mustafaozbag.org

577. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 7 Eylül 2018 · 42:51

Almak için kredi çekmek caiz bir düşünceniz nedir? İslam uleması arzı ikiye bölmüş.
Bir, İslam'ın tam anlamıyla yaşandığı yerler Darül İslam. İki, İslam'ın tam anlamıyla yaşanmadığı yerler Darül Harp. Darül İslam, Darül Harp olgusu, fetvası, düşüncesi. Buna ne derseniz deyin. Tarih boyunca tartışılmış. Bu konuda iştahatlar edilmiş, fetvalar verilmiş. İmam-ı Azam'la İmam Şafi, İmam-ı Azam'la İmam Yusuf bir beldenin Darül Harp hükmünde girmesi için değişik şartlar koşmuşlar. Bu şartlardan birisi o beldede İslam hukukunun olmayışı, en önemlisi.
Darül Harp'e bitişik olması, daha önce kendilerine eman verilenlerin emanlarının kaldırılması. Kendilerine eman verilmek demek, orada gayrimüslim unsurların o bölgede, o beldede yaşayabilmesi için o beldenin, o bölgenin hükümetinden izin alınması. Yani işte buradan Almanya'ya gidiyorsunuz pasaportla, onlar size müsaade ediyorlar, burada yaşayabilirsiniz diyorlar. Ama onlar eğer buradan gidenler, orada yaşayabilirsiniz hükmünden çıkıp da oranın temel vatandaşı olunca, veyahut da birinci sınıf vatandaşı olunca oranın vatandaşı oldu. Bir beldede de gayrimüslim unsurlar İslam hukukuna göre ikinci sınıf vatandaştır. Bu manada, vatandaşlık hukuk açısından, insan açısından değil. Onlar vatandaşlık hukuk açısından, Müslümanlarla aynı derecede, aynı noktaya gelirlerse, eman verilenlerin emanlarının kaldırılması, bir böyle anlaşılabilir.
İkincisi bir savaş vardır orada, eman verilenlerin emanları kaldırılır, bir de böyle anlaşılır. Ama yine Hanefilerden İmam Muhammed bunu tek noktada birleştirir. Der ki, eğer bir beldede İslam hukuku yok ise, orası darül harptir der, İmam Muhammed'e göre. İmam Şafi der ki, bir beldede daha önce İslam hukuku uygulanıyor da, o beldede İslam hukuku uygulanmaz hale gelirse, oradaki Müslümanların İslam hukukunu uygulanması için, uygulatılması için cihad etmeleri farzayındır.
Hatta der ki, son Müslüman şehit oluncaya kadar Müslümanların orada cihad etmeleri farzayındır der. Söz konusu olan mesele Türkiye ise, Türkiye'nin ilk Diyanet İşleri Başkanı, Osmanlı'nın son Şehl-i İslam'a, Sabri Efendi, hicret eder zaten. Türkiye, demokratik, layık, hukuk sistemine geçtiğinden dolayı darül harptır. Burada da Müslümanlar, bu noktada ya mücadele etmeleri, savaşmaları lazım ya da hicret etmeleri lazım deyip, hicrete çıkmış, Mısır'a gitmiş, ardından da Suriye'de vefat etmiş. O darül harf fetvasını vererekten gitmiş. Son Şehl-i İslam ve ilk Diyanet İşleri Reisi, Sabri Efendi, Mustafa Sabri Efendi. Şimdi resmi olarak o fetvayı vermiş, gitmiş.
Resmi olarak. Yayınlamış da bunu. Bunu yayınlamış bir de. Şimdi bu böyle, bu kardeşler bunları soruyorlar, arkasında bir soru daha var burada. Ülkemizdeki birçok hoca, Türkiye darül İslam'dır diyor, bu konuda ne düşünüyorsunuz diye. Biz kardeşlerin samimiyetinden şüphemiz yok, bunlar tuzak sorulardır. Ama kardeşlerin samimiyetinden şüphem yok benim. Bunu yüz sefer sorsanız, yüz sefer de burada ben bunu cevaplandırırım. Ben okuduğumu burada aktarırım. Okuduğumu aktarırım. Benim öyle bir herhangi bir şeyden korkum, çekintim yok. Don Kişot değilim. Dinimi yaşamaya çalışan, bildiğim dinimi de anlatmaya ve yaşamaya çalışan bir kimseyim. Türkiye'nin darül harp olduğunu, ölen Süleyman Demirel de söyledi.
Süleyman Demirel, darül harp açıklaması diye Hazreti Google'a yazın, oradan dinleyin. Şimdi ülkemizde birçok hoca darül İslam'dır diyor demiş ya, bu diyen her kim ise yemin ediyorum içeri girer. Türkiye darül İslam'dır diyen bir kimse cezaevini boylar. Sebep ne biliyor musunuz?
Anayasaya aykırı hareket etmek değil, anayasayı ve düzeni bozmaktan. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, layık, demokratik, insan haklarına saygılı bir sosyal hukuk devletidir. Türkiye budur. Türkiye asla İslam devleti değildir. Türkiye İslam devleti değildir. Bir kimse Türkiye darül İslam diyor ise, gerçekten bunun o fetvasını çok tartışma götürür. Ve bunu her kim söylüyorsa, ona haber ulaştırın, böyle bir şey söylemesin. Yani onun cezaevinde bu sebepten dolayı yatmasına gönlümüz razı olmaz. Şimdi öyle olunca, yani Türkiye, İslam bir de İslam devleti değil, İslam devleti olmayan bir yerde Müslümanın hukuku ne olacak?
Zaten asıl mesele bu. Bu, Fransa'da Kur'an-ı Kerim'deki hukuk ayetlerini kaldırma çabası, çabalaması, Cumhuriyet'in ilk yıllarında mecliste, Kur'an'daki ve İslam'daki hukukla alakalı meseleleri tartışıp, Kur'an'dan bunları çıkaralım tartışmasının sebebi bu zaten. Şimdi İmam Şafi'ye göre eğer orada İslam hukuku yok ise, uygulanmıyorsa, son Müslüman kalıncaya kadar orada Müslümanların cihad etmeleri farzayın. İmam Muhammed'e göre, İmam-ı Azam'a göre, İmam Yusuf'a göre, Hanefilerin hepsine göre, orada İslam hukukunun uygulanması için mücadele etmeleri farzayın. Çünkü dinin hukuksuz, hukuksuz bir şekilde yaşanması mümkün değil.
Darül İslam olan bir yerde, kumar meşru olmaz, zina meşru olmaz, içki meşru olmaz. Darül İslam denilen bir yerde, faiz meşru olmaz. Bu ülkede zina suç değil canım kardeşim, nereye Darül İslam diyorsun sen? Bu ülkede adım attığın yerde bilmem ne evi var, kadınların etleri satılıyor. Bunun işinin içinden nasıl çıkacaksın? Türkiye Darül İslam'dır denilebilmesi için, ordu hukukun icra edilmesi lazım. Ordu hukuk icra edilmiyorsa, siz oraya Darül İslam diyemezsiniz ki. Allah muhafaza eylesin. O işte ezanlar okunuyor. Arkadaşlar, eski libli hoca ezanlar okunurken asıldı.
Arkadaşlar, Bediüzzaman Said-i Nursi ezanlar okunurken cezaevi cezaevi dolaştı. Süleyman Hilmi Tuna Hazretleri, ezanlar okunurken dağdan dağya, köyden köye hafız yetiştireceğim diye uğraştı. Biz ezanlar okunurken basıldık zikir yaparken. Biz ezanın okunduğu camide, İsmail Hakkı Bursevi tekkesinde, üç sefer, la ilahe illallah dedik diye muhasara altına alındık.
Yaşayan kardeşler var burada. O zaman da ezanlar okunuyordu. Almanya'da da ezanlar okunuyor, Fransa'da da ezanlar okunuyor. Ezanlar okunurken, ilahiyat fakültelerine, imam hatiplere, üniversitelere, başörtülük kızlarımız alınmadı. Ezanlar okunuyordu o zaman da. Ezanlar okunurken, meyhaneler serbest, birhaneler serbest, bilmem ne evleri serbest, haramın hepsi de serbest. Ezanlar okunuyor ama. Bunu ezanlar okunuyor meselesinin birisi söylemişti de bana. Dedi ki ezanın okunduğu yer, harf olamaz dedi. Ben de dedim, o bir şey var, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem dinlerdi.
Bir beldede, bir köyde, bir yerde ezan okunursa, oraya farklı muamele ederdi. Onu dile getirdi. Dedim, İslam'ın, hukukunun yaşanmadığı yer. Darül İslam değildir. Şimdi oradan hareket ederekten, Darül İslam olmayan bir yerde faiz ne olur? Bunu da Hanefiler, meşhur mekul hadisi var. O hadiste diyor ki, o hadisi ölçü alarak da Hanefiler demişler, harbiyle Müslüman'ın arasında faiz yoktur. Harbiyle Müslüman'ın arasında. Öyle olunca, bankalar faizi meşru gördükleri için, hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bünyesinde kurulu olan bankaları İslam göremez. Daha ilerisi, devlet sistemini de İslam göremez.
O zaman, devletle ve bankalarla olan alışverişlerinizde faiz olmaz. Ama, gönlüm arzu eder ki, hiç kimse bulaşmasın. Türkiye'de en fazla kar eden işletmeler, bankalar. Nereden kar ediyorlar? Faizden kar ediyorlar. Gönlüm arzu eder ki, kardeşlerin hiçbirisi de, hiçbirisi de. Bankanın kapısından içeri dahi girmesin. Ama ticaret yapanlar, mecbur. 10 kişiden fazla, şimdi 5 kişiye mi indirdiler, mali müşavirler de, savaş? 5 kişiden fazlası bankaya mı para yatıyor şimdi? Şimdi bir işletme, teşekkür ederim. Bir işletme yanında 5 kişiden fazla sigorta işçiliği çalıştırıyorsa, maaşlarını bankaya yatırmak zorunda. Bu sefer çalışanlar da bankaya bulaşıyor.
İşletme sahibi de bankaya bulaşıyor. Yani bankaya bulaşmamış hiç kimse yok. Yani, sizin cebinizdeki paraya bankalar ortak. Sen maaş yatırıyorsun, banka bir gecelik repo yapıyor onu. İki gecelik repo yapıyor. Üç günlük repo yapıyor. Yani orta yerde kağıt dolaştırmıyorlar şimdi. Sadece rakamlar dolaşıyor orta yerde. Bakın, rakamlar dolaşıyor. Bu büyük bir aldatmaca, işin orasına girmeyeceğim ben şimdi. Bu öyle büyük bir aldatmaca ki, o bankalarda toplanan bütün paralar Amerika veya Almanya veya Rusya veya Çin merkezlerinde toplanıyor. Bir de işin büyük, uluslararası boyutu var. Bir de işin uluslararası boyutu var. Sen ihracat yapıyorsan, senin şansın yok. Sen bankada bir yer hesap açacaksın, oraya bankaya gelecek.
Orada bankada bozacaksın o parayı, dışarıda bozamazsın. Dışarıda bozarsan, seni normalde farklı muamelede yaptın diye mahkemeye veriyor seni. Başıma gelenlere söylüyorum size, tecrübe eylesi abi. Sen öyle, bu para benim, banka işte örneğin atıyorum, 7 liradan bozuyor. Dışarıda 7 lira 10 kuruş bozuyor, ben alacağım dışarıda bozduracağım diyemezsin onu. Orada bankada bozduracaksın, zarar etsen de bankada bozduracaksın. Onu maliye sistem olarak görecek, bankada bozdurduğunu da görecek. Yani dışarıda dolar 7 lira 10 kuruşa satılıyorsa, banka 6 lira 90 kuruşa alıyor. Ya dışarıda 7 lira 10 kuruş, sen parayı alıp dışarıda bozdurup bankaya yatıramıyorsun, öyle bir şey yok.
Bakın öyle bir şey yok. Bu bir sistem kurulmuş, o sistemin içerisinde. Senin dininin herhangi bir kıymeti harbiyesi yok. O böyle yok albarakaymış, yok faysalmış, badem bıyıklıları koyuyorlar ya, geç onları da. Sebep? Sebep neden? Ya hepsi de Türkiye'de bankacılık bilmem ne mevzuatına, hepsi de bağlı. Hepsi de icra-i iflas hukukuna bağlı. Hepsi de bankacılık yüksek denetleme kuruluna bağlı. Hepsi de bankacılık yasalarına bağlı. Adı ne? İhlas finans. Milletin parasını da iç ettiler ya zaten. Adı ne? Albaraka. Adı ne? İşte faysal. Adı neyse. Birbirlerinden farkı yok. Sistem olarak da birbirlerinden farkı yok. Bir gün hiç unutmuyorum. Gittik. Ömre parası yatıracağım ben.
Arkadaşlarla ömre gideceğiz ya. Nereye yatırılacak? İşte Albaraka mıydı? Kuveyt miydi? Albaraka'ydı herhalde. Şu açık çarşının üstündeki bir ne o? Albaraka. Oraya gittim. İlk defa gittim. Ömre parasını yatıracağım şeyde. Bekliyorum. Böyle güzel sakallı, şalvarlı, cübbeli, hacı abi yanında şey ne o? Çarşaflı, hacı teyze. Harika. Vay hacı efendi hoş geldin. Hacı teyze hoş geldin. O adam böyle. Ne kadar nazik, ne kadar kibar. İşte hemen ıhlamur getirin. Hemen ıhlamur getirdiler onlara. İşte hacı amcamız dedi benim kârım ne kadar olmuş. Bir bakar mısın yavrum? Hemen çıt çıt çıt baktı. Ondan sonra tabii hacı teyzenin de kârı var. Hacı teyze de sordu.
Benim kârım ne kadar? Hemen hacı teyzenin kârını da baktılar, ettiler. Böyle baktım, baktım, baktım. Hemen dedim ya değişmeyecek hiçbir şeyleri. Kârlarını hesapladılar. Biraz para çektiler, gittiler. Harika. Şimdi bu kardeş ev alacak. Ben buna normal değilim. Bu bir tavsiye netelinde. Bankadan içeri girme. Mümkün çar. Ama girmek zorundasın, yapmak zorundasın. Bunu darül harp, darül islam hukuku çerçevesinde caizdir. Uzun bir süre verdim, çekmedim. Ne yapmalıyım? Çekmeye başla. Tövbe et. Seven ne yapmaz? Seven ne yapmaz?
Haram işlemez. Seven ne yapmaz? Namazı hiç terk etmez. Seven ne yapmaz? Orucunu bir tamam tutar. Seven ne yapmaz? Allah'ı zikri hiç bırakmaz. Seven ne yapmaz? Haram ve farzların haricinde, farzların haricinde hiç çıkmaz. Harama hiç davmaz. Öyle arabeske bağlamayın. Seviyorsa bir kimse, farzlardan taviz vermez.
Seviyorsa bir kimse, haramdan mümkün olduğunca kaçmaya çalışır. Seviyorsa, bir kimsenin üzerinde Allah için sevmek var ise, yapacak olduğu şeyler bunlardır. Yapacak olduğu şeyler, başlangıcı, bir kulun farzları yerine getirmesi Allah'ın çok hoşuna gider. Sizin yaptıklarınızdan Allah'ın sevinmesini istemez misiniz? Farzları yerine getireceksiniz. Sizin yaşantınızdan Allah'ın sevinmesini istemez misiniz? Siz haramlardan uzak duracaksınız inşallah. Bir bayan sohbetinde perşembe dersinin öneminden bahsettiniz. Ben bayan olarak şehir dışından geliyorum. Her hafta gelmeye niyet ettim kendimde. Eşim de derviş.
Onu bazen işinden dolayı, bazen nefsinden dolayı her hafta gelmek zorluyor. Ama bana gitme demiyor. Fakat ben de kendi imkanlarım olduğu için başkasıyla gelmek istemiyorum. Ben bu noktada nasıl bir yol izleyebilirim? Arkadaşlar, kardeşler, zikrullaha gelmek için makul, mevcut, helal olan bütün yollar caizdir. Bir kimse zikrullaha mı gidecek? Evet. Örnekliyorum. Hüseyin abi, selamun aleyküm, aleyküm selam. Ben gelemiyorum abi ya, benim gelme şansım yok. Zikrullaha giderken bir zahmet ya, bana yardımcı olur musun? Bitti. Bunda bir sıkıntı yok. Zikrullaha gitmek için yayan bile çıkılır yola. Hiç problem değil. Böyle size tuhaf geliyor. Biz çok yayan gittik, geldik.
Diyorum ya, Bayındırlı'la Furnuköy'ü arası 5 kilometre. Zikrullaha, şeyh efendi bana, oğlum sen buraya dersi takip et dedi bana. Ben her perşembe oraya derse gidiyordum. Giderken bir sıkıntı yok. Son otobüse biniyorum, belediye otobüsüne, Furnuköy'ün girişinde iniyorum. Yaklaşık ders yapılan yer 2 kilometre. 1,5 kilometre kesin var. Yürüyorum ben oraya kadar. Oradan çıktıktan sonra 5 kilometrede, ben yola çıkıyorum, anayolu 5 kilometrede Bayındır. Saat kaçta ders bitti? 12'de, yarımda, birde. Ben yayan geliyordum Bayındır'a. Arkama bile bakmazdım ben, tanımasınlar diye. Tanırlarsa duracaklar, alacaklar. Kendi kendime derdim ki hayır. O yürüyüş zikri çok güzeldir.
Başlarsın sağ adında. Allah, Allah, Allah, … Bu yürüyüş zikiridir. Bir başlarsın bir bakmışsın bitmiş. Hele geceyse yollar dürülür ya, hadiste var. Yollar dürülür. Bu kullandığımız bazı ilaçların içindeki tanıtım kağıdında bu ilaçta alkol vardır yazıyor. Bunları kullanmanın hükmü nedir? Doktor, bu alkoller ikiye ayırlıyor değil mi? Çok çeşidi var. Kullandırma sarhoş edici alkollerle farklı. Sarhoş edici alkollerden değil. Evet. Mübarek insanlar ya. Söylüyorum demek ki değişmiyor bir şey.
Ben lise öğrencisiyim ve benim bu sene lise son ve okuduğum meslek ise yabancı dil bölümü. Ben yedinci sınıfta 28 dil öğrendim. Ailem ise beni hastaneye uyku seviyemi ölçtürmeye götürdü. Seviyeye göre uyku seviyem 146 çıktı. Ama benim hayalim genel cerrah olmak. Lakin ailem bana karşı çıkıyor ve beni yabancı dil okumam için zorluyor. Ailem ile sürekli kavga ediyoruz. Benim kendi hocalarım liseyi atlatıp direkt üniversiteye göndermek istiyorlar. Ben bu durumda ne yapmalıyım? Uyku seviyesi 146 ne demek doktor? İyi ki doktorsun o. Bir de geliyorsun enene oturuyor ya işte. Böyle tıbbi sorulara sana soracağım. Kime soracağım? Uyku seviyesi kaç olması lazımken kaç olmuş bunun?
Bilmiyorum. Bakman lazım. Çocuklarınızı çocuklarınızın istediği okullarda okutun. İnşallah. Yaşayan ve haramlar içinde bulunan birinin yerine namaz kılınıp ders çekilip yerine tövbe edilir mi? Öyle bir şey olursa herkes bir tane bir kişi birisini memur tayin eder, işçi tayin eder. Der ki gel bakayım buraya, eee al sen şu maaşını benim yerime namaz kıl, oruç tut, zikret.
Allah affetsin. Bu uzun soruları okuyamayacağım. Hakkınızı helal edin. Soru mu nedir onu da bilmiyorum. Bir konu var. Geçen hafta bu soru sorulmuştu. Ben de bunu soru değil bir tespit vardı burada. Ben de bunu bu işin sorumlusu kardeşe yönelttim. O kardeşler bir hafta boyunca bunun üzerinde çalıştılar. Bir sonuç alamadılar. Burada bir semazen kardeşim var. Tekkede semazen başı olan görevli abilerin herkesin içinde kendisiyle ve arkadaşlarıyla dalga geçtiğini söylüyor. Bundan dolayı sürekli arkadaşlarım semayı bıraktı. Ben de bırakmak istiyorum diyor. Bırakmasını istemiyorum. Bu noktada nasıl davranmalıyım demiş bir kardeş.
Bu kardeş kimse benimle Allah rızası için irtibata geçsin. Şimdi bu buraya geldiğinde ben bunu normalde bizim Ali'ye verdim bunu ben geçen hafta. Dedim bak bu konuyla alakalı ilgilen. Bununla alakalı dedim senden bilgi istiyorum. Bu meseleyle alakalı görüşüldü, konuşuldu. Semazen başlarıyla da görüşüldü. Böyle bir şeyin olmadığına dair bana beyan geldi. Ben de dedim ki kağıdı atmayın. Kimin böyle bir derdi bir sıkıntısı varsa direkt bana gelsin benimle bu meseleyi görüşsün diye o yüzden bunu buradan okudum. Şimdi bazı kardeşler belki de hani sema eğitimi biraz kolay bir eğitim değil. Gençler biraz böyle hani eğitim onların canlarını yakmış olabilir, sıkıntı yapmış olabilir, olmayan bir şeyi farklı anlaşılmış olabilir.
Veyahut da kardeşlerimizden birisi gerçekten de böyle bir şey yapmış olabilir. Bu hepsi de olabilecek olan şeyler. Biz de bu konuda bir tespit etmede yetersiz kaldık. Tespit edemedik. Bu kardeş, bunu yazan kardeş Allah rızası için ya benimle ya da Cafer'le iltibata gelsin bu meseleyi inşallah çözümleyelim. Hakkınızı helal edin. Çünkü çok büyük bir zan olmuş oluyor. Bu bütün semazen başlarının üzerine bir zan olmuş oluyor. Ben yani bunu kim yaptıysa onu tespit etmek için uğraştık ama biz tespit edemedik. Defalarca bu konuda istişareler edildi. Bir sonuç çıkmadı. Bunu kim bu meselede muzdarip ise ama Cafer'le, ama Adnan'la, ama Hüseyin'le, ama benle birbirimizle inşallah irtibat kuralım.
Bu meseleyi çözümleyelim. Hakkınızı helal edin. İnşallah yine her haftaki gibi buradan bir hadis okuyalım, gecemize devam edelim. İbni Ömer anlatıyor. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem omuzundan tuttu ve şöyle buyuruyor. Dünyada bir garip yani yabancı veya yoldan geçen bir yolcu gibi oldu. Kendini kabir ehlinden sahip.
Buhari, Tirmizi, İbni Mace'de geçen bir hadis-i şerif. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Hz. Ömer Efendimiz'e özel bir nasihatta bulunuyor. Bu özel bir nasihat. Bir nasihatlar vardır, umuma aittir. Umuma ait olan nasihatları, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri umumun içerisinde, sohbet dahilinde veyahut da hutbede genel olarak anlatırdı, söylerdi. Nasihatlarını yapardı, emirlerini, tavsiyelerini iletirdi. Ama bir de birebir sahabelere olan nasihatler var. Birebir sahabelere olan. Bunlar normalde, hani umuma açık olabilir mi? Bir kimse bunu kendine ders olarak alabilir, virt olarak alabilir. Ama biz bunu, umuma bunu böyle uygulayacaksınız diyemeyiz.
Çünkü bunda bir de bireyin üzerine hususi bir emir var. Çünkü ona diyor ki, dünyada bir garip veya yabancı gibi ol. Kendini kabir ehlinden say. Bu çünkü o kimseye emir niteliğinde. Bu kim, bu Hz. Ömer radallahu an hazretleri, bunu yapıp yapmama noktasında değil. Bunu yapma noktasında. Ama bu dünyada bir garip gibi ol, bir yolcu gibi ol. Kendini kabir ehlinden say. Bu zahiri bir ibadet değil. Hani bunu buradan kaldır, buraya koy dendiğinde, bu zahiri bir ibadet olur. Ama kendini kabir ehlinden say. Bir yolcu gibi ol deyince, bu kalbi bir mesele.
Ona diyor ki, benim anladığım, sen dünyaya aşık olma. Sen dünyaya meyledenlerden olma. Husisi bir ibadet bu. Husisi bir kalbi ibadet. Öyle ol ki, sen bu dünyada yaşayan ölü gibi ol. Kendini kabir ehlinden say diyor çünkü. Bu tabii yine bir, hani zayıf hadis diye tartışma çıkarırlar. Ben zayıf hadis literatürden çıkardım ya, ölmeden önce ölünüz. Bu ölmeden önce ölünüz, hadis-i şerifin şerhi gibi. Veya her iki hadis-i şerif birbirini destekler nitelikte. Bunlar sufiler içinde ne? Bir ölçü. Sufiler, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin etrafına, yakın dairesine olan nasihatlerini, tavsiyelerini kendilerine ölçü alırlar.
Kendilerini bu noktada, o yakın daireye yapılmış olan nasihatlerden kendilerini nasiplendirmek isterler. Hani yine Hz. Kuzenin var ya Abdullah, şeyin yok, Abbas'ın oğlu. Hz. Abbas radiyallahu anh hazretenin oğlu Abdullah, atının terkesini bindiriyor ya. Ey oğul sana bir şey söyleyeceğim, iyi dinle. Buyur ya Resulallah. Bak bir şey söyleyeceğim, iyi dinle. Buyur ya Resulallah. Bak bir şey söyleyeceğim, iyi dinle. Buyur ya Resulallah. Üç sefer. Bütün insanlar sana fayda vermek, sana iyilik yapmak isteseler, Allah izin vermedikçe onlar sana bir iyilik yapamazlar. Bütün insanlar sana kötülük yapmak isteseler, zarar vermek isteseler, Allah izin vermedikçe sana zarar veremezler.
Bakın bu direkt Hz. Abbas radiyallahu anh hazretenin oğlu Abdullah'a bu öyle bir noktaya getirmek ki onu, bu hakkel yakin noktası onun için, bu hakkel yakin noktası. Bütün Müslümanlar için ölçü alınabilir mi? Birisi ölçü alabilir. Bütün Müslümanlar da ölçü alabilir, yasak değil. Ama Sufiler kendilerince bunları husisi manada ölçü almaları gerekir. Bu hadis-i şerifte öyle bir hadis-i şerif. Sufiler kendilerini kabir ehlinden saymadıkça kemale eremezler. Kendilerini kabir ehlinden saymadıkça kemale eremezler. Bu ne demek?
Bu dünyayı bırakmak demek değil. Sakın yanlış anlaşılmasın. İşi gücü bırakalım, kenara çekilelim. Böyle bir şey anlaşılmasın. Bu dünyaya karşı sevgiyi fazlalaştırmamak. Dünyaya meyli fazlalaştırmamak. Katını, yatını, paranı, pulunu, arabanı normalde kendince dünya malı olarak aman ben şimdi derse gidersem 3-5 kişiyi de arabaya götürmek zorunda kalırım.
Ya benim arabanın arka koltuğuna hiç binilmemiş olsun istiyorum ben. Şimdi oturacaklar arka koltuğa çamurlu ayakkabılarıyla arabam çamur olacak. Şimdi dervişleri eve çağırsam hepsi de yiyecek, içecek. Ya bunlar çocuklarına da çok dikkat etmiyorlar. Halılarımın, kilimlerimin üzerine dökecekler, kirlenecek. 25-30 tane dervişi ben şimdi eve davet etsem hepsi de koltukların üzerinde tepinecekler. Veyahut da geldiler eve yiyecekler, içecekler bir sürü evde problem. Veyahut da ya eve çağırsam şimdi davet etsem burada kalkarlar bir de zikrullah yaparlar. Benim bu çevrem kaldırmaz ki zikrullahı. Aa neden zengin mühitte oturuyorsun sen? Kapı karşılığını ne yapar senin? Aa bu irticacıymış, bunlar dervişmiş.
Yok bunlar huğucuymuş. E ne yapalım? Eve davet etmeyelim. Dünya, Kur'an ve sünnetin yaşanması ve yaşatılması için o kimsenin önünde engel olduğu müddetçe put. Senin makamın, senin mevkin, senin evin, senin katın, yatın, araban, etrafın, çevren, benim çevrem bunu kaldırmaz. Neyi kaldırır senin çevren? Lingo lingo şişeleri kaldırır. E gitsen de lingo lingo şişeleri devir. E senin çevren neyi kaldırır? E tavar neyi kaldırır? Oo cıstakı cıstakı Mustafa Özma hoş geldin. Beyefendiler de aramızda. Çevren bunu kaldıracak. O kimsenin çevresine göre din yaşaması. Ya ben şimdi koca işte müdürüm. Yani orada gidip şimdi zikrullah mı yapayım onlarla beraber?
Ne yapayım ben şu mesleklerim şimdi onların içine mi gideyim? Ter mi kokuyayım orada? Kimler var orada? İnşaat işçileri var. Fabrikalarda çalışanlar var. Hepimiz işçiyiz diyorum ben şimdi. Özel bir sohbetiniz yok mu? Hemen aklıma müşrikler geliyor. Dediler ya ey Muhammed. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme. Bu fakirlerle bizi bir yerde tutma. Bu suf asabıyla bizi bir yerde tutma. Bu gece gündüz zikreden, gece gündüz namaz kılan, oruç tutan, Allah yolunda cihad eden, nefisleriyle mücadele eden şunlar var ya evet. Bizleri onlarla beraber bir tutma ya bize ayrı bir sohbet alakası aç ki Mekke'nin emirleri, kabile reisleri, Mekke'nin böyle ağa babaları, paşa babaları, bürokratlar, yüksek seviyedeki kimseler gelirler seni dinlerler belki de Müslüman olurlar.
Hemen Cenab-ı Hak ayeti kerimeye indirdi. Ey Habibim o sabah akşam Allah'ın rızasını umaraktan o sabredip ibadet eden, zikreden, dua edenler var ya evet nefsini onlarla beraber olmaya zorla. O kimse makamını, mevkisini, parasını, pulunu veya bulunduğu konumunu yani giderse orada zikrullaha katılırsa olur mu? Veya oradaki sohbete giderse olur mu?
Onun kariyeri kimliği, kişiliği farklı. Allah muhafaza eylesin. Bunu önlemek için kabir ehlinden gibi ol. Dünya senin dinini yaşamana engel olmasın. Dünya senin maneviyatı yaşamana engel olmasın. Dünya senin ah uhrevi ibadetlerine engel olmasın. Dünya'ya, dünyanın içindekilere takılıp da ahiretlik işlerini terk etme.
Dünya ve dünyanın içindekilere bakaraktan sen Allah ve Resulünün sevgisinden ve yolundan uzaklaşma. Allah cümlemizi onlardan eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışanlardan eylesin. Kur'an ve sünneti yaşayan ve yaşatma mücadelesi verenlerden eylesin. Her daim her sabah kalktığımızda Kur'an ve sünneti yaşama ve yaşatma adına bugün ne yapabilirim diye dertlenen kullarından eylesin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi