mustafaozbag.org

572. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Haziran 2018 · 51:29

Abdullah bin Amur bin El-As anlatıyor, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bana hitaben, ey Abdullah sen filan gibi olma, o gece namaza kalkardı, sonra gece namazını terk etti buyurdu, Nebevi Riyad-ı Salih, gece namazını kılmaya gayret ediyorum, yorgunluk sebebiyle gece namazını kılamadığım durumlar oluyor, durum böyleyken yukarıdaki hadise göre gece namazını kılmayı terkmedi. Gece namazı kılmak, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin en önemli sünnetlerinden birisi, bize bıraktığı sünnet. Ama gece namazı onun kendisine farzdı. Çünkü namaz farz olmazdan önce de ayetle ona gece namazı emredilmişti. Gece namazı onun ayetle emredildiğinden dolayı, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin gece namazına devam eder.
Çocuklar biraz sessiz olun. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin başka bir hadis-i şerifte buyurur ki, az ama devamlı olan ibadet makbuldür der. İbadetin makbuliyeti az ama devamlı olandır. Bir kimse bıkmadan, usanmadan bir ibadetine, kendine virt edindiği bir ibadeti devam ettirmeli.
Bunlar normalde namaz virt olur mu diye düşünmeyin. Namaz da virtiz, nafile bazında. O yüzden bir kimse bir nafileyi kendince, gücünün nispetinde ona başladığı zaman onda devam etmeli. Bir ibadete, sufiler buna çok dikkat ederler. Bir nafileye devam edecekse, gücünün kaldırabileceğini, kendisinin bıkmayacağı bir şeyi normalde sufiler tercih ederler. Hani adamın birisi geldi ya, devamlı oruç tutmak istiyordu. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ona dedi ki, işte ayın ortasında, sonunda, ondan sonra başında tut dedi. Daha fazlasına gücüm yeter deyince, dedi ki pazartesi, perşembe devam et. O kimse gene dedi ki, daha fazlasına gücüm yeter. O zaman ona dedi ki, Hazreti Davut'un orucu gibi yap.
Bir gün boş, bir gün dolu tut dedi. Bazı rivayetlerde Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin genel olarak bu oruca devam ettiğine söylenir. Bazı rivayetlerde, Hazreti Ayşe annemizin rivayetlerinde sanki hiç oruç tutmayacakmış gibi, yani günlerce oruç tutmazdı. Sanki hiç iftar etmeyecek gibi de günlerce de oruç tutardı. O yüzden bu rivayetler sizin kafanızı karıştırmasın. Burada Ümmet-i Muhammed'in kendince bütün herkese hitap edecek, Ümmet-i Muhammed'in hepsine hitap edecek, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nde ayet-i kerime-i mucibince güzel örnekler vardır. O yüzden bir kimse kendince o güzel örneklerden birisini kendine alıp virt edinebilir.
Burada önemli olan, bu hadis-i şeriften benim anladığım, benim çıkaracağım ders, bir kimsenin az ama devamlı bir şekilde nafileleri yerine getirmesi. Az ama devamlı. Burada başka bir hadisi kudside, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Allah yazmaktan usanmaz. Ama siz işlemekten, o ameli yapmaktan usanırsınız der. O yüzden usanmadan, bıkkınlık yapmadan, Bizdeki günlük virtler olabildiğince hafif tutmaya gayret ederiz. Hafif tutmaya gayret etmemizin sebebi, o kimseyi virde boğmak değildir. Az ama devamlı yapsın. Normalde virdini terk etmesin. Virdini normalde terk ederse daha sıkıntılı olur. İşte ara ara diyoruz, çekemiyorsanız söyleyin.
Hani bunu böyle, çünkü bir kimsenin ahitleşerekten vird alması o nafileyi vacip eder. O vacipten o kimse sorumlu olur. O virdini çekmezse, o virdini tamamlamazsa, bunun sorumluluk onda sıkıntı oluşmasın diye. Diyorum ki paylaşın, söyleyin. Yani virdinizi hafifleştirelim, kolaylaştıralım, böyle virdi çekeceğiz deyip de onun altında ezilmesinler diye. Çünkü söz konusu olan az ama devamlı ibadet etmek, az ama devamlı nafileleri takip etmek, onları yerine getirmek. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Amur bin Şuayt babasından, o da bebesinden şöyle anlatıyor. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu. Tek başına yolculuğa çıkan şeytan gibidir. İki kişi de iki şeytan gibidir.
Ama üç yolcu bir kafiledir. Nebevi Riyasalim. Yukarıdaki hadisi anlayamadım, açıklar mısınız? Muhakkak ki yolculuklarda Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, yalnız yolculuğa çıkılmasını çok uygun görmezdi. Tabi bunun çok uygun olmayışının sebebi yol güvenliğiyle alakalı meselelerdir. Normalde o yüzden mesela Hanefiler üç kişi olunca, normalde cemaat hükmüne bu tip hadisi şeriflerden çıkarlar.
Yani bir kafiledir deyince üç kişi bir cemaat olmuş oluyor. Cuma kılacak olan kimseler üç gün Hanefi'ye üç kişi olunsa, Hanefi'ye göre o kimse cemaat hükmündür. Cuma kılınabilir, şafilerde cemaat oluşması için kırk kişi lazım. Aynı şekilde şafiler yolculuklarda da kırk kişi ararlar. Mesela bir kadın eğer seyahat edecekse, tek başına yanında mahrem olmaksızın, İmam-ı Şafi'ye göre kırk tane mümin insan olursa, kadın mahremsiz onlarla seyahat edebilir hükmü vardır.
O yüzden şafilerde cemaat oluşması, cemaat adedi bu noktada kırk kişidir. Hanefilerde ise üç kişidir. Üç kişi bir araya gelirse Cuma kılar. Çünkü Cuma'da birinci derecede aranın olacak bir şartlardan birisi, o da cemaat olması lazım. Tabi bu normalde Cuma'nın eda şartları ile sıhhat şartları farklı. Bu söylediğimiz seyir sıhhat şartı. Hanefi'ye göre eda şartları farklıdır. Eda şartlarının oluşabilmesi için, bir ülkede halifenin namazı kıldırması, veya halifenin tayin ettiği bir kimsenin namazı kıldırması gerekir. O yüzden halifelik ilga edilince, daha doğrusu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin uhtesine gönderilince, halifelik Cuma meselesi çıkar. Cuma meselesi çıkınca Atatürk bir genelge yayınlar.
Atatürk'ün genelgesiyle bütün ülkedeki mescitlerde, camilerde Cuma kılınabilir diye bir genelge yayınlar. Biz o genelgeyle şu anda cumaları kılıyoruz mescitlerde, camilerde. Tabi Atatürk ne kadar İslam halifesidir, ne kadar değildir, o ayrı bir tartışma konusu. Ama normalde eda şartlarından birisi budur. Mesela eda şartlarından birisi, Cuma'nın şehirde kılınmasıdır. İmam Muhammed'e göre ve İmam-ı Azam'a göre, bir yerin şehir hükmünde olabilmesi için orada kısasların uygulanması gerekir. Eğer orada kısas uygulanmıyorsa, İslam hukuku uygulanmıyorsa, orası şehir hükmünde değildir. Şehir hükmünde olmadığından dolayı, İslam fıkhının, hukukunun, ceza sisteminin veya kanun sisteminin uygulanmadığı bir yerde şehir hükmünde değil.
Bunlar eda şartlarından önemli olan şeyler. Normalde işte bir de ayrı bir tek merkezde kılınması, tek merkezde kılınması mümkün değilse, şehri bölen bir nehir, büyük bir vadi var ise, o zaman her iki tarafta ayrı ayrı kılınabilir gibi eda şartları var. Cuma şartları var. Cuma'nın sıhhat şartlarının içerisinde de cemaat olmak vardır. Bu normalde eda şartlarıydır az önceki meseleler. Biraz böyle İslam'ın hukukunu ilgilendiren, İslam'ın siyasi sistemini ilgilendiren bir meseledir. Eda şartları. Sıhhat şartları ise kişinin bireyle alakalıdır. Mesela bireyle alakalı, onun Müslüman olması, onun hür olması, onun Müslüman olması, onun hür olması, cemaat olması gibi, bunlar da sıhhat şartlarıdır.
İşte bunlardan birisi de cemaat oluşması, üç kişi olunca da ne oldu Hanefi'ye göre? Cemaat oluşmuş oldu. Sakın bu eda şartları yerine getirilmediği için orada cuma kılınmaz diye düşünmeyin. Hanefiler bu konuda üç kişi toplandığında cumayı kılarlar. Velev ki eda şartları yerine getirilmemiş olsa bile. Tuvaletini söyleyebilir haldeki erkek çocukların sürekli kadınların meclislerinde bulunmaları uygun mudur?
Şimdi bununla alakalı bu tuvaletini söylüyorsa babasının yanında duracak lafzı var ya bana ait olan. Normalde bir erkek çocuk tuvaletini söyleyebiliyorsa normalde erkeklerin yanında bulunması uygun. erkek çocuklar erkeklerin yanında içinde, kız çocuklarının yanında, bayanların yanında, bayanların içinde büyümesi lazım. Ne erkek çocuklarının, bayanların içerisinde büyütmeye çalışın ne de kız çocuklarını erkeklerin içerisinde büyütmeye çalışın. Bunların ikisi de sıkıntılı. Bakın ikisi de sıkıntılı. Dergahan içerisinde şimdi anneler mecbur kalıyorlar çocuklarını yanlarında getirmeye, yanlarında taşımaya. Çocuk gelmiş böyle akıl, bali değil, fiziki olarak belki de ama aklı yerinde.
Şimdi ilkokul çocuklarının hemen hemen sevgilisi var. Çocuklar biliyorlar bunları. Ölü olunca o erkek çocuğun bayanların meclisinde durması çok hoş değil. Ama zaruret varsa, mecburiyet varsa en azından bir yerde böyle bir çocuklara hafif bir oyun gibi bir şey tertip edip onlar farklı bir yerde toplanabilirler. Annelerin eşlerinden mahalle dersleri olsun, erkek erkeğe olman ya da daha genel yerler olsun, erkek çocuklarını da beraberine götürmesini isteme hakları var mıdır?
Evet, adam bunu istemeye istemeye yapıyorsa, kadın bunu talep ederek ona zulüm mü etmiş olur? Hayır. Bunlar normalde çocuklar babaya aittir. Çocuğun eğitimi, çocuğun sevk ve idaresi, çocuğun gelişimi birinci derecede babanın sorumluluğundadır. İslam kadına da sorumluluk verir. Ellerinizin altındakilerden sorumlusunuz derken hem erkeklere hitap eder hem de kadınlara hitap eder. O yüzden kadın da erkek de çocuklarının eğitimlerinden, çocukların gelişiminden, çocukların bu noktada sevk ve idaresinden sorumludurlar. Ama birinci derecede erkekler çocuklarından sorumludurlar. Bir sıkıntı, bir problem olduğunda erkek çocuğuyla ilgilenecek. Erkek çocuğuna bakacak. Bizim toplumumuzda bu böyle çok yerleşik düzen, yerleşik bir sistem gibi değil.
Hatta böyle evliliklerde ayrılık söz konusu olunca hemen işte kadınlar çocuklarını alıp gidiyorlar. Gidiyorlar veya erkek hemen çocuğunu kadına veriyor. Ondan sonra erkek bir an önce zaten çocuğu kadına bırakayım, kurtulayım bu meselenin içerisinden diye düşünüyor. Bu sefer normalde kadın da bunu kabul ediyor. Kadın ilk önce bunu bir hani erkeği zora sokmak olarak düşünüyor. Çocuğu almakla. Aslında erkeği zora soktuğu falan yok. Erkeğin daha fazla işine geliyor. Erkek kılçıksız balık gibi oluyor. Yani üç tane çocukla, iki tane çocukla bir adamın hangi kadın evlenir onunla? Bir tane çocuk, iki tane çocuk, üç tane çocuğu olan bir erkeği kim evlenecek elini kolunu sallaya sallaya? Adam normalde boşanıyor, gidiyor bir daha evleniyor, ondan çocuk oluyor, ondan da boşanıyor.
O da anasına, gidiyor bir daha evleniyor, ondan çocuk oluyor, o da anasına, bir daha evleniyor, dolaşıyor adam. Nasıl olsa her evde bir tane, iki tane, üç tane çocuğu var. Ev başlarında da bir kadın var hasbelkader. Onlar bakıyorlar. O kadının annesi, babası, dedesi, nenesi hepsi de ne yapıyor? Çocuk bakacağız diye uğraşıyor. Erkek ne yapıyor? Yeniden evleneceğim diye uğraşıyor. Erkek de yeniden evleneceğim diye uğraşıyor. Neden? Nasıl olsa çocukların bakanı bir tane bakıcı buldu. Hatta bir tane dedik. Kızın kendisi, anası, babası, dedesi, nenesi, teyzesi, halası, nesi varsa kız tarafının hepsi de ne? Çocuk bakıcısı. E çocukların babası nerede?
Dolaşıyor, bir daha evlenecek. E çocuklar annesinde. Bir de anneler böyle şedidler ki çocuklarını kaptırmıyorlar adama. Onunla ders veriyorlar, görüştürmüyorlar, konuşturmuyorlar. Çocukları göstermiyorlar. Onunla bir şey yaptığını zannediyor. Cehaletten. İslam'ın hukuku belli. Kardeşim sen boşanmak mı istiyorsun? Evet al çocuklarını git. Allah yolunu açık etsin. Çocuk babaya ait. Nasıl? Basmayan. Bul karayı, al parayı mı oynuyoruz? Bir koyduk, üç alacağız geriye. Ama öyle değil. Allah muhafaza eylesin. Bu yerleşik.
Çocuklar muhakkak bakmak anneye ait. Böyle birinci derecede. Hani böyle Hazreti Ömer radiyallahu anh Hazretleri çocuğunu terkisine almış. götürecek, boşadığı eşinden ufak bir çocuk var. Annesinin yanında, iyaşesini de sağlıyor Hazreti Ömer Efendimiz. Hemen kadın koşuyor Hazreti Ömer Efendimiz'e. Benim çocuğumdan, benim çocuğum alıp gidiyor diye. Hazreti Ömer Efendimiz o zaman için halife. Ya Ömer'le bırak çocuğu. Annesine. Çocuk küçük çünkü annesi bakacak. Eyvallah. Ama iyaşesi kime ait? Erkeğe ait. Adama soruyorum şimdi ben. Böyle ayrılacak olanlar geliyorlar. Diyom bu çocuğu al götür. Diyom bu çocuğa bakmak için bir kadın tutsan kaç paraya gelir?
Bir kadın en az iki lira. Kadı bin beş yüz liraya gelsin. Kaç saat? Sekiz saat, on saat çalışacak. Gece erkeğe ait. O kadının sigortasıyla beraber iki lira mı maaşı? Evet. Nerede oturacak bu kadın? Bir evde oturacak. Bu çocuğu nerede bakacak? E senin evinde bakacak ya da başkasının evinde. Senin evinde bakmayacaksa, başka bir evde bakacaksa en az bin lirada ev kirası, iki bin lira çocuk bakıcısı üç lira.
E ağzım yüzüm bin beş yüz liraya da öyle koy. Bakın hani evin masrafı olarak dört bin beş yüz lira beş bin lira. Ver oğlum beş bin lira boşa kadını. Ses yok. Neden boşadın? Söyle. Boşama sebebin ne senin? Iık çıktı, gırk çıktı. Öyle oldu da böyle oldu. Yavrum farzla gel. Günah kebahirle gel. Şununla gel. Bu kadın ne yaptı sana? Ses yok. Neden? Toplumda yerleşmiş. Adamın canı sıkılınca boşayacak. Allah muhafaza eyledi. O yüzden normalde çocuklar da baba et bakıma. Erkekler hiç olmazsa erkek çocuklarına derse giderlerken yanlarında götürsünler. Onlara size ağırlık gibi gelmesin. Dört yaşındaki beş yaşındaki çocuk dergahta uyusun.
Dergahta uyumayıp, dergaha getirilmeyip, ondan sonra yok işte uykusuzdur evde otursun, yok işte ne yapacak gelip de şimdi evde işte bilgisayarda oyun oynasın, evde oynasın diyen kardeşlerin çocuklarını gördük hep. İmtihan ağırlık veyahut da anneler, kız çocuklarını derse götürmüyorlar, gittikleri yerlere götürmüyorlar.
O kendi çocuklarıyla diyalog kuramıyor. Anneler, babalar kendi çocuklarıyla diyalog kurup kendi gittikleri yerlere götüremiyorlar. Ondan sonra o çocuklardan imtihan yaşıyorlar. Sonra dua et. Nesli'ne dua edin. On beş yaşına kadar bu çocuğu neden getirmedin ki herkes getirirken? Ya senin gittiğin yeri sen mi beğenmiyordun? Çocuğun hani kimisi bir meslek sahibi olur da çocuğunu o meslek sahibi etmek istemez ya. Dikkana girmesin. Neden? Bu mesleği yapmasın. Aa iyi. Tamam. Peki ne mesleği yaptıracaksın bu çocuğa? O çocuğu o mesleğe götürür. Ses yok. Yani burası esnaf ve sanatkarlarının yaşandığı bir yer değil ki burası dergah. Senin oğlun kaç yaşında, beş yaşında, altı yaşında nerede?
Evde ne yapıyor? Televizyon izliyor. Ne yapıyor? Oyun oynuyor bilgisayardan. Ne yapıyor? Herhangi bir oyun sistemi var. Oyun sisteminden oyun oynuyor. Altı yaşında, yedi yaşında, on yaşında, on iki yaşında, on üç yaşında erkek çocuk bir müddet sonra zaten derse gelmek istemiyor. Neden? Nefsine ağır geliyor. Aynı şey kız çocukları için de geçerli. Önce kendileri götürmüyorlar, alıştırmıyorlar yanlarında anneler. E sonra kızlardan problem yaşanıyor. Erkeklerden problem yaşanıyor. Yaşanır. Allah muhafaza eylesin. O yüzden yanlarında taşıyacaklar kardeşler, arkadaşlar. Çocuklarını dergahta yetiştirmek kadar büyük bir lütuf, büyük bir ikram yoktur. Çocuğunu dergahta yetiştirmek kadar büyük bir lütuf, büyük bir ikram yoktur.
Tekrar söyleyeyim. Çocuğunu dergahta yetiştirmek kadar büyük bir lütuf, büyük bir ikram yoktur. Bunun altını çizerek söyleyeyim. Allah muhafaza eylesin. Amin. Lütbin bir babasının şöyle dediğini anlatıyor. Bizden öncekiler derlerdi ki doğruluk Allah'tandır. Edeb ise babalardandır. Edeb-ül müfret. Fazla hareketli, söz dinlemeyen, etrafındaki insanlara ve eşyalara zarar veren, bir erkek çocuğun terbiyesinden sorumlu olan yalnızca anne midir? Babalar da bu tip çocukların sorumluluğunu almalı değil midir? Muhakkak ki çocuklar sonuçta babaların, erkek çocuklar bilhassa babalarının yanında yetişecek.
Bir anne bir erkek çocuğa ne derse desin çok fazla söz geçiremez. Bir yere kadar geçerir. Bir anne kız çocuğuna da nereye kadar olursa olsun bir yere kadar söz geçerir. Bir baba edebi, bir baba düşüncesi, bir baba ağırlığı olması lazım. Hissedilmesi lazım. O yüzden böyle bu tip çocuklar da baba bunun eline altına almalı, bunu eğitmeli inşallah.
Derviş babaların bu çocuk yerinde durmuyor, benim sözümü dinlemiyor. Veyahut meşgulüm deyip çocuğu sürekli başlarından sarıp annelere yönlendirmeleri ve onlarla sürekli ve sadece annelerinin ilgilenmelerini istemeleri hakları mıdır? Hayır. Ciğeri yanmış bakın bayanların. Erkekler, erkek çocuklarınızla ilgilenin.
Allah'ı yesin inşallah. Ben haç için iki ay önce özel şirkete yazılıp bir miktar kapora yatırdım ve o an haç için niyetlendim. Bugün şirketten haber geldi, kalma surelerini uzatmışlar. Benim bu kadar iznim yok, bu nedenle gidemiyorum. Bu duruma çok üzülsem içime bir huzur çöktü. Haccım hacca olmuş mudur? Yani o zaman başka bir firma arayacaksın. Daha kısa götüren bir firma olabilir. İçeriğini bilmiyorum. Diyanetle mi gidiyorsunuz yoksa işçi vizesiyle ama soruyu soran burada mı? Bayanlardan demek ki. Bu normalde vardır muhakkak. Daha kısa sureli gidip gelenler incelemek lazım, araştırmak lazım.
Efendim, bilmiyorum belki de devlet memuru değilse. Sağlıklı ömürleriniz olsun öncelikle sizin ve arkadaşlarımızın. Ramazan ayında bir haber kanalında bir saati yakın bir sure peygamberlikten sonra en yüce makam şehitliktir konusu işlendi. Peygamberlerin daygıptayla bakacağını, umduğumuz zikir ehli onca hadis varken önemli değil mi sizce?
Önemli ama zikir ehlini öne çıkarmak istemezler ki. Zikir ehlini öne çıkarırlarsa diyecekler ki bu zikir ehli, bu zikir halakaları nerede? O zaman da iş başka bir yere denecek. O yüzden İslam dünyasında şimdi böyle bir yaklaşık 150 yıldan beri sufilerle alakalı bir örtme politikası var. Bu devam ediyor. Normalde hani İslam dünyasının dağılmışlığını, İslam dünyasının ekonomide, siyasette, askeriyede, bilimde, sanatta, kültürde geri kalmışlığını, geri kalmışlığını. Ne yazık ki İslam'ın içerisine İngilizlerin, batınların koyduğu değişik entelektüelmiş gibi görünen kimseler bunları böyle önce medreselere, önce sufilere, sonra medreselere bağladılar.
Şimdi de İslam'a bağlıyorlar. Siz gerisiniz, sebebi de bu ayetler diyorlar. Hadisleri de geçtiler artık. Bunlar yavaş yavaş adım, adım, adım, adım ilerlediler. Önce dediler ki bu tarikatlar, bu sufiler, bu dergahlar İslam dünyasının geri kalmasına sebep oldular dediler. Eyvallah. Ne yapalım? Kapatalım. Kapattık hepsini. Şeyhleri de, dervişleri de astık. Konya'da bir gecede 600-700'e yakın şeyh derviş asıldı. Hala da istiklal mahkemelerinin dosyaları açılmaz bu ülkede. İstiklal mahkemeleri nerede ne kadar insan astı, nerede ne yaptı, bunlar hala da Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde açıklanmaz, açılmaz. Meclisteki ilk meclisin tutanakları açılmaz.
Bunlar okunmaz. O yüzden bizde hala da bu tip şeyler böyle gizli, kapaklı, örtülü bir şekilde durur. Bu ülke zaman zaman bu adaletsiz kıyımlara, bu adaletsiz katmiamlara ne yazık ki maruz kalmıştır. Hala da maruz kalır. Hala da maruz kalır. Yani 28 Şubat'ın hesabı soruldu mu bak sorulmadı. 28 Şubat'ta maruz kalan o günün tabiriyle Refah Parti'nin en üst yöneticileri dahi davacı olmadılar. Ben hakkımı helal etmiyorum onlara zaten. Varsa bir hakkım helal değil.
Adamlar gittiler mahkemede davacı olmadıklarını söylediler. Ve 28 Şubatçılarla hiçbir işlerinin olmadığını söylediler. Onlarla hiçbir problemlerinin olmadığını söylediler. Yani o kadar 28 Şubat zulüm yaptı. İmam hatipler kapandı, Kur'an kursları kapandı, Kur'an kurslarının binalarına el konuldu. Kadınlar, kızlarımız başörtüleriyle okullara gidemediler.
Hepsini de başlarını açtırmaya kalktılar. O İstanbul Üniversitesi'nin içine tecrit odaları koydular. Başörtülü gelenler orada başörtülerini orada çıkarsınlar diye baskı yaptılar. Kameralar koydular, odaları aldılar. Burada Bursa'da kız imam hatibinin önüne polisler geldi, bütün her şey geldi. Kız imam hatibe başörtülü katmadılar. Normal imam hatiplere başörtülü katmadılar. Bu ülkede oldu bunlar. Dergahlar basıldı, hepimiz basıldık. Operasyon yaptılar hepimize. Hepimize. Vergi dairelerini gönderdiler. Vergi müfettişlerini gönderdiler. İnceleme yapmadan, hiçbir şey yapmadan cezaları yazdılar.
Benim ceza aldığım dava 28 Şubat'tan. Bakın fatura yok meydanda, bana ceza kestiler. Faturayı kendi normalde böyle asabımın bozukluğundan aklıma gelince konuşacağımı unutuyorum. Mahkemeye yazı yazdım, ceza verdiniz faturalarını bana bir fotokopisini verin diye mahkeme bana cevap bile vermedi. Büyüs mahkemeye gönderdi, gönderirken de söz konusu olan faturalar yoktur dedi. Olmayan faturadan ceza edeyim. 28 Şubat'tan kalan bunlar. 28 Şubat'tan kalan. Ve açık açık konuşacağım şimdi, hiç böyle lafımı, sözümü esirgemeden. O 28 Şubat'ta müdahil olmayan, davacı olmayan, 28 Şubatçılarla hiçbir meselemiz yok diyen Refah Partisi'nin uzantısı olan Saadet Partisi de gitti. Şimdi 28 Şubatçılarla ittifak etti.
Ben bangır bangır bağırıyorum. Ebediyen de bağıracağım. Bu bir kin değil. 28 Şubat'ı yapan, yaptıran, destekleyen hiç kimseye hakkım helal değil. Hiç kimseye. 28 Şubat'ı kim yaptıysa, kim yaptırdıysa, arkasında kim varsa, kim desteklediyse, benim kendi dergahımın içerisindeki benim kardeşim gibi gördüğüm kimseler de buna dahil.
Onlar da korktular, tırstılar, gittiler, sattılar kendilerini. Dersleri iptal ettiler, basılmaktan korktular. Sürülmekten korktular, iflas edilmekten korktular. Korktular da korktular, dergahlarının, tekkelerinin ders yaptıkları yerlerin kepeklerini indirdiler. Onlara da hakkım helal değil mi? Ben açık konuşuyorum. Varsa helal değil. 28 Şubat'ta biz derslere devam ederken bizi de bırakıp giden, korkan, tırsan, çekinen ne varsa, hiç birisine de hakkım helal değil mi? Açıkım bu konuda. Varsa bir hakkım helal değil mi? Neden? Direnmediler. Direnmediler.
O yolu seçmediler. Çünkü direnmemek onu desteklemektir. O zaten tekkenin kapısını kapatmanı istiyor. Sen kapattın mı kapattın, kerhen destekledin onu. Kerhen destekledin. O yüzden bir topluluğun içerisinde 28 Şubatçılar var mı var? O topluluk benden değil, benden uzak olsun.
İsterse içinde kim olursa olsun. Netin bu konuda. Kardeş 28 Şubatçı mı bu adamlar? Evet. Bunlar 28 Şubat'ı destekledi mi? Evet. 28 Şubatçılarla beraber hareket ettiler mi? Evet. Briefinglerde beraberdiler. Her yerde beraberdiler. Hakkım helal değil, bizden uzak olsunlar. Bu kadar. İsterse o kimsenin alnı secdeden kalkmasın.
İsterse o kimse zikrullah halakasında her daim dursun. Eğer 28 Şubatçılarla beraberse daha ağır konuşacağım. Vallahi de soysuzdur, billahi de soysuzdur. Kim olursa olsun. Kim olursa olsun. Onlarla beraber mi? Evet. Senin soyun kanın bozuk kardeşim. Allah yoluna çık etsin sen. Çünkü Müslümanlara zulmeden, Müslümanlara eziyet eden, Müslümanın başörtüsüyle, sakalıyla, şalvarıyla, cübbesiyle, sarıyla, tekkesiyle, Kur'an'ıyla, Kur'an kursuyla, mücadele eden, savaşan bir kimseyle sen nasıl beraber olursun? Sen nasıl beraber olursun kardeşim? İman bunu müsaade etmez. İman ettiysen sen Musa'dan yana olacaksın.
Firavun'un yanında ne işin var senin? Sen iman ettiysen Süleyman'dan yana olacaksın. Sen iman ettiysen Muhammed'in Mustafa'nın safında duracaksın sallallahu aleyhi ve sellemin. Senin Ebu Cehil'in safında ne işin var? Senin Utbe'nin, Şeybe'nin safında ne işin var senin? Senin müşriklerin, kafirlerin, gavurların safında ne işin var? Sen iman ehli misin? La la ila la Muhammed'in Resulullah dedin mi? Dedin. Ne işin var gavurların safında senin? Ne işin var münafıkların safında senin? O münafıklar da öyle demişlerdi zaten. O gün için münafıklık alameti oydu. Dediler ki yaz şimdi biz hurmalarımızı toplayacağız. Biz hurmalarımızı toplamazsak ne yaparız?
O gün için de öyle dediler. Mustafa abi bize ders yaptırıyor efendim. Bizi alır götürürlerse, başımıza bir şey gelirse bizim dükkanlarımızı kim açacak kapatacak? Kardeşim başımıza iş mi açalım? İşimizden mi olalım? Memurluğumuzdan mı atılalım? O gün için 28 Şubat'ın zulmüne boyun eğecek olanlar kendilerini bu bahaneleri buldular.
Öbür günlerde havayı sıcak bulmuşlardı Medine'deki münafıklar. Hurma bahçeleri normalde hurma toplanacaktı. Ondan sonra hurma bahçeleri bozulurdu. Hava çok sıcaktı. Haşa özür dilerikten söylüyorum onların tabiriyle Muhammed'in peşinde mi koşacaklardı yani? Öyle diyorlar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden hani 28 Şubatçılarla bir ve beraber olanlar desteklediler onları. Allah muhafaza eylesin. Onlarla beraber oldular. Onlarla beraber durdular. Şimdi de beraberler zaten. Hani diyorlar ya anca beraber kanca beraber diye. Beraberlikleri devam ediyor. Allah bizi muhafaza eylesin. Haklarınızı helal edin. Varsa sorusu olan Dilekiden soralım. O yüzden Allah muhafaza eylesin.
Zikir ehlini Öyle çok revaçta görmezler. Çok fazla görmezler. İstanbul'da ağır verilir. Ağır verilir. Tüm yolların hepsine ağır verilir. Normalde Hani belli. Efendim? Normalde terör belli. Terör senfak ediyorlar. Terör emeğiyle olan Kişi terörlüs hükmüyle Girer. Nasıl bir ibadet eden İyi doğru güzel bir kimseyi seven kimse O amelleri işlemese Dari ondan ona bir hayır sevap yazılıyorsa Bir kötüyü seven Kötüyü metheden kimsede O kötülüğü fiilen icra etmese Dahi o kötülüğü yapmış gibi Günaha girer. Bu ülkenin en büyük problemlerinden birisi Güneydoğu'daki terördür.
Bir ara ülkenin her tarafında vardı. Bu Güneydoğu'da Oluşturulan terör Dış kaynaklıdır. Bu zaten zaman içerisinde Dış kaynaklı olduğu İyice belli oldu. Orta Doğu'da Herkesin bir teröristi var şimdi. Fransa'nın var ABD'nin var İngiltere'nin var İsrail'in var Rusya'nın var İran'ın var Bütün ülkelerin şu anda Orada kendi teröristleri var.
Bunu alfabedeki harf yetmiyor. P-K-K-Y-G-B-B-T-S-N-D-H-G-B-C Ne istersen 29 harf yetmiyor. Orada herkesin bir teröristi var. Herkesin. Ve bu teröristler Ne yazık ki Orta Doğu'nun Ortasına atılmış Büyük bir fitne. Bunlar ahir zaman alameti. Bunlar hadislerde Geçen hadiseler. Ve orada o teröre Destek olan O terörle beraber hareket eden O teröre Sempatiyle bakan Evet O terörü yapmış gibi Günaha girer. Açık açık konuşacağım. O terörün O teröristlerin O terörün Türkiye'deki siyasi uzantısı HDP Ya bundan daha açık bir şey olur mu?
Adamların hepsi de Bin numaralı terörist. Onunla beraber olmak Onunla beraber hareket etmek Onunla aynı kaptan yemek yemek Onunla aynı yolda yürümek Aynen onun yaptıklarını kabul edip O yaptıklarından Hepsinden de sevabını Günahını Alacak onlar. Ya bu nasıl bir Müslüman? Bu nasıl bir milliyetperverlik? Bu nasıl bir vatanperverlik? Adam sivil Asker, polis Çocuk Hiçbir şey dinlemeden Okuldur Camidir Mekteptir Medresedir Evdir Barktır Dinlemeden Yakan Yıkan Vuran Öldüren Kıran Güneydoğu'yu Burnundan Fitil fitil getiren Memleketin Huzurunu kaçıran Ankara'da Bursa'da İstanbul'da Her yerde Bomba patlatan Terör uzantısı Terörün Siyasi uzantısıyla Yan yan olacaksın Allah Allah Allah Allah Onunla beraber olacaksın Allah Allah Bu şeytanla Nikah kıysan
Şeytan Şeytan dersin Bilirsin Kendini Onu göre Muhafaza edersin Lan bunlar Şeytandan Daha aşağılık Bunlar Şeytandan Daha aşağılık Bunlarla Beraber olan Onlardan da aşağılık Bu nasıl bir iman ya Benim işim parti değil Ben memleketimi düşünüyorum Ben gelecek çocuklarımızı düşünüyorum Memleketin huzurunu düşünüyorum Türkiye'nin milyon dolarlarını düşünüyorum Gencecik çocukların Gülerekten Şüheda şerbetini içmesini düşünüyorum Bu çocuklarımız Nerede şehit oluyor Bu polisimiz Nerede şehit oluyor
Bu askerimiz Nerede şehit oluyor Dava ne kardeşim Dava ne Belli Ne davası Bölünmek Ne davası Ben diyor Burada işte ABD'nin İngiltere'nin Ondan sonra Onun bunun Piyano olacağım Başka bir şey değil İsrail şimdi Batı'nın Himayesinde Batı'nın Korumasında Olmamış olsa Orada devlet Kurabilir miydi İsrail şimdi Batı'nın korumasında Olmamış olsa Orada durabilir mi Bir tane soysuzluk Yetmedi Bir soysuzluk daha Müslümanların kalbine Başka bir şey değil Bakın başka bir şey değil Ört boyuna
Başka terörlenirler Çal Yok kardeşim ya Bu milletin Kürt'le Türk'le Alakası yok Şimdi desem ki Burada Kürt kökenler Elini kaldırsın diye Yüzde ellidir Kaldırın ellerinizi Bitti Var mı Bugüne kadar Burada Irkçılık Yapıldığını Duydunuz mu Veyahut da Burada Ayrıştılan Dönüştüren Öteleyen Bir Söz Söz Konusu Değil ki Derdimiz Bizim terörle Ya Kendilerini Elin Amerikasına İngiltere'sine Fransa'sına Hollanda'sına ABD'sine İsrail'ine Peşkeş çekmiş Kimselerle İşimiz Mermiyi Kime Sıktın Ya Onu Söyle Bana Mermiyi Kime
Sıktığını Söyle Bana Kim Asker Kim Polis Kim Oradaki Sivil Vatandaş Bombayı Kime Patlattın Ya Kim Asker Kim Polis Kim Sivil Vatandaş Nereye Bombaladın Okulu Nereye Bombaladın Camii Nereyi Bombaladın Devlet Dairelerini Nereyi Bombaladın Belediyeyi Belediyelerinin Paralarını Nereye Harcadın Teröristlere Yol Su Elektrik Olarak Dönmedi Ya Teröristlere Araç Gereç Para Olarak Döndü E Şimdi Kimle Berabersin Teröristler Müslümanların En Büyük
Handikabı Hep Söylerim Yanı Başında Ya Derviş Kardeşin Vay Ya Sarını Neden Böyle Bağlanmış Bu Sarık Böyle Bağlanmalı Biz Yanımızdaki Müslüman Kardeşimizin Derviş Kardeşimizin Hatasını Kocaman Yapar Gider Gavurla İşbirliği Yaparız Ya Neden Ya Görün Sarını Nasıl Bağlanmış Ya Bu Sarığını Eksik Bağlamış Hadi Sünnette Eksiklik Yapmış Veya Haram İşlemiş Farzı Yerine Getirmemiş Haram İşlemiş Kardeşim Haram İşlemiş Günah Kebar İşlemiş Günah Kebar İşlemiş Beraber Saf Tuttuğun Kimse Sen Nasıl Gavuru Tercih Edersin Ki Müslümanın
Günahından Dolayı Sen Nasıl Müslümanın Günahından Dolayı Teröristi Tercih Edersin Ki Ya Bu Nasıl İman Bu Nasıl İman Ya Bu Nasıl Vatan Sevgisi Ki Sen Müslümanın Kusurundan Dolayı Gidip Gavurla İş Tutuyorsun Bu Nasıl Bir İman Ben Bunu Anlamakta Güçlük Çekiyorum Allah Muhafaza Eylesin O Yüzden Terör Sevicisi En az Terörist Kadar Günaha Giren Terörü Bulaşmasa Dahi Sevmekten Dolayı Bir Kimse Fıkıhçılar Böyle Hükmetmişler Bir Kimse Kumar Oynanan Bir Masaya Otursa Kumar Oynayanları Seyretse Onlara Muhabbet Destiyor Çünkü
Kumar Oynayanlar Kumar Oynamış Gibi Günaha Girer Orada Toplanmışlar İçki İçiyorlar Müslüman İçmiyor Hesapta O İçki İçenleri Sevse Onlara Karşı Muhabbet Destese Vay Ne Güzel Eğleniyorlar İçiyorlar Be Vay Be Dese İçmiş Gibi Günah Kebayra Girer Allah'ın Haram Kıldığı Bir Şeyi Bir Kimse Haram Harama Muhabbet Beslese O Haramı Açıktan İşleyenlere O Haramlarından Dolayı Muhabbet Beslese O Haramı İşlemiş Gibi Günah Kebayra Girer Hadis Mealen Söyleyeceğim Mahşer Mahşerde Hesap Zamanında Öyle Kimseler Olacak Diyecekler ki Biz bu
Günahları İşlemedik Ki Bakın Diyecekler ki Biz bu Günahları İşlemedik Ki Onlara Bir Nadi Seslenecek Siz Bunları Sevdiniz Bunlara Muhabbet Ettiniz O Kimse Diyecek ki Benim Böyle Bir Sevabım Yok Ben Bu Sevabı Bu Hayır Haseneti İşlemedik Ki Cenab-ı Hak Diyecek ki Onlara Siz O Hayır Hasenet İşleyen Onları Yapanları Sevdiniz Onlarla Beraber Oldunuz O Yüzden Hayır Haseneti İyi Ve İyilikleri Sevmek Nasıl Sevap İse Onlardan Yazılıyorsa Kişi Sevdiğinedir Hadis Şerif O Zaman Kötüyü Sevenler Kötülükleri Sevenler O Kötü Ve Kötülüklerden
Nasiplerini Alacaklar Allah Muhafaza Eves O Yüzden Cenab-ı Hak Cümlemizi Maddi Manevi Korusun İnşallah Memleketimizi Korusun İnşallah Alemen Nehu Le El Fatiha Mahsen Allah Allah

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi