mustafaozbag.org

579. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 21 Eylül 2018 · 1:05:24

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Bugün aşurenin 10. günü. Malum aşureyi aslında aşure günü aşure kaynataraktan tekke de yapıyorduk. Bir tarafımız hüzün, bir tarafımız sevinç. Hüzünlenelim mi, sevinelim mi? Kendi kendimizi bu konuda bir yere oturtturmuyorduk.
Bundan sonra Allah izin verirse inşâAllah aşurenin hangi günü olursa olsun onun cumartesine aşureyi kaynateceğiz. O aşure günü de inşâAllah Hazreti Hüseyin Efendimiz radıyallahu anh hazretleriyle alakalı sohbet etmeye gayret edeceğiz. Malum Adem aleyhisselamdan Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine kadar bütün peygamberler Cenab-ı Hakk'ın emirlerini insanlara tebliğ etmekle memur kılınmışlar.
Allah kendisinin tanınmasını, bilinmesini ve kendisine ibadet edilmesini, zikredilmesini peygamberler üzerinden insanlara anlatmış, peygamberler üzerinden tebliğ ettirmiş. Ve Adem'den itibaren yeryüzünde hak ile batılın mücadelesi başlamış. Aslında Adem'den itibaren dediğimizde bu insanları bağlıyor.
Bu hak ile batıl mücadelesi insanlardan önce de dünyada cinni taifesi tarafından başlamış. Hak batıl savaşı cinnilerin arasında da olmuş. Cinniler kendi aralarında uzun seneler mücadele etmişler. Uzun seneler savaşmışlar, sonuçta birbirlerini katletmişler. Dünya enteresan bir gezegendir.
Cinnilerden sonra Cenab-ı Hak insanı yaratmayı murat etmiş. İnsanı yaratmayı murat edince, melaikeler demişler ki, sen yeryüzünde fitne fesat çıkaracak bir varlık mı yaratıyorsun? Allah da siz bilmezsiniz, Allah bilir demiş. Ve insanı yaratmış. Ve insanı yarattıktan sonra, o insan cennetten kovulacak, dışarı çıkaracak sebep olmuş, yasakları derviş ve cennetten çıkarılmış.
Ama o insan cennetten çıkarılmakla kalmamış. Yine dünya üzerinde fitne fesada haksızlığa devam etmiş. Ve ilk kan döken, Hazreti Adem'in kendi oğlu Kabil olmuş. Kabil bu manada haksızlığa, hukuksızlığa devam etmiş. Adem'den sonra Cenab-ı Hak yine kendi oğlu olan Şit gelmiş.
Şit'in peygamberliğinde hak mücadelesi devam etmiş. Şit, her ne kadar Kabil'i ve ordusunu mağlup etse de, kötülük yeryüzünde hüküm sürmeye devam etmiş. Ta ki, Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri gelmiş. Bütün peygamberler bu arada, Cenab-ı Hak'ın onlara emretmiş olduğu vahyi, insanlara tebliğ etmişler. İnsanlara anlatmışlar. İnsanların kimisi iman etmiş, kimisi iman etmemiş. Kimisi yine Kabil'in yolunu seçmiş. Heva hevesine uymuş, nefsine uymuş. Habil'leri katletmiş. Nice peygamberleri katletmişler. Ve gün olmuş, devran dönmüş. Hazreti Hüseyin Efendimiz'e sonuçta kader vaki olmuş. Tabi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de, Adem aleyhisselam'dan kendisine gelinceye kadar gelmiş geçmiş.
Bütün peygamberler gibi, hakkın savunucusu olmuş. Batılla mücadele etmiş. Cenab-ı Hak'ın ona emretti, vahyetti, dini insanlara anlatmış ve insanlara bir yol bırakmış. Sünnet-i Resulullah bütün insanlara bırakılmış olan, vasiyet edilmiş olan, vahy edilmiş olan bir yoldur. Sünnet-i Resulullah, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinden sonra, Kur'an'a Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinden uyanlara, bir ışık olmuş, bir yol olmuş, o yolda devam ettirilmesi emrolunmuş.
Çünkü Cenab-ı Hak bütün peygamberlere kitapla beraber hikmet vermiş. Kitapla beraber biz size bir hikmet verdik demiş. Aynı şekilde de Hazreti Muhammed Mustafa'ya da söylemiş. Ve demiş, seni peygamber olarak gönderdik, bu kitabı okuyup, anlayıp, anlatasın diye demiş. Ve o da okumuş, anlamış, anlatmış bize. Ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, ecel bu noktada onun da üzerinde vaki olmuş, ceseden bu dünyadan götüp gitmiş.
Ardından aşeri mübeşşere, toplanmış on tane sahabe, kendi içlerinden bir halife seçmişler. O, Hazreti Ebu Bekir radallahu an Hazretleri olmuş. O, ona da ecel vaki olmuş. Ardından Hazreti Ömer Efendimiz'i seçmişler. Ona da ecel vaki olmuş. Hazreti Osman Efendimiz'i seçmişler. Ona da ecel vaki olmuş. Hazreti Ali radallahu an Hazretlerini seçmişler. Ona da ecel vaki olunca, sıkıntı başlamış. Hazreti Ali radallahu an Hazretleri zamanında, onun seçiminde zaten sıkıntı başlamış ama, o esnada bu sıkıntı fazla yayılmamış.
Sıkıntı şuydu, Hazreti Osman radallahu an Hazretleri zamanında Şam valisi olan Muaviye, Hazreti Ali radallahu an Hazretlerinin halifeliğine karşı çıkmaya çok yeltenendi. Hatta diyebiliriz ki karşı çıktı ama, bunu bir şekilde elde edememişti. Hazreti Ali radallahu an Hazretleri şehit edilince, tabi kimler şehit etti, için etti, ne oldu, arkasında kimler vardı, hangi olaylar zuhur etti?
