi koştu, o zaman dedi oradaki zat benim kulumdur. Onda sende olmayan ilim vardır. Hani gitti ya, siz bilirsiniz Hızır kıssasını. Gitti de ona, işte ona dedi ki, ben sana talebe olacağım. Sendeki bu ilmi öğrenmek istiyor. O da dedi ki, bizim yolumuz acıdır. Bizim yolumuz normal değildir. Böyle gülerek, ahenkli bir şekilde yol değildir bizim yolumuz. Ya bizim yolumuzda acı vardır. Bizim yolumuzda sıkıntı vardır. Bizim yolumuzda senin ayağına basarlar, koluna basarlar, başına basarlar.
Kolunu kırabilirler, ayağını kırabilirler. Yol bu. Sen dedi bak işine, bizim ilmimizi öğrenmek için uğraşma. Yok dedi, ben illaki bu ilme vakıf olmak istiyorum. Dayanamazsın, dayanırım söz verdi. Hani o esnada, işte bir çocuğu bir tokat vurdu. Hızır aleyhisselam çocuğu öldürdü. Dedi ki ya sen katil oldun. Sen bu çocuğu nasıl öldürürsün? Dedi ki ya Musa, burada yolumuz seninle bitti. Anında dakika bir, gol bir. Dedi ki ben sabredenlerden olacağım. Orada Musa aleyhisselam çocuğu öldürdü. Bütün herkesin kafasını oynattığı yer burası. Aklının canavarlaşıp, bütün tefsircilerin burayı nasıl tefsir edelim, nasıl burayı halledelim diye, kalemleri kırıp yuttukları yer burası.
Burası. Bunu bir türlü sindiremiyorlar. Musa aleyhisselam çocuğu öldürdü. Bir tokatla. Çünkü o öldürme Musa'ya ait değildi. Hızır'a ait değildi. Hızır Allah'ın elinde kalem mesabesindeydi. Kalem mesabesinde. Sakın birisini öldürmeyin ha. Bu Allah'ın elinde kalem olanlara ait. Kendi kendini de kalemle görenlerden görme. O yüzden sen Kur'an ve sünnete sımsıkı yapış. Ama birisi senin aklının almayacağı bir şey yapıyorsa, bekle, sus, dinle.
Bekle, sus, dinle. O Allah'ın elinde kalem olabilir. Hani bir hadisi kutsi var. Kul farzlarla Allah'ın emrini yerine getirir en güzel şekilde. Allah'ın çok hoşuna gider. Nafilelerle Allah'a yaklaşır. Allah'ı sever. Allah da onu sever. Allah onu sevince gören gözü, duyan kulağı, tutan eli yürüyen ayağı olur. Allah onunla görür, onunla duyar. Onunla tutar. Onunla yürür. Bu onun işi. Bu bizim gibi aciz kulların işi değil. Bu Allah'a yakınlik noktasında, hakkel yakin noktasına gelmiş kimseler. Onlar Allah'ın kalemi gibidir elinde. Allah'ın aleti gibidir onlar.
Cenab-ı Hak dinini onlarla muhkim tutar. Cenab-ı Hak dinini onlarla ayakta tutar. Cenab-ı Hak dinini onlarla anlatır. Onlar Cenab-ı Hakk'ın namuslarıdır yeryüzünde. Cenab-ı Hakk'ın sırrını taşırlar. Cenab-ı Hakk'ın ilmini taşırlar. Cenab-ı Hakk'ın emanetini taşırlar yeryüzünde. Onlar Allah'ın bu noktada Hazreti Mevla'nın diyor ki kalemi gibidir.
Harika bir teşbih. Al eline kalemi yaz. Kim yazdı? Ahmet yazdı, Mehmet yazdı. Parmağınla mı yazdın? Hayır. Kalemle yazdın. Yazan ne? Orta yerde alet kalem. Cevdet usta arabayı tamir etti. Elinde cırt cırt cırt cırt ne o şey var. Anahtar. Cevdet'in lakabı neydi? Cevdet? Kerpeden. Cevdet'i öyle tanıyorlar piyasa. Kerpeden. Yani kerpeden gibi elleri kuvvetli. Maşallah eller böyle zaten. Allah muhafaza eylesin. Böyle bir koysa bazen insan kendi kendini düşünüyor. Adam öyle tuzda buz olacak.
Bazen kiriko'ya ihtiyaç duymuyor zaten. Birkaç seve şahit oldum öyle yükleniyor. Arabanın bir tarafını kaldır veriyor. Kiriko git, gir altına uğraş. Cırt cırt cırt kaldır öyle fazla. Bazen öyle kendinde mi o esnada değil mi bilmiyor. Ben öyle seyrediyorum. Böyle tutup kaldır veriyor bir tarafından. Hangisi olduğu önemli değil. Kaportalarını sağlam yapsalar aldıracak, fıydır verecek böyle. Kaporta elinde kalacak bir gün. Öyle şey ne o? Söylever şunu o. Lastiğin üstündeki ne diyorlar? Çamurluk. Çamurluk, mamurluk, tampon filan elinde kalacak bir gün. Zaten araba ağırsa eğer parça kopacak bu kaldıramayacağım diye bir şey yok. Bir de kerpeden bir şey sıkıyor ya elinle kuvvetli.
Ama sıkıyor. Şimdi elinde ne var? Kerpeden var. Veya elinde bir alet var. Alet de yapıyor. Ama ne oldu? Cevdet yaptı oluyor. Cama bir taş attı. Kırdı. Ne oldu? Mustafa camı kırdı. Taşı söyleyen var mı? Yok. Sizi bir yerlere taşımaya çalışıyorum. Kim kırdı camı? Mustafa. Ama Mustafa'nın elinde ne vardı? Taş vardı. Taşı suçlayan var mı hiç? Mustafa da diyor mu? Taş kırdı ben kırmadım diye. Süklüm püklüm geliyor.
Dedem Allah rahmet eylesin. Ne yaptın be? Bana öyle diyordu. Ne yaptın? Bende ses yok. O böyle camı kırılan bir şey. Sus be! Ona al parasını. Git camını taktır. Dedeme kim laf söyleyecek? Allah rahmet eylesin. Camı kırdı yalnız biri. Camı kıran taş değil. Taş mı? Mustafa mı? Hacı Mehmet kim kırdı ya? Güzeldi.
Allah kalemi yarattı. Kaleme dedi ki yaz. Hadisi kutsi bakın bu. Kalem dedi ki ne yazayım? Kıyamete kadar olacak olanları yaz. Kalem kendi ilmini mi yazdı?
Kendi kafasından geçeni mi yazdı? Hayır. Ne yazdı? Allah'ın emrini yazdı. Öyle değil mi? Kalemin suçu ne bunda? Biz kalem böyle yazmış. Kahrolsun kaleme diyoruz mu? Demiyoruz. Biz şimdi taşa diyoruz mu? Ey taş sen ne ama benim camımı kırdın? Yok diyoruz ki sen attın. Ne? Sen attın. Ooo taşı atan var. Kim atmış taşı? Taşı atan sorunlu. Taşı atan sorunlu. Şimdi ayeti kerime oturdu.
Cenab-ı Hak dedi Hazreti Peygamberine diyor ki sen atmadın ben attım. O taşı diyor sen atmadın. Gerçekte ben attım. Ama kim attıydı? Görüntüde Hazreti Peygamber var. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin fiiliyatını Cenab-ı Hak üzerine aldı. Dedi ki ben attım. Sen öldürmedin ben öldürdüm dedi bir de. Hızır'ın öldürmesi kimmiş? Allah Allah. Allah dediler bak. Allah demek ki isterse öldürüyor öyle mi? Bir çocuğu da öldürüyor. O zaman kimse bir çocuğu birisi öldürdü diye hesaba çekmeyecek şimdi.
Ama keyifli oldu ya. Nereye geldiniz? Hoş geldiniz. Siz mi geldiniz? Nasıl geldiniz? Ben şimdi nasıl düşüneyim? Hacı Mehmet kalktı bayındırdan geldi mi diyeyim? Sen nereden geldin? Allah gönderdi. Sen biliyorsun yani onun gönderdiğini seni. Sen gelmedin o zaman. O kulağından tuttu fıydırdı attı buraya öyle mi? Başkasına yazmadı demek.
Sen kıymetlisin demek. Bu da güzel. Ne kadar kendini kıymetli görüyor. O yazdı diyor. Allah onu yazmış demek ki. Vay. Böyle düşünürsen kafanı secdeden hiç kaldırmaman lazım. Büyük lütuf bu. O zaman namazı da o yazdı sana öyle mi? Vay vay vay … Öyle ya. Perşembe zikrini de mi o yazdı sana? Eee ooo ooo sana ne kadar şeyler yazmış ya. Of of of … Böyle düşününce insan değil mi? Nimetin karşısında o zaman. Zikir yazmış.
Kim beni zikrederse ben de onu zikrederim. Eyvah eyvah eyvah … Kim beni zikrederse ben de onu zikrederim. O zikri de o yazdıysa. Eyvah eyvah. Perşembe gün zikirde olmayanlar elini kaldırsın. O zaman sizlere yazmamış. Valla çok böyle bu noktada yalvar yakar olacağınız. Bu ne yazmış? Eyvah eyvah. Yazı yazılırken eli görmeyen kişi. Hazreti Mevlana Celatürk Ruhu Hazretleri bizi bugün baya savuracak demek ya. Bugün baya baya bizi savuracak. Yani gördüklerimize kendi kendimize farklı bir noktadan bakmaya başlayacağız. Yazı yazılırken eli görmeyen kişi yazı kalemin oynamasıyla yazılıyor zanır. E tabi yani normalde şimdi böyle simülasyonlar var ya işte bir kalemi görseniz siz kalem yazıyor.
Kendi kendinize ne diyeceksiniz? Kalem kendi kendisine yazıyor. Eli görmeyen, eli tanımayan kimse kalem kendi kendine yazıyor diyecek. Allah bu manada görülmekten münezzeh ya kalemi görse bir kimse Allah'ın elini görmemiş olsa diyecek ki kalem kendi kendisine yazıyor. Veya siz otursanız kalemin yazısından bir işaret çıksa, bir ışık çıksa ve o işaretle ışıkla sadece kalem görünse karanlıkta eliniz görmemiş olsa bir kimse diyecek ki kalem kendi kendisine yazıyor.
Demek ki bazen göremediğimiz eller oluyor. Bazen körlüklerimiz oluyor. Aslında o el var bir aldatmacayla biz o eli görmüyoruz. Aslında bir el var orada gerçekte. Ama bizim bazen göz tembelliğimizden dolayı kalemdeki kalemi tutan eli görmüyoruz. Kalemi tutan eli görmediğimiz gibi çocuğu öldüren eli de görmüyoruz.
Çocuğu öldüren eli görmediğimiz gibi babamızı öldüren eli de görmüyoruz. Annemizi öldüren eli de görmüyoruz. Bizden bir şeyi alan eli görmüyoruz. Bize bir şey veren eli görmüyoruz. Bize bir şey ikram eden eli görmüyoruz. Biz o bize bir şeyi ihsan eden eli görmüyoruz. Eli görsek elin sahibini de göreceğiz. Diyeceğiz ki bu elin bir sahibi vardır. Eli görsek diyeceğiz ki bunun arkasında bir şey vardır. Bir güç vardır. Bir kuvvet vardır. Biz Cevdet arabanın bir tarafından tutup kaldırıveriyor diyoruz. Cevdet'in kolu kaldırıyor demiyoruz. Cevdet'in eli kaldırıyor demiyoruz.
Dikkat edin. Cevdet'i görüyoruz. Elini görmüyoruz. Cevdet'in kolunu da görmüyoruz. Diyoruz ki Cevdet arabanın bir ucundan kaldırdı. Kim kaldırdı? Cevdet. Aa ya kolu vardı. Ya kolunu görmedik. Koluna aşinalığımız var çünkü. Kolu sıfatı ya. Kolu elinde bir aleti ya. Kendinden ya. O kendine bağladığımızdan Cevdet'in kolu kaldırdı var mı diyen? Yok. Cevdet kaldırdı. Arabayı Cevdet kaldırıyor. Birisi ölünce de Cevdet öldürdü olmuyor. Ne oldu?
Sormaya. Kanser adamı öldürdü. Haa. Sorma ne oldu? Göçükte kaldılar. Hadi siz Allah öldürdü deyin. Atarlar sizi içeri. Bu bize göre değil. Bu ders bizim için değil. Ya bu ötelerden bir gelenlere ait bu ders. Eli görmezsen kalem yazdı diyeceksin. Ama el var. Eli görmezsen Cevdet kaldırdı diyeceksin.
Amma tenaküz değil mi? Bir tarafta kalem yazıyor. Eli görmezsen kalem yazıyor diyorsun. Eli görmedin. Bir taraftan birisi de arabanın bir köşesinden kaldırıyor. Onun elini görmüyorsun. Onu da diyorsun Cevdet kaldırdı. Kalemin arkasındaki eli gördün. Kalemin arkasındaki el kime ait? Allah'a ait. O zaman ne diyeceksin? Allah yazdı. Öyle mi? Eee? Yazıyor kalem. Kalemin arkasında eli gördün. Bu el kimin eli? Ben aldım. Bu kağıdı tuttum. Bu kağıt kimin elinden tutuldu? Mustafa Özbağ'ın. Öyle değil mi? Kim tuttu kağıdı?
Mustafa Özbağ. Bir kalem aldım. Ver mi kalem? Var mı okur yazar olan yanınızda? Haa kalem. Yazıyorum. Kim yazdı? Bu kadar şüpheci olmayın. Gördüğünüzü söyleyin. Kim yazdı? Mustafa Özbağ yazdı. Aaa. Ben mi yazdım bunu? Kalem yazdı öyle değil mi? Ama kalem kimin idrakiyle yazdı? Benim idrakimle yazdı. Benim kuvvetimle yazdı. Benim kudretimle yazdı. Benim dediğimi yazdı. Benim istediğimi yazdı. Benim kafamda ne varsa onu yazdı. Ben ne istiyorsam onu yazdı. Öyle mi? Ben buraya istediğimi yazabilir miyim? Benim bu yazdığım hukuk, kanun, hüküm hükmünde olursa buna itiraz edecek bir kimse var mı?
Eee maşallah. Bu kavga niye kardeş o zaman? Bu kavga niye? Bu hayatınızdaki kavga niye? Bu kalem senin elindeyse, sen yazdıysan, şu istemediklerinden bana hesabını ver. Bu kalem senin elindeyse, sen yazdıysan, sen neden kendine kötü yazdın?
Bu yazgı başkasına aitse, sen ne şikayet ediyorsun o zaman? Bu yazı beraber yazdıysanız, beraber yazdınız sen neden tiyansın diyorsun o zaman şimdi? Cevdet'i görüyorsun, Allah'ını görmüyorsun. Kim tutturdu, kaldırdı arabanın ucundan? Cevdet. Cevdet'in eli neden demedin? Eee Cevdet kaldırdı. Ya eli kaldırdı. Hayır Cevdet kaldırdı. İyi. Tamam, kabul ettim. Eee kalem yazdı. Kim yazdı arkasında kim var? Mustafa Özbağ. Ben mi yazdım? Evet. Bu yazdığımdan ben mi sorumluyum? Evet. Size ne o zaman? Bu kavga niye?
Arif'in şu halinden birazcığını göstermiştir. Aklı da zaten duygu yukusu kapmış gitmiştir. Allah diyor, Arif'lerin halinden birazcığını bize gösterdi. Birazcığını. Allah Arif'lerin halinin tamamını göstermiş olsa, siz dayanılacak güçte ona dayanamazsınız. Allah Arif'in halini insanlara ayağın beyan etmiş olsa, Allah Arif'leri katlederler.
Kaldıramaz insanlar. İnsanlar Arif'lerin sırlarını da kaldıramazlar. Çünkü Allah kulunun zannı üzerinedir. Ama Arif'lerin üzerinde Allah ayağın beyandır. Allah peygamberlerinin üzerinde ayağın beyandır. O yüzden Hazreti Mevlana der ki, Mesnevisinde der ya, ben gömlekle güzelle yatmak istemem. Kim der bunu?
Hüsamettin Çelebi. Der ki ben gömlekle güzelle yatmak istemem. Hüsamettin Çelebi'ye cevap verir Hazreti Mevlana. Der ki o güzeller güzeli gömleğini çıkarırsa, ne sen kalırsın, ne ben kalırım, ne de belin kalır der. Demek ki Hüsamettin Çelebi daha Arif'i billah olmamış. Arif'i billah olmadığından diyor ki Hazreti Mevlana, sen daha Arif'i billah olmadın. Sen o güzeller güzeliğini, o nazlılar nazlısını, o kudret ve kuvveti elinde tutanı, o hakimiyetin tek sahibi olanı, o malikül mülk olanın sırrını sana açsam, onun sırrını sana açsam, sen de kalmazsın, ben de kalmam diyor. Niçin? Sırrı ifşa ettiğinden. Çünkü o Arif'i billahlar Allah'ın yeryüzündeki namusu ekberleri gibidir.
Hazreti Mevlana diyor ki, onları size az bir şey gösterdi. Aklı da zaten duygu uykusunu kapmış gitmiştir. Onların akılları da zaten, onların akılları bu noktada duyguyu kapmış gitmiş. Sevdaya gitmiş, aşıklığa gitmiş. Canları neliksiz, niteliksiz bir olaya gitmiştir. Canları da esendir, bedenleri de. Onlar canlarını, ruhlarını niteliksiz ve niceliksiz dediği Allah'a teslim etmişler.
Allah niteliksiz yani sıfatlara sığmayan. Allah'ı hiçbir teşbihata sığdırmak mümkün değil. Teşbih ettiniz, her şey o değil. Canlarını o Arif'i billahlar Allah'a vermişler her şeylerini. Derken bir ıslıkla gene tuzağa çekersin onları. Cenab-ı Hak ne yapar? Bir ıslıkla sabah olur, hepsinin de ruhlarını ne yapar? Hepsine yine iade eder. Bir ıslıkla, dört düdük çaldı, mesai başladı. Hüra, ruhlar kendi alemlerinden tekrar bedenlere, cesetlere doğru fabrika işçisi gibi her biri. Hani fabrikada düdük başladı, herkes hüra dışarı çıkıyor. Düdük başladı, herkes hüra içeri giriyor.
Bunun gibi bir düdük bütün ruhlar bedenlere, bir düdük bütün ruhlardan bedenler dışarı, bir düdük Cenab-ı Hak bütün kün dedi, her şeyi yaratıverdi. Bir düdük hepsini derleyip toparlayacak, alacak, götürecek. Düdük senin elinde mi? Yok. Düdük onun elinde. Bir düdük senin düdük değil. Gelmedi sana. Kaldı orada. Bitti. Kimdeymiş düdük? Onda. Kim öldürdü? O. Bir düdük gelseydi, gelecek demek. Düdüğü elinde tutan ona çalmamış düdüğü.
Düdüğü elinde tutan var. Islık çalıyor. Islık bu. Uzaktakini önceden ses yetiştirmek için ıslıkla çağırırlardı. Köyde yaşayanlar bilir. Bir kilometre, iki kilometre ilerideki kimse ıslıkla çalar. Öyle mi yapıyorsunuz? Çal bakayım bir ıslık. Bu ıslık mı lan? Bak. Maşallah, subhanallah. Islık bu. Haber veriyor ıslıkla. Seslenmiyor bak. Bir şey demiyor. Gel demiyor. Git demiyor. Bir ıslık. Hazreti Mevlana muhteşem. Ne güzel teşbih etmiş.
Bir diyor ıslıkla yine tuzağa çekersin onları. Bir ıslık çalarsın. Tekrar ruhlar uygun adım herkes cesedine. Karışman yok. Görüşen yok. Şaşıran yok. Yanlışlıkla başka bir yere gittin yok. Erkek uyuyor, erkek kalkıyor. Erkek uyuyan. Kadın uyanmıyor. Sabahleyin uyanıyor. Aa, ulan erkek gibi düşünüyorum diyen bir kadın gördünüz mü? Yok. Sabah uyandığında çocuk uyanıyor. Hiç adam uyanan gördünüz mü? Yok. Bir ıslık. Düşünün. 7 milyar insan var. 7 milyar insanın ruhu birbirine karışmıyor. Artık ruhun var olduğunu en büyük materyalistler bile kabul ettiler. Ruh var insanda.
Bir düdük sabah oldu. Ruhlar içtimi halinde. Herkes cesedine. Hüra geldi. Herkes cesedine girdi. Aynı ruh. Aynı şekilde. Kalktın. Ertesi gün hatırlıyorsun. Bir gün öncesini hatırladın. Aa, ben geçen hafta cumartesi Hacı Mehmet'i gördüydüm. Evet ya. Allah Allah. Sen gördün demek. Ayy. Sen unutmadın demek. Harika. Ne zekisin maşallah subhanallah. Düdük. Bir ıslık. Demek ki. Demek ki. Gelmezse. Söz geçiremiyor kimse. Bütün hepsi gelirken senin çocuğa gelmemiş. Bütün hepsi gelirken babana gelmemiş.
Bütün hepsi gelirken annene gelmemiş. Bütün hepsi geliyor komşuya gelmemiş. Ya sana geldi ona geldi ona geldi ona geldi. Komşuya da gelmesi lazımdı. Ama ona gelmemiş. Ne oldu? E ıslık çalmamış olsa hiç kimseninki çalmayacak. Herkesinki çalmış. Haa. Ona çalmamış. Demek ki herkesin de bir özel ıslığı var. Hazreti Mevlana bunu toplu söylemiş ama herkesin özel bir ıslığı var. O özel ıslığı gelmezse bitti. Ve la da'lina amin. Esselatu vesselamu aleyke ya Resulallah. Sela. Hepsini de payını aramaya koyultursun. Ooo. Islık geldi. Hepsi de aldı tekrar. Herkes ne yapıyor? Payını aramaya başlıyor. Kendi payına. Kendi payını aramaya başlıyor.
Kendi payını aramaya başlıyor. Ne arıyormuşsun? Haa. Payına demek ki ne düştü belli değil. Değil mi? Portakal mı düştü? Elma mı düştü? Değil mi? Payının ne olduğu belli mi? Belli. Öyle mi? Eee. Ne arıyorsun o zaman? Gelsin kendisi. Bize de aramak düştü diyorsun. Haa. Sen baykuş olmamışsın daha demek. Demek ki baykuş oldun mu? O aramıyormuş ya baykuş. Biliyorsunuz değil mi baykuş hikayesini? Yine bir teğet açalım ya değil mi? Güzel muhabbet. Hani böyle bir dervişin birisi oturmuş bir harabeliğe. Dervişler öyledir.
Dervişler istemezler. Dervişler dilenmezler. Sufiler nerede yatacağım? Nerede kalkacağım? Burada mı yatacağım? Burada mı kalkacağım? Ne yiyeceğim? Ne içeceğim? Şeyenillah demez sufiler. Sakın. Sakalınızı, sarınızı, cübbenizi, sufilinizi, namazınızı, orucunuzu dünyaya alet etmeyin. Sakın. Alın terinizi yiyin. Kimseye şeyenillah demeyin. Sohbete gidecektik. Araban var mı? Zikrullah'a gidecektik. Araban var mı? Yok biz şöyle bir hizmet edeceğiz. Bize para. Biz filanca yerde zikrullah yapıyoruz da, ee bizim orası için para lazım. Biz filanca yerde şöyle bir yok ne o, kurs açacağız. Sufilerin geleneğinde yoktur bu.
Biz cami yapmak için bile para toplamayız. Elinize cami derneklerinin koçanlarını alıp para toplamak yoktur sufilikte. Sufiler para toplamazlar. Sufiler para istemezler. Sufiler dini ibadetlerini bir ücret karşılığında yapmazlar. Sufiler parayla hadis okumazlar. Sufiler parayla Kur'an okumazlar. Sufiler parayla sohbet etmezler. Sufiler parayla zikrullah etmezler. Sufiler parayla kitap yazmazlar, dini kitap. Sufiler dini ibadetlerinden ve dini hizmetlerinden bir kuruş para almazlar. Hediye almazlar. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden ashabından birisi geldi.
Birisi ona Kur'an-ı Kerim öğretmişti. O Kur'an-ı Kerim'i öğreten kimseye birisi yayını hediye etti ona. Bana Kur'an hediye ettin diye. O Kur'an öğreten kimse gitti. Hazreti Peygamber Efendimiz'e dedi ki sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine. Bu yayı ben alabilir miyim dedi ki sallallahu aleyhi ve sellem. O senin cehennemin olur. Sufiler kaç para diye sema etmezler. Ya burada sema edeceğiz bize kaç para verecekler? Sakın ha. Bizde yok zaten de. Umuma söylüyorum. Sema edenlere söylüyorum. Para alma alarak da sema olmaz. Kur'an-ı Kerim parayla okunmaz. Kırk bir yasin okuyormuş parayla alınmaz.
Sufiler almaz. Sufilik açısından bizden değildir onlar. Hediye almaz. Karnını doyurmak istemez. Böyle bir şey yok. Din Allah için. İman Allah için. İbadet Allah için. Birisine hizmet etmek. Dini hizmet. Allah için. Biz ucuz işçilerden olmayalım. Evet işte böyle Sufi bir yerden ziyaret ederken böyle o kasabada ona kimse böyle davet etmemiş. Böyle bir şey de yok. Gitmiş kasabanın kenarında terk edilmiş virane bir yere geçmiş. Öyle akşamüstü işte bekliyor orada artık.
Geceyi orada geçirecek. Çünkü gece yolculuğu yapmak bu manada tek başına caiz değil. Leylekle baykuş sohbet ediyorlar. Başlamışlar. Leylek gelmiş yerine konmuş lak lak lak demiş. Ey baykuş kardeş sabah seni bıraktığım yerdesin demiş. Hiç kımıldamamışsın. Bu ne tembellik bu ne aymazlık. Sen nasıl bir kuşsun demiş ya. Yok böyle bir şey. Demiş bak ben rızkımı aradım gittim buldum. Karnımı doyurdum geldim. Baykuş böyle bir bakış fırlatmış. Daha o lak lak lak … bir şeyler söylemiş. Çoktur böyle leylek tabiatlı insanlar. Bakmaz işine başkasının işini takip eder hep. Ondan sonra der bu nereden geldi sana. Allah rahmet eylesin.
Şeyh efendinin karşısında bir komşu varmış. Diyormuş ki dervişler bakıyor bu adama. Bir gün gelmişler şeyh efendinin yüzüne söylemişler. Tebessüm etmiş. Neyse bir misafir grubu gelmiş şeyh efendiyi. 9-10 kişi gelirlerken de onlar işte bir tatlı getirmişler. Demiş filanca komşuyu çağırın bana. Şeyh efendi pek öyle yapmaz ama canına tak etmiş demek mübarek. Çağırmış onu gelmiş o buyur demiş ona. Şu tatlıyı al şu misafirleri de al demiş. Tatlı sana ikram. Şu misafirleri yedir içir yatır gönder demiş. Gelen bir kilo tatlı gidecek olan 10 tane misafir. Abdullah efendi demiş hakkını helal et ya. Öyle demek istemedik. Estağfurullah demiş. Bu tatlıyı bunlar getirdiler. Hediye olarak bana demiş getirmişler.
Misafir bunlar. Al bunları demiş. Şu 10 kişiyi yedir içir gönder. Etraftan öyledir insanlar. Ama baykuşa. Böyle bir görüş bir bakış fırlatmış böyle yukarı doğru. Demiş ey leylek kardeş. Demiş bu cevabı sen istedin artık. Demiş sen gidersin. Sabahtan akşama kadar demiş. Lak lak lak … edersin demiş. Senin zikrin dilinde demiş. Senin zikrin kalbinde değil demiş. Sen dil ile zikrediyorsun demiş. Gidiyorsun demiş. Rızık için yılanı çıyanı yiyon geliyon demiş. Börtü böcek solucanı yiyip geliyorsun demiş. Demiş sen. Biz demiş öyle zikrederiz ki. Bir sefer zikrederiz. Cenab-ı Hak demiş.
Rızkımızı ayağımıza gönderir demiş. Demiş seyret bak. Derin bir nefes almış. Hıvvv. Hıvv. Demiş ama derken böyle arkaya doğru kaykılmış gitmiş. Gözleri karışmış kendinden geçmiş. Bir an öyle. Bir sükunet. Sonra bir silkelenmiş. Gözünü açmış. Bakmış ki üç tane. sertçe kuşu cik cik cik … önünde. Daha kendinden geçmiş hali devam ediyor. Birisinden pençesini vurmuş almış, öbür ikisini de kanadından azat etmiş. Kaldırmış bir gözünü, kafasını da değil, gözünü kaldırmış. Demiş ki, ey lak lakiye demiş. Biz demiş bir sefer zikrederiz.
Tam zikrederiz. Zikrettiğimizden demiş. Zikrettiğimizde bizim rızkımızı fazlasıyla önümüze getirir. İhtiyacımız olanı alırız. Gerisini de azat ederiz demiş. Gerisini de ne yaparmış? Azat edermiş. Baş kuş gibi olmak varmış. Haklarınızı helal edin. Cenab-ı Hak cümlemizi affetsin. Sürç-i lisan eylediysek affola. Kalbinizi kırdıysak bilerek bilmeyerek üzdüysek affola. El-Fatiha masalad.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi