Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 5 Eylül 2018 · 46:17
Esselamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Bir derviş, neden bisiklet sürmemelidir? Böyle bir şey yok. Allah rahmet eylesin. Şeyh efendinin zamanında bir zakir kardeşimiz vardı. O zakir kardeş normalde bisiklete binmiş. Bisiklete binince de düşmüş. Düşünce de işte bir yerleri arızalanmış. Şeyh efendi Allah rahmet eylesin onu diyordu. Oğlum, zakir adam bisiklete biner mi? Neden, ne yapmam bisiklete binmiş? Böyle şey mi olur filan diye öyle söylerdi. Ben de onu söylüyorum. Yoksa bir derviş bisiklete binmez diye bir kaydı yok normalde.
Ama işte bir demek ki şeyh efendi için Allah rahmet eylesin. Bir zakirin bisiklete binmesini hoş değil. Hoş görmedi onu. Seyr-i sülûk nedir? Bir sufi seyri sülükünün başladığını nasıl anlar? Rüyada esma almak bunun içinde midir? Esma alan sufinin seyri sülükle ilerleme şansı nedir? Nefis meratib olarak hangisindedir? Seyr-i sülûk, kuram ve sünneti düp düzgün yaşamakla başlar. Bir kimse bir sufi topluluğa katılır, oraya intisap ederse orada dini yaşantısını devam ettirmeye başlar. Dini yaşantısını devam ettirirken oranın adat, erkan kurallarına da uymaya başlar.
Böyle olunca bu yolun içerisinde değişik imtihanlar olur, değişik yaşanan şeyler olur. Onlara göğüs gerer, mücadelesine devam eder. Onlara göğüs gerip mücadeleye devam ederken de o kimse nefsiyle mücadele eder. Nefsiyle mücadele etmesi o kimsenin seyri sülükte olduğuna işaret eder. İnsanlar sufi topluluklara bu manada nefsiyle mücadele etmek için gelirler.
Yoksa nefsiyle mücadele etmeyecekse, heva hevesine devam edecekse o zaman bir sufi topluluğa, bir sufi yoluna girmesine gerek yok. Eğer ben istediğim gibi yaşayacağım, ben istediğim gibi hayatıma devam edeceğim diyorsa o zaman o kimsenin sufi toplulukta durmasına gerek yok. Sufi toplulukta Kur'an'a, sünnete, imamların iştahı daresinde üstadına tabi olup oranın adat, erkan, oranın işleri neyse riayet ederekten nefsiyle mücadele eder.
Tekrar söylüyorum, nefsiyle mücadele eder. O sufi toplulukta, o kimse o nefsiyle mücadele esnasında seyri sülükü olur. Genel olarak ben bir kimse bir üstada gidip intisap edip oradan ders aldıysa onun seyri sülükünün başladığına inanırım ki öyledir. Oradan ders aldığında onun seyri sülükü başlamıştır. O yol içerisinde, hayatı içerisinde kendince ne kadar nefsiyle mücadele eder, onunla yaka paça olursa o kadar da onun seyri sülükü yol alır.
O nefsiyle mücadele etmek, haramlardan uzak durup ibadetleri yerine getirmek olduğu kadar insanın güzel ahlakla ahlaklanması ve Allah için etrafına faydalı olmasından geçer. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Bir gün Cübbeli Ahmet Hoca'nın sohbetini dinlerken kesti, kalanını, sili ismi vererekten oradan dinleyebilirsiniz dedi.
Dinimizde bunun yeri nedir? Parayla sili satmak, kitap satmak. Ben o gündür, bugündür onun sohbetlerini dinleyemiyorum. Bu benim hiç hoşuma gitmedi. Bu alimlerde böyle bir şey var, konuyu kısa kesmek için bu meseleyi biz filanca kitapta bahsetmiştik. O kitabımızı alabilirsiniz. Veya filanca CD'de bu konudan bahsettik. O CD'yi alıp oradan bunun devamını öğrenebilirsiniz diye. Alimler, alimlerde böyle bir tavır var. O yüzden o tavırla alakalı olmuş olabilir. Veyahut da CD'nin satışını düşünmüş olabilir. Normalde bir kimse kendince sohbet CD'lerini satabilir. Kendince yazmış olduğu kitapları satabilir.
Sohbet ve CD'lerini sataraktan ondan para elde edebilir. Bir kazanç elde edebilir. Bunu da normalde böyle yapmasında Kimisi dinen sıkıntı görmemiş, sakınca görmemiş. Kimisi görmüş. Biz görenlerden, sıkıntı görenlerden, sakınca görenlerdeniz. O yüzden bir kimsenin Allah için yapmış olduğu sohbetlerin, Allah için bir kitap hazırladıysa, ondan normalde para kazanmasını uygun görmeyenlerdeniz. Bir kimse dinin üzerinden ne olursa olsun bir ücret, bir para, bir karşılık, bir menfaat beklememesi lazım. Bunu böyle bir menfaat karşılığında bir şey yapmaması lazım. O yüzden sufilik terbiyesi içerisinde bir kimse kendi dairesinde, normalde eğer ki dinini, sufilini yaşamaya çalışırken onu ranta çevirmemesi lazım. Bir kimseye ayağa kalkılması dair ranttır.
Bir kimse ayağa kalkılsa onun için dair ranttır. Bir kimse ona bir öncelik tanınsa onun için bile ranttır. Önce yemeği ona götürseler bile, onun için bile ranttır. O yüzden bir soğuk su getirseler ona, onun için bile ranttır. Bir kimse bir sohbetinin, zikrinin, çavuşlunun, zakirlinin, halifeliğinin, şeyhliğinin karşılığı bu olmaması gerekir. O yüzden normalde bu seyri sülükte bu çok önemlidir. Birisi onun önünde el pençe divan durmasını istiyorsa, işte önünü ilikleyip boynunu bükmesini istiyorsa bu bir ranttır. Bu Allah için yapılmış bir şey olmaktan çıkar. İşte hizmet edeceğiniz, sürmet edeceğiniz, işte böyle şunu yapacağınız, bunu yapacağınız, bu sufilik terbiyesinin içerisinde o kimsenin istemesi doğru bir şey değildir.
Hatta yapmaya kalkarlarsa bunu engellemeyi, bunu önlemeye çalışacak. Bunu engellemeyi, bunu önlemeye çalışmazsa o kimse oradan nemalanıyor, oradan rant elde ediyor demektir. O yüzden bunu normalde bir nefis terbiyesi gibi görmeli. İnsanlar bundan uzak durmalı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir yerden bir yere giderken önde bile yürümezdi. Ashabın arkasına gider, hadi siz yürüyün derdi. Normalde bu bize bir örnektir. Bir şataata düşme, bir şatafata düşme, bir gösterişe düşme, sanki böyle bir şey olacakmış gibi böyle bir şey yapmak çok uygun değildir. Ama savaş esnasında, savaş esnasında bir komutanın askerinin başına geçmesi, en önde savaşması, önce canını onun feda etmesi, önce onun yaka paça olması caizdir, evladır.
Sancağı alan kimsenin en önde yürümesi, bayrağı alan kimsenin en önde yürümesi, savaş meydanına çıkıp o kimsenin meydanda düşmanlarına karşı şataat yapması, şatafat yapması caizdir, evladır. Neden? Düşmana güçlü görüneceksin, düşmanı korkutacaksın. Bu kibir değildir. Burada kibir değildir. Şataat yapması, şatafat yapması, düşmana karşı böyle debdebeli davranması, bu savaş meydanında müsaade edilmiştir. Hani meşhurdur ya, Hazreti Ali radiyallahu anh Hazretleri çıkar, ben ki der, başlar. Başlar dökmeyen. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri arkadan der ki, eğer savaş meydanında olmasaydı Ali helak olmuştu. O yüzden savaş meydanında düşmana karşı, kibirlenenlere karşı, kibirlenmek, kibirlenen karşı şataat yapmak, seni böyle kibriyle dövmeye çalışan bir kimse, kibrinle cevap vermek caizdir.
Savaş meydanında. Bu isterse günlük yaşantının içerisinde, dinden, imandan uzak, Müslümanları horhakir görmeye çalışan, Sufileri horhakir görmeye çalışan bir kimse olsun. Yani toplulukta o Sufi'yi horhakir görecek. Toplulukta Müslümanları horhakir görecek. Burada bir kısmı susmuşlar. Ben susanlardan değilim. Burada Cenab-ı Hakk'ın şeriatın vermiş olduğu hakkı kullanaraktan, o Sufiliği, dervişliği, Müslümanlığı, müminliği orada hiç kimseye ezdirmemek.
Orada sahip olduğum, içinde bulunduğum misyonu temsil etme noktasında insanların Sufiliği, dervişliği, Müslümanlığı, müminliği ezdirmeme adına ben şataat şatafat yaparım. Ben kibirlenene kibirlenirim o esnada. Sen kimsin derim. Bakın sen kimsin derim. Senin kilon kaç para derim. Otur Müslümanlar hakkında ileri geri konuşma derim. Otur Sufiler hakkında ileri geri konuşma. Senin abdestin bile yok derim. Derim. Ben orada susmam. Susmamayla alakalı cevaz var mı? Var. Fetva var mı? Var. Hadis var mı? Var. Bir kimse makamından korkabilir, mevkisinden korkabilir, işinin bozulcandan korkabilir, darül harp diyebilir, ya ben şimdi bunu konuşmayayım diyebilir, kendince orada bir strateji yapıp susabilir mi?
Susabilir. Buna da fetva var mı? Evet. Ben susmayı yeylemem. Allah affetsin. Bu uygun mu? Evet. Ama öbür türlü. Mesela bir kimse, ya sen bu malı vermiyorsun ama benim kim olduğumu biliyor musun? Biz de yanlış olmaz. Biz filanca yerin dervişiyiz. Yok, ranta çevirme. Dervişini kullanma. Sen filancayı tanıyor musun? İşte tanıyorum. Bizim kardeşimiz olur. Biz de onlardanız. Yapma. Hani bir zekat toplayıcı çıkıyor ya, zekat toplayan, zekatını toplayıp geldiğinde, diyor ki bunlar zekatlar koyunların bir kısmını, bunlar da diyor benim hakkım diyor.
Yani ona hediye etmişler onları. Allah Resulü her şeyi bırakıyor, hemen hutbeye çıkıyor. Size ne oluyor ki diyor? Sen zekat memuru olmamış olsaydın, sana bu hediye gelecek miydi? Gelmeyecekti. Sen zekat memuru olmasaydın, sana birisi senin cebine bir şey sıkıştıracak mıydı? Hayır. Hemen müdahale ediyor ona. Ha o zaman bir kimse dini hayatının içerisindeki konumunu, durumunu kendine ranta çevirmeyecek. Seni rüyada gören olur, halinde gören olur dermiştik. Bu sufilik. Bir başkası görebilir.
Kibrine düşme, yanlışlığa düşme. Tokadı yersin. Kendini bir şey zannetme. Tokadı yersin. Kendini oldun davasına güçme. Tokadı yersin. Yersin. Nereden geldiğini şaşırırsın. Ne yapacağını da şaşırırsın. Dağılır gidersin. Üç kişi, beş kişi seni rüyanda görür, şaşırırsın. Allah muhafaza eylesin. Onu böyle ranta çevir. En önemli şey. Bakın Allah bizi affetsin. Benim sufilik hayatımın içerisinde otuz yıldır tespit ettim. En önemli bir şey. Bir kimse sufiliğini, dervişini kendi üzerinde ranta çevirdiği anda perperişan olur.
Parçasını bulamazlar. Parçasını bulamazlar. Etrafındaki insanların hürmetine bakan, sevgisine bakan, etrafındaki insanların ona olan saygısına bakan yanılır. Allah muhafaza eylesin. Birkaç kişi senin rüyasında görün. Sakın ha. Yanılırsın. Allah muhafaza eylesin. O yüzden en önemli nefis mücadelesi bence bu zamanda odur. Geçmiş zamanlarda da olmuş. İnsanların dervişini ranta çevirmesi. Etrafındaki arkadaşların, kardeşlerin ona saygı, hürmet, hizmet, ip gibi olması. Allah muhafaza eylesin. Onu o kimse kendisi istedi mi kendisine, o tabiri caizse imamın kayına binmiş gidiyor.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde bunlara dikkat etmek lazım. Ama normalde işte, böyle genelde medreseden gelme, hoca takımı, cd'sini satmayı, kitabını satmayı, böyle şeyleri severler. Yani gerçek o sufi terbiyesi gören kimseler, Allah için yaşarlar, Allah için konuşurlar, Allah için söylerler, Allah için hareketlerini yaparlar. Size de tavsiyem o. Allah için yaşayın. Allah için nasihat edin. Allah için kardeşlerinizi sevin. Allah için arkadaşlarınızla iyi ilişkiler içerisinde bulunun. Gelir, geçer her şey. Allah için durursanız, Cenab-ı Hak size yardım eder, sabit olursunuz. Allah için olursanız, yıkılmazsınız.
Allah muhafaza eylesin. Allah için olmayan şeyler, yıkılmaya, dağılmaya, çürümeye, mahkumdurlar. Kur'an ve sünnete uymayan, Kur'an ve sünnetten doğrusunu delil olarak almayan, birey, aile, topluluk, sufilik, yol, dağılmaya mahkum olur. Bakın, dağılmaya mahkum olur. Bir Kadiriler topluluğu, sıkıntı yapar orada, merak etmeyin, Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin yoluna bir şey olmaz. Olan onlara olur. Adına biz Rufay diyelim, Bedevi diyelim, Dusiki diyelim, Şazele diyelim, Mevlevi diyelim, Nakşibendi diyelim. Bu yollara bir şey olmaz. O yolun içerisindeki topluluk, o yolun içerisindeki şahıslar, yola aykırı işlemler, yola aykırı hal ve hareketler yaparlarsa, zarar kendilerine başka bir kimse olmaz.
Allah bizi affetsin inşallah. Bosna Mesudiye tekkesinde yapılan, icazet videomuzu izledik. Bu icazet sadece Bosna'daki kardeşler için mi yoksa, tüm dergahımız için geçerli midir? Bütün dergah için geçerlidir. Normalde bir dergah da bir yerde bir kimseye icazet verilirse, sadece o kimseye geçerlidir diye denmez. Bir yerde bir kimseye nakiplik icazeti verildi, o kimseye nakiplik icazeti verildiği zaman, dergahın içerisinde nakiptir.
nügabba icazeti verildiyse, dergahın içerisinde nügabba'dır. O kim bir kimseye halifeli icazeti verildiyse, dergahın içerisinde halifedir. Oradaki kardeşler, buradaki kardeşler diye, böyle bir ayrım olmaz. Bir üstad, kime ne icazet verdiyse, herkes için geçerlidir. İnce keçi derisinden mest olur mu? Mest hakkında bilgi verir misiniz? Mest ayakta durması gerekir. Mestler üstüne mest edebilmesi için bir kimsenin, Hanefilerce o mestin ayakta durması gerekir. Mestin ayakta durmasını anlıyorsunuz değil mi? Tamam. Bakın bu mest ayakta duruyor. Mestin ayakta durması bu. Çorap mest var. Çıkar, çorap mest değil mi o?
O da mı ayakta duruyor? Ayakta durmayan mestli olan var mı ayağında? Yok. Mesela bu ayakta durduğu müddetçe, buna mest üzerine mest etmek dediğimiz şey olur. Ayakta duruyor bu. Ayakta durmazsa, hani çorap mestliyorlar ya böyle, ayakkabılarının içerisine giyiyorlar, veyahut da böyle kışları giyiyorlar, incecik bir mest. Ayakta durmuyorsa, ona mest edilmez. O yüzden ince keçi derisiymiş, yok ince koyun derisiymiş, önemli değil o. Önemli olan mest üzerine mest edebilmesi için, bir kimsenin mestin ayakta durması, iki, içine su almaması gerekiyor. O yüzden hanefilerce, ince çorapların üzerine mest edilmez. Ama kalın keçemsi, eskiden çoraplar vardı.
Kalın keçemsi çorap. Keçemsi dedim çok sık örgü, ayakta duruyorsa, altına da su geçirmiyorsa, onun da üzerine mest edilebilir. Kısaca. İman edenler azdır, bu ayetteki mana nedir? Evet, çok azınız iman eder, diyor ayeti kerimede. İman ateşten kor gibidir çünkü. Her dönem ateşten kor gibi olmuş. Hadis-i şeritte var ya, ateşten kor gibi, elinde tutanın eli yanar, atan dinden, imandan olur der. İman böyle ateşten kor gibidir. İnsanın nefsine acı gelir. Nefsine böyle zor gelir. Tabiri caizse, nefsini bayıltır, yoldan çıkarır. İman. Bu iman, hakikat noktasında, işlenmeye kalkılırsa, o kimsenin nefsine ağır gelir.
Hanefiler, hani imanı kendilerince bütün almışlar, amelden ayırmışlar. Mesela Şafii, Maliki, Hanbeli, amelden ayırmamış. Amelden ayırmayınca, yani bir kimse farz olan bir şeyi, kasten yerine getirmezse, imansızlığına işaret etmişler onun. ve hatta günah-ı kebair olan herhangi bir şeyi, kasıtlı bir şekilde yaparsa, iman üzerine yapamaz demişler. Hatta hadis-i şerifte diyor, gömlek gibi, o kimseden iman çıkar gider. Bir kimse zina ederse, bir kimse içki içerse, iman üzerinden diyor, onun gömlek gibi çıkar. Bir kimse hırsızlık yaparsa, bir kimse içki içerse, kumar oynarsa, o günah-ı kebairleri sıralamışlar, büyük günah-ı kebairleri, ve hadis-i şerifler de var bu manada, o kimsenin üzerinden iman, gömlek çıkar gibi çıkar der.
Allah muhafaza eylesin. Şimdi öyle olunca, çok azınız iman etti, ayeti kerimesinin manası olmuş oluyor. Bir kimse haram, ben harama bulaşmam deyince, ortalık yanıyor şu anda. Haram, bunu yapma diyorsun, ortalık yanıyor. Ya bu günah-ı kebair dediğinde, ortalık yanıyor. Çoluk, çocuk, kadın, erkek, anne, baba, kardeş, eş, dost, hiç önemli değil. Bu haram dediğinde, yapma bunu dediğinde, bunu yaparsan sıkıntı var dediğinde, yanıyor ortalık. Bakın, ortalık yanıyor. E kolay değil, iman ateşten bir kor. Allah muhafaza eylesin. Kaderi biz mi yönlendiriyoruz, yoksa Allah'ın yazdığı kaderi mi yaşıyoruz? Eğer Allah'ın yazdığını, cevri bir şekilde yaşıyorsak, o zaman neden bizi hesaba çeksin?
Neden bizi bu konuda sorunlu kılsın? O zaman oturdu, benim ne yapacağımı yazdı, ben onu yaşıyorsam, o zaman beni neden sorunlu kıldı ki, neden hesaba çekiyor ki beni? Neden yeryüzüne, dünyaya gönderdi ki beni o zaman? Yok, eğer öyle değil de, benim ne yaşayacağımı biliyorsa, bu, onun bilgisiyle, ilmiyle alakalı, ilminin sonsuzluğuyla alakalı.
E kaderi ben mi yönlendiriyorum? Ben kadere iman ettim, kaderin ne olduğunu bilmiyorum. Sana kaderden sorarlar, onu Rabbim bilir de diyor. Öyle olunca, benim onun hakkında bir bilgim yok. İmam-ı Azam Hazretleri o, karanlık bir odadır diyor, kaderle alakalı. E başka, diğerleri demişler ki, dilimizi Allah korusun bizim, onun hakkında konuşmakla alakalı. Biz kaderin varlığına iman ettik, bir kader var, biz onun ne olduğunu bilmiyoruz. İşin doğrusu, ben onu hiç araştırmak da istemiyorum, beni de çok ilgilendirmiyor. Ben kendimce, hayatımı yaşamaya gayret ediyorum.
Benim sorumluluğum ne? İman edip, salih ameller işlemek. Benim sorumluluğum bu. Benim sorumluluğum, iman edip, salih ameller işlemek. Haramlardan uzak durmak, Allah'a yakınlık peydah etmeye çalışmak, nefisle mücadele etmek. Benim sorumluluğum bu. Ben yarın ne yaşayacağımı merak etmiyorum. Ben bir saat sonra ne yaşayacağımı merak etmiyorum. Veya bir derviş kardeşin de ne yaşayacağını merak etmiyorum. Ben bunları haddi aşmak olarak görüyorum. cahillik olarak görüyorum. Ben üç yıl sonra ne yaşayacağımı öğrenmek için çaba sarf etmiyorum. Bunlar haddi aşan şeyler. Veyahut da insanlar mesela bekarlar kendi kendilerine otururlar ya, işte derler böyle kimle evleneceğim uğraşır ya, haddi aşmak olarak görüyorum bunları.
Beni ilgilendirmez beş gün sonrası. Üç gün sonrası, bir gün sonrası, beş dakika sonrası. Bugün perşembe ben Allah rızası için, Allah için geleceğim, Allah'ı zikredeceğim. Burada da birkaç kelime sorarlarsa, ben de bildiğim kadarıyla Allah için onlara cevap vereceğim. Buradaki arkadaşlar beni beğenecekmiş, beğenmeyecekmiş, kabul edecekmiş, etmeyecekmiş. Bu Allah'ın işi, beni ilgilendirmiyor. Ben bildiğimi ve kalbime geleni burada aktarmaya çalışıyorum. Üç yıl sonra ne olur bir şey diyemem. Beş dakika sonra ne olur bir şey diyemem. Hayatım boyunca bunu hiç araştırmadım. Millet istihara yapar, kimle evleneceğim diye.
Hayatta yapmadım. Millet istihara yapar, ne iş yapayım diye. Hayatta yapmadım. Millet istihara yapar, ne iş açayım diye. Hayatta yapmadım. Adam ev alacak, istihara yapar. Ondan sonra ev alayım mı, almayayım mı? Araba alacak, istihara yapar. Alayım mı, almayayım mı? Bir şey alacak, istihara yapar. Alayım mı, almayayım mı? Bir şey yapacak, yapayım mı, yapmayayım mı? İstihara yapar. Yapar, yoldur. Hayatta yapmam. Dakikada alır, dakikada satarım. İşime gelirse alırım, işime gelirse satarım. Ben bunları hep böyle haddi aşmak olarak görüyorum. Ben Allah'a iman ettim.
Ona güvendim, ona yaslandım. Ona dayandım. Önüme ne getirecekse getirecek eğer o getirecekse. Eğer önüme gelen şeyleri de o getirdi diye de bakmam. Derim ki benim nefsimin ürünü. Ben hata yaptım, ben kusur ettim. Ben yanlışlık yaptım da bu benim önüme geldi. Bitti, ben öyle düşünürüm. Ben öyle büyük bir kul değilim, öyle çok önemli bir kul değilim ki Cenab-ı Hak benim için husisi paketlenmiş, hazırlanmış bir imtihan benim önüme koysun. Ben kimim? Husisi imtihana tabi tutulacak kadar önemli bir kimse olduğumu düşünmedim hiç bugüne kadar. O peygamberlere yapar onu. O büyük velilere, büyük kutuplara yapar onu. Biz kimiz ki biz? Allah bizi affetsin. Bizim onlara gücümüz yetmez zaten kaldırmaya, onlarla mücadele etmeye, onu yaşamaya.
Allah muhafaza eylesin. Biz nasıl güç yetiştirelim? Eyüp gibi hastalıklara, İbrahim gibi ateş atılmaya, Yusuf gibi kuyulara düşmeye, Musa gibi Firavun'la mücadele etmeye, İbrahim gibi Nemrut'la mücadele etmeye. Allah muhafaza eylesin. Bu zaten o kimsenin o zaman kendini de eneğe benliğe düştüğüne gösterir. Rabbim muhafaza eylesin. Veyahut da bazı sufiler derler ya yani imtihanın büyüğü bize gelir. Ay maşallah. Büyük insansın ki büyüğü gelmiş sana. Allah muhafaza eylesin. Ne çabuk büyüdün. Büyümüş arkadaş. O sınıf geçmiş. Allah korusun. Rabbim muhafaza eylesin. O yüzden kaderin varlığına iman ederiz.
O kadar. Kader vardır ona iman edin. İçinin ne olduğunu bilmiyoruz kardeşim. Bizim yaşadıklarımız, bizim yaşadıklarımız bizim kendimizle alakalı. Onun hesabını Allah'a biz vereceğiz çünkü. Sorumluluğu bize ait. Derse gelip gelmeme sorumluluğu bize ait. Zikrullah'a gelip gelmeme sorumluluğu bize ait. Allah'ı zikredip zikretmeme sorumluluğu bize ait. Allah sorumluluklarını yerine getirenlerden eylesin. Amin. Hz. Mehdi aleyhisselam neden bulunamıyor? Allah neden bulunmuyor ki bir sürü Mehdiliğini ilan eden insanlar var? Bizim Ali Karadağ dahi bir ara bulduydu Mekke'de.
Ali Mekke'de miydi, Medine'de miydi o? Karadağ. He? Mekke'de miydi o? Herkes senin adını söyleyecek. He. Ha senin bu konuda bir dahilin yok yani. Ha Hollandalılarla beraber, Hollandalılar var işin için. Bizimki nerede var? Bizimkilerde var. Bizimkilerde var. Evet. Evet. Evet. Şimdi böyle zaman zaman Mehdi şai hayalları çıkıyor ortalığa. Bir kimse de bakıyor orada o şaiye güzel Mehdi'yim derse de iş yatıracak.
Mehdi'yim diyor. Kafası yerinde değil ise ertesi gün değilim diyor, ertesi gün Mehdi'yim diyor. Öyle hayatı devam ettiriyorlar. Yıllardan beri de söylüyoruz biz yapmayın, etmeyin, eylemeyin, kanmayın bu tip insanlara diyoruz. Yok ki insanlar kanıyorlar. Yani Adnan'ı Mehdi yaptılar, Fethullah Gülen'i Mehdi yaptılar. Ondan sonra Evra nasıl olur? O Resul. Adamın makamını indiriyor Hüseyin. Duyumasın adam çarparsan orlardan bakıyor, maazallah.
Adam Resul, Mehdi'li konuşuyoruz şimdi. Evra nasıl olur? Mehdi değil, o Resul. Kitabı bile var adamın. Bir mürid ölü diyor. Ya sen nereden biliyorsun onu diyor, biz bilmiyoruz diyor. Görmüyor musunuz dedim, o yüzden. Adamın internette kitabı var dedim. O Resul, makamı indirmeyelim şimdi. Mehdi bir sürü var. Onlar ölüyorlar, çıkıyorlar. Mesela Necmet'in Erbakan'a bile Mehdi dediler. Sağlığında dediler. E Bediüzzaman Said Nursi'ye Mehdi dediler. Bediüzzaman kendi kitaplarında beklenen Mehdi ben değilim diyor. Ama arkasından gelenler oydu diyor. Ya adam kitabında ben değilim demiş. Tevazu yaptı diyor. Ne Mehdi bekliyorsunuz ki siz diyor.
Bunu Risaleci söylüyor bana. Ya ben beklemiyorum dedim. Benim öyle bir beklentim yok. Ben iman ediyorum, inanıyorum. Bir Mehdi gelecek. Kabul ettim. Bu konuda bir tereddüdüm yok hiç. Ama şuna dikkat ediyorum. Adı diyor, adı benim adımdan olacak. Annesinin adı benim annemin adı, babasının adı da diyor benim babamın adımdan olacak. Sonradan yalnız nüfusa gidip mahkemeye verip isim değiştirmekle olmuyor bu işler. Gidiyor millet, ismini değiştiriyor mahkemeyle. Tabi adamın herhangi bir ismi var mesela. Gidiyor o ismini. Böyle insanlara cafcaflı gelecek, böyle cezbedecek dini bir isim buluyor kendince.
Mahkeme karayıyla değiştiriyor. Mesela işte örneğin Halit'in ismi Halit belli değil mi? O gidiyor mahkemeye veriyor mesela. İşte sıralattırıyor bir sürü daha isim. Bir bakıyorsun, Halit'in ismi değişmiş. Ya Halit ismin güzel filan yok. Kardeşler rüyalarında görmüşler beni bu isimle.
Manen emir geldi ismini değiştirmekle alakalı. Allah Allah. O toplantıda adamın ismi değişti. Herkesi ilan edildi. Şeyhlere, halifelere. Adamın ismi başka bir şeydi mesela. Şey oldu. Ömer oldu. Ondan sonra bir dahaki toplantıda adam bir makam almış. O makam da kondu önüne. Bir dahaki toplantıda bir makam daha aldı. Bir dahaki toplantıda bir makam daha aldı. Hatta ben böyle bu işin sekreter yalını yapan Ankara'da Nakşibendi Şeyhi Baran Efendi vardı. Ona dedim ki, dedim efendim bu iş daha da uzuyor. İşte ne oldu? Ömer, Faruk'i, Elf-i Sani, Ömer, Faruk'i, Müceddi, Elf-i Sani, El-Haj, El-Hafız, El-Bilmemne. Böyle devam ediyor. Yok sıralayamazsın zaten.
Bizim Hakan dedi ya şöyle bir ismin yok senin dedi. Biz Konya'ya da oradan şeye geçeceğiz, Juna'ya geçeceğiz. Konya'da böyle kutlu doğum afişleri var. İşte bir kimsenin böyle afişini asmışlar. El bilmem ne, el bilmem ne, el bilmem ne, el bilmem ne. Ben de gözümün ucundan gördüm Hakan söyleyince. Ona dedim, başka bir şey görmüyorum. Bunu mu gördüm dedim ben. Ya dedi, Hacım dedi, senin de böyle bir ismin olması lazım. Ne bu dedi, Mustafa Özbağ dedi. Mustafa Özbağ dedi. Ne önünde var bir şey, ne arkasında dedi. Sana da dedi, yapmamız lazım işte. El-Hac, El-Şeyh, El-Bilmemne, El-Müceddit, El-Bilmemne, Bul-Sevi. Böyle baktım, sen dedim benim ayağımı kaydırmaya niyetlisin herhalde dedim.
Şimdi o böyle şey geliyor insanlara, tatlı geliyor. Böyle ismini değiştirmeye başlıyor. Gelecek vaat ediyor, o yüzden o ismini değiştiriyor. Mehdilerde var bu, kendilerini Mehdi yapacak olan. Ama anasının babasının ismini değiştiremiyor. Kendi ismini gidiyor değiştiriyor. Ama anası ölmüş, babası ölmüş. Eyvah, onu nasıl değiştirecek onu değiştiremiyor. O kalıyor, Allah bizi affetsin. Neden bulunamıyor demiş. Bulunur inşallah, arayıp. Yalnız mı yaşıyor ailesinden ve yakınlarından ayrı mı yaşıyor? Tabi bir ara işte İstanbul'da filan delilince, Ben dedim Mehdi madem çıkmış, İsa nerede dedim ben. Öyle ya, madem Mehdi var, İsa aleyhisselam nerede?
Ardı ardına çıkacaklar çünkü. Ondan sonra sohbette cevap geldi. İsa aleyhisselam İstanbul'da kendinden habersiz, sokaklarda böyle hani tabiri caizse mecnun bir şekilde yaşıyormuş. Dedim tamam ya, kendinden habersiz yaşıyormuş. Mehdi kendinden haberli, televizyonda o. Ama İsa kendinden habersiz. Hala da yaşıyor yani bayadan beri. Bunun kardeşi soruyor ya, ayrı mı yaşıyor diye, bunu gidip sormak lazım. Şimdi cezaevinde ama ilan eden oydu. Kendisi Seyyid midir? Evet, kendisinin de Seyyid olduğunu söyledi. Tabi onun böyle Mehdi olduğunu destekleyen şey dedi, ne o?
Şeyh Ahmet Yasin Bursevi, var ya Bursa'nın medarı iftiharı, o da onun böyle Mehdi olduğunu savunuyordu, çok söylüyordu. Ama şimdi en büyük eleştiri ve hakareti yapıyor tabi o. Ondan sonra, demek ki yanılmışlar, o değilmiş. Mehdilik konusunda çok gizlilik ve kapalılık var. Yok, hadisler var. Açın kütübü sidiye okuyun, Mehdi'likle alakalı. Hiçbir şey kapalı değil. Allah Celle Celaluhu, Mehdi Ala Resulü gizliyor. Onun zuhrunu nasıl anlayacağız? İnternette bu konuda çok kargaşa var. Asılsız bilgiler var. İnternetten uğraşmayın. Gidin bir hadis kitabı alın evinize. Tirmizi alın, Ebu Davud alın, Müslüm alın, Riyay-ı Salihin alın, Kütübü Sidiye alın.
Uğraşmayın internetten bu tip şeylerle. Çarpıtma çok fazla internetteki bilgilerde. Adam orada ilave ediyor, çıkarıyor, kafasına göre yorum yapıyor. Elinizin altında olsun diyorum ya, bir Riyay-ı Salihin olsun. Bir Tirmizi olabilir, Ebu Davud olabilir, Buhari olabilir, harika. Biraz uzun, geniş ama bakabilirsiniz. Veya bir Kütübü Sidiye olabilir. Oradan bakın. Bunun saklı gizli bir yanı yok. Hep tarih veriyorlar. Mesela 2019 ve 2020 yılını veriyorlar. Onun zuhrunu nasıl anlayacağız? Gerçekten beklenen lider evlenecek mi? Yoksa bekar mı görevine devam edecek?
Allah selametlik versin size. Ümmet-i Muhammed'in içerisine gene bir şaiye çıkmış demek. Ben yeni Müslüman olduğumda, yeni böyle dergaha girdiğinde bir hurya vardı bizde de. İşte kaçtı? 1996 mıydı? Ahmet. 96'da bekliyordu herkes. Ondan sonra 96'da Mehdi çıkacak, iş bitecekti. Tabi bekleyenler de bunun belli işaretlere bağlıyorlardı. Şeyh Efendi Hazretleri'nin gördüğü bir rüyaya bağlanıyordu. İşte Mehdi'yi kucağına vermişler rüyasında. İşte rüyamda diyor şu yaştaydım. Mehdi de kucağıma geldiğinde bu yaştaydı. İşte 40 yaşında olunca, işte şu sene zuhur edecek diye bekleniyordu.
96'dan tehir oldu 98'e. Ondan sonra tehir oldu 2001'e. Sonra Şeyh Efendi'nin bana söylediği şey şu oldu. Mustafa Efendi bir daha asla tarih vermeyeceğim ama. Bana söyledi. Tabi bir kimsenin şeyhinin lafının üzerine laf koyması uygun değildir. Gördüğü rüya vardır, gördüğü hal vardır. O gördüğü, o gördüğü hali öyle yorumlamıştır. Onun kendince doğrudur. Onun bir kimsenin üstadına kalkıp da bu böyle zuhur etmeyebilir, bu böyle zuhur etmez. Sufilikte bu adab, bu erkan yoktur. Bir şey demezsin, diyemezsin de susarsın, beklersin. O yüzden normalde arkadaşlar bana sorduklarında bana sormayın. Ben bu konuda bir şey söylemeyeceğim. Şeyh Efendi böyle diyor.
İnşallah onun rüyası tecelli eder, biz de görürüz diye ben söylerdim. Ben hala da kendi sağlığımda, benim bu inancım kendi içimde. Ben sağlığımda Mehdi'yi göreceğime inanıyorum. Cenab-ı Hak bize inşallah onu bahşetsin. İnşallah biz ona yetişelim. Cenab-ı Hak o kurtuluşu bize göstersin inşallah. Bizim temennimiz, duamız, niyetimiz bu. Ama sağlığımızda zuhur eder, etmez, olur, olmaz. Bu ayrı bir mesele, bu ayrı bir tartışma. Ama bir tarih, ben tarih verebilecek noktada değilim. Ben öyle dedim ya, kaderi araştıran, gaybı araştıran, on yıl sonra ne olacak diye bakan bir kimse değilim. Allah bizi affetse.
Cenab-ı Hak cümlemizi korusun inşallah. Amin. Fa'lmen nehu. Al-Fatiha.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.