Hazreti Osman Efendimiz'in şehadetinde arkasında kimler vardı, ne olaylar vardı, ne olaylar zuhur etti de, bunlar o noktaya geldi. Hazreti Osman Efendimiz muhasara altındayken, Hazreti Ali radallahu an Hazretleri ve Hazreti Hüseyin ile Hazreti Hasan ile ona yemek götürürken, su götürürken, onları yedirip içirirken, onu muhafaza ederken, korurken, Hazreti Osman'ı muhasara eden o insanlar, toplanıp gelen insanlar, kimin desteğiyle toplanıp geldiler?
Onlar kimin desteğiyle Medine'nin dışında durdular? Kimin desteğiyle Hazreti Osman gibi bir halifeyi şehit etme cesaretinde bulundular? Bunların tabi İslam dünyası, İslam tarihçileri kendilerince habire bunu tartışmışlar. Herkes bir şeyler söylemiş, herkes bir şeyler demiş, herkes kendince bir bakış açısı yakalamış. Bunlar bizim işimiz olmasa gerek diye düşünüyorum. Ama bunlara da böyle bir dipnot düşmek, buraya da bir soru işareti koymak gerekli diye düşünüyorum. Ve Hazreti Ali Radiyallahu Anh Hazretleri'nin halife seçiminde de tabiri caizse entrikalar dönmüş, değişik sıkıntılar, problemler olmuş ama sonuçta bastırılmış. Ama Hazreti Ali Radiyallahu Anh Hazretleri ne yazık ki Medine-i Münevvere'den çıkmış ve Medine-i Münevvere'den çıktıktan sonra Küyfe'de devam etmiş.
Tabi belki de Medine-i Münevvere'de devam etseydi daha fazla mı kan dökülürdü, daha az mı dökülürdü? Hazreti Ali Radiyallahu Anh Hazretleri bu konuda ne düşündü, nasıl iştahat etti? Bu da bizim alanımızın dışında bu gecelik. Tabi Hazreti Ali Radiyallahu Anh Hazretleri ecel vaki olduktan sonra Küyfeliler, çünkü seçimi yapacak olan aşere-i mübeşşere kalmalı.
Aşere-i mübeşşerenin hepsi de son kalan Hazreti Ali Efendimiz'di hatırladığım kadarıyla. O da vefat edince seçim yapacak aşere-i mübeşşere kalmalı. Ve Küyfeliler ve bir kısım Müslümanlar halife olarak Hazreti Hasan Efendimiz'e biat ettiler. Hazreti Hasan Efendimiz'in altı aylık kadar bir halifeliği var.
Hazreti Hasan Efendimiz'e Küyfeliler ve devletin organları bu noktada işte diğer şehirler kabul edenler, bu noktada Hazreti Hasan Efendimiz'e biat ettiler. Ama Muaviye, Hazreti Hasan Efendimiz'e biat etmedi. Muaviye'nin biatı gerçekleşmedi. Ve Muaviye'nin biatı gerçekleşmeyince Hazreti Hasan Efendimiz daha böyle munis, daha böyle savaştan yana değil, daha böyle kendi hakkından, kendi hukukundan feragat edebilecek bir kimse.
Hazreti Hasan Efendimiz altı ay sonra biatını komple Muaviye'ye yönlendirdi. Ve halife olarak, devlet başkanı olarak Muaviye'ye biat ederekten, Muaviye ve taraftarlarıyla Hazreti Hasan Efendimiz ve taraftarlarını savaşmaktan kurtardı. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de zaten Hazreti Hasan Efendimiz'i göstererekten, işte bu benim oğlum iki grubun, iki ordunun savaşmasını önler, barış yaptırır diye hadis-i şerifi de vardı, işareti vardı.
O işaretle Hazreti Hasan Efendimiz raddallahu anh Hazretleri Muaviye ve avanesiyle Hazreti Hasan Efendimiz'e biat edenleri bir şekilde savaştan kurtardı. Yani savaşmaktan kurtardı. Ümmet-i Muhammed birbirine kılıç çekmekten, birbiriyle savaşmaktan kurtulmuş oldu. Muaviye, Mekke Devleti'nde vazife almış bir devlet adamıdır. Mekke Şirk Devleti'nde. Mekke Şirk Devleti'nde önemli vazifeleri olmuş. Ümeyye oğulları olarak isimlendirilen bu sülale, daha önce de Mekke Şirk Devleti'nde önemli vazifeler yapmışlar. Devlet idare etmişler. Devletin önemli organlarında yer almış. Mekke Devleti'nde nasıl bir devlet yönetilir?
Bir devlet yönetim biçimi nasıl olur? Nasıl savaşılır? Nasıl bu noktada vergi toplanılır? Nasıl bu noktada ganimet toplanılır? Bu konuda çok maharetliler. Zaten Şam Valisi ama devletin içerisinde tabiri caizse ikinci bir baş. Bir tabiri caizse paralel yapılanma var yani. Hz. Osman radiyallahu anh hazretlerinin zamanından başlayan böyle bir yapılanma var.
Ama Hz. Osman Efendimiz de Muaviye akrabalar, yani o böyle yakın akrabalar aynı zamanda da. Hz. Osman Efendimiz'e açıktan karşı durmuyor hiç Muaviye. Ama onun şehit edilmesine de, bu benim kendi tırnak içerisinde söylediğim şey, onun şehit edilmesine de seyirci kalıyor. Müdahale etmiyor. Bunu zaman zaman sohbetlerde anlatırım ya, yani beş bin kişilik tam tesisattı, bugünkü özel birlikler gibi birliği var. Hz. Osman radiyallahu anh hazretlerinin evi muhasara altına alınca, yaklaşık üç bin kişilerle, o beş bin kişiyle onlara müdahale etmiyor. Diyor ki, benden bir haber gelmeyince, benden bir emir gelmeyince, asla müdahale etmeyeceksiniz diyor.
Ve o beş bin kişilik ordu Medine-i Münevver'in dışında, Mısır tarafından gelen üç bin kişilik, o Hz. Osman Efendimiz'e isyan eden bayiler de, bayiler de yine Medine'nin başka bir dışında, başka bir yerde konuşlanmış vaziyette. Yani bunlar, Hz. Osman radiyallahu anh hazretlerini katledecekler, muhasara altına almışlar. Yani halifelikten düşürmeye çalışıyorlar. Ama halifelikten normalde bugünkü sistem gibi düşmesi mümkün değil. Ancak katledilmesi lazım, öldürülmesi lazım. Ancak şehit edilmesi lazım. Şehit edilmediği müddetçe, halifelik kendiliğinden normalde Hz. Osman Efendimiz'in bırakması mümkün değil. Ve Muaviye'nin göndermiş olduğu beş bin kişilik özel teçhizatlı birlik, Hz. Osman Efendimiz şehit edildikten sonra hiçbir şey olmamış gibi Şam'a geri dönüyor.
Yani orada asayişi sağlama, Hz. Osman Efendimiz'in şehit oluşunu önleme gibi bir çabaları yok. Ve dönüyor. Ve zaten Muaviye bu manada kendince kendi tezgahını hazırlamış. Kendisinin halife seçileceğinden o kadar emin ki, tabiri caizse ulufeler dağıtılmış. Yani para dağıtılmış. Şam valiliği Medine'deki devletten daha zengin ve daha dirayetli. Medine'de atıyorum elli bin altın varsa, Şam'da iki yüz elli bin altın var. Medine'de bin asker bakabiliyorsa, Şam on bin asker bakıyor. Bakın Şam on bin asker bakıyor. Düşünebiliyor musunuz? Hz. Hüseyin Efendimiz'in Mekke'den Küfe'ye gelinceye kadar, yetmiş kişilik grubu bin kişinin üzerinde bir asker takip ediyor.
Muasara altın alarak da. Bugün için bin kişilik tam tezgahatlı bir askerin, normalde Mekke'den Küfe'ye kadar, daha doğrusu Küfe'de yola çıkmış ama Küfe'ye varamıyor ya, Kerbela'ya kadar geliş noktasında bin kişilik bir ordu onları muhasara altına alaraktan götürüyor. Yani bu ne demek? Yani siz yola çıkmışsınız, velev ki duracaksınız, duramıyorsunuz. Velev ki yön değiştireceksiniz, değiştiremiyorsunuz da. Siz ne sağa gidebiliyorsunuz, ne sola gidebiliyorsunuz, ne de geriye dönebiliyorsunuz. Siz Küfe'ye doğru yola çıkmışsınız ama bin kişilik bir eşkıya var. O bin kişilik eşkıya ordusu sizi bila mecbur bir istikamette götürüyor.
Bu bin kişilik ordunun iaşesi, yemesi, içmesi, maaşı, ulufesi. Çünkü bu bin kişilik ordu, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin gözünün nuru Hazreti Hüseyin Efendimiz'i şehit edecek. İnsanlar bir an geldiğinde burkuluyorlar. Burkulunca ulufeler dağıtılıyor, paralar dağıtılıyor, fetvalar veriliyor. Ve onun ulul emre itaatsizliği söz konusu olduğunu söyleniyor. Ulul emir kim? Muaviye'nin oğlu Yezid. Ve Muaviye kendi halifeliğinden sonra kendi sağlığında oğlu Yezid'i halife ilan ettiriyor. Ve kendi sağlığında oğlu Yezid'in halife ilan ettirilerekten herkesin biat etmesi emrediliyor.
Biat etmeyen valilikler görevden alınıyor. Bakın biat etmeyen valilikler görevden alınıyor. Biat etmeyen komutanlar görevden alınıyor. Ve valilerin maaşları, komutanların maaşları yüksek derecede. Bakın yüksek derecede. İnsanlar o maaşları, o şatafatı, o şatatı terk edemiyor. Ve hepsi de Yezid'e, Muaviye'nin sağlığında. Dikkat edin. Biat etmeye başlıyorlar. Biat etmeyen, mesela Medine-i Münevvere'deki daha önceki vali biat etmemiş, onu hemen değiştiriyorlar. Ardından biat edecek olan bir vali atanıyor. Çünkü Muaviye henüz daha sağ. Mesela Mekke'nin valisi, biat etmek istemiyor, değiştiriliyor. Yemen'in valisi, biat etmek istemiyor, değiştiriliyor.
Mısır valisi, zaten daha önce atanmış. Bu noktada, yani Muaviye, Yezid, kendisi ölür ölmez, hemen halife olacak, alt zeminini oluşturuyor. Alt zemin olarak, ona biat etmeyecek olan valiler değiştiriliyor. Bir devlet var, devletin başında da bir halife var, bu halife de Muaviye. Oradaki de vali kim? Devletin valisi. Azlederse, valiliği kalmıyor. Yerine başka bir kimse atanıyor. Bir komutan, genelkurmay başkanı, eğer normalde biat etmezse, karşı çıkarsa, azlediliyor. Yerine başka birisi oluyor. İşte bir birliğin komutanı, biat etmezse, azlediliyor. Yerine başka birisi giriyor. Ve azledilenlerin, böyle bir yerlerde ölü bulunduğu, azledilenlerin katledildiği, azledilenlerin değişik sıkıntılara, değişik problemlerle karşılaştığı, azledilenlerin sonuçta bir şekilde, herhangi bir şeyden dolayı, ölü bulunduğu, öldürüldüğü görülüyor.
Mesela bu noktada artık o geride kalan valiler de ama can korkusuyla, ama dinar sevgisiyle, ama can korkusu, ama altın sevgisiyle, hepsi de biat etmeye hazırlanıyorlar ve hazırlanıyor. Evet, yine Muaviye'de sonuçta ecel vaki oluyor. Muaviye vefat edince, Yezid hemen yönetime geçiyor ve Yezid'in ilk yaptığı şey şu oluyor.
Medine valisine haber gönderiyor. Diyor ki, Hz. Hüseyin'i biat etmeyi zorlayın. Eğer biat etmezse, katledin. O hali, Hz. Hüseyin Efendimiz'i davet ediyor. İşte onu biat etmesini söylüyor. Hz. Hüseyin Efendimiz, zeki. Diyor ki, burada sana biat etmem senin için bir anlam kazanmaz. Sabah olsun diyor. Bütün halkı toplayalım. Bütün halkın önünde diyor, ben biat edeyim. Böyle biat etmemin bir anlamı yok diyor. Valide diyor ki, doğru söylüyorsun. O zaman diyor, bu gece bana müsaade et. Ben diyor, bütün herkese de haberdar edelim. Yarın ben diyor, törenle biat edeyim. Harp, huta, hiledir.
Kadiş-i şerif var ya, harp hiledir, harp hiledir, harp hiledir diyor. Üç sefer, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Hz. Hüseyin Efendimiz, feraset ehli, kalbi ilham alan kimse. Bütün akrabalarını, bütün çocuklarını, her şeyini topluyor. Çünkü geride kalanları katleteceklerdi. Hepsini de toplayıp, gece Mekke'ye yola çıkıyorlar. Gece. Tabi Mekke'de de kimler var? Hz. Abbas'ın oğlu Abdullah var. Hz. Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah var. Yani o kendilerince yaşıt, kendinden az bir şey daha yaşlı olan sahabeler var orada. Onlar bu Muaviye'nin tavır ve davranışlarından dolayı rahatsız olanlar, Medine-i Münevvere'den Mekke'ye gidiyorlar.
Çünkü Mekke emin. Orada hiç kimsenin birisine kılıç çekmesi mümkün değil. Hiç kimsenin orada, Beytullah'ın içerisinde, Mekke'nin içerisinde kan dökmesi mümkün değil. Sahabenin bu manada büyükleri, tabiri caizse üçüncü kuşak büyükleri, öyle diyeyim. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında işte genç, 13 yaşında, 15 yaşında, 18 yaşında olanlar, bunların hepsi de büyük bir çoğunluğu. Yani hem dini anlama ve anlatma, etrafta bu noktada mücadele etme, cihad etme noktasında olanlar, Mekke'ye hicret etmişler. Ve Medine-i Münevvere'den geriye dönmüşler. Hz. Hüseyin Efendimiz bütün akrabalarıyla beraber, etrafındaki ailesiyle beraber, gece hızla, sessizce tekrar nereye? Mekke-i Mükerreme'ye geri dönüyor.
Ve Mekke-i Mükerreme'ye geri döndüğünde, o günün Mekke valisi ona dokunmuyor. Onunla herhangi bir şey yok. Sonra zaten Mekke valisini de değiştiriyor Yezid. Ve Kufeliler bu arada, Hz. Mektup gönderiyorlar. Biz babanızın ve ağabeyinizin yolundan gitmek istiyoruz, size biat etmek istiyoruz diye. Hz. Hüseyin Efendimiz, amcasının oğlu neydi?
Meyle başlayan, aklıma gelmedi. Onunla akili gönderiyor. O da amcasının oğlu. Onlar Kufel'e gidiyorlar, Kufel'de yaklaşık on sekiz bin kişi birden biat ediyor onlara. Onlar haber gönderiyorlar. Diyorlar ki, Kufel'de bir sıkıntı yok. Yaklaşık on sekiz bin kişi bize biat etti. Seni bekliyoruz. Hatta Yezid'in valisinin evini muhasara altına alıyorlar. Ama ardından kendi içlerinde Yezid'in adamları onlara geliyor para dağıtıyor. Bir kısmına müthiş paralar dağıtılıyor. Müthiş paralar dağıtılınca komutanların bir kısmı geri çekiliyor. Askerler geri çekiliyor. Yavaş yavaş, bir hafta içerisinde, örneğin üç gün içerisinde, beş gün içerisinde muhasarada hiç kimse kalmıyor.
Bakın muhasarada hiç kimse kalmıyor. Kimse nöbet yerinde durmuyor. Bu arada da tabi bunu haberdar olan Yezid, bin kişilik orduyla bir komutanı görevlendiriyor. Hatta komutan Hazreti Hüseyin Efendimiz'i şehit etme, onu öldürme noktasında durmadığından onu da azlediyorlar. Yerine başka bir kimse geliyor. Yerine başka bir kimse gelince o da öldürmek istemiyor aslında. Fakat onu diyorlar ki böyle böyle biz yapmayacaksan sen de azlı olacaksın, perperişan olacaksın. O bu noktada onun savaşmaya devam ediyor. Tabi bu savaş esnası, savaşta olanlar, bu normalde işte neler yaşandı, neler yaşanmadı. Bununla alakalı birçok rivayet var.
Birçok. Tabi bu rivayetlerin içerisinde şia kaynaklı olanlar var. Şia kaynaklı olmayanlar var. Gerçekten bu meseleyi böyle bir ilmi doğrultuda anlatanlar var. Bunun normalde genel doğruları olmakla beraber bu meselenin içerisinde değişik kaynaklardan, değişik rivayetler de girmiş. Bunun içerisinde bunu cımbızlamak, bunun içerisinde hani bunun şöyle oldu, böyle oldu derken, hani İmam Şafi'nin dediği gibi Allah diyor bizim kılıcımızı sakladı, dilimizi de saklasın meselesi.
Bu noktada ben bunların içerisine çok böyle sizin kafanızı karıştırma korkusuyla girmek istemiyorum. Çünkü şia kaynakları var. Şia kaynaklarda daha farklı anlatımlar var. Şianın içerisinde farklı fraksiyonların farklı anlatımları var. Bu biraz bu mesele şiada farklı algılanıp farklı anlatılıyor. Tabi sünni diye nitelendirilen tarafta da farklı durulan noktalar var.
Çünkü yani her ne kadar normalde işte sünni görünse de bir kısmı mesela ehli beyt'e düşman olan kimseler var. Ehli beyt'i çok sevmeyen insanlar var. Ehli beyt'i çok sevenler var. Veya ehli beyt'i çok sevdiğini belli edemeyenler var. Kendilerinde bir şia korkusu var. Hani biz ehli beyt'i seversek bize şia mı derler, ondan sonra bize alevi mi derler, bize şöyle mi derler, böyle mi derler korkusu yaşayan insanlar da var.
Mesela ehli tasavvufun büyük bir çoğunluğu bunu yaşıyor. Veya cemaatler veya belli tarikatlar bunları yaşıyor. Bunun bu noktada herhalde içlerinde en cesaretli olanlarından birisi biziz. Biz ehli beyt'i severiz. Ehli beyt'i sevmenin imandan olduğunu inanırız. O yüzden ehli beyt'le alakalı hiçbir sıkıntımız yoktur. Bunu da her tarafta dile getiririz. Her tarafta dile getirdiğimizden dolayı, mesela ben yeni derviş olduğunda bizimle alakalı diyorlardı ki, bunlar alevi mi, siz şia mısınız gibi bayındır da bize bu lafları söyleyenler vardı. Ödemiş'e gittiğimizde ödemiş de söylediler. Bursa'ya geldiğimizde Bursa'da söylediler. Hatta Şeyh Efendi için bile bayındır da, şeyde, Tire'de, ondan sonra etrafta öyle sözler söylüyorlardı ki, işte o Alevi dedesi, yani işte şöyle, işte böyle diyor, Allah rahmet eylesin.
Hatta ben ilk normalde işte Alevi dedesi falan diyorlar, benim umurumda değil, ben rüyamda görüyorum diye umuruma katmıyorum. Ben ilk Nevşehir'e gittiğimi hatırlıyorum. İlk Nevşehir'e gittiğimde, hani böyle söylüyorlar ya, bakıyorum ediyorum durumlarına, vaziyetlerine, kendimce. Yani böyle bir şey yok. Ondan sonra bayındır'a geldiğimde ben böyle söyleyenlere dedim ki, elinizde bir delil var mı yok, iftira atıyorsunuz dedim. Gittim, evine baktım, dergâhına baktım, çoluğu çocuğuyla tanıştım, eşiyle tanıştım, çocuklarıyla tanıştım. Siz iftira atıyorsunuz diye söylüyordum ama, yani mesele zaman içerisinde ben de anladım ki, yani bizim dergâhımız ehli vehdi seven bir dergâh. Bizim eski, ilk benim ders, bizim ders kağıtlarımızda, Hz. Hasan Efendimiz de Hz. Hüseyin ve 72 şühedaya diye, şehidi kerbela diye, bağışlamanın içinde var idi.
Bunu böyle işte siz bunlara bağışıyorsunuz diye, bir ara ders kağıtlarını değiştirmişti Şeyh Efendi Hazretleri, Allah rahmet eylesin. Dedi Mustafa Efendi, bunlar var diye oğlum dedi, bizi dedi şia zannediyorlar, bizi alevi zannediyorlar demişti. Şimdi tabii kendilerince sünni olarak vasıflandıran kimseler, Hz. Ehli Bey'te muhabbetlerini ve sevgilerini göstermekten korkmuşlar. Hâlâ da korkuyorlar, bakın hâlâ da korkuyorlar. Hz. Hüseyin Efendimiz'i, Hz. Hasan Efendimiz'i sevdiklerini, Ehli Beyt'i sevdiklerini açıklamaktan da korkuyorlar. Bununla alakalı bir çalışma yapamıyorlar. Bununla alakalı bir özel bir gece yapamıyorlar. Özel bir gece tanzim edemiyorlar.
Yani o tabiri caizse siz alevisiniz veya siz şiasınız, yaftasından korkuyorlar. Korkmuyoruz elhamdülillah. Biz Ehli Beyt'i seviyoruz. Hz. Hasan Efendimiz'i de, Hz. Hüseyin Efendimiz'i de seviyoruz. Ama bunun içerisinde, Hz. Hasan Efendimiz'in şehit edilmesi ayrı bir acı, ayrı bir hikaye. Aslında Hz. Hüseyin Efendimiz bu noktada, o yüzden belki de insanların gönüllerinde farklı bir yer yapıyor.
Müminlerin gönüllerinde farklı bir yer yapıyor. Yoksa fiziki olarak da, belli noktada, ahlak olarak da, Hz. Hasan Efendimiz, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerine en fazla benzeyen, bakın en fazla benzeyen her şeyle, yürüyüşüyle, duruşuyla, fiziğiyle, yüzüyle, üst tarafı tamamiyetle, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerine benziyor.
Yumuşaklığı, hoşgörüsü, affediciliği, cömertliği, problem çözmesi, insanların arasını bulması, tam Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerine benzeyen bir torun. Aslında torun da diyemiyoruz, çünkü Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerine onlar için evlatlarım diyor. Herkesin diyor, soyu, herkesin soyu, oğuldan geçer, benim de diyor soyum bunlardan geçer diyor, Hz. Hasan Efendimiz de, Hz. Hüseyin Efendimiz de.
Zaten her ikisinin ismi de, o güne kadar Arap Yarımadası'nda konulan, alışılmış isimlerden değil, hatta hiç bilinmiyor. Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin ismi, o güne kadar Arap Yarımadası'nda alışılmış, devamlı konulan isimlerden değil, bilinmeyen isimlerden, bilmiyor o Araplar, Hz. Hasan isim olarak Hasan nedir, Hüseyin nedir, ne manaya gelir, bilmiyorlar.
Yani ben bunu böyle biraz daha üzerinde farklı bakıyorum. Allah-u Alem, normalde biz onu şu dilden, bu dilden deme noktasında değilim ben. Onların isimleri direkt Cebrail Aleyhisselam tarafından vahiy yoluyla konulmuş isim olarak görüyorum. Çünkü o isimleri ben Arapça'da görmüyorum. Kendimce inanışım kabul etmek zorunda değil mi hiç kimse?
Ama şunu kabul etmek zorunda herkes, o güne kadar Arap Yarımadası'nda, o bölgede Hasan ismini koyan hiç kimse yok. Hüseyin ismini koyan hiç kimse yok. Tabi zaman içerisinde bu Anadolu'ya da sirayet etmiş bir dönem. Bir dönem hani Ahmet, Muhammed, Mustafa, Hasan, Hüseyin, Ali bu isimleri kullanmamışlar, koymamışlar. Sebebi şu, bize Şia derler, bize Alevi derler diye koymamışlar.
Yani böyle bir algıdan, korktuklarından dolayı isim dahi koyamamış Ümmet-i Muhammed. Enteresan bir şey. Tabi bu Yezid'in zamanında da olmuş. Yezid'in zamanında da insanlar çocuklarına Hasan ismi, Hüseyin ismi koyamaz hale gelmişler. Enteresan bir şey. Sanki hani Musa Aleyhisselam doğmazdan evvel Firavun yedi bin çocuk katlettiriyor ya, yedi bin erkek çocuk katlettiriyor Firavun.
Çünkü Firavun'un müneccimleri diyorlar ki, bir çocuk gelecek, erkek çocuk, senin saltanatını yerle yeksan edecekler. O Firavun saltanatı, sadece o Firavun'un değil. Çünkü onun babası da Firavun, babası da Firavun, babası da Firavun. Diyorlar ki bu Firavun saltanatını yerle yeksan edecek bir çocuk gelecek. Onlar müneccimler öyle söyleyince, Firavun her doğan erkek çocuğunu katlettiriyor, öldürüyor.
Yedi bin tane erkek çocuk öldürdüğüne dair rivayet var Firavun'un. Ve öldürüyor, müneccimleri her daim topluyor. Öldürdük mü diyorlar ki, yok onun yıldızı sönmedi. Öldürdük mü, yok onun yıldızı sönmedi. Haber öldürüyorlar. Öldürdükçe öldürülüyor, öldürdükçe öldürülüyor. Ama o müneccimler diyorlar ki, yıldızı sönmedi henüz aha. Yedi bin kişi katletmiş. Hatta Muhyiddin İbn-i Araba Hazretleri der ki, Musa'nın bu kadar didayetli ve kuvvetli olma sebeplerinden birisi, yedi bin tane erkek çocuğun ruhunun onunla olmasıdır der. Füsus'un da Musa faslında. Çünkü yedi bin tane erkek çocuğu katleder Firavun.
Aynı şekilde Yezid ve Avanesi de Ehlibeyt sevgisi taşıyan, Ehlibeyti seven, Ehlibeyt için çırpınan kimseleri katletmeye başlıyorlar. Bütün İslam beldelerinde Ehlibeyt ile alakalı kim sevgi gösteriyorsa, kim onlara karşı hürmetkar davranıyorsa, onlara karşı hunharca bir katliam başlıyor. Ve babadan oğula İslam'da saltanatın başladığı andır. Muaviye'den birinci Yezid'e geçiş. Oysa İslam, babadan oğula olan saltanatı yıkmıştır. Medine-i Münevvere'de yepyeni bir devlet sistemi oturtulmuştur. Bu babadan oğula bir sistem değildir. Hz. Ebu Bekir radiyallahu anh hazretleri, kendi sağlığında valilerine haber gönderip, filancıya biat edeceksiniz diye böyle bir şey, mektup göndermez.
Hz. Ömer radiyallahu anh hazretleri göndermez. Hz. Osman radiyallahu anh hazretleri göndermez. Hz. Ali radiyallahu anh hazretleri göndermez. Hz. Hasan radiyallahu anh hazretleri, altı aylıkta olsa halifeliği, o da göndermez. Ama Muaviye kendi sağlığında, Yezid'in halifeliğine biat edilmesini sağlamak için bütün valilere mektup gönderiyor. Olumsuz cevap veren veya cevaplandırmayanların görevlerini alıyor. Zaten meselenin çıkış noktası bu. Meselenin çıkış noktası bu. Hz. Hüseyin radiyallahu anh hazretleri, bunun doğru olmadığını, böyle bir sistemin Kur'an ve sünnet dairesinde bulunmadığını, bunun uygulanmaması gerektiğini, mevcut halife vefat ettiğinde, vefat ettiğinde seçim olması gerektiğini, ve halife seçilmesinin muhakkak olması gerektiğini, ve insanların kime biat ederlerse, onların halife olmasının gerektiğini söylüyor.
Bakın, insanlar kime biat ederlerse, gerçek halifenin onun olması gerektiğini söylüyor. İslam'da atanmış bir halife yok. Buradan şimdi tabii sufi tarafa da döneceğim. Aslında sufi tarafta da atanma şeyhler, atanma mürşitler, ne zaman olmaya başlamış? Sufiler de, sufilik de bu noktada, sıkıntılı bir süreç başlamış. Sebep? Çünkü şeyh efendi, örneğin oğlunu atamış, veya oğlunu atamak istemiş, veya torununu atamak istemiş, ki kimisi de yapmış bunu. Dergahın içerisinde yıllarca hizmet etmiş, seyr-i sülûk etmiş, işte koşuşturmuş insanları bir kenara bırakıp, işte 18 yaşındaki torununa halifelik veren, 15 yaşındaki torununa halifelik veren, 20 yaşında, 25 yaşındaki oğluna, torununa halifelik veren, hatta oğlu Dergah'la ilgilenmediyse, işte torunu 18 yaşında, 19 yaşında torununa halifelik veren,
tarikatlar oluşmuş. Bunlar tabi Emeviler zamanında oluşmaya başlamış. Sebep? Çünkü Muaviye nasıl oğlunu halife ilan ettiyse, ve biat ettirdiyse, şeyhler de, kendi oğullarını, veya kendi torunlarını, şeyh olarak atayıp, biat ettirmek istemişler. Ve bunu, büyük bir kısmı başarmış. Hala da ülkemizde, babadan oğula şeyhlik geçen, babadan oğula atanmış şeyhler, babadan kardeşe atanmış şeyhler, biat kültürü bu noktada, atanmış olana devam etmekte. Oysa İslam'daki biat, böyle değildir. İslam'daki biat, siz seçersiniz, herkes seçer, ve çoğunluk, çoğunluk, kimi seçtiyse, biat onadır.
Eğer çoğunluğun seçtiği kimseye, sizin itiraz hakkınız kalmaz. Bakın, sizin itiraz hakkınız kalmaz. Eğer bu devlet başkanıysa, devlet başkanı olarak biat edersiniz. Çoğunluğun biat ettiği yere. Eğer bu bir şeyh efendiyse, üstad ise, çoğunluk ona biat ettiyse, rüyalarında görerekten, hallerinde görerekten, herkes ona biat etme zorunluluğu olur. Çünkü, siz filancaya biat edin emri, Kur'an sünnet daresinde doğru bir nokta değildir. Veya atanmış bir kimseye, siz buna biat edin demek, doğru bir biat kültürü değildir. O yüzden, bu fakir, bütün darbelere karşıdır. Hiçbir darbe, İslami değildir. Bakın, hiçbir darbe, İslami değildir.
Hiçbir darbe, bu noktada, Kur'an ve sünnet daresinde, hukuki değildir. Bir kimse, bu manada, devleti ele geçirmeye çalışıyorsa, onunla cihad etmek, mücadele etmek farzdır. Bir kimse, İslami olarak seçilmiş, devlet başkanını, isyan ediyorsa, baş kaldırıyorsa, bayidir.
O kimse, küfürdür, küfür ehlidir. Her bayi, küfür ehlidir. Çünkü, İslami olarak, seçilmiş bir devlet başkanına, İslami olarak, seçilmiş bir, hiyerarşiye, baş kaldırmak, küfürdür. O yüzden, Hz. Hüseyin Efendimiz, yola çıkar. Hz. Hüseyin Efendimizin, yola çıkmasının, sebebi şudur. Yezid ile konuşmaktır. Ve Yezid'e, meselenin, hakikatini, tebliğ etmektir. Etrafına derken, etrafına konuşurken, Yezid ile gidip, konuşacağını, Yezid'e bu meseleyi, tebliğ edeceğini, Yezid'e nasihat edeceğini, söyler.
Yola çıkma sebebi budur. Çünkü, Muaviye'nin ve Yezid'in, yaptığı, bu halifelik, Ali Cengiz oyunu, Kur'an ve Sünnet'e göre, caiz değildir, doğru değildir. Bununla, mücadele edilmesi gerekir. Siz, nerede bir, kötülük, yanlışlık, eksiklik, zulüm var ise, onunla mücadele etmekle, emrolunmuş bir ümmetsiniz. Elinizle, mümkünse elinizle, mümkün değilse, dilinizle, o da mümkün değilse, kalben, buğz ederekten, kötülükleri, yanlışlıkları, eksiklikleri, adaletsizlikleri, zulmü, durdurmakla mükellefsiniz. İşte, Hz. Hüseyin, radiyallahu anh, hazretlerinin, derdi budur. Hz. Eyyin, efendimizin, derdi, bir kısım, ona laf söylemek için, Ehli Beyt'e laf söylemek için, sıraya girmiş, ham kafalıların, sıraya girmiş, İslam'ı ve Ehli Beyt'i, küçültmeyi düşünen, o, zavallı beyinciklerin, dediği gibi, bir saltanat savaşı değildir.
Bir koltuk savaşı değildir. Hz. Hüseyin, radiyallahu anh, hazretlerinin durduğu yer, hak ve hukuktur. Hz. Hüseyin, efendimizin durduğu yer, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, sünnetine tabi olunmasıdır. Sünnetine tabi olunmasıdır. Tekrar söylüyorum, sünnetine tabi olunmasıdır. Çünkü, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, sünneti, bu manada seçimdir.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kendisinden sonra gelecek olan halifeyi atamamıştır. Atanmış değildir, Hz. Ebubekir radiyallahu anh hazretleri. Eğer Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Hz. Ebubekir efendimiz atamış olsaydı, ashabın hiçbirisi, halife seçimine katılmak için, kendisini halife adayı görmezdi. Ensar'ın içerisinden iki tane aday çıktı, halife adayı. Bir kısım sahabeler, Hz. Hüseyin Efendi, Hz. Ali radiyallahu anh hazretlerinin etrafında toplandı. Bir kısmı, Hz. Ömer efendimizin etrafında toplandı. Bir kısmı, Hz. Ebubekir radiyallahu anh hazretlerinin etrafında toplandı. Bunların hepsi de, tabiri caizse birer halife adayıydı.
Hz. Ömer radiyallahu anh hazretleri, Mescid-i Nebevi'de minbere çıkıp, kendi adaylığından feragat ettiğini ve kendisinin Hz. Ebubekir radiyallahu anh hazretlerinin biat ettiğini ilan etti. Onun lehine, onun lehine biat ediyorum dedi. Çekiliyorum. Kendim çekiliyorum, onun lehine çekiliyorum. Ve ona biat ediyorum dedi. Ve uzun bir konuşma yaptı. Bu uzun konuşmasında, Hz. Ebubekir radiyallahu anh hazretlerinin, geride durmamasını, onun öne çıkmasını, ve ona biatları kabul etmesini istedi. Ve sahabe, aşere-i mübeşşere toplandı. Aşere-i mübeşşerinin içerisinde de, Hz. Ömer radiyallahu anh hazretleri, Hz. Ebubekir efendimize biat etti.
Aşere-i mübeşşere, Hz. Ebubekir efendimizin halifeliğinde karar kıldı. O aşere-i mübeşşere toplantısına, Hz. Ali efendimiz icabet etmedi. Hiçbir aşere-i mübeşşere toplantısında, Hz. Ali efendimiz müdahalede bulunmamıştır, katılmamıştır da. Enteresan bir şeydir. Altı ay boyunca da Hz. Ebubekir efendimize biat etmedi.
Çadırından çıkmadı, bu manada. Tabiri caizse, hani biz deriz ya, camiden eve, evden camiye diye. Camiden eve, evden camiye ve işine baktı. Çoluğunun, çocuğunun geçimiyle ilgilendi. Hiç kimse de ona zorla gel, halifeye biat et diye de zorlamadı. Altı ay sonra kendiliğinden biat etti. Sordular, ortalığın sükunata ermesini bekledim dedi.
Ama muhaviye, anında oğluna biat istedi herkesten. Daha kendi sağlığında. Hz. Hüseyin efendimizin duruşu bu. Sünnet-i Resulullah'a tabi olmak. Duruşu, sünnet-i Resulullah'a tabi olunması. Halife seçiminde sünnet-i Resulullah'a tabi olunmadığı için yola çıktı. Bakın, yola çıkış sebebi bu. Yoksa küfelilerin sözünde duranlar olmadığını, küfelilerin ne olduğunu, ne gittiğini, Hz. Hüseyin efendimiz de biliyordu. Ve hatta ona geri dönmesini tavsiye edince, o büyük sahabeler, Hz. Ebu Bekir efendimizin oğlu, Hz. Ömer efendimizin oğlu, Abbas'ın oğlu gibi, daha akil, nice büyük, böyle yaşlı sahabeler, onlara geri dönmesini.
Bu noktada Muaviye'nin de hani askerlerinin ve Yezid'in askerlerinin onları katledeceğini, şehit edeceğini söylemesine rağmen, bir söz söyleyeceğim, bitireceğim. Bu seneki bu sohbeti, diyor ki, ben Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine rüyamda kaldım. Burası çok önemli. Rüyayla amel edilmez diyenlere cevap, diyor ki, ben onu rüyamda gördüm. Mesele bitiyor. Allah bizi affetsin. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'i çağırdı ve şöyle dedi, Allah'ım, işte bunlar benim ehlim, yani ailemdir.
Bunlar kimdi? Ashab-ı Abah. Ve Yezid, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ailem dedi, kendi canından, kendi kanından gördü, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin biricik torunu, Hazreti Hüseyin Efendimiz'i şehit etti. Bir şey gerekmez. Allah bizi onların şefaatine nail olanlardan eylesin. Bugünkü dersimizi de Hazreti Hüseyin Efendimiz ve Kerbela şehitlerine atfettim. Kendi içimden öyle niyetlendim.
Dedim ki bugünkü zikurlahı onlara niyetlenelim. İnşallah bugünkü zikurlahı, bugünkü dersi de onlara niyet ettik. İnşallah Allah niyetimizde samimi eylesin. Amin. Bugünkü ilahileri de Ali'ye dedim ki özel bir gece yap bize. Dedim Kerbela ile alakalı, Hazreti Hüseyin Efendimiz ile alakalı ilahiler hazırla dedim. İnşallah böyle baştan alıp sonuna kadar gitmeyin. Ara verin. Sakin sakin inşallah. Hem ilahileri dinleyelim. Hem de dersimizi, zikurlahımızı yapalım. İnşallah. Cumartesi günü de mevcut aşure programı yapacağız. İnşallah. Bugünkü programımız, Hazreti Hüseyin Efendimiz ve 72 şühedayla alakalı dersimiz. Dersimiz.
Cumartesi günü de aşure ile alakalı olacak. İnşallah. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Fahri kainat, sebebi mevcidat, sevgili Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hizmetlerine, mübarek ruh-i şevlerine, Adem aleyhisselamlar ikisinin arasında gelmiş, geçmiş bütün Peygamber-i Zişan efendilerimizin mübarek ruh-i şevlerine, Cihar-i Yâri Güzün, Ebu Bekir Sıddık, Ömer-i Faruk, Osman-ı Zunir, Enaliyel Murtaza, Radallahu anh'a anı efendilerimizin, Evlad-ı Resulullah, Zevcihat-ı Resulullah,
Hz. Hüseyin Efendimiz ve Şehid-i Kerbela'nın ruhlarına hediyeledik, o asıl ve sadar eyle ya Rabbi. Amin. Feyzatlarının, himmetlerine, şefaatlerini üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Üç ihlas bir fatiha-i şerife. Azam Ebu Hanife, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Hameli, İmam-ı Eşyar, İmam-ı Aturid, İmam-ı Muhammed, İmam-ı Yusuf, İmam-ı İmam-ı İmam-ı Eyni Hazretleri Mübarek ruh-i şevlerine, Pirimiz bir Seyyid-i Abdülkadir-i Geylani, Seyyid-i Ahmet-i Arrufai, Seyyid-i Ahmet-i Albedev-i Seyyid-i İbrahim-i Dursu,
Şah-ı Nakşibenni Muhammed-i Bahaddin, Şah-ı Mevlana Celaleti'nin Rumi, Hacı Bektaş-ı Veli, Hacı Bayram-ı Veli, Veysel Karana Mahmud-i Dayı, Halvet-i Celvet-i Uşak-ı Sümbülü, Süfreverdi, Küfreverdi, Şeyh Muhittin Arabi. Bütün Pir-i Piran Hazretleri Mübarek ruh-i şevlerine hediye edildik. Ve asıl ve sadar eyle ya Rabbi. Amin. Haverdar eyle ya Rabbi. Amin. Feyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Bunların tarikat-ı Muhammed'i anlayıp yaşadıkları gibi bizleri de anlayıp yaşamak nasip ve müesser eyle ya Rabbi. Amin. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Büyük Şeyhimiz Abdurrahim, Tantab-ı Abdurrahim, Neşab-ı El-Hac, El-Hafızacı, Vukir, Sıddık-ı Çorum'i, Hacı El-Aydar Efendi, Çorum'un Hacı Mustafa Efendi Hazretleri Mübarek ruhlarına, Neşe'yle Abdullah Efendi Hazretleri'nin ruhlarına, İl-Anna Adir Hazretleri'nin ruhlarına,
Bütün gelmiş geçmiş bütün velilerin, mürşid-i kamillerin, evliyalarına aşıkan, sadıkan, mühban, ehli iman, La ilahe illallah, Muhammed'in Resulullah diye mümin ve minnatın ruhlarına, Kaçınudeki dergah kardeşlerimizin de geçmişlerin ruhlarına, Yaşayan mürşid-i kamillerin, velilerin, evliyalarına aşıkan, sadıkan, mühban, ehli iman, La ilahe illallah, Muhammed'in Resulullah diye mümin ve minnatın ruhlardaki kudselerine, Ced ve cedden ruhlarına hediye edildik.
Vasıl ve sadar eyle ya Rabbi, Haberdar eyle ya Rabbi, İlk gün ki zikrullahın feyzinden, neşesinden, kereminden, ikramından, ilhamından, Hepsini de haberdar eyle ya Rabbi, Hepimizi de haberdar eyle ya Rabbi, Estağfurullah, estağfurullah, Estağfurullah el-azim el-kerim el-lezi la ilahe illa hu, El-hayyul-kayyum ve tüvbilek önzubillahimine şeytanun racim, Bismillahirrahmanirrahim, Estağfurullah el-azim, Estağfurullah el-azim, Bismillahirrahmanirrahim,
Eftali zikr fâlemen lehu, Fatiha'ma selamat.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi